Moskova

Moskova

14 Ekim 2015 Çarşamba

Tipi


Elimde Tolstoy’un, ilk öykülerinden oluşan bir kitap var.

Kitabın adı “Tipi”. Kitapta yer alan üç öyküden ilkinin ismi verilmiş. Helikopter Yayınevi’nin bir kitabı.

Kapağı son derece sade.

İşin kolayına kaçıp, kapağa örneğin İlya repin’in muhteşem resimlerinden biri ya da Woody Allen’in “Anna Karenina’yı okudum, olay Rusya’da geçiyordu,” demesi tadında bir desen ilave edilebilirdi.

Özenilmemiş, desen konulmamış bir kapak olarak düşünebilirsiniz, ancak Tolstoy gibi bir yazarın anlatımını fiyakalı bir kapak yaparak desteklemenin onu yazım zenginliğini küçümsemek olacağını da düşünmek lazım.

Okurun dikkatini kapağa çekmek, kafasını çelmek yerine hikayeyi anlatmayı Tolstoy Dayıya bırakmak daha doğru kuşkusuz. Helikopter de bunu yapmış zaten.

Kitabı keyifle okudum, ancak kitap beni bırakmıyor. Kütüphanemin raflarında kendisine ayırdığım yerde ikametini sürdürmeye adeta direniyor. Sanırım hep başucumda olmak istiyor.

Belki de ben öyle istiyorum, kabahati ona atıyorum.

Bu kitapta yer alan üç hikâye de 1856’da yazılmış. Yani Tolstoy’un gençlik yıllarında. Tolstoy, bu sırada 28 yaşında.

İlk hikâye olan “Tipi,” Tolstoy’un en dikkat çekici hikâyelerinden. Okurken dondum kaldım. Karakterlerin olağanüstü bir canlılıkla çizilmiş olması bir yana, sıradan bir doğa olayını öylesine dramatik resmeder ki, okur kendini onun içinde bulur, hatta neredeyse üşüdüğünü hisseder.

İkinci hikâye, “Tenzil-i Rütbe”de Tolstoy’un derin insan sevgisi, hem de son derece itici bir Guskov karakteriyle ortaya serilir. Hikâyenin dramatik finaline kadar okur, Guskov’a belli bir sempatiyle yaklaşır, zavallılığına rağmen onun bir alçak olmadığını düşünür.

Son hikâye, “Toprak Ağasının Sabahı,” yazarının kişisel deneyimlerini yansıtır. Romanın baş karakteri Nehlyudov, belli ki Tolstoy’un kendisidir: hayatını köylülerine, iyiliğe ve erdeme hasretme düşüncesi ve eylemi Tolstoy’a aittir. 

Rusçadan Türkçeye Hazal Yalın çevirmiş. Başarılı bir çeviri.

Rusçadan yapılan çeviriler Rusya’da yaşayan biri olarak beni özellikle ilgilendiriyor. Rus edebiyatının klasiklerini Türkçeden okuyan edebiyatseverlere senelerce haksızlık edildiğini düşünüyorum. Okurlar senelerce bu eserlerin İngilizce, Fransızca çevirilerinden yapılan çevirileri okudular. Yani tam anlamıyla “tavşanın suyunun suyu”.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder