Moskova

Moskova
Moskova'nın trafik çilesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moskova'nın trafik çilesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2015 Çarşamba

Trafik sıkıştı, Spartak Moskovalı futbolcular stada yürüyerek gitti

Sık sık Moskova'nın trafik derdinden bahsediyoruz ya, işte sorunun büyüklüğünü anlatan 2006 yılından, eski de olsa gülümseten bir haber.

A.A.

Rusya'nın başkenti Moskova'daki sıkışık trafikte kalan Spartak Moskovalı futbolcular, İnter maçına, 2 kilometrelik bir koşu ve metro yolculuğu ile yetişebildi. Spartak Moskova takımı, olayı veren Rus basınının alay konusu oldu.

Otobüslerinin trafiğe takılması üzerine, Spartak Moskova Teknik Direktörü Vladimir Fedotov, arabasıyla maça gitmekte olan bir taraftar tarafından, “Ben üç saatten beri burada bekliyorum” şeklinde uyarıldı. Bunun üzerine Fedotov ve tüm futbolcular, otobüsten inerek iki kilometre koştuktan sonra bir metro istasyonuna ulaştı.

Fedotov, metro istasyonunda tüm oyuncularını bir araya topladığını ve “Savunma ve hücum oyuncularının hepsi burada mı?” şeklinde bağırmak zorunda kaldığını açıkladı.

İnter maçından 1-0 mağlup ayrılan Spartak Moskova takımı, hem maç hem de yaya kalması nedeniyle bugün Rus basınında alay konusu oldu.

Sovietsky Sport gazetesi, dünkü olayı baş sayfasına taşıyarak, “Spartak Moskova'ya çıkışı metro gösterdi” başlığını kullandı.

Gazeteler, maçı izlemek için yola çıkan Ruslar'ın, Luzhniki Olimpiyat Stadyumu yolundaki trafik nedeniyle maçın başını kaçırdığını yazdı.

Haberlerinde oyuncu ve teknik adamların görüşlerine yer veren gazeteler, Spartak Moskova'nın Avusturyalı oyuncusu Martin Stranzl'ın “Daha önce hiç Moskova metrosuna binmemiştim. Ne kadar kalabalık olduğunu görünce şok oldum” dediğini yazdı.

Takım kaptanı Yegor Titov ise 1990'ların başından bu yana metroyu kullanmadığını belirterek, “Metrodan başka şansımız yoktu. Otobüsümüz sıkışık trafikte 45 dakikada sadece 50 metre ilerleyebildi. Polis de metroyu ücretsiz kullanmamıza izin verdi. Çok sıcak olması dışında metroda bir sorun yaşamadık” ifadesini kullandı. Spartak Moskova Teknik Direktörü Vladimir Fedotov ise olay sırasında en büyük korkusunun oyuncularını metroda kaybetmek olduğunu söyledi.

Fedotov, “Bazı oyuncularım metroyu bugüne kadar hiç kullanmamıştı ve kaybolabilirlerdi. Hepsini tek tek takip etmek ve geride kimsenin kalmadığından emin olmak için uğraştım” diye konuştu.

Oyun öncesi konuşmasını da metro vagonunda yapmak zorunda kaldığını belirten Fedotov, geç kaldıkları için yeterli ısınma hareketi yapamadıklarını, bunun da maçın başındaki kötü oyunlarına yansıdığını kaydetti.


28 Şubat 2015 Cumartesi

Çekicilerin çektirdikleri / M. Hakkı Yazıcı





















Çekicilerin çektirdikleri

                                                                                             M. Hakkı Yazıcı
                                                                                             mhyazici@yandex.ru

Kaynak: http://www.turkrus.com/

Bu sene Moskova’da geçen senelere göre nispeten biraz daha yumuşak geçen bir kışı yaşıyoruz. Bilen bilir, Moskova kışları öyle “lay lam loy” kışlardan değildir.

Yağan kar erimedi kuşkusuz, ama hiç olmazsa yollar temiz.

Halbuki bir iki hafta önce ne kadar çok kar yağmıştı!

Araç sahipleri arabalarını park edip, ertesi güne kolaylık olsun diye akşamdan temizleyip evlerine gidiyorlardı; bir sonraki sabah geldiklerindeyse arabalarını yine kar yığınının içinde, görünmez halde buluyorlardı.

Anlatacağım da o günlerden birinde olmuştu.

Evden çıktığımda kapının önünde baktım bizim komşu Azeri Hüseyin avucunun içinde bir şey, avluda dolaşıp duruyor; bir yandan da söyleniyordu:

“Mənim uşaq haradadır?”

Elindeki arabasının uzaktan kumandasıydı. Kar yığını altında kaybolmuş arabaların arasında kendi jigulisini arıyordu. Uzaktan kumandasının düğmesine bastı.

Kar yığınlarının arasından “civuk, civuk,” diye mekanik bir ses geldi.

“Hah, işdə tapdım. Buradasan!” diye sevinçle bağırdı.
Hüseyin, arabasının üzerindeki karları temizlemek için bagajından gerekli alet edevatı çıkardı.

Bir el atıp, yardım edeyim dedim. Çok memnun oldu. Elime bir fırça alıp işe giriştim.

Dalmıştım, “Hop qardaş nə edirsən?” diye müdahale etti.

Hüseyin’in tepkisine şaşırıp durdum.

Sonra sebebini anladım; meğer ben plakayı da temizliyormuşum; halbuki o, plakanın bilerek kirli kalmasını ve numaranın okunamamasını istiyormuş.

Hani biz de İstanbul’daki otopark sorunlarından, çekici teröründen konuşurduk ya, şimdilerde Rusya’da da benzer sorunlar yaşanıyor.

Söylenene göre Moskova’daki trafikteki araç sayısı üç milyon civarında. Bu sayı her geçen gün artıyor, ancak otopark alanıysa çok kısıtlı.

Ria Novosti Haber Ajansına beyanat veren Moskova Park Alanları İdaresi Başkan Yardımcısı Sergey Mariniçev, yapılan bir araştırma sonucunda, şehirde her gün yaklaşık kırk beş bin aracın park ihlali gerçekleştirdiğini saptadıklarını söylüyor.

Ancak Moskovalılar da dertli. Araçlarının park ihlalinde otoparka çekilmesi Moskovalıları canından bezdirmiş durumda.

Önce üzerinde bir kamera bulunan polis araçları caddeleri turluyor, parkeden araçların resimlerini çekiyor, internetten merkeze iletiyor, merkezde bunlar kontrol ediliyor, park eden araçların hatalı bir durumu varsa çekici geliyor. Falan…

Moskova’da geçen sene içinde birden hepsi yeni, hepsi gıcır gıcır bir çekici ordusu oluştu.
Hem otopark parası, hem de çekici parası vermesi de cabası... Tabii bir de daracık alanda otomobilleri çekmeye çalışan çekicilerin araçlara verdiği zarar var ki sormayın gitsin... 

Bazıları, plakalarının bazı numaralarını kağıtla kapatıyorlar. Bir de özel bir malzeme çıkmış piyasaya, sürücüler bundan alıp plakalarını kaplıyorlar. Bu malzemeyle kaplanan plakalara çıplak gözle bakıldığında numaralar okunabiliyor, fakat her nasılsa fotoğraflarda numaralar çıkmıyor.

Moskova’da yanlış park eden araçları ihbar etmek için hazırlanan cep telefonu programı yakında uygulamaya konulacak. Yani bir de muhbir vatandaşlar türeyecek.

Araç ve yaya trafiğinin sağlığını bozan etkenlerden biri de kuşkusuz yanlış park etme alışkanlıkları. Ancak bu yanlışlığı düzeltirken de ortalığı birbirine katarsanız, ne yazık ki çözüm değil sorun üretmiş olursunuz...

***
Azeri Hüseyin içini çekti:

“Bilirsənmi bu çekiciler nələr çektiriyor Moskovalılara?”

Hüseyin’in karısı Elena İvanovna bir mağazada bir bluz beğenmiş, aklı o bluzda kalmıştı.

Mağazalarda devam eden ucuzluk kampanyalarında ilginç fiyatlara seveceğiniz bir şeyleri bulmak hala mümkün. Ekonomik krize, bütün olumsuzluklara rağmen, bazı mağazalar, müşteri yitirmemek için direnebildikleri kadar direnmekte, fiyatları anormal oranda arttırmamakta kararlı gözüküyorlar. Ne kadar direnebilirler, orası belli değil tabii ki...

Ruslar, daha sonra bu fiyatlara bu malları bulamamak endişesiyle, o an ihtiyaçları olmasa bile bulduklarını alıyorlar. Tabii parası olanlar…

Elena İvanovna, aklının kaldığı bluzu almak için gitmiş. Hemencecik dönerim diye arabasını bulabildiği ilk yere park etmiş.

Koşa koşa içeri girmiş, düşündüğü gibi beğendiği bluzu almış, parasını ödemiş, paket bile yaptırmadan yine koşa koşa geri çıkmış.

Ancak arabanın yerinde yeller esiyormuş. O kadarcık zaman içinde çekiciler gelmiş, arabayı olduğu yerden alıp, gitmişler.

Elena İvanovna, ağlamaklı bir halde arabanın nereye çekildiğini öğrenmiş. Bir taksiye atladığı gibi oraya gitmiş.

Allahtan yanında yeteri kadar para varmış. İşlemler yapılmış; park cezası, çekici parası, taksi ücreti derken dört yüz Rublelik bluz, yaklaşık on bin Rubleye mal olmuş.
İşlemlerin hemen yapılması, sırada öne geçmek için verilen avanta da cabası.

Hüseyin:

“Nə deyirsən? Bu sənə görə ağıllı bir alver mi?” diye sordu.

Sesimi çıkarmadım. Onun kızgınlığına ortak olup, daha fazla kışkırtmak iyi olmazdı. Neme lazım, karı-koca arasına girilmez. Olumsuz bir şey söylesem Elena İvanovna’nın kulağına gider, aramız açılır filan.

***
Bu park sorunuyla ilgili ne maceralar, ne hikayeler var. Her gün başka ilginç şeyler duyuyoruz.

Otomobili çekici üzerindeyken yetişen sürücüye aracın ücret alınmadan teslim edilmesi gerekiyor. Ancak her şey kâğıt üzerinde kalıyor.

İçinde sürücüsü olan aracın da çekilmemesi gerekiyor.

Adamın biri, çok uzun süre arabasının içinde oturup bir rekora da imza atarak eylemde bulunmuş.

Genç bir kadın, dört aylık bebeğini arabasının içinde bırakıp kısa süreliğine bir yere gitmiş, döndüğünde bir bakmış ki araba park ettiği yerde değil. Tabii bebeği de…

Çok güzel ve çekici bir başka kadın, çekici arabasını çekerken yetişiyor. Kadınlığını, cazibesini kullanırsa arabayı kurtarırım zannediyor. En çekici ses tonuyla yalvarıyor, ancak nafile.

Bir başka olay da şöyle:

Moskova’ya yakın şehirlerden birinden bir adam sabah erken saatlerde iş için geliyor. Yolların durumunu önceden bilemediği için her ihtimale karşı biraz erkence saatte yola çıkıyor ve umduğundan daha erken bir zamanda Moskova’ya ulaşıyor. O saatte her yer kapalı. Yorgun olduğu için bundan istifade biraz dinlenmek, uyumak istiyor. Arka koltuğa geçip, bir battaniyeyi kafasından aşağı örtüp yatıyor. Bir süre sonra uyanıp, gözünü açtığında kendisini park ettiği yer yerine çekicilerin araçları çekip götürdüğü uzak ve hiç bilmediği bir yerde buluyor.

***
Bir arkadaşım anlattı, onun yalancısıyım. Geçenlerde hali vakti iyice, akıllı, başarılı bir Türk iş adamına trafikte iken Türkiye’den telefon gelir.

“Abi, hemen atla gel; bu işi senden başka kimse halledemez,” derler.

Adamcağız, o sırada çok müşkül durumdadır, ama “Yav kardeşim, ben şu anda arabanın içinde ‘devit bal probki’ de mahsur kalmış vaziyetteyim; yok, gelemem arkadaş!” diyebileceği bir durumu da yokmuş.

Neyse telefonu kapatmış; elindeki “çok akıllı” telefonundan uçak saatlerini, boş yer olup olmadığını kontrol edip, internetten biletini almış.

Allahtan üç buçuk saat sonra bir uçak varmış.

Bütün bunları rahat rahat yapmış, zira araba trafikte kımıldayamaz bir haldeymiş. Tamam, biletini almış, ama milim kımıldamayan bu trafikte havaalanına arabayla gidebilmesi, belki saatlerini alacak, muhtemelen de uçağı kaçıracaktır.

En iyisi Metroyu ve Aeroekspres’i kullanmak, diye düşünmüş.

İyi de, o çok sevdiği pahalı arabasını nereye park edecektir?

Hele hele bu park sorunu akıllara seza!..

Tam o sırada bulunduğu yerin biraz ilerisinde bildiği bir banka varmış. Çok yoğun olmasa da ara ara işinin düştüğü o bankanın şube müdürünü tanıyormuş. Bankanın şube müdürü de onu tanırmış ve kredi müşterisi olması için hep peşindeymiş.

Akıllı bir iş adamı dediysek, öyle boru değil; başarısının altında önemli ölçüde çok zeki ve pratik çözümler üretebilme yetisinin olması yatıyormuş.

Belki de “uyanık” demek daha doğru…

Daha önce de birkaç kere geldiği için bankanın kapalı bir garajının olduğunu biliyormuş. Önceden banka müdürünü telefonla arayıp, propuskunu ( пропуск ), yani içeri giriş iznini falan halletmiş.

Bankanın önüne geldiğinde direksiyonu kırıp, park yerine girmiş. Hemen banka müdürünün odasına çıkmış.

Banka müdürü, onu görünce çok mutlu olmuş.

Bizim iş adamı selam sabah faslını kısa kesip:

“Bana çok acilen beş bin dolar kredi lazım,” demiş.

Müdür şaşırmış:

“İyi de,” demiş, “Sizi tanıyorum gerçi, ama bizim bankanın kredi müşterisi değilsiniz. Söylediğiniz meblağın sözü bile olmaz, ancak öncelikle istihbaratınızın yapılması, talebinizin kredi komitesine sunulması, limitinizin çıkması, alacağınız kredinin teminatlandırılması lazım.”

“Yahu, size illa kredi verelim, bizim bankada mevduat hesabı açın diye peşimde koşan siz değil misiniz? Şimdi yarım saat içinde bana acilen bu para gerekli. Beni tanıyorsunuz zaten, gerekli işlemleri bilahare yaparız. Siz kredi sürecini başlatın. Teminat diye ısrar ediyorsanız. Bu benim aşağıda sizin garajda bulunan arabamın anahtarı, buyurun; size bırakıyorum. Gerekli teminatı birkaç kere karşılar. Bir hafta sonra da imzaları falan, her şeyi tamamlarız,” demiş.

Banka müdürü biraz tereddüt etmiş, ancak müşteriyi kaçırmak istemiyormuş. Meblağ da çok büyük değilmiş. Kendi yetkisi dahilinde kasadan beş bin dolar getirtmiş, bizim iş adamına vermiş.

Uyanık iş adamımız, koşar adımlarla, banka müdürünün şaşkın bakışları arasında dışarı çıkmış; yakınlardaki Metro istasyonuna gidip Metroyla Kiyevskaya’ya, oradan Aeroekspres’le Vnukova Havaalanı’na gitmiş; zamanında uçağa yetişmiş.

Bir hafta içinde işlerini hallettikten sonra, huzur içinde İstanbul’dan dönmüş. Ertesi gün de bankaya gitmiş.

Beş bin dolarlık krediyi, anaparasını, faizini, masraflarını ödeyip kapatmış. Kredi sözleşmesini imzalamış, gerekli eksik evrakları vermiş. Şubede bir ticari mevduat hesabı açmışlar. Yeni ve daha büyük bir kredi limiti için de başvuru yapmış.

Bütün bunlar olurken banka müdürü, bu kredi ilişkisinin tuhaflığına gülüyormuş.

Bizim iş adamı dayanamamış, “Müdür Bey, sizinle samimiyetimiz arttı, kızmazsanız işin doğrusunu anlatmak istiyorum,” demiş.

Her şeyi açıklamış.

“Düşünsenize benim o anki müşkül durumumu. Nereye bırakacaktım arabayı? Hem benim sevgili arabamı emanet edebileceğim sizin garajdan daha güvenli bir yer bulabilir miydim? Bir de kredi faizini, masrafları falan, hepsini hesaplayın, bu kadar ucuza bir park yeri bulabilir miydim?”

***
Bu aralar ekonomik olumsuzluklar ve park sorunu nedeniyle trafiğe çıkan araç sayısı nispeten azaldı, Moskova’nın en büyük belası “probki” sorununda bir rahatlama var; ancak yine de yollar araba dolu.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen hiç kimsenin arabasından vazgeçmeye niyeti yok gibi görünüyor; zira araba kullanmanın Ruslar için dayanılmaz bir çekiciliği var.

Hem de çekicilerden çektikleri bunca çileye rağmen.



16 Kasım 2013 Cumartesi

Moskova'nın başbelası: Probki

Türkrus.Com yazarı  M. Hakkı Yazıcı'nın kaleminden: 

Serkan, “Arabayla gideriz,” deyince kanım dondu. 

Aylardan beri peşinde olduğumuz bir Rus firmasıyla iş görüşmemiz vardı. Sonunda bizimle görüşmeyi kabul etmişlerdi. Peşinden büyükçe bir sipariş gelebilirdi. Peki ya zamanında gidemez, gecikirsek!?.. Bir çuval inciri berbat edebilirdik. 

Yalvaran gözlerle baktığımı görüp:

“Peki müdürüm, o zaman ayrı ayrı gidelim. Ben arabayla giderim, sen metroyla gelirsin; metro çıkışında buluşup, müşteriye öyle gideriz,” dedi.

Çaresiz, “Tamam,” dedim. 

Yapacak bir şey yoktu; buna da razıydım. En azından o yetişemezse bile ben görüşmeye yalnız giderdim, sonradan gelirse toplantıya katılırdı.

“Tom Tom’un en son raporunda da Moskova’nın yine Avrupa’nın en fazla trafik sorunu olan şehri olduğunun açıklanmasına rağmen sen hala bu önemli iş toplantısına arabayla gidelim diyorsun, d’il mi? Pes yani!” diye isyanımı belli ettim.

“Kim abi bu, Tom Tom?” 

Anlattım: Tom Tom, bizim çok bilen arkadaşlarımızdan birinin lakabı falan değildi. Dünyanın en büyük navigasyon şirketlerinden biriydi.  

Tom Tom'un yaptığı araştırmalara göre Moskova, Avrupa'da trafik sıkışıklığında  liderliği kaptırmıyordu. İstanbul bile Moskova'dan sonra ikinci sırada bulunuyordu. 

Bu da bizim gibi trafik çilekeşi İstanbul’lulara ancak bir teselli ikramiyesi olabilir.

Sadece Tom Tom olsa neyse, IBM şirketi uzmanları tarafından gerçekleştirilen araştırma sonucuna göre de Moskova trafikte en fazla vakit harcanan yer dalında birinci olurken, en kötü trafiğin olduğu yirmi şehir sıralamasında ise dördüncü sırada yer alıyor. Moskova’nın önünde Yeni Delhi, Sao Paulo ve Milano var. 

İlginç,.. sevinelim mi? İstanbul bu listede yer almıyor.

Kader işte; senelerce İstanbul’da yaşayıp, çalıştıktan, trafik çilesini çektikten sonra kalk gel daha beter trafiği olan Moskova’da yaşayıp, çalışmaya başla…. 

Moskova’yı bilmeyen bir İstanbulluya Moskova’da trafik sorununun İstanbul’unkine bile rahmet okutacak derecede kötü olduğuna inandırmak çok zor.

Bu raporlar ortadayken önemli bir iş toplantısına arabayla gitme teklifi beni adeta çıldırtmıştı.

Serkan, “Boşver tonton abicim, Tom Tom’u falan… Anlaştığımız gibi ben arabayla, sen metroyla, ayrı ayrı gidelim. Metro çıkışında buluşuruz,” dedi.

Bu çocuk, araba aldığından beri neredeyse her yere, hatta tuvalete bile arabayla gider olmuştu. 

Genç çocuk tabii, hevesini alsın…

Bense garanticiyim. Arabayla bir yere gitmeden önce internetten, Yandex’ten trafik durumuna bakmadan asla dışarı çıkmam. Eğer durum kötüyse mutlaka metroyu tercih ederim.  Metroyla nereye ne zaman gideceğinizi hesaplamak çok kolay; kesinlikle hiç şaşmaz.

***
Moskova’nın bu trafik sorununu anlamak da, çözmek de her babayiğidin yapabileceği bir şey değil. 

Hem de dünyanın en eski, büyük ve önemli metro ağlarından birine sahip bu koca şehirde ulaşımın önemli bir kısmının metro ulaşımıyla yapılıyor olmasına rağmen…

Aslında Moskova’nın trafik sorunu yeni değil. Günlük hayata yerleşmiş. Rusça probki (Пробки ) sözcüğünün sözlükteki karşılığı şişe mantarı, ancak “trafik sıkışıklığı” anlamında da kullanılıyor.

Nüfusu on beş milyona yaklaşan Moskova’daki araç sayısı dört milyonu geçiyor. Bunun tercümesi şöyle; her dört kişiden birinin aracı var.

Benzin ucuz, araç fiyatları da uygun olunca trafiğe çıkan araç sayısı her geçen gün artıyor. Serkan alınmasın, ama bilen bilmeyen üç kuruş parayı denkleştirince altına bir araba çekiyor. Moskova’da her cinsten, her kaliteden ve yaştan araba var; en ucuzunu da, en pahalısını da yollarda görmek mümkün. Böyle olunca trafik sorunu da çözülmek yerine daha işinden çıkılmaz bir hal alıyor. 

Yollar ve trafik akış düzenlemesi de hatalı olunca iş çığırından çıkıyor. Yeni çareler üretmek için her yerde yol inşaatları var. 

Haliyle şimdilik bunlar da trafiği olumsuz etkiliyor.

Rusya’da araba kullananların şikayetlenip hep kullandığı çok bildik bir deyiş var:

“В России две беды – дураки и дороги”(Rusya’nın iki önemli sorunu var-yollar ve aptallar).

Rusça telaffuzu kafiyeli de olan bu deyişin trafik çilekeşlerinin duygularını ifade ettiği aşikar.

Allahtan Metro var. Rus orta direğinin önemli kısmı bu ulaşım aracını tercih ediyor. Şaka yollu “Halk yeraltına inmiş, mafya yer üstünde,” deniliyor.

Moskova’lılar tevekkülle yakında pek çok şeyin düzeleceğini umuyorlar.

***
Toplantı günü Serkan kapıdan çıkmadan önce “Seninle takım elbisesine iddiaya girelim,” dedi. “Ben senden önce gideceğim.”

Kendimden emin hemen kabul ettim.

Birkaç sene önce iki gazeteci benzer bir deney yapmışlardı. Moskova’nın bir ucundan bir diğer ucuna metroyla ve araçla gitmenin ne kadar sürdüğünü denemişlerdi. İki gazeteci aynı yerden aynı hedef yerine ulaşmak için hareket etmişti. Bunlardan biri yolu metroyla, diğeri ise arabayla katetmişti. Araba belirlenen yere beş saat iki dakikada varabilmişken, Metro ile gidense varılacak yere sadece bir saat beş dakikada ulaşmıştı.

Ne büyük fark değil mi?

Aynı şeyin bizim bu olayda da kanıtlanacağından hiç kuşkum yoktu.

***
Metroyla ulaşım garanti, ancak sabah kalabalığında boğuşmadan vagonlara binmek, yer bulmak zor. 

Ben de herkes gibi ittire kaktıra kendime yer açtım.
Sadece içeri girmekle kalmayıp şansıma oturacak bir yer bile buldum.

Ancak mutluluğum uzun sürmedi.  Tepeme süslü püslü orta yaşlı bir bayan dikilince keyfim kaçtı. Gözlerini bana dikip, bakmaya başlamıştı bile. 

Birden anlatılan bir hikayeyi hatırladım.  

Hikaye şöyle:  
Metro’nun en yoğun olduğu sabahın erken saatlerinde bir kadın kendisini zor bela Metro vagonunun içine atıyor. Ümidi de birisinin kalkıp kendisine yer vermesi. Gözüne kestirdiği bir adamın önüne dikilip bekliyor. İki istasyon geçiyorlar, adamın oralı olduğu yok. En sonunda dayanamayıp adama çıkışıyor.
“Ayıp değil mi size, ayaktaki bir leydiye yer vermiyorsunuz?” diyor.
Adam, aldık başımıza belaya der gibi, sıkıntılı bir surat ifadesiyle kafasını kaldırıyor, kadına bakıyor:
“Kusura bakmayın, ama siz bir leydi olamazsınız,”diyor. “Leydiler bu saatte evlerinde uyuyor olurlar ve Metro’yu da kullanmazlar.” 

Yer vermezsem olmazdı. Kadın, bana bir şeyler söylese bu hikayedekine benzer bir cevap verebilirdim, ama çıkabilecek muhtemel bir skandalı göze almak istemiyordum.

Kalkıp, yer verdim. Kadın, süzülerek gülümsedi, teşekkür edip, oturdu.

***
Dünyanın en eski, en güzel metrolarından biri Moskova Metrosu…Tarihi dokusu ve sanat içerikli yapısıyla Moskova’da turistlerin en fazla ilgisini çeken yerlerden biri aynı zamanda. 

Metronun yapımı,  Josef Stalin tarafından 1931'de başlatılmış. O zamanlar, Komünist Partili işçiler ve Konsomol üyesi gençler tarafından inşaat sürdürülmüş...

1935 yılında Sokolniki-Park Kulturi istasyonları arasında ilk hattı faaliyete giren Moskova Metrosu, bugün toplam uzunluğu 313 kilometreyi bulan 12 hat ve 187 istasyonuyla Moskova’nın “hayat damarı” haline gelmiş durumda.

İlk seferini 15 Mayıs 1935’ da sabah saat 07.00'de yapmış. O zaman 13 olan istasyon sayısı bugün 187'ye kadar yükseldi.

Benim bildiğim bu kadar, ancak bu yazıyı yazarken yeni istasyonlar bile eklenmiş olabilir. Zira durmadan genişleme çalışmaları yapılıyor.

Uluslararası Metrolar Birliği’nin açıkladığı verilere göre, kilometre başına 8,5 milyon yolcuyla Moskova Metrosu dünyada São Paulo (Brezilya) Metrosu'ndan sonra en çok yolcu taşıyan ikinci büyük metro.

Önceden planladığım gibi Kahverengi ring hattından aktarma yaptım.

Bu kahverengi ring hattıyla ilgili olan komik bir şehir efsanesini inanmasam da seviyorum ve bilmeyenlere sürekli anlatıyorum.

Güya Metro’nun projesinin sunulduğu toplantıda Stalin, elindeki kahve kupasını masanın üzerine yayılı planın üstüne koymuş, kupanın altına sızmış kahve projenin üzerinde kahverengi yuvarlak bir iz, bir leke bırakmış. Toplantıdaki hiçbir mühendis korkudan soramadığı için de proje o şekliyle gerçekleştirilmiş. Bütün diğer Metro hatlarını birleştiren bir köprü görevini gören kahverengi renkli yuvarlak Koltsevaya (Кольцевая) Hattının hikayesi böyle... İnandırıcı değil, ama matrak bir hikaye.

Her Metro istasyonunun ayrı bir hikayesi var.  

Mesela Ploşad Revolyutsiy Metro İstasyonu’nda Matvei Manizer’in eseri olan bronz köpekli Bolşevik askeri heykelinin mistik bir güce sahip olduğuna inanılıyor. Yolu bu metro istasyonundan geçen Ruslar kurt köpeğinin burnunu şevkatle okşamadan geçmiyorlar. 

Her nedense Ruslar geçerken mutlaka kurt köpeğinin burnunu ve bazen kalçasını okşuyorlar. Daha çok da kadınlar yapıyor bunu... Büyük bir sevgiyle yaklaşıp, köpeğin burnunu avuçluyorlar. Metronun yoğun olduğu sabah saatlerinde köpeğin önünde neredeyse sıra oluşuyor.

Tanıdığım bütün Ruslara sebebini sordum; bir bilene rastlayamadım. İgor’a göre bu, yeni türetilmiş saçma sapan bir şey; eskiden yokmuş böyle bir şeyler. Hikayesi olmayan bir gelenek oluşmuş. Belli ki bunu bir uğur sayıyorlar. Bitemeyen kriz günlerinde yoksullaşan Rusların böyle bir avuntuya gerçekten ihtiyaçları var belki de.

Belki ayıplayacaksınız, ama laf aramızda, inanmadığım halde, rahatlattığı için ben de yapıyorum bunu.

Hem de yolumu değiştirip, bir yuvarlak çizip heykellerdeki köpeklerin dördünün birden burnunu okşuyorum.

***
Metro içindeki seyahatim tam hesapladığım gibi, neredeyse dakikası dakikasına sona erdi.

Muzaffer bir edayla dışarı çıktım. 

Bari Serkan çok geç kalmasa. Hava soğuk, pek dışarıda beklenecek gibi değil, diye düşünürken Serkan’ı karşımda buluverdim.

Olamazdı…

Bu mucizeyi nasıl gerçekleştirmişti? 

Çok olağanüstü bir şey olmalıydı. Mesela o gün hiç kimsenin trafiğe çıkmamış olması falan gibi bir şey...

Serkan, zevkten dört köşe:
“Sözümüzü unutmadık d’il mi? Takım elbisemi hemen isterim haaa,” dedi.

Sus pus olmuştum. 

Birlikte Serkan’ın arabasını park ettiği yere doğru yürüdük.

Kerata iyi de bir park yeri bulmuştu.

Fazla oyalanmadan müşterimizin ofisine doğru yola çıktık.

Ben sessizce otururken, o, radyoda Rusçanın yanısıra bolca Türkçe ve Doğu ülkelerinin şarkılarına yer veren Vastok(восток) FM’i açmış, o sırada çalan Yalın’ın “Kasma” şarkısına keyifle eşlik ediyordu:

“Kuş uçuşu burdan ne tutar oralar
Hani kapasam gözleri karşımda sen vardın.”

Benim iyice mahsunlaşıp, sessizleştiğimi görünce sonunda dayanamadı:

“Yahu müdürüm, kızmazsan sana hikayenin aslını anlatacağım,” dedi.

Anlamadım tabii…

Boş gözlerle baktım.

“Ben sana kötü bir şaka yaptım. Sana hak verdiğim için arabayla değil, ayarlayıp ben de senden önce metroyla geldim. Seni şaşrtmak için de arabayı akşamdan metro istasyonunun yakınına park edip, burada bırakmıştım,” dedi.

Kızdım mı? Yoo, kızmadım. Ama bir süre şokunu atamadım üzerimden.

“Deli herif!.. Delisin sen, işi gücü bırakmış, üşenmeden benimle uğraşıyorsun,” dedim.

Serkan, biraz deliceydi, ama iyi bir satış elemanıydı. Sempatik de denilebilirdi. 

Yok,..yok kesinlikle sempatikti.

“Abi, akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol, dünya senin kahrını çeksin,” diye izah ederdi hep yaşam felsefesini.

Böyle diyordu, ama kendisiyle çelişiyordu. 

Moskova’da yaşamanın zorluklarına katlandığına, buradaki iş hayatının kahrını çektiğine göre kesinlikle bu felsefesiyle çelişiyordu. 

Bu arada benim metronun en garantili ulaşım aracı olduğuna dair teorimin çökmemiş olmasından dolayı da rahatlamıştım.

Takım elbise masrafından kurtulmuş olmam da cabası kuşkusuz….


27 Temmuz 2011 Çarşamba

Yolda “aktif savunma” teknikleri



Moskova trafiğinin nasıl bir kaosa dönüşebildiğini artık neredeyse tüm dünya biliyor. Ama sorun sadece trafik tıkanıklığı değil, bazı sürücülerin dikkatsiz, hatta saldırgan araç kullanması ve bunun yol açtığı can kayıplı kazalar. Bir satış elemanı olarak zamanı yollarda geçen Sergey Moiseyev önce trafikte karşılaştığı sorunlarla baş edebilmek için özel bir okula gitmiş, ardından aynı okulda öğretmenlik yapmaya başlamış. 2001 yılında ise kendi okulunu kurmuş. Şu anda Moskova ve diğer kentlerdeki okullarında 250 öğretmen görev yapıyor ve müşterileri arasında BP, Shell ve Philips gibi dünya devleri bulunuyor.

Peki, okulda ne öğretiliyor? Asıl önemli ders, “araba kullanırken her an herşeye hazır olmak”. Örneğin Moskova sokaklarında direksiyon sallarken kırmızı ışık yanınca otomatik olarak durmamalısınız, çünkü arkadan gelen ve durmaya niyeti olmayan sürücü size kolaylıkla çarpabilir! Ya da duran bir troleybüsün önünden her an bir yayanın çıkmasına hazır olmalısınız. Ya da yanınızdan son sürat geçen dört çeker aracın tramvay yolundan geçerken hızını saatte 5 kilometreye düşürerek arkasındaki araçlara “işkence” etmesine de hazırlıklı olmalısınız.

Moiseyev’in “aktif savunma” adını verdiği derslerin özünü sürücülerin dikkatli davranarak yolda ortaya çıkabilecek sorunları tahmin ederek ya da sezerek başlarını beladan uzak tutabileceği varsayımı oluşturuyor. Moiseyev, ehliyet sahibi olmakla araba kullanabilmenin farklı kavramlar olduğunu da belirtiyor ve özel sürücü okullarında dönen rüşvet olaylarına dikkat çekiyor.

Rakamlara göre trafik kazalarında azalma olsa da Rusya bu alanda dünya sıralamasında hala en önlerde. 2004 yılında Rusya’daki trafik kazalarında toplam 34 bin kişi hayatını kaybetmiş, 2010’da ise bu rakam 26 bine kadar düşmüş. Moskova’da geçen yıl toplam 11.757 kaza meydana gelmiş ve 762 kişi hayatını kaybetmiş. Rusya çapında 2010’da sarhoş sürücüler 12 bine yakın kazaya yol açmış ve iki bine yakın kişi ölmüş. Bu arada polisin sarhoş yakalanan sürücüleri bırakmak için istediği rüşvet de 300 bin rubleye, yani 10 bin doların üstüne çıkmış durumda.

Bir diğer sorun sürücülülerin trafik konusuna gayri ciddi yaklaşması. Örneğin yeni yapılan bir ankete göre arabada çocuk koltuğu bulundurmanın ciddi bir suç olduğunu sadece yüzde 2.4’lük kesim düşünüyor.

Kaynak :http://www.moskovalife.com/

2 Şubat 2011 Çarşamba

Ay kimse bana yol vermiyor!..













“Migalka”, yani geçiş üstünlüğüne sahip araçlara takılan mavi tepe lambasının diğer sürücülerin tepkisini nasıl çektiğini artık herkes biliyor. Tepkinin nedeni bu araçların geçişlerde üstün olması değil, kuralları fütursuzca çiğnemesi, diğer sürücülere karşı saygısı...

...davranması ve bu nedenle zaman zaman kazalara neden olmaları. Geçen hafta “migalka”lı araçların yol açtığı trafik kazaları bir grup sürücü tarafından protesto edilmişti. İşte, Moskovalıların sürekli gündeminde olan bu konu geçen günlerde City_FM radyosunda çalınırken bir bayan dinleyici istasyona telefon etti. Adının Tatyana olduğunu söyleyen kadın, mavi tepe lambalı bir araç kullandığını, ancak sürücülerin kendisine bir türlü yol vermediğini söyledi.

Tatyana, “İnsanların bana arabamdaki tepe lambası nedeniyle yol vermediğini tabii ki biliyorum. Sürücüleri biraz düşünceli olmaya davet ediyorum”dedi! Bu sözleriyle stüdyodaki kahkalara boğan kadın kendisinin çalışmadığını, eşine ait “migalka”lı arabayı kullandığını söyledi. Yasaya göre mavi tepe lambasını sadece hükümet görevlileri kullanabiliyor, ancak sürücüler zengin işadamlarının para karşılığı tepe lambası aldığını ileri sürüyor.

Kaynak: http://www.moskovalife.com/

28 Ekim 2010 Perşembe

Trafikte eş arıyorlar





Moskova’nın çekilmez trafiğinde hayat arkadaşı arıyorlar

Moskova’daki çekilmez trafik artık halk arasında normal ve sıradan bir durum halini aldı. Halk trafikte geçireceği vakiti en iyi nasıl ve ne şekilde geçireceğinin planlarını yapmaya başladı.

Trafikte can sıkıntısını yenmek için birçok kişi bu zamanı en iyi şekilde geçirmek için çeşitli plan ve projeler üretti. Kimi gazete, dergi okurken, kimi yabancı dil öğrenmeye kimi de iş programını çıkarmaya ve cep telefonu vasıtasıyla işi yönetmeye başladı. Son olarak ise, şu ana kadar denenmeyen bir yöntem geliştirildi.

Mutluluğu ve aradığı kişiyi Moskova trafiğinde bulmayı ümit eden kişiler arabalarının arka camlarına “ Eş arıyorum ” şeklinde yazı yazıp altına da cep telefon numarasını bırakmaya başladılar. Birbirini arayan ve trafikte araçlarından inip konuşan ve tanışan kişilere rastlanmaya başlandı. Birçok kişi uzun zamandır aradığı mutluluğu trafikte bulacağı ümidiyle birbirlerini aramaya başladılar.

Kaynak :http://www.gazetem.ru

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Moskova, en fazla trafik probleminin yaşandığı büyük kentler listesinde 3.sıraya yerleşti


İngiliz gazetesi Finacial Times’ın haberine göre Moskova, en fazla trafik sorununun yaşandığı büyük kentler listesinde 3.sıraya yerleşti.

Bu listede Pekin birinci sırada, Pekin’den sonraysa Güney Afrika’nın Johannesburg kenti ikinci sırada yer alıyor.

Bu listenin belirlenmesinde sürücü ile yolcuların trafik sıkışıklığında ne kadar zaman geçirdikleri göz önüne alınıyor.

6 Temmuz 2010 Salı

Moskova’nın Trafik Çilesi

Leningradskoe Şose’de yapılan yol çalışmaları sonrasında Moskova’nın trafik sorunu yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Şeremetyevo Havaalanına gitmek üzere yola çıkan pek çok kişi saatinde yetişemeyip uçağını kaçırdı. Tartışmalar basına yansıdı; Putin, müdahale edip, olayın takip edilmesini istedi.

Aslında Moskova’nın trafik sorunu yeni değil.

Benzin ucuz, araç fiyatları da uygun olunca trafiğe çıkan araç sayısı her geçen gün artıyor. Bilen bilmeyen üç kuruş parayı denkleştirince altına bir araba çekiyor. Moskova’da her cinsten, her kaliteden ve yaştan araba var; en ucuzunu da, en pahalısını da yollarda görmek mümkün. Böyle olunca trafik sorunu da çözülmek yerine daha içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Allahtan Metro var, Rus orta direğinin önemli kısmı bu ulaşım aracını tercih ediyor. Şaka yollu “halk yeraltına inmiş, mafya yer üstünde,” deniliyor.

Anlatılan bir anekdot şöyle:
Metro’nun en yoğun olduğu sabahın erken saatlerinde bir kadın kendisini zor bela Metro vagonunun içine atıyor. Ümidi de birisinin kalkıp kendisine yer vermesi. Gözüne kestirdiği bir adamın önüne dikilip bekliyor. İki istasyon geçiyorlar, adamın oralı olduğu yok. En sonunda dayanamayıp adama çıkışıyor.
“Ayıp değil mi size, ayaktaki bir leydiye yer vermiyorsunuz,” diyor.
Adam, aldık başımıza belayı der gibi, sıkıntılı bir surat ifadesiyle kafasını kaldırıyor, kadına bakıyor:
“Kusura bakmayın hanımefendi, ama siz bir leydi olamazsınız,”diyor. “Leydiler bu saatte evlerinde uyuyor olurlar ve Metro’yu da kullanmazlar.”

Moskova’da daha önce de bahsettiğimiz, basına yansıyan ilginç bir deneme gerçekleştirilmişti. Bu denemede Moskova’nın bir ucundan bir diğer ucuna metroyla ve araçla gitmenin ne kadar sürdüğü ortaya çıkarılmıştı. Buna göre, 2 gazeteci aynı yerden aynı hedef yerine ulaşmak için hareket etti. Bunlardan biri yolu metroyla diğeri ise arabayla katetti. Araba belirlenen yere 5 saat 2 dakikada varabildi. Metro ile ise varılacak yere sadece 1 saat 5 dakikada ulaşıldı.

Rusya’da araba kullananların şikayetlenip kullandığı çok bildik bir deyiş var:

“В России две беды – дураки и дороги”(Rusya’nın iki önemli sorunu var-yollar ve aptallar).

Rusça okunuşu kafiyeli de olan bu deyişin trafik çilekeşlerinin duygularını ifade ettiği aşikar.

IBM şirketi uzmanları tarafından gerçekleştirilen araştırma sonucuna göre, Moskova trafikte en fazla vakit harcanan yer dalında birinci olurken, en kötü trafiğin olduğu 20 şehir sıralamasında ise dördüncü sırada yer aldı. Moskova’nın önünde New Delhi, Sao Paulo ve Milan var. İlginç sevinelim mi? İstanbul bu listede yer almıyor.

Trafik konusuna karmaşık şebekelerdeki akım sorunu olarak yaklaşmak gerekiyor. Lineer devrelerdeki akımlardan farklı olarak non-lineerlik sonucu karmaşıklığı artan bu şebekelerdeki akımların kontrolu sanıldığı kadar basit değil. Öncelikle, tarihi kentlerde ulaşım sistemi kent sakinlerinin baş actor olduğu bir ortamda ortaya çıkan (emergent) özgül algoritmalara (akıllar) göre gelişiyor.

Bazı araştırmalara göre, bu evrilen karmaşık yol şebekesinde kritik unsurlar (enformasyon kavşakları) sanıldığı gibi kavşaklar (düğümler) değil arterler (akımları taşıyan linkler). Düğümlerle oynandığında görüldüğü gibi trafik daha da çok sıkışabilmekte. Benzer biçimde, trafiğin yoğun olduğu yolları temsil eden akımların öyle yerel olmayıp sistemik (yani kentin büyük bir bölümünden etkilendiği) unutulunca, genişletilen yollar tersine daha çok trafik çekerek tıkanıklıkları artırabilmekte.

Müdahale ve tasarım olmayacak demiyoruz ama, sinir sisteminde yanlış noktalara neşter vurarak sistemin geniş kesimlerini felce uğratan cahil cerrahlar gibi davranmakta ısrar etmenin yararı yok. Gelişmiş kentler artık belli bir akla göre evrilen sistemlere sahip organizmalar olarak görülmelidir. Eski yapı olur olmaz kazma vurmak yerine rahat bırakılmalı, büyüme boş alanlarda yeni semtler kurarak sağlanmalıdır. Uygar toplumların güzelliklerine doyamadığımız tarihi kentlerin çekirdeği olan "eski şehir"lerini nasıl koruduklari ortada.

Trafik polisi sayısına orantılı olarak trafik akışını düzenlemenin bir sınırının olması ve bu sınırın ötesinde artan müdahalenin artık akışı etkilememeye başlaması tipik bir karmaşıklık problemidir (non-lineerlik bölgesinde parametre değişikliklerine lineer olarak bağlı olmayan yeni "akım durumları/çözümleri bu parametrelerden bağımsız hale de
gelebilirler).

12 Nisan 2010 Pazartesi

Metro zaman kazandırıyor













Moskova’da ilginç bir deneme gerçekleştirildi. Bu denemede Moskova’nın bir ucundan bir diğer ucuna metroyla ve araçla gitmenin ne kadar sürdüğü ortaya çıkarıldı.
Buna göre, 2 gazeteci aynı yerden aynı hedef yerine ulaşmak için hareket etti. Bunlardan biri yolu metroyla diğeri ise arabayla katetti. Araba belirlenen yere 5 saat 2 dakikada varabildi. Metro ile ise varılacak yere sadece 1 saat 5 dakikada ulaşıldı.

Öte yandan, terörün meydana geldiği Moskova metrosunda halk tüm olanlara rağmen yine de metroyla seyahat etmeyi ve ulaşacakları yere daha çabuk varmak için metroyu tercih etmeye devam ediyor.
Yapılan açıklamaya göre, Moskova metrosundaki halkın sayısının terör eylemi sonrası biraz azaldığı, ancak eski cazibeliğini yitirmediği kaydediliyor.

Kaynak : http://www.gazetem.ru/tur/news/Yerel?id=2470

9 Haziran 2009 Salı

Moskova’da Trafik Keşmekeşi

Moskova’yı bilmeyen bir İstanbulluya Moskova’da trafik sorununun İstanbul’unkine bile rahmet okutacak derecede kötü olduğuna inandırmak çok zor.

Hem de dünyanın en eski, büyük ve önemli metro ağlarından birine sahip bu koca şehirde ulaşımın önemli bir kısmının metro ulaşımıyla yapılıyor olmasına rağmen…


Araç alım vergileri, araba fiyatları, benzin fiyatları düşük, görmemişlik had safhada olunca trafikteki araç sayısı da rekor seviyede oluyor haliyle…Moskova’da görgüsüzlüğe kaçacak lükslükteki araçları, korumaları, tetikçileri ile Rus mafyası sokakları doldurmuş.


Bazılarının ifade ettiği gibi, burada halk yer altına inmiş, mafya yer üstüne çıkmış durumda.


Vergiler çok düşük olduğundan Rusya lüks oto galerisine dönmüş durumda. 40-50 bin dolara birkaç yıllık en gözde araba, cipleri alabilirsiniz, Lexus, BMW dahil. Türkiye'deki galerilerde 120 bin küsur avro etiket konulan VW Touareg'ler, burada en fazla 60-70 bin dolar. Ev almaya gücü yetmeyen de, şahlanan ekonomiden kendisine düşen payı arabaya yatırıyor.