Moskova

Moskova
Türkler & Ruslar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkler & Ruslar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2026 Salı

Türkçe öğrenmeye nasıl ve neden başladım?


Kaynak: https://dzen.ru/a/ZJ0ls1sxIlylI60e

 

Eğer Türkçe öğrenmeye "Kapıma Vur" filmindeki Serkan Bolat'ın etkisiyle başladığımı düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Çok uzun zaman önce, üçüncü sınıf öğrencisiyken, Türkçe dilinin güzelliği ve eşsizliği beni kelimenin tam anlamıyla büyülemişti. Okulda İngilizce ve Fransızcayı derinlemesine çalıştım, üniversitede ise Almanca ekledim. Mantıklı ve anlaşılabilir diller. Ama Türkçe benim için akıl almaz bir patlama gibiydi. Hiç de öyle değil. Avrupa dillerini öğrendikten sonra Türkçe, Rubik küpü almak gibi, ama daha zor bir versiyonu. İlk başta, sırf hevesimden kendi başıma çalıştım, sonra haftada birkaç kez gittiğim bir özel öğretmen buldum. Başlangıç ​​seviyesinin tamamını bitirdikten sonra, biraz Türkçe konuşabiliyordum. Sonra özel öğretmen eşiyle birlikte İstanbul'a gitti ve ben de derslerimi bıraktım.

On altı yıl geçti. Ve işte buradayım, yeniden başlıyorum. Yine sıfırdan. Ne de olsa, hiçbir dil pratik yapılmadan unutulmaz, hayır, ama bilinçaltına derinlemesine işler ve hatırlamak son derece zordur. 16 yıl sonra, sadece okumayı ve birkaç selamlaşmayı hatırladım.

Uzun yıllar sonra tekrar öğrenci olunca, birkaç şeyi fark ettim/hatırladım/kabul ettim:

Bir dil öğrenmek istiyorsanız, sadece başlayın. Sonsuza kadar erteleyebilir ve asla başlamayabilirsiniz.

Kendine güven eksikliği normaldir. Düşünün ki, aşmaya çalıştığım çıkıntılı tümsekler bilgimi temsil eden bataklık bir manzarayı andırıyor; en ufak bir hata yaparsam, kafam karışmış bir halde kalacağım. Ama bu da normal. Ne kadar çok şey bilirseniz, ilerlemek için o kadar çok alanınız olur.

Kelimeleri öğrenmeniz gerekiyor. Eğer öğrenmezseniz konuşamazsınız, anlayamazsınız, duyamazsınız. Bunu düzenli olarak yapmak önemlidir. Bu hafta yeni fiiller öğrenmedim, ama bir sonraki derste zaten akıcı konuşuyordum ve yeni kelimeler eklendi. Şimdi iki kat daha fazla öğrenmem gerekiyor. :((

Yeni kelimeleri sözlüğe yazın. Tüm uygulamalar, bilgi kartları ve bilgisayarlı öğrenmenin diğer özellikleri sadece yardımcı araçlardır. Ellerimiz beyne bağlıdır. İnce motor becerileri çalışır ve beyin de çalışır. Yabancı dil öğrenirken, sadece görsel hafızayı (bir kelimeyi görmek ve anlamını metinde anlamak) ve işitsel hafızayı (bir kelimeyi duymak ve anlamını anlamak) değil, aynı zamanda grafik hafızayı (bir kelimeyi yazabilmek) da devreye sokmanız gerekir. Bu üç unsur da bir araya geldiğinde, kelime öğrenilmiş olur.

Bol bol dilbilgisi alıştırması yapın. "Ezberleme yöntemi" hala kullanılıyor. Ne kadar çok pratik yaparsanız, ihtiyacınız olan dilbilgisi formunu zihninizde o kadar hızlı oluşturabilirsiniz. Altı tane şimdiki zaman ekini öğrendikten sonra, bunlarla 100 fiili çekimlediğinizde, otomatik olarak konuşmaya başlayacaksınız. Bu beceri yerleşmiş olur.

Bir özel öğretmen bulun. Elbette kendi başınıza başlayabilirsiniz, ancak dış destek olmadan harika sonuçlar elde etmek son derece zordur. Kimse size rehberlik etmez, sizi düzeltmez veya doğru şekilde nasıl yapacağınızı söylemezse, ya dili çok yüzeysel öğrenir ve akıcı konuşamazsınız ya da pes edersiniz. Özel öğretmen ayrıca sizi disipline eder. Bunu öğrenmeniz gerektiğini fark edersiniz ve sonraki derste tekrar edersiniz. İnanın bana, bu durumda kendi kendine motivasyon işe yaramaz. Özel öğretmen olmadan, ev işleri yapmamız/evi temizlememiz/çocuklara bakmamız/kitap okumamız/film izlememiz/sonunda rahatlamamız gerektiği için yeni kelimeler veya yeni bir ders öğrenmeyi ertelemek için 100.500 neden buluruz...

Genel olarak, şu anki çalışmalarım hoşuma gidiyor. Kendime uygun bir ritim buldum (haftada bir kez özel ders ve haftada bir veya iki kez kendi kendime tekrar). Bazen modern müzik dinliyorum, şarkı sözlerini anlıyorum ve keyif alıyorum. Dil eğitiminin büyük bir yardım olduğunu fark ettim, ancak sadece genel anlamda. Her dil kendi yaklaşımını gerektiriyor.

Türkçe öğrenmenin beni nereye götüreceğini henüz bilmiyorum. Ama bu sefer pes etmeyi düşünmüyorum. Kendime güvenebileceğim orta seviyeye ulaşmak istiyorum.

Genel olarak, herhangi bir yabancı dil öğrenmek, beyninizi eğitmek ve (bilimsel olarak kanıtlanmış!) yaşlılıkta bunama ve Alzheimer hastalığından korunmak için mükemmel bir fırsattır.

30 Nisan 2026 Perşembe

"Rusya - Türkiye 105 Yıl ve Üzeri"

"Rusya - Türkiye 105 Yıl ve Üzeri" başlıklı uluslararası medya forumu Moskova'da düzenlendi.


Kaynak: https://ujmos.ru/

 (Fotoğraflar: Aleksandr Ruzayev)


22 Nisan 2026'da, Moskova Devlet Pedagoji Üniversitesi'nde "Rusya - Türkiye 105 Yıl ve Üzeri" Uluslararası Medya Forumu düzenlendi. Etkinlik, Moskova Gazeteciler Birliği, A.M. Gorçakov Kamu Diplomasisi Fonu, Rus Barış Vakfı ve Moskova Devlet Pedagoji Üniversitesi tarafından, Büyük Asya Medya Grubu'nun bilgi desteğiyle organize edildi. Forum, çok yönlü iş birliğinin sağlam temellerini atan RSFSR ve Türkiye arasındaki Moskova Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması'nın imzalanmasının 105. yıldönümüyle aynı zamana denk gelecek şekilde planlandı.

Moskova Hükümeti Bakanı ve Moskova Dış Ekonomik ve Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanı Sergey Evgenievich Cheremin, resmi açılış törenine katıldı. Konuşmasında, Rus başkenti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki işbirliğinin dinamiklerini detaylandırdı. Cheremin, ilişkilerin yakın ve verimli olduğunu belirterek, geçen yıl karşılıklı ticaret hacminin yaklaşık 30 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Aralarında büyük inşaat şirketlerinin de bulunduğu onlarca Türk şirketi, Moskova ekonomisinde başarılı bir şekilde faaliyet gösteriyor.

Bölüm Başkanı, özellikle Ankara ve diğer büyük Türk şehirleri, başta İstanbul olmak üzere, ile ortaklıklara büyük önem verdi. Sergey Çeremin şunları vurguladı:

"İstanbul, büyüklük, nüfus ve gelişim dinamikleri açısından Moskova'ya çok benziyor. Bugün, Avrasya'daki en büyük iki kentsel yığılmayız. İstanbul ile birlikte, dünyanın dört bir yanındaki diğer mega kentler tarafından da desteklenen çeşitli girişimleri sıklıkla teşvik ediyoruz."

Moskova'nın yakın zamanda tarihi ve kültürel mirası korumaya adanmış olan Miras İstanbul sergisine aktif olarak katıldığını ve Moskova standının en iyilerden biri olarak kabul edildiğini açıkladı. Dahası, forum, bir sonraki Miras İstanbul sergisinin Rusya'nın başkentinde düzenlenmesi için bir girişim başlattı.

Sergey Çeremin'e göre, güçlü insani bağların bir diğer teyidi de yakında açılacak anıtlar olacak: Ankara'da Yuri Gagarin'in, Moskova'da ise seçkin Türk şair Yunus Emre'nin anıtları dikilecek. Bakan, Rusya'ya yönelik bilge ve dengeli politikası için Türk liderliğine içten teşekkürlerini ifade ederek, zorlu uluslararası duruma rağmen iki ülke arasındaki bağların aynı derecede güçlü ve yakın kaldığını belirtti.

Forumda ayrıca "Rusya-Türkiye: 21. Yüzyılda Siyasi Diyalog ve Ortaklığın Sosyal Bağlamı" başlıklı bir genel oturum ve tematik bölümler de yer aldı. Her iki ülkeden gazeteciler, medya temsilcileri, akademisyenler ve uzmanlar, dezenformasyona karşı sürdürülebilir medya ortaklıklarının geliştirilmesi, ülkelerin medyada karşılıklı imajı ve insani ve ekonomik işbirliğinin temeli olarak kültürel klişeler ve gerçeklik konularını ele aldılar.


Rusya - Türkiye, 105 seneden fazlası

Kaynak: https://ujmos.ru/65760-2/


Rus ve Türk medya temsilcileri tarihi anımsayarak gelecekteki iş birliğini ele aldılar.

22 Nisan 2026'da Moskova'da "Rusya - Türkiye, 105 yıl daha" başlıklı medya forumu düzenlendi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın resmi temsilcisi Maria Zakharova, 16 Nisan 2026'da Rusya Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen bir bilgilendirme toplantısında bu olayı duyurdu .

Moskova Gazeteciler Birliği'nin Gorçakov Kamu Diplomasisi Fonu'nun desteğiyle düzenlediği uluslararası medya forumunun, iki ülke arasındaki siyasi diyaloğu ve insani ortaklığı güçlendirmeye yönelik ortak çabaları yoğunlaştırmayı amaçladığını belirtti.

Forumun yaklaşan programını açıklayan diplomat, programın "Rusya-Türkiye: 21. Yüzyılda Siyasi Diyalog ve Ortaklığın Sosyal Bağlamı" başlıklı bir genel oturumun yanı sıra insani işbirliği, medya, kültürel değişimler ve gençlik girişimlerine ayrılmış bölümler içerdiğini vurguladı.

Çok yönlü Rus-Türk işbirliği bağlamında, iki ülkenin gazetecilik camiaları arasında doğrudan diyaloğun geliştirilmesine geleneksel olarak özel önem verildiğini belirtmek gerekir.

2023 yılında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, uzmanlaşmış bir yuvarlak masa toplantısının katılımcılarına yaptığı konuşmada, olumlu bir bilgi ortamı yaratmak için önde gelen medya kuruluşları arasında pratik işbirliğinin gerekliliğini vurgulamıştı.

22 Nisan 2026'da Moskova Devlet Pedagoji Üniversitesi'nde düzenlenen uluslararası medya forumu, bu çalışmanın bir devamı niteliğindeydi.

Ana düzenleyicilerin yanı sıra, uluslararası medya forumunun eş düzenleyicileri arasında Rus Barış Vakfı, Rusya Devlet Çağdaş Tarih Arşivi, Rusya Dışişleri Bakanlığı, Greater Asia TV kanalı ve Yurttaşlar: Ortak Davaya Katkı adlı kamu girişimi yer aldı.

Forum, her iki ülkeden hükümet yetkililerini, uluslararası kuruluşları, uzmanları, bilim insanlarını ve medya temsilcilerini bir araya getirdi.

Etkinliğin temel konuları Rusya ve Türkiye arasında siyasi diyaloğun güçlendirilmesi, ekonomik ortaklığın geliştirilmesi ve insani, kültürel, bilimsel ve eğitim alanlarında iş birliğinin genişletilmesiydi.

Genel oturumun moderatörlüğünü Big Asia medya grubunun CEO'su Alexander Lebedev yaptı. 

Etkinliğin açılış konuşmasını Rusya Devlet Başkanı'nın Küresel Alanda Kültürel İşbirliği Özel Temsilcisi Mihail Şvydkoi yaptı.

İki ülke arasındaki zengin halkla ilişkilere dikkat çekti. Medya alanı da dahil olmak üzere çok sayıda ortak etkinlik şu anda devam ediyor. Rus ve Türk gazeteciler arasındaki etkileşimin ve ortak çalışmaların, iki halk arasındaki karşılıklı anlayışı geliştirmeye yardımcı olduğuna inanıyor.

Moskova Dış Ekonomik ve Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanı Sergey Çeremin, konuşmasında Rus başkenti ile Türkiye arasındaki yakın ve verimli ilişkilere dikkat çekti. Geçen yıl karşılıklı ticaret hacmi yaklaşık 30 milyar dolara ulaştı. Aralarında büyük inşaat şirketlerinin de bulunduğu onlarca Türk şirketi şehirde faaliyet gösteriyor. Sergey Çeremin, Moskova şehrindeki gökdelenlerin inşasında Türk inşaatçıların katılımını, bunların yarısının Türk inşaat şirketleri tarafından inşa edilmesini, bu işbirliğinin çarpıcı bir örneği olarak gösterdi.

Ayrıca Moskova'nın Ankara ve başta İstanbul olmak üzere diğer büyük Türk şehirleriyle hızla gelişen ilişkilerine de dikkat çekti.

Sergei Cheremin, "Bugün Avrasya'daki en büyük iki kentsel yığılma bölgesiyiz," diye vurguladı.

Moskova Gazeteciler Birliği Birinci Sekreteri Lyudmila Shcherbina ise , 15.000'den fazla üyesiyle ülkenin en büyük bölgesel medya temsilcileri birliğini tanıttı. Birlik, her yıl çok sayıda etkinlik düzenliyor; bunlar arasında, bugüne kadar birçok gazetecinin hayatını kurtarmaya yardımcı olan "Kale" kursları da yer alıyor.


Türk gazeteci ve yazar Hakan Aksay, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihine vurgu yaptı. 1917 Ekim Devrimi'nden sonra Türkiye'ye gelen göçmenlerin, özellikle kültürel alanda, Türkiye'nin sosyo-ekonomik hayatı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu hatırlattı.

Rus-Türk ilişkilerindeki bir sonraki aktif temas dalgası, Rusların mekik ticareti geliştirdiği 1990'larda yaşandı.

Sonuç olarak, Hakan Aksay, ikili insani temasların geliştirilmesi ve analiz edilmesi için bir platform görevi görecek ortak bir kamu forumu oluşturulmasını önerdi.

Foruma ayrıca A.M. Gorçakov Kamu Diplomasisi Fonu Genel Müdür Yardımcısı Sergei Orlov , Rusya Devlet Çağdaş Tarih Arşivi Müdürü Igor Permyakov , Uluslararası Televizyon ve Radyo Akademisi Başkanı Leonid Mlechin , Moskova Devlet Pedagoji Üniversitesi Halkla İlişkiler Rektör Yardımcısı Tatyana Vladimirova , Türkiye'deki Rus Vatandaşları Örgütleri Koordinasyon Konseyi üyesi Alexander Babaev , Forum hazırlık koordinatörü Galina Karavaeva'nın yanı sıra diğer uzmanlar, gazeteciler ve akademisyenler de katıldı.

Genel kurul oturumunu özetleyen Alexander Lebedev, Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişme potansiyelinin yüksek olduğuna olan güvenini dile getirdi. Bu durum, forumun adında da yansıtılmaktadır. Her iki ülke de birçok alanda iş birliğini geliştirmeye devam etmeyi hedeflemektedir. Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı da dahil olmak üzere büyük ortak projeler devam etmekte ve Rusya'dan gelen turist akışı yeni rekorlar kırmaya devam etmektedir. Büyük Asya Genel Direktörü, Forumun amacının iki ülke arasındaki olumlu iş birliği gündemini daha da ilerletmek olduğunu belirtti.

Genel kurulun ardından forum, bölüm tartışmaları şeklinde devam etti.

Oturumu Alexander Lebedev yönetti, Andrey Alferov ise eş sunuculuk yaptı. Oturumda hem insani yardım ve eğitim alanlarındaki iş birlikleri hem de güncel medya konuları ele alındı.

Bu bağlamda, Türk üniversitelerini, özellikle Yeditepe Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi ve uluslararası ilişkiler koordinatörü Sayın Turaj Aliyeva temsil ederek, "Türkiye'de Rus Dili: Talep ve Sistem Arasında, Türkiye'deki Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Dil Olarak Rusça Öğretiminin Yapısal Özellikleri" başlıklı bir konuşma yaptı ve Rus dili ve edebiyatı öğretimi deneyimlerinden bahsetti. Aliyeva, bugün Türkiye'de 15 devlet üniversitesinde ve bir özel üniversitede Rus dili ve edebiyatı eğitimi verildiğini belirtti.

Rus uzmanlar ise bilim ve eğitim alanına yönelik yeni modeller sunmanın yanı sıra yapay zeka ve siber güvenlik alanlarında fikri mülkiyetin korunması konusuna da değindiler.

Bu bölümde, ikili ilişkilerin geliştirilmesinde kamu diplomasisinin rolüne önemli ölçüde dikkat çekildi.

"Vatandaş: Ortak Davaya Katkı" adlı kamu girişimi projesinin başkanı, uluslararası ekonomist ve ekonomi doktora adayı Omar Farizov, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün kurulmasına yol açan çalışmalara katıldığını açıkladı.

Ona göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başbakan Süleyman Demirel'in katılımıyla İstanbul'da düzenlenen uzmanlar zirvesi , öncelikle petrol ve doğalgaz sektöründeki iş birliği перспектиfleri üzerine odaklandı.

Konuşmacının da vurguladığı gibi, bugün ikili ilişkiler temelden yeni bir seviyeye ulaşmıştır; bunun en açık örneği ise Rusya'nın Türkiye'de Akkuyu nükleer santrali inşa etmesi gibi amiral gemisi niteliğindeki bir projenin hayata geçirilmesidir.

Ömer Farizov, 1980'lerin sonu ve 1990'ların başında Sovyetler Birliği'nde kurulan Türk sermayeli ortak girişimlerin olumlu deneyimini de hatırlattı. Bu ticari yapıların Rus-Türk turizm alışverişinin gelişmesinde önemli bir rol oynadığını ve her iki ülkedeki gelişimine önemli katkı sağladığını değerlendirdi.

Uzman, dünyadaki jeopolitik durum ve bunun Rusya ile Türkiye arasındaki ikili ilişkilere etkisi hakkında konuşurken, tarihsel bir bakış açısıyla, yıkıcı siyasi rejimlerle ittifak kuran devletlerin nihayetinde kendi yarattıkları yıkıcı eğilimlerin kurbanı olduklarını belirtti.

Omar Farizov, yurt dışında yaşayan vatandaşlarla iş birliğini geliştirmek ve kardeş şehir hareketi aracılığıyla etkileşimleri artırmak da dahil olmak üzere, kamu diplomasisi araçlarının daha aktif bir şekilde kullanılmasının öneminden bahsederken, Rusya ve Türkiye'nin kardeş şehirler toplantısının düzenlenmesini önerdi. Bu toplantının, belediye düzeyinde deneyim alışverişinin genişletilmesini ve iki ülke arasında kamu diplomasisi yoluyla yatay bağların güçlendirilmesini kolaylaştırabileceğini belirtti.

Ayrıca, 2026 yılının Rusya'da Devlet Duma seçimlerinin yapılacağı yıl olduğunu ve Türkiye'nin kendi seçim döngüsünün de yakında başlayacağını belirtti. Bu koşullar altında, iki ülkenin medya toplulukları ve sivil toplum kuruluşlarının iç siyasi süreçlere ilişkin objektif bilgi aktarımı sağlamak için ortak çabalarının özellikle önemli olduğuna inanıyor.

Stolica Kültür ve Eğitim Derneği (Antalya) Başkanı ve Türkiye'deki Rus Vatandaş Dernekleri Koordinasyon Konseyi üyesi Alexander Babaev, Türkiye'de yaşayan Rus vatandaşlarıyla etkileşim konusunu ele aldı ve insani diyaloğu güçlendirmede vatandaş derneklerinin önemli potansiyelinin dikkate alınmasının önemini vurguladı.

İki ülkenin belediyeleri arasındaki işbirliği bağlamında diasporanın çabalarının birleştirilmesinin, sivil toplum düzeyinde bir güven ortamı yaratmaya hizmet ettiğini doğruladı.

Panel tartışması, 21. yüzyılda Rusya ve Türkiye arasındaki medya diyaloğuna odaklandı. Tartışmaya Russia Today, TASS, Rossiyskaya Gazeta ve STS'den yöneticiler ve uzmanların yanı sıra önde gelen Türk yayınları Millet ve Sözcü'den köşe yazarları katıldı.

Ana tema, dezenformasyonla mücadele etmek ve sürdürülebilir medya ortaklıkları kurmaktı.

Özellikle Russia Today'in baş editör yardımcısı Alexei Nikolov, saygın medya kuruluşlarında sunulan bilgilerin kendi değerlendirmelerini yapma hakkına sahip olduklarını iddia eden ve bu bilgilerin yerine kendilerine ve sahiplerine fayda sağlayan güvenilmez içerikler koymayı amaçlayan, kendilerini "gerçek kontrolü firmaları" olarak adlandıran kuruluşların aktif olarak kurulmasına dikkat çekti.

Ayrıca, kendi kendini değerleme firması olarak ilan edenlere ilişkin uluslararası yargı uygulamalarının olumsuz olduğunu ve bu durumun bu yıkıcı eğilimle mücadeleyi zorlaştırdığını belirtti.

Katılımcılar, her iki ülkenin profesyonel camiaları için en önemli zorluklardan birinin, medya kuruluşlarının tartışmalı konularda kamuoyunu körükleyen haber gündemlerine odaklanmaktan kaçınması ve bunun yerine olayların yapıcı ve objektif bir resmini sunması olduğu konusunda hemfikir oldular. Bu bağlamda, Forum katılımcıları, gerçekleri kontrol etmek ve sahte haberleri derhal çürütmek için ortak bir Rus-Türk platformu oluşturma olasılığını görüştüler.

Sonuç olarak, medya forumuna katılanlar, Rusya ve Türkiye arasındaki ortaklığın sabit olmadığını ve küresel durumdaki değişikliklere duyarlı olduğunu, ancak medya alanında düzenli ve dürüst diyaloğun güveni korumak ve ulusal çıkarlar arasında denge kurmak için gerekli bir araç olmaya devam ettiğine olan inançlarını dile getirdiler.

Rusya-Türkiye işbirliğinin yoğunlaşması, Forumun açılışından bir gün önce, 21 Nisan'da Rusya-Türkiye parlamenter istişarelerinin yapılmasıyla da teyit edilmiştir. Türkiye Federasyon Konseyi Başkan Yardımcısı ve Rusya ile Dostluk Grubu Başkanı Murat Baybatur ile yaptığı görüşmede Konstantin Kosachev , Türkiye tarafının Rusya karşıtı yaptırımlara katılmayı reddetmesinden ve Ukrayna ihtilafına ilişkin tutarlı ve sorumlu duruşundan dolayı teşekkür etti. Senatör ayrıca Ankara'nın, Rusya ve Ukrayna arasında olası müzakereler için İstanbul'u bir platform olarak sunmaya devam etme isteğini de özellikle vurguladı. 

Irina Shelekhova , Moskova Gazeteciler Birliği üyesi.

Bir asrı aşan dostluk


Osman Nuri Cerit

Kaynak: https://anlatilaninotesi.com.tr/

 

Türkiye Rusya ilişkilerinin 105’inci yılı gazeteciler tarafından ele alındı.

Moskova Devlet Pedogoji Üniversitesi’nde Rusya Gazeteciler Birliği tarafından "Rusya-Türkiye 105 yıl artı” Medya Forumu düzenlendi.

Rus ve Türk gazeteciler iki ülke ilişkilerinin güçlenmesi için atılacak adımları ele aldı.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk dış politika belgesi, 26 Nisan 1920 tarihinde Sovyet Rusya’ya yapılan başvuruydu. Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını taşıyan bir mektup, diplomatik ilişkiler kurulması için resmi bir teklif ve Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinde yardım talebiyle Moskova’daki Vladimir Lenin’e gönderildi.

Sovyet yönetimi, Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki milli mücadeleye maddi ve manevi destek verdi. Bunun ilk aşaması olarak 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması imzalandı. Her iki ülke karşılıklı diplomatlar göndererek ikili ilişkilerin gelişmesine yönelik adımlar attı.

Mustafa Kemal Paşa, cumhuriyetin ilanından sonra da dış politikada barışçıl bir süreç izlemekle birlikte, komşuları ile de ilişkilerini geliştirme politikasını yürüttü. Musul Meselesi dış politikanın en önemli başlıklarından birisini oluşturdu.

İngiltere’nin girişimleri ile Musul’un Misak-ı Milli dışında kalması önemli bir mesele oluşturdu. Sovyetler Birliği de aynı dönemde batılı devletlerle sorunlar yaşadı. Böyle olunca da Türkiye ve Rusya, Batılı devletlerin kendilerine karşı yürüttüğü politikaların neticesi olarak işbirliğini arttırdı.

17 Aralık 1925 tarihinde imzalanan Türkiye - Sovyetler Birliği dostluk ve saldırmazlık antlaşması ile iki ülke arasında dostluk pekiştirilmiş oldu.

 

Dostluğu güçlendirmek için atılacak adımlar konuşuldu

Aradan geçen bir asrın ardından iki ülkenin dostluk ilişkileri Moskova’da düzenlenen bir forum ile yeniden gündeme geldi. “Rusya-Türkiye 105 yıl artı” Medya Forumu için Moskova’da düzenlendi.

Rusya Gazeteciler Birliği’nin organize ettiği toplantıya Türkiye’den davet edilen gazeteciler katıldı. Forma Türk-Rus gazetecilerin yanı sıra, Rusya’dan bazı yetkililer, Türk Büyükelçiliği’nden bir görevliler, akademisyenler ve öğrencilerden oluşan geniş bir katılım sağlandı.

Moskova Devlet Pedogoji Üniversitesi’nde gerçekleştirilen toplantıda iki ülke arasında bir asrı geride bırakan dostluk elen alındı. İki ülke arasındaki, kültüre ve tarihi ilişkilerin yanı sıra akademik ve güncel konulardaki iş birlikleri de değerlendirildi.

‘Basında işbirliği önerisi’ toplantıların açılış konuşmasını Rusya Devlet Başkanı Putin’in uluslararası kültürel iş birliği ve medya özel temsilcisi Mihail Şvıdkoy yaptı. İki ülke arasındaki ilişkilerin yoğunluğu üzerinde duran Şvıdkoy, gazetecilerin yayınlarının iki halk arasındaki karşılıklı anlayışın gelişmesine katkı sağlayacağını ifade etti.

Şvıdkoy bu nedenle Türk ve Rus gazeteciler arasındaki iş birliğinin genişletilmesinin önemli bir alan olduğunu söyledi.

 

‘İki ülkede karşılıklı anıtlar dikilecek’

Moskova Dış Ekonomik ve Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı Sergey Çeryomin ise Moskova ile Türkiye arasındaki yakın ve verimli ilişkiler üzerinde konuştu. Gayrimenkul başta olmak üzere onlarca Türk şirketinin Rusya’da faaliyet gösterdiğini belirten Çeryomin, Moskova’daki gökdelenlerin yarısının Türk inşaatçılar tarafından yapıldığını vurguladı.

Çeryomin, “İstanbul, büyüklüğü, nüfusu ve gelişim dinamiği bakımından Moskova’ya çok benziyor” dedi. İki ülke arasında dostluğun simgesi olarak anıtlar dikileceğini belirten Çeryomin "Moskova’da Yunus Emre Parkını ve anıtını açacağız. Türkiye’de ise uzaya çıkan ilk insan olan Gagarin anıtı açılacak. Bu adımlar iki ülkenin dostluğunu simgesi olacak” dedi.

 

‘Forumda ele alınan başlıklar’

Forumda tarihten, sanata, bilimden akademiye, güncel konulardan iki ülke liderlerinin birbirleri ile sürdürdükleri yakın diyaloga kadar pek çok konu ele alındı.

Forumda şu mesajlar dikkat çekti:

-Türkiye ile Rusya ilişkilerin artırılmasına büyük önem verildiği ve bağların güçlendirilmesine yönelik çalışmaların artığına" vurgu yapıldı.

-Türkiye’nin bölgedeki arabuluculuğu ve Ukrayna ile ilgili gelişmelerdeki barış çabaları takdir edildi.

-İki ülkenin birçok alanda iş birliğini sürdürmesi ve bunu alanları artırmayı hedeflemesi gerektiği mesajı verildi.

-Akkuyu Nükleer santralinin iki ülkenin birlikte çalıştığı büyük projelerden biri olduğunun altı çizildi.

-Rusların Türklerle yaptığı evliliklerin arttığı ve bunun da iki ülke insanının yakınlığını göstermesi açısından önemli olduğu dile getirildi.

-Akademik alanda Rusya ve Türkiye’de eğitim alan gençlerin sayısına dikkat çekildi.

-Rusların özellikle Antalya bölgesini çok sevdiğini ve tatil tercihlerinin burası olduğunu vurgulandı.

-Rusların özellikle Türklerin misafirperverliğinden duydukları memnuniyet dile getirildi.

 

Karlov’un eşinden mesaj

Türkiye’de görev yaptığı sırada terör saldırısı sonucu hayatını kaybeden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un eşi Marina Karlov’da foruma katılan isimler arasında yer aldı.

Türk gazeteciler ile sohbet eden Karlov şunları söyledi:

“Benim eşim bir terör saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Bir teröristin yaptığı saldırının o ülkenin diğer insanları ile alakası yok. En kötü dostluk savaştan daha iyidir. Bu nedenle iki ülkenin dostluğunun güçlenmesi önemli. Türkiye ve Rusya ilişkilerinin her geçen gün artması ve bu dostluğun daha da güçlenmesi gerektiğine inanıyorum."

28 Nisan 2026 Salı

Türk-Rus yakınlaşmasının sembolü: Taksim Cumhuriyet Anıtı


Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi

 

Anıtta Atatürk'ün ardında bulunan Sovyet general Mihail Frunze ve Kliment Voroşilov'un heykelleri Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye'ye yapılan Sovyet yardımına duyulan minnettarlığı simgeler.

 

Taksim Cumhuriyet Anıtı, İstanbulTaksim Meydanı'nda bulunan anıt. İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'ya yaptırılan,[1] iki genç Türk; Hadi (Bara) Bey ve Sabiha (Bengütaş) Hanım'in yardımlarıyla, anıt 1928'de tamamlanmıştır. 8 Ağustos 1928'de açılan anıtın, kaide ve çevre düzeni mimar Giulio Mongeri tarafından yapılmıştır.

Tarihçe

Planlanması

Cumhuriyet dönemi anıtları, ilk defa figüratif bir anlatımla Atatürk'ü ve kurulan yeni düzeni topluma tanıtan heykellerdir. Bu döneme ait anıtların yerleşim planlamasında önlerinde tören yapılacağı göz önünde tutularak çevre düzenlemesi yapılmıştır. Sunay Akın tarafından aktarılan bilgiye göre; bu sebeple cumhuriyetin yeni gösteri alanı olarak seçilen Taksim Meydanına anıt yapılması için dünya çapında bir yarışma düzenlenir. Yarışmayı İtalyan Pietro Canonica kazanır. Bunun üzerine 1925 yılında dönemin İstanbul milletvekili Hakkı Şinasi Paşa'nın başkanlığında oluşturulan komisyon, Pietro Canonica ile bağlantı kurmuş ve anıt sipariş etmiştir. Ağırlığı 84 tonu bulan anıt, 2,5 yıl sonra tamamlanınca Roma'dan İstanbul'a gemi ile getirilmiştir.

Özellikleri

Anıtın yapımında taş ve bronz kullanılmıştır. Mali kaynak için ise halktan bağış toplanmıştır. En yüksek bağışı ise Osmanlı bankacı Berç Keresteciyan yapmıştır.

Dairesel bir meydanın ortasında yükselen ve bir meydan çeşmesi gibi tasarlanan anıtın iki yüzündeki bronz figürler, geleneksel mimariden esinlenerek oluşturulmuş kemerli taş bir kaide içerisinde yer alırlar. 11 metre yüksekliğindeki anıtın kaidesinde pembe Trentino-Alto Adige/Südtirol ve yeşil Suza bölgesi mermerleri kullanılmıştır.

Anıtın dar yüzleri altında birer ayna taşı ve önlerinde mermer yalaklar bulunmaktadır. Heykeltıraş bu yalaklara akacak su ile meydan çeşmelerini anımsatan bir proje oluşturmuş, ancak daha sonra ise su ögesi kullanılmıştır.

Anıt 8 Ağustos 1928 tarihinde açılmıştır.

1988'de TaksimTarlabaşı ve Şişhane'de gerçekleşen çeşitli yıkımlar sonrasında, anıtın oturduğu dairesel taban İstiklal Caddesi'nin bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde araç trafiğine kapalı olan alanda, ulusal günlerde yapılan törenler anıt önünde gerçekleşmektedir.

Anlamı

Anıtın bir yüzü Türk Kurtuluş Savaşı'nı, diğer yüzü ise Cumhuriyet Türkiye'sini temsil etmektedir. 1928'de Talimhane Caddesi ve İstiklal Caddesi - Sıraselviler aksı üzerine yerleştirilen anıtın kuzey yüzünde Mustafa Kemal, askerlerinin önünde görülmektedir. Diğer yüzünde ise sivil giysileri ile Mustafa Kemal Atatürk yanında İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak, askerler ve halkla birlikte betimlenerek genç Türkiye'nin kuruluşu canlandırılmaktadır. Ayrıca bu yüzde Atatürk'ün ardında bulunan Sovyet general Mihail Frunze ve Kliment Voroşilov'un heykelleri de Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye'ye yapılan Sovyet yardımına duyulan minnettarlığı simgeler.



Anıtın yan yüzlerinde birer asker heykeli, üstlerindeki madalyonlarda ise iki kadın portresi yer almaktadır.

Aynı zamanda şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde de bir yarışma düzenlenir ve birinci olan kişi, tüm masrafları devlet tarafından karışlanmak üzere İtalya'ya Canonica'nın atölyesine anıtın yapımında çalışmak üzere gönderilir. Bu yarışmayı kazanan Sabiha Ziya, 21 yaşında bekar bir kadın olmasından dolayı bazı çevreler tarafından yurt dışına gitmesi istenmese de, dönemin Millî Eğitim bakanı Mustafa Necati'nin de desteğiyle İtalya'ya gönderilir. Sunay Akın, anıtın yan yüzlerinde olan kadın portrelerinin, yarışmayı kazanan maket üzerinde olmadığını, Sabiha hanımın Roma'ya gitmesinden sonra Canonica tarafından bu figürlerin eklendiğini söylemektedir.

Pietro CanonicaTaksim Meydanı'nın adının İstanbul'a suların bu meydandan taksim yapılması nedeniyle verildiğini öğrenerek anıtı bir havuz şeklinde tasarlamıştır. Anıtın maketine göre; anıtın iki yanındaki yalaklara akan sular, anıt çevresindeki havuzda toplanacaktır. Ancak anıt havuz özelliğine sahip olamaz, çünkü Canonica ile yapılan anlaşmaya göre heykeltıraşa 6 taksit şeklinde yapılacak ödemenin son taksiti parasızlık yüzünden verilemez. Bu nedenle Cumhuriyet anıtı tamamlanmamış şekilde havuzsuz olarak kalır.

23 Nisan 2026 Perşembe

Karlov’un anısı yaşatılıyor


Fuad Safarov 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/karlovun-anisi-yasatiliyor/

 

Suikast sonucu hayatını kaybeden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un anısını yaşatmak amacıyla her yıl düzenlenen “Karlov Okumaları-2026” Moskova’da yapıldı. 

Rusya Dışişleri Bakanlığına bağlı Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe Andrey Karlov Vakfı’nın Onursal Başkanı eşi Marina Karlova, Vakıf Genel Müdürü Vadim Solotntski, Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (MGİMO) yöneticileri ve öğretim görevlileri, Rus-Türk İş İnsanları Birliği (RTİB) Genel Müdürü Recep Haki, öğrencilerle çok sayıda Rus ve Türk konuk katıldı. 




Medya Günlüğü’nün sorularını yanıtlayan Büyükelçi Karlov’un eşi Karlova (Yukarıdaki fotoğrafta ), “Karlov Okumaları, Andrey Karlov Anma Vakfı tarafından ve MGİMO desteğiyle hayata geçirilen bir proje. Amacımız, gençlere vatanseverlik değerleri aşılamak, dostluğu teşvik etmek ve uluslararası iş birliğini geliştirmek. Bu etkinlikler, onun anısını yaşatmak için yapılıyor. Merhum Karlov’u saygı ve sevgiyle anarak aynı zamanda Rus-Türk ilişkilerine de ciddi kültürel katkılar sağlıyoruz” dedi. 

“Karlov Okumaları” jüri üyesi Mehmet Hakkı Yazıcı da (manşet fotoğrafında solda), “Bu yıl yarışmaya 114 öğrenci katıldı. Öğrencilerin sunduğu konular arasında BRICS ülkeleri içinde dijitalleşme ve iş birliği, uluslararası örgütlerin evrimi, Aleksandr Nevski’nin diplomatik mirası, Nürnberg Mahkemesi’nin anlamı, medyanın kamuoyunu şekillendirmedeki rolü, sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliği yer alıyor” diye konuştu.

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov, 19 Aralık 2016’da Ankara’da bir fotoğraf sergisi açılışı sırasında uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

3 Aralık 2025 Çarşamba

"Moskova üç yılda İstanbul'a benzedi: Ostambulitsya!"


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Moskviçmag dergisinden Darya Tyukova, son üç yılda Moskova’nın gündelik yaşamının fark edilir biçimde “İstanbullaştığını” yazıyor (ostambulitsya). Siyasî gerilimler, göç hareketleri ve değişen tüketici alışkanlıkları derken, kentin hem gastronomi hem de perakende dokusu adeta İstanbul’dan kesitler taşımaya başladı. Bir zamanlar Avrupa modası ve zincir markalarla özdeşleşen Moskova sokaklarında bugün Türk mutfağı, Türk tekstili ve hatta Türk “yaşam tarzı” dikkat çekici biçimde görünür hâlde.

Bu dönüşümün ilk sinyalleri Arbat’ta belirmişti. Şehir sakinleri bu bölgeyi artık şakayla karışık “İstiklal” diye anıyor. Cihan ve Bosfor gibi iddialı restoranlardan 24 saat açık dönercilerine kadar uzanan uzun bir liste, İstanbul’un sokak lezzetlerini ve atmosferini Moskova’ya taşımış durumda. Simit, iskender, çorba, nar şerbetli salata derken, tabelalardan iç mekân süslemelerine kadar pek çok detay doğrudan Türkiye’den alınmış gibi.

Ancak “Türk etkisi” artık Arbat’la sınırlı değil. Tverskaya’dan Kamergerskiy’e, Afimall’den Zamoskvorechye’ye kadar kentin farklı noktalarında birbiri ardına yeni Türk restoranları, kebapçılar, tatlıcılar ve kahvaltıcılar açılıyor. Mini Turkish Spot gibi küçük mekânlar da büyük restoranlar kadar ilgi görüyor. Sadece mutfak değil, Türk çayı, ayranı ve meşhur kahvaltısı da Moskova’da günlük hayatın sıradan bir parçası haline gelmiş durumda.

Tatlı tarafında durum daha da belirgin. Lokum, baklava, helva ve diğer Türk pastaneleri bir anda Moskova’nın pazarlarında ve büyük food hall’larında çoğaldı. Artık İstanbul dönüşü valizleri lokumla doldurmak pek de gerekli görünmüyor. Aynı eğilim tekstil ve ev ürünlerinde de mevcut. Türkiye’nin Mavi, Koton, DeFacto gibi markaları, Rusya’dan çekilen Avrupalı markaların boşluğunu hızla doldururken, Karaca Home gibi ev tekstili markaları da Moskova’nın büyük alışveriş merkezlerinde güçlü bir yer edindi.

Bu yükselişin ardında sadece ticaret yok. Rusya’nın Avrupa’ya açılan kapılarının kapanmasıyla İstanbul, Moskova için hem seyahat hem de transit noktasında bir alternatif hâline geldi. Üstelik Türk mutfağı Rus damak tadına hem tanıdık hem de “konfor” arayanlara yakın. Birçok genç için ise çocukluk tatilleri Antalya otellerinde geçtiğinden, Türk yemekleri nostaljik bir his yaratıyor.

Sonuç olarak, Moskova ile İstanbul arasındaki yakınlaşma artık sadece turizmden ibaret değil; şehir yaşamının dokusuna kadar işlemiş durumda. Kentte açılan Türk restoranlarına yönelik tepkiler olsa da genel eğilim bunun kalıcı bir dönüşüm olduğuna işaret ediyor. Görünen o ki, Moskova sakinleri Türkiye'yi sadece tatil rotasında değil, günlük hayatlarının içinde de yeniden keşfediyor.

26 Kasım 2025 Çarşamba

Puşkin'in tek yurtdışı yolculuğu: "Trabzon'u görebilseydim..."



Kaynak: https://turkrus.com/ 

 

Rus şiirinin simgesi Aleksandr Sergeyeviç Puşkin sadece 37 yıl yaşadı. Avrupa’nın kültür merkezleriyle ilişkilendirilen bu ölümsüz yazarın hayatı aslında şaşırtıcı derecede dar bir coğrafyada geçti. Paris’i, Roma’yı ya da Berlin’i hiç görmedi. Rusya sınırlarının dışına yalnızca bir kez çıktı; o da bir Avrupa başkentine değil, savaşın ortasındaki Osmanlı topraklarına oldu.

Bu yolculuk hem cesareti hem de dramatik anlarıyla hâlâ büyüleyici kabul edilir. Puşkin sınırı gizlice geçti, ilerleyen bir orduya katıldı, dağ fırtınalarına yakalandı, Osmanlı esirleriyle konuştu, ilk kez İslami ritüelleri izledi, pilav ve şiş kebap tattı ve karşısına çıkan her kâğıt parçasına notlar düşerek ilerledi. Sonunda tüm bu deneyimi “Arzrum Yolculuğu”na dönüştürdü.

Puşkin’in bu sıra dışı yolculuğunun hikâyesi Rus kaynaklarında şöyle özetleniyor: 

Sınırı gizlice geçen bir şair 

1829 baharında Puşkin, hayatını riske atacak bir karar verdi. Çar I. Nikolay’dan izin almadan Kafkasya’ya doğru gizlice yola çıktı. O sırada Osmanlı–Rus Savaşı sürüyordu ve savaş bölgesine izinsiz girmek ciddi bir suçtu. Eğer yakalansaydı onu para cezası değil, askeri mahkeme bekliyordu.

Kararını daha sonra şöyle açıklayacaktı:

“Ben savaşı görmek istiyordum. Gerçek savaşı, kitaplardaki değil.”

 Puşkin’in başarısız kamuflajı

Yola çıkarken Çerkes burkası ve fes giyerek yerli halk gibi görünmeye çalıştı. Ancak bu çabanın işe yaramadığı kısa sürede anlaşıldı: 

* Fransız aksanıyla konuşuyordu.

* Davranışları aristokrat bir şehirli olduğunu belli ediyordu.

* Sürekli not aldığı için dikkat çekiyordu.

Rus askerleri ona hemen bir lakap taktı: “Bizim Frenk şair.”

Yerel halk ise daha da çok yanılıyordu. Onu kimi zaman Ermeni, kimi zaman Gürcü, kimi zaman da “eğitimli bir Farslı” sandılar. Rusça konuşmaya başlayınca kim olduğu anlaşılırdı.

 Not defteri yerine kâğıt artıkları

Yol boyunca düzgün bir defter bulmak zordu. Puşkin notlarını:

* askerî raporların arka yüzlerine,

* tütün kutularının kâğıtlarına,

* pipetabanı sarılıklar üzerine,

* bulduğu her yırtık kâğıt parçasına yazdı. Araştırmacıların bu dağınık arşiv üzerinde yıllarca çalışması gerekti.

 Gümrü’de fırtına ve “cinli gece”

Kars yönünde ilerlerken bir dağ fırtınasına yakalandı. Rüzgârın gücü onu yere mıhlamıştı; ilk kez insanlardan değil, doğanın kudretinden korktuğunu yazdı.

Yerel halk ona şöyle dedi:

“Böyle gecelerde cinler ovaya iner.”

Bu cümleyi özel olarak kaydetti.

 Osmanlı topraklarında ilk adımlar

Sınırı geçtiğinde kendisini tamamen farklı bir dünyada buldu:

Şadırvan başında abdest alan insanlar, minarelerden yükselen ezan, dar ve gölgeli sokaklar, kahve ve tütün kokusu, çarşıların uğultusu…

Daha önce yalnızca Doğu masallarında okuduğu manzaraları ilk kez gerçek hâliyle izliyordu.

Dostlarına şöyle yazdı:

“Hayalî değil, gerçek Doğu’yu gördüm.”

 Osmanlı esirleri: düşmana saygılı bir bakış

Puşkin, Rus kampındaki Osmanlı esirlerini ilgiyle izledi. Şunları özellikle not etti:

* namazlarını düzenli kılmaları,

* bakır kazanlarda yemek hazırlamaları,

* esareti metanetle karşılamaları.

Onlarda öfke değil, derin bir yorgunluk gördüğünü yazar. Bu gözlem onda kalıcı bir insani iz bıraktı.

At sevgisi ve disiplin

Puşkin Osmanlı askerlerinin atlara gösterdiği özeni hayranlıkla anlatır:

“Türkler atlarını kardeşleri gibi sever. Bu hayvanlar onların ulusal gururudur.”

Rus ordusunda at sadece bir araçken Osmanlı birliklerinde neredeyse aile üyesi gibiydi.

 İlk “şişlik”, pilav ve taş fırın ekmeği

Yolculuk notlarında tattığı yemekler önemli bir yer tutar:

* “şişlik” (şiş kebabı),

* pilav,

* şekersiz sert kahve,

* kayalıkların üzerinde pişirilen sıcak ekmek.

Ekmek için “toprağın kokusunu taşıyan bir lezzet” demesi dikkat çekicidir.

Trabzon hayali ve ulaşılamayan kıyı 

Puşkin, Karadeniz’i Osmanlı tarafından görmek istiyordu; en büyük arzusu Trabzon’a ulaşmaktı. Ancak Rus komutanlığı izin vermedi:

* yol tehlikeliydi,

* savaş hattı karışıktı,

* ordu Erzurum’a doğru ilerleyecekti.

Bu, yolculuğun en büyük hayal kırıklığı oldu.

 Erzurum: Doğu’nun kalbi

Erzurum’a vardığında şehir ona Doğu’nun özeti gibi göründü:

* bakırcılar ve tütün satıcıları,

* hanlar ve kervansaraylar,

* rüzgâr alan taş sokaklar,

* harabeler arasında oynayan çocuklar.

Bu gözlemler hem savaş kroniği hem de edebî bir seyahatnâme üslubuyla “Arzrum Yolculuğu”na dönüştü.

 Doğu: Puşkin için kalıcı bir ilham

Dostları Puşkin’in hayatında en çok bu yolculuğa geri döndüğünü söyler:

Gürcü dağları, Ermeni köyleri, Türk askerleri, kahve kokulu sokaklar, Erzurum’un taş duvarları…

Rusya’dan yaptığı ilk ve tek yurtdışı yolculuktu, ama belki de kendini en özgür hissettiği yolculuktu.