Moskova

Moskova
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2025 Çarşamba

Rusya’da not sistemi


Rusya’da en yüksek not 5’iken, bir çocuğun boş kağıt verse bile alabileceği en düşük not 2’imiş.

Bu uygulamadan yeni haberdar olan biri şaşkınlıkla Moskova Üniversitesi’ndeki Dr. Theoder Medrayev’e sormuş, “Boş kağıt veren bir öğrenciye neden “0” yerine “2” veriyoruz, niye öğrencilere adil davranmıyoruz?” diye.

Medrayev bu soruyu “Her sabah 7’de soğuk havalarda bile kalkıp okula gelen, tüm dersleri takip eden, toplu taşıma ile sınava saatinde yetişen ve soruları cevaplayamasa bile en azından sınava giren, başka bir hayat yaşayabilecekken okumayı seçen birine nasıl “0” verebiliriz?” diyerek cevaplamış.

“Biz, demiş, “sadece sınavdaki sorunun cevabını bilmiyor diye hiçbir öğrenciye “0” veremeyiz. En azından insan olduğu ve denediği için o öğrencilere de saygı göstermeliyiz.”

Doğduğumuz andan beri küçüklü büyüklü ne kadar farklı sınavlarla karşı karşıya kaldığımızı düşünün, zaman zaman aldığımız “0”lar nedeniyle nelerden vazgeçtiğimizi, vazgeçişler nedeniyle asla keşfedilmeyecek potansiyelleri…

Yıkmanın en kolay iş olduğunu, asıl zor olanın yapıcı yaklaşarak ilmek ilmek yol almak olduğunu düşünün. Hakkınız yense de, “0” alsanız da hayatın önünüze getirdiği sınavlarınızda bilin ki asıl hak ettiğiniz notunuz en az “2”. İlkinde başarısız da olsanız deniyor olmak bile bir başarı…

18 Mart 2025 Salı

Rusya'da en uzun yaşlılık Moskova ve Petersburg'da


Kaynak: https://turkrus.com/


Rusya’da yaşlı nüfusun yaşam kalitesine ilişkin yapılan bir araştırmaya göre, en iyi koşullara Moskova ve St. Petersburg sahip. Araştırmayı gerçekleştiren “Daha kesin konuşmak gerekirse” (Yesli bıt toçnım) adlı proje, 55 yaş ve üzeri bireylerin yaşam süresi beklentisini, gelir seviyelerini, işgücüne katılım oranlarını ve kültürel etkinliklere katılım durumlarını dikkate alarak bir sıralama oluşturdu. 2023 yılı verilerine göre, Rusya genelinde 55 yaşındaki bir kişinin ortalama 24,5 yıl daha yaşaması beklenirken, Moskova’da bu süre 29,8 yıl, St. Petersburg’da ise 26,5 yıl olarak hesaplandı. 

Kommersant'ın aktardığı haberde Moskova’da yaşlı nüfus için sunulan olanakların geniş olduğu belirtilirken, kentte binin üzerinde kişinin 100 yaşını aştığı bildirildi. Moskova Belediye Başkan Yardımcısı Anastasia Rakova, “Moskova Uzun Ömürlülük” projesi kapsamında yaşlılara yönelik sağlık, eğitim ve kültürel etkinliklerin artırıldığını vurguladı. St. Petersburg’daki yetkililer ise sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin ve düzenli sağlık kontrollerinin yaşlıların daha uzun ve aktif bir yaşam sürmesine katkı sağladığını ifade etti.

Öte yandan, en kötü yaşam koşullarına sahip bölgeler arasında İnguşetya, Çeçenistan ve Zabaykalye öne çıktı. Çeçenistan’da yaşlı nüfusun yüzde 26,4’ünün, İnguşetya’da ise yüzde 21,2’sinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı belirtildi. Zabaykalye bölgesinde ise 55 yaşındaki bireyler için beklenen yaşam süresi yalnızca 21,1 yıl olarak hesaplandı. Ayrıca, Lipetsk bölgesinde yaşlıların yalnızca yüzde 20,4’ünün aktif sosyal hayata katılım gösterdiği kaydedildi. 

Araştırma, yaşlı nüfusun artış trendini de ortaya koydu. 2023 yılında 65 yaş ve üzeri nüfusun 24,5 milyon kişiye ulaştığı, bunun toplam nüfusun yüzde 17’sini oluşturduğu belirtildi. 2014 yılında bu oran yüzde 13 seviyesindeydi. Uzmanlar, pandeminin yaşlı nüfus üzerindeki etkilerine de dikkat çekerek, ölüm oranlarında yaşanan dalgalanmaların uzun vadeli yaşam beklentisine yansıdığını belirtti. En yaygın sağlık sorunlarının ise kardiyovasküler hastalıklar, solunum yolu rahatsızlıkları ve kas-iskelet sistemi hastalıkları olduğu ifade edildi.

8 Ekim 2024 Salı

Anketler doğruysa Ruslar alkol tüketmekten vazgeçiyor!




Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da son 20 yılda alkol tüketmeyen bireylerin oranı neredeyse iki katına çıktı. VTsIOM tarafından yapılan bir ankete göre, 2004 yılında alkol kullanmayanların oranı %27 iken, 2024 yılında bu oran %48'e yükseldi. Bu veriler, ülkede daha sağlıklı yaşam tarzına yönelik artan bir eğilimi yansıtıyor. Özellikle Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi'nde alkol kullanmayanların oranı %71 ile en yüksek seviyede.

Alkol tüketiminden kaçınan bireylerin sayısındaki bu artış, kadınlar, gençler ve yaşlılar arasında daha belirgin. Ankete göre, kadınların %53'ü alkol tüketmiyor, bu oran erkeklerde %43. Ayrıca, 54 yaşın altındaki ve 65 yaş üzerindeki bireylerde alkol tüketmeyenlerin oranı daha yüksek. Alkol tüketmeyenler arasında, kamu sektöründe çalışanların da önemli bir yer tuttuğu belirtiliyor. 

Araştırmaya göre, alkol tüketenler arasında en popüler içecekler ise şarap (%19), bira (%18) ve votka (%11). Erkekler genellikle bira ve sert içkilere yönelirken, kadınlar daha çok şarap tercih ediyor. Araştırmacılar, Rusya'da alkol tüketim alışkanlıklarının değiştiğini ve daha hafif alkollü içeceklerin yaygınlaştığını belirtiyor.


14 Eylül 2024 Cumartesi

Moskova restoranlarında neden tüm yemekler aynı?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Moskva'da restoran ve yemek kültürü üzerine son derece eğlenceli ve düşündürücü yazılarıyla haklı bir şöhret kazanan Roman Loşmanov, Moskviç.Mag için hazırladığı yazıda, Moskova’daki restoran sahnesinin monotonlaştığını ve her yerde aynı yemeklerin servis edildiğini öne sürenlerin düşüncelerine derin bir bakış atıyor.

Loşmanov’un ifadesiyle, Moskova’daki restoranlar arasında sert bir rekabet var ve bu da menülerin birbirine benzemesine yol açıyor. Aynı yemekler, şehrin dört bir yanındaki menülerde tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.

Loşmanov, şehirde sıklıkla gördüğümüz "burratalar, tartarlar, carpacciolar" ve sushi gibi yemeklerin menülerin demirbaşları olduğunu belirtiyor. Bazı insanlar için bu çeşitlilik bir zenginlikken, diğerleri için her şeyin aynı olması bir hayal kırıklığı yaratıyor. Örneğin, Japon restoranlarının açılması bir zamanlar Moskova’da heyecan yaratırken, artık birçok kişi Japon mutfağının eskidiğini ve modasının geçtiğini düşünüyor. Halbuki Moskova'da hâlâ Japon mutfağında uzmanlaşmış harika restoranlar açılıyor.

Loşmanov’a göre, bu durumu anlamanın en iyi yolu, Richard Dawkins’in “meme” teorisini kullanmak: Meme'ler, tıpkı genler gibi kopyalanabilir kültürel birimleri. Yemekler de birer meme olarak düşünülebilir ve restoranlar, bu popüler yemekleri menülerine alarak müşterilerin dikkatini çekmeye çalışır. Daha fazla rağbet gören yemekler hayatta kalır ve şehir genelindeki menülerde kalıcı olur. Bu nedenle "herkesin peşinden gittiği bu popüler yemekler", bir süre sonra menülerde birbirinin aynısı gibi görünmeye başlar.

Ancak Loşmanov, işin bu kadar basit olmadığını da vurguluyor. Moskova’daki yemekler her ne kadar birbirine benzer gibi görünse de aslında sürekli evriliyor. Bugün her yerde gördüğümüz "burrata" ve "tartar" gibi yemekler, on yıl önce popüler olan "tom yum çorbası" veya "wasabili karides" ile yer değiştirdi. Ayrıca, "sokak yemekleri" gibi alanlarda daha özgün ve yaratıcı lezzetler bulmak mümkün. Loşmanov, şehirde hala özgün mutfak deneyimleri sunan mekanların olduğunu belirtiyor ancak bu tür yerleri keşfetmek için ana caddelerden biraz uzaklaşmak gerektiğini söylüyor.

Roman Loşmanov’un yazısına göre, "yüksek rekabet ortamı" restoranları aynı menülerde karar kılmaya iterken, bir yandan da bu restoranlar yeni lezzetler yaratma konusunda yaratıcı olmayı sürdürüyor. Yani Moskova'daki yemek kültürü bir yandan evriliyor, bir yandan da müşterilerin alışkanlıklarına göre şekilleniyor.

12 Eylül 2024 Perşembe

Bitmeyen rekabet: Moskova ve Petersburglular neyi paylaşamıyor?


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rusya'nın başkenti Moskova ile "kuzeyin başkenti" St. Petersburg arasında tarih boyunca süregelen bir rekabet ve çekişme olduğu malum. Bu iki şehir, ülkenin kültürel, politik ve ekonomik merkezleri olmasına rağmen, birbirlerine karşı sürekli bir kıyaslama ve eleştiri halinde. Birbirlerine laf çakmalar, tepeden bakmalar, küçümsemeler bu "tatlı sert" ilişkinin çıkıntıları... RBTH, bu çekişmenin iki tarafının birbirine karşı yönelttiği bazı eleştiri, alay ve suçlamaları derledi:

Moskova'nın "kaba ve madiyatçı" olarak Görülmesi

St. Petersburg'da yaşayanlar, Moskova’yı genellikle kaba, maddiyatçı ve kültürel açıdan zayıf bulur. Onlara göre Moskova, paranın, siyasi gücün ve ticaretin şehri; sanat ve estetik açıdan fakir. Bu sebeple Moskova, St. Petersburg sakinleri tarafından zaman zaman kültürel olarak "boğucu" ve "tüketim odaklı" olarak eleştirilir.

St. Petersburg’un "Batılı ve snob" görülmesi

Moskova ise St. Petersburg’u "fazla Batılı", "snob" ve "entelektüel" olarak eleştirir. Moskova’dan bakıldığında, St. Petersburg sakinleri Avrupa kültürüne fazla yakın olmakla ve kendi Rus köklerinden uzaklaşmakla suçlanır. Şehir, bazen "Avrupa'nın Rusya'daki uzantısı" olarak görülür ve bu durum Moskova'da tepki çeker.

Başkent olarak tarihsel çekişme

St. Petersburg, Çar I. Petro tarafından Rusya’nın başkenti yapıldığında Moskova halkı bu durumu "ihanet" olarak görmüş ve uzun yıllar boyunca Moskova’nın hak ettiği başkent statüsünün geri gelmesini beklemiştir. 1918'de başkentin Moskova'ya geri taşınması, Moskova’nın bu tarihi rekabette üstün gelmesine sebep oldu. Ancak St. Petersburg sakinleri, başkentin yerinin aslında kendi şehirleri olduğunu savunmaya devam ederler.

St. Petersburg’un "sanat ve kültür merkezi" iddiası

St. Petersburg halkı, şehrin Rusya’nın asıl sanat ve kültür merkezi olduğunu sık sık dile getirir. Hermitage Müzesi, Mariinsky Tiyatrosu ve Dostoyevski gibi büyük yazarların bu şehirde doğmuş veya burada yaşamış olması, şehrin entelektüel mirasının bir sembolü olarak görülür. Moskova ise Bolşoy Tiyatrosu ve Rusya’nın en büyük müzelerinden olan Tretyakov Galerisi gibi kültürel mekanlarla bu iddialara karşı çıkar.

Moskova’nın "çok yoğun ve kaotik" olduğu eleştirisi

St. Petersburg sakinleri, Moskova’nın aşırı yoğun ve kaotik bir şehir olduğunu, yaşam kalitesinin düşük olduğunu sık sık dile getirirler. Moskova’nın nüfusu, trafik sıkışıklıkları ve sürekli inşaat çalışmaları bu eleştirilerin başlıca nedenleridir. St. Petersburg, bu açıdan daha sakin ve yaşanabilir bir şehir olarak öne çıkar.

Moskova’nın politik gücü ele geçirme eleştirisi

St. Petersburg halkı, Moskova’nın ülkenin tüm politik gücünü elinde topladığını ve St. Petersburg’un hak ettiği önemi kaybettiğini savunur. Başkent Moskova olduğu için tüm politik kararlar orada alınır ve bu durum St. Petersburg'da hayal kırıklığı yaratır. Şehirde, Moskova’nın politik baskınlığına karşı bir memnuniyetsizlik bulunur.

St. Petersburg’un "depresif havası"

Moskova sakinleri, St. Petersburg’un sık sık yağmurlu ve bulutlu olan havasıyla dalga geçer. St. Petersburg’da yılın büyük bir kısmında güneşin nadiren görüldüğü bilinir ve bu durum Moskova’da yaşayanlar tarafından "depresif bir şehir" olarak nitelendirilir.

St. Petersburg’un gelişime direndiği eleştirisi

Moskova, hızlı bir şekilde gelişen ve değişen bir şehir olarak öne çıkarken, St. Petersburg’un daha yavaş ve muhafazakar bir gelişim sürecinde olduğu söylenir. Moskova’daki gökdelenler, modern mimari ve lüks yaşam alanları, St. Petersburg’a göre daha çarpıcıdır. Moskova sakinleri, St. Petersburg’un gelişim açısından geride kaldığını düşünür.

St. Petersburg'un "Avrupa’ya yakın olmasıyla övünmesi"

St. Petersburg sakinleri, Moskova’ya kıyasla Avrupa’ya daha yakın olduklarını ve bu yüzden şehirlerinin daha sofistike olduğunu öne sürerler. Bu görüşe göre, St. Petersburg’da Avrupa kültüründen esintiler daha fazla hissedilirken, Moskova daha "doğulu" ve geleneksel bir çizgide kalmıştır.

Ekonomik güç farklılığı

Moskova, Rusya’nın en zengin şehri olarak öne çıkar ve bu durum, St. Petersburg’da kıskançlıkla karşılanır. Moskova’daki devasa ekonomik aktiviteler, şirket merkezleri ve iş dünyasının merkezde toplanması, St. Petersburg’un gölgede kalmasına neden olur. St. Petersburg halkı, Moskova’nın bu ekonomik üstünlüğünü "aşırı hırs" olarak nitelendirir.

Bu rekabet, Rusya'nın iki büyük şehri arasındaki tarihi ve kültürel çekişmeyi yansıtır ve zaman zaman alaylı bir dile bürünerek halk arasında eğlenceli bir tartışma konusu olmaya hep devam eder ve edecek...


11 Eylül 2024 Çarşamba

Rus kadınının güzelliği: "Yalnız gözle değil ruhla da görülür"



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rus kadınlarının güzelliği üzerine sayısız mit, efsane ve övgüyle dolu bir külliyat var. Hem içeriden hem dışarıdan birçok düşünür, bu güzelliğin kökenini anlamaya çalışmış ve kendi yorumlarını dile getirmiş. Peki, bu güzellik nasıl şekillenmiş? Tarih, coğrafya, genetik ve toplumsal koşulların bir kadını böylesine etkileyici kılması nasıl mümkün olmuş? Hadi, biraz tarihe, edebiyata ve sosyolojik gözlemlere göz atalım.

Rus kadınlarının güzelliği çoğu zaman "genetik bir mucize" olarak değerlendirilir. Kimileri bu güzelliğin kökeninde Slav ırkının saflığını ve Orta Asya halklarıyla karışımını öne çıkarıyor. Buna göre, başlangıçta Avrupa'nın en az karışan, en saf etnik ırklarından biri olarak güzel kalan Slavlar, sonrasında Türki halklarla, en çok da Tatarlarla karışıp melez güzelliğin zirvesine çıktı. Bu karışım, Rusya'nın zengin etnik mozaiğinin güzelliği nasıl beslediğinin ipuçlarını veriyor. Hatta Rusya’da yaygın olan, "Bir Rus'u kazısan altından Tatar çıkar," sözü de bu karışımın halk arasında kabul gördüğünün bir göstergesi.

İklim, Rus kadınının güzelliğini şekillendiren başka bir önemli unsur.

Soğuk hava koşulları, cildin daha sıkı ve pürüzsüz kalmasına katkıda bulunur. Bu sert iklim cilt altı yağ tabakasını koruyarak kadınların doğal güzelliklerini pekiştiriyor. Soğuk, yalnızca cilt üzerinde değil, yüz hatları üzerinde de etkili. Burnun küçülmesi gibi doğal adaptasyonlar, sert hava koşullarına uyum sağlayarak estetik bir avantaj sunuyor. Bir nevi, doğanın kendisi, bu güzelliği şekillendiriyor.

Yazar ve şair Rainer Maria Rilke, Rusya'yı ziyaret ettiğinde Rus kadınlarının güzelliğinden çok etkilenmiş ve onların gözlerinde "dünyayı farklı bir açıdan gören bir derinlik" bulmuş. Rilke'nin bu gözlemi, güzelliğin yalnızca dış görünüşle sınırlı olmadığını, aynı zamanda içsel bir yansıma olduğunu da ima ediyor.

Rus kadını, sadece güzelliği ile değil, aynı zamanda zorlu tarihsel koşullarda ayakta kalma mücadelesiyle de bilinir.  Rus kadınının güzelliği üzerine kafa yoranların çoğu, kadınların tarih boyunca çektiği sıkıntıları pek dikkate almaz. İkinci Dünya Savaşı sırasında 27 milyon erkeğin ölümü, Stalin döneminin zorlukları ve votkanın erkekler üzerindeki etkisi, Rus kadınlarını daha dirençli hale getirmiştir. İnşaat işçiliğinden tarıma kadar her alanda çalışan kadınlar, hem evin direği olmuş hem de güzelliklerini korumayı başarmışlar. 

Bu noktada, ünlü Alman aktrist Marlene Dietrich de Rus kadınlarının güzelliğine dair yorumlarda bulunmuş, onların "doğal bir zarafete" sahip olduğunu ve bu zarafetin gözlerindeki derinlikle birleştiğini söylemişt. Dietrich, dış güzelliğin ötesinde, Rus kadınlarının sofistike bir duruşa sahip olduğunu da vurguluyor.

Edebiyatta Rus kadını: Saflık ve karmaşıklık

Rus edebiyatı, kadın güzelliğini yalnızca fiziksel bir olgu olarak ele almaz. Örneğin, Lev Tolstoy, *Anna Karenina* eserinde, başkarakter Anna’yı hem fiziksel hem de ruhsal güzelliğin temsilcisi olarak sunar. Tolstoy’un tasvirine göre, Anna'nın gözlerindeki ışık, doğanın kendisinden alınmış gibidir. Bu, Rus kadınlarının güzelliğinin doğayla kurdukları bağla sıkı sıkıya ilişkili olduğuna dair bir ipucudur.

Fyodor Dostoyevski de, *Karamazov Kardeşler*'de Gruşenka karakteri aracılığıyla Rus kadınının güzelliğine derin bir bakış sunar. Gruşenka, fiziksel olarak çekici olsa da, asıl güzelliği ruhundaki karmaşada ve içsel çatışmalarında saklıdır. Dostoyevski'ye göre, Rus kadını bir yandan saflığı, bir yandan karmaşıklığı içinde barındırır. Bu da, onların güzelliğini çok daha derin ve anlamlı kılar.

Bir başka ilginç teori ise, Rus güzelliğinin tarihsel olarak Avrupa’daki cadı avlarıyla ilişkilendirilmesi.

Rus gazeteci İva Afonskaya, Rus güzelliğini tarihsel bir perspektifle ele alarak, "Orta Çağ'da Avrupa'da cadı avcılığı çok yaygındı. En çok genç ve güzel kızları yaktılar," diyor. Afonskaya’ya göre, bu avlar sırasında Avrupa güzelliğinin genetik mirası yok edilirken, Rusya'da böyle bir baskı yaşanmadı ve güzellik kuşaktan kuşağa aktarıldı. Afonskaya'nın bu yorumu, güzellik algısının tarihsel olaylar ve toplumsal baskılarla nasıl şekillendiğine dair ilginç bir bakış sunuyor.

Rus kadınlarının güzelliği üzerine yapılan tartışmalar, yalnızca dış görünüşle sınırlı olmayan çok katmanlı bir olguyu gözler önüne seriyor. Genetik miras, tarihsel zorluklar, soğuk iklimin fiziksel etkileri ve toplumsal roller, bu güzelliğin ardında yatan temel unsurlardan bazıları. Ancak en nihayetinde, Rus kadınının güzelliği, sadece cilt derinliğinde değil, ruhunda ve tarihsel mücadelesinde gizli.

Bir sonraki Rus kadınına hayranlıkla bakarken, onun güzelliğinin ardında yatan bu tarihsel, genetik ve kültürel derinliği unutmamak gerek. Çünkü gerçek güzellik, sadece gözle görülen değil, ruhla hissedilen bir şey.

Meraklısına notlar: 

Rus kadınlarının güzelliği üzerine görüş belirten Rus ve bazı yabancı yazarlar ve düşünürler de bu konuyu farklı açılardan ele almışlar. İşte birkaç örnek:

Lev Tolstoy: Tolstoy, Rus kadınının güzelliğini içsel bir dinginlikle ve doğaya yakınlıkla bağdaştırır. Anna Karenina eserinde, Anna karakterinin güzelliğini betimlerken, onun doğal ve zarif tavırlarının bu güzelliği pekiştirdiğini dile getirir: "Gözlerinde, sanki doğanın kendisinden alınmış bir ışık vardı."

Fyodor Dostoyevski: Dostoyevski, özellikle Karamazov Kardeşler romanında Grushenka karakteri üzerinden Rus kadınının güzelliğini hem fiziksel hem de ruhsal çatışmaların sembolü olarak ele alır. Ona göre, Rus kadını "bir yandan saflığı, bir yandan ise karmaşıklığı barındırır."

Aleksandr Puşkin: Puşkin, Rus kadınlarının güzelliğini milliyetçi bir duyguyla över ve Yevgeni Onegin gibi eserlerinde kadın karakterlerini doğal zarafetle betimler. Bir şiirinde, "Rus kadınının güzelliği, ülkenin karla kaplı toprakları kadar saf ve durudur" diyerek bu güzelliği vatan toprağı ile ilişkilendirir.

Marlene Dietrich (Alman Aktris): Marlene Dietrich, Rus kadınlarının zarafetini ve sofistike güzelliklerini överek, “Rus kadınlarının doğal bir zarafeti vardır. Gözlerindeki derinlik ve yüzlerindeki sakin ifade, onları diğerlerinden ayırır,” demiştir. Dietrich, Rus kadınlarının güzelliğini içsel ve doğal bir zarafetle bağdaştırır.

Rainer Maria Rilke (Avusturyalı Şair): Rilke, Rus kültürü ve insanlarına büyük bir hayranlık duyan bir şairdir. 1900'lerin başında Rusya'yı ziyaret eden Rilke, Rus kadınlarını “doğal bir sadelik ve içtenlikle dolu” olarak tanımlar. “Rus kadınlarının gözlerinde, dünyayı farklı bir açıdan gören bir derinlik vardır,” diyerek onların güzelliğini sadece dış görünüşle değil, ruhsal bir yansıma olarak da ele alır. 

Theodore Dreiser (Amerikalı Yazar): Rusya seyahatleri sırasında Rus kadınlarının güzelliğine dair gözlemlerini paylaşan Dreiser, onları “göz kamaştırıcı bir duruluk ve doğallık” ile tanımlar. Ona göre, "Rus kadınlarının güzelliği, onların doğayla ve yaşamla kurdukları saf ilişkiyle şekillenmiştir."

Gertrude Stein (Amerikalı Yazar): Gertrude Stein, Rus kadınlarını “kararlı ve güçlü” olarak tanımlar. Stein, onların güzelliğinin sadece fiziksel olmadığını, aynı zamanda onların yaşam karşısındaki dirayetlerinden ve içsel güçlerinden geldiğini belirtir.


6 Eylül 2024 Cuma

'Moskovskaya Storojevaya': Dev bir koruyucu, gerçek bir can dostu olan köpek türü



Anna Popova

Kaynak: https://www.rbth.com/

 

Bir can dostu, gerçek bir bekçi köpeği, sizi korumak için atağa her an hazır bir dev - tüm bunlar Moskova Bekçi Köpeği ('Moskovskaya Storojevaya') köpek cinsi hakkında söylenenler.

Bu köpek cinsinin tarihi Büyük Vatanseverlik Savaşı'ndan sonra başlamış. Ünlü 'Red Star' kulübesinde (Rus Siyah Terrier cinsi de orada doğdu), başka bir cins yaratmaya başladılar.

Büyük, güçlü, gösterişsiz, eğitimi kolay ve farklı iklim koşullarında - Sibirya'da ve Orta Asya'da - bekçilik ve koruma görevlerini yerine getirebilecek kapasitede olması gerekiyordu.

Moskova Bekçi Köpeği'nin ataları Kafkasya ve Doğu Avrupa Çoban Köpekleri, St. Bernard'lar ve Rus Alaca Tazıları, Newfoundland'lar ve bunların melezleriydi.

1950'lerin ortalarında, köpek bilimciler tanınabilir bir türe sahip gerçek bir cins grubu elde etmeyi başardılar. 1958'de ilk cins standardı onaylandı ve 1985'te Moskova Bekçi Köpeği resmen bir cins olarak tanındı.

Bunlar büyük köpeklerdi (tam yetişkin olduklarında boyları en az 72-78 cm ve ağırlıkları 45 kg'dı) devasa bir kafa ve geniş bir kuyruk ile. Sert görünümlerine rağmen, "bekçi köpekleri" sebepsiz saldırganlık göstermezler. Bu arada kalın uzun tüyler onları soğuktan korur. Benekli kırmızı-alaca rengi, ağız kısmındaki ve göz kenarlarındaki koyu renk onlara ciddi bir görünüm kazandırır.

Düellodan kelebeklere: Rus edebiyatının devlerinin hobileri


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rus edebiyatının devleri 'hobileriyle' de ünlü. Russia Beyond portalı 7 edebiyat

devinin kimileri oldukça sıra dışı hobilerini sıraladı.

Aleksander Puşkin. Rus şair kadınlara olan düşkünlüğü ve düellolara olan ilgisiyle tanınıyor. Puşkin, hayatı boyunca birçok kadına olan aşkını şiirlerinde dile getirirken, tam 20’den fazla düelloya katıldı. Ne yazık ki, katıldığı son düello hayatına mal oldu.

Mihail Lermontov. Rusya'nın en sevilen şairlerinden Lermontov asker olmanın yanı sıra bir ressamdı. Kafkasya’da görev yaptığı sırada, çevresindeki dağ manzaralarını resmetti ve üniformalı bir otoportresini yaptı. 

Lev Tolstoy. Savaş ve Barış'ın yazarı fiziksel emeğe olan düşkünlüğüyle bilinir. Tolstoy, çiftlik işleri yapmayı ve sporla uğraşmayı severdi. Yaşlılık döneminde bile uzun yürüyüşler yaparak aktif kalmaya çalıştı.

İvan Turgenev. Dünyaya Avcının Notları kitabını armağan eden Turgenyev'in kendisi de bir av meraklısıydı. 

Fyodor Dostoyevski. Kumarbaz'ın yazarı Dostoyevski ise kumara bağımlıydı. Yazarın bu tutkusunun,  mali sıkıntılarını artırdığı ve daha fazla yazmasına neden olduğu biliniyor.

Anton Çehov. Ünlü hikaye ve oyun yazarı köpek sevgisiyle bilinirdi. Özellikle dachshund (sosis köpeği) cinsine büyük bir ilgi duyan Çehov, bu köpeklerle sık sık vakit geçirirdi. Çehov’un Kaştanka adlı kısa hikâyesi, Rus edebiyatındaki en dokunaklı hayvan hikâyelerinden biri olarak kabul edilir. Çehov, Brom ve Hina adında iki dachshund’a sahipti ve onlarla uzun sohbetler yapmaktan keyif alırdı. Çehov'un kardeşi, köpeklerinin ön ayaklarını Çehov'un dizine koyarak onunla yarım saat boyunca şakalaştığını ve bu anların çevresindekileri kahkahalara boğduğunu anlatır.

Vladimir Nabokov.  İlk kelebeğini altı yaşında yakalayan Nabokov, bu hobisini hayatı boyunca sürdürdü. Kelebek avcılığı ve araştırmaları onun için basit bir hobi olmaktan çıkarak profesyonel bir uğraş haline geldi. Harvard Zooloji Müzesi'nde kelebek koleksiyonunun küratörü olarak çalıştı ve bilimsel makaleler yayımladı.

Ünlü yazar satranca da çok meraklıydı. Kendi geliştirdiği karmaşık satranç problemleriyle bu yeteneğini pekiştirdi. Hatta bir satranç dahisini konu eden bir de roman yazdı.

27 Temmuz 2024 Cumartesi

Moskova ve Petersburg'da günlük harcamalar ne kadar?

 


Kaynak: https://turkrus.com/ 


Rusya’da halkın gündelik harcamaları mercek altına alındı. İngosstrah ve NAFİ analiz merkezinin ortak araştırmasına göre, Rusya’da yaşayanların kişi başı ortalama gündelik harcaması 801 ruble.

Bu rakam St.Petersburg’da 826 ruble, Moskova’da 813 ruble. 

Rusya halkının üçte biri her gün yemek, ulaşım ve zorunlu olmayan gündelik harcamalara en fazla 500 ruble harcıyor. 

Halkın yüzde 27’sinin gündelik harcamaları 500 ila 1000 ruble arasında, yüzde 28’inin ise 1000 rublenin üzerinde.

Araştırmaya göre, Rusya vatandaşlarının çoğu atıştırmalık yiyecek ve içecekleri gıda marketlerinden satın alıyor.

Gündelik harcamalar içinde yeme-içmenin dışında en fazla pay ulaşım giderlerinin. 

Halkın yüzde 34’ü zaman zaman, yüzde 3’ü her gün taksiye bindiğini söylüyor.

Yüzde 7’lik kesim ise her dün dışarıda kahve içiyor.

 

19 Mayıs 2023 Cuma

Neler oluyor hayatta?

 

 

Neler oluyor hayatta?

  

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

“Neler oluyor hayatta?”

Üst kat komşum, sevgili dostum Vladimir İvanoviç’le muhabbet konusu bulmakta zorlandığım zamanlar bazen böyle çok da anlamı olmayan bir soruyla başlıyorum.

“N’aber; ne var, ne yok?” gibi… Nasıl olsa laf lafı açar diye…

“Bilmem, neler oluyor?” diyor.

Laf ola, beri gele yani.

Aslında konu çok da acaba hangisinden başlamalı konuşmaya?..

Güzel bir bahar gününde, mutfakta, bizim bütün avluyu gören pencerenin önündeki masada oturmuş çaylarımızı yudumluyoruz. Çiçekler açmış, yapraklar kendini göstermiş; avlu yemyeşil…

Rusya'da her yıl güncellenen Ulusal Endişe Endeksi araştırmasının sonuçları açıklanmış. Yılın ilk çeyreği itibarıyla toplumda en çok endişe yaratan unsurlar sabotaj, özel askeri operasyonun seyri ve Ukrayna kilisesine yönelik baskılar şeklinde sıralanmış.

Sosyal medyada yapılan paylaşımları dikkate alan araştırmayı haberleştiren Kommersant gazetesi, nöral ağ tabir edilen yapay zeka teknolojilerinin bu yıl ilk kez toplumda endişe uyandıran unsurlar arasında yer aldığına dikkat çekmiş.

Buna göre Rus toplumu yapay zekanın bilim kurgu filmlerinde olduğu gibi insanların kontrolünden çıkmasından büyük kaygı duyuyormuş.

Ben düşünürken Vladimir İvanoviç, “Biliyor musun, geçen gün seninle yaptığımız sohbetlerden çok keyif aldığımı fark ettim,” dedi. 

Sevindim.

Canım daha fazla iltifat mı istiyordu ne, konuyu tahrik edici bir noktaya taşıdım.

“Hani yenilerde GPT-4, Chat GPT gibi gelişmiş sistemleri konuşuyor ya herkes, belki yakın bir gelecekte sen de benim yerime bir Chatbot’u, yani bir sohbet robotunu tercih edersin,” diyorum.

“Yok yahu, olur mu hiç, senin sohbetinin yerini tutmaz,” diyor gülerek, “İçin rahat olsun, hem robotlar henüz insanlar kadar muhakeme yapamıyorlarmış,” diye cevap veriyor.

***

Çok değişik bir zaman diliminde yaşıyoruz. Herkesin dilinde “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü var.

Olmayacağı belli, ama ne, nasıl olacak?

Nietzsche, -filozof olanı- bir keresinde, büyük değişikliklerin hiç fark ettirmeden parmak ucunda geldiğini söylemiş.

Ama şimdilerde pek öyle değil, her şey nerdeyse adeta ışık hızında değişiyor.

Babaannem, hikayelerinin arasına “Ben kaç padişah, kaç vezir-i azam gördüm biliyor musunuz?” lafını sokuştururdu. Etkilenirdim kuşkusuz, ancak yaşamımın şu evresinde geriye baktığımda hayatımıza giren olayları düşününce şaşırıyorum. Ben bile şahsen şu ahir ömrümde dünyanın değişimine dair daha nelere tanıklık edeceğim diye düşünmeye başladım.

***

İyimser olmak istiyoruz. İnsanlık daha güzel günleri hak ediyor.

Ancak içimizi karartan, ürküten şeyler var. Hala büyük bir savaşın dünyamızı yeniden tarumar edeceği korkusunu taşıyoruz.

Yaşayıp göreceğiz demek doğru değil. Daha adil, sevginin, hoşgörünün, barışın hakim olduğu, sömürünün olmadığı, halkların kardeşçe yaşadığı bir dünya için çaba sarf etmek gerekiyor.

Hoop atlayıp, liyakat sorununa geliyoruz. Zira dünyada pek çok ülkede vasıfsız liderliklerin hakimiyetine şahit oluyoruz.

“Hey allahım yarabbim, Winston Churchill’i, Franklin D. Roosevelt’i, De Gaulle’ü de arayacak hale mi gelecektik?” diye söyleniyorum. 

“Hasmın bile olsa liyakat arıyorsun karşındaki adamdan,” diyor Vladimir İvanoviç.

“Peki, yapay zekanın da liyakatlı, liyakatsız olanı olacak mı?” diye araya çomak sokup, yine ciddi devam ediyorum:

“Bence bu çok önemli, iyi insanların doğru yönde ciddi çabalarına ihtiyaç var.”

İtalya’da Ascoli Piceno kasabasında bulunan 1529 yılında yazılmış bir duvar yazısında şöyle yazıyormuş:

“Yapabilen istemiyor

İsteyen yapamıyor

Bilen yapmıyor

Yapan bilmiyor

Ve Dünya böyle kötüye gidiyor.”

Eski bir dert yani. Bu durumdan kurtulmak gerekiyor.

Kararlı, güçlü toplumsal iradeler gerekiyor dünyanın iyiye gitmesi için.

İşin özeti bu.

***

Geçenlerde çok eskilerden, aynı şirkette birlikte çalıştığımız sevdiğim, değer verdiğim bir iş arkadaşımla, Ergun’la sosyal medya sayesinde birbirimizi yeniden bulduk.

Sosyal medyadan arkadaşım olan ablası, benim bir yazımı onunla paylaşmış. Birlikte çalıştığımız zamanlarda büyükçe bir dış ticaret sermaye şirketinin ihracat müdürü olan bendeniz seneler sonra karşısına bir köşe yazarı olarak çıkmışım.

Oluyor böyle şeyler hayatta.

Vladimir İvanoviç, “Ne mutlu sana, sevinmişsin belli,” diyor.

Evet, sevinmiştim. Sosyal medyanın bazı olumsuz yanlarından şikayet etsek de hayatımızı değiştirdiği kuşkusuz.

Ergun’la işten, güçten, eski iş arkadaşlarından konuşurken Niyazi Abiyi kaybettiğimizi öğrendim. Hüzünlendim.

Artık neredeyse eski kuşaktan kimselerin kalmadığı şirkette eskilerden kalan bir yadigar, gençlerin yol göstericisi, eski muhasebecilerin son temsilcisiydi o. Niyazi Abi, bilgisayarın hayal, her şirketin kafasına göre hesap planının olduğu zamanlarda, yevmiye defterini, kasa defterini mürekkepli kalemle, itinayla yazardı. Bilgiler hatalı yazıldığında silinmezdi. Yazısı kötü olanlara günlük muhasebe kayıtları yaptırılmazdı.

Niyazi Abi, bir dönem elektronik hesap makinesine bile şüpheyle bakardı. Güvendiği Facit mekanik kollu hesap makinesinin ise ustasıydı.

Aniden gidivermişti.

Bilgisayarlı muhasebe devrine intibak edememiş, kalbi daha fazla dayanamamıştı belki.

İnternetin, akıllı telefonların ve hatta faksın olmadığı bir dünyadan, eski zamanlardan anılar birden canlandı belleğimde.

Niyazi Abi ile PTT’den emekli teleks operatörü Saliha Hanımın aynı liseli aşıklar gibi birbirlerini gizliden sevdiklerini duyardık.

Saliha Hanım, bizim müsvedde kağıdına elle yazdığımız mesajları teleks makinesinde inanılmaz bir hızda yazardı. Mesajı kağıda basar, getirirdi. Biz düzeltmeleri yaptıktan sonra teleks şeridinde hatalı yerleri parmakları ile yoklayarak bulur, orasından yırtar, ekler, düzeltmeyi yaptığı şeride aktarırdı.

Saliha Hanım da varmış Niyazi Abinin cenazesinde.

Şimdi ne Niyazi abinin, ne de Saliha Hanımın mesleki becerilerinin bir anlamı kaldı.

Sadece onlarınki mi?

Teknolojinin gelişmesi, robotik bilimlerin yükselişte olması ve hepsinden önemlisi yapay zekanın durdurulamaz bir hızla akıllanarak insanların yapabildiği pek çok işi yapabilmeye başlaması birçok insanın mesleğini tehdit ediyor. 

“Birçok meslek sona erecek.”

“Hangileri mesela?”

“Doktorluk bile mesela.”

Eskinin bildiğimiz muteber mesleklerinin yerini teknolojik rakipleri alacak bu gidişle.

Sayıyorum.

Konuştuğumuz gibi teknolojik yeniliklerin en önemli dezavantajı birçok mesleği  ortadan kaldırması, en azından köklü dönüşüme uğratması ve sonunda birçok çalışanın işini kaybetmesine yol açması.

Halen insanlar tarafından yürütülen birçok işin gelecekte makinelerin yapay zekâsıyla yapılacağı şimdiden belli. Gelecekte mesleğinden olacak ya da meslek alanı daralacak kişiler arasında; fabrika çalışanları, şoförler, pilotlar gibi muhasebeciler- mali müşavirler de sayılıyor.

Kafaları karıştıran pek çok konu var.

“Başka hangi meslekler?”

“Kalpazanlık örneğin.”

“Aman çok üzüldüm!”

“Dijital para, madeni ve kağıt parayı ortadan kaldırınca sahte para basan kalpazanlar da işsiz kalacak. Kalpazanlık tarihe karışacak,” diye ekliyorum.

“Ohoo, sen öyle zannet, insan evladı daha ne kalpazanlıklar icat edecek bak göreceksin.”

***

Eskiden makineler onları rakip gören işçiler tarafından kırılıyordu.

19. asırda İngiltere'de tekstil işçileri, iş gücünden tasarruf sağlayan makinelerin fabrikalara yerleştirilmesiyle işsiz kalacakları endişesiyle tepkilerini makineleri kırarak ortaya koymuşlardı. Sevgili arkadaşım Yıldırım Koç’un bir makalesinde yazdığına göre; Ned Ludlam isimli bir çırak, ustası tarafından azarlanınca kendisini kaybetmiş ve eline geçirdiği bir çekiçle çorap dokuma tezgahını parçalamıştı. Daha sonraları onun isminden hareketle bu tür eylemlere tarihçiler tarafından Ludizm denilmişti.

Bugün de Batıda işçiler kendilerini işsiz bıraktığı gerekçesiyle göçmenlere düşmanlar. Halbuki istihdam yapısını kökten değiştirecek olan robotlar geliyor geriden.

“Güya pek çok meslek ortadan kalkacak, işçilerin yaptığı işleri işverenler robotlara yaptıracaklarmış.”

“Peki, yapay zeka, robotlar kullanılmaya başlanınca patronlar, çalışanlarını kovup robotlarıyla baş başa mı kalacak?”

“Belki teknolojinin, üretici güçlerin gelişmesiyle, üretim artacak, mallar ucuzlayacak.

İşgücü daha rafine alanlara kayacak.”

Bir rivayete göre vaktiyle Henry Ford, otomobil fabrikasında greve giden işçilere kızıp "Hepinizi atar, yerinize robotları koyarım" deyince, bir işçi “Otomobilleri de robotlara mı satacaksın?" demiş.

Her teknolojik ürünün pazara ihtiyacı vardır. Yoksa üretilmezler. Yani müşteri velinimettir.

***

Peki, komplo teorisi üretenlerin dediği gibi yapay zeka insan üzerinde bir üstünlük kurup, ona hükmedebilir mi?

Hocaların hocası Profesör İonna Kuçuradi hocamız, “Robotların insanlaştırılmak, insanların da robotlaştırılmak istendiği bir zamanda yaşıyoruz,” demiş.

“Ben insanların robotlaştırılmasına şiddetle karşıyım,” diyorum Vladimir İvanoviç’e.

“Aynı şekilde düşünüyorum, insan eksenli bir yaşam felsefem var; ancak teknolojinin gelişmesine kesinlikle karşı olunamaz ve zaten karşı da durulamaz. Teknolojinin bütün imkanlarından sonuna kadar yararlanmak gerek. Tamam, bazı meslekler ortadan kalkacak, ama şimdilerde ismini bile bilmediğimiz yeni meslekler ortaya çıkacak,” diye onaylıyor o da.

Yapay zekâ da sonuçta bir makine.

İnsan icadı.

Yani bir üretim aracı.

Kodları yazılıp, tanımlanan görevine başlatıldıktan sonra enerjisi de sağlanıyorsa tıkır tıkır çalışır bu makineler.

***

“Peki sen bu metaverse’den bir şey anladın mı?” diye soruyorum Vladimir İvanoviç’e.

“Epey bir şey okuyup, video izledim. Biraz anladım gibi,” diye cevap veriyor.

“Ne gibi?”

“Yeni bir ticari tezgah bence.”

“Benim de bir ‘metaverse’m var.”

“Oooo, maşallah hayırlı olsun,” diyor.

“Bak, sana bir anektod anlatayım. O zaman ne demek istediğimi anlayacaksın. Bunu Kafka ile ilgili olarak bir arkadaşım anlatmıştı, ben Dosto’ya da uyar diye biraz değiştirdim:

Tanrı bir gün Dostoyevski’nin yazdıklarına çok kızmış, “Bu adam da artık çok olmaya başladı, haddini aştı; yarattığı karakterlerle benimle aşık atabileceğini mi sanıyor!?” diye söylenmiş.

Birkaç zebaniyi çağırmış yanına.

“Rusya’da Dostoyevski diye bir yazar var. Gidip bulun, getirin bana onu,” demiş.

Niyeti Dostoyevski’yi yakalayıp, cehennemine atıp, cezalandırmakmış.

Zebaniler yola çıkmış. Önce Petersburg’da aramışlar, bulamamışlar. Sonra Moskova’ya bakmışlar. Yok. Sibirya falan derken Rusya’nın altını üstüne getirmişler, ancak Dostoyevski’yi bir türlü bulamamışlar.

Daha da ileri gidip Avrupa’nın malum büyük şehirlerinde aramışlar. Yine yok.

Çaresiz geri dönmüşler.

Tepkisinden korka korka Tanrının huzuruna çıkmışlar, durumu anlatmışlar.

Tanrı küplere binmiş, zebanileri bir güzel azarlamış:

“Tabii bulamazsınız, bu adamın yarattığı kendi dünyası var, oraya bakmanız gerekirdi,” demiş.

***

Çaylarımızı tazeledik.

Bir oraya, bir buraya; bir ileri, bir geri, daldan dala atlayarak konuşuyoruz.

Vladimir İvanoviç, “Konuştuğumuz gibi herkesin ağzında sözbirliği etmişçesine aynı laflar var: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” diyor.

“Gerçekten öyle gözüküyor.”

“Peki, bu bildiğimiz dünyanın sonu mu olacak? Değişen ne olacak ve yerine ne konulacak? Değişime hazır mıyız?”

Benden cevap bekliyor, ama ben kısa bir cevap verebilecek durumda değilim. Düşünüp, tartışmak, uzun uzun konuşmak lazım.

“Bir Kızılderili sözü şöyleymiş: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Vladimir İvanoviç, “İnşallah o duruma gelinmeyecek,” dedi.

“İyi olacak, gönlünü ferah tut. Güzel bir Çerkez atasözü varmış: Umudu olmayanın atı koşmazmış,” diyorum.

***

Dilekler ve temennilerle bitiriyoruz muhabbeti.

Rusların ağızlarından düşürmediği bir söz vardır ya onu tekrarlayayım diyor Vladimir İvanoviç:

"надежда умирает последней" (Nadejda umirayet pasledniy - Umut en son ölür ).

Ben de arkasından ekliyorum:

“Всё будет хорошо” ( Vsyö budut haraşo! - Her şey güzel olacak!).


16 Nisan 2020 Perşembe

Rusya’da yeni akım: Balkonlarda ‘kimse bakmıyormuş gibi’ dans et




© Fotoğraf : Youtube



Koronavirüs nedeniyle karantina sürerken, Rusya’da balkonda ilginç figürlerle dans etme akımı başladı. Akımın ilham kaynağı ise Rus müzik grubu Krem Soda’nın önceki günlerde YouTube’da yayınlanan klibi.

Karantina günlerinde Rusya’nın dört bir yanındaki balkonlar dans pistine dönüşü. Krem Soda grubunun ‘Plaçu na tehno’ (Tekno ile ağlıyorum) isimli şarkısının klibinin yayınlanmasının ardından sosyal medyada yeni bir akım başladı. Orijinal dans videosunda grup üyeleri absürt hareketlerle ve kostümlerle dans ediyor. 



Rusya vatandaşları da balkonlarında aynı şarkı ile farklı dans figürleri sergiliyor.

9 Nisan 2020 Perşembe

Rusya'da halkın gözünde 90'lı yıllar: Yoksulluk, mutsuzluk, tehlike...






Rusya’da yapılan bir araştırma, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, ekonomik kriz, siyasi kaos ve belirsizliğin gölgesinde geçen 1990’lı yılların halkın hafızasında “mutsuzlukla” özdeşleştiğini gösterdi.

Yuri Levada kamuoyu araştırmaları şirketinin anketine katılan Rusya vatandaşlarının yüzde 62’si 1990’lı yıllarla ilgili olumsuz anılara sahip olduğunu söyledi. 60 yaşın üzerindekilerin yüzde 70’i, 18-36 yaş grubunun yüzde 53’ü bu yanıtı verdi.

1990’larla ilgili olumlu görüşe sahip olanların oranı yüzde 19. Bu kişilerin çoğunu, o yıllarla ilgili büyüklerinin anlattıklarıyla fikir sahibi olan gençler oluşturuyor.

Anket katılımcılarının yüzde 19’u ise soruyu yanıtsız bıraktı.

Araştırmaya katılanların yüzde 58’i 1990’lardan bu yana Rusya’da ifade özgürlüğünün önemli ölçüde arttığını, yüzde 51’i ülkenin daha güvenli hale geldiğini, yüzde 40’ı iş yapmanın kolaylaştığını, yüzde 45’i bugün daha kolay para kazanılabildiğini söyledi.

Gençlerin çoğu o yıllarla ilgili en kötü anı olarak suç oranlarının fazlalığını, yaşlıların büyük bölümü ise yoksulluğu gösterdi.

20 Mart 2020 Cuma

Koronavirüs insanlığı öldüremez! Komşular babuşkalara sahip çıkıyor






"Koronavirüs belki insanları öldürebilir, ama insanlığı öldüremez!"

İşte bu sloganla herkesin katılması gereken, Rusya'dan Türkiye'ye de yayılması umut edilen bir kampanya başlatıldı: Babuşkalar ve deduşkalar… Yani nineler ve dedeler. Koronavirüs yüzünden insanların evlerine hapsolduğu, karantina günlerinin yaşandığı sırada en büyük sıkıntıyı çekenlerin başında onlar geliyor. Çünkü sınırlı ekonomik imkanları ile çoğunluğu genelde her gün marketten, o güne yetecek kadar az miktarda gıda ürünü alarak yaşamaya çalışan bu yaşlı insanlar için hayat daha da zorlaştı. Özellikle Moskova’da yalnız başlarına yaşayan on binlerce babauşka ve deduşka olduğu biliniyor. İşte bu insanların hayatını bir nebze de olsa kolaylaştırmak için bir kampanya başlatıldı:

Hedef, evde yalnız kalan, sokağa çıkamayan yaşlı ve ihtiyaç sahibi insanlara yardım eli uzatmak.
 
İlk etapta Moskova'da başlayan kampanya şöyle işleyecek:

Apartman girişlerine (podyezd) bir liste ve kalem konulacak.

Kampanyaya katılarak destek olmak isteyen apartman sakinleri isimlerini ve daire numaralarını yazacak.

Aynı apartmandaki ihtiyac sahibi yaşlı ve hasta insanlar, böylece ihtiyaç listelerini gönüllülerin posta kutularına atacak ve temel gıda, ilaç vb. ihtiyaçlarının karşılanması için destek alacak.

Bu kampanyaya katılan gönüllüler, aldıkları ürünlerden para almayacak.

Ürünleri, ihtiyaç sahibinin kapısına bırakacak. Yani ihtiyaç sahiplerine, sadece alan ile verenin bileceği bir sistemde, karşılıksız bir yardım yapılacak.

Birkaç komşu listeye adını yazdırıp, bir komşunun masraflarını ortak üstlenebilecek.

Bazı apartmanlarda ise, ihtiyaç sahipleri isimlerini listeye açıkça yazarak mahçup omasın diye,  kapalı zarf içinde isim ve daire numarası yazılarak belli bir posta kutusuna atılması isteniyor.
 
Koronavirüsten en çok ve en kolay yaşlı insanlar etkilenip, sık sık evden çıkan yaşlılar hastalık riskini arttırdığı için bu kampanya büyük önem taşıyor.