Moskova

Moskova
Kaan Akoba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kaan Akoba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2017 Pazartesi

AÇGÖZLÜLÜK ÜZERİNE BİR RUS MASALI


AÇGÖZLÜLÜK ÜZERİNE BİR RUS MASALI


Rusça başlığın esas çevirisi Balıkçı ile Balığın Masalı (Rusçasıyla “Сказка о рыбаке и рыбке – Skazka o rybake i rybke) olan bu masal Александр Пушкин (Aleksandr Puşkin) tarafından 14 Ekim 1833 tarihinde şiir formatında kaleme alınmış ve ilk defa 1835 yılının Mayıs ayında Библиотека для чтения (Okuma için kütüphane) adlı edebiyat dergisinde yayımlanmıştır.

Rusça aslından çeviren: Kaan Akoba

*  *  *


Balıkçı ile Balığın Masalı

Aleksandr Puşkin


Bir zamanlar, kendisi gibi yaşlı mı yaşlı eşiyle bir adam,
Yaşarlarmış denizin kıyısında, altına sığındıkları köhne bir dam.

Artık harabeye dönmüş kulübeleri, sanki bir ağıl,
Neredeyse orada geçmiş ömürleri, dile kolay tam otuz üç yıl.

Yaşlı adam ağı elinde, günboyu dalgaların üstünde,
Kadıncağız da sürekli iplik eğirir durur çıkrığı önünde.

Her zamanki gibi bir gün yine ağını denize attığında,
Çalı çırpı ve biraz da balçık vardı adamın bahtında.

Ağı tekrardan attı, görmek istedi kısmetini,
Bu sefer de yosun almıştı, balçığın yerini.

Artık ne çıkarsa şansıma deyip son bir defa  baktığında,
Nihayet bir balık başını eğip duruyordu ağın kuytusunda.

Sıradan bir balık değildi: Altından!
İhtiyara, bırak beni diye yalvaran.

Ey yaşlı balıkçı, eğer bırakırsan beni denize,
Hep şans ve mutluluk getiririm tüm ailenize.

Ne hayalin varsa gönlünde, bir de ne dilersen dile,
Hemen bulacaksın elinde, daha ulaşmadan evine.

Yaşlı adam şaşırdı, sarardı soldu korkudan beti benzi attı,
Otuz üç yıl görmemişti böylesini, peki şimdi ne olacaktı?

Olacak şey miydi konuşan balık, 
Bakmak uygun olmazdı alık alık.

Bırakırken suya altın balığı yavaşça,
Birkaç da tatlı söz söyledi arkadaşça.

Tanrı sizinle olsun altın balık,
Yoktur şimdi aklımda bir dilek.

Atlayıp gidiniz hemen denize,
Ülkenizde iyi bakın kendinize.

Yaşlı adam dönünce karısının yanına,
Büyük mucizeyi anlatıverdi bir çırpıda.

Bilsen sana neler anlatacağım gel bir eğil,
Bir balık yakaladım altından, sıradan değil.

Bizim dilimizi güzelce konuşarak,
Dönmeyi istedi denize, ağlayarak.

Dedi ne istersen dileyebilirsin benden,
Olması için yalnızca yeter düşünmen.

Hiç inanamadım ettiği sözlere, bilmem acaba neden,
Fakat yine de bıraktım suya, aslında pek istemeden.

Olur mu öyle suya bırakmak,
Seni gidi yaşlı ahmak bunak.

Nasıl düşünemezsin, düşmüşken böyle bir balık eline,
İhtiyacımızın olduğunu, yepyeni bir çamaşır leğenine,

İşte, o balık ne zaman maviliğe atladı,
Gördün mü, deniz de hafiften kabardı.

Karısı istedi, ihtiyar balıkçı diretemedi, kıyıya gidip seslendi,
Altın balık da yaşlı adamı duyunca hemen orada bitiverdi.

Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.

Selamlar balıkçı yerlere kadar eğilerek, 
''Ne olur merhamet saygıdeğer altın balık'' diyerek.

Beni fena azarladı yaşlı huysuz karım
Kalmadı ne huzurum, ne de rahatım.

Meğer ihtiyacı varmış yeni bir leğene,
Ah alabilsem öylesini ki karım beğene.

Hiç üzülme, Tanrı daima seninle,
Leğen bekliyor şimdi seni evinde.

Yaşlı balıkçı koşup eve varınca bir de ne görsün,
Karısı elinde yeni leğen, bekliyor ki kocası dönsün.

Huysuz değil mi işte, yine bulur bir şey kızar,
Açınca ağzını, balıkçı ne yapsın sadece susar.

Bulmuşken altın balığı, seni saf budala,
Bir tek bunu mu diledin gül gibi karına?

Dizginleri sana bırakınca ne olacağını gördük,
Sence bir leğen istemek çok mu açgözlülük?

Hadi  şimdi git bakalım  koşarak altın balığın yanına,
Ona bize güzel bir kulübe vermesi için yalvarmaya.

Balıkçı gittiğinde denizin kıyısına, altın balığı bulmaya,
Sular daha o zamandan başlamıştı karışıp bulanmaya.

Mecburen yine seslendi bakarak uzaklara,
O an kıyıya geldi altın balık sordu bir daha.

Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.

Selamlar balıkçı yerlere kadar eğilerek,
'Ne olur merhamet saygıdeğer altın balık'' diyerek.

Beni yine çok fena azarladı yaşlı huysuz karım
Artık hiç kalmadı ne huzurum, ne de rahatım.

Şimdi de güzel bir kulübe istiyor,
Bunun için başımın etini yiyor.

Hiç üzülme, Tanrı daima seninle,
Mutlu olun karınla yeni kulübede.

Yaşlı balıkçı koşup eve varınca bir de ne görsün,
Güzel bir kulübe, eh artık karısının da yüzü gülsün.

Parlıyor haşmetiyle önünde,
Dilediği kulübe, hele bir de,

Meşeden büyük bahçe kapısı,
Ama yine de mutsuzdu karısı.

Yaşlı kadın tam da camın önünde oturmuş,
Kafasında kocasını azarlamayı kuruyormuş.

Huysuz değil mi işte, yine bulur bir şey kızar,
Açınca ağzını, balıkçı ne yapsın sadece susar.

Bulmuşken altın balığı, seni saf budala,
Bir tek bunu mu diledin gül gibi karına?

Hadi  şimdi git bakalım  koşarak altın balığın yanına,
De ki karım ölür, bir toprak köylüsü olarak yaşamaktansa,
Yapmayacağı şey yok, sonunda bir asilzade olmak varsa.

Balıkçı gittiğinde kıyıya, altın balığı bulmaya,
Kabardığı için deniz, çekindi eğilip bakmaya.

Gözleriyle suyu tarayarak seslendi uzaklara,
Hemen kıyıya geldi altın balık sordu bir daha.

Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.

Selamlar balıkçı yerlere kadar eğilerek,
Ne olur merhamet saygıdeğer altın balık diyerek.

Beni yine çok fena azarladı yaşlı huysuz karım
Artık hiç kalmadı ne huzurum, ne de rahatım.

İstemiyor toprak köylüsü gibi yaşamayı,
Arzuluyor zengin bir asilzade olmayı.

Hiç üzülme, Tanrı daima seninle,
Karın ise artık zengin bir asilzade.

Yaşlı balıkçı soluk almadan koşarak evine gelir,
Daha çok uzaklardan gördüğü, yüksek bir kuledir.

Sundurmada karısı bütün ihtişamı ile durur,
Sırtındaki kürkü en pahalısından samurdur.

Gümüş işlemeli ipekli bir kumaştan dikilmiş elbisesi,
İnci kolyeler boynunda oynuyor, alıp verdikçe nefesi.

Altın yüzüklerle dolu parmakları, ayaklarında kırmızı pabuçlar,
Kafasına takmış süslü başlığı, etrafında pervane, hizmetkarlar.

Yaşlı kadın zavallı hizmetkarlarını dövüyor,
Perçemlerinden tutup yerlerde sürüklüyor.

Önünüzde eğilir sizi saygıyla selamlarım,
Eşsiz güzelliğinizle asil ve değerli karım.

Der yaşlı balıkçı, en sonunda ruhunuz huzura kavuştu mu,
Sarayınızda asilzade unvanınızla mutluluğu buldunuz mu?

Huysuz kadın, bir kez daha bağırdı, zavallı balıkçıya,
Gidip atlarla ilgilensin diye, seyis yapıp yolladı ahıra.

İşte bir hafta gene göz açıp kapayana kadar geçip gitti,
Ve yaşlı kadın bağıra çağıra balıkçının yanına seyirtti.

İhtiyar adamı yine altın balığın yanına kıyıya gönderirken,
Dedi ki aman unutma önünde eğilmeyi, isteğimi söylemeden.

Heyecanlandırıyor beni aklıma düşünce, 
Ne güzel şey, olabilmek ülkeme kraliçe.

Korkan yaşlı balıkçı duaya başladı
Hayır dese karısı onu gene haşlardı.

Neler oluyor sana kadınım, iyi misin yoksa şarabı fazla mı içtin,
Ne durmayı biliyorsun ne de şükretmeyi, sen kendinden geçtin.

Krallığındaki herkes önünde eğilsin,
Ama arkandan gülsün mü istersin?

Bu sözleri duyunca çok öfkelendi yaşlı kadın,
Uzaktan duyuldu sesi, adama attığı tokadın.

Seni gidi ihtiyar seni, hangi cüretle benimle tartışırsın,
Benim gibi asilzadeyi, kendinle bir tutup karıştırırsın?

Hadi hemen git denizin kıyısına, emrimdir sana,
Kölem olmak istemiyorsan eğer oyalanmasana.

Yaşlı balıkçı korktu karısından, yine düştü yola,
Deniz taşmış köpürmüş, kara dalgalar kol kola.

Mecburen yine seslendi bakarak uzaklara,
O an kıyıya geldi altın balık sordu bir daha.

Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.

Selamlar balıkçı yerlere kadar eğilerek,
'Ne olur merhamet saygıdeğer altın balık'' diyerek.

Karım; gözü yokmuş asilzadelikte,
Ayak direr, olacağım diye kraliçe.

Hiç üzülme, Tanrı daima seninle,
Karını oldu bil artık, ülkeye kraliçe.

Yaşlı balıkçı müjdeyi vermek için karısının yanına döndü,
Muhafızlar onu görünce, kraliçenin çevresinde duvar ördü.

Sarayında tahtına kurulmuş oturuyor kraliçe,
Toprak ağaları, soylular önünde el pençe.

Ona çok uzak ülkelerden gelen şaraplardan sunuyorlar,
Bir şey isterse diye her an etrafında pervane oluyorlar.

Kraliçenin çevresinde korkunç muhafızlar,
Omuzlarında da keskin mi keskin baltalar.

Bunu gören yaşlı balıkçı çok korktu,
Hemen öne eğildi, kraliçeye doğru.

Saygılar sunarım size korkunç kraliçe,
Umarım ruhunuz eskisine göre hallice?

Kraliçe kafasını çevirip de bakmadı bile,
Kovuldu saraydan balıkçı, bir tek emirle.

Kraliçenin emri duyuldu, hemen toprak ağaları ve soylular koşturdu,
Yaşlı balıkçı kovuldu, sarayda şimdi artık herkes rahat ve mutluydu.

Bir de muhafızlar, koruyan sarayın kapısını,
Balta ile uçuracaklardı balıkçının kafasını.

İhtiyar kovuldu saraydan alaya alınarak,
Uzaklaştı o da, arkasına bile bakmayarak.

Halk bağırıyordu ''Seni kendini bilmez ukala, seni kara cahil,
Artık adam yerine konmayacaksın balıkçı, işte bunu bil.''

Tüm bunlardan sonra, sadece bir hafta geçmişti,
Ama herkes kraliçenin öfkesinden bezmişti.

Yaşlı adam için saraydakiler seferber oldu,
Ülke didik didik arandı, sonunda balıkçı bulundu.

''İstediğim senin elinde'' diye gürledi mutsuz kraliçe, 
Saygıyla eğil önünde, diz çök altın balığı görünce.

Ona de, saray ve kraliçe olmak aslında güzelmiş
Ancak asıl istediği, denizlere hükmetmekmiş.

Okyanusta yaşamak ve altın balığın hizmeti,
İşte ondan beklediğim bu, versin bana nimeti.

Balıkçı daha önce almıştı ağzının payını,
Tek kelime etmedi, sustu bundan dolayı.

Kıyıya doğru yine yol göründü ihtiyara,
O da ne, artık deniz kömürden de kara.

Kabarmış kızgın dalgalar, durmaksızın sahili dövüyor,
Uğultuların arasında o sanki kendi kendine söyleniyor.

Yine altın balığa seslendi,
Bu kez de fazla beklemedi.

Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında. 

''O'' dedi eğilip selamlarken ihtiyar balıkçı,
Hep bir şeyler istiyor bilmem bu kaçıncı.

Merhamet sana haşmetli efendim,
İşte yine ne yapacağımı bilemedim.

Bu lanetli kadın bilmiyor mutlu olmasını,
Şimdi de istemiyor ne sarayını ne tahtını.

Meğer hükümdarı olmak istermiş bütün denizlerin,
Bir de okyanusta yaşarken, senin şahsi hizmetin.

Altın balık hiçbir şey söylemedi,
Suya kuyruğunu vurdu ve gitti.

Ardından bakakaldı ihtiyar balıkçı,
Uzun süre bekledi gelecek yanıtı.

Beklemekten sıkılıp karısının yanına dönünce,
Şaşırdı kaldı saray yerine eski ağılını görünce.

İhtiyar karısı eşikte oturur,
Önünde kırık leğen durur.


Rusça aslından çeviren: Kaan Akoba
Bu çeviriyi TürkRus.Com yazarlarından Kaan Akoba, bundan tam dört yıl önce, Rusya’da yaşadığı dönemde yapmıştı. Ve bu güzel çeviri ilk kez 2013 ilkbaharında, Moskova’da yayınlanan -son krizde maalesef baskısına ara vermek zorunda kalınan- Türkçe-Rusça dergi Pusula-Kompas’ta yayınlanmıştı.

MASAL HAKKINDA DİĞER BİLGİLER; Halk bilimcisi Vladimir Propp, masalın Açgözlü yaşlı kadın adlı Rus masalına benzediğini belirtmiştir. Grimm Kardeşler'in Vom Fischer und seiner Frau (Balıkçı ile Karısı) masalından esinlendiği söyleniyor.

Bu masalın farklı uyarlamaları da var. 1866'da kareografisini Arthur Saint-Léon'un, müziğini Ludwig Minkus'un yaptığı Le Poisson doré (Altın Balık) adlı bir bale var. 1937'de ise Aleksandr Ptuşenko aynı adlı masalın animasyon filmini yapmıştır. 1950'de Mihail Tsehanovski tarafından çizgi filmi 2002'de ise Nataliya Dabija Balıkçı ve Altın Balık Hakkında adlı bir stop motion animasyon filmi yapmışlardır.

6 Nisan 2015 Pazartesi

Kedi söğüdü pazarı


Kaynak: turkrus.com

Hafta sonunda Rus Ortodoksları, ellerinde “verba”, Türkçesiyle “kedi söğüdü” dallarıyla, Paskalya’nın müjdecisi olan “Вербное воскресенье”i yani “Kedi Söğüdü Pazarı”nı kutladı.

40 günlük büyük orucun sona erip Paskalya bayramının kutlanacağı gelecek hafta sonu öncesinde, “kedi söğüdü Pazarı”nda kiliseler ayin yapanlarla doldu taştı. Katolikler hafta sonunda büyük orucu tamamlayıp Paskalyayı kutlarken, Julyen takvimine uygun olarak Rusya’da Paskalya bir hafta sonra kutlanacak. 

Bu arada “Kedi Söğüdü Pazarı”nın anlamı ve önemi üzerine TürkRus.Com yazarı Kaan Akoba’nın daha önce kaleme aldığı bir yazıyı hatırlamakta yarar var: 

“... Rus Ortodokslar da, bizdeki ramazan ayının muadili olarak 7 hafta süren ve belirli yiyeceklerden uzak kaldıkları пост (post), oruç ibadetlerini bitirip, yine bizim ramazan bayramı karşılığı пасха (pasha), paskalya kutlamaları yapacaklar.

Rus Ortodokslar, Paskalya'nın kutlanacağı pazar gününden önceki pazar günü de, yani oruç tutmaya başladıktan sonraki altıncı haftanın pazar gününü yine kutsal olarak sayıp, Вербное воскресение (Kedi Söğüdü Pazarı) olarak kutlarlar.

Bu bayramın kaynağının Hazreti İsa'nın, Kudüs'e girişinde inananları tarafından palmiye dalları ile karşılanması olduğu rivayet edilir. İşte o zamanlarda ellerde karşılama amacıyla tutulan palmiye dalları, günümüzde bu inanca sahip olan grupların yaşam alanlarına bağlı olarak, farklı simgelerle uygulana gelir. Örneğin, yurdumuzda Hatay'ın Samandağı ilçesinde yaşayan Ortodoks Hristiyan vatandaşlarımız 'Çiçek Bayramı Ayini'ni 'zeytin dalları' ile karşılarlarken, Rusya'da yaşayanlar ise ülkelerinin iklimi nedeniyle bu geleneğe, söğüt ağacının bir türü olan kedi söğüdünün henüz çiçek açmamış tomurcuklarının olduğu ve tüylü bir kediye benzetildiği için de 'kedi söğüdü' diye anılan dallarıyla katılırlar.”

Yazının tamamı:

Kedi söğüdü pazarı / Kaan Akoba

 Sonrasında Rusya'ya gelip de insanlarla zamanla kaynaştığımda ise, yazları sıcak yerlere gitmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan ancak, aslında kendi ülkelerine özgü soğuğu da çok sevdiğini öğreneceğim Rusların, o dondurucu kış günlerinde hiç de kutup ayıları gibi ortalarda dolaşmadığını görecektim.

 Her normal insan evladı gibi Rusların da üşüdüğünü ve evlerinden sokağa çıktıktan sonra metroya, tramvaya, otobüse, özel araçlarına kısacası en yakın kapalı mekanlara kendilerini bir an önce atmak için hızlı adımlarla koşarcasına yürüdüklerini gördükçe, ben de onlara ayak uydurarak sanırım, uzun kış mevsimine, kar fırtınalarına, donduran soğuklara, daha kolay alıştım diyebilirim.

 Kış aylarında, büyük şehirlerin özellikle de ana caddeleri dışında kalan yerlerde, apartmanların önlerinde, sokak aralarında, taşıtlar için otopark sorunu yaza göre katlanarak artar. Yağan kar biriktikçe birikir, taşınması geciktikçe de, araç park edilebilecek alanların daha da azalmasına neden olur. Sırf bu sebeple kışın arabasını satıp da yazın yeniden araba alan çok insan bilirim, o derece sıkıntı verici bir durumdur.

 Ayrıca sorun sadece park etmekle sınırlı kalsa gene iyidir. Eriyen karların delik deşik ettiği çukurlarla dolu ana yollardan ara sokaklara girildiğinde, çatısında birikmiş karları temizlemeye çalışırken yola yığıp, trafiği engelleyen insanların yol açtığı sorunlar, sürekli gidip gelmekten derinleşmiş tekerlek izlerine gömülüp tampon bırakılan çukurlar...

 Kısacası, en kolay çalınabilecek harcama kalemlerinden olduğu için, Rusya'nın aslında bütçeden milyonlarca ruble yapım ve onarım payı ayrılan yolları; yüzlerce üniversite öğrencisine doktora unvanı kazandıracak kadar hikaye çıkabilecek ölçekte bir konudur.

 ''Hayrola ne oldu Kaan, araban nerede?

 Her sene en az iki kez kara saplanan arabamı çekici ile kurtarmaya alışmış birisi olarak bu sene artık yeminliydim, karların yumuşayıp erimeye başlayacağı, araçların en çok gömülüp kara takılacağı günlerde, aracımı biraz uzaktaki otoparka bırakıp yürüyecek, çekicilerin her yıl benim sayemde biraz daha yükselen kişisel gelirlerine, en azından bu kış olsun, katkı yapmayacaktım.

 ''Senin gibi jeep'imiz yok ki, gaza basıp gidelim. Sokağa giremediğim için dün otoparka bırakmıştım, şimdi oraya almaya gidiyorum'' dedim. Bu kış, o her yıl yaşamaya alıştığımız sürecin, artık iyice sakız gibi uzayarak devam etmesi ise, sonunda insanların canını cidden sıkmaya başladı. Tam güneş çıkıp karlar erimeye başlayacakken bir bakıyordun gece ayaz yapmış, ardından da kar başlamış. ''Neyse'' deyip geçecekken, bu kez de hoop gene güneş çıkıyor, tekrar karlar erimeye başlıyordu... İşte kışın sürekli 'sil baştan' yapması dememin sebebi buydu, başka bir şekilde söylemek gerekirse; baharın geliyor gibi yapıp da bir türlü gelmemesi.

Tanya, bir kaç senedir otuzlu yaşlarının sonlarından, kırklı yaşlarının başlarına geçmeyi bir türlü beceremeyen, Rusya'nın 'Sosyal Devlet' olma olanaklarından da sonuna kadar yararlanmaya kararlı tipik bir Rus kadını.  Devlet bir kaç sene önce çıkan bir yasaya dayanarak, üç çocuğu dolayısıyla kendisine, şehrin dışında ama içinde iyi kötü bir ev de olan dört dönüm bir arsa alabilmesi için, yüzlerce bin ruble nakit parayı hesabına yatırdı. Ayrıca yaşadıkları bölgedeki anaokullarında da yer olmaması sebebiyle kendisine, çocukları için yine her ay düzenli olarak ödeme yapıyor.

 Özetlemek gerekirse, Rusya Federasyonu'nun azalan nüfusu nedeniyle, doğumları teşvik etmek için çıkartılan ne kadar yasa varsa Tanya hepsinden de faydalandı. Yani Tanrının ona bahşettiği doğurganlığı, hem bir aile saadetine, hem de nakde çevirebilmeyi gayet güzel becerdi.

 ''Sen nereye gidiyorsun böyle?'' dedim.

 ''Hafta sonundaki bayram için kilisenin önünde bir yer açacağım, arkadaşlarla orayı hazırlıyoruz''.

 Orucun Arapça karşılığı, 'savm'dır. Savm, bir şeyden uzak durmak, kişinin kendini engellemesi manasındadır. Hani günlük konuşmalarımızda da 'başımızdan savmak' diye kullanırız ya, işte o.

 Bu yıl 15 nisan'da Rus Ortodokslar da, bizdeki ramazan ayının muadili olarak 7 hafta süren ve belirli yiyeceklerden uzak kaldıkları ???? (post), oruç ibadetlerini bitirip, yine bizim ramazan bayramı karşılığı ????? (pasha), paskalya kutlamaları yapacaklar.

 Rus Ortodokslar, Paskalya'nın kutlanacağı pazar gününden önceki pazar günü de, yani oruç tutmaya başladıktan sonraki altıncı haftanın pazar gününü yine kutsal olarak sayıp, ??????? ??????????? (Kedi Söğüdü Pazarı) olarak kutlarlar.

 Bu bayramın kaynağının Hazreti İsa'nın, Kudüs'e girişinde inananları tarafından palmiye dalları ile karşılanması olduğu rivayet edilir. İşte o zamanlarda ellerde karşılama amacıyla tutulan palmiye dalları, günümüzde bu inanca sahip olan grupların yaşam alanlarına bağlı olarak, farklı simgelerle uygulanagelir. Örneğin, yurdumuzda Hatay'ın Samandağı ilçesinde yaşayan Ortodoks Hristiyan vatandaşlarımız 'Çiçek Bayramı Ayini'ni 'zeytin dalları' ile karşılarlarken, Rusya'da yaşayanlar ise ülkelerinin iklimi nedeniyle bu geleneğe, söğüt ağacının bir türü olan kedi söğüdünün henüz çiçek açmamış tomurcuklarının olduğu ve tüylü bir kediye benzetildiği için de 'kedi söğüdü' diye anılan dallarıyla katılırlar.

 Tanya da, bir gün öncesinden ormana gidip arkadaşlarıyla yüzlerce ufak dal kesmiş ve pazar günü de kilisenin önünde gidip bunları gelecek ziyaretçilere satmayı planlıyormuş.

 Bu arada, Rusya'nın nüfusuna katkıları ve bu doğurganlığının karşılığında da devletin kendisine yaptığı ödemeler nedeniyle hükümet bütçesinin sürekli olarak açık vermesi ile ilgili sıklıkla şakalar yaptığımdan, ayrıca da efsanevi hikayelere merakımı bildiğinden olsa gerek, bana konuya ait pagan birkaç olayı da ayaküstü anlatmayı ihmal etmedi.

 Rusya'da çooook eski zamanlarda yaşayan ve doğurganlığı ile çevresinde tanınan bir kadın, sonunda hızını alamayıp 'toprak ana' ile rekabete girmeye kalkmış, 'Kim daha doğurgandır?' diye. Tabi sonunda Toprak Ana, gazabını göstermekte tereddüt etmemiş ve kadını kedi söğüdü ağacına çevirmiş.

 İşte şimdi derler ki, o yüzden bu söğüt ağacının herhangi bir dalını alıp ne şekilde olursa olsun toprağa gömdüğünüzde, bir süre sonra mutlaka tomurcuklanır, yeşerir ve büyür. Yani o derece verimlidir ki, kolayca çoğalır. Ancak sadece bu bayram gününde asla söğüt dikmemek gerekirmiş. Çünkü bu kurala uyulmayıp da dikilecek söğüt, bir küreğin sapı olabilecek kadar kalınlaşınca, onu toprağa diken kişi ölür ve mezarı da bu kürekle kazılırmış.

 Sonra, köylerde otlamaktan dönen hayvanları ahırlarına sokarlarken de, hafiften bu söğüt dallarıyla dürtüp, ardından hayvanlar içeri girince de dalı, çatının arasına koyarlarmış ki, hayvan bütün sene otlamaktan dönerken ahırını bulmakta sorun çekmesin ve sağlıklı, güçlü, verimli ayrıca da doğurgan olabilsin.

 İnanış dedik ya, kilisede ayine katıldıktan sonra söğüt dalıyla eve dönüldüğünde evin reisi(!),         bu dalla evde yaşayan bireyleri hafif dokunuşlarla pataklıyormuş gibi yaparken bir yandan da,

 ''Ben dövmüyorum, söğüt dövüyor'' diye de mırıldanırmış.

 Bunun da sebebi, söğüt dalının dokunduğu kişiye; güç, bolluk ve bereket verdiğine inanmalarıymış. Ardından da bu dal, evin girişinin hemen sağ tarafında bulunan ikonların olduğu yere konurmuş.    

Yıl boyunca önemli bir iş öncesinde de, gerekli gören ev sakinleri 'yardım etsin' diye tomurcukları yutarlarmış. Özellikle  kadınların da, tomurcuk yuttuklarında mutlaka hamile kalacaklarına inanılırmış.

 Bir sonraki 'Kedi Söğüdü Pazarı'na kadar hükmü olan evdeki dal, süresini tamamladığında mutlaka bir suya bırakılırmış ama durgun bir göl değil de dere, nehir gibi bir akarsu olması gerekliymiş...

 İşte 'Kedi Söğüdü'nün öyküsü de bu. Eğer pazar gününüzü başınızı biraz da paganist efsanelerle ağrıttıysam kusura bakmayın, nihayetinde bir asprin alırsınız, bir kaç dakikaya hiç bir şeyiniz kalmaz ancak, hazır söğüt demişken son olarak bir iki şey daha söylemek isterim.

 Anadolu'da da, söğüt ağacı altında uyumanın, halsizliğe ve başağrısına iyi geldiği yönünde bir inanç vardır. Ayrıca asprin'in hammaddesi de olan söğüt ağacının yaprakları ve kabuklarının da ilk defa, Anadolu'da Selçuklu Devleti zamanında yapılan şifahanelerde, ağrı kesici olarak kullanılmaya başlandığını düşünürsek, aslında her olayın insanlık tarihinin birbirinin devamı olan basamakları olduğunu sanırım daha kolay anlayabiliriz.

akoba66@yahoo.com


7.4.2012