26 Eylül 2011 Pazartesi

Saat değil, Serkisof















Nam-ı diğer şimendiferli ( osmanlıca tren demek fransızcadan geçme bir kelime ) serkisof saatleri Rus yapımı mekanik saatlerdir. Devlet Demiryollarında çalışanlara emekli olduklarında verildiğinden mi nedir ‘demiryolcu saati’ de deniyor.
Yakın zamana kadar emekli olan her demiryolcuya serkisof marka, lokomotif veya kanatlı tekerlek kabartmalı köstekli saat hediye edilirdi. Demiryolcuların o saatleri, tılsımlı bir emanet gibi, dededen toruna saklanır.
Aslında Serkisof, saatten öte bir şeyin; bir hayat tarzının adı.




Satılık Tarih
Aydın BİLGİN


Babam demiryolcuydu ya, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları'nın (kendi tabiriyle Te Cim Dal Dal'ın) Alsancak 3'üncü Bölge Müdürü tarafından kendisine armağan edilmiş Serkisof marka saatine bayılırdı.

Ona göre Serkisof dünyanın en iyi saat fabrikasıydı ve bunu Türk demiryolcuları için özel üretmişti.

Emekli olduktan sonra da, o saati gururla taktı. Kolunda kol saati bile olsa, sık sık onu cebinden çıkarır, puro içenlerin puroyu içmeden önceki ritüellerine benzer bir şekilde, o da saatini evirir çevirirdi. Sonra kurma kolunu iki parmağının arasına alır, kurardı da, kurardı defalarca.

Saati yukarı kaldırır, üzerinde lokomotif kabartmalı, gümüş kaplamalı kapağını açar, camını eliyle sıvazlar ve saati ondan sonra okurdu.

Nasıl bazılarımızın bebek ayı dostları, uğurlu dolmakalemleri, nazar boncukları, ya da can yoldaşı köpekleri varsa, onun da tarih yoldaşı cep saati vardı.

Üzüntülü, sevinçli, keyifli, sıkıntılı, başarılı, başarısız birçok zamanı kaydetmişti anılarına, tik tak.

Babamın bu saati çok sevdiğini bildiğim için, ona değerini sorardım. O da 'Bu saatin değeri mi olur evladım? Bu saatin değeri ölçülemez. Onu ölünceye kadar ben, saklayacağım, ondan sonra da sen' derdi.

Babam can yoldaşının manevi değerine karşılık, maddi değer ve özellikleri ile hiç ilgilenmediği için, saati ile ilgili başkaca hiçbir bilgiye merak duymadı.

Ben ise duydum. 1984-1990 yılları arasında Moskova muhabiri olarak Rusya'ya yaptığım sık ziyaretlerden birinde, saatle ilgili bilgi topladım.

Saati üreten fabrika Ural Dağları'nın eteklerindeki Chelyabinsk kentindeki Molnija Saat Fabrikası'ydı. Bu bölge el becerileri ile ünlü sanatkar insanlarla doluydu. Rus Çarları 19'uncu yüzyılda birçok el sanatı ustasını Kremlin'e buradan götürmüşlerdi.

18 taşlı

Fabrika doğduğum yıl, 1947'nin 17 Kasım'ında Chelyabinsk'te kurulmuş ve cep, kol, masa ve duvar saatleri yanında, tank ve denizaltılar için de göstergeler üretmeye başlamıştı. Her saat elde ve teker teker üretilirdi. Özellikle köstekli 18 taşlı cep saati çok aranırdı.

Krom veya gümüş kaplamalı kapaklı, 50 mm çapında, 14 mm kalınlığında ve 75 gram ağırlığındaydı. Dakiklik garantisi, günde eksi 20 saniye ile artı 40 saniye arasında idi. Saati bir kurdunuz mu, en az 39 saat işlerdi. Oysa babam kurardı da kurardı. Gurg, gurg, gurg.

Babama bu bilgileri aktardığımda, o artık çok yaşlanmıştı. Bu bilgiler onu hiç etkilemedi. 'Senin dediklerin metal parçası! Benim ki ise tarih' dedi.

'Baba, madem bu kadar kıymetli, satalım' diye yaptığım şakaya bile tahammül edemedi. 'Oğlum, insan hatırasını, hediyesini, tarihini satar mı?' diye öfkelendi. 'Kaldı ki maddi olarak da değeri çok' diye, inançsız, fısıldadı.

Maddi değeri konusunda inançsızlığı da haklıydı. İnternette ebay.com'da en fazla 20 dolara alıcı buluyordu. Çünkü milyonlarcası vardı.

Ancak asıl şoku internette açık artırma sitesi gitti gidiyor.com'da yaşadım. Serkisof demiryolları saatlerinin orada da, 30-40 milyona gittiğini gördükten sonra, gözüm nişan ve madalyalar bölümüne takıldı. Orada gördüklerimden sonra, babama duyurmak isterdim sesimi.

'Babacığım, bana hatıra, tarih satılır mı?' diyordun. Osmanlı 1.Derece Nişanı 450 milyona, Kore Madalyası 50 milyona, 1954 Kore 5. Türk Tugayı rozeti 19 milyona satılık baba' diye bağırmak; 'Kanuni Esasi Yadigarı 75 milyona, İstiklal Madalyası 140 milyona, Çanakkale Harbi Subay Madalyası 225 milyona, Galiçya 15'inci Kolordu rozeti 50 milyona, gitti gidiyor baba' diye haykırmak isterdim.

Daha sonra babamın gözyaşları süzülürken buruşuk yanaklarından, ona 'Daha da kötüsü var babacığım' demek isterdim utanarak, sıkılarak, 'Bu nişan ve madalyaların hepsi birlikte, bir 1924 Fenerbahçe-Galatasaray maçı madalyonu kadar etmiyor. Onu 2 buçuk milyara satıyorlar babacığım.'
Baba, hani satılmaz tarih, demiştin? Bak işte, gitti gidiyor hatıralar, üç kuruşa satılık.

'Evladım, bu insanlara hatıralarını, tarihlerini sattıranlar utansın' dediğini duyar gibiyim.

Öyle ya, neden satsın anılarını insan? Ya artık hatırlamak istemediği için, ya da ekonomik sıkıntıdan.

Satılık tarih, tarih satılık baba.

0 yorum:

Yorum Gönder