Moskova

Moskova
Hayvan Sevgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayvan Sevgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2026 Pazartesi

Herkesin derdi başka

 


Herkesin derdi başka

 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

 Kaynak: https://medyagunlugu.com/herkesin-derdi-baska/


Konumuzun içinde yine İrina’nın bir yakını, bir karga ve büyük, küçük dertlerimiz var.

***

Moskova’da bu sene havalar ilginçti.

Alıştığımızdan da fazla, rekor kar yağışına şahit olduğumuz uzun bir kışın arkasından Nisan ortalarında bahar geldi diye sevinmiştik, ancak aniden normal üstü sıcak bir dönem yaşadık. Bu sefer yaz erken mi geldi derken, sonra birden yeniden hava soğudu, “yeşil kış”ı yaşadık.

Neyse, bir kaç gündür hava güzel. İgor’un keyfi yerinde, yazlık evinde, daçasında, geçireceği günlerin tadını çıkarmak için sabırsız, heyecanlı. Planlar yapıyor.

Evde tohumdan yetiştirdiği fideler artık daçasının bahçesinde toprakla buluşmaya hazır hale geldiler.

İgor, mutlu, ama onu endişelendiren, canını sıkan bir şey var. Durmadan başının derdi bir haşeratla nasıl başa çıkabileceğine kafa yoruyor.

Rusların “İspanskiy Slizen” dedikleri İspanyol sümüklüböceği (Arion vulgaris). Lusitan sümüklüböceği olarak da biliniyormuş.

Yaz aylarını daçalarında geçiren bütün Rusların gündeminde şu sıralar bu konu varmış.

Öyle küçük bir şey de değillermiş. Ortalama 7-14 cm uzunluğunda oluyorlarmış. Neredeyse tüm bitki türlerine saldırıyorlarmış.

İspanyol sümüklüböceklerinin Rusya'da ilk kez görüldüğüne dair raporlar 2000'li yılların başlarında ortaya çıkmış. Başlangıçta sayıları azmış, ancak popülasyonları her yıl artmış.

Her yaz Rus şehirlerinde ortaya çıkıyorlar ve büyüklükleriyle de şok etkisi yaratıyorlarmış. Kırmızı veya kahverengi İspanyol sümüklüböcekleri kaldırımlara, park yollarına ve oyun alanlarına tırmanarak ayak altlarına ve araçların altlarına yerleşiyorlarmış. Uzmanlara göre, bu istila sadece çirkin görünmekle kalmıyor, aynı zamanda hem çevre, hem de insan sağlığı için potansiyel olarak tehlikeliymiş.

***

Serkan yine işin gırgırında, nerden aklında kaldıysa bir çocuk şarkısını mırıldanıyor:

“Sümüklü Böcek Duvarda Gezecek / Annesi Onu Yanağından Öpecek / Annesi Hasta Vah Vah Vah / Babası Dişci Ah Ah Ah / Abisi Boksör Güm Güm Güm / Ablası Dansöz Şıngır da Mıngır.”

“Evladım, İgor’u kızdıracaksın. Adamcağız sıkıntılı, bu haşerat bütün sebzelerini kemirip, perişan ediyormuş,” diye uyarıyorum.

“Haşerat, emek hırsızı yani,” diyor.

Serkan, İgor’un dünyada bu kadar çok sorun varken haşerat konusundan dolayı dertlenmesine anlam veremiyor.

“Herkesin derdi başka,” diyorum.

“Yani dertler muhtelif,” deyip başka bir şarkı mırıldanmaya başlıyor, “Dertlerimi zincir yaptım / Birbirine ekliyorum.”

***

İgor’un konuşmalarına şahit olan İrina, “Aaaa, bunlar benim yeğenimin arkadaşları!” diye çığlık attı.

Hepimiz, ne alaka, diye meraklanıp baktık.

İrina’nın Mariya Sergeyevna isimli çok hoş bir yeğeni var.

Yazık, meğer kızcağız bir illete yakalanmış. Kendisini sümüklüböcek zannediyormuş.

Serkan,”Tam tımarhanelik yani,” diyor, sonra kulağıma eğilip “Haklısın abi, herkesin derdi başka,” diye fısıldıyor.

“Evet, dertler muhtelif,” diye onaylıyorum.

İrina’nın anlattığına göre yeğeni uzun bir uğraşının ardından bu dertten kurtulmuş.

Kendi rızasıyla Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiş.

Bir değil, bir kaç psikiyatrist kızcağızın tedavisi için seferber olmuş.

“Sen sümüklüböcek değilsin, insansın!”

Sabahtan akşama kadar kızcağıza telkin ettikleri bu.

Soruyorlarmış:

“Hayvanları anlatır mısın? Kaç hayvan türü var?”

“Hayvanlar ikiye ayrılır. İlk grup, aslan, kaplan, fil, gergedan, kedi, köpek gibi iyi huylu, sakin hayvanlar. İkinci grup ise tavuk, ördek, karga, güvercin gibi yırtıcı ve zalim hayvanlar,” diye cevaplıyormuş.

Hoppala!

Hadi, yeni baştan tedaviler başlıyormuş.

Neyse uzun tedavilerden sonra kızcağız normal bir hale gelmiş.

Artık hastanede yatmasına gerek yok, eskiden olduğu gibi normal hayatına geri dönecek.

Herkes mutlu. Gelecekten umutlu.

Son olarak “Sen kimsin, nesin?” diye sormuş doktor.

“Ben, bir insanım. Adım Mariya Sergeyevna. Mesleğim bankacılık.”

Doktorun yüzünde zor ve uzun tedavi sürecinin sonunda hastasını iyileştirmiş olmanın memnuniyeti varmış.

Vedalaşmışlar.

Mariya Sergeyevna, hastanenin bahçesinde çıkış kapısına doğru ilerlerken doktor arkasından el sallıyor, sonra odasına dönüyor.

Daha yarım saat geçmemişken odasının kapısı açılıyor. Hastası, bizim İrina’nın yeğeni Mariya, alı al, moru mor, nefes nefese kapının eşiğinde beliriyor.

Doktor şaşırmış, “Hoppala, niye döndün?” diye sormuş.

“Ya, hiç sormayın doktor bey! Yine aynı şey...”

“Yahu sen artık sümüklüböcek değilsin, normal bir insansın, öyle değil mi?”

“Tamam doktor bey biliyorum, ben sümüklüböcek değilim. İnsanım, adım Mariya Sergeyevna, mesleğim bankacılık.”

“Eeee!?”

“Ben sümüklüböcek olmadığımı biliyorum da, bahçede bir ağacın dalında kocaman bir kara karga var. Bana kötü kötü baktı. Acaba o, benim sümüklüböcek olmadığımı biliyor mu?”

Neyse, bu ufak olaydan sonra kızcağız tamamen iyileşmiş, derdinden kurtulmuş olarak günlük hayatına geri dönmüş.

Hatta İrina’nın söylediğine göre kariyerinde ilerleyebilmek için yüksek lisans yapma, yeni tanıştığı erkek arkadaşıyla evlenme ve çocuk yapma planları bile yapmaya başlamış.

***

Geçen gün Mariya, İrina’yı ziyarete geldi.

Öğle yemeği için hep birlikte yakınlardaki bir kafe-restorana gitmeye karar verdik.

Yedik, içtik; keyfimiz yerinde dönerken Serkan, yine bir muziplik yapmaya kalktı. Sululuk ya da densizlik demek daha doğru.

“Aaa bakın, şu daldaki kargayı görüyor musunuz? Ne kadar sevimsiz, çirkin bir yaratık!” diye bağırdı.

Hepimiz o yöne baktık.

İrina’nın yeğeni, gülümseyerek “Gerçekten de öyle,” dedi.

Serkan’ın planı tutmamıştı.

Ama bu arada Yuliya’nın çantası bu tatsız şakası nedeniyle bizim densiz Serkan’ın kafasına inmişti bile.

Bu arada İgor, koluma yapışmış, hararetle daçasının bahçesindeki İspanyol sümüklüböcekleriyle nasıl mücadele edeceğini anlatıyor:

“Sümüklüböcek istilasıyla nasıl doğru şekilde mücadele edileceğini çok araştırdım. Böcek ilaçları bu yumuşakçalara karşı etkisiz. En etkili yöntem aslında elle toplamak, ancak zahmetli, bu işlem yem tuzağı hazırlayarak kolaylaştırılabilir. Bu sümüklü böcekler birayı çok seviyorlarmış. Onlardan hızlıca kurtulmak istiyorsan, birayı küçük kaplara doldurup, akşamları bölgeye yerleştirip, tuzak kurmak bir yol. Böylece kokuya çekilen sümüklü böcekler tuzağa girer ve sıvıda boğulur. Bu, denenmiş, başarılı bir yöntem. Ancak bu uygulama beklenmedik sonuçlara yol açabiliyormuş: örneğin, İngiltere'de bu defa kirpilerin kaselerden bira içip sarhoş olduktan sonra bahçelerde dolaşmaya başladığı bir olay yaşanmış," diye anlatıyor.

Serkan, İgor’a “Sen birayı bana ikram et, ben senin daçana gelip elle toplarım,” diyor.

Onun derdi de başka.

14 Kasım 2025 Cuma

Rusya köpek gezdirme alanlarını standarda bağladı


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da köpek gezirme ve eğitim alanları ulusal standartlara bağlandı. Rosstandart tarafından onaylanan ve 1 Nisan 2026'da yürürlüğe girecek olan GOST standardı, bu alanların tasarımından ekipmanlarına kadar tüm unsurları düzenliyor. Rus şehirlerinde 22-25,5 milyon arasında olduğu tahmin edilen köpek nüfusunun ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi hedefleyen standart, Rusya Kinoloji Federasyonu'nun da aralarında bulunduğu uzman kuruluşların katkılarıyla hazırlandı. 

Kommersant'ın haberleştirdiği yeni yönetmeliğe göre köpek oyun alanları en az 200 metrekare olacak ve 70 cm yüksekliğinde çitlerle çevrelenecek. Alanların aydınlatmasından zemin malzemesine, eğitim ekipmanlarından atık toplama ünitelerine kadar tüm detaylar standartlara bağlanıyor. Özellikle hijyenik gereklilikler kapsamında atık konteynerları ve poşet dispenserları zorunlu hale getiriliyor. Uzmanlar, bu düzenlemeyle plansız oluşturulan ve güvenlik riski taşıyan mevcut alanların iyileştirilmesinin hedeflendiğini belirtiyor.

Standart başlangıçta gönüllü uygulamaya yönelik olsa da, belediyelerin imar düzenlemelerinde ve ihalelerde bu standardı referans alması durumunda zorunlu hale gelecek. Rusya Kinoloji Federasyonu, standart sayesinde köpek sahipleri ile diğer şehir sakinleri arasındaki çatışmaların azalmasını ve köpekli yaşam kültürünün gelişmesini bekliyor. Yeni standartların, köpek sahiplerinin sosyalleşebileceği, köpeklerin ise güvenle egzersiz yapabileceği modern şehir alanlarının önünü açması öngörülüyor.

8 Kasım 2025 Cumartesi

Zefir yasası: Çimlere 'su döktü', Moskova’yı ikiye böldü


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Moskova’da bir mahkemenin evcil köpeklerin kamusal alanlarda çimlere idrar yapmasına izin veren kararı, şehirde hararetli bir tartışma başlattı. “Zefir” adlı köpeğin sahibi Nadyejda Zelinskaya’ya, köpeğinin çimleri kirlettiği gerekçesiyle verilen para cezası iptal edildi. Ancak Moskova Veterinerlik Komitesi, karara itiraz edeceğini açıkladı.

Komiteye göre köpeklerin sadece evlerden ve kamu alanlarından 25 metre uzaklıkta idrar yapmasına izin verilmeli. Bu kural, şehir merkezinde yaşayan ve çevresinde köpek parkı bulunmayan binlerce hayvan sahibini zora sokuyor.

N. İzvetsiya'nın haberine göre davayı takip eden Moskova sakinleri sosyal medyada ikiye bölündü.

Köpek sahipleri, “idrarın temizlenmesini” talep eden uygulamayı “absürt” bulurken, karşı taraf “kamusal alanların hijyeni” gerekçesiyle cezaları destekliyor.

Tartışmalar sırasında bazı kullanıcılar “o hâlde sokak köpeklerinin idrarını da belediye yıkasın” yorumunda bulunurken, bazıları “bir sonraki adım şehirlerde köpek besleme yasağı olacak” diyerek tepki gösterdi.

Zefir’e destek verenler arasında Avusturya’nın eski dışişleri bakanı Karin Kneissl da yer aldı. Kneissl, “İdrar cezası gibi önlemler yaşamın doğal akışına müdahaledir” diyerek kararın iptalini memnuniyetle karşıladı.

Uzmanlar ise tartışmanın, Rusya’da uzun süredir eksik olan “evcil hayvan yasası”ndaki boşlukları gün yüzüne çıkardığı görüşünde.

Köpek eğitmeni Grigori Manev, ülkede hâlâ zorunlu evcil hayvan kaydı bulunmadığını ve bu durumun hem denetimi hem de hakları belirsiz hale getirdiğini vurguluyor.

Manev’e göre çözüm, yasaklarda değil; sistemli kayıt, sorumluluk bilinci ve eğitimde. “Köpek sahipleriyle devleti karşı karşıya getiren cezalar değil, ortak bir anlayış gerekiyor. İnsanlara yalnızca yasak değil, rehberlik de sunulmalı” diyor.

11 Ağustos 2025 Pazartesi

Rusya'nın evcil hayvan envanteri: 75 milyona yakın


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rusya’da kedi ve köpekler, uzmanlara bakılırsa özellikle "yalnızlıkla mücadelede" başlıca yoldaş olmaya devam ediyor. VTsİOM’un araştırmasına göre, ülkedeki hanelerin yüzde 52’sinde kedi, yüzde 36’sında ise köpek besleniyor.

2020–2023 döneminde kedi-köpek nüfusu yüzde 11 artarak 74,8 milyona ulaştı.

Bu artışın arkasında, demografik gerileme ve yaşlanan nüfusun yalnızlığı gidermek için evcil hayvan sahiplenme eğilimi bulunuyor.

Özellikle 60 yaş üstü ve çocuksuz çiftler arasında evcil dostlara yönelim belirgin. Büyük şehirlerde oran daha düşük olsa da küçük yerleşimlerde her iki haneden birinde kedi veya köpek bulunuyor.

Evcil hayvan edinme yolları arasında sokaktan sahiplenme, hediye alma, ilanlar, tanıdık aracılığı veya barınaktan sahiplenme yer alsa da, birçok kişi satın almayı tercih ediyor. Belgeli, soyağacı kayıtlı hayvanlar yüksek fiyatlardan alıcı buluyor.

Fiyatlar son beş-altı yılda 2–2,5 kat arttı. 2019’da 25–40 bin rubleye alınabilen taksa yavrusu veya “Britanya” cinsi kedi yavrusu bugün 80 bin rubleden başlıyor.

Maliyet; belge, soy, yaş ve cinsin popülerliğine göre değişiyor. Kedilerde mavi gözlü siyan kedilerden dev meyn-kunlara, köpeklerde sevimli korjilerden apartman yaşamına uygun maltipulara kadar geniş bir yelpaze var.

Kimi ilanlarda fiyat “pazarlığa tabidir” ibaresiyle yer alıyor, kimi yavrular ise ücretsiz sahiplendiriliyor.

Ancak uzmanlar, özellikle aktif av ırklarının apartman yaşamına uygun olmadığını hatırlatıyor. Moskova’da yapılan bir araştırma da kentlilerin, küçük boy köpekleri daha çok tercih ettiğini ve kedi sahiplerinde metrekare hesabının neredeyse hiç yapılmadığını gösteriyor.

8 Ağustos 2025 Cuma

Rusya’nın “kurtarıcısı” kediler


Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Dünyada kedileri “el üstünde tutan” şehirler arasında İstanbul elbette en başlarda yer alıyor ama Rusya’dan iki yeri de mutlaka listeye yazmak gerekiyor.

Bunlardan ilki, adı Türkçe “tümen” kelimesinden gelen Sibirya’daki Tyumen şehri. Buradaki küçük bir parkta Sibirya kedilerinin heykelleri var. Bazıları oyun oynayan yavruların, bazıları ise çevreden geçenleri dikkatle” izleyen” kedilerinin heykelleri. Bu heykellerin dikilme öyküsü ise, günümüzde St. Petersburg olarak bilinen başka bir Rus kentine, Leningrad’a uzanıyor.

Ermitaj, sadece Rusya’nın değil, dünyanın en büyük, en eski ve en ünlü müzelerinin başında geliyor. 1764 yılında Çariçe II. Katerina tarafından kurulan müze tarihi boyunca kedileri “kadrolu” olarak çalıştırmış. Aslında, St. Petersburg’a fareleri avlamak için kedilerin getirilmesi daha da eskiye, Çariçe Elizaveta Petrovna dönemine dayanıyor. Çariçe 1745 yılında yayınladığı bir kararnameyle sarayın bodrumundaki kemirgenlerle mücadele edilmesi için 1200 kilometre uzaklıktaki Kazan’dan 30 büyük kedi getirilmesi istemiş. Ermitaj kurulduktan sonra kediler müzenin galerilerinde ve bodrumlarında da “devriye” gezmeye başlamış. 1917 Devrimi ve Sovyet döneminde sürdürülen uygulama günümüzde de devam ediyor.

Nazilerin Eylül 1941-Ocak 1944 dönemindeki Leningrad ablukası sırasında Ermitaj’daki eserlerin büyük bölümü Urallar bölgesine kaçırılarak müzenin bodrumu sığınak olarak kullanılmış. Kedi nüfusunun yok olmasıyla fareler çoğalınca 1943 yılında abluka bir şekilde yarılarak yeni kediler getirilmiş. Ermitaj’daki sanat eserlerinin tehlikede olduğunun duyulması üzerine Tyumen başta Sibirya kentlerinde halkın topladığı beş bin kedi trenle yardıma gönderilmiş.

Yüzyıllardır müzenin ayrılmaz bir parçası olan Ermitaj’daki kediler bugün de göreve devam ediyor. Üç görevli tarafından bakımı sağlanan 50 civarındaki kediyle ilgili medyaya bilgi veren bir basın sözcüsü bile var. St. Petersburg’da, Tyumen’deki olduğu gibi, Ermitaj’ın kedileri anısına dikilmiş bir heykel de bulunuyor.

Ancak Rusya’daki kedilerin “kahramanlıkları” sadece ünlü müzeyle sınırlı değil. Ukrayna’daki savaş sırasında Rus askerlerin cephede çok fazla fare bulunduğundan şikayet etmesi üzerine Tataristan’dan gönüllüler topladıkları kedileri geçenlerde savaş bölgesine gönderdi. Hareketin öncüsü Vladimir Malıgin, “Kediler 2. Dünya Savaşı’nda Ermitaj’ı kurtarmıştı. Neden şimdi de yardım etmesinler diye düşündüm” dedi.

 

Not: Bu yazı 8 Ağustos Uluslararası Kedi Günü nedeniyle yayınlanmıştır.

7 Mart 2025 Cuma

Gorbi; sincapların da yakın dostuydu




2 Mart, tarihi bir şahsiyet olan Mihail Sergeyeviç Gorbaçov'un (1931-2022) doğum günüydü.

Rusya'da tartışmalı bir dönemin baş kahramanı olmasına rağmen sevgiyle ve saygıyla anılıyor.

Kim ne derse desin Gorbaçov için yaşarken tarihe geçmiş, 20. yüzyıla damgasını vurmuş insanlardandı demek yanlış olmaz.

Gorbaçov, 1985’ten 1991’e kadar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) en yüksek yönetim organı olan Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin genel sekreterliğini yürüttü.

1990’da yapılan reformla devlet başkanlığı sistemine geçildi. Yüksek Sovyet Meclisi'nde yapılan oylamada Gorbaçov, SSCB Devlet Başkanı seçildi.

Gorbaçov, 1990’dan 1991’e kadar SSCB’nin devlet başkanlığını yaptı.

Tarihe Soğuk Savaş’ı sonlandıran adam olarak geçti.

Sovyetler Birliği'nin son devlet başkanı Mihail Gorbaçov, başlattığı perestroyka (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) ismindeki reform çalışmaları Soğuk Savaşı bitirdi.

Gorbaçov, 1990'da Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü.

Belki Gorbaçov, ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranamamıştı.

Uzun yaşadı ve kendisinden sonra olanları gördü.

Zaman zaman düşüncelerini paylaştı.

Belki kendi sebep olduğu değişimden şaşkınlık duymuş, “Bu kadarını ben bile beklemiyordum,” diye düşünmüştür.

Seveni de oldu, sevmeyeni de.

Yapmak istediklerini anlayanı da oldu, anlamayanı da.



11 Şubat 2025 Salı

Çin Yeni Yılı ve Panda Katyuşa

 


Çin Yeni Yılı ve Panda Katyuşa

 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/author/m-hakki-yazici/


Bizim kızlar; Yuliya ile İrina, önceki haftanın daha ilk gününden hafta sonu programları yapmaya başlamışlardı.

İgor, buna kızıyor, ama tatsızlık olmasın diye sesli dillendirmiyordu.

Benim yanımdan geçerken “Yahu, biz ne zaman ciddi ciddi çalışıp, para kazanan bir firma haline geleceğiz?” diye mırıldandı.

***

Yuliya, Moskova Hayvanat Bahçesi’nde Çin Yeni Yılı ve Panda Katyuşa’nın bir yaşına girmesi nedeniyle bir kampanya olduğundan bahsetmişti.

Rusya'da, Moskova Hayvanat Bahçesi'nde doğan bu türün ilk yavrusu olan Panda Katyuşa, Çin ve Rusya arasındaki dostluğun bir simgesi haline gelmişti.

***

Moskova Hayvanat Bahçesi'ni ziyaret edenler bir dev pandayı ilk kez 1950'li yıllarda görmüşlerdi.

1957 yılında Çin hükümeti, Ekim Devrimi'nin 40. yıldönümü dolayısıyla Pin-Pin adlı bir erkek pandayı Sovyetler Birliği'ne armağan etmişti.

Tarih ilginç.

Stalin 4 yıl önce ölmüş, ancak iki ülke arasında yaşanan uzun sürecek anlaşmazlık henüz başlamamıştı.

Sonrasında dönemin iki büyük sosyalist devleti olan Çin ve Sovyetler Birliği (SSCB) arasında 1960-1989 yılları arasında Marksizm-Leninizm'e dair teorik ve ideolojik tartışmalardan kaynaklanan ciddi bir diplomatik ayrılık başladı. 

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Josef Stalin'in 1953 yılındaki ölümünden sonra Nikita Hruşçov tarafından başlatılan Destalinizasyon ve “barış içinde bir arada yaşama” politikaları sonucunda doktriner ayrılıklar kısmen başlamış, 1969'da zirveye ulaşmış ve farklı yollarla 1980'lerin sonuna kadar sürmüştü.

Kriz henüz başlamadan, Ağustos 1959'da Çin’den Moskova'ya ikinci bambu ayısı gelmişti. Bu, "Bambu Ev" pavyonuna yerleştirilen An-An adlı yine erkek bir pandaydı.

Sonra küslük dönemi başladı. Enternasyonel kardeşlik ve Panda diplomasisinin yerini düşmanlık aldı.

Sonra…

Daha sonra Sovyetler Birliği dağıldı. Bambaşka bir dünyaya gözümüzü açtık.

Gorbaçov’un önayak olduğu Perestroyka ve Glasnost hayalleri de bir pandanın ömründen az olmuştu.

Konular değişti.

Yani, “Yorgan gitmiş, kavga bitmişti.”

***

Rusya ve Çin arasındaki ilişkilerin normalleşmesi döneminde Moskova Hayvanat Bahçesi’ne yeni pandalar geldi.

Bunlardan Katyuşa’nın annesi dişi panda Dinding 30 Temmuz 2017'de doğmuştu. Babası Zhui ise ondan bir yaş büyüktü, 31 Temmuz 2016'da doğmuştu.

Pandalar 29 Nisan 2019'da Moskova'ya nakledildi ve yenilenmiş "Çin Faunası" koruma kompleksine yerleştirildiler.

Pandaların farklı kişilikleri vardı.

Dinding, hem çok zeki, hem de meraklıydı, ama en çok ağaçların üzerinde dinlenmeyi seviyordu.

Erkek Zhui de akıllı, sosyal ve aktifti, oynamayı seviyordu.

Hayvanlar ayrı ayrı tutuluyor, ama birbirlerinin seslerini ve kokularını çok iyi tanıyorlardı.

Her iki panda da sağlıklı bir şekilde büyüdü ve 24 Ağustos 2023'te önemli bir olay gerçekleşti - bir bambu ayısı yavrusu doğdu.

Bu güzel izdivaç ilk meyvesini vermişti.

Bu, yalnızca Moskova Hayvanat Bahçesi'nde değil, aynı zamanda Rusya genelinde ilk kez bir pandanın doğumuydu.

Doğduğunda bebek panda sadece 150 gram ağırlığındaydı ve yaşamının 42. gününde gözlerini açtı.

Hayvanat bahçesi yetkilileri, Dinding’in harika bir anne olduğu kanaatindeydi.

Şimdi ona bir isim lazımdı.

İnternet üzerinden yapılan oylama sonunda seçilen minik pandanın ismi  3 Ocak'ta açıklandı.

Moskova Hayvanat Bahçesi'ndeki yavru pandaya Katyuşa adı verildi.

İsim oylamasına 380 bini aşkın “Aktif Vatandaş” katılmıştı.

Oylama öncesinde önerilen 10 isimden üçü öne çıkmıştı: Çinliler tarafından da sevilen "Maşa ve Ayı" çizgi filmi nedeniyle Maşa ismi, Moskova kelimesinin ilk hecesinden türetilen Mo Mo ve Katyuşa.

Katyuşa seçeneği oyların çoğunluğunu alarak, 6 puanlık bir farkla, %29’luk oy oranıyla kazandı.

Çin halkı da sevimli küçük pandaya verilen Katyuşa ismini benimsedi.

“Bebek Katyuşa güçlü ve sağlıklı bir şekilde büyüyor" diyorlardı.

Bu minik panda yavrusu geçmiş dönemde gerilen, kötüleşen Rusya-Çin ilişkilerinin yeniden dostluğa dönüşmesinin de bir simgesiydi artık.

***

Hayvanat bahçesinde yaşamını sürdüren, değerli nadir hayvanların; balık baykuşu, potto, cüce su aygırı, tayra, binturong, altın maymunu, bal porsuğu, bulutlu leopar, dev karıncayiyen, sakallı fok, kartal papağanı, sekreter kuşu ve diğerlerinin, ayrıca tabii ki pandaların manevi annesi, yüzü gibi yüreği de güzel Moskova Hayvanat Bahçesi Genel Müdürü Svetlana Vladimirovna Akulova, hemen her gün Telegram kanalında heyecanla Katyuşa ile ilgili bilgileri paylaşıyordu.

Yulia, Katyuşa’nın yünden örülmüş oyuncak bir ayıyla oynadığını gösteren paylaşılan bir fotoğrafına bakıp, “Kerata ne kadar sevimli, değil mi?” diyor.

Bu arada Moskova Hayvanat Bahçesi'nin Basın Servisi, gazetecilere yaptığı bir açıklamada, Katyuşa’nın Çin'e götürülmesi gerektiği bilgisini vermişti.

Bu haberi okuyunca bizim kızların ikisi birden, “Olamaz!” diye çığlığı bastılar.

Haberin kendisi oldukça üzücüydü. Çünkü sadece başkentteki hayvanat bahçesi çalışanları değil, Moskovalılar ve başkentin misafirleri de bu sevimli pandaya alışmışlardı.

İrina, “Daha zaman var, ama şimdiden üzülüyoruz. Panda Katyuşa dört yaşına geldiğinde tarihi vatanı Çin'e gidecek; ancak hayırlı bir iş için. Yeni bir panda bebek için ona bir damat bulacaklar ki, Dinding gibi o da anne olabilsin,” diyerek teselli buluyor.

***

Yulia, “Hayatım, mutlaka Katyuşa’yı görmeye gitmeliyiz. Yoksa bu ara bunu yapmazsak sonradan çok pişman olacağız,” diyor.

Moskova Hayvanat Bahçesi, Çin Yeni Yılı'nın kutlandığı mekanlardan biri haline gelmişti. Bir dizi tematik etkinlik hazırlanmıştı: geziler, konferanslar, ustalık sınıfları, performans ve film gösterimleri.

Dev panda kostümü giyerek gelenler veya Katyuşa'nın adını taşıyan Ekaterina adlı konuklar Hayvanat Bahçesi’ne ücretsiz girebileceklerdi.

Aslında bu bir fırsattı.

İrina, “Ay, çok hoş!” diye çığlığı basıyor. “Parasından değil, ama hayatım, fikir güzel. Hadi biz yapalım bu işi. Benim annem çok beceriklidir. İki günde diker kostümleri.”

Kızlar hemen faaliyete geçiyorlar.

Öğleden sonra İrina, Serkan otururken gidip arkasından belini, omuzunu karışlıyor, boyunu, kilosunu soruyor, not alıyor.

Serkan’ın olaydan haberi yok. Şaşkın şaşkın bakıyor.

Bana dönüp, “Ne iş abi?” diye soruyor.

“Bilmiyorum,” diyorum. “Hayırlı bir iş için olmasın?”

Birden gözleri parlıyor.

***

İki gün sonra İrina, annesinin diktiği panda kostümlerini ofise getirdi.

Serkan, kostümleri gördükten sonra durumu ancak anladı.

İrina, bir plastik paketten çıkardığı kostümlerden birini Serkan’a uzatıp, “Bu da senin,” dedi.

Serkan’ın tepkisi sert oldu. Erkek adamın bu tür sululuklara alet olmaması gerekiyordu.

Onu yumuşatıp, ikna etme işi de yine bana düşmüştü.

Neyse ki çabuk ikna oluyordu. Paketi alıp, giyip, denemek için tuvalete gitti.

Panda kostümü ile tuvaletten çıktığında onu ilk gören o gün de ofiste misafirimiz olan İrina’nın kedisi Barsik oldu.

Zavallı kedicik korkusundan masaların altına kaçtı.

Ben görünce kahkahalarla gülmeye başladım.

Kızlar da kendilerini tutamadılar, gülmeye başladılar.

Aslında İrina’nın annesi başarılıydı. Provasız dikilen kostümler fena değildi.

Bu sırada bir müşteri ziyaretinden dönen İgor, içeri girdiğinde Serkan’ı bu durumda görünce şaşkınlıktan neredeyse baygınlık geçirecekti.

***

Neyse…

Bizimkiler hafta sonunda Hayvanat Bahçesi’ne gitmişler, iyi vakit geçirmiş ve çok mutlu olmuşlardı.

Sabah ofise girer girmez, daha “Günaydın” demeden beni kapı girişinde yakalayıp, anlatmaya başladılar.

Serkan, “Çok sükse yaptık abi, bildiğin gibi değil,” dedi.

Gazetelerden birinde basılan bir resmi gösterdi.

“Bu panda kostümlü benim, ama yüzüm görünmediği için tanıyamazsın.”

Susmadan devam ediyor, “Çok güzel ve ilginç hayvanlar abi. Bir panda günde ortalama 12 saat yemek yermiş.”

“Vay maşallah!”

“Covid karantinasında da insanlar stresten panda gibi yemek yiyorlardı. Belki bu yüzden buna ‘pandemi’ deniyordu.”

Kurduğu alakaya şaşırıp, gülüyorum.

Kostümleri dikerken İrina, annesiyle konuşuyormuş.

“Anne, biliyor musun, bir pandanın 16 dişi, köpek balığının 100 dişi, insanın 32 dişi oluyormuş,” dediğinde kadıncağız eksilen dişlerinin görünmesini istemediği için ağzını eliyle kapatarak gülerken “Vay canına, galiba ben bir pandayım!” demiş.

İgor, ablasının dişçi oğlu Pavel Zubov’u kastederek “Anneni bizim Paşa’ya götür,” diyor ona.

Kızlar yine neşeli.

İgor ise işlerden dolayı endişeli.

Önce kızlara, sonra bana bakıp, “Nesli tükenmekte olan memeli türleri neler biliyor musun?” diye soruyor.

Ben, “Bilmem,” deyince kendi cevaplıyor:

“Amur kaplanları, dev pandalar ve uyluklarında dövme olmayan kadınlar.”

Serkan, etkinliğin fotoğraflarını gösteriyor.

İgor, yine laf sokuşturuyor:

“Bir panda hafta sonu ne yapar?”

Cevabı yine kendinde:

“İnstagram için siyah beyaz fotoğraf çekimleri.”

***

Çin Yeni Yıl’ı belki de Çin’den sonra en coşkulu bir şekilde Rusya’da kutlanmıştı.

Bu daha da derinleşen kadim dostluğun önemli bir işaretiydi belki de.

Yılan Yılı nihayet hoş gelmişti!

12 Ocak 2025 Pazar

Zavallı Karkuşa korkup kaçmıştı

 


Zavallı Karkuşa korkup kaçmıştı

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/author/m-hakki-yazici/  


İrina, “Aptal kuş, ne olacak!” dedi.

Yuliya, “Hayatım, sen niye öyle suçluluk duygusuna kapılıyorsun ki?” diyerek onu yatıştırmaya çalışıyordu.

İrina, “Aslında sakin kafayla düşününce belki de komşum haklı diyorum. Kedim benim için ne kadar değerliyse, kargası da onun için o kadar değerli olmalı. Zavallı Karkuşa,” diyor.

Serkan, kızları kışkırtıp, eğlenmek için ortalıkta “kar-kar” diye mırıldanarak dolaşıyor, ben dışarıda yağan kardan bahsediyor sanıyorum. Meğer bizim kargaların bağırmasını “gak-gak” diye taklit ettiğimiz gibi Ruslar da “kar-kar” diyormuş.

Neden sonra ortalıktaki konuşmaların ne olduğunu anlıyorum.

Karkuşa, İrina’nın komşusu Darya’nın kargasına koyduğu isimmiş. Popüler bir Rus çizgi filmindeki karga karakterin ismiymiş.

İrina’nın kedisi, hani bizim ofisin ara sıra misafiri olan Barsik, yine bir skandala neden olmuştu.

Bu yüzden İrina ile komşusu Darya, biraz tartışmışlardı.

Ne olmuştu? Merak etmiştim doğrusu.

İgor’a baktım, o da ben de bilmiyorum gibilerinden kaşını kaldırdı.

İrina’nın sevgili kedisi, şanslı bir ev hayvanıydı. Orhan Veli’nin şiirindeki “Ciğercinin kedisi”nden daha da şanslı belki.

Barsik, bazen sorunlara neden olsa da çok seviliyordu. Biz de ofis ahalisi olarak ona alışmıştık.

Hatırlarsanız bir keresinde, Serkan’ın bağırtısı üzerine, zavallı kedi korkuyla sıçrayıp, önce bir sandalyenin üstüne, sonra masaya, oradan dolabın tepesine çıkıp, en sonunda da açık “fortoçka”ya tırmanıp, dışarı atlamış, pencereye yakın ağacın dallarından birine tutunmuş, orada bizim avlunun sincaplarından biriyle karşılaşınca afallamış, her ikisi de kaçmaya yeltenmiş, ancak aynı yöne koştuklarını fark edince durmuşlar, sonra biri bir tarafa, diğeri öbür tarafa doğru koşmaya başlamışlardı. Barsik, bu sefer de azman kargalardan biriyle burun buruna gelip, karga o bildiğiniz bet sesiyle “gak”layıp, koca kanatlarını açıp uçunca iyice ürküp, aşağıya atlayıp, koşarak kaybolmuştu.

Uzun bir aramadan sonra onu bahçede bir çöp tenekesinin içinde, sinmiş halde bulmuştuk.

Her şey aynı “Tom ve Jerry” çizgi filmlerindeki gibi olmuştu.

***

Bu defa tersi olmuştu.

Darya’nın kargası Karkuşa, bir gaflet anında, ev havalansın diye açılıp, sonra unutulan pencerenin pervazının dışına çıkmış, gezinirken yan komşusu İrina’nın balkonunda dolanan kedisi Barsik’in hırçın bakışlarından ürkmüş, daha da ötesi paniğe kapılmış, havalanıp, uçmuş, evden uzaklaşmıştı.

Serkan, arka masadan “Aaaa, niye ki?” diye araya girdi.

“Niyesi olur mu? Durum açık, hayvan korkmuş işte,” diye gülüyorum.

İgor, “Bir Rus atasözü vardır, ‘Karga bile sebepsiz uçmaz’ diye.”

Serkan, “Karga da ne de olsa kuş beyinli,” diye hükmünü veriyor, sonra devam ediyor, “Ne malum kediden korktuğu? Belki başka bir şeydir; yani bir dış tahrik, bir köpek, havada uçan başka bir şey, yırtıcı daha büyük kuş da olabilir,” diyor.

İgor, kulağıma eğilip, “Eyvah, bizimki yine komplo teorilerine başladı,” diye fısıldıyor.

Serkan, bize dönüp, “Peki, Yeni Yıl kutlamalarının gecikmiş, yolunu şaşırmış havai fişeklerinden birinden ürkmüş olamaz mı mesela?” dedi.

İrina, kedisini suçlamalardan kurtaracak bu ihtimaller üzerine “acaba” diye soran gözlerle bakıyor.

***

İrina, Yuliya’ya olanı biteni anlatmaya devam ederken pencerenin kenarında bir yandan da dışarıya bakıyordum.

Kışı yarılıyorduk neredeyse. Uzun Yeni Yıl tatili de bitmişti. Göçmen kuşlar hüzünlü veda şarkısını söyleyip kaç ay önce yola revan olup gitmişlerdi.

Göçmen kuşlar gidince kargalarla, güvercinlerle baş başa kalmıştık.

***

Sonradan hatırladım, İrina, ofiste daha önce bahsetmişti komşusundan ve kargasından.

“Tuhaf bir komşuya çattım, evde karga besleyenine de ilk defa rastlıyorum,” diye dedikodusunu yapmıştı.

İrina, bir keresinde kapıda karşılaşınca “Sevgili komşucuğum, bak şu dışarıya, şu ağaçların dallarına bak, karga dolu. Sen ne akla hizmet evinde karga besliyorsun? Git şu Moskova’nın her semtindeki güzelim parklardan birine, her taraf karga dolu, güvercin dolu; besle besleyebildiğin kadar,” demişti.

Hazırcevap komşusu da:

“Bak kardeşim, sen de bak şu dışarıya, sokak kedileri fink atıyor. Sen o zaman ne akla hizmet evinde kedi besliyorsun?" demişti.

Kızcağız haklıydı. Cevabını da oturtmuştu.

Niye karışıyordu ki?

O da karga besliyordu işte.

Herkesin tercihi başkaydı; kimi köpek, kimi kedi, kimi de İrina’nın komşusu Darya gibi karga besliyordu.

Kim ne karışır?

Darya, “Canım tartışmak istemiyor. Ama anla işte, biz bu kargaya çok alıştık, küçücük bir yavruyken bulduk, o da bizi annesi, babası gibi benimsedi. Evde ona bir çocuk gibi ihtimam gösterdik,” demişti İrina’ya.

***

Bana tuhaf gelmiyor, bir keresinde bahsetmiştim, bizim de kendi deyimiyle hayvanları kocasından daha çok seven bir komşumuz var. Daçasında beslediği üç köpek, dört kedi, bir at, onlarca tavuk ve horoza ilâve olarak, kanadı kırıldığı için uçamayan dişi bir karganın da bakımını üstlenmişti. Büyük ihtimalle yırtıcı bir kuşun saldırısına uğrayan yaralı karga için arka bahçesinde yuva yapan komşumuz, kargayı hazmı kolay et sulu tahıl çorbalarıyla itinayla besliyor.

Sadece bildiğimiz evcil hayvanlara değil, her türlü hayvana merakı var Rusların.

İgor, “Birlikte gittiğimiz hayvan mezarlığını hatırlıyor musun?” diye sordu.

İyi hatırlıyordum, zira çok etkilenmiştim.

Meraklı olunca Moskova’da bazen Rusların bile bilmediği ilginç mekanları keşfediyorsunuz. 

Aslında gez, gez bitmiyor Moskova.

Bu mekanlardan birine İgor, oğlu Maksim ve ben gitmiştik. Himki, Maşkinskoye Şoşe 15 numaradaki hayvan mezarlığına. Hayvansever Rusların yitirdikleri sevgili dostlarını gömdükleri bir özel mezarlıktı burası.

Köpeklerin, kedilerin, atların ve diğer hayvanların mezarları yan yana sıralanıyor orada.

İlginç mezarlardan biri de hayvansever bir ailenin vaktiyle evin içinde birlikte yaşamış olan ölen köpeklerini, kedilerini ve farelerini bir arada gömdüğü mezardı.

Kedi, köpek, fare, karga bir arada olur mu?

Olmuş işte!

Djoy, Yeta, Hvost, sağlıklı yıllarındaki dostluklarını, birlikteliklerini, mezarda da sürdürüyorlar.

Mezarlığı gezerken insan, bu hayvanseverlere saygı duyuyor. Vefanın böylesine şapka çıkartmak lazım…

Doğayı, çiçekleri, hayvanları sevmeyenlerin insanları sevebilmesi mümkün mü?

Kesinlikle hayır!

Bu nedenle bu mezarlık, hem ilginç, hem de ibretlik.

***

Darya, bir keresinde evlerinin önündeki otobüs durağında karşılaştıklarında bekledikleri süre içinde İrina’ya Karkuşa’nın hikayesini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştı.

Bir gün civar bahçelerden birinde komşu kedilerinden birisini ağaçtan düşmüş karga yavrusunu avlama hazırlığında iken görmüş, yerden aldığı taşı fırlatıp, kovalamıştı.

Kaçıp giden kedinin hevesi kursağında kalmıştı.

( Demek kedi fobisi o zamandan girmişti karganın içine.)

Yaralı yavru kargayı eve getirmişti. Yaralarını merhemle iyileştirmiş, elleriyle beslemişti.

Karga bir süre sonra iyileşmiş, büyümüş, irileşmişti. Darya’ya alışmıştı. Bir evcil hayvan gibi onu takip ediyordu. Darya omuzunda onunla dolaşıyordu.

Bazen karşısına alıp konuşuyordu, aynı karga gibi “Gak” diye bağırıyordu.

Karga da ona adeta cevap veriyordu:

“Gak!”

Adını da “Karkuşa” koymuştu.

( Serkan beni uyarıyor; “Bu, Rus kargası abi, “gak” demiyordur, “kar” diyordur,” diye. )

***

Muhabbet böyle uzayıp gidiyordu.

Serkan, “Benim bu kargayla ilgili hikayeler pek aklıma yatmıyor, abi” diyor, sen daha iyi bilirsin, bizde çok meşhur bir söz vardır, ‘besle kargayı oysun gözünü’ diye. Bildiğimiz bir kara karga işte. Ayrıca kargaların söylendiği kadar akıllı olduğuna da inanmıyorum,” diyor.

Kızları ve beni kızdırmak için çocukluğunda ninesinden öğrendiği tekerlemeyi yüksek sesle mırıldanarak dolaşıyor:

 

“Karga, karga, gak dedi, çık şu dala bak dedi, çıktım baktım o dala, şu karga ne budala.”

 

Onunla aynı fikirde değiliz.

İgor, “Aldırma sen ona, bu kargalar dünyanın en akıllı yaratıklarından,” diyor.

“Ben de öyle düşünüyorum,” diyorum. “Halbuki biz, Ezop ve La Fontaine masallarından hep kargaların ahmaklıklarını biliriz. Hani şu ağzındaki peyniri tilkiye kaptıran gibi... Birçok edebi eser, dini inanç, masal ve efsanede de kargalardan aleyhte bahsedilir.

Bu masallardaki ana karakterlerde; karga, aptal, saf, basit fikirli, beceriksiz, kendini beğenmiş; tilki ise kurnazdır, aldatıcıdır.

 

Tilkinin kurnaz, karganın aptal olarak anlatılması bana çok gerçekçi gözükmüyor.

 

Bence kargalar, töresel ve dini inançların tam tersine, zeka seviyesi -insandan sonra- en gelişmiş hayvan türlerinden biri.

Yaşadıkları ortama kolaylıkla uyum sağlayabilen kargaların; kedi miyavlaması, endüstriyel makinelerin motor gürültüleri ve insan seslerini taklit etme yetenekleri de var. Kargalar farklı gruptaki hemcinsleriyle iletişim kurmak için melodi ritimli sesleri tercih ederlermiş.”

Rusçada "fabl"a yani kıssadan hissesi olan masalsı, şiirsel öykücüklere “basniya” diyorlar. Ünlü Rus basniya yazarı İvan Andreyeviç Krılov da 1807'de yazmış "Karga ve Tilki" isimli bu hikayeyi.

Hikayede yine karganın biri, bir parça peynir bulur ve peyniri yemek için bir ağaç dalına tüner. Peyniri ele geçirmek isteyen bir tilki, kargayı pohpohlar ve karganın ne kadar güzel olduğundan, sesinin de kendisi gibi güzel olup olmadığından bahseder. Karga ötmek için gagasını açtığında ağzındaki peynir düşer ve tilki, düşen peyniri yer.

Hikaye, güzel ve aynı, ancak tilkinin kurnazlığına değil, ama karganın aptal bir hayvan olarak anlatılmasına benim itirazım var.

***

Karkuşa, korkusundan evden 40 kilometre uzağa, ta Puşkina’ya kadar kaçmıştı.

Sonrasında yolunu şaşırmış, yorulunca da bir çam ağacının dalına konup, tünemişti.

Darya, Karkuşa’nın boy boy fotoğraflarını, onunla yaşadığı olayları sosyal medyada o kadar çok paylaşmıştı ki karga çok ünlenmişti.

Fenomen haline gelmişti. “Maskot karga” diyorlardı ona.

Kaybolunca da internette olayı duyurup, yardım istemişti.

Tesadüf bu ya, ormanda spor yapan bir genç kız ağaç dallarından birine konmuş şanslı kargayı fark etmişti.

Hemen tanımıştı.

Doğruydu, Karkuşa, alışkın olduğu için insanlardan kaçmıyordu.

Ağaca tırmanıp kargayı yakalamış, hırkasının içine sarıp eve getirmişti.

Annesi de görünce hemen, “Aaa, bu maskot karga, ben biliyorum bunu. Sahibi yana yakıla arıyor sosyal medyada,” diye çığlığı basmış.  

Genç kız hemen internetten müjdeli haberi duyurmuş.

Darya, İrina’ya telefon edip, sevinçle haberi verdi, “Hayatım, birlikte gidebilir miyiz?” diye rica edip, olurunu alınca koşa koşa bizim ofise geldi.

İrina’nın komşusu nefes nefeseydi.

Hoş bir kızdı. İlk kez görüyorduk lafı çok edilen Darya’yı. Serkan, kulağıma eğilip, “Abi, şaşıracaksın belki, ama bir kargayı kıskanacağım daha önce hiç aklıma gelmezdi,” diye fısıldıyor.

Darya, kapı aralığında, bildiğimiz hikayeyi gözleri yaşlı, heyecanla bir daha anlatıyor:

“Bir ilkbaharda yüksek bir ağaç dalındaki bir yuvada doğmuştu.

Düşmüştü, onu yerde bulduk. Kötü niyetli bir kedinin elinden kurtardık. Çaresizdi. Eve götürdük, ona aynı bir çocuk gibi baktık, büyüttük. Çok sevdik onu. O da bizi benimsedi. Alıştık birbirimize.

İsmini söylediğim vakit hemen gelir. Evde kucağımdan inmez. Nereye gitsem arkamdan gelir. Her yere benim omzumda gider. Beraber dışarıda gezeriz.

Hiç ayrılmazdı bizden, dışarıda da insanlardan kaçmazdı, çünkü öyle alıştı, ama kedinin korkusundan kaçtı işte. Çok üzüldüm kaybolunca. Neyse bulduk. Ay, ne kadar mutluyum bilemezsiniz!"

***

İrina bizim Serkan’ı da alıp, Darya ile birlikte arabayla hemen Puşkina’ya gittiler.

Tahmin ettiğiniz gibi Darya, Karkuşa’sına kavuşunca sevinçten deliye döndü. Biz de yeni yılın ilk iş gününü mutlu bir şekilde kapatmış olduk.

Bu tür durumlar bana hep, Nasrettin Hoca’nın “eşeğini kaybedip, sonra bulup mutlu olma” hikayesini hatırlatır.

Umarız yeni yılın gerisi de hep böyle olur.

Dileğim Karkuşa ile Barsik’in da birbirlerine alışmaları, dış tahrikler bile olsa komşu komşu barış içinde yaşamaları.