Moskova

Moskova
Fuad Safarov'dan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fuad Safarov'dan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2026 Perşembe

Karlov’un anısı yaşatılıyor


Fuad Safarov 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/karlovun-anisi-yasatiliyor/

 

Suikast sonucu hayatını kaybeden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un anısını yaşatmak amacıyla her yıl düzenlenen “Karlov Okumaları-2026” Moskova’da yapıldı. 

Rusya Dışişleri Bakanlığına bağlı Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe Andrey Karlov Vakfı’nın Onursal Başkanı eşi Marina Karlova, Vakıf Genel Müdürü Vadim Solotntski, Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (MGİMO) yöneticileri ve öğretim görevlileri, Rus-Türk İş İnsanları Birliği (RTİB) Genel Müdürü Recep Haki, öğrencilerle çok sayıda Rus ve Türk konuk katıldı. 




Medya Günlüğü’nün sorularını yanıtlayan Büyükelçi Karlov’un eşi Karlova (Yukarıdaki fotoğrafta ), “Karlov Okumaları, Andrey Karlov Anma Vakfı tarafından ve MGİMO desteğiyle hayata geçirilen bir proje. Amacımız, gençlere vatanseverlik değerleri aşılamak, dostluğu teşvik etmek ve uluslararası iş birliğini geliştirmek. Bu etkinlikler, onun anısını yaşatmak için yapılıyor. Merhum Karlov’u saygı ve sevgiyle anarak aynı zamanda Rus-Türk ilişkilerine de ciddi kültürel katkılar sağlıyoruz” dedi. 

“Karlov Okumaları” jüri üyesi Mehmet Hakkı Yazıcı da (manşet fotoğrafında solda), “Bu yıl yarışmaya 114 öğrenci katıldı. Öğrencilerin sunduğu konular arasında BRICS ülkeleri içinde dijitalleşme ve iş birliği, uluslararası örgütlerin evrimi, Aleksandr Nevski’nin diplomatik mirası, Nürnberg Mahkemesi’nin anlamı, medyanın kamuoyunu şekillendirmedeki rolü, sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliği yer alıyor” diye konuştu.

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov, 19 Aralık 2016’da Ankara’da bir fotoğraf sergisi açılışı sırasında uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

9 Ağustos 2025 Cumartesi

Türkiye ve Rusya, savaş ve barış


Fuat Safarov

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Türk-Rus ilişkilerinin tarihinden bahsederken çoğunlukla herkesin aklına iki ülke arasında yıllarca süren savaşlar geliyor.  

Türk-Rus diplomatik ilişkilerinin resmi başlangıç tarihi 1497. Bu tarihten sonra, 1677-1918 yılları arasında Osmanlı ve Rusya imparatorlukları 13 defa savaştı. Türk-Rus savaşlarının kaba bir hesapla 50 yıllık bir süreci kapsadığını varsaysak bile kalan 470 yılı aşan dönemde ilişkilerde çeşitli olumlu gelişmelerin yaşandığını söylemek mümkün. 

Öncelikle Osmanlı’dan çeşitli vesilelerle Rus çarlarına gönderilen hediyeler iyi ilişkilerin örneklerden biri. Kremlin Sarayı Müzesi’nde sergilenen bu hediyeler 16. ve 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ve Moskova Çarlığı arasındaki dostluk ilişkilerini gösteriyor. Bu tarihlerde Rus çarları Osmanlı padişahları tarafından gönderilen çok sayıda hediye aldı. Hediyeler arasında altın silahlar, kılıçlar, zırhlar, altın takımları, kaftan kumaşlar gibi tarihi eşyalar da bulunuyor. 

Kremlin Sarayı Müzesi Genel Müdürü Yelena Gagarina da 2017 yılında Moskova’da Tsaritsino Müzesi’nde “Alev ve Şark Mutluluğu: 1760 – 1840’ların Rus Kültüründe Türk İzleri” konulu serginin açılış törenindeki konuşmasında, “Türkiye bizim için tarihte sadece savaş ve sürekli çatışma yeri olarak algılanmamalı. Türkiye aynı zamanda Rusya’da sevilen ve takdir edilen sihirli baharatlar, muhteşem kumaşlar, güzel kıymetli taşlar demek. Türkiye bizim için en yakın, en tanıdık ve en sevimli Doğu” demişti. Bu sözlerin sahibi Gagarina aynı zamanda, uzaya ilk çıkan Sovyet kozmonot Yuri Gagarin’in kızı. 

Rus tarihçi, gazeteci-yazar Mihail Pılyayev de, kaleme aldığı ‘Eski Moskova’ adlı kitabında Çariçe 2. Katerina ve Osmanlı Sultanı 1. Abdülhamid arasındaki dostluk ilişkilerini anlatıyor. Yazara göre, 1774 yılında Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu arasında Küçük Kaynarca Antlaşması’nı imzalamasının ardından dönemin Türk Elçisi Abdülkerim Efendi Moskova’da üst düzeyde ağırlandı. 2. Katerina Sultan 1. Abdülhamid’in altın, pırlantalardan oluşan çeşitli hediyelerinden çok memnun kaldı. Çariçe yabancılara yazdığı mektubunda Sultan’la olan samimi ilişkilerini için, “Birçokları kardeş gibi sevdiğim Abdülhamid ile olan dostluğumuzu kıskanıyor” dedi.

Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya Çarlığı’nın 1798-1800 yılları arasında askeri iş birliği yapması da ortak tarihin önemli olaylarından biri. Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart 1789 yılında Mısır’ı işgal etti ve o dönem İyonya Denizi’ndeki yedi büyük adanın statüsü böylece değişti. Adalar Fransa’nın kontrolüne geçince Ruslar ve Türkler bu durumda endişe duymaya başladı. Adaların Fransa’dan geri alınması için 1798 yılında Rusya ve Osmanlı ittifak yapma kararı aldı ve buradaki en önemli kale olan Korfu’nun Fransız askerlerinden geri alınması için ortak bir plan hazırladı. Nihayet 18-19 Şubat’ta Türk-Rus filosu operasyona başladı. Operasyon sonucunda dördü general 2 bin 931 Fransız askeri esir alındı. Çatışmada 130 Rus, 168 Türk ve Arnavut askeri hayatını kaybetti. Böylece Rus İmparatorluğu’ndan Amiral Fyodor Uşakov ve Osmanlı Devleti’nden Kadir Bey’in yönetimindeki müttefik donanmanın Adriyatik Denizi’ne ve kıyılarındaki kalelere yönelik operasyonları sonucunda başta Korfu Kalesi olmak üzere bölge Fransa işgalinden kurtarıldı. 

1831 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nu zor duruma düşüren Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında Rusya’nın Osmanlı’yı kurtarması da ikili ilişkilerin ilginç olaylarından biri. Mehmet Ali Paşa İstanbul’u işgal etmeye hazırlanırken, Padişah II. Mahmud, Büyük Britanya ve Fransa’dan yardım istedi. Fakat Fransa’nın Mehmet Ali Paşa’yı desteklemesi, İngiltere’nin de Osmanlı’nın iç işlerine karışmak istememesi üzerine Padişah, Rusya Çarı 1. Nikolay’dan yardım istemek zorunda kaldı. Rus tarihçilerine göre, Rusya, Amiral Mihail Lazarev yönetimindeki donanmasını İstanbul kıyılarına gönderdi. Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması 8 Temmuz 1833 yapıldı ve Rus donanması İstanbul’a demirledi. 

Rus tarihçilerine göre, Çar 2. Nikolay’a dönemin Osmanlı Sultanı hediye olarak Türk tütünü gönderiyordu. Rus Çarı’nın Türk tütün tutkunu olduğu da biliniyordu. 

Çar 2. Nikolay’ın, 1913 yılında Osmanlı’nın Rusya Büyükelçisi Türkhan Paşa’ya (1846-1927) hediye ettiği faberge enfiye kutusu, Londra’daki Christie’s müzayede evinde 2010 yılında 937 bin sterline satılmıştı. Rus Çarı, dönemin Rusya başkenti St. Petersburg’daki büyükelçilik görevinin beşinci yılını tamamlaması dolayısıyla Türk diplomatı ödüllendirerek onurlandırmıştı. Rus tarihçilerine göre, Çar’ın Türk Elçisi’ne böyle mücevher süslü bir eşyayı hediye etmesi iki ülke arasındaki samimi ve dostluk ilişkilerin olduğunu ortaya koyuyor. Çar Nikolay tabakayı o dönemde Rusya’ya bağlı olan Finlandiya’daki ustalara özel yaptırdı. Çar 2. Nikolay’ın resmi bulunan tabaka elmas taşlar ve altın çerçeve ile de süslü. Rus tarihçilerine göre kutunun Avrupa’ya kadar nasıl gittiği ise bir muamma. 


Rus tarihçi yazar Prof. Dr. Rudolf İvanov, faberge enfiye kutusuyla ilgili olarak, “Böyle kıymetli taşlarla süslü bir hediyenin Çar tarafından Türk elçisine armağan edilmesi şunu ortaya koyuyor: Bazı sorunlara rağmen iki imparatorluk arasında samimi ve dostluk ilişkileri vardı. Gerçi ertesi yıl patlak veren Birinci Dünya Savaşı her şeyi alt üst etti” diyor.

Cumhuriyet döneminde de Türk-Sovyet iş birliğine dair önemli sayfalar bulunuyor. Bunlardan bazıları şöyle:  

-SSCB kurucusu Vladimir Lenin’in Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e Kurtuluş Savaşı sırasındaki askeri ve diğer yardımları,  

-Sovyet pilotlarının Türkiye’de eğitim vermesi,  

-Sovyetlerin Türkiye’de sanayi tesislerinin inşa etmesi,  

-Türkiye’nin Sovyet sporuna yönelik uluslararası ambargoları delerek iş birliği yapması,  

-“Soğuk Savaş” dönemindeki karşılıklı üst düzey ziyaretler,  

-Sovyet dönemi sonrası Türk inşaat firmalarının Rusya’da başarılı çalışmaları, 

-İkili ticaret, turizm, kültürel ve insani iş birliğinin canlanması,  

-2004 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ankara’ya yaptığı resmi ziyaretin, 500 yıllık ilişkiler boyunca Moskova’dan Ankara’ya yapılan lider düzeyinde ilk ziyaret olması,  

-Mavi Akım, Türk Akımı, Akkuyu gibi önemli ortak projeler.

 

Görsel: pl.pinterest.com

5 Haziran 2025 Perşembe

Nazım’ın mahallesinde Nazım Anıtı olsa

 


M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru


 Kaynak: https://medyagunlugu.com/  


“Hayrola, bu gece rüyanda yine Nazım’ı mı gördün?” diye takıldı, Vladimir İvanoviç.

“Hadi gel, bir gidip bakalım, hem biraz gezmiş oluruz,” dedim.

***

Nazım’ı anmadan olur mu hiç?

Senelerden beri Moskova’da geleneksel olarak Nazım’ı anma etkinlikleri olur. Ve ben bunların hiçbirini kaçırmadım.

Yine bu sene, ölümünün 62. Yılında, Nazım, adına yakışır etkinliklerle anıldı.

Bir gün öncesinde, 2 Haziran akşamı, etkinlikler kapsamında sanatçı Cem Adrian’ın icra ettiği güzel bir konser vardı. Çok değerli bir etkinlikti. Emeği geçenlerin hepsine teşekkürler.

Nazım, 3 Haziran’da T.C. Moskova Büyükelçiliği’nin himayesinde, Rus Türk İş İnsanları Birliği (RTİB) ve Moskova Nâzım Hikmet Vakfı’nın işbirliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte Novodeviçi Mezarlığı'ndaki kabri başında törenle anıldı.

Törende T.C. Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç, sanatçı Zülfü Livaneli, Rus Türk İş İnsanları Birliği Başkanı A. Erdem Acay ve Moskova Nâzım Hikmet Vakfı Başkanı Ali Galip Savaşır birer konuşma yaptılar. 

Tören sonrasında şairin sevenleri mezarına kırmızı karanfiller bıraktı.

***

Ertesi sabah erkenden Vladimir İvanoviç’in kapısına dayanmıştım.

Zihnimi kurcalayan, gerçekleşmesini çok arzu ettiğim bir proje var: Nazım’ın mahallesinde onun bir heykelinin dikilmesi.

Vladimir İvanoviç’le heykelin dikilmesinin uygun olacağını düşündüğümüz yere doğru yürümeye başladık.

Aslında bu, yeni bir konu değil, benden önce de pek çok kişinin dile getirdiği bir şey, ama sanırım birileri tam sahiplenip, peşini kovalamadığı için bir türlü hayata geçirilemedi.

Arkadaşım, Medya Günlüğü yazarı, gazeteci Fuad Safarov, 2 sene önce yazmıştı, “Moskova’ya Nazım anıtı yakışır” yazısında.

Rus siyaset bilimci ve Rus-Türk Toplumsal Forumu Genel Sekreteri Sergey Markov, Nâzım Hikmet için Moskova’da bir anıt yapılması fikrine destek veriyordu.

Markov, Medya Günlüğü’ne yaptığı açıklamada, “Hikmet, Rusya-Türkiye ilişkilerinde önemli bir kültür köprüsü. Hepimizin ortak değeri. Sovyet döneminin de ünlü şairlerinden… Burada bir anıt yapılması fikrine çok olumlu bakıyorum. Bu anıt, ikili ilişkilere de zenginlik katar. Moskova’ya Nâzım Hikmet anıtı yakışır,” demişti.

Daha önce Medya Günlüğü’ne konuşan çok sayıda Rus ve Türk siyasiler de anıt fikrine destek vermişti.

Örneğin Moskova Kent Meclisi (Mosgorduma) Başkanı Aleksey Şapoşnikov, şair Nâzım Hikmet’in Rusya’nın başkentinde bir anıtının yapılması ile ilgili talep gelmesi halinde değerlendireceklerini söylemişti.

Şapoşnikov; “Moskova’da şairin anıtının yapılması ile ilgili olarak şimdiye kadar bize Türkiye’den ya da buradaki Türk toplumundan herhangi bir teklif, talep gelmedi. Ama eğer gelirse ele alacağız,” demişti.

Yine Rusya Kültür Bakan Yardımcısı Pavel Stepanov, Moskova’ya Hikmet’in anıtının dikilmesi önerisine olumlu yaklaşarak “Bu olay ikili ilişkilerimize zenginlik katar,” demiş.

Rusya Parlamentosu Savunma Komisyonu Başkan Yardımcısı Yuriy Şvıtkin, “Şair Nâzım Hikmet’in eserlerini Sovyet yıllarından biliyorum. Moskova’da şairin bir anıtının yapılması fikrini destekliyorum. Rus-Türk dostluğu adına güzel bir fikir. Rusya’daki Türk topluluğu bana yazılı olarak başvurabilir. Ben de buradan hareket ederek konuyu Rusya Kültür Bakanlığında gündeme getirmeye hazırım,” diye konuşmuştu.

Fikre Türkiye’den de destek vardı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da, “Moskova’da Nâzım Hikmet anıtını zevkle yaparız. Eğer herhangi bir eksiklik olursa ve üstlenen olmazsa, bu durumda biz zevkle yaparız,” demişti.

Anlaşıldığı kadarıyla herkes istekliydi, ancak sürekli değişen gündemler bu fikrin hayata geçirilmesine engel oluyordu.

Birilerinin bu işin ucunu bırakmadan ısrarcı olması gerekiyordu.

***

Nazım’ın evi bize yürüme mesafesinde. Vladimir İvanoviç’le günlük gezinme güzergahlarımızın üzerinde, 2. Pesçanaya Sokağında.

Sokol Metrosu’ndan 15 dakikada yürünüyor.

Metrodan sonra Leningradskiy Caddesi’nden sağa dönüp, Novopesçanaya Caddesi’nden aşağıya, Fidel Castro Meydanı’na kadar gidip 2. Pesçanaya Sokağı’nın kesiştiği noktaya kadar yürüyünce meydanın ortasında 2022 yılında dikilen Fidel Castro heykeli ile karşılaşıyorsunuz. Sanki Fidel size Nazım’ın evi biraz ileride şu karşıki sokağın içinde diyor.

Evi geçip biraz daha yürürseniz 3. Pesçanaya Sokak 23 numarada dünyanın en sevimli çocuk kütüphanelerinden Nazım Hikmet Kütüphanesi ve geçen sene büyük emek harcanarak açılan Nazım Hikmet Kültür Vakfı var.

Nazım’ın evinin olduğu sokağa boylu boyunca eşlik eden isimsiz yemyeşil bir park var. Başındaysa kocaman bir fıskiyeli havuz.

Bu havuzun kenarındaki koca ağaçların gölgesindeki banklar benim Vladimir İvanoviç’le birlikte oturup dinlendiğimiz gözde mekanlardan.

***

Karşımızda sularıyla serinleten havuz.

Ve Fidel yoldaş.

Kaderin cilvesine bakın, Nazım’ın arkadaşı, ressam Abidin Dino’ya şiirinde Küba Devrimi’nin sevinciyle;

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?”

diye yazdığı devrimin önderi Fidel ile komşu olmuşlardı.

Abidin Dino da biliyordu  “Mutluluğun resmi”nin tuvallere sığamayacağını. Resmi yapmadı, ama mutluluğu sözcüklerle, arzularının, hayallerinin içinde olduğu bir şiirle anlatmayı seçti:

“Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola”

Ben, “İşte, benim hayalimdeki Nazım heykeli de böyle bir şey olmalı,” diyorum.

“Evet, o, sadece bir şair değil, kavga adamıydı.”

Vladimir İvanoviç, “Senin gönlünde Nazım’ın heykelinin buraya dikilmesi var belki, ama izin vermeyebilirler,” diyor.

“Evet, parkın içinde, ileride tam Nazım’ın evinin hizasında ortada büyük bir çiçek tarhı var. Orası uygun olabilir.”

***

“Peki, Nazım’ın heykelini kim yapar?” diye soruyor.

“Fidel Castro Anıtının mimarları heykeltıraş Aleksey Çebanenko ve mimar Andrey Bely.”

“Bana sorulsa hiç tereddüt etmeden Sovyetler Birliği’nin, Rusya’nın efsanevi anıtsal ürünlerinin sanatçısı, heykeltıraş, ressam, Gürcü Zurab Konstantinoviç Tsereteli derdim. Ama ne yazık ki onu da geçen ay kaybettik.”

“Tsereteli, benim de çok sevdiğim bir heykeltıraştı,” diyorum üzgün bir ses tonuyla.

Nazım Hikmet'in Moskova'da, Novodeviçiy Mezarlığı'ndaki anıt mezarını ünlü Sovyet sanatçısı Rus heykeltıraşlar Nikolay Silis ve Vladimir Lemport yapmışlardı. Nâzım'ın dostu olan bu heykeltıraşlar, kabrine yaraşır, doğal, onun kendi deyimiyle "vahşi bir taş", dokunulmamış muazzam bir granit kütlesi arayıp bulmuş, sabırla yontmuşlardı.

Peki ya Türkiye’deki örnekler kimlerin eseriydi?

Türkiye'de kamusal alana yerleştirilen ilk Nazım Hikmet heykelini 2002 yılında heykeltıraş Tankut Öktem yapmış. Bu değerli sanatçıyı 2007 yılında kaybetmişiz. Yaptığı heykel İzmir Kültürpark'ta yer alıyor. Kaidesiyle birlikte 6,5 metre yüksekliğindeki bronz heykel, şairi ünlü paltosuyla yürürken tasvir ediyor.

Yine İzmir’de, Karşıyaka Belediyesi, Girne Caddesi ile Ordu Bulvarı’nın kesiştiği noktaya yerleştirdiği 4 metrelik Nazım Hikmet heykeliyle, usta şairi ölümsüzleştirmiş. Heykel, Zafer Dağdeviren, Ali Yaldır ve Derya Ersoy tarafından, üç aylık bir sürede tamamlanmış.

Çankaya Belediyesi tarafından kısa bir süre önce hizmete açılan Zülfü Livaneli Kültür Merkezi bahçesine yerleştirilen Nazım Hikmet ve Zülfü Livaneli anıtı heykeltıraş Murat Daşkın tarafından yapılmış.

“Benim bilmediğim, farkında olmadığım çok heykel vardır mutlaka,” diyorum. “Sonuç olarak bu konuyu düşünmeğe devam etmek, somut adımlar atmak gerekiyor.”

26 Mayıs 2025 Pazartesi

Türkler Moskova’ya ne zaman gitti?


Fuad Safarov

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Rusya’da yayın yapan İslami Ansiklopedi sitesi, Türklerin Moskova’da geçmişi konusunda ilginç bir araştırma yaptı.

Araştırmaya göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun elçilerinin Moskova ziyaretleri 16. yüzyılda başladı. Tarihçilere göre ikili ilişkiler Karadeniz’deki ticaret yolları aracılığıyla 1497’de resmen kuruldu. Bu tarihten sonra Osmanlı ve Rus Çarlığı arasında savaşlar, ittifaklar, yardımlar ve dostluklarla süren dönemler yaşandı.

Rus tarihçi Sergey Belokurov’a göre, ilk dönemlerde Türklerin Moskova’da sürekli bir yeri bulunmadığı için kent merkezindeki Kitay-Gorod semtinde kalıyordu. 1709 yılında ise Türk elçiler Kremlin Sarayı’nın Krutitski Manastırı’nın avlusundaki binaya yerleşmeye başladı.

Makaleye göre, Moskova’da ilk Türklerin çoğu savaşta ele geçirilen esirlerdi. 1665 yılına ait belgelerde “Türk Maşay” ve “Türk Ahmet” diye iki isim geçiyor. Rus tarihçilere göre, o dönemlerde Moskova’nın Müslüman topluluğuna Türkler de dahil olmaya başladı. Bu Türkler ya Rusya’ya gelen tacirler ya da savaş esirleriydi. Savaş esirlerinin Rus Ortodoksluğunu kabul ettiği belirtiliyor.

1811 yılında Moskova’da 35 Türk’ün yaşadığını belirten Rus tarihçiler, 19. yüzyılın ortalarında Moskova’da Türk uyruklu kişilerin sayısının arttığına işaret ediyor. Bunların çoğunu Osmanlı’da yaşayan Ermeni, Rum, Süryani kökenli vatandaşlar oluşturuyordu. Örneğin, 1873 yılında Türk tacir Şerif Osman’ı Moskova’da tanımayan yoktu.

Araştırmada, “Rusya ve Türkiye arasında kadim tarihi ilişkilere rağmen, Moskova’da Türk topluluğu genelde SSCB’nin son yıllarında oluşmaya başladı. SSCB döneminde Moskova’daki Türklerin çoğu siyasi mülteciler ve komünistlerdi. Örneğin, Nazım Hikmet burada uzun süre yaşadı ve toprağa verildi” denildi.

Kayıtlara göre, Moskova’da 1989’da en az bin Türk vatandaşı yaşıyordu. Rus ekonomi dergisi Delovıe Lyudi’e göre 1998 yılında Rusya başkentindeki Türklerin sayısı 15-20 bindi. Bugün ise Türk topluluğu temsilcilerine göre Moskova’da yaklaşık 40 bin Türk yaşıyor.

Sovyet döneminde Moskova’da yaşayan Türklerin çoğunun Rus vatandaşlığına geçtiğini belirten araştırma, ortak evli sayısının da fazla olduğunu dikkat çekiyor.

27 Nisan 2025 Pazar

Dede Tolstoy’dan Türklere miras


Fuad Safarov

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Moskova’nın merkezindeki ünlü Bolşaya Nikitskaya Sokağı’ndaki bulunan Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği konutu, başkentteki diğer tarihi binalar gibi ilgi çekici ve zengin bir geçmişe sahip.

Ünlü yazar Lev Tolstoy’un dedesi ile zengin iş adamları Savva Morozov ve Valentin Balin gibi dönemin ünlü isimleri tarihin değişik dönemlerinde burada yaşamış. Burası aynı zamanda felsefeci İvan İlyin, Norveçli ünlü gezgin, bilim adamı ve diplomat Fridtjof Nansen, Rus tiyatro yönetmeni Yevgeniy Vahtangov gibi ünlülerin de sık konuk olduğu bir mekan.

Kentin merkezinden geçen Bolşaya Nikitskaya Sokağı’nın tarihi de çok ilgi çekici. Moskova tarihi alanında araştırmalar yapan akademisyen İrina Levina, Medya Günlüğü’ne sokağın tarihini şöyle anlatıyor:

“Eski adı Novgorodskaya olan sokak, Kremlin’den Velikiy Novgorod’a giden güzergahın üzerinde bulunuyordu. 15-16. yüzyılda Yunan ve İskandinav ülkelerinden gelen tüccarlar bu güzergahı kullanıyordu. Bolşaya Nikitskaya, Kremlin’den kuzeybatıdaki Velikiy Novgorod’a uzanan güzergahı birleştiren sokaktı.  Burasının adı 16. yüzyılda değiştirildi, sokakta Nikitski Kadın Manastırı vardı, dolayısıyla adı Nikitskaya oldu.”

Sokağın en büyük özelliklerinden biri burada çok sayıda tarihi kilise, eğitim kurumu, tiyatro ve 18.-19. yüzyılda inşa edilen binaların bulunması. Bu güzel eserlerden biri de Moskova’da görev yapan Türk büyükelçilerin rezidansı yani konutu olarak kullanılıyor.

Tarihi kaynaklara göre, elçilik rezidansının bulunduğu arsa, 18. yüzyılın sonlarında ünlü Rus yazar Lev Tolstoy’un dedesi General N. S. Volkonski’ye aitti. Bu arsada generalin ahşap evi bulunuyordu. Volkonski aynı zamanda, Tolstoy’un ünlü ‘Savaş ve Barış’ romanında Prens Nikolay Bolkonski’ye ilham kaynağı olmuştu. Bina, Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart’ın 1812 yılında Moskova’yı işgali sırasında çıkan yangın sonucunda kül oldu. General Volkonski’nin kızı ve Lev Tolstoy’un annesi Prenses Maria Nikolayevna arsayı Yarbay Azançevski’nin ailesine sattı.

1887 yılında ise binayı dönemin ünlü zengin iş adamı Savva Morozov satın aldı. Evin alınma nedeni de ilginç: Savva Morozov aşık olduğu Zinaida adlı kıza binayı hediye etti. 1888 yılında Savva ve Zinaida evlendi. Aile tam 10 yıl, Bolşaya Nikitskaya 43/A adresindeki evde mutlu bir hayat sürdü. Bu arada onların komşusu, dönemin tanınmış doktorlarından Prof.Dr. Aleksey Ostraumov ile Morozovlar arasında dostluk ilişkileri daha da arttı. Morozov ailesinin evi almasında doktor Ostraumov etkili oldu.

Rus tarihçilerine göre, bina Morozov ailesine uğur getirdi. Burayı almasından sonra Savva Morozov iş hayatında ve kariyerinde başarılar kazandı. İşlerin büyümesi üzerine aile, komşu Spiridonovka sokağında daha büyük arsa almaya karar verdi. Morozovlar, evlerine mimar Frants Şehtel, ressam Mihail Vrubel ve mobilyacı Şmit’i davet ederek Spiridonovka Sokağı’ndaki gelecek ev projesini masaya yatırdı. Nihayet karar alındı ve Morozovlar söz konusu arsayı satın alarak dev inşaat çalışmalarını başlattı. Tarihçilere göre, Bolşaya Nikitskaya’daki ev, komşu sokaktaki geleceğin dev malikanesi için iham kaynağı olduyor. Tarihçi İrina Levina, Morozov ailesinin bu evde 3 çocuğunun doğduğunu anlatıyor ve şöyle devam ediyor:

“Zinaida bu evi çok seviyordu, satmak istemiyordu. Taşınmalarına rağmen, evi satıp satmamak konusunda bir türlü karar veremiyordu. Sonunda, yaklaşık 2 yılın ardından Morozovlar, Moskova’nın tanınmış işadamlarından, Şuyski tekstil işletmesi sahibi Valentin Balin’e evi satıyor. Balin, Bolşaya Nikitskaya’daki taş temeline dayalı ahşap binayı yıktırarak yeniden inşa ettiriyor. Bina, 1900-1901 yılları arasında mimar N.G.Zelenin’in çizdiği projeye göre inşa ediliyor. Balin’in eşi Yelena dönemin sosyetesinde tanınan çok güzel kadındı. Eşi Valentin Balin, ünlü ressam V. Serov’a eşinin yağlı boya portresini yaptırıyor. Bu resim Bolşaya Nikitskaya’daki şu anki Türk Elçiliği rezidansının en gözde yerinde asılı bulunuyor. Bayan Yelena da o dönem Moskova’da tiyatro ve bale sanatıyla da faal şekilde uğraşıyordu. Evde zaman zaman sosyete partiler de düzenleniyordu.” 

1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra Balin ailesi evlerine kapandı. Zinaida cuma günleri evde “Felsefe Günü” düzenleyerek dost ve arkadaşlarını davet ediyordu. Bunlardan biri de ünlü Rus felsefeci İvan İlyin’di. Ancak İlyin Sovyet yönetimine sert eleştiriler yöneltiyordu. Birkaç ay sonra bina devletin kontrolüne geçince Balin ailesi başka eve taşınmak zorunda kaldı. İlyin de SSCB kurucusu Vladimir Lenin’in tarafından yurt dışına gönderilen Rus aydınları arasında yer aldı. Valentin Balin, 1930 yılında hayatını kaybetti, eşi Yelena ise 1931 yılında tutuklanarak sürgüne gönderildi, 1946 yılında öldü. 1989 yılında Sovyet yönetiminin aldığı kararla itibarı iade edildi..

Bina 1919 yılında Sovyet İçişleri Komiserliği (bakanlık) tarafından kullanıldı. Bir yıl sonra bina Norveçli ünlü gezgin Nansen yönetimindeki Milletler Cemiyeti’nin Rusya’daki misyonuna devredildi. Misyon, Sovyet Rusya’sındaki fakirlere yardım kampanyası düzenliyordu.

Türkiye tarafından 1924-1973 yıllarında kiralık olarak kullanılan bina, 12 Mart 1973 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı tarafından satın alındı ve bu tarihten sonra da büyükelçilik konutu olarak kullanılmaya başlandı.

Bu arada, Morozovların yaşadığı Spiridonovka Sokağı’ndaki dev malikane de devrimin ardından Sovyet Dışişleri Komiserliği’ne devredildi, 1938 yılında ise rezidansı oldu. Bugün de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un rezidansı olarak faaliyet gösteriyor, konuk dışişleri bakanları ağırlanıyor ve ortak basın toplantıları burada düzenleniyor.

22 Nisan 2025 Salı

Tarihi sokaktaki Türk Büyükelçiliği


Fuad Safarov

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği’nin de bulunduğu 7. Rostovski kentin ünlü tarihi sokaklarından biri.

Moskova’nın merkezinde Hamovniki bölgesinde bulunan sokağın eski adı Bolşoy Blagoşenski. 1413 yılında sokakta Rostov bölgesi Ortodoks Kilisesi papazları için kilise inşa etmiş, 1685 yılında çıkan yangın sonucunda bina hasar görmüş, aynı yıl kilise tekrar inşa edilmiş, sonunda 1950’lı yıllarda Sovyet yönetimi tarafından tamamen yıkılmış. 20. yüzyılın başlarında sokağın adının Rostovski olarak değiştirildiği biliniyor. Rostovski sözünün eskiden semtte yerleşen Rostovlu papazlarla ilgili olduğu söyleniyor.

1993 yılında Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği sokağın 12 numaralı adresine taşındı. Eskiden elçiliğin bulunduğu binayı 1913 yılında Rus mimar Osip Şişkovski yapmış. O zamanlar bina “Dohodnıy Dom” (gelir getiren çok konutlu bina) olarak biliniyordu. Bina 1992 yılında Türkiye elçiliği için yeniden yapıldı.

Aslında elçiliğin çok daha önce, Sovyet döneminde buraya taşınması gerekiyordu ama yeni binanın yapımı sırasında ağaçların kesileceği söylentisi üzerine semt sakinleri 1980’lerde protesto gösterileri düzenleyince proje ertelendi.

Elçiliğin karşısındaki 15 numaralı binayı Bolşevik Devrimi’nin lideri ve SSCB’nin kurucusu Vladimir Lenin’in sık sık ziyaret ettiği biliniyor. Binada ünlü Rus ve Sovyet bilim insanı Prof. Dr. Vyaçeslav Levitski yaşıyordu. Lenin, Levitski’yi ziyaret ederek devletle ilgili ve bilimsel konularını görüşüyordu. 17 numaralı binada da Dekabrist (1825 yılında Çarlık Rusya’sında ayaklanan askerler) Mihail Bestujev yaşamıştı.

21 numaralı binada ise Alfyorova Özel Kız Lisesi faaliyet gösteriyordu. Şimdi ise, aynı binada ünlü Hamovniki Mahkemesi bulunuyor.

Sokağın ana özelliklerinden biri Muhina Gora (Dağ) yükseklik alanında bulunması. Rostovski, Moskova Nehri’ne açılan geniş manzarası nedeniye günümüzde de prestijli, sevilen ve tercih edilen semtler arasında yer alıyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı da Türk Büyükelçiliği’ne 5-6 dakika yürüme mesafesinde.

25 Kasım 2024 Pazartesi

Rus atasözleri

 


Fuad Safarov, Moskova

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Her dilde olduğu gibi Rusçada da kökleri uzak geçmişe uzanan ilginç atasözleri ve deyimler var. Türkçe de benzerleri bulunan bazı Rus atasözlerini sizin için derledik:

“Komu voyna, a komu mat rodnaya”: Kimine göre savaş, kimine göre ise öz anne…Yani birileri savaştan para kazanırken, birileri de bu savaştan çok zarar görür.

“Na vore i şapka gorit”: Hırsızın şapkası da yanar. Yani hırsızın hırsız olduğu halinden, dış görünüşünden de bellidir.

“Horoşo tam, gde nas net”: Bizim olmadığımız, bulunmadığımız yerde durumlar iyi. Yani bizim durumumuz iyi değil. Hayal kırıklığı, umutsuzluk gibi de yorumlanabilir.

“S volkami jit, po volçyi vıt”: Kurtlarla yaşıyorsan kurt gibi olman lazım. Tercümeden de anlamı anlaşılmakta: Bulunduğun ortamın ve şahısların durum ve koşullarına göre hareket etmen lazım.

“Slovo-serebro, molçanie -zoloto”: Söz gümüşse sükut altındır.

“Starıy drug, luçşe novıh dvuh”: Eski bir dost, iki yeni dosttan iyidir.

“Ugovor doroje deneg”: Anlaşmak, paradan da değerli. Yani verdiğin sözü tutman lazım, bu paradan da değerlidir.

“Bıstro tolko koşki rodyatsya”: Sadece kediler hızlı doğar. Bir şeyin hızlı şekilde elde etmenin mümkün olmadığını anlatmak için kullanılıyor. 

“Luçşe pozdno, çem nikogda”: Geç olsun güç olmasın. 

“Gde rodilsya-tam i prigodilsya”: Nerde doğduysam, orada da işe yaradım. İnsan doğduğu yerde çalışmalı, orada görev yapmalı ve oraya fayda vermeli anlamına geliyor. Bizdeki “insanın vatanı doğduğu yer değil doyduğu yerdir” deyimin tersi.

“Muj-golova, jena-şeya”: Koca kafaysa, eşi boynudur. Eşlerin birbirini tamamladığını anlatan bir söz.

“İz gryazi da v knyazi”: Geçmişte yoksul olan ve aniden zenginleşen birisinin geçmişini unutması burnu havada olanlar için kullanılır.

, “Drujba drujboy, a slujba slujboy”: Dostluk dostluktur, görevi hizmet ise görevi hizmettir. Dostluk, özel ilişkileri görevle karıştırmamak lazım. Her şeyin bir yeri vardır.

10 Ekim 2024 Perşembe

Putin’den Türk halklarına övgü

 


Fuad Safarov

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkede yaşayan Türk halkların yaşam tarzının Rusya’nın tarihi mirasının en önemli parçası olduğunu söyledi.

Putin, Rusya Federasyonu’na bağlı Altay Cumhuriyeti’nde düzenlenen “Türklerin Ata Yurdu Gornıy (Dağlık) Altay” konulu uluslararası konferansa kutlama mesajı gönderdi. Rusya lideri mesajında, Türk halklarının dilleri, gelenekleri ve özgün yaşam biçimlerinin ülkenin tarihi mirasının en önemli parçası olduğunu belirtti. 

Konferansın katılımcıları arasında yer alan ünlü Rus siyaset bilimci Sergey Markov, Putin’in mesajının ayrıntılarını Medya Günlüğü’ne anlattı.

Markov’a göre Putin mesajında, “Sevgili dostlar, sizleri Türklerin Ata Yurdu Gornıy (Dağlık) Altay Uluslararası Bilimsel ve Uygulamalı Konferansa hoş geldiniz diyerek selamlıyorum… Avrasya kıtası, haklı olarak, Türkler de dahil olmak üzere pek çok eski uygarlığın beşiği kabul edilmektedir. Öncelikli bilimsel hipotezlerden birine göre Türklerin tarihi ata yurdu geniş Altay dağlık bölgesidir” dedi ve şöyle devam etti:

“Son yıllarda bilim adamlarımızın ve arkeologlarımızın çalışmaları sayesinde, Altay’ın Türk halkları için özel rolünü anlatan Türk yazısının, manevi ve maddi kültürünün eşsiz anıtları incelendi. Türk halklarının dillerinin, geleneklerinin ve özgün yaşam tarzlarının, eşsiz bir ülke ve medeniyet olarak Rusya’nın tarihi mirasının en önemli parçası olduğunu özellikle vurgulamak isterim.”

Putin mesajında, konferansta yapılacak tartışmalar sırasında katılımcıların, Altay biliminin geniş bir yelpazedeki güncel sorunlarını yüksek bir uzmanlık düzeyinde ele alabileceklerinden, dünya tarihinin az bilinen sayfalarının incelenmesine yönelik yeni fikirler ve yaklaşımlar önerebileceklerinden emin olduğunu da vurguladı.

Rusya Federasyonu’nun 146 milyonluk nüfusu içinde Türk asıllı halkların 13 milyon civarında bulunduğu düşülüyor. En büyük grubu beş buçuk milyonla Tatar Türkleri oluşturuyor.

Önceki açıklamaları

Putin 2022 yılında da da Rus devletinin kuruluşunda Türk halkların rolünün de bulunduğunu söylemişti. Velikiy Novgorod kentinde Rus devletinin doğuşunun bin 160. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen törende konuşan Putin, kentin Rusya tarihi için çok önemli olduğunu belirterek, “İlk Rus hanedanı Rurik savaşçılarının yürüyüşü buradan başladı, Slav, Fin-Uygur, Türk ve diğer kavimleri birleştiren, onları kanatları altında toplayan Avrupa’nın en büyük devleti kuruldu” demişti. 

2019 yılında da Putin, Rus ve yabancı gazetecilere düzenlediği basın toplantısında eski Türk dili konusuna değindi. Rusya’nın Türkçe konuşan Altay bölgesinden bir muhabirin, “Altay Cumhuriyeti’nde bir şehirde çocuklara Altay dilini tam olarak öğreten sadece tek bir eski okul var” demesi ve yeni bina yapımı için yardım da istemesi üzerine Rusya lideri şunları söyledi:

“Altay genel olarak en eski Türk dillerine ait bir dil. Aslında bu, büyük ölçüde diğer tüm Türk dillerinin yapıları oluşturur. Hatta büyük ölçüde de değil, neredeyse yüzde 100. Bu nedenle, genel olarak, ulusal kültürlerin, geleneklerin, dillerin incelenmesine çok daha fazla ilgi göstermemiz gerekiyor. Ulusal dilde eğitim veren bir okul acınacak haldeyse bu doğal kabul edilemez.”

11 Mayıs 2024 Cumartesi

Rusya’da ‘paralel’ hayatlar

 


Fuad Safarov

Kaynak:  https://medyagunlugu.com/

 

Moskova’nın merkezine yakın bir kafede eskiden beri tanıdığım bir kadının dertli dertli anlattıklarını dinliyorum…

Bana, “Ne yapacağımı bilmiyorum” diyor, “Ailem olmasaydı hemen evlenirdim. Şimdi ise yeni sevgilime aşığım. Her gün bu ilişkiyi düşünüyorum. Bu ilişki hayatımı değiştirdi. Ben daha önce böyle bir sevgi yaşamadım… Birbirimizi çok seviyoruz. Kocamdan bu ilgiyi göremiyorum. Ben bir kadınım, ilgi ve sevgiye her zaman, her dakika ihtiyacım var…”

Aslında Rusya’da bu tür hikayeleri sıkça duymak mümkün. Televizyonlarda, şov programlarında tartışma konularının ana gündem maddelerinden biri de eşlerin ihaneti, çiftlerin kendilerine sevgili bulması. Rusya’da televizyon dizilerinde de ana konulardan biri aldatma.

Yani Rusya’da bugün “lyubovnik” (erkek sevgili) ve “lyubovnitsa” (kadın sevgili) toplumun en çok tartıştığı konulardan biri.

Özellikle Sovyetlerin yıkılmasının ardından aile içindeki bu sorunlar daha da artmaya başladı. Rus uzmanlar, Sovyetlerde aile değerlerinin daha sağlam oldugunu söylüyor.

Peki ailede neden böyle sorunlar yaşanıyor?

Bu soruyu yönelttiğim Rus psikolog Svetlana Komarova’ya göre, eşini yeni bulduğu sevgilisiyle aldatan kadın veya erkek, önceki kararını, yani evlenirken eşini tercih etme kararını iptal etmiş, dolayısıyla o kararını değersizleştirmiş oluyor. Komarova, “Eğer kişi evlilik dışında bir şey arıyorsa bu, eşinin artık onun için özel bir değere sahip olmaması anlamına geliyor. İhanetin birkaç nedeni var: Öncelikle cinsel ilişki. Çiftler kendi ihtiyaçları konusunda anlaşamıyor” diyor.

Rus uzmana göre, bu durumdaki çiftler genellikle çocukların yetişmesi ve diğer sosyal yükümlülükler nedeniyle evliliğin formalite olarak korunmasından yana. Komarova, “Aslında ihanet dediğimiz, çiftlerin birbirlerine verdikleri sözleri ve karşılıklı çıkarlarını göz önünde bulundurmadan paralel hayatlar yaşaması” diyor.

Komarova’ya göre, eşine sadık kalabilmenin yolu, müstakbel hayat arkadaşını seçerken bilinçli kararlar verebilmekten geçiyor. Komarova, “Kimse kendisi için değerli olmayan birine sadık kalamaz. Bu nedenle, sadakatin temelinde ilişkinin derinliği, bütünlüğü ve her iki ortak için değeri yatıyor. Evlilik, yalnızca sevginize ve tutkunuza değil, eşinizden başka birini hayal etmenin mümkün olmadığı durumlarda karşılıklı saygı ve eşitliğe de dayanır.”

Rusya’da uzun yıllar yasayan ve eşi Rus olan bir Türk iş adamı da ihaneti şöyle yorumluyor:

“Kadın eşinden ilgi ve sevgi göremiyorsa bunları başka bir erkekte arıyor. Rus kadını çok çalışkan. 1990’li yıllarda Rus kadınları Türkiye ve Polonya’dan bavullarla mallar getirerek ailesinin geçimini sağladı. Bu bence büyük fedakarlık. Fakat erkek ona gereken ilgiyi göstermiyorsa kadın ne yapsın? Burada temel neden ilgisizlik. Rus kadını ilgi ve sevgi bekler. Eğer bu ikisi varsa, eşine sadık olur ve sahip çıkar.”

Bir başka psikolog, Irina Rahimova da, sıcak ve kibar sözlerin söylenmemesi ve ilgi gösterilmemesi yüzünden eşlerin sevgili arayışına girdiğini söylüyor.

Stalin’in Türkiye endişesi

 


Fuad Safarov

Kaynak:  https://medyagunlugu.com/

 

Türkiye için 30 Ağustos neyse, 9 Mayıs da Rusya için aynı anlamı taşıyor…

2. Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’nin Almanya’ya karşı kazandığı zaferin yıl dönümü olan 9 Mayıs Rusya’da her yıl coşkuyla kutlanıyor. Bu yıl da farklı değil; Kızıl Meydan’da askeri tören düzenlenecek ve Devlet Başkanı Vladimir Putin merakla beklenen konuşmasını yapacak.

Özellikle yıl dönümlerinde Türkiye’nin savaş sürecinde oynadığı role ilişkin Rus medyasında zaman zaman haber ve değerlendirmeler çıkıyor. Kimi yorumlarda Türkiye’nin Kafkasya üzerinden Sovyetlere saldırmayı düşündüğü iddia ediliyor, kimi yorumlarda ise tam tersine Moskova’ya yardım etmeye çalıştığı…

Örneğin Rusya Askeri Diplomatlar Analiz Merkezi Başkanı tarihçi Vladimir Vinokurov’a göre, savaşın başlamasından önceki süreçte Türk diplomatlar edindikleri bilgileri Sovyet meslektaşlarıyla paylaştı. Arşiv belgelerine atıfta bulunan Rus tarihçi, Türk diplomatların Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldıracağı konusunda Moskova’yı defalarca uyardığına dikkat çekiyor.

Vinokurov, 1940 yılında Almanya, İtalya ve Japonya arasında Üçlü Pakt imzalanmasının ardından Türkiye’nin Tokyo Büyükelçisi Ferit Tek’in Sovyet Elçisi K. Smetanin’i ziyaret ettiğini anlatıyor. Tek’in ziyaretin amacı Adolf Hitler yönetimindeki Almanya’nın Sovyetlere saldıracağı konusunda uyarıda bulunmaktı.

Türk Elçi saldırı amacıyla Almanya’nın SSCB’yi güneydoğu tarafından kuşatmak için Romanya ve Macaristan’da bazı askeri faaliyetlerde bulunduğuna dikkat çekti. Sovyet Elçi Smetanin’in, Almanya ve SSCB arasında saldırmazlık anlaşması bulunduğunu hatırlatması üzerine Büyükelçi Tek gülümseyerek, “Ama sadece görünüşte öyle, bu kağıt üstünde bir anlaşma…” dedi.

1940 yılında Tokyo’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda Tek, Sovyet mevkidaşı Smetanin’i bir kez daha, “Almanya Avrupa zaferinin ardından mutlaka size doğru harekete geçecek” sözleriyle uyarma gereği hissetti. Rus tarihçiye göre, Türk diplomat yaptığı görüşmelerde saldırmazlık anlaşmasının Moskova’nın aleyhine olduğuna sık sık vurgu yaptı.

Vinokurov, “Temmuz 1940’ta Türkiye’nin Macaristan Büyükelçisi Ruşen Eşref Ünaydın da Sovyet Elçisi Şaronov’a Alman birliklerinin Macaristan üzerinden Romanya’ya hareket ettiğine dikkat çekti” dedi.

Benzer şekilde 4 Ocak 1941’te Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Alkent, Sovyet Büyükelçisi V. Dekanozov’a Almanya’nın Sovyetlere saldıracağı konusunda uyarıda bulundu. 13 Ocak’ta Türk diplomat Sovyet mevkidaşıyla yaptığı bir diğer görüşmede Romanya-SSCB sınırında çok sayıda Nazi askerinin bulunduğunu söyledi.

Türkiye’nin savaşta nasıl önemli rol oynadığı konusunda Rusya Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Moskova Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (MGİMO) öğretim görevlisi, emekli diplomat Prof. Dr. Yuriy Dubinin ilginç tarihi olaylarla örnekler veriyor. Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı’nın kaderini değiştirdiğini düşünen Dubinin, şu ilginç diyaloğu aktarıyor:

“Sovyet lideri Josef Stalin 1942 sonbaharında SSCB’nin Ankara Büyükelçisi Sergey Vinogradov’u acilen Moskova’ya çağırdı. Stalin’in üç kere ‘Söyler misin, Türkiye bize karşı savaş açacak mı açmayacak mı’ diye ısrarla sorması üzerine Vinogradov, ‘Hayır yoldaş Stalin…’ diye yanıt verdi.”

Güneyden bir saldırı gelmeyeceğine sonunda ikna olan Stalin Türk sınırındaki Kızıl Ordu birliklerini Stalingrad cephesine kaydırdı. Bu birliklerin Sovyetlerin savaşı kazanmasında önemli rol oynadığı biliniyor, Stalingrad çatışması da savaşın dönüm noktası sayılıyor.

Vinogradov’dan bu konuşmayı bizzat dinlediğini belirten Dubinin, “Kendisine bu bilgiyi Türk kaynaklardan alıp almadığını sordum. Bana,’ Hayır. Türk yetkililer benimle konuşmalarında çok samimi ve yakın davranıyordu. Hatta Türk Dışişleri Bakanı ile bazen satranç bile oynuyorduk. Ama tabii ki, devlet sırlarını benimle paylaşmıyorlardı. Gizli bilgilere de sahip değildim. Ama Stalin’e verdiğim yanıttan emindim. Temasta bulunduğum Türk yetkililerin konuşmalarından, davranışlarından çıkardığım sonuç buydu” dedi.

Bu uyarılar dışında Türkiye’nin savaş yıllarında Nazilerle mücadele eden Karadeniz kıyısındaki Tuapse kentine stratejik bazı ürünlerin sevkiyatı yaptığı da ortaya çıktı.

Rus kaynaklara göre, ‘Aleksandr Ulyanov’, ‘Pestel’ ve ‘Anatoliy Serov’ gibi Sovyet gemileri Kasım 1942’den itibaren Trabzon limanından defalarca sevkiyat yaptı..

Benzer bilgiler Sovyet tarihçi Boris Vayner’in ‘Büyük Yurt Savaşı’nda Sovyet Deniz Ulaşımı’ (1989 yılı) adlı kitabında da yer alıyor.

SVR de 30 kez uyarmış

Gizli servis belgelerine göre Stalin’i sadece Türkiye değil ,Sovyet istihbarat örgütü SVR de uyarmış, hem de en az 30 kere.

1938-41 yıllarına ait örgüt gizli bilgilerini kitaplaştıran emekli SVR Generali Lev Sotskov, o dönem Berlin’de faaliyet gösteren Sovyet casuslarının çalışmalarını anlattı. Emekli general, “Onlar orada Almanları ajan yaparak, elçilik, bakanlık ve ordu üzerinden gizli bilgiler alıyordu. Bizim iki iyi kaynağımız vardı: Biri Nazi Almanyası’nda İçişleri Bakanı Himmler’in, diğeri ise Göring’in (Hava Kuvvetleri Komutanı) idaresinde çalışıyordu” dedi.

Gizli bilgilerin “Yoldaş Stalin, Molotov ve Beriya’ya” başlıklı belgeleri yorumlayan general Sotskov, “O dönem Sovyet yönetiminin gelişmelerle ilgili nasıl bilgilendirildiğini ortaya koymaya çalıştık. Belgelere göre Hitler’in SSCB’ye saldıracağıyla ilgili Moskova’ya en az 30 kez istihbarat bilgisi aktarılmış. Stalin ise dünya kamuoyu gözünde saldırgan durumuna düşmekten korkuyordu. Evet Stalin korkuyordu. Bunu başka türlü izah etmek mümkün değil. Buna yayınlanan bazı belgeler tanıklık ediyor. Belgeleri incelerken şu sonuca vardım: Stalin’e başka nasıl rapor edilmesi gerekiyordu ki her şey anlaşılsın. Saldırı hazırlığıyla ilgili her yerden bilgiler geliyordu” eleştirisinde bulundu.

SVR’in yayınladığı belgeler arasında dönemin İngiltere Moskova Büyükelçisi Richard Stafford Cripps’in Londra’ya gönderdiği rapor da yer alıyor.

Ayrıca Alman asıllı efsanevi Sovyet ajanı Richard Sorge de, Nazilerin saldırısını ne zaman başlayacağı ile ilgili doğru bilgileri Japonlardan sızdırmış fakat Stalin bu bilgilere güvenmemiş.

10 Mart 2024 Pazar

Osmanlı donanmasını ‘yakan’ Rus kadın ajan


Fuad Safarov

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Dünyada “kadın ajan” denilince hemen hemen herkesin aklına Mata Hari gelir ama ondan neredeyse yüz yıl önce yaşamış bir Rus kadın casus vardı; üstelik Navarin’de Osmanlı’nın ağır bir yenilgiye uğramasında doğrudan sorumluluğu olan bir casus.

Ünlü Mata Hari 1917 yılında kurşuna dizilmişti. Rus istihbarat tarihçisi yazar Gennadiy Sokolov ise, ilk kadın ajanın 1800’lerin başında Rusya İmparatorluğu için Avrupa’da çalışan Darya Liven (küçük fotoğraf) olduğunu ileri sürüyor. Rus ajan, İngiliz Başbakanı George Canning’le kurduğu yakın ilişki sayesinde İngiltere’yi, Osmanlı’ya karşı Rusya ile ittifaka ikna etmeyi başarmıştı. Liven, Avrupa’nın önemli ülkelerinin liderleri ve soyluları ile birlikte olarak çok önemli gizli bilgilere ulaşabilmişti.

Sokolov, Komsomolskaya Pravda gazetesine yaptığı açıklamada, soylu Bekendorf ailesinde doğan Liven’in, Rusya Çarı 1. Aleksandr tarafından ajan olarak Avrupa’ya gönderildiğini söyledi. Bekendorf ailesinin Çar’a yakın olduğunu belirten Sokolov, “Ağabeyi Aleksandr Rusya’nın Jandarma Birliğinin başkanıydı. Çar, Darya’nın eşi Hristofor Liven’i Avrupa’ya diplomatik göreve gönderdi. Fransa ve Rusya arasında 1812’de savaş patlak verince Darya’nın eşi Rusya’nın Londra elçisi görevine atandı” dedi.

Çar 1. Aleksandr, Elçi Hristofor’ı atarken, “Eşiniz Darya’nın sizin güvenli yardımcınız olacağına inanıyorum” diye ilginç bir ima bulunmuştu. Sokolov, “Darya, Londra’da bir sosyete kulübü açtı. Buraya sürekli siyasetçi ve diplomatlar geliyordu. Üst düzeydeki İngilizler en önemli kaynaklarıydı. Daha sonra bu gizli bilgileri bizzat Çar’a gönderiyor ve ondan talimatlar alıyordu. Çar, sabırsızlıkla ajanından gelecek bilgileri bekliyordu” dedi.

Fransız İmparatoru Napolyon’un yenilgiye uğramasının ardından Rusya’nın Avrupa’da nüfuzunu artırmaya çalıştığına işaret eden tarihçi Sokolov, “Ama en büyük engel Avusturya Başbakanı Klemens von Metternih’di. Rusya onu parayla satın almaya çalıştı ama başarısız oldu. Bu sefer akıllara Darya geldi. Metternih’in planlarından önceden haberdar olmak için ona özel gizli bir görev verildi. İkisinin tanışmasını bizzat Rusya Dışişleri Bakanı Karl Nesselrode ayarladı. Yaklaşık 10 yıl süreyle Metternih’le yakın ilişki içinde bulunan Darya, Rusya’ya çok önemli gizli bilgiler aktardı” diye anlattı.

Rus ajanın sayesinde Avusturya’nın Rusya karşıtı planlarını öğrenen Çar, hemen İngiltere ile yakın ilişkiler kurdu. Bu ilişkilerin artırılması için Liven, talimat gereği İngiltere Dışişleri Bakanı Canning’le birlikte oldu, böylece iki ülke arasında müttefiklik ilişkisi kuruldu. Daha sonra başbakan olan Canning, Osmanlı’ya karşı Navarin Deniz Savaşı’nda (manşet fotoğrafı) Rusya’nın yanında yer aldı.

Daha sonra Fransa’ya geçen Darya, dönemin Fransız Başbakanı ile de yakın ilişki kurarak Rusya’ya önemli bilgiler sızdırdı.


Ağır yenilgi

Wikipedia’da yer alan bilgiye göre, Navarin Deniz Savaşı Osmanlı ve Mısır donanmalarıyla, birlikte hareket eden Britanyalı, Fransız ve Rus donanmaları arasında 20 Ekim 1827 tarihinde arasında yaşandı. Muharebe Osmanlı tarihinde Navarin Olayı, Navarin Baskını veya Navarin Faciası adlarıyla da geçiyor.

Müttefik kuvvetler, Yunanları bastırmaya çalışan Osmanlı ve Mısır kuvvetlerini ağır yenilgiye uğratarak Yunan bağımsızlığını çok daha olası hale getirdi. İmparatorluk savaş gemilerinin yanı sıra Mısır ve Cezayir eyaletlerinden gelen filoları barındıran Osmanlı donanması üç buçuk saat gibi kısa bir sürede yok edildi.

24 Şubat 2024 Cumartesi

Rusya’da ‘Erkekler Günü’



Fuad Safarov

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Rusya’da her yıl kutlanan 23 Şubat “Vatan Savunucuları Günü'” aynı zamanda biraz şakayla karışık “Erkekler Günü” olarak da biliniyor.

Bu bayramda kadınlar sevgililerine, erkek arkadaşlarına, eşlerine ve meslektaşlarına çeşitli hediyeler veriyor. Buna aslında yaklaşık 2 hafta sonra kutlanan 8 Mart Kadınlar Günü için bir ön hazırlık da denilebilir. Kadınlar nasıl bir hediye almak istiyorsa erkeklere o tür hediye veriyor. Yani eğer büyük bir hediye bekliyorlarsa erkeklere bu beklentilerini gösteren bir hediye seçiyor. Dolayısıyla 23 Şubat aynı zamanda erkeklerle kadınlar arasında bir çeşit “taktik savaşı”na da tanık oluyor. Sıradan olmayan, değişik bir hediye alan erkek de ister istemez 8 Mart’ta benzer şekilde karşılık veriyor. Araştırmalara göre erkeklerin en çok beklediği hediye cep telefonu ve bilgisayar ama en çok aldıkları hediye çorap!

İşin şakası bir yana, 23 Şubat “Vatan Savunucuları Günü” bayramının hem Sovyetler Birliği hem de günümüz Rusya’sında önemli bir yeri var. Özellikle Sovyetler döneminde sadece Kızıl Ordu değil, tüm güvenlik görevlileri 23 Şubat’ı coşkuyla kutlardı.

Günün çıkış noktasıyla ilgili değişik söylentiler ve yorumlar bulunuyor.

Ama 2. Dünya Savaşı sırasında 23 Şubat bayramı, Kızıl Ordu’nun Nazi işgalcileri karşısında zafer kazanmasındaki önemli sembollerden, propaganda araçlarından biri oldu. Bayram günlerinde dönemin Sovyet lideri Josef Stalin, özel kararnameyle Kızıl Ordu askerlerine, Nazilerin korkulu rüyası olan Sovyet gerillalarına mücadele için özel çağrıda bulunuyordu.

Savaşın ardından 23 Şubat gününde Sovyet televizyonlarında savaş, kahramanlık filmleri ekrana getiriliyor, bayram Kızıl Ordu’nun dış güçlere karşı gövde gösterisindeki en önemli sembollerinden biri olarak gösteriliyordu.

Sovyetlerin dağılmasıyla 23 Şubat da kısmen “zarar” gördü çünkü o dönem Rusya’da tüm kötülüklerin kaynağının Sovyetler Birliği’nde aranması gibi bir moda vardı.

1993 yılında 23 Şubat, “Vatanın Savunucuları Günü”ne dönüştürüldü. Vladimir Putin’in 2000 yılında iktidara gelmesiyle diğer Sovyet gelenek ve bayramları gibi 23 Şubat da önemli bayram olarak kutlanmaya başlandı.

Fotoğraftaki yazı: İyi bayramlar erkekler! Bugün sizin gününüz!

7 Kasım 2023 Salı

Putin’den ‘Altınordu’ göndermesi


Fuad Safarov

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 13. yüzyılda ünlü Rus Prensi Aleksandr Nevski’nin Türk-Moğol devleti Altın Orda (Altınordu) ile iş birliği yapmasının taktik açıdan doğru bir karar olduğunu söyledi.

Rusya’nın Ulusal Birlik Günü vesilesiyle Moskova’daki Zafer Müzesi’nde, Rusya Federasyonu Toplumsal Konseyi’nin yeni üyeleri ile bir araya gelen Putin, tarihi konulara da değindi. Söz konusu bayramın önemini vurgulayan Rusya lideri, halkın birliğinin her zaman Rusya’nın yeni sınırlara ulaşmasının temel bileşeni olduğunu söyledi ve “Her zaman böyle olmuştur. Örneğin, Aleksandr Nevskiy zamanında yaşananları hatırlayalım. Altın Orda’ya gitti, hanlarına boyun eğdi. Batı’nın işgaline etkili bir şekilde direnmek dahil, her şeyden önce hüküm sürmek için izin aldı” dedi.

Putin bu olayın önemini, “Altın Orda kibirli ve zalimce davranıyordu ama Batılı fatihlerin yok etmeye çalıştığı dilimize, geleneklerimize, kültürümüze dokunmadı. Bu çok önemli çünkü eğer bir halkın kültürü, gelenekleri ve tarihi yok edilirse, o halk yavaş yavaş etnik bir grup olarak yok olmaya başlar, bahar gelince eriyen karlar gibi erir, yok olur” sözleriyle anlattı.

Rusya’da Prens Nevski’ye bir aziz kadar saygı duyulduğunu anlatan Putin, “Nedeni yaptığı bu seçimdi. Önce Rus halkını, sonra da devasa ülkemizin topraklarında yaşayan tüm halkları kurtarmayı düşündü” dedi.

13. yüzyılda önce Novgorod, sonra da I. Vladimir beyliklerinin lideri olan Büyük Prens Nevski, İsveçlileri Neva kıyılarında yendiği için” Nevski” adını ve “Neva Muzafferi” soyadı aldı, Rusya’da ulusal kahraman ilân edildi. 1242 yılında Töton şövalyelerini, Pskov Gölü’nün buzları üstünde yenerek hem Rusya’yı hem de Ortodoksluğu kurtardı. Bu nedenle Ortodoks Kilisesi tarafından azizlik mertebesine yükseltildi.

Cengiz Han’ın torunu Batu Han tarafından 1242 yılında kurulan Altın Orda devleti bir Türk-Moğol birliğiydi. Moğol İmparatorluğu’ndan sonra kurulan devlet mutlak monarşi ile yönetiliyordu. Moğolcada Orda kelimesi “otağ” anlamına geliyordu, bu yüzden devlete Altın Orda denilmişti. Altın Orda’nın siyasi yapısı Cengiz Han’ın koyduğu yasalara dayanıyordu. Altın Orda, Türk-Moğol karışımı bir ordudan oluşuyordu. Devlet kurulduktan sonra Altın Orda ordusu Rusların bazı bölgelerini istila etti.

Kıpçak Türkçesi, Çağatay Türkçesi ve Moğolcanın yaygın olduğu devlete tarihi kaynaklarda Altınordu devleti de deniliyor. Başkenti Saray Berke olan devlet 1502 yılına kadar hüküm sürdü.

Hakimiyet alanı günümüz Avrupa Rusya’sı, Karadeniz’in kuzeyi, Gürcistan, Ukrayna ve Kazakistan’ın bir bölümüydü.

14 Ekim 2023 Cumartesi

Putin’in Baltacı-Katerina yorumu



Fuad Safarov 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türk-Rus tarihinde asırlardır pek çok dedikoduya neden olan “Baltacı Mehmet Paşa-Katerina ilişkisi”ni farklı bir açıdan yorumladı.

Resmi Rossiya-1 kanalının Kremlin Özel muhabiri Pavel Zarubin’in sunduğu programda Kremlin Sarayı’ndaki görüşme için Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’i bekleyen Putin’in gözleri duvardaki bir nişana takıldı.

Aniden muhabire yaklaşan Putin, Yekaterina Salonu’nun duvarında bulunan nişanı eliyle işaret ederek, “Pavel şu nişanı görüyor musun? Adı ‘Sevgi ve Vatan’ için. I. Petro, Rus ordusunun Türk ordusunun ablukasından çıkmasının ardından Katerina’ya vermiş” dedi.

Putin, “Olay nasıl yaşanmış biliyor musun? Türkler Rus ordusunu ablukaya alınca kadınlar tüm değerli ziynet eşyalarını toplayarak Türk Paşa’ya rüşvet vermiş” diye ismini söylemeden Baltacı Mehmet Paşa’nın hikayesini anlattı.

Muhabir Zarubin, söz konusu nişanı alan ünlü isimler arasında eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in eşi Naina Yelstin’in de yer aldığını hatırlattı. Putin nişanın hayırsever, barışçı ve insani faaliyetlerde bulunan kadınlara verildiğini de belirtti.

Rusya lideri, 2003 yılında Soçi’de Türk gazetecilerle görüşmesi sırasında Baltacı-Katerina ilişkisiyle ilgili olarak yöneltilen bir soruyu şöyle yanıtlamıştı:

“Bizde bu olay başka türlü biliniyor. Rus ordusu kuşatma altındayken, Katerina kuşatmayı yönetene rüşvet vermiş. Tüm kadınların takılarını zorla toplatmış, kendi mücevherleriyle birlikte paşaya rüşvet olarak vermiş. Böylece Türk kuvvetleri Rus askerlerini savaşmadan serbest bırakmış. Bu olaydan sonra Petro, özel olarak kadın nişanı çıkarmış. Adını da ‘Kutsal Katerina’ koymuş. Petro Moskova’ya döndüğünde ilk eşini manastıra sürgüne gönderip, Katerina’yı kendisine eş olarak almış.” 

Türk kaynaklarına göre, Türk-Rus savaşı sırasında sadrazam olan Baltacı Mehmet Paşa, 9 Nisan 1711’de 200 bin kişilik bir orduyla Tuna’yı geçerek Eflak’a girdi. Osmanlı kuvvetleri, 18 Nisan’da başlayan ve 4 gün süren Prut savaşı çarpışmaları ile Kırım ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında bulunan bataklık arazideki Stanileşti kasabası yakınına sürdü ve çember içine aldı. Rus Çarı I. Petro, Moskova’ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Bunun üzerine Rusya Başkomutanı Mareşal Şeremitiyev Baltacı Mehmet Paşa’dan barış istedi. Baltacı Mehmet Paşa komutanlarıyla yaptığı toplantıda konuyu görüştükten sonra Rus tarafının önerisini kabul etti. Ardından Prut Antlaşması imzalandı.

Baltacı Mehmet Paşa ile Çariçe Katerina arasında bir tür ilişki kurulduğuna dair zaman içinde geniş kapsamlı söylentiler, tartışmalar ve dedikodular oluştu. Ancak bunların doğru olmadığı Osmanlı Araştırmaları Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Ahmet Akgündüz’ün Rus ve Osmanlı belgelerini incelemesi sonucunda ortaya çıktı. Akgündüz’e göre, Sadrazam Baltacı Mehmed Paşa ile Çariçe Katerina’nın o sırada karşı karşıya gelmesi söz konusu olmadığı gibi Katerina’nın o sırada oralarda bulunduğunu gösteren bir kaynak da yok.

 

İlgili yazı: https://medyagunlugu.com/putinin-yazliginda-2-saat/