Moskova

Moskova
Sovyetler Birliği'nin dağılması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sovyetler Birliği'nin dağılması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2026 Salı

Sovyet kadınları daha mı mutluydu?


Kaynak: https://dzen.ru/

 

Modern kadınlar neden daha az mutlu?

Bunun birkaç nedeni var, ancak en önemlisi kadınların ipotek, kredi ve düşük ücretler gibi birden fazla mali yükümlülükle karşı karşıya kalmasıdır.

Bu sorunlar sürekli gerginlik ve strese yol açarak mutluluk ve sağlığı olumsuz etkiler.

Her şey paranın etrafında dönüyor.

Bu borç köleliği, sürekli borç ödeme ve parasızlık düşünceleri, kadınların hayatlarını zor ve endişe verici hale getiriyor.

Sovyet kadınlarının böyle sorunları yoktu. Her şeyden önce, ücretsiz eğitim alma ve kendi alanlarında garantili bir işe sahip olma fırsatına sahiplerdi; aldıkları maaş sadece geçinmelerini değil, biraz da tasarruf etmelerini sağlıyordu.

Üstelik, erken evlilik (üniversitede veya okuldan sonra) eğitim almayı geciktirmiyordu; belki bir yıl kadar çocuk kreşe (ücretsiz) gönderilebiliyordu.

Sovyet çiftler evlenmeden önce terapiye gitmezlerdi, farkındalık egzersizleri yapmazlardı, sınırlar koymazlardı; birbirlerine aşık olup evlenirlerdi.

Sadece göstermelik evlilikler değil, pasaportlarında damga olan gerçek aileler kurdular. Genç ailelere, çalıştıkları şirket tarafından verilen yurt odaları şeklinde yaşam alanı sağlandı.

Çocuk sahibi olanlar iki odalı bir daire bulabiliyordu; genç profesyonellere ise öncelik tanınarak daireler verildi.

 

Genç çiftlerin modern gerçekliği: korkular ve sınırlamalar

Günümüz gençliği giderek daha çok resmi olmayan ilişkileri tercih ediyor ve evliliği resmileştirmeyi reddediyor. Bunun nedenleri ahlaki standartlara saygısızlık değil, tam anlamıyla bir aile kurmanın ve çocuk sahibi olmanın sorumluluğundan duyulan korkudur. Asıl sorun, rahat bir yaşam kurmanın ve rahat bir yaşam sürmenin zorluğunda yatmaktadır.

Gençlerin büyük çoğunluğu kiralık dairelerde yaşıyor ve maaşları zar zor kira ve temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Yüksek öğrenim ücretleri eğitim almayı zorlaştırıyor ve yükseköğrenimi herkes için erişilemez hale getiriyor. Mal ve hizmetlerin yüksek fiyatları, düşük gelirler ve istikrarlı bir gelecek için güvencelerin olmaması nedeniyle çocuk sahibi olmak bile neredeyse imkansız bir görev.

Her türlü borç, gelirin önemli bir bölümünü tüketir ve paranın giderek azaldığı mevcut durum ile gelecekte geçim kaynaklarının tamamen ortadan kalkabileceği ihtimali hakkında zorlu düşüncelere yol açar.

Bu koşullar, gelecek hakkında belirsizlik ve korku duygusu yaratarak genç nesli önemli yaşam kararlarını süresiz olarak ertelemeye zorluyor. Dolayısıyla, bugünkü durum, önceki nesillerden kökten farklı, benzersiz bir aile yaşamı ve ebeveynlik bakış açısı şekillendiriyor.

 

Sovyet Toplumunda Evliliğin Pratikliği

Sovyet kadınları evliliğe pratik bir bakış açısıyla yaklaşıyor, onu çocuk yetiştirme, ev işleri ve karşılıklı destek için bir ortaklık olarak görüyorlardı. Tutku ve romantik duygular elbette rol oynasa da, eş seçimi, aile hayatının günlük endişelerini ve sevinçlerini paylaşabilecek güvenilir bir arkadaş ve yol arkadaşı gerektiriyordu.

Bu yaklaşım, ailevi yükümlülüklerin kişisel istek ve duyguların önüne geçtiği ve aile ilişkileri için istikrarlı bir temel oluşturduğu dönemin gerçeklerini yansıtıyordu.

 

SSCB ve modern Rusya'da sosyal koruma ve aile istikrarındaki farklılıklar

Sovyet dönemi ailesi ile modern Rus ailesi arasındaki en önemli farklardan biri, sosyal koruma ve istikrar düzeyidir. Bu karşıtlığı gösteren başlıca noktalara bakalım.

Sovyet Ailesi: Sosyal Güvence ve İstikrar

Devlet yardımları ve destekleri: SSCB'de ücretsiz eğitim, sağlık hizmetleri ve garantili istihdam da dahil olmak üzere bir devlet yardımları sistemi vardı. Aileler devletten daireler alarak ipotek ve kredi ödeme ihtiyacını ortadan kaldırıyorlardı.

Nüfusa yönelik yapısal destek: Devlet, çocuklu ailelere yardımlar, ücretli izin ve doğum yardımları sağladı. Bu, mali yükü hafifletti ve ebeveynler arasında huzur ve güven ortamının oluşmasına katkıda bulundu.

İş ilişkilerinin istikrarlı olması: İşçilerin işlerini koruyacakları neredeyse garanti altına alınmıştı; bu da işsizlik riskini ortadan kaldırıyor ve her aile için istikrarlı bir gelir kaynağı sağlıyordu.

 

Modern Rus ailesi: mali zorluklar ve istikrarsızlık

Konut kredisi ve kredi yükü: Günümüzde çoğu aile, ev satın almak ve masraflarını karşılamak için konut kredisi ve diğer kredilere başvurmak zorunda kalıyor. Yüksek faiz oranları ve uzun geri ödeme süreleri önemli bir mali baskı yaratıyor.

Ekonomik istikrarsızlık: Ekonomik kriz, enflasyon ve işgücü piyasasındaki değişiklikler, yaşam standartlarında düşüşe ve halk arasında artan endişeye yol açıyor. İşsizlik ve düşük ücretler durumu daha da kötüleştiriyor.

Yetersiz devlet desteği: Aile yardım programları mevcut olsa da, ihtiyaçları tam olarak karşılamada genellikle etkisiz kalmaktadır. Gelir eşitsizliği ve artan yaşam maliyeti, zengin ve fakir arasındaki uçurumu daha da derinleştirmektedir.

Dolayısıyla, Sovyet ailesi devlet destek önlemleri sayesinde önemli düzeyde sosyal koruma ve istikrardan yararlanırken, modern Rus ailesi ciddi mali sorunlarla ve istihdam ve refah güvencelerinin eksikliğiyle karşı karşıyadır.

18 Mart 2026 Çarşamba

"Bugün referandum yapılsa SSCB için oy verir miydiniz?"


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasına yönelik toplumsal algı kuşaklara göre belirgin biçimde değişiyor. VTsIOM araştırmasına göre ülke genelinde katılımcıların yüzde 57’si SSCB’nin dağılmasından pişmanlık duyduğunu belirtirken yüzde 29’u böyle bir duygu taşımadığını ifade etti. Ancak bu tablo genç nesillerde farklılaşıyor.

Araştırmaya göre 2001 sonrası doğan gençlerde SSCB’nin dağılmasına üzülenlerin oranı yalnızca yüzde 14 seviyesinde. Buna karşılık Sovyet dönemini yaşamış yaşlı kuşakta bu oran yüzde 79’a ulaşıyor. Gençlerin yüzde 57’si Sovyetler Birliği’nin dağılmasını “kaçınılmaz” olarak değerlendirirken yaşlı kuşakta bu görüşe katılanların oranı sadece yüzde 16’da kalıyor.

Uzmanlara göre bu farkın temel nedeni tarihsel deneyim. Yaşlı kuşak için SSCB kişisel hayatın bir parçası olarak görülürken gençler için yalnızca tarihsel bir dönem anlamına geliyor. Bu nedenle nostalji duygusunun zamanla zayıfladığı belirtiliyor.

Buna rağmen toplumun önemli bir bölümü Sovyetler Birliği’ne olumlu bakmaya devam ediyor. Araştırmaya göre bugün bir referandum yapılsa katılımcıların yaklaşık üçte ikisi SSCB’nin korunması yönünde oy vereceğini söylüyor. Bu eğilim son yıllarda büyük ölçüde değişmedi.

SSCB’ye olumlu yaklaşanlar güçlü devlet yapısı, sosyal eşitlik ve istikrar vurgusu yapıyor. Karşı görüşte olanlar ise tarihin geri döndürülemeyeceğini, Sovyet sistemine dönüşün mümkün ya da gerekli olmadığını savunuyor. Uzmanlara göre kuşak değişimi sürdükçe bu tartışmada ağırlık gençlerin bakış açısına doğru kaymaya devam edecek.

31 Ağustos 2025 Pazar

500 Günlük Program: SSCB'nin Piyasa Ekonomisine Geçiş İçin Gerçekleştirilemeyen Planı


Kaynak: https://dzen.ru/

 

1980'lerin sonlarında Sovyetler Birliği kendini bir çıkmazda buldu. Planlı ekonomi tıkanmıştı: raflar boşalıyor, kuyruklar uzuyor ve kıtlıklar norm haline geliyordu. Yetkililer, piyasa mekanizmalarına geçiş olmadan ülkenin gelişemeyeceğini anlamıştı.

İşte tam da bu sırada, SSCB'yi bir buçuk yıl içinde sosyalizmden piyasa ekonomisine yavaş yavaş geçirmeyi amaçlayan "500 Gün" programı fikri doğdu.

Projenin yazarları genç ekonomist Grigory Yavlinsky ve akademisyen Stanislav Şatalin. Planları büyük bir yankı uyandırdı: İlk kez, soyut sloganlar yerine net ve adım adım bir reform stratejisi önerildi.

 

Programın özü

Temel fikir, planlanan sistemin hızlı ama kontrollü bir şekilde sökülmesiydi. 500 gün içinde şunlar olacaktı:

fiyatları serbestleştirmek ve işletmelere fiyatlandırmada özgürlük vermek;

Devlete ait fabrika ve tesisleri özelleştirerek anonim şirket haline getirmek;

serbest ticaret ve rekabete izin vermek;

Batı modeline dayalı bir vergi sistemi ve finansal kurumlar yaratmak;

Ekonomiyi modernize etmek için yabancı yatırım çekmek.

Yazarlara göre reformun kısa süreli bir krize yol açması, ancak daha sonra ekonominin sürdürülebilir büyümeye ulaşması bekleniyordu.

 

Destek ve direnç

"500 Gün" ilk başta Mihail Gorbaçov'un desteğini aldı. Rapor Yüksek Sovyet'e sunuldu ve basın bunu "ekonomik kurtuluş" olarak nitelendirdi. Halk da planı umutla karşıladı: Birçok kişi, kıtlıklara ve kuyruklara son vereceğine inanıyordu.

Ancak kısa süre sonra şüpheler ortaya çıktı. SBKP liderliğinin bir kısmı programı fazla radikal buldu: Devlet işletmelerini özel ellere devretmek ve bir buçuk yıl içinde kapatmak tehlikeli görünüyordu. Muhafazakârlar iktidarı ve kontrolü kaybetmekten korkuyorlardı.

Gorbaçov'un kendisi de ikircikli bir tavır takındı. İlk başta destekten bahsetti, ancak daha sonra reformu yumuşatmaya başladı ve piyasa ile plan arasında bir "uzlaşma" önerdi. Sonuç olarak program bütünlüğünü yitirdi.

 

Neden işe yaramadı?

Başarısızlığın birkaç nedeni vardır:

Siyasi ikilem. Yetkililer anlaşamadı: Bazıları hızlı reformlar isterken, diğerleri kademeli reformlar istiyordu. Sonuç olarak ülke "piyasa yoksa plan da yok" yoluna girdi.

Kurum eksikliği. Batı'da piyasa mekanizmaları bankalara, mahkemelere ve borsalara dayanıyordu. SSCB'de ise bunların hiçbiri yoktu. Altyapı olmadan reform başlatmak başarısızlık anlamına geliyordu.

Bölgesel hedefler. 1990'ların sonuna doğru cumhuriyetler bağımsızlık talep etmeye başladı ve merkeze boyun eğmek istemediler. Tek bir ekonomik program uygulamak imkânsız hale geldi.

Halkın korkusu. Fiyatların serbest bırakılması halk arasında hoşnutsuzluğa yol açabilirdi ve liderler toplumsal bir patlamadan korkuyordu.

Sonuç olarak, "500 gün" hiçbir zaman uygulanmadı. Net bir program yerine, kararnameler, yarım yamalak önlemler ve uzlaşmalardan oluşan kaotik bir karışım başladı.

 

Sonuçlar

Yavlinsky ve Şatalin'in planının başarısızlığı, kaçırılmış bir fırsatın sembolü haline geldi. Birçok tarihçi, SSCB'nin o dönemde, şok terapisi ve yaşam standartlarında yıkıcı bir çöküş olmadan, nispeten sorunsuz bir şekilde piyasaya geçebileceğine inanıyor.

Ancak zaman kaybedildi. Bir yıl sonra Birlik çöktü ve 1990'ların reformları siyasi kriz ve iktidar mücadelesi koşullarında gerçekleşti. Sonuç, keskin bir enflasyon, halkın yoksullaşması ve oligarşik özelleştirme oldu.

 

Özet

"500 Gün" programı, SSCB'nin son döneminin en iddialı ama gerçekleştirilemeyen projesi olarak tarihe geçti. Piyasaya hızlı ve nispeten sorunsuz bir geçiş vaat etmesine rağmen, siyasi çelişkilerin, korkunun ve kararsızlığın kurbanı oldu.

Başarısızlığı, kritik anlarda yalnızca bir plana sahip olmanın değil, aynı zamanda onu hayata geçirecek irade ve birliğe sahip olmanın da önemli olduğunu gösterdi. SSCB artık bu kaynağa sahip değildi.

25 Ağustos 2025 Pazartesi

Sovyet Dağıtım Sistemi Nasıl Çalışıyordu: "Blat", Kıtlıklar ve Kuyruklar

 


Kaynak: https://dzen.ru/

 

SSCB sakinleri, her şeyin parayla satın alınamayacağını gayet iyi biliyordu. Maddi imkânlar olsa bile, açık aşılmaz bir engel olarak kalıyordu. Sosis, ithal kot pantolon veya mobilya almak için rubleye değil, "bağlantılara" ihtiyaç vardı. Bu özel sosyal sermaye biçimine kısaca "blat" deniyordu. Merkezi bir ekonomide hayatta kalmak için gayri resmi bir mekanizma haline geldi.

Ülkede neden mal sıkıntısı yaşanıyordu?

Sovyet ekonomisi planlıydı; tüm kaynakların üretimi ve dağıtımı devlet tarafından kontrol ediliyordu. Plan yıllar öncesinden yapılmıştı ve hızlı bir şekilde ayarlanması imkânsızdı. Sistem, nüfusun ihtiyaçlarına değil, standartlara (ton, metre, adet) uygun üretime odaklanmıştı. Üreticiye koşullu "bot" üretme görevi verilmişti, ancak bunları rahat, güzel veya gerekli miktarda üretme konusunda hiçbir teşviki yoktu.

Sonuç olarak, aynı ürünler aylarca mağaza raflarında kaldı ve talep gören ürünler yok oldu. Talep, arzı aştı. Böylece, yalnızca ekipman ve giyimde değil, aynı zamanda gıda ürünlerinde de toplam bir açık ortaya çıktı.

Blat nedir ve neden ihtiyaç duyulmuştur?

Blat, resmi prosedürleri atlatmayı sağlayan kişisel bağlantılar ve karşılıklı hizmetlerden oluşan bir sistemdir. Bir mağaza, depo, muhasebe departmanındaki tanıdıklar veya bir şoför aracılığıyla, serbestçe elde edilemeyen bir şeyi "almak" mümkündü. Bazen rüşvet karşılığında, çoğunlukla da takas yoluyla: Siz et alırsınız, onlar inşaat malzemeleri alır.

Aydınlar arasında gıda tedarikçileri, doktorlar ve terzilerle ilişkiler özellikle değerliydi . Asker, polis ve parti çalışanlarının ise malların daha ucuz ve daha iyi olduğu kendi kapalı dağıtımcıları vardı.

Dağıtım yöntemi olarak kuyruklar

Bağlantılar işe yaramadığında, kuyruklar oluşurdu. İnsanlar dükkanlar açılmadan saatler önce sıraya girerdi. Bazen geceleri bile. Kâğıtlara kaydolmak, nöbet tutmak, vardiyalı çalışmak - bunların hepsi tanıdık bir ritüeldi. Piyasa rekabetinin olmadığı bir ülkede, satın alma fırsatı zaten bir başarıydı.

"Çöplükler" özellikle dramatik görünüyordu: Bir mağaza beklenmedik bir şekilde kıt bir ürün - kot pantolon, sosis, yemek takımı - getirdiğinde. İnsanlar her şeylerini bırakıp "sıraya girmek" için koştu.

Kot Pantolonlar Neden Lüks Oldu?

Gerçek kot pantolonlar - Levi's, Wrangler, Montana - özgürlüğün ve "Batı yaşamının" simgesi haline geldi. Bunları mağazadan satın almak imkânsızdı. Kot pantolonlar karaborsacılardan, ikinci el mağazalarından veya yurtdışındaki akrabalardan paketler halinde temin ediliyordu. Piyasadaki fiyatlar inanılmazdı: Bir çiftin fiyatı bir mühendisin aylık maaşının yarısı kadar olabiliyordu.

Aynı şey teyp, sakız, parfüm, kahve için de geçerliydi. İthalat sadece bir mal değil, aynı zamanda bir toplumsal göstergeydi.

Kapalı dağıtımcılar ve ayrıcalıklar

Parti elitleri için dağıtımcılar vardı; sadece listelerle erişilebilen özel mağazalar. Servelat, kaliteli giyim, alkol ve teknoloji sunuyorlardı. Sıradan insan bunları hayal bile edemezdi. Bu durum keskin bir adaletsizlik duygusuna yol açtı: biçimsel olarak herkes eşit, ama gerçekte - hayır.

Bu durum toplumu nasıl etkiledi?

Blat, eşitlik fikrini yıktı, ancak etkisiz bir sisteme karşı zorunlu bir tepkiydi . İnsanlar "müzakere etmeyi", "elde etmeyi", "düzeltmeyi" öğrendi. Gölge planlar, yarı zamanlı işler ve iş birliği gelişti. Birçok meslek, niteliklerle değil, "kaynaklara erişim" ile değer kazandı.

SSCB'nin sona ermesinden bu yana neler değişti?

Ekonomik reformların başlaması ve piyasa modeline geçişle birlikte dağıtım sistemi çöktü ve açık yavaş yavaş ortadan kalktı. Blat önemini yitirdi: çoğu mal parayla, bağlantılarla değil, elde edilebilir hale geldi. Yine de, Sovyet dönemine duyulan nostalji bazen hafızayı çarpıtıyor: evet, bedavaydı - ama mevcut değildi.

Sonuç:

SSCB'deki dağıtım sistemi etkisiz ve adaletsizdi. Laf aramızda, kıtlıklar ve kuyruklar tuhaflıklar değil, dönemin önemli özellikleriydi. Bunlar, "elde etme" yeteneğinin maaşın büyüklüğünden daha önemli olduğu özel bir yaşam mantığı oluşturuyordu. Kazananın tüketici değil, "her şeyi kontrol altında tutan" kişi olduğu paralel bir dünyaydı.

14 Ağustos 2025 Perşembe

Gorbaçov'un Yasağı: İyi Niyetler, Acı Sonuçlar ve Geleceğe Yönelik Dersler


Kaynak: https://dzen.ru/

 

Mayıs 1985'te, Mihail Gorbaçov'un iktidara gelmesinden sadece iki ay sonra, Sovyetler Birliği, resmen ayıklık mücadelesi olarak lanse edilen büyük bir alkol karşıtı kampanya başlattı.

Kısa sürede "içki yasağı" olarak anılmaya başlandı, ancak 1920'lerdeki Amerikan emsalinin aksine, alkolün tamamen kaldırılmasını öngörmüyordu.

Ancak önlemler o kadar katıydı ki, ülkedeki kamu yaşamını, ekonomiyi ve hatta siyasi istikrarı ciddi şekilde etkiledi.

 

Gorbaçov neden alkole karşı mücadele başlattı?

1980'lere gelindiğinde, SSCB'de alkolizm salgın boyutlara ulaşmıştı.

Devlet İstatistik Komitesi'ne göre, her yetişkin vatandaş yılda yaklaşık 10-12 litre saf etanol tüketiyordu; bu da DSÖ tarafından belirlenen güvenli sınırın neredeyse iki katıydı.

Alkol, günlük yaşamın, ziyafetlerin, iş süreçlerinin ve hatta gayri resmi teşvik sisteminin (hatta bazen votka şeklinde ikramiyeler verildiği noktaya kadar) ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Alkolün etkisi altında işlenen aile içi suçların oranı yüksekti.

Erkek ölüm oranları artıyor, yaşam beklentisi düşüyordu.

Ülkede geniş çaplı bir yeniden yapılanma için çabalayan Gorbaçov, alkolle mücadeleyi toplum sağlığını iyileştirme ve iş verimliliğini artırma yolunda atılması gereken ilk ve gerekli adım olarak görüyordu.

 

Alkol karşıtı program şunları içeriyordu:

Alkol satışının saat sınırlaması (14:00 -19:00 arası);

Perakende satış noktası sayısının azaltılması;

Özellikle Moldova, Kırım ve Kafkasya'daki bağların önemli bir bölümünün tahrip olması;

Okullar, televizyon ve basın aracılığıyla ayıklığın propagandası;

Sarhoşluk nedeniyle işten çıkarmalar ve para cezaları da dahil olmak üzere idari yaptırımlar.

 

İnsanlar nasıl tepki verdi ve günlük yaşam nasıl değişti?

Başlangıçta birçok kişi reformu destekledi.

İlk aylarda alkol tüketimi azaldı, aile içi suçlar azaldı ve doğum oranı arttı.

Ancak, ters süreç oldukça hızlı bir şekilde başladı: hükümetin önlemleri rahatsızlık ve hoşnutsuzluğa neden olmaya başladı.

Kaçak içki üretiminde gerçek bir patlama yaşandı: Birçok apartman dairesinde, yazlıkta ve köyde ev yapımı damıtıcılar ortaya çıktı.

Aynı zamanda, losyonlar, kolonyalar ve temizlik ürünleri gibi tüketim amaçlı olmayan alkol içeren sıvılara olan talep arttı.

Bunların kitlesel tüketimi çok sayıda zehirlenme ve ölüme yol açtı.

Alkol için bir karaborsa da ortaya çıktı ve yasadışı ticaret gelişti.

Alkol kuyrukları uzadı ve insanlar gelecekte kullanmak üzere "tesadüfen" daha sık alkol almaya başladı.

Bu durum, yeni sosyal pratiklerin ortaya çıkmasına yol açtı: örneğin, alkolü mal veya hizmet karşılığında takas etmek ve dağıtım sisteminde "bağlantılar" kurmak gibi.

 

Ekonomik ve politik sonuçlar

Devlet büyük mali kayıplar yaşadı: 1985'ten 1987'ye kadar bütçe, çeşitli tahminlere göre 40 ila 100 milyar ruble arasında zarar etti.

Yasal alkol üretimi 2-3 kat azaldı.

Bu fonlar reformlar, endüstriyel modernizasyon veya gıda programları için kullanılabilirdi, ancak devlet bunun yerine açığı emisyonlar ve yeni borçlanmalarla telafi etti.

Tarım, özellikle Gürcistan, Ermenistan ve Moldova'da üzüm bağlarının yok edilmesinden olumsuz etkilendi.

Şarapçılıkla ilgili tüm endüstriler geriledi.

Dahası, kültürel açıdan birçok kişi, özellikle güney cumhuriyetlerinde, şarap geleneklerinin yok edilmesini kimliğe ve yaşam tarzına bir saldırı olarak algıladı.

1980'lerin sonuna gelindiğinde, kampanya etkisiz politikaların sembolü haline gelmişti.

Toplum sert önlemleri desteklemiyordu ve yetkililer de sık sık yasakları ihlal ediyordu. Yetkililere karşı kitlesel bir kuşkuculuk ortaya çıktı ve bu da sistemi baltalayan güven krizini derinleştirdi.

Diğer faktörlerle (kıtlıklar, üretimdeki düşüş, siyasi hatalar) birlikte "yasaklama", SSCB'nin çöküşüne yol açan hoşnutsuzluğun katalizörlerinden biri haline geldi.

 

Dersler ve Sonuçlar

Gorbaçov'un alkol karşıtı kampanyası, iyi niyetlerin nasıl öngörülemeyen sonuçlara yol açabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Alkolizmle mücadele gerçekten gerekliydi, ancak kapsamlı bir yaklaşım ve toplumsal uyum olmadan uygulanması faydadan çok zarara yol açtı.

Modern uzmanlar, bağımlılıkla mücadelenin yasaklara değil, eğitime, tıbba, ekonomik teşviklere ve alternatiflere dayanması gerektiğine inanıyor.

1985 örneği, kamu güveni, diyalog ve toplumsal hastalıkların gerçek nedenleri anlaşılmadan yapılan reformların ne kadar savunmasız olabileceğini gösteriyor.

 

Çözüm

Gorbaçov'un "Kuru Yasa"sı, perestroyka'nın en tartışmalı girişimlerinden biri olarak tarihe geçti.

Ulusun sağlığını iyileştirmenin bir yolu olarak tasarlanmıştı, ancak uygulamada gölge ekonominin büyümesine, artan hoşnutsuzluğa ve mali kayıplara yol açtı.

Bu kampanya, toplumdaki her türlü değişimin, yetkililerin inisiyatifi ile vatandaşların gerçek hayatı arasında bir denge gerektirdiğini hatırlatmaya devam ediyor.

Aksi takdirde, en iyi niyetler bile yeni bir kriz dalgasına dönüşebilir.

6 Haziran 2025 Cuma

"1993"


"1993", Rus yönetmen Alexander Veledinsky'nin, başrollerinde Yevgeny Tsyganov ve Ekaterina Vilkova'nın oynadığı, Sergei Shargunov'un aynı adlı romanından uyarlanan uzun  metrajlı filmidir.

Fragman linki: https://rutube.ru/video/8c183537ee1186567cc8ec92b58cdc70/

Film 28 Eylül 2023'te gösterime girdi.

Film, 1993 yılının yaz ve sonbaharında Moskova'da geçer. Filmin başkarakterleri, iradeleri dışında, kendilerini çalkantılı siyasi olayların merkezinde bulurlar.

Filmin ana karakterleri eşler Victor ( Evgeny Tsyganov ) ve Lena ( Ekaterina Vilkova ) ve kızları Tanya'dır.

Victor acil serviste tamirci olarak çalışır ve Lena bir sevk memurudur.

Aile, Moskova'daki dairelerini değiştirdikten sonra taşındıkları eski bir kır evinde yaşamaktadır.

Filmin ilk yarısı Bryantsev ailesinin ölçülü hayatını gösteriyor: işleri, günlük yaşamları, komşularıyla iletişimleri ( Alexandra Rebenok ve Alexander Robak tarafından canlandırılıyor ).

İzleyiciler karakterlerin günlük kaygılarını, ilişkilerini ve küçük sevinçlerini izliyor.

Ancak ailenin sakin hayatı, 1993 sonbaharında siyasi krizin başlamasıyla bozuluyor.

Lena, mevcut başkan Boris Yeltsin'i desteklerken, Anayasa'nın askıya alınmasından sonra hayal kırıklığına uğrayan Viktor, hükümeti eleştirmeye başlıyor.

Siyasi çatışma tırmanırken, eşler arasındaki çatışma derinleşiyor.

Ekim darbesinin başlangıcında Victor ve Lena kendilerini barikatların zıt taraflarında bulurlar, sadece mecazi anlamda değil, gerçek anlamda da.

Film, 3-4 Ekim 1993'teki dramatik olaylarla doruk noktasına ulaşır.

Victor kendini Ostankino televizyon merkezindeki ve Beyaz Saray'daki çatışmaların merkezinde bulur. Çatışmaya katılma konusunda isteksiz olmasına rağmen, patlamalar, yangınlar ve silahlı çatışmalar arasında manevra yapmak zorunda kalır.

Film, çatışmanın tarafları arasındaki karşıtlığı göstererek o günlerin atmosferini ayrıntılı bir şekilde yeniden yaratıyor.

İzleyiciler, muhalefetin kanalizasyon toplayıcıları aracılığıyla kuşatılmış Beyaz Saray'a nasıl ulaşmaya çalıştığını, mevcut hükümetin destekçilerinin ise Tverskaya Caddesi'nde ücretsiz yemek aldığını görüyor.

Yönetmen Alexander Veledinsky, Bryantsev ailesi draması prizmasından, büyük ölçekli tarihi süreçlerin sıradan insanların hayatlarını, ilişkilerini ve dünya görüşlerini nasıl etkilediğini araştırıyor.


26 Mayıs 2025 Pazartesi

Rusya 90'ların reformlarını tartıştı: Nerede yanlış yaptık?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’nın önde gelen politikacıları ve ekonomistleri, 1990’lı yılların başında yapılan ekonomik reformların yanlışlıklarını ve bu deneyimlerden çıkarılması gereken dersleri tartışmaya açtı. 

RBC ve Moskova Devlet Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nin ortak projesi kapsamında düzenlenen "Ekonomi Üzerine Diyaloglar" başlıklı toplantıda, hızlı fiyat liberalizasyonu, özelleştirme, vergi sistemi ve "kriminal" özelleştirme gibi konular masaya yatırıldı. Katılımcılar, 1990’lı yılların hatalarının bugünkü Rusya’nın ekonomik ve siyasi yapısına olan etkilerini değerlendirdi.

Politikacı ve ekonomist Grigoriy Yavlinskiy, 1990’lı yıllarda uygulanan reformların başarısız olduğunu, bu nedenle Rusya’nın bugün karşı karşıya olduğu sorunların temelinin o yıllara dayandığını vurguladı. 

Yavlinskiy, önerdiği "500 gün" programının küçük ve orta ölçekli özelleştirmeyle başlayarak halkın birikimlerini değerlendirmesini öngördüğünü belirtti. Ancak Boris Yeltsin’in fiyatları bir gecede serbest bırakarak, bu süreci plansız şekilde yönettiğini ve sonucunda 1991 Aralık’ta %14 olan enflasyonun bir yıl sonra %2600’e yükseldiğini söyledi. Ayrıca, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kredi desteği karşılığında Yeltsin’i farklı bir yol izlemeye teşvik ettiğini ifade etti.

Ekonomist Aleksandr Auzan ise, fiyatların ani şekilde serbest bırakılmasının ardında ciddi ekonomik baskılar olduğunu, örneğin 1991 sonunda birçok şehirde sadece birkaç günlük gıda stoğu kaldığını ve askeri müdahale olasılığının tartışıldığını belirtti. 

Auzan, halkın taleplerine karşılık vermek için farklı çözümler üretilebileceğini, ancak bu süreçte hızlı bir dönüşümün neredeyse kaçınılmaz olduğunu kaydetti. Ona göre, ani geçişin zararı büyük olsa da, o dönemde zaman baskısı altında farklı bir yol bulmak zor olurdu.

Bloomberg Economics’ten Aleksandr Isakov, 1990’lı yıllardan çıkarılacak en önemli dersin, büyük ekonomik şoklara karşı sağlam döviz ve mali rezervlere sahip olmanın zorunluluğu olduğunu vurguladı. 

Isakov, o dönemde Rusya’nın yeterli rezerv biriktirememesinin ekonomik kırılganlığı artırdığını ve bu durumun, enflasyon ve finansal krizlerle birleşerek toplumda uzun süreli güvensizlik yarattığını ifade etti.

"Alfa-Bank" Başkanı Oleg Sysuyev, o dönemde Rusya’nın rezervlerinin neredeyse sıfıra yakın olduğunu ve kriz anlarında merkezi otoritenin dahi ihtiyaçlara yanıt veremediğini belirtti. 

Sysuyev, 1991 sonunda Samara’ya vali olarak atandığında şehirde iki günlük gıda stoğu bulunduğunu ve yolları temizleyecek yakıtın dahi olmadığını, bu yüzden Yeltsin’in kredi arayışına mecbur kaldığını söyledi.

Ayrıca, Yavlinskiy ve Auzan, "tramvay hırsızı" olarak adlandırdıkları "dolaylı" vergi sisteminin, halkın vergileri doğrudan görmemesi ve ödememesi nedeniyle siyasi sorumluluk mekanizmasını zayıflattığını savundu. Bu sistemin, siyasi popülizmin yükselmesine, büyük şirketlerin ve çıkar gruplarının siyaseti etkilemesine ve demokratik süreçlerin erozyona uğramasına zemin hazırladığı ifade edildi.

Son olarak, hem Yavlinskiy hem de Auzan, 1990’lı yılların ekonomik yapısının, Rusya’nın ranta dayalı ekonomik modeline geçişine zemin hazırladığını, bu durumun ise ülkenin uzun vadeli kalkınmasını engellediğini belirtti. 

Yavlinskiy, Rusya’nın artık sadece enerji ve doğal kaynaklara dayanarak ilerleyemeyeceğini, kendi otomobillerini, bilgisayarlarını ve teknolojilerini üretmesi gerektiğini söyledi. Auzan ise, Rusya’nın sahip olduğu beşeri sermayeyi değerlendirmesi ve bağımsız bir ekonomik kalkınma stratejisi oluşturması gerektiğini vurguladı.


29 Nisan 2025 Salı

Mihail Gorbaçov hakkında 11 gerçek


Kaynak: https://dzen.ru/

 

1. Mihail Gorbaçov 10 yaşındayken, Stavropol Krayı'ndaki memleketinde yaklaşık altı ay Alman işgali altında kaldı.

2. Gorbaçov ve Yeltsin rakip idiler, ancak aralarında çok fazla ortak nokta var. Her ikisi de 1931'in başlarında doğdu. Her ikisi de devrimden sonra tutuklanan zengin köylülerden (kulak/bireysel çiftçiler) oluşan bir aileden geliyor. 1930'lu yıllarda her ikisinin de yakınları baskılara maruz kaldı.

3. Mihail Sergeyeviç, özel servislerde çalışmak için defalarca başvuru yaptı. Adaylığı değerlendirildi, ancak her defasında onay verilmedi. Son olarak KGB Başkan Yardımcılığı görevi için düşünülmüştü. Andropov'un kendisi de onu bu göreve layık bir kişi olarak görüyordu. Ama yine olmadı.

4. Mihail ve Raisa Gorbaçov, ilk çocuklarını gebeliğin suni olarak sonlandırılması sonucu kaybettiler. Bunu bizzat SSCB'nin eski başkanı da söyledi. Bu adımın sebebi ise annenin sağlığının tehdit altında olması, kalbinde komplikasyonların başlamasıydı. O bir oğlandı. İsminin Sergei olması gerekiyordu.

5. Gorbaçov'un 25 Aralık 1991'de istifa etmesinin ardından yaptığı ilk iş, Amerikan kanalı CNN'e röportaj vermek oldu.

6. Bazı kaynaklara göre, SSCB'nin son yıllarında Avrupa bankalarına yüzlerce ton altın ihraç ediliyordu. Gorbaçov 1992 yılında Başsavcılık tarafından sorguya çekildi, ancak durum aydınlatılamadı.

7. Mihail Sergeyeviç en az üç yabancı şirketin reklamlarında rol aldı: bir pizza üreticisinin, seçkin bir çanta ve valiz markasının ve Alman demiryollarının. Yerli malı reklamı yaptığı görülmedi.

8. Gorbaçov birçok ödül ve nişan aldı. Bazı tahminlere göre bunların sayısı 300'ü aşıyor. Bunların arasında Nobel Ödülü ve hatta Grammy müzik ödülü bile var. Mihail Gorbaçov, Sophia Loren ve Bill Clinton ile birlikte Prokofiev'in müzikli masalı "Petrus ve Kurt"ta anlatıcı olarak yer aldı.

9. Gorbaçov 2009 yılında şarkılar içeren bir müzik diski kaydetti. Buna "Raisa İçin Şarkılar" adını verdi. Bu kaydın tutulmasında kendisine Andrey Makareviç yardımcı olmuştur. Raisa Maksimovna'nın anısına yayınlanan diskte, sanatçının yedi favori parçası vardı. Tirajı sınırlıydı. Müzik diskinin yayınlanması yardım amaçlı gerçekleştirilmiştir.

10. Mihail Sergeyeviç efsanevi doğum lekesinin yükü altında değildi. Aksine, bunu röportajlarında defalarca ve açıkça dile getirdi. Kendisinden kurtulmak için defalarca teklifler geldiğini, iktidarının ilk aylarında gayretli ressamların devlet başkanının bu özelliği olmayan resimlerini yaptıklarını anlattı. Ve Mihail Sergeyeviç'in annesi lekenin ortaya çıkmasından kendisinin sorumlu olduğuna inanıyordu: hamileliği sırasında bir yangın çıktı, çok korktu, eliyle başını tuttu, tam da lekenin daha sonra bebeğin üzerinde belirdiği yerde.

11. 1996 yılında eski devlet başkanı cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı. Kendisine 386 bin kişi oy verdi, bu da sadece yüzde 0,51'e denk geliyor. Bu sonuçla final sıralamasında Svyatoslav Fedorov ile Martin Shakum arasında yedinci sırada yer aldı.

11+. Mihail Gorbaçov, Sovyetler Birliği tarihindeki diğer tüm Rus yöneticilerden daha uzun yaşadı.

15 Nisan 2025 Salı

Modanın şöylesi, böylesi...

 

Sovyet mizah yayınlarında dönemin gençlik moda akımlarını hicveden çokça eleştirel şaka yer alıyordu.

İşte Sovyet döneminin sonlarına doğru (1960'lar-1980'ler) gençlerin yeni giyim tarzını eleştiren hicivli çizimlerden bir örnek.

Karikatürist Lev Samoilov’un 1973 yılında yayımlanan bir karikatürü.

Bu karikatürdeki yeni dönemin yeni yetme modacısı yanındaki arkadaşına hayıflanıyor:

“Muhteşem bir model! Ne yazık ki şimdilerde, artık bu tür modeller kullanılmıyor.”


Karikatür "Perestroyka Dönemi" öncesinde, 1973 yılında çizilmiş, ancak meğer “Dağılma”nın, yozlaşmanın çan sesleri daha o zamandan duyulmaya başlamış.

Modacının gösterdiği resim, Nikolay Bogdanov-Belsky’nin 1897 yılında yaptığı “Okul kapısında” isimli, bütün okul kitaplarında yer alan ünlü bir eseri.



7 Mart 2025 Cuma

Gorbi; sincapların da yakın dostuydu




2 Mart, tarihi bir şahsiyet olan Mihail Sergeyeviç Gorbaçov'un (1931-2022) doğum günüydü.

Rusya'da tartışmalı bir dönemin baş kahramanı olmasına rağmen sevgiyle ve saygıyla anılıyor.

Kim ne derse desin Gorbaçov için yaşarken tarihe geçmiş, 20. yüzyıla damgasını vurmuş insanlardandı demek yanlış olmaz.

Gorbaçov, 1985’ten 1991’e kadar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) en yüksek yönetim organı olan Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin genel sekreterliğini yürüttü.

1990’da yapılan reformla devlet başkanlığı sistemine geçildi. Yüksek Sovyet Meclisi'nde yapılan oylamada Gorbaçov, SSCB Devlet Başkanı seçildi.

Gorbaçov, 1990’dan 1991’e kadar SSCB’nin devlet başkanlığını yaptı.

Tarihe Soğuk Savaş’ı sonlandıran adam olarak geçti.

Sovyetler Birliği'nin son devlet başkanı Mihail Gorbaçov, başlattığı perestroyka (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) ismindeki reform çalışmaları Soğuk Savaşı bitirdi.

Gorbaçov, 1990'da Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü.

Belki Gorbaçov, ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranamamıştı.

Uzun yaşadı ve kendisinden sonra olanları gördü.

Zaman zaman düşüncelerini paylaştı.

Belki kendi sebep olduğu değişimden şaşkınlık duymuş, “Bu kadarını ben bile beklemiyordum,” diye düşünmüştür.

Seveni de oldu, sevmeyeni de.

Yapmak istediklerini anlayanı da oldu, anlamayanı da.



1 Şubat 2025 Cumartesi

Moskova'nın düştüğü gün


Hakan Aksay

Kaynak: https://t24.com.tr/

 

Amerikalılar, gözünü Moskova'nın tam göbeğindeki Puşkin Meydanı'da dikmiş, illa orada bir McDonald's şubesi açmak istiyordu

Bir kez daha anladım ki, hayatın farkına varmak için yavaşlamak gerek.

Çok hızlı bir tempoda koştuğunu düşünsen de.

Son günlerin telaşı arasında defalarca fren yapıp bugünü anlamaya, bazen de geçmişi hatırlamaya çalıştım.

Dün tam da işler güçler bitmiş ve Moskova’daki “sıcak kış” ortamında merkezde biraz dolaşmaya çıkmıştım ki…

Kulağıma bir şeyler çalındı, gülüşen insanların tekrarladıkları bir sayı…

35… 35 mi? 35 yıl mı geçmiş? O kadar oldu mu yahu?

Durdum.

Bir yanımda Puşkin.

Yani ünlü Rus şairin 1880’de yapılmış o tarihi heykeli.

Asla Kızıl Meydan’ın gölgesinde kaybolmaması gereken bir meydandayım, Puşkin Meydanı’nda…

Her yer ışıl ışıl. Moskova yeni yılı kutlamaya devam ediyor.

Zaten “Çin yeni yılı” da bu hafta başladı…

Bayram havası sürüyor…

Hiç sormayın “savaş oralarda hissedilmiyor mu?” diye şimdi, bu yazıda o konuya girmemeye çalışacağım.

Puşkin’in yüzünü çevirdiği yana dönüyorum; arada Tverskaya (eski adıyla Gorki) Caddesi…

Ve işte karşı tarafta bir sürü anı var… Özel olanlar da bana kalsın bugün.

Ama şuradaki “Vkusno i Toçka” (“Lezzetli ve Nokta”) tabelası yok mu… Orada bir durmam lazım.

Durmam ve 35 yıl geriye gitmem…

Çünkü dün, o günün 35. yıldönümü imiş.

Bir Sovyet komünistinin deyişiyle, “Moskova’nın düştüğü gün”ün…

* * *

1990…

SSCB çatırdıyor ama daha yıkılmamış.

Amerikalılar, gözünü Sovyetler'e, üstelik başkent Moskova'ya, hem de şehrin tam göbeğindeki Puşkin Meydanı'da dikmiş! İlla orada bir McDonald's şubesi açmak istiyorlar.

Hem de o kadar iddialılar ki... Açılacak şube, dünyanın en büyüğü olacak.

Olacak şey değil!..

Mitingler, protestolar, imza kampanyaları gırla gidiyor.

“Emperyalistleri Moskova'nın merkezine sokmayız!”

31 Ocak 1990!

“Yoldaşlar” yenildi!

Emperyalistler Puşkin Meydanı'nda futbol sahası gibi kocaman bir McDonald's açtılar.

“Kahrolsun yerli işbirlikçiler!”

Kahrolsun, tabii, kahrolsun da...

Herkes illa McDonald's'a gitmek istiyor.

Bolşevik bir arkadaşım karşımda kükrüyor:

“Sen ki eskiden komünisttin! Nasıl gidersin oraya? Utanmaz sıkılmaz mısın?”

“Ama şeyy... Aslında ben tek başıma gitmem de... Yani herkes oraya gidelim diye ısrar edince...”

“Seni işbirlikçi! Kızları götürecek başka şey bulamadın mı!”

“Ah, evet. Emperyalist mekânlara aşkların tadı başka!”

“Yazıklar olsun!..”

* * *

Meteliksiz geçen öğrencilik dönemim 80'lerde kalmış. 90'ların başında, en azından, o hiç dönemediğim köşeye biraz olsun yaklaştığım hissiyle moralim yüksek.

Artık tanıştığım kızları restorana davet etmekten çekinmiyorum.

Fakat, o da ne! Reddediyorlar. Önerdiğim restoranlara gitmek istemiyorlar.

Daha iyi, daha pahalı olanlara çağırıyorum. I-ıh, yine veto yiyorum.

“McDonald's”, diyorlar. “Şimdi herkes oraya gidiyor. Çok ilginçmiş!”

Yüzümü buruşturuyorum.

Neşemin kaçmasının altında “fast food” konusunda ilkesel bir duruş yok. Hamburgerlerden nefret etme falan gibi bir tercih meselesi de değil. İdeolojik-siyasi ölçüt mü? Yok yok, o da değil.

Benim derdim başka.

McDonald's'a gidersek saatlerce kuyruk beklememiz gerekecek. Bende ise geleneksel Rus sabrı yok.

Bu arada dönem “spekülatif çözümler” dönemi. Kısa sürede “McDonald's kuyruğunda sıra satan üçkağıtçılar” türemiş.

Birileri sıraya gidip önlere geldiğinde arkadaşları da arkadaki bedbahtlara “şu kadar rubleye sıra başına geçme fırsatı” diyorlar.

Ne kadar ayıp!

Ama “toplumsal olarak” kınadığım bu olgudan, pratikte yararlandığımı yıllar sonra burada ifşa ediyorum.

* * *

Sovyetler o günden neredeyse tam bir yıl sonra dağıldı.

McDonald's yüzlerce şube açtı Rusya’da.

Ruslar öylesine benimsediler ki onu… Rusya'dan Antalya'ya giden turist ailelerin çocuklarının “Aa, bakın, burada da bizim McDonald's var!" diye çığlıklar attığını duymuştum…

Sonra Rusya ile Batı'nın arası Ukrayna yüzünden bozulunca önce Moskova cezalar kesti McDonald's şubelerine.

Sonra yaptırımlar genişleyince, başka bir sürü ünlü Batılı şirket gibi o da Rusya’yı terk etme kararı aldı.

Bir süre sessizlikten sonra… Baktık aynı şubeler, bu arada şimdi Puşkin’in önünden baktığım o devasa yer de “Vkusno i Toçka” adıyla aynı ürünleri sunmayı sürdürüyor.

Yalnızca artık her şey Rus!..

Hayat devam ediyor işte.

Ben bütün bunları hatırlayıp yine duygularıma ölçmeye çalışırken yanıma Rus gençler yaklaşıyor. Buralı değiller belli.

“Triumf (Zafer) Meydanı nerede acaba?” diyor aralarında en oturaklı olanı.

“Buradan 5-6 yüz metre ilerleyin, sonra metro işaretini görünce alt geçitten sol tarafa geçersiniz” diyorum.

Teşekkür edip ayrılıyorlar.

Ben onların duymayacağı bir sesle mırıldanıyorum:

“Triumf falan değil aslında o meydanın adı, gençler, Mayakovski’dir! Hâlâ heykeli durur orada. Ona da bir selam verin geçerken.”

Vermezler… Ve duymazlar…

Şart da değil vermeleri ve duymaları…

Zaman hızlı akıp gidiyor.

Geçmiş denilen şey arşivlerde kalıyor…

Bir de yaşayanların anılarında…

27 Aralık 2024 Cuma

Sovyetler Birliği'nin dağılması


Vikipedi, özgür ansiklopedi

 

Sovyetler Birliği'nin dağılması, 25 Aralık 1991 tarihinde, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un istifa etmesinin ardından Sovyetler Birliği'ni teşkil eden cumhuriyetlerin bağımsızlığını kazanmalarıyla 26 Aralık 1991'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağıldığı olaydır.

 

Sovyetler Birliği'nin dağılması

1980'li yılların sonuna gelindiğinde Sovyetler Birliği'nin Batı Bloğu ile girdiği silahlanma yarışından yorgun düştüğü açıktı.

Öyle ki bu amansız yarış Sovyetler'in ekonomisinde tamiri imkânsız büyük yaralar açmış, birliğin parçalanmasındaki en önemli unsuru oluşturmuştur.

Durdurulamayan bu parçalanma süreci, 1985 yılında Mihail Gorbaçov'un birliğin başkanı olmasıyla bu süreci durdurmak için yeni önlem paketleri ortaya atılmasına yol açmıştı.

 

Glasnost ve Perestroyka 

Temelde Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılandırma) olarak kendini gösteren bu politikalar bazı ekonomik, sosyal ve siyasal hakların verilmesi ve bu konularda daha esnek bir yönetim anlayışının benimsenmesi prensibini içeriyordu.

Ancak bu politikalar zaten parçalanmakta olan birliği bir arada tutmaya yetmedi.

Aksine, süreci hızlandırıcı etki yaptı.

Glasnost ve Perestroyka'nın sağladığı özgürlük ortamından yararlanan tüm bastırılmış görüşler daha rahat çalışabilecekleri göreceli olarak liberal ortama kavuştular.

Bu durumdan rahatsız olan ve Sovyetler'in eskisi gibi yönetilmesini savunan bazı generaller ve politbüro üyeleri Mihail Gorbaçov'a karşı darbe girişiminde bulundu. 

Boris Yeltsin tarafından engellendiği ileri sürülen bu darbe, birliğin birkaç ay içinde parçalanmasına yol açtı.

 

Bağımsız Devletler Topluluğu

Aralık 1991 yılında bir araya gelen Belarus, Ukrayna ve Rusya başkanları Sovyetler Birliği'ni feshettiklerini ve bunun yerine Bağımsız Devletler Topluluğu'nun kurulduğunu karara bağladılar.

Böylelikle bu tarihten itibaren Avrupa ve Asya'nın siyasi haritası değişmiştir.

1917'de temelleri atılan ve 1922'de kurulan Sovyetler Birliği'nin dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)'na bırakması dönemin en önemli olaylarındandır.

 

Leninizm'den çıkış

1990 yılının ilk aylarında Sovyetler Birliği'nde Stalinizm'den çıkışın ötesinde, Leninizm'den çıkışın somut adımları atıldı.

1990 Şubat ayının kitlesel demokrasi yürüyüşleri, Gorbaçov'un bir yıl önce iddia ettiğinin tam tersini savunarak, SBKP'nin anayasa güvencesi altındaki öncü rolünü ve iktidar tekelini kaldırmaya girişmesi, Doğu Avrupa'da komünist partilerin hızla iktidardan uzaklaşmaları ve Doğu Almanya'nın Batı Almanya'yla birleşmesi, Sovyet tipi sosyalizmin hızla sonuna yaklaştığına işaret ediyordu.

 

"İkinci Şubat Devrimi"

1990'da "İkinci Şubat Devrimi" olarak adlandırılan gelişmeler sonunda, Gorbaçov parti sosyalizminden devlet sosyalizmine geçebilmek için SBKP'nin seçme ve yasama yetkilerini seçilmiş kurullara ve referanduma devretme girişimini sürdürdü.

Şubat ayı Moskova ve Leningrad'da reform taraftarlarının büyük sokak gösterilerine şahit oldu. 

SBKP'den bağımsız partiler, işçi dernekleri ve cepheler hızla ortaya çıktılar.

SBKP içinde de farklı kanatlar açıkça örgütlenmeye başladılar.

Bu ortamda Gorbaçov, gerçek iktidarı SBKP'den devlet aygıtına devredebilecek bir başkanlık sistemi önerdi.

Bu öneri, bir kişinin elinde aşırı yetki toplanmasının sonuçlarından ürken "demokratlar" ve özerklik ya da bağımsızlık arzulayan ulusal federasyonların tepkisiyle karşılaştı.

1990 Şubat'ından itibaren, Perestroyka ve Glasnost'un tutarsızlıklarını sık sık eleştirmekle beraber, Ligaçev'in önderliğini yaptığı muhafazakâr kanada karşı kendisini desteklemekten de geri durmayan reformistlerle Gorbaçov'un ilişkileri hızla bozuldu.

17 Mart'ta yapılan birlik referandumu esas desteğini kasaba, köyler ve Müslüman çoğunluklu cumhuriyetlerde buluyordu.

 

İkinci Gorbaçov dönemi

Bunun ardından ikinci Gorbaçov dönemi olarak da adlandırılan, Şevardnadze, Şatalin, Abalkin, Afanasiev, Moskova Belediye Başkanı Yeltsin ve radikal-demokrat aydınların büyük bölümüyle ilişkileri koparıp, bir merkez partisi oluşturmak çabaları ağırlık kazandı. 

1990 yaz aylarında açıkça ortaya çıkan bu kopuşun doruk noktası, Dışişleri Bakanı Şevardnadze'nin 1990 Aralık ayında "darbe tehlikesinin" altını çizerek istifa etmesi oldu.

"500 günlük plan"

İktisadi planda reform konusunda çıkan anlaşmazlıklar ve özellikle "500 günlük plan" adıyla kabul edilip, birkaç ay içinde rafa kaldırılan Abalkin'in hızla serbest fiyat sistemine geçilmesini öngören reform planı ayrı bir anlaşmazlık konusuydu.

İktisadi yaşamın hızla felce uğraması karşısında prestij ve popülaritesini büyük ölçüde yitiren Gorbaçov, böyle bir planın yaratacağı halk tepkisinden ürküyordu.

Bu dönemde Gorbaçov'un en büyük destekçileri ABD ve Batı Avrupa ülkeleri yöneticileri ve kamuoyu ve uluslararası finans çevreleri oldu.

Bu çevreler için Gorbaçov, Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle ortaya çıkacak olan kaosu engelleyebilecek tek güç olarak algılanıyordu.

Aynı zamanda nükleer ve konvansiyonel silahların azaltılması konusunda da somut adımlar atılmaya devam edildi. 1990 yılları başında İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan NATO-Varşova Paktı çatışması fiilen sona eriyordu.

1990 yaz aylarından itibaren Gorbaçov'un yakın çevresini, devlet teknokrasisi olarak adlandırılan ve askeri sanayi sektöründe (VPK) yetişmiş teknokratlar almaya başladı. 

Sovyet devlet iktidarının sancağı olan Ordu-KGB-SBKP üçlüsü arasında köprü görevi gören VPK teknokratlarının önde gelen isimlerinden Pavlov başbakanlığa geldi.

Planlı ekonomiyi tedricen terk edip, güdümlü ekonomiye geçmeye çalışan bu kesimin temel kaygıları ulusal özerklik ve bağımsızlık arzularının hızla genişlediği Sovyetler Birliği'ni kurtarmak ve aynı zamanda devleti elde tutmaktı.

1991 yılı başından itibaren ordu ve KGB'nin bundan sonra SBKP'den değil, sadece hükûmet ve devletten emir alması ilkesi benimsendi.

Riga'da yer alan özgürlük anıtı Letonya'nın SSCB'den bağımsızlığını ilan etmesini sembolize ediyor.

Ordu ve SBKP içinde Gorbaçov'u devreden çıkarıp otoriter, muhafazakâr bir yönetim oluşturmayı savunanlar, bunu ilk kez Sovyet ordusunun Vilnius'a yaptığı kanlı müdahale ile ifade ettiler.

Bunun ardından Baltık Cumhuriyetlerindeki ayrılıkçı eğilimler daha da güçlendi ve üç cumhuriyetin parlamentoları birbirleri ardından bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Siyasal planda Çernobil olarak değerlendirilen Vilnius'a müdahale, Birliğin sonunu hızlandırdı.

 

Birliği kurtarma çabaları

Gorbaçov 1990 yılının sonlarında Sovyetler Birliği'nin tüm cumhuriyetlerine yenilenmiş birlik federasyonu için referandum çağrısında bulundu.

Sovyet liderinin bu çağrısına 9 cumhuriyet olumlu yanıt verdi.

17 Mart 1991'de Rusya SFSC, Belarus SSC, Ukrayna SSC, Kazakistan SSC, Kırgızistan SSC, Tacikistan SSC, Türkmenistan SSC, Özbekistan SSC ve Azerbaycan SSC'nde Sovyetler Birliği'nin korunması konusunda referandum (Sovyetler Birliği Referandumu 1991) düzenlendi.

%80 katılımın olduğu referandumda halkın %77'si Sovyetler Birliği'nin korunması yönünde oy kullandı.

Diğer altı cumhuriyette ise merkezi hükûmetler oylamayı reddetmesine rağmen, yerel Sovyet konseyleri seçim sandıkları kurdu. 

Estonya SSC, Letonya SSC, Litvanya SSC, Moldova SSC, Gürcistan SSC ve Ermenistan SSC hükûmetleri halklarına referandumu boykot etmeleri çağrısında bulundu.

Ermenistan ve Gürcistan'da katılım düşük olurken diğer cumhuriyetlerde geçerli sayılabilecek bir katılım oldu.

Bu ülkelerde de birlik lehine sonuç çıktı.

Ancak bağımsızlık yanlısı hükûmetler bu referandumu meşru kabul etmediler.

1991 Nisan ayında on beş cumhuriyetten sadece dokuzunun imzaladığı yeni "Egemen Devletler Birliği" antlaşmasının ömrü birkaç ay sürdü.

Üye devletlerin istedikleri zaman federasyonu terk edebilecekleri belirtilen yeni birlik şartnamesiyle beraber, merkezi hükûmet aldığı bir dizi kararla, pazar ekonomisine doğru gidişi frenleyip, yeniden sıkı bir merkezi denetim sistemi getirmeye çalıştı.

Bu ise üretim ve özellikle dağıtım sisteminin daha da fazla felç olmasına yol açtı.

Üretimin azalmasının yanında, fiyatlar ve dış borç hızla arttı.

Buna tepki olarak Rusya federasyonunun başkanlığına seçilen Yeltsin ve Leningrad Belediye Başkanı Sobçak, merkezi otoritenin yetkilerini sınırlayıcı bir dizi önlem aldılar.

 

Gorbaçov'un meşruiyet temeli giderek yok olmaya başladı

SSCB'nin temel direğini oluşturan Rusya federasyonu üzerindeki idari denetimini kısmen kaybeden merkezi hükûmetin ve onunla beraber Gorbaçov'un meşruiyet temeli giderek yok olmaya başladı.

Gorbaçov yaz aylarında yeniden liberal kanada yakınlaşmaya çalıştı ve "9+1" olarak adlandırılan Yeni Birlik Anlaşması'nın 20 Ağustos'ta imzalanması için çaba gösterdi.

1991 yılında Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin yönetici rolü kaldırıldı.

Haziran 1991'de ilk çok partili seçim yapıldı.

Ancak Ağustos 1991'de KGB başkanı, bazı Politbüro üyeleri ve generaller ülkenin çökmekte olduğunu fark ederek darbe girişiminde bulundular.

Darbeciler amaçlarından hemen vazgeçseler de bu girişim diğer cumhuriyetlerde tedirginlik yarattı ve ayrılıklarını ilan etmelerine sebep oldu.

 

1991 Sovyet darbe girişimi

Sovyetler Birliği'nin ve onun temsil ettiği tüm idari ve ideolojik özelliklerin sonu, Sovyet ordusu, KGB ve SBKP'nin üst yöneticilerinden bir kısmının, "9+1" anlaşmasının imzalanmasından bir gün önce, 19 Ağustos 1991'de bir hükûmet darbesiyle yönetime el koymaya teşebbüs etmeleriyle geldi.

"Kamu Selamet Komitesi" adı altında, merkezini Kruçkov, Yazov ve Pugo, yani Ordu, KGB ve İçişleri Bakanlığı üçlüsünün oluşturduğu cunta, Gorbaçov'un direnişiyle karşılaştı.

Ordu ve KGB içinde umdukları desteği bulamayan darbeciler, iki gün içinde tüm yönetimi kaybettiler.

Askerî birliklerin bir kısmı Moskova ve Leningrad'da sokağa dökülen halkın yanında yer aldı.

Saray duvarı üzerindeki SSCB yazısı Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından kaldırıldı.

Rusya federasyonunun meclis binasında darbeye karşı direndiğini açıklayan ve genel oyla seçilmiş Rusya federasyonu Cumhurbaşkanı Yeltsin, tüm idari ve askeri yetkilerin Rusya federasyonunda geçici olarak toplandığını ilan etti.

Darbecilerin Kırım'da yazlık evinde kalmaya mecbur ettikleri Gorbaçov'un Moskova'ya dönmesini sağladı.

Darbeci önderler tutuklanırken, Gorbaçov, SBKP Genel Sekreterliği'nden istifa etti.

Ortaya çıkan iktidar boşluğunu hızla kendi şahsiyeti etrafında toplayan Yeltsin, SBKP'nin yasaklandığını ve partinin tüm malvarlığına el konduğunu ilân etti. 

Sovyetler Birliği, 26 Aralık 1991'de Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti'nin üst meclisi Milletler Sovyeti'nin aldığı karar ile resmen dağıldı.

 

Dağılma

Darbeyi izleyen birkaç ay içinde 1917 Ekim Devrimi'yle açılan tarih sayfası hızla son buldu.

Sovyet önderlerinin isimlerini taşıyan kentler, Çarlık Rusyası sırasında taşıdıkları isimlere döndüler. 

Rusya orak-çekiçli bayrağı bırakıp beyaz-mavi- kırmızılı eski bayrağı benimsedi.

Ardından Rusya Federasyonu başta olmak üzere Sovyetler Birliği'ni oluşturan federasyonlar bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Gorbaçov'un 1985'te iş başına gelmesiyle başlayan süreç 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin tarihe karışmasıyla son buldu.

Onun yerini Bağımsız Devletler Topluluğu adı altında geçici olarak birleşen, hem kendi aralarında hem kendi içlerinde ulusal-etnik çatışmaların hızla büyüdüğü büyük ölçüde bağımsız cumhuriyetler aldı.

 

Sonuçları

Rus erkeklerinin yaşam süresinde 1980'lerin sonlarından itibaren Glasnost ile birlikte gerçekleşen ekonomik liberalizasyonla eş zamanlı olarak başlayan düşüş, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması ile daha da kötüleşmiştir.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının sonuçları ve bu sonuçların bir bütün olarak negatif mi yoksa pozitif mi olduğu, Sovyet tarih yazımının en çok tartışılan alanlarından biri ve kapitalizm ile serbest piyasa ekonomisi eleştirisinin önemli bir parçasıdır. 

Ekonomik bağların dağılmayı izleyen kopması, Eski Sovyet ülkeleri ve eski Doğu Bloku’nda Büyük Buhran'dan bile daha şiddetli bir ekonomik kriz ve yaşam standartlarında "daha önce görülmemiş" bir düşüşe sebep oldu. 

Yoksulluk ve ekonomik eşitsizlik 1988 yılından itibaren artmaya başlamıştı ve 1991'de büyük bir ivme kazandı, tüm eski Sosyalist ülkelerdeki Gini oranı ortalama 9 puan yükseldi. 

Eski Sovyet ülkelerinin neredeyse hepsi birliğin dağılması ile hala önüne geçilememiş bir şekilde "geri kaldı"; öyle ki, bu ülkelerin bazılarının dağılmadan önceki durumlarına yetişmesinin 50 yıldan fazla süreceği tahmin edilmektedir.

Sina Akşin'e göre, Rusya'nın sosyalizmden kapitalizme geçişi "tam bir felaket oldu."  

1991'den 1998'e değin Rus ekonomisi her yıl daha da geriledi. 

Ürünler toplanamadığı ya da dağıtılamadığı için açlık çekildi.

Sağlık hizmetlerindeki aksamalar da eklenince, Rusların ömürleri kısaldı.

1990'da orta ve büyük boyutta 30.000 fabrika varken bu sayının 5.000'e düşmesinin etkisiyle işsizlik çok kısa sürede drastik bir artış gösterdi ve aniden işsiz kalan milyonlarca insanın izlediği yollar daha büyük ayrı sorunları da türetti; eski KGB ve polis memurları ve Kızıl Ordu askerlerinin istikrarlı bir iş arayışı içerisinde mafyanın saflarını doldurması ile suç oranları Rus tarihinde görülmemiş bir artış gösterdi, stabil bir gelecek için umutlarını kaybeden çok sayıda üniversite mezunu kız aracılığıyla aynısı fuhuş oranları için de gerçekleşti. 

Evsizlik drastik bir şekilde yükseldi, öyle ki, 1993'te her on çocuktan birisi sokakta yatıyordu.

Dağılmadan önce Rusya'da 10.700 hastane vardı, bu sayı kısa süre içerisinde 5.400'e düştü. 

Verem ve bebek ölümleri "üçüncü dünya düzeylerine ulaştı", 1990 ve 1998 yılları arasında 3,4 milyon bebek ölümü gerçekleşti. 

1991'de Sovyetler Birliği'nde 2.000 difteri vakası meydana gelmişti; 1991 ve 1998 arasında ise Bağımsız Devletler Topluluğu'nda 200.000 kadar vaka bildirildi ve yaklaşık 5.000 kişi öldü. 

Hastanelere benzer bir şekilde okulların sayısı da yaklaşık 70.000 iken 42.600'e kadar geriledi. 

Dağılmanın hemen ardından Rusya'nın gayri safi yurt içi hasılası yarı yarıya düştü. 

Bunalım 1998'de zirve yaptı.

Rus rublesinin değeri hızla düştü ve Rusya dış borcunu ödeyemez hale geldi.

Rus menkul kıymetler borsası dibe vurdu.

Hükûmet rublenin uluslararası piyasada satışını durdurdu.

Bu noktada Rusya halkının %90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyordu.

Yeltsin'in görevinden istifa etmesi ve yerine 26 Mart 1999'da Vladimir Putin'in gelmesi ile bu negatif etkiler geri çevrilmeye başladı.

Rus ekonomisi yaklaşık 10 yıldır ilk kez büyüme gördü, Komünist Parti'yle de işbirliği yapılarak yerel, bölgesel makamların, oligarkların güçleri sınırlandı ve yolsuzlukları kovuşturuldu.

Rusya bir karma ekonomi modeli izleyerek yeniden gelişmeye ve büyümeye başladı, G7'lere katılması ile topluluk G8 adını aldı.

Bunlara rağmen, özellikle fakirlik ve suç başta olmak üzere dağılmanın sebep olduğu sorunlar günümüzde Rusya'da, ilk yıllara göre daha küçük ancak hala büyük bir ölçüde devam etmektedir, 2014'te Rusya'ya karşı başlatılan ekonomik yaptırımlar da bu sorunların büyümesi için yeni bir tetikleyici olmuştur.

 

Eski Sovyet ülkelerinde Sovyetler Birliği nostaljisi

Eski Sovyet ülkelerinde dağılma ve etkilerine yönelik kamuoyu değişiklik göstermektedir.

Ermenistan halkının %12'si dağılmanın hayatları üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu söylerken, %66'sı olumsuz bir etkisi olduğunu söylemiştir.

Kırgızistan'da, %16 olumlu etkiye, %61 ise olumsuz etkiye sahip olduğunu söylemiştir.

Tacikistan'da ise aynı oranlar sırasıyla %27 ve %52'dir. 

Ukrayna halkının %72'si dağılmadan beri hayatın dağılma öncesine göre kötüleştiğini düşünmektedir. 

Levada Merkezi tarafından 1991'den beri her yıl gerçekleştirilen anketlerin her birinde Rusların büyük çoğunluğu birliğin dağılmasından pişmanlık duyduğunu belirtmiştir.

2019'da bu oran %66'ya kadar yükselmiştir. 

2019 tarihli bir ankete göre Rusların %59'u Sovyet hükûmetinin "sıradan insanlarla da ilgilendiğine", 2020 tarihli bir başka ankete göre ise Rusların %75'i, Sovyet döneminin ülkelerinin tarihinin "en iyi zamanı" olduğuna inanmaktadır. 

Bir bütün olarak, eski Sovyet ülkelerinin vatandaşlarının %25'i dağılmanın ülkelerini olumlu, %51'i ise olumsuz etkilediğini söylemektedir.

Ek olarak, Sovyet dönemini yaşamış olan daha yaşlı nesiller genellikle kapitalizme yönelik daha negatif ve Sovyetler Birliği'ne yönelik daha pozitif görüşler sergilemeye meyillidirler.