Moskova

Moskova

25 Aralık 2009 Cuma

Ruslar’a göre 2009 kötü bir yıl oldu

Ekonomik kriz, domuz gribi, hidroelektrik santral kazası, hızlı trene terör saldırısı, gece kulübünde yangın, artan işsizlik ve rüşvet gibi onlarca olumsuzluğun yer aldığı 2009, Rusya halkı için başarısız bir yıl olarak takvimlerde yerini aldı.

Rusya Kamuoyu Araştırma Şirketi’nin yaptığı çalışmaya göre halkın yüzde 41’i 2009’u 2008’den kötü bir yıl olarak değerlendirirken, yüzde 14’ü 2009’u daha başarılı buldu. 2009’u başarılı bulanlar emekli maaşlarında iyileştirmeler, krizden çıkışın başlaması ve sosyal konularda iyileşmeler gibi birkaç başlık sayabiliyor. 2009’da Rusya için en önemli gelişmelerden biri ABD’de yönetim değişikliği ve ilişkilerde yeni bir sayfanın açılmış olması.

Her yıl yapılan anketlerle ilgili bilgi veren araştırma şirketi başkanı Aleksander Oslon şimdiye kadar en kötü yıl olarak 1998’in değerlendirildiğini, ekonomik krizin yaşandığı 1998’in 1997’e göre yüzde 81 oranında daha kötü görüldüğünü aktardı.

Ankete göre halkın büyük çoğunluğu 2010’dan umutlu. Yüzde 38, 2010’un 2009’a göre daha iyi olacağını öngörürken; yüzde 12’nin 2010’dan beklentisi yok. Halkın yüzde 5’ine göre 2009’da hiçbir güzel olay olmadı.

Putin yılın politikacısı

Oslon yaptıkları çalışmada her yıl olduğu gibi popüler siyasetçileri de seçtiklerini ifade etti. Halkın yüzde 31’i Rusya Başbakanı Vladimir Putin’i işaret ederken, Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’i popüler bulanların oranı ise yüzde 15. Olağanüstü Hal Bakanı Sergey Şaygu yüzde 4’le üçüncü sırada, Liberal Demokrat Parti lideri Vladimir Jirinovski ise yüzde 2 ile dördüncü sırada yer aldı.

2009’un en önemli olayı ekonomik kriz

Rus halkının yüzde 10’u 2009’un en önemli olayının ekonomik kriz olduğunu söyledi. Hidroelektrik santral kazası, trene saldırı ve Perm’de gece kulübü yangını gibi olayların her birini yüzde 4 önemli buldu. ABD’de Barack Obama’nın iktidara gelmesi de Ruslar açısından yüzde 4’le önemli bir gelişme.

Ekonomik kriz nedeni ile son on yıldır ilk kez küçülen Rusya’nın gayri safi milli hasılası 2009’da yüzde 8,5 geriledi. İşsizlik oranları resmi olmayan rakamlara göre yüzde 7’leri geçerken, toplam ticaret hacminde de yüzde 40’ları aşan bir gerileme yaşandı.

Faruk Akkan, Moskova, Cihan

Moskova'nın ilginç müzeleri

Moskova’yı daha yakından tanıyabilmeniz açısından Moskova.ru olarak sizler için başkette bulunan bazı farklı ve orijinal müzelerin bir listesini çıkardık.

1. Votka Müzesi: Bu müzeyi gezerken bir yandan votkanızı yudumlayabilir, yiyecek atıştırabilir, bir yandan da 500 yıllık Rus içkisi votkanın tarihini, nasıl hazırlandığını ve Rus kültüründeki yerini öğrenebilirsiniz.
Adres: İzmaylovskose Şose: 73J, metro: Partizanskaya (Измайловское ш., вл. 73Ж, м. Партизанская)
2. 1905-1906 Yeraltı Matbaa Müzesi: Bu müzede basımevleri ile ilgili bilgiler tiyatrolaştırılmış bir şekilde ziyaretçilere aktarılmakta. Burada, devrimci yeraltı faaliyetleri yürütenlerin gizli toplantı odalarını ziyaret edebilir, gerçek bir matbaa aracında nasıl baskı yapıldığını öğrenebilirsiniz. Müzedeki tur sonunda ise ziyaretçilere Gürcistan mutfağından yiyecekler ve şaraplar ikram ediliyor.
Adres: Lesnaya d. 55: metro: Belarusskaya veya Mendeleevskaya (Лесная, 55, м. Белорусская, Менделеевская)
3. “Rus Keçe Çizme” Müzesi: Burada alışılmış geleneksel Rus ayakkabıları “valenki”lerin değişik çeşitlerini görebilirsiniz.
Adres: 2. Kojevniçeskiy pereulok, dom. 12: metro: Paveletskaya (2-й Кожевнический пер., 12, м. Павелецкая)
4. Orman Müzesi: Kapalı bir binada bulunmasına rağmen, gerçek bir ormandaymışsınız hissini veren Orman Müzesi’nde kendinizi hoş bir ortamda bulabilir, akan derelerin sesi ile kuş cıvıltılarını duyabilirsiniz. Buraya özellikle çocuklarınız ile gelmenizi tavsiye ediyoruz. Orman müzesinde bulunan doldurulmuş hayvanlar güçlü kimyasal maddeler ile işlenmiş olduğundan el temasından kaçınmanızı öneriyoruz.
Adres: 5. Monetçikovskiy pereulok, dom. 4, metro: Paveletskaya (5-й Монетчиковский пер., 4, м. Павелецкая)

(Haber: Moskova.ru)

Sayıların diliyle Moskova

Moskova nedir?

Tabii ki Rusya Federasyonu’nun başkentinin adıdır...

Tüm büyük tarihi başkentler gibi ‘yedi tepe’ üzerine kurulmuş bir şehir...
Beş denizin limanı ünvanına sahip. İşte bu nedenle Büyük Petro’nun devasa heykeli St. Peterburg’da değil de Moskova’da kuruludur.
Pekala bunlar hepimizin aşağı yukarı bildiği şeyler. Biz Moskova nedir sorusuna bir de şöyle cevap verelim dedik.

Moskova:
1,223,000’den fazla kurum ve kuruluş,

5500’den fazla restoran ve kafe,

5000 km’den fazla sokak ve cadde,

1230 yüksek öğretim kurumu,

660 şehir ulaşım güzergahı,

600’den fazla müze, resim galerisi,

her yıl 500’den fazla sergi, fuar,

350’den fazla spor tesisi,

290’dan fazla banka,

290 km’den fazla Metro hattı,

240 otel,

100’den fazla tiyatro ve konser salonu,

100’den fazla park ve bahçedir.

Moskova’da 6800’den fazla yabancı firma temsilcilik açmıştır.

Her yıl Almanya, ABD, Çin, İngiltere, Fransa, Türkiye, İtalya, İsrail, Japonya ve İspanya sıralaması ile 4 milyondan fazla turistin ziyaret ettiği bir şehir Moskova.

Moskova ambleminde bir Kapadokya'lı!

İşte size ilginç bir "tarih bilgisi":Aziz Zaferan Georgiy (George) Hristiyanlığın ilk günlerinde yeni dinden vazgeçmediği için Roma’lılar tarafından öldürülen bir kişi. Doğum yeri ise Kapadokya. Kapadokya’daki eski kiliseleri gezenler Aziz Zaferan Georgiy (George)’in freskolarını görmüşlerdir. Kapadokya’lı Aziz Zaferan Georgiy (George) Rusya İmparatorluğu tarafından 10.yy’da Hristiyanlık kabul edilince Rusya’ya kadar uzanmış ve birçok şehrin bayrağında ve ambleminde betimlenir olmuştur. Moskova Aziz Zaferan Georgiy (George)’e en çok değer verilen şehirlerden biridir ve bu nedenle de Moskova’nın bayrağı ve ambleminde yeralmaktadır.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Moskovalılar daha uzun yaşıyor

Moskova Sağlık Kurumu Başkanı Andrey Seltsovskiy, Moskova'da yaşayan insanların ortalama 72 yıl yaşadığı ve bu rakamın Rusya’ya göre en iyi gösterge olduğunu belirtti.

Rusya'daki ortalama yaşam süresi ise 68 yıl. Buna göre Moskovalıların diğer şehirlerdeki insanlardan 4 yıl daha fazla yaşadığı ortaya çıktı. Yapılan açıklamaya göre, Moskova'da ortalama yaşam erkeklerde 69 yıl, kadınlarda ise 76 yıl.

Diğer taraftan Moskova'da son yıllarda ölüm oranlarında da azalma oldu. Bu olumlu sonuçlara yeni doğum evlerinin açılması ve kadınlara yönelik danışmanlık hizmetlerine başlanması sayesinde ulaşıldığı kaydedildi.

Son 12 yılda Moskova'da ortalama yaşamın 12 yıl arttığının da altı çizilirken, Moskova'da hayat ve sağlık şartlarının daha iyi düzeye getirilmesi için çalışmalar yapıldığı bildirildi. Ayrıca, bu yıl Moskova'da gerçekleşen doğumlarda geçen sene olduğu gibi bu sene de rekorun beklendiği dile getirildi.

Ruslar mucizelerden daha fazla medet umar oldu

Ekonomik kriz döneminde, Rusların muzicelerden daha fazla medet ummaya başladığını yazan İsviçre gazetesi “Neue Zuercher Zeitung” (NZZ), halkın Rusya’nın Noel Babası Ayaz Dede (дед мороз-Ded Moroz)’ye olan inancının sarsılmaz nitelikte olduğunu, “yeni yıl büyücüsü”nün her yıl milyonlarca mektup aldığını, bu yıl çocukluk kahramanlarından yardım isteyen yetişkinlerin de sayısının arttığını belirtti.

“NZZ”de yayımlanan makalenin yazarı Ann-Dorit Boy, yazısına ilerde görülen cümlelerle devam etti:
Her gün yaklaşık üç bin Moskovalı, Ayaz Dede’nin, kentin güneydoğusunda bulunan evini ziyaret ediyor. Hem çocuklarıyla anne babalar, hem torunlarıyla büyük anneler, hem de sevgililer... Her on dakikada bir fotoğraf çekimleri için ahşap evinden dışarı çıkan bu iyi yürekli sakallı ihtiyarı ziyaret etmenin ana nedeni, tüm isteyenlerin yeni yıl dileklerini yazdıkları mektupları atmaları için evinin önünde duran bir posta kutusu... 2009 krizinde, çocukluklarının kahramanından yardım isteyenlerin sayısı arttı.

Moskova’nın “Ayaz Dede Postanesi” dairesi, eskiden gelen mektupların %3’ünün yetişkinlere ait olduğu görülürken, bu yıl yetişkinlerin elinden çıkan mektupların, tüm mektupların %10’unu oluşturduğunu bildirdi. Aynı kurum tarafından iletilen bilgiler, kadınların çoğunlukla mutlu bir aşk ilişkisi dilerken, erkeklerin finansal yardım ve kariyer açısından yükselme istediklerini gösterdi.

22 Aralık 2009 Salı

Mathias Rust

Mathias Rust, hani şu, Cessna tipi küçük pırpır uçağı ile kızıl meydana inen çocuk.

Mathias Rust adında çılgın bir federal Alman pervaneli uçağı ile 1987 yılının eylül ayında Kızıl Meydana onca Kızıl Ordu askerinin gözü önünde iniş yapmıştı .Olayın siyasi boyutu olmayıp tamamen insanların şu an olduğu gibi tarih sahnesinde ondan bahsetmeleriydi amaç… Mathias Rust'tun kızıl meydana inmesinin sebebi ,hemşire olan sevgilisine kendisini ispat etmekti.

Siyasi boyutu olmasa da olay diplomatik bir krize yol açtı ve Alman maceraperest uzun zaman yargılandı...
4 yıl hapis cezasına çarptırılan Rust, diplomatik baskıların ardından bir yıl sonra 3 Ağustos 1988'de serbest bırakıldı.

Aslında Mathias Rust'ın enteresan ve tartışmalı bir kişiliği var.

Almanya'ya döndükten sonra 1989'da adam öldürmeye teşebbüs suçundan 2,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra da Hamburg'ta bir alışveriş merkezinde 180 marklık süveter çalmak suçundan 10 bin mark para cezasına çarptırıldı.

Modern Talking 1987'nin ilginç ismi Mathias Rust için beste bile yapmıştı: "fly to moscow"

Olayın videosu için;
http://www.cnnturk.com/video/tarihte.bugun/2009/08/03/kizil.meydana.inen.alman.pilot.serbest.birakildi/14656/index.html ,

şarkı için;
http://www.youtube.com/watch?v=aEi2mfwPqBg&feature=PlayList&p=3F752C238A77B8E8&playnext=1&playnext_from=PL&index=79
linkine bakınız.

21 Aralık 2009 Pazartesi

"Bit pazarı"na yine nur yağdı!

Moskova'da artık gelenek haline gelen bir sergi var: "Bloşinka" yani "bit pazarı". Her yıl, yeni yıl arifesinde şehrşn merkezinde, metro Beloruskaya yakınındaki "T-Modül" Sergi Salonu'nda açılıyor. Dün kapıları açıldı, pazar akşamına kadar meraklıların akınına uğrayacak. Ama burası dudak bükülecek, sıradan bir "bit pazarı" değil. Neden?
Çünkü burası aslında bir parça antikacılar çarşısı, bir parça el işi ürünler sergisi, bir parça nadir kolleksiyonlar kalıntısı, güzel bir mozaik. Belki yılbaşı için kararsız kaldığınız bir hediyeyi burada bulabilirsiniz. Sadece bakmak, keyifli bir saat geçirmek için bile gitmeye değer.
17-20 aralık tarihleri arasında 12.00-21.00 arası açık. Hafta sonu 11.00'de açılıyor. Bilet ücreti 150 ruble.
T Modül, Tişinskaya Ploşad No 1.
web sitesi için: www.bloxa.ru

Ruslar Komünizmi özlüyor

Sovyetler Birliği ve Komünist sistemin dağılmasının ardından yıllar geçmesine karşın, o günlere ve o sisteme yönelik özlemlerin sonunun gelmediği belirlendi.

Analitik Merkez adlı bir araştırma kuruluşunun Rus halkına Komünizm hakkında ne düşündükleri ve o sistemin bu gün hayatta olmasını isteyip istemediklerine yönelik yaptığı çalışmalardan şaşırtıcı sonuçlar çıktı.Söz konusu araştırmalar ile sonuçları hakkında konuşan Yuri Levadı, halkın bu gün Rusya’da ortalama olarak yüzde 60’ının Komünist sistemden yana olduğunun belirlendiğini açıkladı.

Bu oran 2000 yılında yapılan bir araştırmada yüzde 75 olarak belirlenmişti.Komünizmi en çok isteyen kesim ise emekliler oldu.Emeklilerin yüzde 85’i bu gün bu sistem yerine geçmişin Komünist sisteminin olmasını yeğlediklerini söylediler.Rus kadınları da Komünizmden yana.Araştırma merkezinin anket yaptığı kadınların yüzde 63’ü yine bu gün yaşanan sorunların Komünizm var olsaydı yaşanmayacağını belirterek, tavırlarını eski sistemden yana koydular.

Yaşları 55’in üzerinde olan insanların yüzde 83’ü yaşları 40-55 arasında olanların da yüzde 67 oranında ki bölümü Komünizmden yana olduklarını açıklamaktan çekinmediler.Rusya’da eğitimliler arasında eski sistemden yana olanlar yüzde 68, orta halli Rus vatandaşları arasında yüzde 74 ve kırsal kesimlerde de Komünizmden yana olanlar yüzde 66 olarak belirlendi.Rusya’da Komünizm dönemin Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un 25 Aralık 1991 tarihine yaptığı tarihi açıklama ile Sovyetler Birliği dağılmış ve Kremlinde dalgalanan Orak& Çekiçli bayrak indirilerek yerine bu günkü üç renkten oluşan Rus bayrağı çekilmişti.

Odnoklassniki

Odnoklassniki, Facebook’a benzer bir sosyal network ve iki yıldan az zamanda 6 milyon üye sahibi oldu.
Albert Popkov, ‘’Odnoklassniki.ru’’nun kurucusu. Bu, sınıf arkadaşlarını, iş arkadaşlarını ve tatil bölgelerinden arkadaşları buluşturan bir site. Son üç ayda, üye sayısı ikiye katlanarak altı milyonu bulmuş durumda ve ismi olan herkes burada. Pop yıldızı Filipp Kirkorov, şarkıcı Boris Moiseyev ve T.a.t.u kızları dahil…
Popkov, site fikrini 2000 de geliştirdi ve isim haklarını aldı. Popkov geçenlerde verdiği bir röportajında, “Rehberler geliştiren bir bilgisayar firmasında çalışıyordum ve bu site de aslında sadece bir rehber. Tek farkı uzun süredir görüşmediğiniz insanları arıyor ve buluyor olmanız.” diyor.
Site 2006, Mart ayında kullanıma sokuldu. Başlarda sadece Popkov’dan oluşan şirketin şu anda 20 adet elemanı var ve önümüzdeki bir yıl içinde ikiye katlanması bekleniyor.
Popkov sitenin ne kadar ettiğini ya da kendi yatırımının ne kadar olduğunu söylemek istemiyor. Basının öne sürdüğü bütün rakamların yanlış olduğunu söylüyor. Kasım ayında, Kommersant gazetesi, sitenin değerinin 7 milyon dolarla, 500 milyon dolar arasında olduğunu hesaplayan tahminler yayınladı.
Tahmini değeri 15 milyar doları bulan Facebook a kıyasla pek bir şey sayılmaz ama henüz bir yılını yeni tamamlamış bir şirket için, gerçekten büyük bir miktar.
Odnoklassniki, Facebook’ a benzer bir sistemle çalışıyor. Üye olduktan sonra, isim, okul, iş yeri ve hatta askeri üsse göre arkadaşlarınızı arayabiliyorsunuz. Daha sonra da mesaj bırakabiliyor ya da arkadaşlarınızla online konuşabiliyorsunuz.
Facebook’tan farklı olarak, profiliniz üye olan herkes tarafından görülebiliyor ve herkes fotoğraflara ulaşabiliyor. Arkadaşlarınıza mesaj atabiliyor, kimlerin profilinize baktığını, kaç kere baktığını görebiliyorsunuz.
Sitenin kullanıcıları genelde, üniversiteyi ya da liseyi yeni bitirmiş genç kadınlar. “Bu konuda benzersiziz, çünkü üyelerimiz genellikle kadın. Bu tür arkadaşlık sitelerinde az rastlanan bir şey.” diyor Popkov. “Üyelerimiz en çok 21-25 yaş arası bayanlar. Moskova’da, 12-50 yaş arasının üçte biri, sitemizde.”
“Rusya’da Odnoklassniki.ru gibi bir çok site var; fakat bizimle yarışabilmeye en çok yaklaşan, Facebook’un görünümünü kopyalamış olan Vkontakte.ru ve biz her alanda onların çok ilerisindeyiz.” diye iddia ediyor Popkov.

Türkiye-Rusya ilişkileri bakımından 2009

Soğuk savaş döneminde iki zıt kutupta yer alan Türkiye ve Rusya arasında iş adamlarının başını çektiği ilişkilerin yakınlaştırılması, bu yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün şubat ayında Moskova'ya yaptığı 4 günlük devlet ziyaretiyle stratejik ortaklığa doğru ilerlemeye başladı.

Gül'ün, Rusya ile gümrüklerde Türk TIR'larına yönelik uygulanan kısıtlamaların doruğuna ulaştığı bir dönemde yaptığı Rusya ziyaretine, ilk olarak Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, ardından da Rusya Başbakanı Vladimir Putin görüşmelerinde iki ülke arasındaki ilişkiler detaylı bir şekilde masaya yatırıldı.

Gül'ün Rusya ziyareti "devlet ziyareti" seviyesine yükseltilirken, ziyaret sırasında, "İlişkilerin yeni bir aşamaya doğru ilerlemesi ve dostluğun ve çok boyutlu ortaklığın daha da derinleştirilmesine ilişkin ortak deklarasyon" imzalandı. Deklarasyon iki ülke ilişkilerinin her alanına pencere açacak nitelikte kapsayıcı olurken, Türkiye-Rusya ilişkilerinin bir anlamda yeniden tanımlanması oldu. Deklarasyonun ilgi çeken noktalardan biri de, 1921 yılında Rusya ve TBMM hükümeti arasından imzalanan dostluk ve kardeşlik anlaşmasına ve sonraki yıllarda (1992, 2001 ve 2004) imzalanan anlaşmalara atıfta bulunması oldu. Cumhurbaşkanı Gül ve Medvedev'in Kremlin'de imza attığı ortak deklarasyonda, ikili ilişkilerin sıkılaştırılması; bölgesel ve uluslararası sorunlarda ikili danışma mekanizmalarının oluşturulması; uluslararası kuruluşlara adaylıklarda karşılıklı destek; terör, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve uluslararası nitelikteki suçlarla mücadelede işbirliğini artırma; iki ülke çıkışlı mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımına imkan sağlayacak yasal düzenlemelerin en kısa sürede ikili anlaşmalara uygun şekilde hayata geçirilmesi; müteahhitlik alanında sağlanan işbirliğinin Soçi Olimpiyat Oyunlarının altyapı hazırlığı çalışmalarına da aktarılması; kara, deniz ve demir yolu taşımacılığının geliştirilmesini öngören projelerin desteklenmesi ve ikili anlaşmalara uygun olarak en kısa sürede hayata geçirilmesi; enerji alanındaki işbirliğinin somut projelerle çeşitlendirilmesi; turizm, askeri ve savunma sanayisi alanlarındaki işbirliğinin geliştirilmesi ve vize işlemlerinde kolaylaştırıcı çalışmaların yapılması gibi temenniler yer aldı. Nükleer enerji alanındaki işbirliğinin ekonomik ilişkilerin önemli bir parçası olduğu vurgulanan deklarasyonda, Türk tarafının Rus firmalarının Türkiye'deki nükleer enerji projelerine gösterdiği ilgiden duyduğu memnuniyet de dile getirildi.

Rus basınında çıkan, Gül'ün Rusya temaslarının önemli gündemini gaz konularının oluşturduğu, iki ülkenin Avrupa'ya yönelik doğal gaz boru hatları yönündeki pozisyonlarını yakınlaştırdığı yolundaki haberler, daha sonra Putin'in Ankara ziyaretinde çok daha somutlaşarak, Türkiye'nin Güney Akım doğal gaz boru hattının kara sularından geçmesine izin vermesine varacak sürecin başlangıcını oluşturdu.

Gül'ün Moskova ziyaretinin bir diğer önemli noktasını iki ülkenin ticaretini ruble ve lira olarak yapma önerisi oluştururken, Rus tarafı bu öneriye olumlu yaklaştı. Nitekim Garanti Bankası, ziyaret öncesinde rubleyle işlemlere başlamıştı.

Cumhurbaşkanı Gül'ün protokolün en üst seviyede uygulandığı Rusya ziyaretinde normal planlanan görüşmeler samimi bir ortamda yapıldı ve görüşmeler planlanan sürenin çok ötesine sarktı. Putin ile de yine sıcak ve samimi görüşmeler yapılırken, bu görüşmelerde Gül, "İki ülke arasında son yıllarda sağlanan yakın işbirliğinin mimarının Putin olduğunu" söyledi.

Putin ise bu görüşmede, "Türkiye dış politikamızda öncelikli ülkedir" ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan Soçi’de Putin ile bir araya geldi

Gül'ün devlet ziyaretinin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da 17 Mayısta Rusya'nın sayfiye kenti Soçi'de Putin ile bir araya gelerek, iki ülke ilişkilerindeki son durumu detaylı bir şekilde ele aldı. Erdoğan, görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, bölgenin Türkiye ve Rusya'ya yüklediği bazı görevler olduğuna inandığını belirterek, "Bölgenin huzuru, mutluluğu için bu adımları atmaya mecburuz. Bunun içerisinde Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu, bunun içerisinde Orta Doğu sorunu, bunun içerisinde Kıbrıs ile ilgili sorun var" dedi.
“Ticaret hacmi 2008’de 35 milyar doları aştı”
Görüşmeler sırasında iki ülke arasındaki ilişkilerin hemen her alanında "çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık temelinde önemli gelişmeler kaydedildiğini" söyleyen Erdoğan, "Ülkelerimiz arasında ticaret hacmi yoğun bir şekilde artıyor" diye konuştu. Erdoğan, "Ticaret hacmimiz 2008 sonu itibarıyla 35 milyar doları aşmış durumda. Turizm noktasında Rus vatandaşların ülkemizi tercih etmesi, bizlere ayrı mutluluk veriyor. Bu, halklarımızın da kaynaşmasını temin ediyor. Rusya ve Türkiye'nin bu dayanışması, geleceğe yönelik atılan en önemli temelleri oluşturuyor ve bunu çok daha değişik alanlara yayma durumundayız. Şu andaki rakamları yeterli bulmuyoruz. Daha da artacağına inanıyoruz" ifadesini kullandı. İki ülke arasında enerji konusunun önemli bir yer tuttuğunu belirten Erdoğan, Türkiye'nin doğal gazın önemli bir bölümünü bu ülkeden temin ettiğini anımsattı. Erdoğan, "1986'da başlayan 'Batı-1' dediğimiz süreç 2011'de bitiyor. 2012'den itibaren tekrar devamı konusunda da mutabıkız. Doğal gaz noktasında gerçekten sıkıntılı anlarda, hiçbir zaman Rusya Federasyonu bu sıkıntıları bizlere yaşatmayıp, tam aksine ilave gaz vermek suretiyle sıkıntılı bu anları atlatmamıza da yardımcı olmuştur" dedi.

Rusya Federasyonu'ndan elektrik enerjisi alabilme çalışmalarını da Putin ile görüştüğünü ve "çok çok önemli" saydığı konulardan birinin de ikili ticaretin ulusal para birimleriyle yapılabilmesi konusu olduğunu söyleyen Erdoğan, "İnanıyorum ki bu iki ülkenin de kur noktasındaki sıkıntısını giderecektir" diye konuştu.

Putin de yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki ilişkilerin son yıllarda çok olumlu şekilde geliştiğini belirterek, özellikle Ankara anlaşmasının imzalanmasından sonra geçen sürede ilişkilerde çok büyük ilerleme sağlandığına dikkat çekti.

Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ticaret hacminin 35 milyar dolar dolayına geldiğine dikkati çeken Putin, "Bununla yetinmiyoruz, daha ileri seviyeleri hedefliyoruz. Karşılıklı yatırımlar konusunda da aynı seviyede bir gelişme söz konusu. İlişkilerimizde bu tatminkar tablonun devam etmesini istiyoruz" dedi.

Vladimir Putin, "Bize göre 34, Türkiye'ye göre 35 milyar dolarlık bir ticaret hacmi var. Rusya, Türkiye'nin bir numaralı ticaret partneri haline geldi. Bizim açımızdan da Türkiye, 5. büyük ticaret partneri haline geldi. Enerji ilişkilerinin çeşitlendirilmesine önem veriyoruz. Erdoğan ile atom enerjisi konusunu görüştük. Türkiye, Almanya gibi bir ülkenin önüne geçerek, Avrupa'da Rus gazını en fazla tüketen 3. ülke haline geldi. Türkiye, geçen yıl 24 milyar metreküp gaz ihraç etti. 2015 yılında da bu miktar 35 milyar metreküpe çıkarılacak" ifadesini kullandı.

Putin’in Türkiye ziyareti, ilişkilerde yeni bir dönem başlattı

Putin'in ağustos ayında Ankara'ya yaptığı günü birlik ziyaret sırasında iki ülke ilişkileri yeni bir aşamaya geçerken, ziyaretin en önemli gündem maddesini Türkiye'nin, Güney Akım doğal gaz boru hattının karasularından geçmesine izin vermesi oldu.

Dünya basını, Türkiye'nin Nabucco'nun en büyük rakibi olduğu belirtilen Güney Akım'a sınırlarını açarak Ankara'nın Nabucco'dan çıkacağı endişesini dile getirirken, Türkiye böyle bir niyetinin olmadığı, Nabucco ve Güney Akım'ı rakip değil, birbirini tamamlayıcı projeler olarak gördüğü açıklamasını yaptı.

Putin'in Ankara temaslarındaki en önemli gündem maddesini enerji konuları oluştururken, görüşmelerde Mavi Akım-2 doğal gaz boru hattının İsrail'e uzatılması, Samsun-Ceyhan petrol boru hattı, Güney Akım doğal gaz boru hattı, nükleer enerji santrali ve Tuz Gölü altında doğal gaz deposu inşasının Rus şirketi tarafından yapılması, Türk tırlarına Rus gümrüklerinde uygulanan sıkı denetim gibi konularının konuşulduğu belirtildi. Ziyaret çerçevesinde nükleer enerji dahil çeşitli alanlarda bazı anlaşmalar imzalandı. Enerji işbirliği kapsamında birçok önemli konunun ele alındığı ziyarette, Güney Akım Projesi kapsamında Türkiye'nin münhasır alanında sismik araştırma yapılması için bir protokol de imzalandı.

Ziyaret, Samsun-Ceyhan petrol boru hattına kaynağın sağlanmasını güvence altına alırken, Türk tırlarının Rus gümrüklerinde çektiği sıkıntının da sona ermesini sağladı.

Rusya Federal Gümrük Servisi, Temmuz 2008'de yayımladığı bir iç genelgeyle Türkiye'den Rusya Federasyonu'na yapılan tüm sevkıyatlara ilişkin yoğun kontroller başlatmış, 13 Ağustos 2008 tarihli iç genelgeyle de Türkiye'den sevk olunan ve Türk menşeli tüm ürünlere yüzde 100 gümrük kontrolü uygulayarak, Türk araçları ve ürünlerini Rus gümrüklerinde uzun süreli beklemelere maruz bırakmıştı.

Kriz, Putin'in Ankara ziyareti sırasında iki ülke gümrük idaresi başkanları tarafından imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Müsteşarlığı ile Rusya Federasyonu Federal Gümrük Servisi Arasında Gümrük İşlemlerine İlişkin Mutabakat Zaptı" sayesinde aşılırken, zabıtta Rusya Federasyonu Gümrük Servisinin, "Türkiye menşeli ve Türkiye'den ithal edilen eşyaya yönelik tam tespit uygulamasını içeren 13 Ağustos 2008 tarihli genelgeyi ve diğer idari tedbirleri, 17 Ağustos 2009 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldıracağı" hükme bağladı. Böylece, Türk menşeli ürünlerin tabi tutulduğu tam tespit uygulaması 17 Ağustosta sona erdi.

Ticaret hacmine küresel kriz ve gümrük darbesi

Türkiye ile Rusya arasında 2008 yılında 40 milyar dolara yaklaşan ticaret hacmi, Rusya'yı Türkiye'nin birinci, Türkiye'yi de Rusya'nın 5. büyük ticaret ortağı haline getirirken, küresel ekonomik kriz yüzünden ticaret hacmi ciddi şekilde düştü ve Almanya, bir yıllık aradan sonra yine Türkiye'nin birinci ticaret ortağı haline geldi.

Türkiye'nin Moskova Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliğinden elde edilen bilgiye göre, iki ülke arasında ticaret hacmi, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 40 oranında düşüşle 18,2 milyar seviyesinde oldu.

Bu dönemde Türkiye'nin Rusya'ya ihracatı 2,6, Türkiye'nin Rusya'dan ithalatı 15,6 milyar dolar olurken, yetkililer, bu düşüşte, küresel ekonomik kriz, enerji fiyatlarındaki düşüş ve Rus gümrüklerinde Türk tırlarına ve mallarına yönelik uygulamanın etkisinin büyük olduğunu kaydetti.

Yetkililer, Rusya ile ticaret hacmindeki düşüşün bu yıl başında yüzde 50-55 civarında seyrettiğini, ancak hem krizin etkilerinin yavaş yavaş azalmaya başlaması, hem de gümrük sorununun çözülmesi sayesinde düşüşün yüzde 40'a kadar gerilediğini ifade etti. Bu arada uzun yıllar Türkiye'nin birinci büyük ticaret ortağı olan Almanya, geçen yıl yerini kaptırdığı Rusya'yı bu yıl birkaç yüz milyon dolarla geçerek yine ilk sıraya oturdu.

“Türkiye’yi ziyaret eden Rus turist sayısında yüzde 6,5 oranında düşüş”

Bu arada küresel ekonomik kriz turizm sektörünü etkilerken, Rusya'dan Türkiye'ye gelen turist sayısında da geçen yıla kıyasla yüzde 6,5 oranında düşüş oldu.

Moskova'daki Turizm Ataşeliği yetkilileri, Rusya'dan Türkiye'ye geçen yılın ilk 10 ayında gelen turist sayısının 2 milyon 768 bin 198 olduğunu, ancak bu yılın aynı döneminde bu sayının yüzde 6,5 oranında düşüşle 2 milyon 584 bin 244 olarak kaydedildiğini bildirdi.

Yetkililer, düşüşün özellikle bu yılın ilk aylarında yoğun olarak meydana geldiğini, ancak ilerleyen aylarda toparlanma başladığını belirterek, geçen yıl ekim ayında Türkiye'ye gelen Rus turist sayısı 156 bin 350'ken bu yıl ekim ayında bu sayının yüzde 1,5'luk düşüşle 154 bin 544 olduğunu ifade etti.

Küresel ekonomik krizin sonuçlarının nasıl olacağı konusundaki belirsizliğin hala ortadan kalkmadığına dikkat çeken yetkililer, her şeye rağmen gelecek yıl Rus turist sayısının eski seviyelere ulaşmasını beklediklerini söyledi.

“İlişkiler eskisinden güçlü”

Bu yılki gelişmeler, Türkiye-Rusya ilişkilerini daha da sağlamlaştırdı. Eskiden iki ülke arasında çok ciddi krize küçük sorunlar bile yol açabilirken, artık iki ülke, çok büyük sorunlara dahi serinkanlı yaklaşabiliyor.

Nitekim Rusya'nın Türk tırlarına ve mallarına uyguladığı sıkı denetim rejimi yüzünden ihracattaki önemli düşüşe rağmen, sorun, kamuoyu önünde değil, iki ülke yetkilileri arasında yürütülen müzakerelerle çözüldü. Rus Atomstroyeksport, İnter RAO ve Türkiye'nin Park Teknik şirketlerinin ortak girişim grubunun aldığı Türkiye'nin ilk nükleer santral ihalesinin iptaline de, en azından kamuoyu önünde Rus yetkililerinden sert tepkiler gelmedi.

Analistler, "eskiden olsa böylesi bir durumda değişik yetkililerin tepkilerinin her gün basında çok geniş yer bulacağına, ancak iki ülke ilişkilerinin geldiği boyut ve Erdoğan-Putin ikilisinin politikası sayesinde, benzer sıkıntıların iki ülke arasında birçok alanda var olan komisyonlar aracılığıyla sessiz bir şekilde çözülmeye çalışıldığına" dikkat çekiyor.

Rus halkının çoğunluğu Stalin'i haklı görüyor

Bugün Stalin’in 130’uncu doğum günü.
Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nin, 21 Aralığı törenlerle kutlamaya hazırlandığı günlerde, Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi (VTSİOM) sosyologları, halkın Stalin hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için yeni bir inceleme yaptı. Yapılan araştırmanın sonuçları, kimilerince “halkların lideri/babası” sayılan Stalin ve izlediği politikaları olumlu değerlendirenlerin sayısının, olumsuz değerlendirenlerden daha fazla olduğunu gösterdi.

VTSİOM, halkın Stalin hakkındaki görüşleri ile ilgili araştırmaları 1998 yılından beri yapıyor. Bu incelemelerin yapıldığı yıllardan beri, halkta birbirinden bütünüyle farklı iki düşünce gözlemleniyor. Halkın bir bölümü için Stalin, milyonlarca masum insanın ortadan kaldırılmasının suçlusu, katı yürekli, insanlıktan nasibini almamış bir despot. Diğerleri için ise, “Stalin’e mal edilen hata ve kusurlar”ın özel bir önemi yok, çünkü “en önemli olan Stalin’in önderliğinde Büyük Vatan Savaşının kazanılmış olması”. Her iki farklı düşünceyi paylaşanların oranı da %35.
Stalin’i “SSCB’yi kudret ve refaha eriştiren bilge bir kişi” olarak görenler, halkın %17’sini oluşturuyor. “Şiddetli bir sınıf mücadelesi ve dış tehdit olduğu dönemde, ülkede düzeni yalnızca katı bir yönetici sağlayabilir” düşüncesiyle Stalin’i savunanların oranı %15’ken, “Halkımız, bu tür bir lider olmadan hiçbir zaman yapamaz, eninde sonunda gelecek ve düzeni kuracaktır” diyenler halkın %11’ini oluşturuyor.

Bu istatistiksel sonuçların gösterdiği gibi, Stalin’in uygulamalarını olumlu görenlerin sayısı, onu bir despot olarak görenlerden daha fazla görünüyor.

VTSİOM genel müdürü Valeriy Fyodorov’un “Kommersant” gazetesine aktardığı bilgilere göre, Stalin ve izlediği politikalara olumlu yaklaşan çoğunluğu yaşlı nesil oluşturuyor. Orta yaşlı nesilin düşünceleri ise hemen hemen iki parçaya bölünüyor; bir kısmı “Stalin’in ülkeyi tahta sabanlı bir durumda aldığını ve onu nükleer roket kalkanlı bir duruma getirdiği”ni söyleyerek Stalin’in yanında yer alıyor; diğer kısmı ise, Stalin’in hiçbir yararlığının GULAG çalışma kamplarında olanları aklayamayacağını düşünüyor. Valeriy Fyodorov’un aktardığı bilgiye göre, genç nesil ise, Stalin’e tamamen kayıtsız kalıyor.

Halkın Stalin için düşündükleri konusunda yorumlarını sunan Moskova Devlet Üniversitesi, Tarih Fakültesi profesörü Nikolay Naumov, “Rus toplumunda Stalin’e duyulan nostaljik duygular, gerçek demokrasi ve gerçek sosyal eşitlik oluşuncaya kadar korunacaktır,” diyor. Tarih profesörünün değerlendirmesine göre, tarif edilen koşulların oluştuğu gün, toplum, Stalin’i “kanlı bir cellat” veya “etkili bir yönetici” olarak görenler biçiminde ikiye ayrılmayacak ve Stalin, herkes için yalnızca “tarih sahnesinin gördüğü en büyük oyunculardan biri” olacak. Bugünkü öğrencileri için Stalin’in yalnızca tarih olduğunu belirten Nikolay Naumov, eğer varlıklı ile yoksul arasındaki uçurum genişlemeye devam ederse, o zaman Stalin’e duyulan özlemin de artacağı görüşünde.

18 Aralık 2009 Cuma

Rusya'nın Dede Yadigarı Heykelleri

Sovyetler Birliği'nin en önemli simgelerinden biri sayılan Moskova'daki 'İşçi ve Çiftçi Kadın' heykeli uzun yıllar süren restorasyon çalışmalarının ardından tekrar törenle eski yerine dikildi.

Moskova'daki Tüm Rusya Sergi Merkezi'nin kuzey girişinde inşa edilen yeni bir müze binasının çatısına dikilen anıtın resmi açılış törenine Moskova Belediye Başkanı Yuri Lujkov'un da aralarında bulunduğu çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi ve Rus vatandaşları katıldı.

2003 yılında restorasyon için yerinden alınan anıtın eskiden bulunduğu yerin yakınında 10 metre daha yüksek bir yere dikiliyor olmasını memnuniyetle karşılayan vatandaşlar bu tarihi anı canlı olarak yaşamak için Tüm Rusya Sergi Merkezi'ne akın etti.

Eski Sovyet sanatçısı Vera Muhina tarafından 1937 yılında paslanmaz çelikten yapılan 24.5 metre yüksekliğindeki heykelin açılış töreninde lazer ve havai fişek gösterisi yapıldı.

Vladimir Kuznetsov isimli yaşlı bir vatandaş "Sovyetler Birliği'ni sembolize eden bu heykelin yeniden dikilmesi beni çok mutlu etti. Zira halkımızın büyük çoğunluğu hala Sovyetler Birliği'nin anılarıyla yaşamakta. Eski devletimizin farklı alanlarda kazandığı başarıları sembolize eden bu heykel, aynı zamanda mükemmel bir sanat eseridir. Moskova Belediyesi'ne böyle güzel bir anıtı restore etiği için teşekkür ediyorum. Çok güzel olmuş. Bu heykel 1937 yılında Paris'te sergilendiğinde Fransızlar bile hayranlıklarını saklayamamışlardı. Tarihin genç kuşaklara da aktarılması açısından da bu heykelin yeniden dikilmiş olması çok önemlidir" dedi.

Sovyet Sosyalist gerçekçi sanat tarzının tipik bir örneği olan İşçi ve Çiftçi Kadın heykelinin 1937 yılında Paris'teki uluslararası fuarda sergilenmek üzere yapıldığı biliniyor.

Stalin'in Metro teftişi















Moskova Metrosu, kuşkusuz dünyanın en eski ve büyük metrolarından biri...

Tarihi dokusu ve sanat içerikli yapısı ile Moskova'da turistlerin en fazla ilgisini çeken yerlerden.

Moskova Metrosu, günümüzde büyüklük bakımından New York, Paris, ve Londra metroları ile karşılaştırılsa da iç mimarisi ve dekorasyonu bakımından dünyanın en güzel metrosu olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir.

Metronun yapımı, Josef Stalin tarafından 1931'de başlatılmış. O zamanlar, komünist partili işçiler ve konsomol üyesi gençler tarafından inşaat sürdürülmüş...

Moskova Metrosu'na ilişkin en komik şehir efsanelerinden biri şöyle:
Güya Metro'nun projesi Stalin'e sunulduğunda Stalin, elindeki kahve kupasını masanın üzerine yayılı projenin üstüne koymuş, kupanın altına sızmış kahve projenin üzerinde kahverengi yuvarlak bir iz, bir leke bırakmış. Toplantıdaki hiçbir mühendis korkudan soramadığı için de proje o şekliyle gerçekleştirilmiş. Bütün diğer Metro hatlarını birleştiren bir köprü görevini gören kahverengi renkli yuvarlak Koltsevaya (Кольцевая) Hattının hikayesi böyle. İnandırıcı değil, ama matrak bir hikaye.

Moskova Metrosu, 2. Dünya Savaşı sırasında Sovyet liderleri için önemli bir sığınak ve merkez olarak kullanılmıştır. Özellikle, Stalin, 1941 Kışında Nazi askerleri başkenti tehdit ederken şehri terketmemiş ve buradaki karargahından ayrılmayarak savaşmakta olan Sovyet toplumuna moral vermiştir.

Metro, Stalin'in iyi yaptığı şeylerden biri...Halen yaşıyor olsaydı gurur duyuyor olması normaldi...

Yukarıdaki resim Moskova Metrosu'nda Stalin taklidi bir şahsın fotoğrafı. Konuya eğlenceli bir katkısı var. Aslında ona ömür boyu Metro'da bedava yolculuk kartı verilmeli.

17 Aralık 2009 Perşembe

Moskova'nın bit pazarları















Bit pazarları bir şehrin ruhunu yansıtan önemli mekanlardandır.

Kuşkusuz bunların en bilinenleri, Paris, Londra ve NewYork’daki bit pazarlarıdır. Ama Moskova’daki bit pazarlarını da hiç azımsamamak lazım. Moskova’ya kısa süreliğine gezmeye gelen turistler, dostlarına özgün hediyeler almak isteyenler ve evine, işyerine dekoratif eşyalar almak isteyenler için buraları bulunmaz yerlerdir.

Moskova’da da birkaç bit pazarı ( Блошиные рынки )var: Izmailova’daki 'Vernisash' ve Lianozovsky (лианозовский )’deki Mark ve babushkas.

Bazen bit pazarları arkeolojik kazıların yapıldığı ören yerleri gibi, tarihten önemli ipuçlarının yakalanabildiği eşyaların bulunabileceği mekanlardır. Örneğin Avustralya’da, Melbourne’un varoşunda bir bit pazarında Beatles’ın bilinmeyen kayıtlarını bulup, bunlara sadece 36 dolar ödeyip satınalan yaşlı bir adam belki de hiç bilinmeden yitip gidecek değerli ürünlerin keşfedilmesine katkıda bulunmuştu.

Moskova’daki bit pazarlarıyla ilgili olarak da dilden dile dolaşan buna benzer efsaneler var.

Mesela Kültür Bakanlığı yakın bir geçmişte Henrich Semiradsky’nin Taganrogsky Sanat Müzesi’nden çalınan bir tablosunun bulunduğunu açıkladı.

Kültürel değerlerin korunmasıyla ilgili bölümün başkanı Victor Vasilevich Petrakov da bit pazarlarının kültürel hayatın önemli bir parçası olduğunu söylüyor. Aslında hiç de haksız değil…

15 Aralık 2009 Salı

GS'lı Metin Kurt'tan bir anı

Galatasaray'ın efsanevi futbolcusu Metin Kurt bir anısını şöyle anlatıyor:

Spartak Moskova maçını oynuyoruz. Muzaffer (Sipahi) ile A Milli takım kadrosundan gelip Galatasaray kafilesine katılmıştık.

Hava sıcaklığı Moskova’da eksi otuz ile otuz beş derece arasında.

Maça çıkacağız. Sağ olsun, rakip takım bize külotlu yün çorap gönderdi. Biz delikanlıyız ya! Reddettik. Biz hiç külotlu çorap giyer miyiz?

Sahaya çıktık. Aman Allahım. O ne soğuk? Soğuğu biliyoruz ama bir şort bir fanilayla çıkmışsın o soğuğa. Bir bakıma seni o soğukta çıplak sokağa koymuşlar!

Doğru koştuk çoraplara. Öyle bir giyişimiz var ki, anlatamam. Hem gülüyor, hem de alelacele giyiyoruz. Neredeyse iki çorabı üst üste giyeceğiz. Anlamamız gerekirdi.

Soyunma odalarında sahayı gösteren ve sadece o stadyum için kurulu kapalı devre televizyon vardı. Yedek kulübesi yok. İçerden, seyrediyorsun maçı. Dışarıda oturmanın imkanı yok… öyle bir havada sahada buzdan eser yok. Tabandan ısıtma sahaya ilk kez orada şahit oldum…

O şartların takımı Spartak Moskova’ya 3-0 gibi küçük bir skorla yenilerek bu macerayı kapamış olduk.

Küçük skor diyorum, zira skor daha kabarık olabilirdi ama bizim Aydın (Güleş) sağ olsun, bizi farklı yenilgiden kurtardı!

Sahada ayakta duracak halimiz yok. Adamlar başladı golleri bir bir sıralamaya.

Aydın gitti, önünde oynayan açığa el kol hareketleri ile, “ siz sosyalist, biz sosyalist, yeter artık üzerimize gelmeyin” gibisinden uyuşmuş dudaklarıyla bir şeyler anlatmaya çabaladı.

Ardından aleni bir hareketle orta çizgiyi gösterip bizim sahayı işaret etti. 'Buradan, buraya geçmek yok. Bu taraf sizin, bu taraf bizim. Artık burdan geçmek yok!'

Aydın’ı anladı mı karşısındaki futbolcu, kimdi bilmiyorum; ama gerçekten Ruslar üzerimize gelmedi.

İlk üç sayıya kadar fırtına gibi esip dalga dalga üzerimize gelen takım rüzgarı kesilmiş denizin ortasında yelkeni sönmüş tekneye benzedi ve maç 3-0 skorla hezimet olmadan bitti."

IMF iyimser: Rusya 2010’da yüzde 3,5 büyüyecek

Uluslar arası Para Fonu’nun (İMF) 2010 yılı Rusya ekonomisi ile ilgili tahminleri iyimser. Toparlanma döneminde girecek Rusya ekonomisi yüzde 3,5 büyüyecek. İMF’ye göre ödenmeyen kredilerin artması ve yerel tüketimin azalma ihtimali risk oluşturuyor.
Hükümet harcamalarının 2007’ye kıyasla gayri safi milli hasılanın yüzde 7’si kadar artmasının enflasyonu tetikleme tehlikesi olduğuna işaret eden İMF, rublenin aşırı değerlenmesi ve petrol gelirlerine aşırı bağımlılığın da Rusya ekonomisi için tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.

Enflasyon yüzde 5’in altına çekilmeli
Rusya Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede daha aktif olması gerektiğini savunan İMF’ye göre, 2010’unun sonunda enflasyonun yüzde 5’in altına çekilmesi için çalışma yapılması gerekiyor.
İMF ayrıca, bütçede oluşan mali açığın para politikaları üzerinde aşırı baskı oluşturma ihtimali olduğuna dikkat çekerek, “Rusya’nın yabancı döviz rezervleri kurlarda ani değişime engel oldu. Ancak, rublenin güçlenmesi için yapılan çalışmalar döviz girişinin uzun süre devam etmesine engel olabilir.” hatırlatmasında bulundu.


Faizlerde indirime dikkat
Kasım ayında Rusya’da gerçekleşen İMF heyetinin incelemelerinin ardından yapılan açıklamada, Rusya’da bankacılık sektörünün istikrarlı hale gelmeye başladığı ve hükümetin sağladığı likid desteğin bir çok sorunun üstesinden gelinmesinde yardımcı olduğuna dikkat çekildi.
İMF bütçe açığının artması nedeni ile faiz indirimleri konusunda da dikkatli olunmasını istedi. İMF’den Rusya ekonomisi ile ilgili yapılan açıklamada, “Şimdi görev kısa ve orta vadede veriler değerlendirilerek krizden çıkış stratejisini güçlendirmek.” denildi.


Faruk Akkan, Moskova, Cihan

10 Eylül 2009 Perşembe

Rusların en çok beğendiği roman: Usta ve Margarita

10 Eylül 2009, Perşembe

Ruslar arasında yapılan ankete göre, ülkede en çok beğenilen roman Sovyet döneminin ilk yıllarında Mihail Bulgakov'un yazdığı Usta ve Margarita eseri oldu.

Rus SuperJob.ru haber portalının yaptığı “Sizce en iyi eser hangisi?” araştırmasında, Rusların yüzde 16'sı Sovyet yazar Mihail Bulgakov'un “Usta ve Margarita” romanını çok beğendiğini söyledi. Ruslar kitapla ilgili, “Çok mükemmel ve eğitici bir roman!”, “Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Rusya'da eserdeki anlatılan karakter, zihniyet, düşünce ve kafa yapısı halen kalmakta.” ifadelerini kullandı.

Araştırma, Lev Tolstoy ve Fyodr Dostoyevski gibi ünlü yazarların eserleri de Rusya’da ne çok okunanlar arasında. Araştırmaya göre, en çok beğenilen ikinci eser Tolstoy'un “Savaş ve Barış” (yüzde yedi). Üçüncü sırada ise Dostoyevski'nin “Suç ve Ceza” eseri geliyor (yüzde üç). Diğer sıralamada ise A.Puşkin'in “Yevgeni Onegin”, A.Griboedov'un “Akıl Belası”, N.Gogol'un “Ölü Canlar” gibi eserleri de yer alıyor.
Usta ve Margarita eseri, 20.yüzyılın 30'lı yıllarında Moskova'da yaşanan olayları anlatıyor. Eserlerinde Sovyet sistemini eleştiren yazar Bulgakov, Usta ve Margarita başta olmak üzere bazı kitablarının basıldığını görmeden hayatını kaybetti. Yazar öldükten sonra eşi sakladığı elyazmaları ve not defterlerini 1960-70'lı yıllarda gün ışığına çıkardı. O yıllarda dergide, daha sonra kitap olarak basılan Usta ve Margarita romanı eski SSCB'nin çöküşüne az kala tüm Rus okuyucuların kalbini fethetmişti.
Kitapta Hz.İsa'nın hayatı, yaşadığı olaylar, iyi ve kötü mücadelesi ve SSCB’ye yönetimine eleştirel bir bakışla ele alınıyor. Moskova'nın ünlü tarihi Arbat sokağında yazarın eseriyle ilgili anıt levhası da bulunuyor.


Fuad Seferov, Moskova, Cihan

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Moskova'nın "Heykel Müzesi mi, yoksa mezarlığı ya da hapishanesi mi?"

Herkes aynı yere bakar, herkes başka şey görür.

Geçenlerde Moskova'nın Açık Hava Heykel Parkı'na gittim; büyülendim. Bu kadar çok ve güzel eseri yaratan sanatçılara sahip bir halka saygı duymamak mümkün değil. Görmeyenler de mutlaka gitmeli.

Ancak döndükten sonra başka şeyler de düşündüm. Geçmişte şehrin en merkezi yerlerinde sergilenen bu heykeller, rejim değiştikten sonra orijinal mekanlarından sökülüp bu parka getirilip sergilenmeye başlamışlardı. Heykellere konu olan insanlar çoktan öldüklerinden ancak heykelleri hapsedilmişti bir anlamda.

Her dönemin kendi doğruları vardı. İşin ironik yanı; yapılanlar her zaman ulusun, halkın çıkarları için ve demokrasi için yapılıyordu

Moskova’nın en güzel parkı hangisidir?” diye sorsalar ne cevap verirsiniz? Gerçi adeta bir “parklar şehri” olan Moskova’da bu tanıma uyan birçok park adı sayılabilir ancak, bir tanesi var ki kuşkusuz Moskova’nın en ilginç parkı burası: Heykel Parkı. Yüzlerce çağdaş ve klasik heykelin sergilendiği bu açık hava parkı, Sovyetler zamanında şehri süsleyen, ancak Birliğin dağılmasının ardından yerlerinden sökülen “ideolojik heykeller”i barındırıyor olmasından dolayı da bir “heykel mezarlığı” aynı zamanda. İşte KGB’nin kurucusu Feliks Dzerjinski’nin dev heykelinden Stalin’in burnu kırık heykeline kadar Sovyet dönemine ait birçok önemli heykel ve anıt yapının sergilendiği bu ilginç parkın öyküsü:


Açık Hava Heykel Parkı Moskova’nın neresinde yer alır?

Açık Hava Heykel Parkı, Kırım Köprüsü yakınındaki Gorki Parkı’nın ana giriş kapısının karşısında bulunan Sanat Parkı’nın (Park İskustv) bitiminde yer alır. Bazı kaynaklarda “Yıkık Anıtlar Mezarlığı” veya “Heykel Mezarlığı” olarak da anılan park, “Park Kulturi” metro istasyonu yakınlarındadır. Ayrıca, Merkez Ressamlar Evi ve dünyaca ünlü Tretyakov Galerisi’nin ek binası olan Yeni Tretyakov Galerisi de parka komşu olan diğer sanat mekanlarıdır.

Parka “Yıkık Anıtlar Mezarlığı” veya “Heykel Mezarlığı” denmesinin sebebi nedir?

Açık Hava Heykel Parkı’nda çağdaş heykel ve anıtların yanı sıra, Sovyet dönemi sonrasında Moskova sokaklarından kaldırılan eski heykeller de yer almaktadır. 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasının ardından eski yerlerinden sökülerek bu parka konulan heykellerden dolayı, Açık Hava Heykel Parkı’na aynı zamanda “Yıkık Anıtlar Mezarlığı” veya “Heykel Mezarlığı” da denmektedir.

Açık Hava Heykel Parkı, Sanat Parkı, Merkez Ressamlar Evi ve Yeni Tretyakov Galerisi binalarının yapımları ne zaman gündeme getirilmiştir?

Günümüzde Merkez Ressamlar Evi, Yeni Tretyakov Galerisi, Sanat Parkı ve Açık Hava Heykel Parkı’nı içinde barındıran sanat kompleksi niteliğindeki geniş alan Sovyetler Birliği zamanında birçok projenin inşaası için gündeme getirilmiş, ancak farklı nedenlerden dolayı bu projeler gerçekleştirilememiştir. İlk olarak, 1920’li yıllarda, şehrin yeniden yapılandırılması amacıyla başlatılan “Yeni Moskova” projesi kapsamında, bu alanda bir stadyum inşa edilmesi kararı alınmış, fakat daha sonra bu projeden vazgeçilmiştir. 1931 yılına gelindiğinde ise, yapımı planlanan devasal Sovyet Sarayı için Kızıl Meydan yakınlarındaki Kurtarıcı İsa Katedrali yıkılmadan önce, bu alanın da sarayın inşaası için uygun olabileceği görüşü dile getirilmiştir. Sarayın inşası gündemden kalktıktan sonra bu sefer de, Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi binalarının bu alanda inşa edilmesi kararlaştırılmış, çalışmalara başlanmış, fakat araya giren II. Dünya Savaşı nedeniyle bu proje de yarım kalmıştır. En son, bu geniş alanın çok sayıda konutla donatılması konusu gündeme getirilmiş olsa da, 1960’lı yılların başında ortaya atılan “Sanat Parkı” projesi ile birlikte konut projesi de rafa kaldırılmış ve daha sonradan Dış Ticaret Bakanlığı binasının da bu alanda inşa edilebileceğine dair sesler yükselmesine rağmen, “Sanat Parkı” projesine devam edilme kararı alınmıştır. İnşaatlarına 1970 yılında başlanan Merkez Ressamlar Evi ve Yeni Tretyakov Galerisi binalarının yapımı 1979 yılında tamamlanmış ve bu binaların dışında kalan kısım, planlandığı şekilde Sanat Parkı olarak faaliyet göstermeye başlamıştır.

Açık Hava Heykel Parkı ne zaman açılmıştır?

1983 yılından itibaren SSCB Ressamlar Birliği’nin öncülüğünde Merkez Ressamlar Evi binasının önünde çağdaş heykel sergileri düzenlenmeye başlanır. 18 Aralık 1990 tarihinde ise Moskova Şehir İcra Komitesi’nin, Moskova’nın Kırım Sahil Bölgesi’nde (Şimdiki Açık Hava Heykel Parkı’nın bulunduğu bölge) bir heykel parkı açılması kararı almasıyla, 1990 yılının Aralık ayında, Açık Hava Heykel Parkı hizmete açılmıştır. Sovyet dönemine ait kimi heykellerin bu parka yerleştirilmesi işlemi ise, 24 Kasım 1991 tarihinde Moskova Halk Vekilleri Şehir Meclisi Başkanlık Heyeti tarafından, “Sovyet döneminin politik ideolojisini yansıtan anıt-yapıların bir sergide toplanarak korunması” yönünde alınan karar sonrası gerçekleştirilmiştir.

Açık Hava Heykel Parkı’nda yer alan en önemli heykel hangisidir?

Parkın hemen girişinde yer alan eski KGB şefi Feliks Derjinski’nin dev heykeli, parkta yer alan en önemli heykellerden biridir. 1991 yılında Lubyanka Meydanı’ndaki KGB binasının önünden kaldırılarak “Heykel Mezarlığı”na konulan bu heykel, sonraki yıllarda birçok tartışmaya neden olmuştur. Zaman zaman tekrar eski yerine taşınması gündeme getirilse de, bu dev heykel hala “Heykel Mezarlığı”nda bulunmaktadır.

Sovyet dönemi sonrasında Moskova sokaklarından kaldırılarak bu parka yerleştirilen heykellerden bazıları hangileridir?

Derjinski heykelinin hemen ilerisinde, 20. yüzyıla damgasını vuran Sovyet lideri Josef Stalin’in burnu kırık heykeli yer alır. İşin ilginç yanı ise, Stalin heykelinin, ünlü Rus heykeltraş Çubarov’un “Stalin zulmüne itafen” yaptığı, bir zindan içerisinde üstüste bulunan yüzlerce kesik insan başından oluşan heykel grubuyla yanyana bulunmasıdır. Parkta ayrıca, Sovyet Devrimi önderi Viladimir İliç Lenin, Sovyetler Birliği’nin resmi ideolojisi olan marksizmin kurucusu Karl Marks ve 18 yıl boyunca Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterliği görevini yürüten Leonid Brejnev’in Moskova sokaklarından kaldırılan heykel ve büstleri ile, Kalinin ve Sverdlov gibi önde gelen bolşeviklerin dev heykelleri de görülebilir.

Sovyet önderlerinin dışında parkta başka kimlerin heykelleri görülebilir?

Eski Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı ve Kıbrıslı Rumların lideri Başpiskopos Makaryos’un heykeli, Açık Hava Heykel Parkı’nda yer alan en ilgi çekici heykellerden biridir. Servantes’in ünlü yapıtının başkahramanı Don Kişot’un heykeli de parkı renklendiren eserler arasındadır. Onun dışında Ömer Hayyam, Mayakovski, Lermontov, Puşkin, Yesenin, Albert Einstein, Şekspir, Lomonosov gibi ünlü sanat ve bilim adamlarının heykelleri de Açık Hava Heykel Parkı’nda yer alan ilginç eserlerdendir.

Sovyetler Birliği’nin simgelerinden sayılan anıt-yapılardan hangileri 1991 darbesi sonrasında “Yıkık Anıtlar Mezarlığı”na kaldırılmıştır?

Açık Hava Heykel Parkı’nda yer alan en görkemli anıt, üzerinde dev harflerle “Barış Kalesi Sovyetler Birliği” yazılı olan Sovyet anıtıdır. Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı’ndaki zaferinin başlıca simgelerinden biri olan “Ölüme Duruş” adlı zafer anıtı ve farklı ırklardan devrimcilerin kolkola tasvir edildiği, Komünist Enternasyonal’i simgeleyan dev anıt da Birliğin dağılmasının ardından “Yıkık Anıtlar Mezarlığı”na kaldırılmıştır.

Açık Hava Heykel Parkı’nda yılın belirli zamanlarında düzenlenen aktiviteler var mıdır?

Kış aylarında Açık Hava Heykel Parkı’nda düzenlenen buzdan heykel sergileri görülmeye değerdir. Yaz aylarında ise birbirinden ilginç sanat eserleri arasında yer alan kulübe şeklindeki kafelerde keyifli saatler geçirilebilir. Parkta ayrıca, zaman zaman çeşitli konserler de düzenlenmektedir.

Parkın girişi ücretli midir?

Ruslar için 10 ruble olan Açık Hava Heykel Parkı giriş ücreti yabancılar için ise 100 rubledir. Rusya’da öğrenim gören yabancı öğrenciler de Rus öğrenciler gibi 10 ruble karşılığında parkı ziyaret edebilirler.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Moskova Öykücükleri (1)

Vladimir

M.Hakkı Yazıcı

Yılbaşı yaklaşıyor. Rusya’da on günlük uzun bir tatil var; herkes çoktan tatil planlarını yaptı ve gitti. Bense buradayım. Bu uzun on gün yalnız başıma nasıl geçecek diye kara kara düşünüyorum.

Nasıl vakit geçirsem?

Dolaşsam, Arbat’a gitsem. Eğer oradaysa, sokağın başını mekan tutan dostum Vladimir’in saksafonundan çıkan ezgileri dinlesem…

Vladimir Matiushionok, Belarusya Radyo-Televizyon Senfoni Orkestrası’nın solistlerinden. Yani önemli bir sanatçı, ama ekmek derdinden sokak müzisyenliği de yapıyor. İlk gördüğüm ve müziğini dinlediğimde biraz sohbet olanağı bulmuş, CD’sinden de almıştım. Benim Türk olduğumu ve müziğinin hayranı olduğumu öğrenince o da çok mutlu olmuştu.

Moskova Metrosunda her köşede bir sokak çalgıcısı bulmak mümkün... Hangi metro istasyonunda kim çalar biliyorsun. Geçenlerde Arbat’ta metro girişinde akşam üzeri amfisiyle, çalgıcılarıyla bir orkestra kurulmuştu. Bateristin kocaman davulunun üzerinde “Arbat Beat” yazıyordu; demek ki orkestranın ismi bu.

Ancak Vladimir’in yeri benim için başka… Bana göre çok önemli bir müzisyen.

Vladimir’i uzun süredir göremiyor; merak ediyordum. Havalar malum çok soğudu; belki ondan gelmiyordur, diye düşünüyorum. Ama endişe etmiyor da değilim. Yoksa kötü bir şey mi; ağır hastalık falan mı var?

Arbat Meydanı’na kadar yürüdüm. Sonra tabii ki sevdigim güzergahın başından sonuna kadar, eski Arbat Sokağı’nı baştan sona katettim. Meşhur Rus blininden yedim.


Arbat Sokağı yine çok canlıydı. Sokak ressamları, müzisyenleri mutad mesailerindeydi. Sokağın başında Vladimir’i de görünce sevinçten deliye döndüm.


Selamlaştık. Çalmaya ara verdiği bir sırada, “Yahu Vladimir, nerelerdesin, uzun süredir seni göremiyorum. Merak ettim,” dedim.


“Merak edecek bir şey yok; orkestra ile uzun süreli bir turneye çıktık,” dedi. Mutlu bir şekilde gittikleri yerleri, verdikleri konserleri anlattı.


İçim rahatladı.


Beni mutlu etmek için çok sevdiğimi bildiği bir Rus şarkısını, “Kak upanitelniyi vı Rassiye veçeram”ı çalmaya başladı. Eksi on derece soğukta, ayakta, kımıldamadan, nefesim kesilmiş bir halde dinledim.


Arkasından Beatles’dan “Yesterday”i çalmaya başladı. Bu parçayı da çok severdim ve onu sabaha kadar dinleyebilirdim; ama hava çok soğuktu. Soğuğa Vladimir kadar alışkın değildim.


Elimi sallayıp, “Hoşça kal,” dedim. O ise dudaklarını saksafonundan, parmaklarını tuşlardan ayırmadan çalmaya devam ederken “güle güle” anlamında gözünü kırptı.


İstemeye istemeye, arkamda saksafonundan çıkan güzelim ezgileri bırakarak uzaklaştım.


01 Ocak 2009, Moskova

9 Haziran 2009 Salı

"Kızıl Meydan'da ayı yok!"

İzvestiya Gazetesi geçenlerde ilginç bir derleme yayınladı. Rusya başkenti hakkında internet forumlarındaki bloglarda yazılanları inceleyerek, Moskova’ya gelen yabancı turistleri en çok nelerin şaşırttığını ortaya çıkardı. Kompas dergisi son sayısında bu yazıların en ilginçlerini yayınladı. işte yabancıların gözüyle Moskova maceraları:

“Moskova’da gerçekten ayılar yok. Bu gerçek. Kendim kontrol ettim! Orda ayılar YOK (!)”.

“Burda herkesi satın almak mümkün. Polisleri bile!”
Polisler (Burda onlara “militsiya” diyorlar”) yolsuzluğa çok yatkın. Her zaman yanınızda belgelerinizi taşımanız gerekiyor. Eğer belgeleriniz yanınızda yoksa sizi tutuklayıp parmaklıkların ardına kapatabilirler. Ama her zaman rüşvet vermek mümkün. Bir arkadaıım Kızıl Meydan’da elinde birayla yürürken polis geldi ve ona bunun yasak olduğunu, kurallara göre üç saatliğine onu alıkoyabileceğini söyledi (Halbuki meydanda bira çok sık satılıyor ve birçok kişi orda bira içiyor.) Arkadaşım korktu ve para teklif etti. Polis 4 bin ruble istedi, ama arkadaşımın yanında sadece 700 rublesi vardı. Sonra polis ona sigara paketini uzattı ve parayı içine koyarak paketi ona geri vermesini istedi. Sonra ayrıldılar.”


“Yollarındaki ölümcül manevralarıyla New York’a çok benziyor. Trafik kuralları var, ama kime gerek! Dört şeritli yolda aynı anda altı araba 120 kilometre hızla yarış yapabiliyor.”


“Burada legal taksiler çok az. Ama yolun kenarında beklemeniz yeterli, mutlaka birilerini durdurursunuz. Kalabalık bir insan grubu tanımadığı bir arabaya doluşuveriyor. Deliler...”

“Bir geniş ana caddeden karşıdan karşıya geçmek için önce iki yolu daha geçmemiz gerekti. Ve her birinde “yeşil adamın” yanmasını en az ikişer dakika bekledik. Sonra da altgeçitten geçtik. Yani 50 metrelik bir yolu geçmek için neredeyse bir kilometre yol yürümemiz gerekti. Şimdi komünizmin Rusya’da niye tutunamadığı anlaşıldı?. Yol çok uzun geldi!”

“Moskova’da hayatımın en pahalı ‘tiramisu’sunu yedim”

“Süpermarketlerde fiyatlar çok yüksek olduğu için ‘produktı’ denilen yerlerden yiyecek alıyorduk.”

“Havaalanından matryoşka almayı planlıyordum, ama 4 bin rubleye satıldığını öğrenince vazgeçtim (Halbuki gerçek fiyatının 300*400 ruble olduğunu biliyorum).”

“Moskova’da hayatımda yediğim en pahalı ‘tiramisu’yu (ünlü İtalyan tatlısı) yedim. 290 ruble verdim. İki dilim pasta ve iki cappuccino için ise bizden 990 ruble adlılar.
Otelde bir saat internet için 20 dolar aldıklarını hiç söylemiyorum. Çok hoş değil mi?”


“Burda karşılaştığım garsonlardan hiçbirinin gülümsediğini görmedim”

“Burdaki polis ve askerler, komünizmin çöküşünün ardından iktidarlarını kaybetmiş olmaktan yakınıyorlar gibime geldi. Kendilerinden korkmalarına alışmışlardı, şimdi ise bunu en kaba yöntemlerle sağlamaya çalışıyorlar”.

“Burda karşılaştığım garsonlardan hiçbirinin gülümsediğimi görmedim. Ama eğer bu taştan yüzleri yumuşatmayı başarırsanız, Moskovalılarla sohbet etmek hoş bile olabiliyor”.

Hangi takım kimin?















Rus futbolcu denince, Türkiye’deki futbolsevenlerden yaşlılar Lev Yaşın, Eduard Streltsov’u, gençler bir ara Fenerbahçe’de oynayan Vladimir Besçastnıh gibi isimleri çok iyi bilir. Sovyet döneminde futbol kulüplerinin bilim araştırma enstitüleri personelinden, fabrika işçilerinden, tugayların askerlerinden oluşan takımlar temelinde, planlı olmayan bir şekilde oluşturulduğunu bilir miydiniz? İyi tanıdığınız Rus futbol takımlarının nereden çıktıklarını, hangi kurumları ve sosyal sınıfları temsil ettiklerini biliyor musunuz?

ÇSKA:

Bu takım Kayak Severler Topluluğu olarak 1911’de kurulmuştur.
Daha sonra Kızıl Ordunun katkısıyla ve eski askerlerin katılımıyla kulüp yerli şampiyonluğa katılmıştır. Bugün de “ordunun takımı” olarak bilinir.


SPARTAK MOSKVA:

1922 yılına kadar takımın ismi “Pişeviki” (yani “gıdacılar”) idi, çünkü gıda işçileri sendikası himayesinde kurulmuştu ve ilk stadı bir et fabrikası yanında bulunuyordu. Bugün daha çok ismi polisle, güvenlik güçleriyle anılır. Eskisi kadar başarılı bir formu yoksa da, taraftar kitlesi büyük ve coşkuludur.


DİNAMO:

1923 yılında SSCB’nin gizli polis örgütü Çekistler’in (sonra KGB olarak tanınacak kurum) personelinden kurulmuştur. Dinamo’nun diğer Sovyet kulüpleri için örnek olacağı bekleniyordu. Beria’nın takımı olarak ünlendi. Dinamo ilk iki SSCB şampiyonluğunu kazanmıştı. Son dönemde küme düşmemek için uğraştı. Hala “istihbaratçıların” takımı olarak bilinir.


LOKOMOTİF:

1923 yılında “Ekim İhtilali Kulübü” adıyla Moskova Kazan demir yolu çalışanlarından en iyi futbolcular tarafından kurulmuştur. Bugün de demiryolcuların takımı olarak bilinir.


ZENİT:

Fatih Tekke’nin takımı olarak Türkiye’de ünlenen Zenit, St. Petersburg’daki Stalin Metal Fabrikası spor topluluğundan geçen futbolculardan 1923 yılında kurulmuştur. Başkent Moskova’nın köklü takımlarına karşı en dişli mücadeleyi vermiş ve geçen yıl şampiyon olmuştur. Gazprom’un ana sponsorluğu yüzünden “Gazprom”un, Putin’in ve Medvedev’in St. Petersburg’lu olması yüzünden de “Kremlin’in takımı” olarak anılır.

Ploşat Revolutskiy İstasyonundaki kurt köpeği heykeli

İşyerine giderken Teatralnaya Metro istasyonundan Ploşat Revolutskiy istasyonuna aktarma yapıyorum. Bu istasyon Moskova Metrosunun en güzel istasyonlarından biri… Gidiş geliş yönlerinde ve koridorda sıra sıra bronz heykeller var. Her heykelden dörder adet var: Gidiş yönünde, geliş yönünde ve koridorda karşılıklı iki tane.

Rusların garip inanışları; aynı bizdeki gibi batıl itikatları var.
Ploşat Revolutskiy istasyonundaki bronz heykeller arasında elinde tüfeği yanında kurt köpeğiyle diz çökmüş Bolşevik askeri heykeli var. Her nedense Ruslar geçerken mutlaka kurt köpeğinin burnunu ve bazen kalçasını okşuyorlar. Daha çok da kadınlar yapıyor bunu... Büyük bir sevgi ile yaklaşıp, köpeğin burnunu avuçluyorlar. 

Metronun yoğun olduğu sabah saatlerinde köpeğin önünde neredeyse sıra oluşuyor.

Tanıdığım bütün Ruslara sebebini sordum; bir bilene rastlayamadım. İgor’a göre bu, yeni türetilmiş saçma sapan bir şey; eskiden yokmuş böyle bir şeyler. Hikayesi olmayan bir gelenek oluşmuş. Belli ki bunu bir uğur sayıyorlar. İçinde bulunduğumuz kriz günlerinde yoksullaşan Rusların böyle bir avuntuya gerçekten ihtiyaçları var.

Eksik kalır mıyım? Ben de yapıyorum bunu. Hem de yolumu değiştirip, bir yuvarlak çizip dördünün birden.

Herhalde yaşadığım bunca sıkıntıdan sonra biraz umuda ihtiyacım var.

Rusya’da Tatil Günleri













Rusya’da bir çalışana hoş gelebilecek bir kural var. Rusya Federasyonu’nda, resmi tatil günleri cumartesi ve pazara denk gelirse, bir sonraki iş günü tatil oluyor. Düşünsenize Türkiye’de çalışan biri olarak yeni yıl takvimini elinize alıyorsunuz. O yıl tatil günlerinin ne zamanlara geldiğine bakıp tatil planları yapıyorsunuz. Fakat o da ne!?.. Şeker Bayramından iki gün, Kurban Bayramından bir gün ve hatta Cumhuriyet Bayramı cumartesi pazara denk geliyor. Tatil hayalleriniz bir anda sönüyor. Oysa Rusya’da durum öyle değil.

Rusya'daki tatil günleriyle ilgili Suat Taşpınar'ın hoş bir yazısı şöyle:
"Rusya'nın sembolünün neden ayı olduğunu nihayet anladım. 'Rus ayısı' deyiminin, 'güç, kudret' ifadesi olmak kadar 'miskinlik' ile akrabalığı olduğuna artık iman ettim. Sadece minik bir fark var: Ayılar takvim kullanmadığı için ne zaman uyuyup ne zaman uyanacaklarını tam kestiremiyor. Ama Ruslar iki takvim birden kullandığı için 'kış uykusu' dönemi belli!İmparatorluk döneminde Rusya'da Julian takvimi kullanılırdı. Bu takvimde İsa'nın doğum günü sayılan 'rojdestvo' (Noel) 7 Ocak'ı 8'e bağlayan gece, yılbaşı 12 Ocak'ı 13'e bağlayan geceydi. Devrimden sonra Lenin'in, "Uygar dünya ile uyum içinde olmalıyız" sözleri üzerine Gregorian takvimine geçildi. Böylece Noel 25 Aralık, yılbaşı 31 Aralık'ta kutlanır oldu. Ama 'yararlı' alışkanlıkları terk etmemek lazım! Ruslar Noel'i ve yeni yılı hem eski takvime, hem de yeni takvime göre kutlamaya devam etti. Rusya her yıl en geç 24 Aralık günü fiilen tatile girip, 'eski yeni yıl'ın kutlandığı 13 Ocak'tan sonra işbaşı yapar oldu.İşte biz bu aralar o tatilin ortasında sayılırız. İçki ve erzak takviyesi dışında sokağa burnunu uzatana iyi gözle bakılmıyor. Rusya 'votka şişesinde balık' misali yalpalıyor.Oysa bu topraklara ilk geldiğim günleri hatırlıyorum. Bir cumartesi, sabahın köründe caddeleri vızır vızır, metroyu tıkabasa dolu görünce şaşırmıştım. "Zafer Bayramı cuma gününe denk geldi ve tatil yaptık. O günün iş kaybını telafi etmek için cumartesi çalışıyoruz. Sovyet devrinden kalan bir uygulamadır" diye izah etmişti temzlikçi teyzemiz Lidya Vasilevna. Çok etkilenmiştim. "Biz işten kaçmak için tatilleri uzattıkça uzatıyoruz, bu adamlar hafta sonu bile çalışıyor" diye hayıflanmıştım. Meğerse kazın ayağı öyle değilmiş. Velhasıl, Türkiye'de hafta sonlarını da katıp, bayram tatilini en fazla 10 güne çıkarabilenlere bakıp üzülüyorum! Çünkü biz Rusya'da hayatın fişini bir aylığına çekiyoruz. Sahi siz de Rumi takvim, Hicri takvim diye, bir punduna getirip 'kış uykusuna' dalmanın bir yolunu bulsanız. 'İki bayram arası düğün olmaz' yerine, 'İki bayram arası çalışılmaz' deseniz, fena mı olur?"
(Kış uykusu ayılara mı özgü?, Suat Taşpınar, Radikal,06/01/2004)

Moskova'da insanı bezdiren 7 şey














“Element" dergisi Moskova'da insanı yaşamaktan bezdiren 7 konuyu 7 başlık altında toplamış, ne dersiniz sizde aynı fikirde misiniz?

1) Sıkışık trafik:


Trafikten kaçamazsınız, çünkü trafiğin en yoğun olduğu saatler dediğimiz zaman aralığı, bir iş günün dörtte üçü boyunca sürüyor. Metroda ise babuşkalar ölümcül olabiliyor, hele ki kapıya yakın, düşeş bir yer kaptıysanız. Araba sahibi olmak da aynı derecede tehlikeli, üstelik sola dönebilmek için St Petersburg’a kadar gitmeniz gerek.


2) Müşteriye güler yüz


Batılılara servis yapan bir restoranda değilseniz, maalesef, servis iyi olmayacak. Çivi çiviyi söker hesabı, kasanın başında duran devuşkaya, onun size davrandığından daha kaba davranın ve hatta bunu başarabilmek için, sinirleriniz bozulana kadar, ayna karşısında alıştırma yapın. Belki o zaman size de servis yapılacaktır.


3) Hava Kirliliği


Moskova’nın havası, mesela Çernobil’e kıyasla daha temiz olmasına rağmen, gün sonunda üzerinizde, güçlü bir kese ve anti-bakteriyel sabunla çıkarabileceğiniz bir kir tabakası bırakıyor. Dışarı çıkıp yirmi dakika koşarsanız, ömrünüz, muhtemelen bir, beş yıl kadar kısalıyor.


4) Militsiya


Yasal olarak, sizi gerekçe göstermeden durdurmaya hakları yok. Fakat pratikte, eğer havada turist kokusu alırlarsa, sizi, alacakları bir sonraki votka şişesinin sponsoru olarak görüyorlar. Hele de, güneşte biraz yandıysanız, metroya girme konusunda baya bir şansa ihtiyacınız olacak.


5) Hayat Pahalılığı


Yeni yapılan, dünyanın en pahalı şehirleri sıralamasında, Moskova, Londra ve Tokyo’nun hemen ardından üçüncü sırayı alıyor. Emlak fiyatları sürekli artıyor; hatta toplu taşımada bile, indi-bindi 19 rubleye çıkmış durumda. Ama doğruyu söylemek gerekirse, içki hala ucuz.


6) Park Yeri


Her büyük şehirde olduğu gibi, Moskova’da da şehir merkezinde park yeri bulmak mümkün değil. Yetkililer ise bu duruma çözüm olarak, yeni park alanları inşa etmek yerine, park etmek yasak olan yerlere park eden arabaları çekerek çözüm buluyor. Araba yoksa, sorun da yok. Metroda görüşürüz.


7) Yüz Kontrolü


Keyfi, sinir bozucu ve aşağılayıcı – sosyal adaletten yoksun gece klübümüze hoşgeldiniz. İçeri girmek için mantıklı açıklamalar (“Çok paramız var ve tüm bu paralarımızı sizin müessesenizde harcamak istiyoruz!”) işe yaramadığında, sosyal statüye yapılan vurgunun (“Sen benim kim olduğumu biliyor musun!?”) tüm sorunları çözdüğü de bilinen bir gerçek.

Moskova’da Trafik Keşmekeşi

Moskova’yı bilmeyen bir İstanbulluya Moskova’da trafik sorununun İstanbul’unkine bile rahmet okutacak derecede kötü olduğuna inandırmak çok zor.

Hem de dünyanın en eski, büyük ve önemli metro ağlarından birine sahip bu koca şehirde ulaşımın önemli bir kısmının metro ulaşımıyla yapılıyor olmasına rağmen…


Araç alım vergileri, araba fiyatları, benzin fiyatları düşük, görmemişlik had safhada olunca trafikteki araç sayısı da rekor seviyede oluyor haliyle…Moskova’da görgüsüzlüğe kaçacak lükslükteki araçları, korumaları, tetikçileri ile Rus mafyası sokakları doldurmuş.


Bazılarının ifade ettiği gibi, burada halk yer altına inmiş, mafya yer üstüne çıkmış durumda.


Vergiler çok düşük olduğundan Rusya lüks oto galerisine dönmüş durumda. 40-50 bin dolara birkaç yıllık en gözde araba, cipleri alabilirsiniz, Lexus, BMW dahil. Türkiye'deki galerilerde 120 bin küsur avro etiket konulan VW Touareg'ler, burada en fazla 60-70 bin dolar. Ev almaya gücü yetmeyen de, şahlanan ekonomiden kendisine düşen payı arabaya yatırıyor.

Rus Kızları

Rus kızları güzeldir. Sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli, kırmızı dudak boyalı, sütun gibi bacaklı, heykel gibi dimdik ve etkileyici…Bizim buralarda pek görünmez öylesi! Ama bir göründü mü, çok durmaz, hemen gözden kaybolur. Selvi gibi boyu vardır, ama salına salınadır gidişi! Gider, gider ama, rüzgarını bırakır izleyenlerine! Çünkü bir başkadır gidişi selvi boylunun, salına salına bile olsa! Belki de güzelliği ondandır!

Rusya da, kızlarına benzer. Bir varmış, bir yokmuş gibidir! İnsanlarını, ülkesi dünyanın bir güç dengesi olma mağrurluğuyla yaşatan, her bir bireyi birer ayaklı kütüphane gibi olan, iklimi soğuk, kendi sıcak insanlar ülkesi, şimdilerde, kendinden çok koptu. Yerinde, yeller esiyor! Gelişi debdebeli ve zor oldu. Ama, ya gidişi? Ya gidişi? “ Selvi boylunun gidişine benzedi. Hem de, salına salına! “ O, işte bir tek bunu hak etmedi!

Rus Aile Yapısı














Rus aile yapısında, özel günler çok anlamlıdır. Doğum ve evlilik yıldönümleri, ulusal bayramlar ve bazı özel günler; bunlara, ne ölçüde önem verdiklerini ve kendi kibarlıklarını sergileme fırsatı buldukları dönemlerdir. Çiçek, hayatlarından ve ellerinden eksik etmedikleri bir sevgi tomarıdır.

Pek çok özel kutlama günü içinde ilginç olanları da vardır: Örneğin, 12 Eylül’deki “ Hamilelik Günü “, 1 Nisan’daki “ Kahkaha Bayramı “ ve Prens ile bir köylü kızının aşkının hikayesinden esinlenerek ilan edilen 8 Haziran’daki “Aile Mutluluğu Bayramı“, başka ülkelerde alışık olunmayan birkaç özel gündür.


Bu arada, 2008 yılı Rusya’da “ Türkiye Yılı “ ilan edilmiştir. Ruslar, insan ilişkilerinde, genelde soğuk mizaçlı gibidirler. Fakat, ilişkinin ilerleyen süreci içinde, çok candan ve paylaşımcı oldukları hemen hissedilir. Önce mesafeli olup, sonra açılırlar. Aradıkları temel ölçü, güvendir. Son yıllarda; değişen şartlarla para ilişkisi öne çıkmasına rağmen, “ ilişkide güven “ Rus insanının, karşısındakiyle kurmak istediği ilişkinin temel biçimidir.


Ruslar dostluğa çok önem verirler. Karşı tarafın samimiyetine istinaden kalıcı dostluklar kurmaya çalışırlar. Dostlarını ziyaret etmek, onlarla birlikte zaman geçirmek, Ruslar için vazgeçilmez bir tercihtir.


Uzaktan bakıldığında çok sağlam olmadığı sanılan Rus aile yapısı, aslında sıkı aile bağlarıyla örülüdür. Aile fertlerinin tümü, birbirine karşı son derece saygılı ve hoşgörülüdür. Çok istisnai haller dışında, ciddi iç tartışmalar çok fazla yaşanmaz.


Bireyler, kişilik haklarına tecavüz etmemek kaydıyla, günlük hayatın özgür bireyleridir. Fakat, aile içi hukukun zedelenmemesine itina gösterirler. Bünye içindeki ufak tefek sorunlar ve didişmelerin çözümü; ya bir demet çiçek ya da bir tatlı öpücüktür. Aile bireylerinin her biri, kendi işi dışında farklı sosyal aktivitelerde bulunmaya gayret ederler. Kız çocuklarının piyano merakıyla beraber, aile fertlerinin çoğu, mutlaka bir enstrüman çalmasını bilir. Geleneksel Rus çalgısı olan “ Balalayka “ neredeyse her Rus evinde bulunur.

Rus İnsanı

Rus erkekleri, sade giyimli; kızları, bakımlı ve güzel!

Bunun dışında dikkati çeken bir şey daha var: Rus toplumu, okuyan bir toplum… Nereye gitseniz, kimi görseniz, elinde bir kitap! Parkta, kafeteryada, metro istasyonlarında, evinin önündeki kanepede; hepsinin elinde okuyacağı bir şeyler var.


Bir restorana gitseniz, taksiye binseniz, bir temizlikçi kadın görseniz; sohbetl ettiğinizde, çoğunun Tolstoy’un, Gogol’un, Dostoyevski’nin eserlerinin önemli bir kısmını okumuş olduklarına tanık olursunuz.


Zaten, ülkenin çoğu bireyi birer ayaklı kütüphane gibi. Her kente üniversiteler ve kültür evleri kurulmuş. Üniversiteler bir yana, kültür evleri; her tür kültürel ve sanatsal aktivitelerin merkezi durumunda.


Ülkede okuma yazma oranı çok yüksek olup, belirli yaş grubu insanlarının çoğu üniversite mezunu. Rus toplumu, kültür ve sanata önem veren bir toplum. Dünyanın en ünlü Bolşoy Tiyatrosu, Moskova’da bulunur. Yine Moskova’daki Lenin Kütüphanesi, Dünya’nın ikinci, Avrupa’nın en büyük kütüphanesidir.


Üç bin Ruble maaş alan bir Rus kızı, sadece Bolşoy Tiyatrosu’nu izlemek üzere Leningrad’dan Moskova’ya geldiğini ve bu amaçla yaptığı geliş gidiş ve sair harcamalarının, maaşının önemli bir kısmına tekabül ettiğini anlatır ve şaşırırsınız.


Bu, Rus insanının kültür ve sanata ne ölçüde değer verdiğinin açık bir göstergesidir.