Moskova

Moskova
Tarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2025 Çarşamba

Patates - şeytan elmasından ikinci ekmeğe: Rusya'da sebzenin tarihi


Ivan Vologdin

Kaynak: https://dzen.ru/

 

Günümüzde Rus mutfağının neredeyse başlıca simgesi sayılan patates, aslında 18. yüzyılın başına kadar Rus İmparatorluğu topraklarında hiç bulunmuyordu.

Rusların patatesle tanışması, Hollanda'dan bir torba yumru getirdiği ve bunların yetiştirilmek üzere illere gönderilmesini emrettiği iddia edilen I. Petro'nun adıyla ilişkilendirilir. Ancak, bu daha çok güzel bir efsaneye benziyor - bunun kesin bir teyidi yok. Ancak gerçek şu ki: Patatesler Rusya’ya ilk kez 17. yüzyılın sonlarında geldi.

İlk başta, birçok Avrupa ülkesinde yapıldığı gibi, İtalyancadan ödünç alınarak "tartuffel" olarak adlandırıldı. Daha sonra, Alman dilinin etkisiyle, adı daha tanıdık olan "patates"e dönüştürüldü. Ancak, bu sebzenin Rus tarlalarına ve sofralarına giden yolu kolay olmadı.

1765'te, kültürü ülke çapında yaymak için ilk resmi girişimlerden biri gerçekleşti. St. Petersburg'dan Moskova'ya bir parti yumru gönderildi, ancak nakliye Aralık donlarına denk geldi. Hasıra sarılı fıçılar yine de dondu.

58 varilden sadece sekizi uygundu. Dondurulmuş, neredeyse bozulmuş patatesler, ekime uygun olmadıkları konusunda kimseye hiçbir şey söylenmeden, inanılmaz meblağlara satıldı. Birkaç ay sonra, hasadın bir kısmı Novgorod'a gönderildi - yetiştirmeyle ilgili ayrıntılı talimatlarla birlikte.

Rusya'da patatesin paradokslarla, çelişkilerle ve hatta skandallarla dolu tarihi böyle başladı.

 

Aristokratlar için bir merak: Patatesler masaya nasıl geldi?

18. yüzyılın ilk yarısında patatesler bir merak konusu olmaya devam etti. Sadece birkaç kişi denedi - çoğunlukla sarayda yaşayan yabancılar ve üst sınıflardan insanlar. Bunlar egzotik bir lezzet olarak kabul edildi, ancak daha fazlası değil. İmparatoriçe Anna Ivanovna döneminde, patatesler Biron'un favori yemeğinde lezzetli, ancak çok nadir olmayan bir yemek olarak ortaya çıktı.

1758 yılında St. Petersburg Bilimler Akademisi, Rusya'da patates yetiştiriciliği hakkında ilk makaleyi "Yer elması yetiştiriciliği hakkında" başlığıyla yayınladı.

Ancak bilim camiası, ürünün potansiyelini oldukça erken fark etti. 1758'de, St. Petersburg Bilimler Akademisi, Rusya'da patates yetiştiriciliği hakkında ilk makaleyi "Yer Elmalarının Yetiştirilmesi Üzerine" başlığıyla yayınladı. Bu yayın, patatesin tam teşekküllü bir tarımsal ürün olarak tanınması yolunda önemli bir adımdı.

Daha sonra Yakov Sievers (1767) ve Andrei Bolotov (1770) bu konu üzerinde eserler yazdılar ve bu da yeni sebzeye olan ilgiyi daha da derinleştirdi.

 

II. Katerina ve devlet patates programı

Patatesleri kitlesel ölçekte tanıtmak için gerçek çabalar II. Catherine döneminde başladı. 1765'te Senato "yer elmalarının yetiştirilmesi hakkında" özel bir Talimat yayınladı. Belge, ürünün ekimi, bakımı ve kullanımı hakkında özel talimatlar içeriyordu. Kopyalar tohumlarla birlikte tüm eyaletlere gönderildi.

Patatesin kitlesel ölçekte tanıtılması yönündeki gerçek çabalar II. Katerina döneminde başladı.

İlginçtir ki, Rusya küresel eğilime uyuyordu: patatesler Lancashire'a (1684'ten beri), Saksonya'ya (1717), İskoçya'ya (1728), Prusya'ya (1738) ve Fransa'ya (1783) aktif olarak tanıtıldı. Çavdar ve buğdayla karşılaştırıldığında, patates neredeyse ideal bir ürün gibi görünüyordu - fakir topraklarda iyi yetişiyorlardı, zor koşullar gerektirmiyorlardı ve zor yıllarda bile iyi bir hasat veriyorlardı.

 

Köylüler "şeytan elması"nı ekmek istemediler

Ancak sorun şu ki, köylüler, nüfusun büyük çoğunluğu, patatesi kolay kolay kabul etmiyordu. Birincisi, patates yemekten korkuyorlardı. Birçoğu, az pişmiş yumruları veya solanin içeren meyveleri deneyerek zehirlendi. "Şeytan elması" lakabı da buradan geliyordu. İkincisi, patatesle çalışmak zordu: elle ekilmeleri gerekiyordu ve bu, tahıl mahsulleri için gerekli değildi.

1813 tarihli "Perm Eyaletinin Ekonomik Tanımı" tanıklık ediyor: köylüler büyük beyaz patatesler yetiştiriyor ve bunları Perm'de satıyorlardı, ancak ürünlerini artırmak için aceleleri yoktu. "Gerekli tahılı ekmeye, patatesi ekmeye bile vakitleri yok," diyorlardı. Ancak patatesi aktif olarak yiyecek olarak kullanıyorlardı: pişmiş, haşlanmış, lapa, shanegi ve börek şeklinde. Şehirlerde bunları çorbalara, kızartmalara ekliyor ve hatta kissel için un yapıyorlardı.

 

Patates Görev Haline Geldiğinde: İsyanlar ve Sürgünler

19. yüzyılda devlet daha da belirleyici hale geldi. Krasnoyarsk'ta 1835'ten itibaren her ailenin patates yetiştirmesi zorunlu hale getirildi. Bu zorunluluğa uymayanlar, Belarus'taki Bobruisk kalesini inşa etmek üzere sürgüne gönderilebilirdi. Valiler her yıl patateslerle ilgili olarak St. Petersburg'a rapor vermek zorundaydı.

Kont Pavel Kiselev patates yetiştiriciliğini teşvik etme politikasını sürdürdü. 1841'de "Patates yetiştiriciliğini yayma önlemleri hakkında" bir emir çıkarıldı. Valilere, merkezi düzenli olarak mahsul durumu hakkında bilgilendirmeleri emredildi. Ve patatesin doğru yetiştirilmesine ilişkin 30 bin kopya talimat ülke genelinde ücretsiz olarak gönderildi.

En ateşli eleştirmenlerden biri de ağzından köpükler saçarak patateslerin "Rus vatandaşlığına tecavüz ettiğini" savunan Prenses Avdotya Golitsyna'ydı.

Ancak bu önlemler bir protesto dalgasına neden oldu. Patatesin muhalifleri bunu geleneksel yaşam biçimine bir tehdit olarak gördüler. En ateşli eleştirmenler arasında ağzından köpükler saçarak patatesin "Rus milliyetine tecavüz ettiğini", mideleri ve "eski ve Tanrı tarafından korunan ekmek ve yulaf lapası yiyenlerin dindar ahlakını" bozduğunu savunan Prenses Avdotya Golitsyna vardı. Konuşmaları toplumda alay konusu oldu, ancak pes etmedi.

 

"Patates Devrimi"nin Başarısı: İsyanlardan Hasatlara

Direnişe rağmen, 19. yüzyılın sonuna doğru patatesler tarımda önemli bir alanı işgal etmişti - 1,5 milyon hektardan fazla. Ve 20. yüzyılın başında bu sebze Rusya için gerçek bir kurtuluş haline geldi. Özellikle yoksul yıllarda nüfusun birçok katmanına yiyecek sağladığı için "ikinci ekmek" olarak adlandırılmaya başlandı.

Bu arada, bu dönemde patates artık sadece bir gıda ürünü olmaktan çıkmıştı. Endüstride -nişasta, alkol, tutkal üretimi için- kullanılmaya başlandı. Bu, mahsulü ülke ekonomisi için daha da değerli hale getirdi.

 

Sovyet sahnesi: bilim ve seçilim

Devrimden sonra patates yetiştiriciliğinin gelişimi durmadı. 1920'lerde Korenevskaya yetiştirme istasyonu kuruldu ve daha sonra Patates Yetiştiriciliği Araştırma Enstitüsü oldu. Leningrad'daki All-Union Bitki Yetiştirme Enstitüsü'ndeki bilim insanları bu bilimin gelişimine büyük katkılarda bulundu.

Nikolai Vavilov, Sergey Yuzepchuk, Sergey Bukasov ve Pyotr Zhukovsky gibi ünlülerin keşif gezileri, Güney Amerika'daki patateslerin kökenlerinin daha derinlemesine incelenmesine olanak sağladı. Bu çalışmalar, farklı iklim koşullarına dayanıklı yeni çeşitlerin geliştirilmesine yardımcı oldu.

1920'lere kadar patatesler çoğunlukla merkez bölgelerde yetiştiriliyordu. Ancak daha sonra Rus Kuzeyine doğru yayılmaya başladılar. Patatesler Karelya tundrasında o zaman ortaya çıktı. Ziraat Mühendisi Ivan Eichfeld bunda büyük rol oynadı ve deneyleri patateslerin kısa yazlar ve soğuk geceler gibi zorlu koşullarda bile yetişebileceğini gösterdi.

Düşündüğünüzde, patatesin Rusya'nın tam da ihtiyaç duyduğu şey olduğu ortaya çıktı. Yetiştirilmesi kolaydır, karbonhidrat bakımından zengindir, diğer ürünlerle iyi gider ve çok sayıda yemek hazırlamanıza olanak tanır. Ayrıca, tahılların aksine, karmaşık işleme teknikleri gerektirmezler - sadece ekin, bekleyin ve kazın.

Patatesler böylece kültürün bir parçası haline geldi. Haşlandılar, kızartıldılar, fırınlandılar, güveç, patatesli krep, shangi, patates püresi ve daha birçok şey yapmak için kullanıldılar. Şçi, solyanka, rassolnik, borşta dahil edildiler - neredeyse hiçbir Rus yemeği onlarsız yapamazdı.

Dolayısıyla eğer birileri patatese hâlâ "şeytan elması" diyorsa, onun soframıza kadar olan yolunun ne kadar uzun ve dikenli olduğunu ve neden çoğunlukla "ikinci ekmek" olarak adlandırıldığını hatırlasın.

20 Ocak 2022 Perşembe

Tarımda Rusya'nın 1 numaralı müşterisi Türkiye


Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Son yıllarda Rusya’dan Türkiye’ye hızla artan tarım ürünleri ihracatı, 2021’de rekor kırdı. Böylece Türkiye, daha önce Rusya’nın 1 numaralı müşterisi olan Çin’i de geride bırakarak liderliğe yükseldi. Geçen yıl 36 milyar doları aşan tarım ihracatı ile Rusya bu sektörde de büyük atılım gösterdi. 

Rusya Tarım Bakanlığı'na bağlı Agroexport federal ajansından yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin 2021'de Rus tarım ürünleri alımı yüzde 38 artarak 4,3 milyar dolara ulaştı. 

Açıklamada, "Federal Gümrük Servisi'nden alınan ön verilere göre 2021'de Rusya'nın Türkiye'ye tarım ihracatı 13 milyon tona ulaştı. Yıllık bazda ihracat, 2020’ye kıyasla yüzde 38 arttı. Bu sayede Türkiye Çin'i geride bıraktı ve en büyük müşterimiz oldu. Türkiye yüzde 12'lik pay ile Rusya’dan tarım ürünleri alımında ilk sırada yer alıyor" denildi. 

Raporda, Türkiye'nin Rus buğdayı alıcıları arasında lider ülkelerden biri olduğu hatırlatıldı.  

2021’de Türkiye’ye 1,8 milyar dolar tutarında, 6,7 milyon ton buğday sevk edildi.  

Türkiye geçen yıl da Rus ay çiçek yağının en büyük ithalatçısı konumunu korudu. Satış miktarı yüzde 42 artarak  913 bin tona, satı geliri ise 2,5 kat artarak 1,1 milyar dolara ulaştı.  

Ayrıca, 2021'de Türkiye, hacim olarak 3,1 kat (1,2 milyon ton) ve değer olarak 4,2 kat (309 milyon dolar) artışla en büyük arpa alıcısı oldu. 

Kepek alımı 1,1 milyon ton (yüzde 21 artış) ve 235 milyon dolar (yüzde 21 artış) olarak hesaplandı. 

Agroexport verilerine göre, baklagil ürünleri satışı da dört kat aratarak 206 milyon dolara çıktı. Küspe de çok alınan ürünler arasında. 

Rapora göre, 2030 yılına kadar Rusya'dan Türkiye'ye tarım ürünleri satışı 5 milyar doları aşabilir. 

Agroexport'un daha önceki raporuna göre, Rusya Federasyonu'ndan tarım ürünleri ihracatı 2021'de yüzde 22 artarak 36 milyar dolara çıktı. 

Öte yandan geçen yılın ilk 10 ayına ilişkin veriler dikkat çekici: 

Rusya Federal Gümrük Servisi bu yılın ilk 10 ayına ait Rusya ile Türkiye arasındaki ithalat ve ihracat verilerini yayımladı. 

Ocak-Ekim 2021 döneminde Rusya ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi yıllık bazda yüzde 52 artışla 25 milyar 692 milyon dolara ulaştı. 

Rusya’nın Türkiye’ye yaptığı ihracat yüzde 57,9 artarak 20 milyar 438 dolara yükseldi. Türkiye Rusya’dan en çok enerji alanında alım yapıyor. 

Türkiye’nin Rusya’ya yaptığı ihracat da aynı dönemde artış gösterdi. 

Yılın ilk 10 ayında Türkiye’den Rusya’ya yapılan ticaret yüzde 32,5 oranında artarak 5 milyar 254 milyar dolara çıktı. 

Yani Türkiye'nin Rusya'ya ihracatının çok büyük bölümü, sadece Rusya'dan yapılan tarım ithalatını karşılayabiliyor. 


(TürkRus.Com)

23 Şubat 2021 Salı

Rusya petrole kadar ne ihraç ediyordu?


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rusya enerji kaynaklarının keşfinden önceki dönemde diğer ülkelere ne satıyordu? Avrupalı ve Asyalı tüccarlar hangi nadide ürünleri satın almak için Rus coğrafyasına gelirdi? Russia Beyond portalı, petrol ve doğal gaz öncesi dönemine damgasını vuran 5 önemli ihraç ürününü sıraladı.

 

1. Bal ve balmumu.

Yunan tarihçi Polybius M.Ö. ikinci yüzyılda "Karadeniz'in kuzeyinden" gelen "lüks ürünler" arasında balı, balmumunu ve salamura balığı sayıyor. Modern tarihçiler 16'ncı yüzyılda ülkenin 815 ton bal ihraç ettiğine dikkat çekiyor.
 

2. Kürk.

Divan şairi Hayâlî Bey'in ta 16'ncı yüzyılda "Kākum-ı Rûsî mi yâhud vaşak-ı Şirvan mıdır" demesinden de anlaşılacağı gibi Rusya'dan gelen kürkler Avrupa ülkelerinin yanı sıra Osmanlı topraklarında da çok meşhurdu. Özellikle Sibirya'nın fethinden sonra Rusya'nın kürk ihracatı katlanarak artmıştır.
 

3. Tahıl.

Rusya'nın asırlardır değişmeyen ihraç kalemi. Tarihçiler demiryolunun gelmesiyle birlikte tahıl ihracının adeta patladığına dikkat çekiyor. Birinci Dünya Savaşı'nın başladığı 1914 yılında Rusya 92,5 milyon tonluk ihracatla dünya lideriydi.

4. Kenevir.

Çar Petro'nun sağlam bir donanma kurmasından en çok fayda sağlayanlar arasında kenevir tüccarları da vardı. Zira yelkenler ve halatların üretimi için endüstriyel kenevire ihtiyaç vardır. 18'nci yüzyılda Petro'nun akılcı fiyat politikası sayesinde İngiltere bile kenevirini Rusya'dan ithal eder hale gelir. Ülkenin toplam ihracatı içinde kenevirin payı yüzde 40'a ulaşır.

5. Keten.

Rusya'nın keten lifi ihracatının geçmişi 11'nci yüzyıla kadar uzanır. On sekizinci yüz yılın sonuna geldiğine, endüstriyel devrimin de katkısıyla Rusya Avrupa'nın bir numaralı keten üreticisi haline gelir. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesindeyse dünyadaki keten üretiminin yüzde 80'i Rusya'da gerçekleşir.

1 Şubat 2021 Pazartesi

Rusya nasıl tarım ülkesi oldu?


 

Samih Güven

Kaynak: https://samihguven.blogspot.com/

 

 

1.Serflikten özgürlüklerine kavuşan topraksız köylüler hem kırsalda hem de şehirlerde aradığını bulamamış ve Çarlık Rusya’sına son darbeyi vurmuştu. Ama komünist dönemde de tarım sektörü ve tarımsal üretim modelleri en sorunlu alanlardan biriydi. Özellikle Stalin döneminde sanayiyi daha fazla destekleyecek tarımsal hammadde sorunu baş göstermişti. Kolhoz ve Sovhoz'larda işgücü, motivasyon ve verimlilik sorunları söz konusuydu.

2.Buna rağmen Sovyetler Birliği çok önemli bir tarım gücüydü. Ancak 90’lı yıllardaki çöküş birçok tarımsal ve hayvansal üretim kaleminde ciddi azalmaya sebep oldu.

3.Son yıllarda ise tarım sektöründe çok önemli gelişmeler oldu ve Rusya örneğin 2016 yılında Sovyet tahıl üretim seviyelerini aşarak o yıl dünyanın en büyük buğday ihracatçısı oldu. Rusya Tarım Bakanlığı tarafından açıklanan 2020 verilerine  göre de tarım ürünleri ihracatı yüzde 20’den fazla artış kaydederek 29,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. 10 milyar dolar tahıl, 4,7 milyar dolar yağ ürünü, 1,1 milyar dolar da et ve süt ihracı söz konusu oldu. Rusya Türkiye’ye aldığının oldukça üzerinde 3,1 milyar dolar tutarında tarım ürünü sattı. 

4.Rusya Tarım Bakanlığı internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, 2020 yılında tahıl hasadının oldukça yüksek bir seviye ile 133 milyon ton olduğu tahmin ediliyor. Son yıllarda sebze, meyve ve çilek üretiminde de artış görülüyor ve ithalat azalıyor. 2014 yılına kıyasla domates ithalatının neredeyse yarı yarıya, armut ve elma ithalatının ise yüzde 36 azaldığı görülüyor. Hayvancılık sektörü de olumlu sonuçlar veriyor. 2020 yılında kesim amaçlı besi ve kümes hayvanı üretiminin (canlı ağırlık) 2019'a göre yüzde 3,2  artışla 15,6 milyon tona ulaştığı tahmin ediliyor. Süt üretiminin ise yüzde 2,5 artarak 32,1 milyon tona çıktığı tahmin ediliyor.

5.Peki bu nasıl oldu? Yani 17 milyon kilometrekare yüz ölçümü ile dünyanın en büyük ülkesi olsa da topraklarının yüzde 45-50’si ormanlık olan, tarıma elverişli arazilerin yüzde 13 olduğu bu kar ve soğuk ülkesi nasıl bu başarıyı yakaladı?

6.Geleneksel olarak net gıda ithalatçısı olan Rusya nasıl oldu da net gıda ithalatını son yıllarda önemli ölçüde azaltarak 2013’deki 20 milyar dolardan 2017 yılında yaklaşık 5 milyar dolara ve sonra da günümüzdeki başarıya getirdi?

7.Çünkü Rusya potansiyelini keşfetti ve son yıllarda tarımı stratejik bir alan olarak görerek özel politikalar uygulamaya soktu. Özellikle 2014 yılında başlayan Ukrayna Krizi, karşılıklı yaptırım uygulamaları ve yaşanan ekonomik sorunlar nedeniyle önemli politika değişikliklerine gidildi.

8.Hükümet tarafından bazı özel programlar uygulamaya geçirildi̧ve ithal ikamesi politikalarına ağırlık verildi. Bu yolla tarım, uçak ve gemi yapımı, otomobil yan sanayi ve bazı diğer endüstrilerde yerli üretim desteklenmeye başlandı. Özellikle tarım alanında önemli teşvikler söz konusu oldu.

9.Rusya’da yüzde 13 dediğimiz tarıma elverişli alan yaklaşık 220 bin kilometre kare ediyor. Su kaynakları oldukça zengin. Sadece Baykal gölünde dünya tatlı su rezervlerinin yüzde 20’si bulunuyor. Enerji ülkesi olunmasının avantajını tarımsal üretimde kullanabiliyor. Raylı sistem vasıtasıyla ucuz taşıma teşvik ediliyor. 

10.Rusya topraklarının büyük bölümünde tahıl ve patates başta olmak üzere birçok ürün yetişebiliyor. Meyve grubu ve bazı diğer sebzelerin üretimi ise istenen seviyede olmasa da Krasnador ve benzer sıcak iklime sahip yerlerde yapılabiliyor. Ayrıca son yıllarda sera yatırımlarına ciddi teşvikler sağlanması Rusya’yı sebze grubunda da kendine yeter seviyeye yaklaştırmış oldu.

11.Rusya’da tarımsal teşviklere baktığımızda ise şu başlıkları görüyoruz: Tahılın demiryolu ile taşınmasına sübvansiyon, tarımsal yatırım kredilerine getirilen sübvansiyon, bölgesel tarımsal önceliklere bağlı “birleşik bölgesel” sübvansiyon, yeni ve modern tarım tesisleri için sermaye harcamalarının kısmi tazminatı, ihraç edilen çeşitli gıda ve tarım ürünlerinin taşınma maliyetlerinin kısmi tazminatı, ekin üreticileri için iki katına çıkarılmış destekler, bir litre sütte artan süt verimine bağlı sübvansiyonlar, tarımsal ekipman ve makine üreticilerine sübvansiyonlar.

12.Rusya’da yıllar önceki bir toplantıda Rusya bize aldığından çok daha fazla tarım ürünü satacak dediğimde bir iş adamı “bizde öyle bir güneş ve iklim var ki kimse bizimle baş edemez,” demişti. Şunu sormak gerekiyor şimdi: Güneş mi politika mı?

13.Diğer taraftan, iklim değişikliğine yönelik bazı jeopolitik analizlere göre Sibirya'nın ekilebilirliği arttıkça 21. yüzyılın geri kalanında Rus tarımı için daha büyük fırsatlar söz konusu olacak.

14.Yeri gelmişken Türk tarımı için öneriler: Tarımsal üretim, toprak ve su konusunda ciddi planlama, enerji ve girdi maliyetlerine dönük ciddi tedbirler, desteklerin gözden geçirilmesi ve kurumsal konsolidasyon sağlanması, arz ve tedarik zincirinin gözden geçirilerek optimize edilmesi, taşıma maliyetlerinin sübvansiyonu, bölgesel planlama ve üretici birlik ve dayanışmasının artırılmasına dönük modeller, Tarım Bakanlığı’nın kurumsal kabiliyetinin en üst seviyeye çıkarılması.

13 Ekim 2018 Cumartesi

Trofim Lısenko



Vikipedi, özgür ansiklopedi


Trofim Denisoviç Lısenko (Трофи́м Дени́сович Лысе́нко,  (29 Eylül 1898 – 20 Kasım 1976) Sovyet tarım biyoloğu.

Öğrenci iken tarımla alakalı birkaç farklı projede çalıştı; bunlardan biri sıcaklık değişimlerinin bitkilerin biyolojik yaşam döngüsü üzerindeki etkilerini içeriyordu. Bu çalışma daha sonra Lısenko'yu, kış buğdayını bahar buğdayına dönüştürmek için bu özellikleri nasıl kullanabileceğini düşünmeye itti. Bu sürece Rusça "jarovization" adını verdi ki, sonrasında "vernalizasyon" olarak anılacaktı.

Lısenko edinilmiş özelliklerin kalıtımı teorisini güçlü bir şekilde destekledi ve sözdebilim lehine Mendel genetiğine karşı çıktı. Lısenkoizm olarak adlandılan fikirleri savunurdu.

Geliştirilmiş ürün verimleri üzerindeki deneysel araştırması, özellikle 1921-1922 Sovyet Kıtlığı sonrasında Sovyet liderinin Joseph Stalin desteğini ve Kolektivizasyon (SSCB) direnişinden kaynaklanan verimliliğin 1930'ların başında Sovyetler Birliği'nin çeşitli bölgelerinde kaybolmasını sağladı. 1940'da Lısenko, Sovyetler Birliği'nin Rus Bilim Akademisi'nde Genetik Enstitüsü müdürlüğüne getirildi ve siyasi nüfuz ve iktidarın uygulanması, Mendel karşıtı öğretilerinin Sovyet bilim ve eğitiminde kullanılmasını daha da güvence altına aldı. Bilimsel muhalefet, Lısenko'nun 1921-1922 Sovyet Kıtlığı teorileri 1948'de Sovyetler Birliği'nde resmi olarak yasaklandı.

Lısenko 1965 yılına kadar Genetik Enstitüsünde görevine devam etmesine rağmen, Sovyet tarımsal uygulamaları üzerindeki etkisi 1950'lerde azaldı.

Çalışmaları

Kalıtım ve Değişkenliği (1945)
Bugünkü Biyoloji Bilimi (1948)

Kaynakça

Graham, Lo-ren R. (2006). Moscow Stories. Bloomington, IN: Indiana University Press. ss. 120–125, 290. ISBN 978-0-25-30007-43.
Sterling, Bruce (June 2004). "Suicide by pseudoscience". Wired(12.06).
Gordin, Michael D. (2012). "How Lysenkoism became pseudoscience: Dobzhansky to Velikovsky". Journal of the History of Biology. 45 (3), s. 443–68. doi:10. 1007/s10739-011-9287-3. PMID 21698424.
Lysenko, Trofim Denisovich. Encyclopædia Britannica Online. 16 August 2013. Erişim tarihi: 26 January 2014.



Lısenko Vakası, "İdeolojik Bilim" ve "Özgürlükçü" Sol

KIVILCIM ÇAĞLA




Garip bir solcu türü var ülkemizde. Kendilerine genellikle özgürlükçü veya liberter sol diyen bu kişilerin bir kısmının özgürlükçülükten anladığı şey öncelikle ve özellikle SSCB'ye ve Stalin'e saldırmak. Kafalarında yarattıkları SSCB ve Stalin şeması üzerinden onlara birtakım aptalca sözleri ya da gerçek olmayan eylemleri yakıştırıyorlar sonra da bakın bunlar ne kadar akıl dışı, totaliter, vb diye akıllarınca alay ediyorlar ve diktatörlüğe karşı özgürlüğün savunucuları postuna bürünüyorlar. Bunların çoğunun George Orwell, Aleksandr Soljenitsin, Milan Kundera gibi antikomünist edebiyatçı müsveddelerini övmesi de rastlantı değil tabii.

Yankı Yazgan'ın 9 Kasım 2008 Pazar günkü Birgün'de yer alan "İdeolojik bilimin sonu ve Lisenkoculuk" başlıklı yazısı bu türden liberal solculuğa bir örnek. Yazgan yazısında esas olarak Dominique Lecourt'a dayanarak Lısenko'nun "günümüzde bilimi çarpıtmanın simgesi" olduğunu iddia ediyor. Bu sadece Lecourt'un ve Yazgan'ın iddiası olsaydı belki de üzerinde durmaya değmezdi. Ancak Lısenko vakası gerçekten de Batı'da ve şimdiki kapitalist Rusya'da Sovyet bilimine, Lısenko'ya ve Stalin'e karşı yıllardır yürütülen yaygın bir yalan kampanyasının ve yaygın bir yanlış kanının adı. Bu yanlış kanıya göre Stalin'in bilime müdahalesinin bir sonucu olarak, Lısenko adında bir "şarlatan" SSCB'de biyoloji biliminde ideolojik tekelini kurmuş ve bilimsel rakiplerini idari yöntemlerle susturmuş, kendi "proleter bilimini" yaymak için genetik bilimini neredeyse yasaklamış, bu arada başta Nikolay Vavilov olmak üzere ülkenin en yetenekli genetikçi-biyologlarını öldürtmüş veya hapse attırmış. Stalin'in ölümünün hemen ardından ise Lısenko'ya karşı kıpırdanmalar başlamış ve kısa sürede Lısenko gözden düşmüş. Sonuç olarak Lısenko'dan geriye hiçbir bilimsel katkı kalmamış, sadece doğrulanmamış hipotezler kalmış. Burjuva ideologları ve onların "solcu" destekçileri işte bu yalanı yaymak ve Lısenko'nun adını sahte-bilimle özdeşleştirebilmek için onlarca kitap ve makale yazmışlardır. Bize de bir gazete yazısının boyutlarının elverdiği ölçüde bu çarpıtmaları teşhir etmek düşüyor.

Nereden başlamalı? Adından başlayalım. Büyük Sovyet agrobiyologu Trofim Denisoviç'in soyadı Lisenko değil, Lısenko'dur. Batı dillerinde ı harfi olmadığı için Lysenko biçiminde yazılıyor, ancak Rusça'da ve bizim dilimizde ı harfi var ve doğrusu Lısenko. Tek başına bu ayrıntının bir önemi yok, ancak şunu gösteriyor: Bu "solcu"larımızın beslendiği tek kaynak İngilizcedir, dünyaya oradan bakarlar.

Yazgan'ın yazdığına göre 1948 yılında SBKP bütün aydınları sınıf mücadelesine en etkin biçimde katılmaya davet eder. (Sanki daha önce davet etmiyormuş gibi, niyeyse birden aşka mı gelmiş ne!) Yine Yazgan'a göre, kültür ve bilimin her alanında proleter görüşlerin zaferi için açılan bu savaşta biyoloji alanında da "pek duyulmamış bir isim" ortaya çıkmış: Trofim Lısenko. İşte yalan ve çarpıtma da hemen bu noktada başlıyor. Onun için gelin Lısenko'nun biyografisine kısaca bir göz atalım.

Ukraynalı yoksul bir köylünün oğlu olan Trofim Denisoviç Lısenko (1898-1976) Ekim devrimi sayesinde yüksek öğrenim yapma olanağını bulur. 1925 yılında Kiev tarım enstitüsünü bitirir ve seleksiyoner olarak çalışmaya başlar. 1927'de daha 29 yaşında iken Azerbaycan'ın Gence (Kirovabad) kentindeki seleksiyon istasyonundaki çalışmaları ile dikkati çeker ve Pravda'da hakkında bir haber çıkar. Lısenko burada Azerbaycan koşullarında bakliyegiller yetiştirmeyi başarmıştır, böylece hem baharda otlak yetersizliği sorununu çözmüş hem de gübre kullanmaksızın bu bitkilerle tarlaları gübreleme (sideration) tekniklerini geliştirmiştir. Lısenko Gence'de çeşitli bitkilerle yaptığı deneylerle ayrıca bitki gelişiminde evreler teorisini geliştirir ve sıcaklığın bitki gelişimindeki etkilerini ve çeşitli bitkilerin gelişimlerinin her aşamasında gereksindikleri belli derecede sıcaklık/gün sayılarını matematiksel tablolar haline getirir. Daha sonra geliştirdiği ve teorize ettiği soğuklandırma (yarovizatsiya, vernalization) tekniği ile buğday üretimini artırır. Yeni buğday ve pamuk türleri geliştirir. 1934'te 36 yaşında iken Ukrayna Bilimler Akademisi, 1935'te SSCB Tarımsal Bilimler Akademisi, 1939'da ise SSCB Bilimler Akademisi üyeliğine seçilmiş idi. 1938'den itibaren SSCB Tarımsal Bilimler Akademisi'nin başkanı idi. Lısenko bu akademilere kara kaşı kara gözü için değil, tam da eserleri, deneyleri ve teorileri sayesinde seçilmişti. Nitekim o yıllarda ülkenin en tanınmış botanikçisi ve genetikçisi olan Nikolay Vavilov da Lısenko'yu takdir ediyordu ve bu akademilere seçilmesinde önemli rol oynamıştı. 1948 yılına gelindiğinde ise Lısenko üç adet Lenin ödülü, iki de Stalin ödülünün sahibi idi. Bu mudur "pek duyulmamış isim"?

Öte yandan Lısenko'nun bilimsel rakiplerinden en önemlisi olan Nikolay Vavilov 1940'ta sabotaj suçuyla tutuklanır ve 1942'de hapiste iken akciğer hastalığından ölür. Lısenko'nun düşmanları Vavilov'un tutuklanmasının suçunu da Lısenko'ya atmaya çalışırlar. Ancak Vavilov davasında Lısenko'nun adı geçmez, Lısenko kesinlikle Vavilov aleyhinde bir ihbarda bulunmuş değildir. Kuşkusuz Vavilov da önemli bir bilim insanı idi. Ancak o ve Lısenko tamamen farklı dünyaların insanlarıydılar. Devrim öncesi kuşağın temsilcisi olan Vavilov birçok benzerleri gibi 1917 Şubat devrimini heyecanla karşılamış ancak Ekim devrimine ve Bolşeviklere bir türlü ısınamamıştı. Bolşevikler iktidara gelince kendi hazır uzmanları olmadığı için işte böyle içten içe aslında Bolşevizmden nefret eden unsurlarla çalışmak zorunda kalmışlardı. Lısenko ise tam anlamıyla devrimin ürünü idi. Sovyet devletinin açtığı okulda okumuştu ve Sovyet devrimine inanıyordu. Dolayısıyla Lısenko'nun bilimsel gündemi Sovyet devletinin acil gereksinimlerine yönelik iken Vavilov için saf bilim, deyim yerindeyse bilim için bilim daha önemliydi. Lısenko buğday üretimini ve verimini artırmak, yeni tahıl ve başka bitki kültürleri geliştirmek vb daha pratik işlerle ilgilenirken Vavilov Sovyet devletinin parasıyla tüm dünyada bitki türlerini incelemek üzere bilimsel geziler yapıyordu. Vavilov biyolojide Mendel-Morgan okulunun izleyicisi iken, Lısenko kalıtım özelliklerinin aktarılmasında genlerden çok çevre koşullarına önem veren Miçurin okulunun bir temsilcisi idi.

Burada bu iki biyoloji okulunun farklarının ayrıntılarına girmeyi gereksiz buluyorum. Sonuç olarak her ikisinde de doğru hipotezlerin yanında yanlışlar da vardır. Çağdaş bilim bu konuda son sözünü söylememiştir. Ancak günümüzde biyolojide öylesine güçlü bir anti-Lısenkocu ideolojik terör estirilmektedir ki bulguları Lısenko'yu doğrulayan bilim insanları "aman bana Lısenkocu demesinler" diye Lısenko'nun adını anmaktan çekiniyorlar ve onunla aynı terminolojiyi kullanmamaya özen gösteriyorlar.

Ben biyolog olmadığım için Lısenko'nun genetikçilerle olan bilimsel polemiği üzerinde kesin bir hüküm verecek değilim. Psikiyatrist Yankı Yazgan ise Lecourt'un sözlerine bakarak kesin hükmünü vermiş. İdeolojik olmayan bilim böyle bir şey herhalde! Peki o zaman bizim için Lısenko'nun mirası nedir? Bizim için tartışmalı olmayan bir nokta var: Teoride bazı konulardaki yanlışları ne olursa olsun, Lısenko geliştirdiği teknikler ve yeni buğday kültürleri ile Sovyet tarımına çok büyük hizmetler vermiştir. Onun teknikleri Sovyet ekonomisine milyonlarca ruble kazandırmıştır. Onun muhalifleri olan genetikçilerin ise pratik yararları pek azdır ve olanları da son zamanlardaki gelişmelerdir. 1920'lerin sonlarına doğru Sovyet devleti için en hayati sorunlardan biri buğday üretiminin ve ihracatının artırılması idi. İki nedenle: Birincisi artan kentli nüfusu ve işçi sınıfını beslemek gerekiyordu. Bunun için üretimi ve verimliliği artırmak gerekiyordu. İkincisi sanayileşme için kaynak yaratmak gerekiyordu ve buğday önemli bir ihraç maddesi idi. Fakat 1928'de devrim öncesi üretim oranları yakalandığı halde küçük ve orta köylülük ve özellikle zengin toprak sahipleri ("kulak"lar) fazla buğdaylarını Sovyet devletine ucuza satmaya yanaşmıyorlardı. Yani üretim artmakla birlikte devletin satın alıp depoladığı tahılın miktarı aynı oranda artmıyordu. İşte Lısenko böyle bir dönemde bütün dikkatini Sovyet devletinin acil sorunlarına vermiştir. Bu konuda Stalin ve Hruşçov zamanında tarım bakanlığı yapmış olan İvan Benediktov 1980'de şöyle diyor:

"Lısenko'nun çalışmaları temelinde "Lyutentses-1173" ve "Odesskaya-13" yazlık buğday türleri, "Odesskiy-14" arpası, "Odesskiy-1" pamuğu gibi tarımsal kültürler yaratıldı, soğuklandırma ve pamuk kakması gibi agroteknik yöntemler geliştirildi. Lısenko'nun sadık öğrencisi, hayatının sonuna dek ona saygı duymuş olan Pavel Panteleymonoviç Lukyanenko, muhtemelen en yetenekli seleksiyonerimiz idi. Lukyanenko'nun aktifinde 15 kışlık buğday türü vardır, bunlar arasında dünya çapında tanınmış olan "Bezostaya-1", "Avrora" ve "Kavkaz" türleri de bulunur. Lısenko'nun "eleştirmenleri" ne derlerse desinler, ülkenin tahıl tarlalarında bugün de onun yandaşları ve öğrencilerinin yetiştirdiği tarım kültürleri egemendir. Keşke böyle "şarlatanlardan" daha fazla olsaydı! O zaman herhalde rekolteyi artırma sorununu çoktan çözmüş olurduk, ülkenin tahıl gereksinimi sorunu gündemden düşerdi. Genetikçilerin başarıları ise henüz çok daha mütevazı ve bu zayıf konumlarından dolayı değil mi ki, düşük pratik yararlarından dolayı değil mi ki rakiplerini çığırtkanca suçluyorlar?" (Bkz. Stalin ve Hruşçov hakkında İvan A. Benediktov ile Söyleşi, Yazılama Yay., 2008, sf. 53).

Yazgan ve benzerleri Lısenko üzerinden esas olarak Stalin'e saldırıyorlar. Bunlar Stalin'in özgür bilimsel tartışma ortamını boğduğunu sanıyorlar. Oysa tam tersine Stalin bilimsel tartışmalara müdahale ettiği nadir zamanlarda daima bilimsel ifade özgürlüğünü savunmuştur. Örneğin Sovyet dilbiliminde tekel kurup karşıtlarını idari yöntemlerle susturmuş olan Nikolay Marr ve yandaşlarına karşı 1950'lerin başında eleştiri özgürlüğünü savunmuştur. Stalin aynı şekilde Lısenko'nun da marksist terminolojiyi biyolojiye uygulama yolundaki aşırı gayretkeşliğini eleştirmiştir. Bu konuda yine Benediktov'a kulak verelim:

"Evet, Lısenko'nun kusurlarını Stalin oldukça net görüyordu. Stalin benim yanımda birkaç kez, doğrusu nazikçe, Trofim Denisoviç'i "Marksist altyapıyı cekete uydurma" çabasından dolayı tekdir etti. Yani Marksist ideoloji ve terminolojiyi kendisiyle doğrudan ilişkisi olmayan alanlara yayma çabasından dolayı. Lısenko'nun 1948 yılındaki VASHNİL oturumunda okuduğu ve Stalin'in bütünününde onayladığı raporuna da Stalin aynı ruhta eleştirel notlar düşmüştü." (agy, sf. 58).

Stalin'in düşmanları çoğu zaman onun "oğul babanın suçunu çeker" dediği yalanını da yaymışlardır. (Yazgan böyle bir şey demiyor, bunu ben örnek veriyorum). Oysa Vavilov örneğinde de gördüğümüz gibi Stalin kimseyi başkalarının suçundan sorumlu tutmamıştır: Nikolay Vavilov hapiste ölmüş ancak öz kardeşi Sergey Vavilov 1945 yılında SSCB Bilimler Akademisi'nin başkanı olmuş, 1946 ve 1951 yıllarında da Stalin ödülünü almıştır.


Yazgan'a göre Stalin'in ölümünün "hemen ardından" akademi içinde anti-Lısenko kıpırdanmalar başlamış. Güya onun teorilerinin iflas ettiği görülmüş ve tarım planları, ders kitapları vb yeni baştan yapılmış. Yazgan'ın gerçekten dersini iyi çalışmadığı belli oluyor. Çünkü bunlar doğru değil. Lısenko Stalin'den sonra Hruşçov zamanında da uzun süre yüksek makamları işgal etti. Hatta Hruşçov Lısenko'ya Stalin'den daha az eleştirel yaklaştı! SSCB Tarım Bilimleri Akademisi başkanlığından bir ara ayrıldı ise de 1961-62'de yeniden başkanlık yaptı, aynı zamanda Yüksek Sovyet üyesi idi. Lısenko çeşitli bilimsel kurumlardaki yönetici görevlerinden ancak 1965'te Hruşçov iktidardan düştükten sonra ayrıldı. Son olarak, bozacının şahidi şıracı örneği Lecourt ve Yazgan'ın şahidi de Althusser olmuş. Hani şu Gelecek Uzun Sürer adlı son kitabında tam okumadığı kitaplar ve yazarlar hakkında hüküm verdiğini itiraf etmiş olan Althusser! Ama onlar ne derlerse desinler, Lısenko'nun ve "Lısenkoculuğun" türküsü ve tarihi bitmedi, daha yazılmayı bekliyor.

9 Ağustos 2016 Salı

Rusya’da şimdi Astrahan karpuzu zamanı



Astrahan, Osmanlı’nın verdiği isimle Ejderhan,  Volga nehrinin Hazar Denizi’ne döküldüğü yerde bir şehir.

Astrahan deyince insanın aklına ilk gelen şey ne olabilir?

Söyleyelim; bu şehrin bu mevsimde çok ünlü olan sembolü Astrahan karpuzu. Dünya’nın en büyük ve tatlı karpuzlarının anavatanı işte bu Rusya'nın güney şehri Astrahan.

Bu şeritli yemişin sezonu Ağustos ayına denk gelir.

Rusya’da şimdi onun zamanı: Astrahan karpuzu

Karpuz hasadı ile ilgili olarak her yıl Astrahan’da iki festival düzenlenir: Biri Rus Karpuzu diğeri ‘Senyör-Pamidor’ yani ‘bay domates’tir. Festival konuklarına Astrahan tarlalarının nimetlerinin tadına bakmaları, sanatçıların gösterilerini izleme, komik yarışma ve müsabakalara katılma imkânı verilir.

Karpuz hakkında bir kaç şey daha söyleyelim. Karpuz Rusya’ya 13 – 14. yy’da Tatarlar tarafından getirilmiştir ve önceleri sadece Aşağı Volga’da yetiştirilmekteydi.

O zamanlar Rusya için alışılmadık olan karpuzlar özel lezzet olarak kabul edilir ve çarlık masasına kaliteli bir tatlı olarak konulurdu.

Astrahan karpuzları, yolda çatlamasınlar diye kürk torbalar içinde develerle Moskova’ya getirilirdi.