Moskova

Moskova

30 Mart 2026 Pazartesi

Tüm dünyaya Rus dilini öğreten dilbilimci


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Dünyanın dört bir yanındaki birçok Rus dili uzmanı Vitaly Kostomarov adını biliyor.

Vitaly Kostomarov (1930-2020), Rusçayı yabancı dil olarak öğretme konusuna bilimsel bir yaklaşım getiren ilk kişiydi ve yabancılar için bir dizi Rusça ders kitabı hazırladı. Ancak, asıl bilimsel ilgi alanı dil ve kültür arasındaki ilişkiyle de ilgiliydi. Bilim insanı, herhangi bir dilin öğretiminin ülkenin kültürüyle birlikte gerçekleşmesi gerektiğinde ısrar etti.

Kostomarov'un 'Dil ve Kültür' adlı kitabı, dilbilim ve kültür çalışmalarına (dilbilim ve kültür bilimi olarak da adlandırılır) yani dilin ülke ve kültürü hakkındaki gerçekler üzerinden incelenmesine ivme kazandırdı.

Kitabında şöyle yazmıştı: "Yabancı dil öğrenenler genellikle öncelikle iletişimde yer almanın başka bir yolunu öğrenmeye çalışırlar. Ancak bir dil edinirken, kişi aynı anda yeni bir ulusal kültüre nüfuz eder ve öğrenilen dilin barındırdığı muazzam manevi zenginliği edinir."

Dilbilimci, "Özellikle yabancı bir öğrenci veya okul çocuğu, Rus dilini öğrenirken, Rus ulusal kültürü ve tarihiyle, Rus halkının çağdaş yaşamıyla ve ayrıca, çok daha az ölçüde de olsa, Sovyetler Birliği'nin diğer halklarının kültürleriyle tanışmak için gerçek ve son derece etkili bir fırsat elde eder" diye ekliyor.

Kostomarov'un bilimsel başarıları çok sayıda ödül ve devlet nişanıyla taçlandırıldı. Ayrıca, SSCB Pedagoji Bilimleri Akademisi'nin (şimdiki Rus Eğitim Akademisi) ve Uluslararası Rus Dili ve Edebiyatı Öğretmenleri Birliği'nin başkanlığını da yaptı.

1960'larda onun girişimiyle Moskova Devlet Üniversitesi'nde Rus Dili Bilimsel ve Metodolojik Merkezi kuruldu. Ve 1973'te bu merkezden Puşkin Devlet Rus Dili Enstitüsü "doğdu" ve Kostomarov ilk müdürü, ardından da rektörü ve başkanı oldu.

Bugün Puşkin Enstitüsü, Rusçayı yabancı dil olarak öğretme konusunda önde gelen eğitim ve bilim kurumudur. Kuruluşundan bu yana geçen yıllar içinde, dünyanın dört bir yanından 90 ülkeden 500.000 mezun, Rusça öğretmeni ve Rusça dilbilimcisi olmuştur.

Bolşoy 250 yaşında


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’nın en önemli kültürel sembollerinden biri olan Bolşoy Tiyatrosu’nun (Büyük Tiyatro) kuruluşunun üzerinden tam 250 yıl geçti. 28 Mart 1776 yılında II. Yekaterina’nın kararıyla kurulan tiyatro, bugün yalnızca bir sanat kurumu değil, aynı zamanda ülkenin simgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak bu görkemli geçmiş, yangınlar, savaşlar ve mali krizlerle dolu zorlu bir tarihten geçti.

Tiyatro, Moskova’da kalıcı bir sahnenin olmadığı dönemde Prens Urusov’un girişimiyle doğdu. İlk yıllarda küçük ve ahşap sahnelerde faaliyet gösteren topluluk, kısa sürede daha büyük bir binaya taşındı. 1780’de açılan ilk büyük tiyatro binası yaklaşık bin seyirci kapasitesine sahipti. Ancak kuruculardan Medoks bu projeden sonra iflas etti.

Bolşoy’un tarihi felaketlerle de şekillendi. 1805 yılında çıkan yangın tiyatroyu yok etti. 1812’deki büyük Moskova yangınında yeni bina da kül oldu. 1825’te yeniden inşa edilen tiyatro, bugünkü görkemli mimarisinin temelini oluşturdu. Ancak 1853’te bir yangın daha yaşandı ve bina tekrar neredeyse tamamen yok oldu. Üç yıl sonra yeniden açıldığında bugünkü görünümüne kavuştu.

Bolşoy’un tarihinde az bilinen ilginç detaylar da bulunuyor. Örneğin ilk dönemlerde seyirciler parterde ayakta izliyordu ve bilet fiyatları 1 rubleden başlayıp bin rubleye kadar çıkıyordu. Ayrıca tiyatronun ilk sanatçı kadrosunun önemli bir kısmı soylulara ait serf oyunculardan oluşuyordu.

Bir diğer ilginç gerçek ise sahnenin hafif eğimli olmasıydı. Bu eğim hem akustik hem de sahne görünürlüğünü artırmak için tasarlanmıştı. Tiyatronun çatısındaki ünlü Apollon heykeli ise ilk başta taş olarak yapılmış, daha sonra bronz versiyonla değiştirilmişti.

Sovyet döneminde Bolşoy sadece sanat değil, aynı zamanda siyasi bir vitrin işlevi gördü. Yabancı liderler ve delegasyonlar için özel temsiller düzenlendi. Hatta bazı dönemlerde yeni operaların sahnelenmesi ideolojik denetimden geçmek zorundaydı.

Günümüzde Bolşoy Tiyatrosu, Rusya’nın kültürel vitrini olarak görülüyor. Yıllık bütçesi 10 milyar rubleyi aşmasına rağmen gelirleri bunun yaklaşık yarısı seviyesinde kalıyor. Buna rağmen tiyatro ticari bir kurumdan çok ulusal bir sembol olarak değerlendiriliyor. 250 yıldır süren bu miras, Bolşoy’u yalnızca bir sahne değil, aynı zamanda bir prestij unsuru haline getiriyor.

27 Mart 2026 Cuma

Rus tarihinde iki çarın aynı anda taç giydiği TEK dönem.


Aleksandra Guzyeva 

Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Moskova Kremlin'inin Silah Odası, iki genç çar için özel olarak yapılmış eşsiz bir çift tahtı sergiliyor. Peki, bu iki çarın tahta birlikte çıkması nasıl oldu?

Çar Alexei Mikhailovich'in ölümünden sonra taht, en büyük oğlu Fyodor'a geçti. Varis bırakmayan Fyodor, 1682'de hastalıktan öldü. 

Ondan sonra, o zamanlar 16 yaşında olan, çok zayıf ve hasta bir genç olan İvan, çar olacaktı. Ancak Alexei Mikhailovich'in yeni karısından 10 yaşında bir oğlu daha vardı, Peter. Etkili akrabaları ve aile reisi onu tahta geçirmek istiyordu.

İki klan arasındaki mücadele, silahlı 'streltsy' muhafızlarının isyanına yol açtı ve patrik tarafından önerilen bir uzlaşmayla sona erdi: her iki genç varisi de çar olarak taçlandırmak.

Aynı zamanda, büyük kız kardeşleri Sophia naip oldu ve fiilen onları yönetti. Kardeşi Ivan'ı destekledi ve isyana ilham verdi. Ivan'ın 1696'daki ölümünden sonra, yetişkin Peter, Sophia'yı devirerek tek başına hükümdar oldu. Daha sonra Büyük Peter olarak tanındı.

Kolomb Amerika'yı keşfettiğinde Rusya'da neler oluyordu?


Boris Egorov

Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Ruslar, Coğrafi Keşifler Çağı'nın başlangıcından büyük ölçüde etkilenmemişlerdi. Sınırlarını güçlendiriyor ve güçlü komşularına karşı savaşlar yürütüyorlardı.

12 Ekim 1492'de Kristof Kolomb, Bahamalar'daki adalardan birine ayak bastı. Kuzey Amerika'ya ulaşmayı kıl payı kaçırmış olsa da, bu gün kıtanın keşfedildiği gün olarak kabul edilir.

O dönemde Rus devleti, tartışmalı sınır bölgeleri nedeniyle Litvanya Büyük Dükalığı ile savaş halindeydi. İki tarafın da diğerine resmen savaş ilan etmemesi nedeniyle bu çatışma tarihe 'Garip Savaş' olarak geçti. 1494'te bir barış antlaşması imzalandı ve bu antlaşma uyarınca III. İvan topraklarını biraz genişletti.

1492 baharında, devletin en batı sınırında İvangorod Kalesi'nin inşasına başlandı. Kale, Narva Nehri'nin diğer tarafında bulunan ve Töton Şövalyeleri'nin Livonya Bölgesi'ne ait olan Narva Kalesi'nin tam karşısına kasıtlı olarak inşa edildi. Bu iki görkemli yapı, Rus-Estonya sınırıyla ayrılmış halde, günümüze kadar yan yana durmaktadır.

Aynı yıl veya o zamanlar inanıldığı gibi dünyanın yaratılışının 7000. yılında, Rus devletinde yeni yılın başlangıcı 1 Mart'tan 1 Eylül'e alındı. Bu düzenleme, Çar I. Petro'nun takvimin dünyanın yaratılışından değil, İsa'nın doğumundan itibaren hesaplanmasını ve yeni yılın bugün alıştığımız gibi 1 Ocak'ta başlamasını emrettiği 1699 yılına kadar yürürlükte kaldı.

26 Mart 2026 Perşembe

Rusya'da iş ortamının 18 yılllık hikayesi: Nereden nereye?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya Sanayiciler ve Girişimciler Birliği’nin (RSPP) 2008–2025 dönemine ilişkin araştırmasına göre ülkede iş ortamı genel olarak iyileşti. Şirketler daha az yolsuzlukla karşılaştıklarını, devletin iş dünyasına yaklaşımının değiştiğini belirtiyor. Ancak aynı dönemde vergi yükü, kredi maliyetleri ve personel açığı gibi temel sorunlar daha da ağırlaştı.

Araştırmaya göre yatırım yapan şirketlerin oranı ciddi şekilde arttı. 2010’da büyük yatırım yapan işletmelerin payı %20 seviyesindeyken, 2024–2025 döneminde bu oran yaklaşık %50’ye çıktı. Yatırım yapmayan şirketlerin oranı ise üçte birden %13’e geriledi. Aynı dönemde devlet kurumlarıyla yaşanan hak ihlalleri de azaldı. 2008’de şirketlerin %37,4’ü hak ihlali yaşadığını belirtirken, 2025’te bu oran %12,8’e düştü.

Devlet ile iş dünyası arasındaki ilişkilerde de belirgin bir dönüşüm gözlendi. 2008’de şirketlerin %60’ı devletin kendilerine “nakit kaynağı” gibi davrandığını düşünürken, 2025’te bu oran %12’nin altına indi. Yolsuzluğun düşük olduğunu düşünenlerin oranı ise %21’den %75’e yükseldi. Denetim yükü de azaldı. Planlı denetimlerle karşılaşan şirketlerin oranı %90 seviyelerinden %67’ye geriledi.

Buna karşın ekonomik baskılar arttı. 2025’te ilk kez şirketlerin yarısından fazlası vergi yükünün arttığını belirtti. Ortalama mali yük %21,9’dan %22,4’e yükseldi. Kredi maliyetleri de keskin biçimde arttı. Şirketlerin yarısından fazlası borçlanma faizinin %18–25 aralığında olmasını bekledi. Oysa beş yıl önce çoğu işletme %10’un altında faiz öngörüyordu.

İş dünyasının en büyük sorunu ise değişmedi: nitelikli iş gücü eksikliği. 2025’te şirketlerin yaklaşık üçte ikisi bu sorunu en kritik mesele olarak tanımladı. Orta vadede de tablo aynı. 2008’de %76 olan “kalifiye eleman eksikliği” endişesi, 2025’te %80’e yükseldi.

Uzmanlara göre Rusya’da iş ortamı artık iki farklı gerçekliğin kesişiminde ilerliyor. Bir yanda dijitalleşme ve idari reformlarla gelen iyileşmeler var. Diğer yanda ise yaptırımlar, yüksek faiz, artan maliyetler ve iş gücü açığı şirketler üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor.

18 Mart 2026 Çarşamba

"Bugün referandum yapılsa SSCB için oy verir miydiniz?"


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasına yönelik toplumsal algı kuşaklara göre belirgin biçimde değişiyor. VTsIOM araştırmasına göre ülke genelinde katılımcıların yüzde 57’si SSCB’nin dağılmasından pişmanlık duyduğunu belirtirken yüzde 29’u böyle bir duygu taşımadığını ifade etti. Ancak bu tablo genç nesillerde farklılaşıyor.

Araştırmaya göre 2001 sonrası doğan gençlerde SSCB’nin dağılmasına üzülenlerin oranı yalnızca yüzde 14 seviyesinde. Buna karşılık Sovyet dönemini yaşamış yaşlı kuşakta bu oran yüzde 79’a ulaşıyor. Gençlerin yüzde 57’si Sovyetler Birliği’nin dağılmasını “kaçınılmaz” olarak değerlendirirken yaşlı kuşakta bu görüşe katılanların oranı sadece yüzde 16’da kalıyor.

Uzmanlara göre bu farkın temel nedeni tarihsel deneyim. Yaşlı kuşak için SSCB kişisel hayatın bir parçası olarak görülürken gençler için yalnızca tarihsel bir dönem anlamına geliyor. Bu nedenle nostalji duygusunun zamanla zayıfladığı belirtiliyor.

Buna rağmen toplumun önemli bir bölümü Sovyetler Birliği’ne olumlu bakmaya devam ediyor. Araştırmaya göre bugün bir referandum yapılsa katılımcıların yaklaşık üçte ikisi SSCB’nin korunması yönünde oy vereceğini söylüyor. Bu eğilim son yıllarda büyük ölçüde değişmedi.

SSCB’ye olumlu yaklaşanlar güçlü devlet yapısı, sosyal eşitlik ve istikrar vurgusu yapıyor. Karşı görüşte olanlar ise tarihin geri döndürülemeyeceğini, Sovyet sistemine dönüşün mümkün ya da gerekli olmadığını savunuyor. Uzmanlara göre kuşak değişimi sürdükçe bu tartışmada ağırlık gençlerin bakış açısına doğru kaymaya devam edecek.

17 Mart 2026 Salı

Kahvenin 300 yıllık Rusya yolculuğu


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Son yıllarda Rusların "milli sıcak içkisi" popülerlik seviyesine ulaşan kahve macerası ile birbirinden ilginç bilgilere ne dersiniz? Kahve Rusya’ya Avrupa’dan biraz daha geç geldi ve uzun süre yalnızca seçkinlerin içeceği olarak kaldı. Ancak yüzyıllar içinde egzotik bir lüksten günlük hayatın vazgeçilmez alışkanlıklarından birine dönüştü.

Rusların kahveyle ilk ciddi tanışması I. Petro (Deli Petro) döneminde oldu. Çar, Hollanda’da bulunduğu sırada Yemen’in Moha limanından getirilen kahveyi tatmış ve Rusya’da yaygınlaştırmaya karar vermişti. 1709 yılında ilk kahve çekirdekleri Petersburg’a getirildi. Petro, saray misafirlerine kahve ikram edilmesini emretti ve 1714’te açılan Kunstkamera müzesine gelen ziyaretçilere ücretsiz kahve sunulmasını bile istedi. Buna rağmen içecek uzun süre halk arasında yaygınlaşmadı. Kilise vaizleri kahveyi “şeytani içecek” diye nitelendiriyor, bazı din adamları kahve içenlerin “İsa’ya karşı günah işlediğini” söylüyordu.

Kahvenin yayılmasında en büyük rolü saray çevresi ve kültürel elit oynadı. İmparatoriçe Anna İoannovna her sabah yatakta içtiği kahvesiyle tanınırken, II. Katerina günde birkaç fincan çok sert kahve içiyordu. Onun döneminde Rusya’ya kahve ithalatı üç kat arttı. 1791 yılında Osmanlı elçileri imparatoriçeye barış görüşmeleri sırasında çuvallarla kahve hediye etmişti.

19. yüzyılın sonunda kahve yavaş yavaş şehir hayatının parçası haline geldi. Petersburg ve Moskova’da kahvehaneler açıldı, sanatçılar ve yazarlar bu mekânlarda buluşmaya başladı. Puşkin’in de sık sık gittiği ünlü Wolf ve Béranger pastanesi dönemin kültürel merkezlerinden biri haline geldi. Buna rağmen Rusya hâlâ “çay ülkesi” olarak kalıyordu. 19. yüzyıl sonunda bir Rus yılda ortalama 5 funt çay içerken kahve tüketimi yalnızca 40 gram civarındaydı.

Sovyet döneminde kahve yeniden kıt ve pahalı bir ürün haline geldi. 1940’larda ithalat çok sınırlıydı ve savaş yıllarında kahve çoğunlukla yalnızca pilotlara veya hastanelerde yaralılara veriliyordu. Sıradan vatandaşlar ise çoğu zaman meşe palamudu veya arpadan yapılan kahve benzeri içecekler tüketmek zorunda kaldı.

Gerçek kahve kültürü ancak 1960’lardan sonra yeniden gelişmeye başladı. Sovyetler Birliği Brezilya, Hindistan ve Kolombiya’dan büyük miktarda kahve ithal etti. Aynı dönemde ülkede ilk çözünür kahve fabrikası açıldı. 1990’lardan sonra ise Rusya’da modern kahve zincirleri ve kafeler hızla yayılmaya başladı.

Bugün kahve Rusya’da günlük hayatın önemli bir parçası. Ülke her yıl yüz binlerce ton kahve ithal ediyor. Kafelerde en popüler içecekler arasında cappuccino ve latte öne çıkıyor. Bir zamanlar saray sofralarının egzotik içeceği olan kahve artık ülkenin en ücra köşelerine kadar ulaşmış durumda.

13 Mart 2026 Cuma

Moskova'nın nüfusu belli oldu


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Mosstat verilerine göre Moskova’da yaşayanların sayısı yaklaşık 13 milyon 300 bin kişiye yükseldi. Bu bilgiyi Moskova Şehir Duması Başkanı Aleksey Şapoşnikov paylaştı. 2021’de yapılan ilk dijital nüfus sayımında başkentte yaklaşık 13 milyon kişi yaşıyordu.

Rusya’nın en son resmi istatistiklere göre nüfusu en yüksek 10 şehri şöyle:

Moskova
Yaklaşık 13,3 milyon kişi

Sankt-Peterburg
Yaklaşık 5,6 milyon kişi

Novosibirsk
Yaklaşık 1,6 milyon kişi

Yekaterinburg
Yaklaşık 1,55 milyon kişi

Kazan
Yaklaşık 1,35 milyon kişi

Nijniy Novgorod
Yaklaşık 1,25 milyon kişi

Krasnoyarsk
Yaklaşık 1,2 milyon kişi

Çelyabinsk
Yaklaşık 1,18 milyon kişi

Samara
Yaklaşık 1,15 milyon kişi

Ufa
Yaklaşık 1,13 milyon kişi

Moskova istatistik kurumu yalnızca nüfusu değil, fiyat düzeyini, hane gelirlerini ve işgücü piyasasını da izliyor. 2025 yılında şehirde 60 binden fazla yeni tüzel kişilik kaydedildi. 

Resmi verilere göre Moskova’da işsizlik oranı yüzde 0,2 seviyesine geriledi. Bu oran ülke ortalaması olan yüzde 0,4’ün altında bulunuyor. Öte yandan Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin, kentte yaklaşık 500 bin kişilik işgücü açığı olduğunu ve demografik nedenlerle bu sorunun büyüyebileceğini açıklamıştı.

Tarihi değiştiren adam


 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Rus halkının büyük bölümü çoktan unutsa da 11 Mart dünya tarihinin akışını değiştiren ve sonuçları günümüzde bile hissedilen bir olayın yıl dönümü.

Bundan tam 41 yıl önce, 11 Mart 1985 tarihinde Mihail Gorbaçov’un iktidara gelmesi önce ülkesi Sovyetler Birliği’nde, daha uluslararası alanda deprem niteliğindeki değişimin o anda fark edilmeyen ilk adımıydı. Zaten bazı Rus yorumcular 11 Mart 1985’i Sovyetler Birliği’nin sonunun başlangıcı olarak görüyor.

Rusya’daki analizlerde, Gorbaçov’un iktidara gelişinden “SSCB tarihinin son bölümünü başlatan olay” diye söz ediliyor.

İlginç olan, Sovyetlerin dağılmasının üzerinden bir hayli zaman geçmesine ve Gorbaçov’un da hayatını kaybetmesine rağmen bu konunun dar bir çevrede de olsa hâlâ tartışılması. Rus halkının gözünde Gorbaçov “SSCB’yi dağıtan, Batı’ya fazla taviz veren, Rus tarihinin en kötü yöneticilerinden biriydi.”

Bazı Rus tarihçiler ise, Gorbaçov’un aslında çöküşün nedeni değil sonucu olduğu görüşünde. Bu kişilere göre onun iktidara geldiği 1980’lerin ortasında ekonomi zaten durma noktasına gelmişti, Afganistan’daki savaşın maliyeti çok ağırdı, yönetici sınıf çok yaşlılardan oluşuyordu ve sistem reform baskısı altındaydı. Bu yüzden Gorbaçov’un seçilmesi değişim ihtiyacının sembolü olarak görülüyordu.

Rusya’da geçen yıl yapılan bir ankette katılımcıların yüzde 65’i “Gorbaçov iktidara gelmeseydi bugün hayat daha iyi olurdu” görüşünü dile getirmişti. Aynı ankete katılanların yüzde 25’i SSCB’nin çöküşünün liderden bağımsız olarak zaten kaçınılmaz olduğunu söyledi. Gorbaçov’un liderliğini olumlu değerlendirenlerin oranı sadece yüzde beş.

Sovyetler Birliği’nin 1991 sonunda dağılmasıyla iki kutuplu dünya düzeni yıkıldı ve dengeler Batı lehine bozuldu. Bu depremin sonuçları, aradan geçen 35 yılda bile o kadar hissediliyor ki, insanın aklına ister istemez, “Sovyetler yaşasaydı ABD ve İsrail İran’a bu kadar fütursuzca saldırabilir miydi” sorusu takılıyor.

Fotoğraf: Gorbaçov’un Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri seçilmesinin ertesi günü çıkan Pravda gazetesi. pikabu.ru

'Tabakçı' kadın nasıl ayırt edilir?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Son yıllarda bazı erkekler randevularda yalnızca ücretsiz yemek ya da hediyeler için buluşan "bedavacı" kadınları tanımlamak için Rusya'da “tabakçı” (erkekleri masrafa sokan kadın) ifadesi kullanılıyor. Ancak uzmanlara göre bu etiket çoğu zaman yanlış kullanılıyor.

İlişki amacıyla buluşan bir kadının çiçek kabul etmesi ya da restorana gitmesi otomatik olarak çıkarcılık anlamına gelmiyor. Eşleştirme uzmanı Anna Osipova’ya göre gerçek “tabakçı” davranışı, kadının randevuları yalnızca pahalı restoranlarda ayarlaması ve görüşmenin odağını sürekli maddi kazanımlara yöneltmesiyle ortaya çıkıyor.

İzvestiya'ya konuşan psikologlar, böyle bir niyetin genellikle ilk görüşmelerde anlaşılabileceğini belirtiyor. Uzmanlara göre kadın randevuda karşısındaki kişiyle ilgilenmek yerine sürekli menü, ortam ya da hediyelerle ilgileniyorsa bu durum maddi beklentiye işaret edebilir.

Buna karşılık samimi bir ilişki arayan kişiler için buluşmanın pahalı bir mekânda gerçekleşmesi şart değil.

Hatta bazı uzmanlar, şüphe duyan erkeklerin ikinci buluşmayı daha sade bir ortamda planlayarak karşı tarafın tepkisini gözlemleyebileceğini söylüyor.

Bununla birlikte psikologlar her randevunun maddi çıkar amacı taşıdığı varsayımının da yanlış olduğunu vurguluyor.

Çiçek vermek, sinemaya gitmek ya da restoranda yemek yemek birçok toplumda flörtün doğal bir parçası kabul ediliyor.

Uzmanlara göre başarısız bir randevunun ardından kadını “çıkarcı” olarak nitelendirmek çoğu zaman hayal kırıklığının bir sonucu.

Sağlıklı bir ilişki ise karşılıklı ilgi, açık iletişim ve maddi beklentilerin ötesinde kurulan güven üzerine inşa ediliyor.

"Rusya neden kuantum medeniyeti?"


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Kremlin’de kamu projeleri dairesi başkan yardımcısı Aleksandr Juravskiy (fotoğrafta), Rusya’yı “kuantum medeniyeti” olarak tanımladı. Gosudorstvo (Devlet) dergisinde yayımlanan “Rus milleti” başlıklı makalesinde yetkili, Rus toplumunun “imkânsız sürelerde süper görevleri yerine getirme” anlayışının ülke kültürünün temel özelliklerinden biri olduğunu savundu.

Juravskiy’e göre Rus vatandaşları, kuantum fiziğindeki “süperpozisyon” kavramına benzer şekilde aynı anda farklı kimlikleri taşıyabiliyor:

Bir kişi hem kendi etnik topluluğuna hem bölgesine bağlı kalabiliyor hem de büyük bir devletin vatandaşı olarak ortak bir kimlik içinde yaşayabiliyor.

Yetkili, Rus toplumunun tarih boyunca beklenmedik durumlara hızla mobilize olma yeteneği gösterdiğini belirtti.

Vedomosti'nin haberleştirdiği makalesinde Rus karakterinin özellikleri arasında fedakârlık, kolektivizm, idealizm ve “avral” olarak tanımlanan ani seferberlik kültürünü sayan Juravskiy, Batı’nın göçmenleri asimile etmeye dayalı “eritme potası” modelini de eleştirdi. Rus yetkiliye göre Rusya’da farklı halkların kültürel kodları tek bir medeniyet alanı içinde birlikte var olabiliyor.

Juravskiy ayrıca Rusya’nın çok uluslu yapısının temel dayanağının Rus dili ve Rus kültürü olduğunu belirtti. Bu temel sayesinde farklı etnik grupların ortak bir kimlik içinde bir arada yaşayabildiğini ifade eden yetkili, Rusya’nın tarihsel olarak krizleri bu “mobilizasyon modeli” sayesinde aşabildiğini savundu.

Moskova çevresinde en güzel köyler


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya Tur Operatörleri Birliği uzmanları, “Rusya’nın En Güzel Köyleri ve Kasabaları” listesine giren yerleşimleri inceleyerek Moskova’dan hafta sonu gezisiyle ulaşılabilecek az bilinen rotaları belirledi. Liste, tarihi dokusu korunmuş küçük kasabalarla edebiyat, sanat ve doğa mirasının iç içe geçtiği köyleri kapsıyor. Moskova’ya 100–300 kilometre mesafedeki bu noktalar, kalabalık turistik merkezlere alternatif arayanlar için öne çıkıyor.

Moskova bölgesinin en küçük kenti olan Vereya, toprak surlarıyla çevrili eski kremlini, 1830’lardan kalma ticaret sıraları ve Protva Nehri üzerindeki asma köprüsüyle dikkat çekiyor.

Tver bölgesindeki Zamytye ise 19. yüzyıl ticaret atmosferini yaşatan müzeleri, çömlek ve demirci atölyeleriyle öne çıkıyor.

Aynı bölgede yer alan Staritsa, Volga kıyısındaki manastırı, beyaz taş ocakları ve Puşkin’in sevdiği söylenen elmalı hamur işleriyle biliniyor.

Yakınlardaki Bernovo ise Aleksandr Puşkin’le ilişkili malikânesi ve parkıyla edebiyat meraklılarını çekiyor.

Daha güneyde, Ryazan bölgesindeki Konstantinovo, Sergey Yesenin’in doğduğu yer olarak öne çıkıyor. Oka Nehri’ne bakan müze-rezerv alanı ve her yıl düzenlenen Yesenin şiir festivali, köyü kültürel bir merkez haline getiriyor.

Tula bölgesindeki Bekhovo, ressam Vasiliy Polenov’un tasarladığı Trinity Kilisesi ve Oka üzerindeki seyir noktasıyla tanınıyor. Yakındaki Krapivna ise 19. yüzyıl ilçe dokusunu koruyan sokakları ve haziran ayında düzenlenen “ısırgan festivali” ile dikkat çekiyor.

Yaroslavl bölgesinde yer alan Poreçye-Rybnoye, sebzecilik geleneği ve Rusya’nın en yüksek köy çan kulelerinden biriyle biliniyor.

Aynı bölgede bulunan Velikoye ise Petro dönemine uzanan tarihi, Fyodor Şehtel imzalı sıra dışı konağı ve “Avrupa’ya açılan pencere” detayıyla öne çıkıyor.

Uzmanlara göre bu köy ve kasabalar, Moskova çevresinde “Rus taşrasının” estetik ve tarihsel çeşitliliğini kısa sürede görmek isteyenler için ideal duraklar sunuyor.

25 Şubat 2026 Çarşamba

Rus klasiklerinden hayata dair 35 ilham verici alıntı


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

İşte klasik ve modern yazarların eserlerinden seçilmiş, hayata, aşka ve belki de kendinize farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak en çarpıcı alıntılardan bazıları! 

“Alışkanlık, mutluluk yerine sıkıntı anında Cennet tarafından bize verilmiştir…” (Alexander Puşkin, 'Eugene Onegin' )

“Bizi kirli halinizle sevin, çünkü herkes bizi temiz halinizle sevecektir.” (Nikolai Gogol, 'Ölü Ruhlar, II. Bölüm')

“Dünya güzellik sayesinde kurtulacak.” (Fyodor Dostoyevski, 'Budala' )

“Bence herkes dünyadaki her şeyden çok hayatı sevmelidir. - Hayatın anlamından daha çok hayatı sevmelidir.” (Fyodor Dostoyevski, 'Karamazov Kardeşler' )

“İnsan mutsuzdur çünkü mutlu olduğunu bilmez; sadece bu yüzden. Her şey budur, her şey. Bunu öğrenen kişi, o anda, hemen mutlu olur.” (Fyodor Dostoyevski, 'Şeytanlar')

“Bütün dünyayı alt etmek istiyorsan, önce kendini alt et.” (Fyodor Dostoyevski, 'Şeytanlar')

“Başkaları tarafından saygı görmek istiyorsanız, en önemli şey kendinize saygı duymaktır.” (Fyodor Dostoyevski, 'Hakarete Uğrayan ve Aşağılananlar')

“Mükemmelliği ararsanız, asla tatmin olmazsınız.” (Leo Tolstoy, 'Anna Karenina' )

“İnsanın alışamayacağı hiçbir durum yoktur, hele ki etrafındaki herkesin aynı şekilde yaşadığını görürse.” (Leo Tolstoy, 'Anna Karenina')

“Dürüst bir hayat yaşamak için çok çalışmanız, işe karışmanız, mücadele etmeniz, hatalar yapmanız, bir şeye başlayıp bırakmanız, yeniden başlamanız ve sonsuza dek mücadele etmeniz gerekir.” (Leo Tolstoy, teyzesi Alexandra Tolstaya'ya yazdığı bir mektuptan)

“Tartışmacılık, insanı hakikatten uzaklaştıran bir özelliktir.” (Nikolai Leskov, 'Çocukluk Yılları')

“Kötülüğü hatırladığınız sürece kötülük yaşar; ama ölmesine izin verirseniz, ruhunuz samanlıkta yaşar.” (Nikolai Leskov, 'İsa Bir Köylüyü Ziyaret Ediyor')

“Üzüntü ve keder anlarında bile sürekli mutlu hissetmek için: a) sahip olduklarınızın tadını çıkarmayı bilmeniz ve b) 'daha kötü de olabilirdi' gerçeğinin farkında olmaktan mutlu olmanız gerekir.” (Anton Çehov, 'Hayat Harika')

“İnsanın her şeyi birinci sınıf olmalıdır; yüzü, kıyafetleri, ruhu ve düşünceleri.” (Anton Çehov, 'Vanya Amca')

“Bunu görgü kurallarıyla yapılmış bir şey olarak adlandırıyorum; sofradaki sosu devirmemek için değil, başkası devirdiğinde fark etmemek için.” (Anton Çehov, 'Asma Katlı Ev')

“Mutlu insanlar kış mı yaz mı olduğunu fark etmezler.” (Anton Çehov, 'Üç Kız Kardeş')

“Sağlıklı ve normal insanlar sadece genel sürüdür.” (Anton Çehov, 'Kara Keşiş')

“Hiç kimseden hiçbir şey istememelisiniz. Asla, özellikle de kendinizden daha güçlü olanlardan. Onlar teklif edecek ve kendi istekleriyle vereceklerdir.” (Mikhail Bulgakov, 'Usta ve Margarita' )

“Günlerce hissettiklerinizin tam tersini söylerseniz, hoşlanmadığınız şeylerin önünde eğilir ve size yalnızca felaket getiren şeylere sevinirseniz, sağlığınızın etkilenmesi kaçınılmazdır. Sinir sistemimiz sadece bir kurgu değil, fiziksel bedenimizin bir parçasıdır.” (Boris Pasternak, 'Doktor Hivago')

“Doğanın bize bahşettiği güzel bedenlerimizden neden utanmalıyız ki, kendi işlediğimiz alçakça fiillerden utanmıyorsak?” (Daniil Kharms, 'Kamışların arasında doğdum. Bir fare gibi…')

Yaşayın, biftek yiyin, sevişin, kadınların ihanetlerine yas tutun ve mutlu olun. Ve Tanrı sizi tüm bunları neden yaptığınız düşüncesinden uzak tutsun.” (Gaito Gazdanov, 'Claire ile Bir Akşam')

“Hemen hemen her birimiz, yapabileceklerimizin onda birini bile gerçekleştiremeden hayata veda ediyoruz.” (Konstantin Paustovsky, 'Büyük Beklentiler Zamanı')

“Öyleyse her zaman şüphe tohumları ekerek başlamanız gerektiğini unutmayın.” (Strugatsky Kardeşler, 'Kaçış Girişimi')

“Bazen kendi kendime soruyorum, hepimiz ne için koşturup duruyoruz ki? Para kazanmak için mi? Ama mademki bütün yaptığımız para kazanmak için koşturuyoruz, paraya ne gerek var ki?” (Strugatsky Kardeşler, 'Yol Kenarı Pikniği')

“İnsanlar, hayatlarındaki çekişme ve sefaletin ne kadarının tembellikten kaynaklandığını ve her zaman da kaynaklanmaya devam ettiğini anlamıyorlar.” (Cengiz Aytmatov, 'Plakha')

“Birçok insan hastalıktan ziyade, kendilerini olduklarından daha iyi ve daha önemli gösterme konusundaki kontrol edilemez, yakıp kavuran tutkularından dolayı eriyip gider.” (Cengiz Aytmatov, 'Beyaz Gemi')

“Hayatta herhangi bir şeye gerçekten üzülmeye değer mi? Her şey geçicidir, bu da geçecek.” Daniil Granin , 'Fırtınanın İçine')

“Yeri doldurulamaz insanlar yoktur. Gerçekten de yoktur – bu doğru. Ama yeri doldurulabilir insanlar da yoktur. Dünyada yeri doldurulabilir tek bir insan bile yok.” (Konstantin Simonov, 'Yaşayanlar ve Ölüler')

“Kıskanç olmak, başkalarının hatalarının intikamını kendinden almak demektir.” (Sergei Dovlatov, 'Yabancı Bir Kadın')

“Zayıf insanlar hayata katlanır; cesur olanlar ise hayata hükmeder.” (Sergei Dovlatov, 'Puşkin Tepeleri' )

“Yenilmiş olmanız önemli değil. Önemli olan karşı koymuş olmanız!” (Leonid Zorin, 'Pokrovsky Kapısı')

“Bokun dibine battığınızda iki şey yapabilirsiniz. Birincisi – neden orada sıkışıp kaldığınızı anlamaya çalışın. İkincisi – oradan çıkın… Bir kere o boktan kurtulmanız yeterli, sonra her şeyi unutabilirsiniz. Ama neden orada sıkışıp kaldığınızı anlamak için koca bir hayata ihtiyacınız var.” Viktor Pelevin , 'Kurt Adamın Kutsal Kitabı')

“Kalbinde sevgi olan bir insan, mücadelelerle dolu acı dolu hayatından zevk alabilir, yüklerini şükranla omuzlarında taşıyabilir, her türlü felaketle mücadelede hayatta kalabilir ve her şeyin üstesinden gelebilir.” (Alexey Ivanov, 'Parma'nın Kalbi')

“Yaşlandıkça, değiştirmeniz gerekenin karılarınız değil, kendiniz olduğunuzu anlamaya başlarsınız…” ( Dina Rubina , 'Kurtoba'nın Beyaz Güvercini')

“Sadece içsel özgürlüğe sahip olan kişi kendine gülebilir ve başkalarının da kendisine gülmesine izin verebilir.” (Lyudmila Ulitskaya, 'Daniel Stein, Tercüman' )

22 Şubat 2026 Pazar

Arkadaş candır…

 



M. Hakkı Yazıcı 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Başlangıçta hiç hesap etmediğim halde kaç senedir Moskova’da yaşadığımdan konuşuyorduk.

Vladimir İvanoviç’e bundan bahsettim. 

Yüzümü kocaman avuçlarının içine alarak gözlerimin içine baktı:

“O kadar oldu mu gerçekten?”

Gözleri buğulanmıştı. Onun bu dokunuşu bizim artık eski birer arkadaş olduğumuzun da kanıtıydı.

“Oldu ya kadim dostum, oldu. Ben de inanamıyorum, ama oldu” dedim.

***

Gurbette olmanın kuşkusuz insanı bezdiren bir sürü nedeni var. 

Gurbette olup da vatan hasreti çekmeyen insan olur mu? Belki vardır da ben bilmiyorum.

Bu duyguları hissetmek, anlamak için Nâzım’ın vatan hasreti şiirlerini defalarca okumak lazım.

Köyünü, kasabanı, şehrini, insanlarını, denizini, dağlarını, ovalarını özlersin.

Kır çiçeklerini, börtü böceğini de… 

Ve tabii ki kültürünü, şarkısını, türküsünü de…

Yemeklerinin damağında izi kalmış mıdır diye yoklarsın duyunu.

Dünyanın en medeni, zengin ülkesine de gitsen bu değişmez.

Ananı, babanı, kardeşlerini, hısım akrabanı özlersin.

Ve tabii ki arkadaşlarını… Çok, ama çok özlersin.

Arkadaş edinmenin de bir zamanı, dönemi var.

Okul arkadaşların, mahalle arkadaşların, asker arkadaşların, iş arkadaşların, yoldaşların olur hayatına giren.

Kırk sene geçer, unutmazsın onları.

Eeee, kolay değil arkadaş edinmek.

Arkadaşlar yıldızlar gibidir; her zaman gözükmezler, ama biliriz ki hep oradadırlar.

Sonra uzaklardan sevgili arkadaşlarının kötü haberlerini alırsın. Daha fazla birlikte olamamanın üzüntüsü çöker üzerine.

Yaşamın acımasız yasası böyle…

Hayat kısa, kuşlar uçuyor.

Bana en çok koyan da bu.

***

Bir de işin farklı tarafı var.

“Ve biz, bu ülkede artık garibiz: Gâh olur gurbet vatan, gâhi vatan gurbetlenir…” demiş Abdülbâki Gölpınarlı.

Öyle ya, bir zaman gelir bazen yaşadığın ülke, kendi öz vatanın öyle bir hale gelir ki veya getirilir ki insanına, kültürüne yabancılaşırsın. 

Doğduğun, büyüdüğün mahallenin yolunu bulamazsın. Kimseyi tanımazsın, kimse seni tanımaz. 

Ne garip! Kendini kendi öz ülkende başka bir ülkede, gurbette yaşıyor gibi hissedersin.

Keyfin kaçar. Sokağa bile çıkmak istemezsin. Tek tesellin eski arkadaşların ve anılarındır. Onlarla birlikte olduğun zaman mutlu olursun.

İşte böyle zamanlarda dostlarının önemini daha çok anlarsın.

Bir çare olarak fırsatını bulup başka bir coğrafyaya atarsan kendini bir ihtimal kendine yeni bir hayat yaratabilir, yeni dostluklar kurabilirsin.

Gurbet yeni memleketin, kaderin olur.  

Benim bildiğim o kadar çok örnek var ki.

Ancak beceren de var, beceremeyen de.

***

Rusya’da da sağlam arkadaşlıklar edinirsiniz, ancak öyle çabucak oluşmaz dostluklar.

Bir Rus’la dostluk kurmanız öyle kolay değildir. Zaman, sabır ve emek gerektirir.

Peki bir Rus’un artık sizin dostunuz olduğunu nasıl anlarsınız?

“Bir Rus ile arkadaşlık, kış ayazında dondurucu bir soğuktan sonra Rus banyosuna gitmek gibidir” demişti Moskova’da benden daha kıdemli, artık evlenip, barklanıp, çoluk çocuğa kavuşmuş bir arkadaşım.

Önce soğuk, sonra sıcak ve sonra demli çay içersiniz! Sabahın köründe birlikte şaşlık yaparsınız.

Ve unutmayın, bir arkadaş sadece iyi günlerde değil, zor günlerde de yanınızda olmalı.

Aşama, aşama gelişir dostluklar.

Bir Rus’un neredeyse hiç tanımadığı insanlara, yabancılara gülümsemesi alışılmış bir şey değildir, çoğu zaman bu durum samimiyetsizliğin, riyakarlığın bir işareti olarak kabul edilir. 

Ancak, Rus yoldaşlarınız sizinle şakalaşmaya ve anekdotlar anlatmaya başlarsa, bu gerçek bir dostluğun başlangıcı sayılabilir. 

Ama, bu şakaların yarısını anlayamayacağınız gerçeğine hazır olun, fakat sorun değil: önemli olan doğru yerlerde birlikte gülmektir mesele!

Bu bir aşamadır. 

Bir Rus’un sizi çay, kahve içmeye davet etmesi bir başka aşamadır.

Elbette, maksat sadece çay, kahve içmek değildir. 

Bu bir bahanedir.

Votka daveti de bir merhaledir.

Böyle bir davet genellikle hayatın anlamı hakkında saatlerce sürecek bir konuşma maratonuna başlamak üzere olduğunuzu ima eder ve bu ruhsal olarak bağlanmanın kesin bir yoludur. Ve eğer birinin evine gidiyorsanız, yanınızda yiyecek bir şeyler götürmeyi sakın unutmayın. 

Daha sonraki bir aşamada birlikte banyoya gitmek dostluğun bayağı ilerlediği anlamına gelir.

Rus banyo kültürü Ruslar için özel bir ritüeldir. Birçok şehirde, arkadaşların bir araya geldiği büyük banyo kompleksleri vardır. 

Sıcak bir banyo dayanıklılığınızı, huş ağacı dallarıyla dövüldüğünüzde bir darbeye dayanma gücünüzü ve böyle koşullarda bile bir sohbeti sürdürebilme yeteneğinizi test eder. 

Tüm bunlara dayanabiliyorsanız, o zaman ruhsal olarak güçlüsünüz ve size güvenilebilir demektir.  

Rus arkadaşınız sizi daçasına, yani yazlık evine davet ederse artık ciddi, derin bir arkadaşlığın başladığının belirtisidir bu.

Daça; yazlık veya kır evi, bir Rus için kutsal bir yerdir. Rusların mahremidir. 

Genel olarak, insanlar güzel havalarda mayıstan eylüle ve hatta ekime kadar orada toplanırlar. Daçada süreç votka, şarap veya diğer içecekler eşliğinde şaşlık, şiş (barbekü) yapmayı, yürüyüşe çıkmayı, akşamları şöminenin yanında uzun sohbetler etmeyi ve bazen de bahçede basit bir iş yapmayı içerir. 

Genel olarak, çimleri biçmek veya çiti boyamakla görevlendirilirseniz, artık neredeyse bir aile üyesisiniz demektir!

Arkadaşınız size tavsiyelerde bulunmaya başlarsa gocunmayın, bundan mutluluk duyun.

Rusya’da arkadaşlar, filozoflar, psikologlar kadar hayatın tüm meselelerinde uzmandırlar. 

Çünkü sevdiklerinin iyiliğini önemsemek adettendir. Bu bazen eleştiri, tavsiye ve tabii ki her konuda gerçek yardım anlamına da gelir.

Dostluk yaptığınız kişi kaderinize kayıtsız kalmıyorsa, size mutlaka işte nasıl davranmanız, karınızla nasıl konuşmanız, çocuklarınızı nasıl yetiştirmeniz, nasıl para biriktirmeniz ve ne giymeniz gerektiğini söyleyecektir.

O da size hayattan şikayet etmeye başlarsa arkadaşınız artık size çok güveniyor demektir.

Sonuçta, eğer arkadaşınız sorunlarını sizinle paylaşmaya ve karabuğday fiyatlarını eleştirmeye başlarsa, bu size güvendiği anlamına gelir. 

Size bir takma adla hitap etmeye başlarsa iş bitmiş sayılır. 

Birçok Rus’un çocukluğunda bir takma adı vardır, aynı sosyal çevrede olduğunuzu gösteren bir tür tanımlamadır bu. 

Kaynağı adınızla, soyadınızla veya komik bir olayla ilgili olabilir. Arkadaşlar birbirlerinin takma adlarını yetişkin olduklarında bile hatırlarlar, bu yüzden size bir takma ad verildiyse, kendinizi arkadaş çevresine kabul edilmiş sayabilirsiniz. 

***

Vladimir İvanoviç’le olan ilişkimizi düşünüyorum. Biz bunların hepsini yapmışız. Hem de aynen bu sırayla.

Elimi sıkıca omuzuna koyup, sarsıyorum.

Gülümsüyor. O, bunun ne anlama geldiğini biliyor.

Dostluk omuzunuzdaki eldir. Öyle değil mi?

Arkadaşlık, dostluk, insan ilişkilerinin zirvesidir. Seçili bir ilişkidir ve tercih edilerek sürdürülür. 

Kısacası arkadaşınız, bir şeyleri gizleme ihtiyacı duymadan yüreğinizi sonuna kadar açtığınız, her durumda desteğini aldığınız müstesna kişidir.