Moskova

Moskova
Yaşam Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2026 Salı

Rusların en büyük hayalleri


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Komsomolskaya Pravda'nın gerçekleştirdiği ankete göre Rusların en büyük maddi hedefleri konut sahibi olmak ve evlerini yenilemek. Katılımcıların yüzde 15'i paralarının en çok daire veya yazlık ev almaya yetmediğini belirtirken, yine yüzde 15'i tadilat ve yeni mobilya için yeterli bütçeye sahip olmadığını söyledi. Otomobil almak isteyenlerin oranı yüzde 12 olurken, eğlence, tiyatro, restoran ve kafeler için yeterli parası olmadığını söyleyenlerin oranı yüzde 8'de kaldı. 

Ankete göre giyim ve ayakkabı harcamalarında zorlananların oranı yüzde 6, gıda alışverişi için yeterli bütçesi olmadığını belirtenlerin oranı ise yüzde 5 oldu. Spor salonu ve fitness harcamalarıyla eğitim giderleri de yüzde 5'er pay aldı. Kozmetik ürünleri için para sıkıntısı yaşayanların oranı ise yalnızca yüzde 2 olarak ölçüldü.

Araştırmanın dikkat çeken sonucu ise katılımcıların yüzde 27'sinin "İstediğim her şeye param yetiyor" yanıtını vermesi oldu. 

Kişisel finans uzmanı Maksim Temçenko'ya göre birçok kişi gelir yetersizliğinden şikâyet etse de sorunun önemli bölümü harcamaların doğru planlanmamasından kaynaklanıyor. Temçenko, aile bütçesi hazırlanmasını, gelirin en az yüzde 20'sinin tasarrufa ayrılmasını ve gereksiz harcamaların azaltılmasını öneriyor.

Uzman, özellikle konut ve otomobil gibi büyük harcamalar için düzenli birikim yapılmasının önemine dikkat çekiyor. Ankete göre Rusların mali kaygılarının merkezinde günlük tüketimden çok, yaşam kalitesini artıracak büyük yatırımlar yer alıyor. Ev, tadilat ve otomobil hâlâ milyonlarca kişi için ulaşılması en zor hedefler arasında bulunuyor.

6 Mayıs 2026 Çarşamba

Dünyanın bütün robotları birleşin!

 


Dünyanın bütün robotları birleşin!

 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

 Kaynak: https://medyagunlugu.com/dunyanin-butun-robotlari-birlesin/


Ofise kan ter içinde gelen İrina, “Sabah, ondan fazla adam gözlerini benden alamadı!” dedi neşeli bir kahkaha eşliğinde.

Yuliya, “Hadi ya! Ne oldu?”

Bu kadar adamın dikkatini çeken bir şey olmalıydı mutlaka. Görmek için kafamı kaldırdım. Bugün seksi mini eteğini, derin dekolteli bluzunu, yüksek topuklu ayakkabılarını giymemişti. Son derece sade giyinmişti.

O zaman neydi?

“Arabamı park ettim!” diye cevap verdi İrina.

Serkan, hemen aklına gelen bir zihni sinir projesini benimle paylaşıyor:

“Abi, müşterilerinin arabalarını araç sahipleri veya görevliler yerine robotların park ettiği bir özel otopark projesi çok kazançlı bir iş olmaz mı?”

 

***

İrina, yine kedisi Barsık’ı getirmişti.

Barsık’ı ofiste bir sürpriz bekliyordu.

Ofis temizliği sorunundan illallah diyen İgor, bir temizlik robotu, “robot-uborşik” almıştı,

Sessiz, sedasız, kendi halinde çalışıyordu.

İgor, “Bu, hiç olmazsa bizim temizlikçi kadın gibi ikide bir zam talep etmeyecek, hastalık bahanesiyle işten kaytarmayacak,” dedi.

“Buna bir isim koysak.”

“İsmi yaptığı işten, kendinden mülhem ‘Robot-Uborşik’, işte,” dedi İgor.

Ofisimize yeni bir çalışan daha eklenmişti.

Robotun temizlikçi kadın yerine yerleri temizleyeceğini öğrenince kızlar, “Çay, kahve servisini kim yapacak?” diye mızmızlandılar.

Barsık, onu ilk gördüğünde çok şaşırmıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışmıştı.

“Robot-Uborşik”, odaların içinde, koridorda dolaşıyor, sensörleriyle bir engeli farkedince yönünü değiştiriyordu.

Biraz önce “Robot-Uborşik”ten ürken Barsık, onun kendisinden korktuğunu sanıp, eğlenmek için kovalayıp, oynaşmaya, önüne atlayıp yönünü değiştirtmeye başladı.

Zavallı “Robot-Uborşik”, fır fır dönmeye başladı.

İgor, kızıp, “Bu işin de şeyi çıktı,” dedi.

Robotu durdurup, bir kenara koydu.

Barsık, onun yanına yatıp, robotun yeniden hareketlenmesini beklemeye başladı. Ama boşuna.

Serkan, “En iyisi yerleri İrina’ya temizletelim,” dedi.

***

Ofiste vukuat eksik olmuyor. Biri biterken başka bir olay başımıza geliyor.

Serkan, yine vahim bir hata yapmıştı.

“Ya oğlum, bu fiyatlandırmayı nasıl yaptın? Ne diyeceğiz şimdi müşterilere? Kusura bakmayın bizim ofiste bir zeka özürlü var, yanlış hesap yapmış, falan mı?”

Ses çıkarmadan odadan çıktı.

Çok kızmıştım.

“Adamın algoritması bozuk,” diyor İgor.

Serkan ortalıklarda yok, arazi…

İrina ile Yuliya kapı aralığında kıkırdaşıyorlar. İntikam zamanı gelmişti.

“Evet, ne yazık ki arkadaşımızın algoritması bozuk. Yerine bir robot oturtabilsek...”

“İyi de robotlara yazık, bizim işler de az karışık değil.”

Benim vicdanım elvermiyor, İgor’a “Çocuğa fazla yüklendik herhalde, ben gidip hem gönlünü alacağım, hem de hatalarını anlatacağım,” diyorum.

İgor da beyhude bir iş yaptığımı düşünerek bana kızıyor.

“Sen de mi aptalsın, yoksa?” diye çıkışıyor.

Ofiste gerginlik diz boyu.

İgor, fazla ileri gittiğinin farkına varıyor. Ortalığı yumuşatmak için bir hikaye anlatıyor.

“Bak sana bir anektod anlatayım:

Bir aptal yolda yürürken karşıdan gelen 7 bilge adama rastlamış.

Aptal önlerine geçip onlara sormuş:

Sizler hepiniz çok akıllı adamlarsınız, öyle değil mi? Öyleyse söyleyin bana, hayatın anlamı nedir?

Bilge adamlardan biri durup açıklamaya başlamış.

Arkalarında 2 aptalı bırakan 6 bilge adam yoluna devam etmiş.”

İgor’a “Hayatın anlamı nedir?” diye soracağım, ama bir türlü cesaret edemiyorum.

***

Yuliya, konuyu deşip, bizi yine kışkırtmaya niyetli:

“Yerine bir robot alsak bizim Serkan ne yapar?”

İçeri giren Serkan konuşmanın yarısını duymuş, biraz bozulmuş bir halde, “Biliyor musunuz, Tesla fabrikasında bir robot mühendise saldırmış,” diyor. “İşin daha ileriye gitmesi ancak sistemin ‘acil’ düğmesiyle kapatılmasıyla durdurulabilmiş,”

Aslında gayretli bir çocuk Serkan, ama mesleğini tam olarak öğrenebilmesi için önünde hala tırmanması gereken kocaman bir Everest Dağı var.

Şimdilerde bilen bilmeyen herkes yeni teknolojilerden, robotlardan, yapay zekadan bahsediyor ya, gelecek teorileri havada uçuşuyor.

Ben de kendimi alamadan, bilir bilmez konuşuyor, yazıyorum. Yanlış şeyler ise kusuruma bakmayın. Çok kimse bu tuzağa düşüyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre, 2025-2030 arasında 92 milyon meslek yok olurken, 170 milyon yeni iş alanı ortaya çıkacakmış. Yapay zeka, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm, çobanlıktan banka gişe görevliliğine kadar pek çok geleneksel mesleği tehdit ediyormuş.

Gelişen teknolojilerle pek çok meslek sahibi insan işsiz kalacak deniyor.

Serkan, “İşler iyice kötüleşip ofisi kapatsaydık Robot-Uborşik’i kim alacaktı?” diye soruyor.

Bir korku da insanlığın robotların hakimiyetine gireceği.

Serkan, “Bu İgor için de geçerli mi?” diye başka bir soru soruyor.

Yeni nesilden ve hatta bir önceki nesilden insanların elektronik hesap makineleri çıktığından beri kerrat cetvelini unutmuş olmaları bir gerçek.

Belki de insanlık için robotların geleceğimizi belirlemesi tehlikesinin ötesinde yeni sürprizlerle karşılaşabiliriz. İnsan evladının beyin fonksiyonlarının, düşünme yetilerinin gelişmesi gibi başka bir türden canlılar aynı süreci yaşayarak, evrimleşip insanlar kadar zeki varlıklara dönüşebilirler.

Olur mu, olur. Saçma bir tez diye geçiştirmeyin.

Serkan, “Barsık’la bizim İrina rol değiştirebilirler mi mesela?” diye araya girip zihnimi yine dağıtıyor.

***

Robotların insanların yerini alacağı söyleniyor ya. E, peki robotların ürettiği ürünleri kimler alacak?

Serkan, Yuliya’ya “Biliyor musun, robotların son moda giysilere, takılara, pahalı kozmetik ürünlerine, estetik operasyonlarına ihtiyacı olmayacakmış,” diyor.

Gerçekten kapitalizmin en büyük sorunu talep. Üretilen malların satılabilmesi. Bu yüzden de sık sık iktisadi krizlerle karşılaşılıyor.

Daha fazla üretim, daha fazla satış, daha fazla kar. Çılgınca ve kontrolsuz.

Peki, krizler kapitalizmin en belalı sorunu mu?

Evet! Sadece sorunu değil, sonunun da işaretleri aynı zamanda.

Krizler, kapitalizmin bir parçası, birçok düşünür ve ekonomist (özellikle Marksistler) krizlerin kapitalizmin içsel yapısından kaynaklandığını iddia eder. Çünkü sermaye getirisi, aşırı üretim, kârın düşmesi gibi değişken, sistemsel olgular, döngüsel olarak duraklamalar ve aralıklarla devam eder.

Kapitalizm, sürekli büyüme, rekabet ve kar güdüsü üzerine kurulu olduğu için, bu dinamiklerin sisteminin yeterliliğinin sağlanmasında istikrarsızlıklar oluşur ve krizler bu sistemin bir "kader”i olarak görülür. 

***

Gelişmelerin takibi bile çok zor bir şey oluyor artık dünyamızda.

Daha dün bitmeden, yarın biz daha tam anlayamadan başlamış oluyor.

“Çin’de yüz tanıma işleri iyice ilerlemiş,” diyor İgor.

“İlginç ve şaşılacak bir şey. Nasıl beceriyorlar? Biz hep Çinlilerin birbirlerine çok banzediklerini düşünürüz ya.”

“Öyle. Fıkrası bile var: Tanrı bütün insanları farklı yaratmış, ama Çin'e geldiğinde yorulmuş, herhalde, diye.”

“Adamlar, devlet dairelerinde yapılan pek çok işi yapay zekaya yaptırmaya başlamışlar.”

“Ne güzel devlet dairelerine doldurulmuş bir yığın aptaldan kurtulurlar.”

***

Şu andaki bilgilerimize göre, iki yüz bin yıllık İnsanlık tarihinin başlangıcı üretimden önce, “armut piş, ağzıma düş” dönemiyle başlamış.

Avcılık, toplayıcılık döneminin bir evresinde insanlar alet yapmayı, toprağı işlemeyi öğreniyorlar.

Sonra teknoloji bazen yavaş, bazen hızla ilerliyor.

Kapitalizm işine geldiğinde, karın ucunu gördüğünde üretici güçleri geliştiriyor.

Dünyada sorun üst yapının, alt yapıya aynı hızla ayak uyduramamasında.

Yaşam biçimleri, yasalar, gelenekler…

Hepsi arkadan geliyor. Mehter takımı gibi…

Ve hatta ne yazık ki hala ortaçağ karanlığında yaşayanlar var.

Şu anda insanlığın yaşadığı sorunların altında büyük oranda bu var.

Cem Yılmaz’ın dediği gibi: Eğitim şart.

Tuhaf bir dünyada yaşıyoruz.

Bugünün dünyasında hayat da, aynı bir sirkteki gibi - sadece bir kaç kubbenin altında dönüyor, diğer herkes sadece izliyor.

Geleceğin dünyasında üretim ilişkileri değişecek. Başka bir dünyaya gözümüzü açacağız. Bildiğimiz klasik sınıflar da ortadan kalkacak. Ancak farklılıklar kuşkusuz devam edecek. Fiziksel, zihinsel farklılıklar mutlaka olacak.Yetenekli insanlarla yeteneksizlerin aynı olması mümkün değil.

Umudumuz haksızlıkların, baskının, sömürünün olmaması. Barışın, kardeşliğin, dayanışmanın egemen olması.

Romancı H. G. Wells, siyasi görüşlerini  açıklarken şöyle yazmış: "Marks işçi sınıfının kurtuluşundan yanaydı, ben de onun yok edilmesinden yanayım."

***

Serkan’la bir şirket ziyareti için Merkez’de buluşmaya karar verdik.

Balşoy Tiyatrosu’nun karşısında Marks’ın bir heykeli var. Oraya yakın bir yerde onu bekliyorum.

Anıtta Manifesto kaynaklı ünlü slogan var. Aynı zamanda SSCB tarafından devletin resmî sloganı olarak da kullanılan bir Rusça slogan: 

“Пролетарии всех стран, соединяйтесь!. -Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!”

Gülümsüyorum.

Bir zaman sonra “Dünyanın bütün robotları birleşin!” mi denilecek?

Eğer SSCB varlığını sürdürmüş olsaydı 2026 yılına kadar komünizm kurulmuş olur muydu?

Bunu İgor’a sormak lazım.

Aklıma İgor’dan duyduğum 1979 yapımı bir Sovyet Filminden, "Elektroniklerin Maceraları" ( Приключения Электроника) filminden bir şarkı geliyor. Urri'nin Şarkısı.

“Endişeler unutuldu,

Koşuşturma durdu.

Robotlar çalışıyor,

İnsan değil.

Ne büyük ilerleme!

Fiziksel emek ortadan kalktı,

Ve hatta zihinsel emek bile.

Şimdi dünyayı dolaşın, şarkı söyleyerek ya da söylemeden.

Kaygılar unutuldu, koşuşturma durdu,

Robotlar çok çalışıyor, insanlar mutlu.”

 

Serkan’ı beklerken Marks sanki beni duyarmış gibi mırıldanıyor, konuşuyorum.

Yukarıya bakıp, “Robotlar giderek daha da gelişmiş hale geliyor, hiç bu kadarını tahmin etmiş miydin?” diyorum. 

“Bu da, insanların emekten tamamen kurtulabileceği zamanın yaklaştığı anlamına geliyor” cevabını bekliyorum.

Ses yok!

Yorumlarda sürekli olarak bunun komünizmin kurulması için gerekli bir ön koşul olduğu görüşüyle ​​karşılaşılıyor.

Genellikle hemen ardından Marks'a atıfta bulunuluyor. O da böyle düşünüyordu, diye.

Peki, zaten buharın egemen olduğu, ama elektriğin henüz olmadığı bir çağda başka nasıl böyle düşünebilirdi ki?

O, bir bilim insanıydı ve yaşadığı dönemin analizini yapmıştı.

Tabii ki, makinelerin yakında tüm ağır bedensel işleri devralıp proletaryanın yerini alacağını bekliyordu.

“Bundan sonra robotların kaybedecek hiçbir şeyi kalmayacak, sadece zincirleri kalacak. İnsan toplumunda devrimci duygular yok olacak,” diyecek hali yoktu.

Marks'ın böyle bir şey söylemediği veya düşünmediği anlamını mı çıkarmak gerekiyor?

Mesele, onun modern takipçilerinin emeği, insanın kurtarılması gereken bir tür kötülük olarak garip bir şekilde anlamalarıdır.

İşgücünü satarak yaşamını sürdüren insanlar ne yapacak?

Akla hemen birçok seçenek geliyor, ancak bunların yakın gelecekte sosyal olarak kabul görmesi şüpheli.

Peki, o kişiye ne kalıyor?

Yaratıcı işler mi, yönetim mi?

Ama diyelim ki yapay zeka, bir süper bilgisayar kontrolü ele geçirdi ve geriye sadece yaratıcı işler kaldı, o da sadece robotların bu tür şeyleri yapması yasal olarak yasaklandığı için...

O zaman şu soru ortaya çıkıyor: Şu anda herhangi birinin yaratıcı işlerle uğraşmasını engelleyen şey nedir?

Karışık, ama tartışılan meseleler.

***

Tam o sırada yanımdan hızla bisikletli bir kız geçti.

Kaldırımlarda vızır vızır yanımızdan geçen motorlu kuryelere artık alıştığımız için sürekli dikkatli olmak zorundayız. Sorun olmadı.

Amerikalı aktör Morgan Freeman, Kapitalizm bisikleti sevmez. Çünkü bisiklet sürmek ekonomi için kötüdür.Bisiklet süren insan otomobil almaz, akaryakıt almaz, kasko yaptırmaz, motorlu taşıt vergisi ödemez, arabayı servise götürmez, yedek parça satın almaz ve işin kötü tarafı sağlıklı olur. Sağlıklı insan doktora gitmez, ilaç almaz,” demiş.

Bir baktım buluşacağımız yerin karşısında, caddenin öbür tarafından Serkan bana el sallayıp karşıya nasıl geçebileceğini işaret diliyle soruyor.

Ah be Serkan!

Alt geçidin olduğu tarafı işaret ediyorum. Biraz ötede de trafik ışıkları var.

Ancak korkunç bir araba yoğunluğu var.

Alt geçitler, trafik ışıklarının olduğu yerlerdeki yaya geçitleri olmasa karşıdan karşıya geçmek imkansız.

Aynı fıkradaki gibi. Hani adamın biri işlek bir caddenin karşısında gördüğü bir başka yayaya bağırarak sormuş.

“Karşı tarafa nasıl geçebilirim?”

“Bilmem, ben bu tarafta doğdum.”


13 Nisan 2026 Pazartesi

Rusya'da şirket müdürlerinin rutin alışkanlıkları


Kaynak: https://turkrus.com/ 

 

Rusya’daki büyük şirketlerin genel müdürleri erken kalkma, yoğun çalışma temposu ve disiplinli yaşam tarzıyla öne çıkıyor. RBC’nin SQN danışmanlık şirketine dayandırdığı araştırmaya göre, üst düzey yöneticilerin büyük bölümü sabah saat 07.00’den önce güne başlıyor. Katılımcıların yaklaşık yarısı ise 05.30-06.15 aralığında uyanıyor. Hafta sonlarında bile bu alışkanlık büyük ölçüde korunuyor.

Araştırma, CEO’ların zaman yönetimine özel önem verdiğini ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 71’i toplantıları 30-45 dakika ile sınırlandırırken, yüzde 56’sı “amaç yoksa toplantı yok” ilkesini benimsiyor. Ayrıca yöneticilerin önemli bölümü bazı günleri tamamen toplantısız planlayarak daha verimli çalışmayı tercih ediyor. Günlük iş yükünün önemli kısmı ise asistanlara ve ekiplere devrediliyor.

Üst düzey yöneticilerin yaşam tarzında sağlık ve fiziksel aktivite önemli yer tutuyor. Araştırmaya göre CEO’ların yüzde 84’ü düzenli spor yapıyor. En yaygın aktiviteler fitness, koşu ve yüzme olurken, çoğu yönetici haftada en az üç kez antrenman yapıyor. Spor, sadece fiziksel form değil, aynı zamanda stres yönetimi aracı olarak görülüyor.

Kahve tüketimi de dikkat çekici seviyede. Katılımcıların yüzde 95’i her gün kahve içerken, önemli bir kısmı günde üç ila beş fincan tüketiyor, yüzde 15’i ise altı fincanın üzerine çıkıyor. Bu durum yoğun tempoya uyum sağlama ihtiyacının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Araştırma ayrıca aile yaşamının da giderek daha fazla iş rutinine entegre edildiğini ortaya koyuyor. CEO’ların büyük bölümü yoğun programlarına rağmen her gün kısa da olsa aileleriyle vakit geçirmeye çalışıyor. Hafta sonlarında ise en az bir günü tamamen aileye ayırmayı öncelik haline getiriyorlar.

Uzmanlara göre Rusya’daki yöneticiler küresel eğilimlere benzer şekilde iş ve özel yaşam dengesi kavramına daha fazla önem vermeye başlasa da, ülkenin daha dalgalı ekonomik ve siyasi ortamı nedeniyle yöneticilerin üzerindeki baskı daha yüksek. Bu nedenle spor, disiplinli rutinler ve planlı dinlenme, sadece yaşam tarzı tercihi değil, uzun vadeli dayanıklılık stratejisi olarak öne çıkıyor.

17 Mart 2026 Salı

Kahvenin 300 yıllık Rusya yolculuğu


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Son yıllarda Rusların "milli sıcak içkisi" popülerlik seviyesine ulaşan kahve macerası ile birbirinden ilginç bilgilere ne dersiniz? Kahve Rusya’ya Avrupa’dan biraz daha geç geldi ve uzun süre yalnızca seçkinlerin içeceği olarak kaldı. Ancak yüzyıllar içinde egzotik bir lüksten günlük hayatın vazgeçilmez alışkanlıklarından birine dönüştü.

Rusların kahveyle ilk ciddi tanışması I. Petro (Deli Petro) döneminde oldu. Çar, Hollanda’da bulunduğu sırada Yemen’in Moha limanından getirilen kahveyi tatmış ve Rusya’da yaygınlaştırmaya karar vermişti. 1709 yılında ilk kahve çekirdekleri Petersburg’a getirildi. Petro, saray misafirlerine kahve ikram edilmesini emretti ve 1714’te açılan Kunstkamera müzesine gelen ziyaretçilere ücretsiz kahve sunulmasını bile istedi. Buna rağmen içecek uzun süre halk arasında yaygınlaşmadı. Kilise vaizleri kahveyi “şeytani içecek” diye nitelendiriyor, bazı din adamları kahve içenlerin “İsa’ya karşı günah işlediğini” söylüyordu.

Kahvenin yayılmasında en büyük rolü saray çevresi ve kültürel elit oynadı. İmparatoriçe Anna İoannovna her sabah yatakta içtiği kahvesiyle tanınırken, II. Katerina günde birkaç fincan çok sert kahve içiyordu. Onun döneminde Rusya’ya kahve ithalatı üç kat arttı. 1791 yılında Osmanlı elçileri imparatoriçeye barış görüşmeleri sırasında çuvallarla kahve hediye etmişti.

19. yüzyılın sonunda kahve yavaş yavaş şehir hayatının parçası haline geldi. Petersburg ve Moskova’da kahvehaneler açıldı, sanatçılar ve yazarlar bu mekânlarda buluşmaya başladı. Puşkin’in de sık sık gittiği ünlü Wolf ve Béranger pastanesi dönemin kültürel merkezlerinden biri haline geldi. Buna rağmen Rusya hâlâ “çay ülkesi” olarak kalıyordu. 19. yüzyıl sonunda bir Rus yılda ortalama 5 funt çay içerken kahve tüketimi yalnızca 40 gram civarındaydı.

Sovyet döneminde kahve yeniden kıt ve pahalı bir ürün haline geldi. 1940’larda ithalat çok sınırlıydı ve savaş yıllarında kahve çoğunlukla yalnızca pilotlara veya hastanelerde yaralılara veriliyordu. Sıradan vatandaşlar ise çoğu zaman meşe palamudu veya arpadan yapılan kahve benzeri içecekler tüketmek zorunda kaldı.

Gerçek kahve kültürü ancak 1960’lardan sonra yeniden gelişmeye başladı. Sovyetler Birliği Brezilya, Hindistan ve Kolombiya’dan büyük miktarda kahve ithal etti. Aynı dönemde ülkede ilk çözünür kahve fabrikası açıldı. 1990’lardan sonra ise Rusya’da modern kahve zincirleri ve kafeler hızla yayılmaya başladı.

Bugün kahve Rusya’da günlük hayatın önemli bir parçası. Ülke her yıl yüz binlerce ton kahve ithal ediyor. Kafelerde en popüler içecekler arasında cappuccino ve latte öne çıkıyor. Bir zamanlar saray sofralarının egzotik içeceği olan kahve artık ülkenin en ücra köşelerine kadar ulaşmış durumda.

25 Ocak 2026 Pazar

Rusya bugün 'Tatyana Günü'nü kutluyor: MGU'nun ilk günü


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Bugün 25 Ocak, Moskova Devlet Üniversitesi (MGU) kuruluş gününü kutluyor. 

Ancak bugün toplumda üniversitenin kuruluşu kadar, hatta ondan daha fazla öğrencilere adanan "Tatyana Günü" ya da öğrenci bayramı da demek.

Peki neden Tatyana? 

İşte bu özel günde tarihe kısa bir yolculuk:

Tam bugün, 1755 yılında üniversitenin kuruluş kararnamesi imzalandı ve Rusya ana entelektüel merkezine kavuştu.

MGU'nun kurulmasında kilit rolü, 18. yüzyılın aydınlanma standartlarına göre bile sıra dışı bir figür olan İvan Şuvalov oynadı. İmparatoriçe Elizaveta Petrovna’nın gözdesi olan Şuvalov, zenginlik peşinde koşmayan, asıl tutkusu "özgür bilgi" olan biriydi. Mihail Lomonosov ile birlikte, o dönem için radikal sayılan ilkeleri üniversitenin genetik koduna işlediler. İlk olarak eğitim tüm sınıflara açıldı; ikinci olarak ise ilk yıllarda MGU’ya giriş sınavı olmadan kabul yapılıyordu.  Latince bilmek ve okuma-yazma becerisine sahip olmak yeterliydi.

Üniversite, "devlet içinde bir devlet" olarak tasarlandı. MGU eşi benzeri görülmemiş bir özerkliğe sahipti: ne polise ne de şehir yetkililerine bağlıydı. Kendi iç mahkemesi ve hatta kendi öğrenci hapishanesi (karser) bile vardı. 

Tarih seçimi tamamen kişisel bir nedene dayanıyordu: 25 Ocak, Şuvalov’un annesi Tatyana’nın isim günüydü. Böylece bu ailevi kutlama ulusal bir sembole dönüştü. 19. yüzyılda "Tatyana Günü", mutlak özgürlük zamanı olarak algılanırdı. Polisin alkollü öğrencileri tutuklaması resmen yasaklanmıştı ve Moskova'nın en iyi restoran sahipleri sokaklara ücretsiz yemek ve içecek çıkarırdı. Bu gelenek bugün de yaşıyor: Her yıl rektör, öğrencilere eski tariflerle hazırlanan meşhur ballı içeceği (medovuha) bizzat servis ediyor.

Yıllar içinde büyüyen üniversite, 20. yüzyılın ortalarında Serçeler Tepesi'ndeki (Vorobyovıy Gorıy) bugünkü görkemli gökdelenine kavuştu. Binanın inşaatında 50 m uzunluğunda 10 katlı bir binaya yetecek kadar çelik kullanıldı.  Bu binanın etrafında hala efsaneler yaşıyor: 10 kat derinliğindeki gizli mahzenlerden, devasa binayı uçurumun kenarında tuttuğu söylenen toprak dondurma sistemlerine kadar pek çok hikaye anlatılıyor.

MGU bünyesindeki Azize Tatyana Kilisesi, bu topluluğun her zaman resmi olmayan kalbi olarak kaldı. Burada sınıfsal farklılıklar silinir, profesörler ve birinci sınıf öğrencileri bir araya gelirdi.

Bugün MGU’nun kulesi yeniden ışıklarla aydınlanırken şunu hatırlamak mümkün: 25 Ocak sadece sıradan bir kuruluş bir yıl dönümü değil, Şuvalov ve Lomonosov sayesinde  Rus biliminin temel taşı MGU geleneğinin ve Tatyana Bayramı'nın başladığı çok özel bir gün.

Çevrenizdeki tüm Tatyanaların gününü kutlamayı unutmayın!

15 Ocak 2026 Perşembe

Moskova, anaerkilliğin zafer kazandığı bir şehir ve bu harika bir şey.


Petr Skopin

Kaynak: https://moskvichmag.ru/

 

Hafta içi herhangi bir kafeye, hafta sonu bir bara veya kulübe ya da işlerinizi hallederken çok amaçlı bir merkeze girin. Hakim enerjiyi hissedin ve Moskova'da anaerkilliğin çoktan zafer kazandığı apaçık ortaya çıkacaktır. Henüz televizyonda duyurulmadı, ancak kaçınılmaz olarak yakında gerçekleşecektir.

Moskovalı bir kadın, aynı anda telefonundan banyoda tamir yapan bir tesisatçıyı, okuldan eve koşan çocuğu için pizza siparişi uygulamasını ve ikinci hatta arkadaşının randevu için kıyafet seçimini takip edebiliyor. Peki kadınlar dünyayı ele geçirirken Moskovalı erkekler ne yapıyor? En sıradan işleriyle meşguller. Ev aletlerini tamir ediyorlar, buzda balık tutma ekipmanı arıyorlar, Cuma gecesi arkadaşlarıyla takılacak bir yer seçiyorlar ve aynı zamanda dünyayı ele geçirme planları yapıyorlar... Warcraft dünyasını, "Tanklar" evrenini veya mahalle barlarını. Eşleri müdahale etmiyor; erkeklerin mutlu olmak için kendilerine kalan küçük alanda kendilerini gerçekleştirmelerine izin veriyorlar.

Moskovalı kadınlar, kocalarının o akşamki pancar çorbasına hangi etin gireceğine, hatta tabaklarında hangi tür ekşi kremanın olacağına bile karar vermelerine izin verirler (dana eti, Vologda ekşi kreması, %15 yağ, sakın karıştırıp %20 kullanmayın—erkeklerin burada çiğnenmemesi gereken katı kuralları vardır). Ayrıca bir erkeğin arabada kendi müziğini çalmasına da izin verirler. "Pneumoslon" veya "Sektor Gaza"yı açıp en sevdiği şarkılara eşlik ederek gerçekten keyif alırken, karısı ve kız arkadaşları onun sıradan zevkleriyle alay eder ve Thom Yorke ile Oasis'i beklerler. Bizim erkeklerimiz, tüm güç ve yetkinliğin kadınlara devredilmesi gerektiği gerçeğine razı olmuş durumdalar; bu da onları bir askeri blog yazarının Telegram kanalına veya en yeni bulmacaya dalıp kaybolmaya bırakıyor.

Ama anaerkillik Moskova'da bir gecede kurulmadı. Domuz derisi cipsi eşliğinde bira içerken erkeklerin sürekli cinsiyet sorunları hakkında dedikodu yaptıkları günleri hâlâ hatırlıyorum. Birbirlerine şikayet ederler, çözümler ararlar ve tartışmalar eşi benzeri görülmemiş bir yoğunluğa ulaşırdı. Eşlerin erkekleri ezdiğini, onlara hükmettiğini, bunun dedelerimizin uğruna savaştığı şey olmadığını ve "gücü kendi ellerimize geri almamız gerektiğini" söylerlerdi.

Doğru, bu tür konuşmalar son yıllarda giderek nadirleşti, bunun en büyük nedeni muhtemelen basit bir kuşak değişimi. Milenyum kuşağı erkekleri, 1990'larda yaşamış ve daha katı ve ataerkil bir yaklaşımla karakterize edilmiş önceki kuşaklara göre çok daha uzlaşmacı.

Aslında durum basit: Erkeklerde geliştirilen nitelikler modern Moskova'da neredeyse hiç talep görmüyor. Erkek, erkeksi özelliklere sahiptir: bir savaşı kazanabilir, yeni bir kıta keşfedebilir ve bir haçlı seferine önderlik edebilir. Erkekler için hızlı kararlar almak, sonuçları hemen fark edilmeyen uzun ve titiz çalışmalardan daha kolaydır. Ancak reklam kampanyaları, marka oluşturma ve algoritmalardan oluşan modern ekonominin kalbine girmelerine izin verilmemeli; Tanrı korusun, ciddi hatalar yapacaklar.

Bazı erkekler anaerkil yapı tarafından o kadar şımartılmış ki, tamamen çalışmayı bırakıp tüm gücü kadınlarına devretmişler. Zamanlarını çocuklarıyla, televizyon izleyerek ve çevrimiçi poker oynayarak geçirirken, eşleri kariyerlerini ve yıl boyunca sürecek aile planlarını, sıcak iklimlerde tatiller ve yazlık ev inşa etmeyi de içeren planlarını yapıyorlar. Benim de böyle iki arkadaşım var. Huzur içinde doğum iznindeler ve hiç pişmanlık duymuyorlar; aksine, hayatlarının en güzel dönemini yaşıyorlar. Kadın ofiste çalışırken, onlar evde iç dünyalarını keşfediyor, bir psikologla güvensizliklerinin üstesinden geliyor ve hatta şiir yazıyorlar.

Kadınların isteklerine uyum sağlayan modern erkekler rahat bir nefes alıyor. Artık evcil, nazik ve romantik olabiliyorlar ve kimse onları zayıflıkla suçlamayacak. Aksine, erkekler duyarlılık ve ilgi gösterirlerse tüm övgüyü hak ediyorlar. Erkeklerin büyük zorluk çektiği empati, yeniden bir erdem haline geliyor. "14 Şubat için kocam uçucu yağlar, bir köpük banyo seti ve çok güzel kokulu güller sipariş etti - kesinlikle muhteşem. Ona teşekkür etmek için, tam da sevdiği gibi kabarık bir omlet yaptım. Akşam yemeğinde harika zaman geçirdik, sonra banyoya girdik, bacak bacak üstüne attık ve bir ördek yavrusunu suya bıraktık. Tıpkı filmlerdeki gibi oldu: Vadim'i çok seviyorum," diye yazıyor, bir nakliye şirketinde çalışan kırk yaşındaki dalgıç Vadim'in kız arkadaşı Natasha arkadaşlarına.

Şimdi birkaç istatistikten bahsedelim. Moskova ekonomisi büyük ölçüde kadınlar için ve kadınların adına var. Çocuk pantolonlarından akıllı ampullere kadar her şey için pazar yerlerinde siparişleri toplayanlar onlar. Bütçeler mi? Kadınlar. Alışveriş mi? Kadınlar. Teslimat, indirimler, para iadesi ve bonus bildirimleri üzerindeki kontrol mü? Elbette kadınlar. Erkekler araba veya yaz tatili gibi büyük, gösterişli ve tek seferlik harcamalar yapmaya daha yatkın olsa da, metropolün günlük ekonomisini kontrol edenler kadınlardır. Ve bunu neredeyse fark edilmeden, bir sanat seviyesine ulaşarak yapıyorlar.

Örneğin, bir erkek saatlerce bir uygulamadan bulaşık makinesi seçmekle vakit kaybetmez: parmakları kaçınılmaz olarak bir tankın dönmesini beklerken kaşınır, uzaktan kumandaya basmak ister veya bir kutu bira kapmak ister. Kadınların böyle bir sorunu yoktur; alkolizm ve kumar nadiren kötü alışkanlıkları arasında yer alır. Ayrıca televizyonu belirli bir saatte izlerler. Birkaç gün sonra, mutlu koca yeni cihazının keyfini çıkarırken, karısı da nazikçe ama ısrarla tabağında çok fazla yemek bıraktığı veya yanlış deterjan kullandığı için onu azarlayacaktır. Buna uzun zamandır alışmış bir erkek, karısıyla aynı fikirde olacaktır: evet, canım, tamam canım. Partnerler arasındaki ilişkiler daha esnek hale geldi; bir erkek karısına dürüstçe "Bilmiyorum," "Korkuyorum," "Düşünmem gerekiyor," "Başım ağrıyor (veya bacaklarımda, sırtımda, kalbimde veya ruhumda bir ağrı var)" diyebilir ve kadın anlayacak, ona sarılacak ve onu teselli edecektir.

Şehirde kimin patron olduğunu nihayet doğrulamak için, binanızın sohbet odasına gidin. Tehlikeli yaya geçitlerinin nasıl iyileştirileceği, çöp kutusu eksikliğinden kime şikayet edileceği ve oyun alanından evsizlerin ve düzensiz grupların nasıl uzaklaştırılacağı gibi kararlar bina ve mahalle sohbet odalarında alınır. Doğal olarak, bu kararlar kadınlar tarafından alınır. Mahalledeki tek bir "anne gücü", ebeveynler sohbet odasında öyle bir yerel miting düzenleyebilir ki, herhangi bir yönetim şirketi 15 dakika içinde pes eder. Kadınların devasa çabalarına kimse karşı koyamaz. Yetkililerin en son istediği şey işten çıkarılmaktır, bu yüzden kadınlar dinlenir ve güvenilir; her yönetim tarafından her zaman yüksek saygı görürler ve kararlar hızla alınır. Erkekler böyle bir durumdan nasıl sevinmez ve sonsuza dek sürmesini istemezler ki?

Moskova'da erkeklerin beyin fırtınası yapabileceği rahat vadiler ya da 1990'larda erkekler için sosyal kulüp ve kendini gerçekleştirme mekanı olarak hizmet veren paslı garajlar neredeyse yok. Şehir, kadınsı bir şekilde düzenlenmiş: kaldırımlar düzgün, yollar bakımlı ve birçok bina örnek teşkil ediyor. Şehir bizimle konuşabilseydi, kadın bir koçun sesiyle iletişim kurardı. Ama neden konuşsun ki? Zaten oluyor. En sevdiğiniz sesli asistanların isimlerini düşünün: Alice, Marusya, Eva, Varvara ve diğerleri. Yumuşak sesleri güven uyandırıyor, gelişmiş mantıksal düşünme yetenekleri ve ince mizahları onları her eve hoş birer katkı haline getiriyor. Ancak Rusya'nın erkek isimli tek asistanı güven uyandırmıyor, sürekli alay ve dalga geçmenin hedefi haline geliyor.

Aslında, Moskova'nın en başından beri kadınlar için yaratıldığına dair bir şüphe var. Şehir haritasına bakın: her 300 metrede bir kafe, her 500 metrede bir masaj salonu, her kilometrede bir yoga alanı. Yeni konut komplekslerinin reklam afişleri, kadınların portreleri ve güvenlik ve konforu öven sloganlarla dolu; bunlar onların en sevdiği baskın özellikler. Şehir tasarımı, kadınların kendileri tarafından tasarlanmış geniş bir ekosistem gibi işliyor: her şey kullanışlı, güzel, işlevsel ve kolay. Öyleyse neden bir şey değiştirelim ki?

Yıl 2026. Moskovalı kadınlardan artık dörtnala koşan atları durdurmaları veya yanan kulübelere girmeleri beklenmiyor. Kulübeler çok katlı hale geldi ve demir atları düzenli bakımdan geçiyor. Ancak "zayıf cinsiyetin" enerjisi ve canlılığı azalmadı. Bilinen kural şudur: Enerjiyi kontrol eden şehri kontrol eder. Moskovalı erkekler çoktan geri adım attılar. Ama biz buna alıştık.

7 Ocak 2026 Çarşamba

Yılbaşı kutlamalarında SSCB'den bugüne ne değişti?



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Yeni yıl kutlamalarında, Rusya'da yaşayan çoğunlkuğun zihninde iki ayrı dönem yan yana beliriyor: SSCB yıllarının mandalina kokulu, kolektif, emeğe dayalı hazırlıkları ve bugünün hızlı, çeşitlilikle dolu, çok ekranlı kutlamaları. İkisi arasındaki fark, aslında sadece sofra ve dekor değil; insan ilişkileri, ritüeller ve beklentiler de değişti. Yine de her iki dönemin de kendine özgü bir büyüsü var. "Domik v Drevnye" (Köy Evi) adlı blog "Gelin, eskiden ve şimdi başlıklarıyla bu değişimi birlikte inceleyelim" dedi, bize de özetlemek düştü:

🍊🎄 MANDALİNA VE OLİVYE: YILBAŞI SOFRASI

Eskiden

SSCB’de yılbaşı sofrasını kurmak başlı başına bir macera sayılırdı. Mandalinalar sadece Aralık sonunda çıkardı ve eve girer girmez etrafa yayılan kokusuyla bayramın geldiğini müjdelerdi. Olivye’nin tarifi sadeydi ama her evde aynı ciddiyetle hazırlanırdı. Kuyruklar, “bağlantılar”, büyük şehirlere yapılan alışveriş yolculukları… Eksik çoktu ama emek çok daha fazlaydı. Sofranın değeri de bundan gelirdi.

Şimdi
Bugün yılın her günü mandalinadan egzotik meyvelere kadar her şey bulunabiliyor. Olivye artık sonsuz bir yorum alanı: avokadolu, karidesli, somonlu, kapersli... Süpermarketler dolu, teslimat hizmetleri hızlı, sofralar daha renkli. Fakat zorlukların içinden doğan o küçük mucizeler artık daha az hissediliyor.

📺🎬 YILBAŞI EKRANLARI: ORTAK RİTÜELDEN ÇOKLU EKRAN DÜNYASINA

Eskiden
31 Aralık gecesi tüm ülkenin ritmi tekti. “Golyuboy Ogonyok”, “İroniya Sudby” filmi, lidermizin konuşması… Milyonlar aynı anda gülüyor, aynı anda kadeh kaldırıyor, aynı anda yeni yıla giriyordu. Televizyon sadece bir ekran değil, ortak bir duygu alanıydı.

Şimdi
Artık seçenek sınırsız. YouTube yayınları, Netflix filmleri, oyun konsolları, sosyal medya videoları… Herkes farklı bir kutlamanın içinde. Aynı evde bile üç farklı ekran üç farklı yılbaşı atmosferi yaratıyor. Yine de nostaljinin etkisiyle eski Sovyet filmleri ve TV'lerde “Golyuboy Ogonyok” (Mavi Ateş) yılbaşı özel eğlence programları  son yıllarda yeniden ilgi görüyor.

🎁 HEDİYELER: BEKLEYİŞTEN ANIN HIZINA

Eskiden
Hediyeler az ama anlamlıydı. Kitaplar, çikolata kutuları, el yapımı kartlar, oyuncaklar… Çocuklar için şeker dolu yılbaşı paketleri dünyanın en büyük sürprizi olabilirdi. Sürpriz, bulunmazlığın verdiği değerle daha güçlüydü.

Şimdi
Dilek listeleri bir mesajla geliyor, hediye teslimatı bir saat içinde kapıda. Elektronik cihazlar, abonelikler, marka ürünler en çok tercih edilenler. Kolaylık arttıkça heyecan bazen daha kısa sürüyor.

🌲 DEKOR: EL EMEĞİNDEN DİZAYN DÜNYASINA

Eskiden
Evlerde yapılan kâğıt süsler, nesilden nesile aktarılan cam oyuncaklar, pamuktan kar efektleri… Yılbaşı ağacı aile emeğinin bir hatırasıydı. Her süsün bir hikâyesi, her kırılgan cam oyuncağın bir geçmişi vardı.

Şimdi
Dekor dünyası sınırsız: minimal tasarımlar, LED tüneller, metal ağaçlar, kişiye özel süsler… Hepsi daha modern, daha kusursuz ama çoğu zaman kişisel bir hikâyeden yoksun.

❄️ ATMOSFER: TOPLU COŞKUDAN KİŞİSEL KUTLAMALARA

Eskiden
Mahallelerde ortak ağaç çevresinde danslar, komşu ziyaretleri, sokakta kar topu oynayan çocuklar… Yeni yıl hem evde hem sokakta yaşanan bir şenlikti. Birlik duygusu güçlüydü ve herkes aynı kutlamanın bir parçasıydı.

Şimdi
Bugün kutlamalar daha bireysel. Evde küçük buluşmalar, yurt dışı tatilleri, çevrim içi tebrikler… Rahatlık arttı ama eskilerin sokaklara yayılan o ortak coşkusu artık daha az.

🎉 HÜLASA: NE KAYBETTİK, NE KAZANDIK?

Sovyet yeni yılı emeğin, sadeliğin ve kolektifliğin yarattığı sıcak bir masal gibiydi. Bugünün yeni yılı ise konforlu, renkli ve sınırsız. Eksik olan belki de o “birlikte olma hissi”; fazla olan ise özgürce kutlama imkânı.

Belki de en güzeli, iki dönemin en iyi yanlarını bir araya getirmek:
• Eskiden kalan bir tarif
• Eski bir süsü yılbaşı ağacına takmak
• Uzun süredir aramadığınız bir yakını aramak
• Dışarı çıkıp komşularla “iyi yıllar” demek

Yeni yılın özü, dönemler değişse de aynı: umut, yenilenme ve sevdiklerimizle paylaşılan küçük mutluluklar."

30 Aralık 2025 Salı

Rusya'da yeni yılın 10 vazgeçilmez geleneği


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Yine bir yılın sonuna geldik, yine içimizi yeni yılın umutlarıyla doldurarak eskisine veda etmek istiyoruz.... Her yıl 31 Aralık'ta yarım iş günüyle yıl bitse de, bu yıl resmi tatile bir gün daha eklendi ve 30 Aralık son iş günü oldu.... Mandalina kokusu, sofrada dev bir Olivye dağı, ekranda bildik Sovyet filmlerinin keyfi… Rusya’da yeni yıl kutlamaları kendine özgü ritüellerle dolu.

İşte Rusya’nın yılbaşı ruhunu en iyi anlatan 10 gelenek.

 

Dileği yazıp yakmak ve şampanyayla içmek

Rusya’da yeni yılın ilk saniyeleri ciddi bir beceri sınavıdır. Küçük bir kâğıda dilek yazılır, yakılır, küller şampanya kadehine atılır ve saat tam 00:00 olduğunda içilir. Saniyelik bir yarış gibidir. Kâğıt tam yanmazsa olmamış sayılır, çok erken atılırsa ritüel bozulur. Ama doğru yapılırsa herkes aynı cümleyi kurar: “Bu dilek kesin gerçekleşir.”

Ded Moroz ve Sneguroçka’nın ziyareti

Rusya’da yılbaşının iki efsanevi kahramanı vardır: Ded Moroz ve torunu Sneguroçka. Geleneksel kıyafetleriyle her kutlamada görünürler. Çocuklar hediye almak için şiir okur, bazen hafifçe utanır, bazen coşkuyla sahneye atlar. Ded Moroz’un ağırbaşlılığına karşılık Sneguroçka’nın neşesi kutlamanın ruhunu belirler.

31 Aralık yarım gün çalışmak, akşam hazırlığa koşmak

Rusya’da 31 Aralık neredeyse bir ulusal kaçış planıdır. İnsanlar yarım gün çalışır çalışmaz metroya, pazara, markete akın eder. Çanta, çiçek, mandalina, şampanya taşıyan dev bir kalabalık eve yetişmeye çalışır. Mutfağın ısındığı, televizyonun hazırlandığı bu saatler yılbaşının asıl başlangıcıdır. Ama bu sene ilk kez 31 Aralık resmi tatile katıldı ve bu gelenek şimdilik fire verdi!

“İroniya Sudbıy”yi tekrar tekrar izlemek

Her yıl aynı filmi izlemek… ama yine de sıkılmamak!  Sovyet filmi “İroniya Sudby” Rusya’da yılbaşı gecesinin en değişmez geleneğidir. Diyalogları ezberlenmiştir, hangi sahnenin sonra geleceği herkes tarafından bilinir. Bu film, yalnızca bir komedi değil, bir ortak hafıza nesnesidir.

Liderin konuşması ve kurantlarla yeni yıla girmek

Saat 23:55’te evde ani bir sessizlik olur ve herkes televizyona döner. Ülke liderinin kısa konuşması dinlenir, ardından Kremlin’in saatleri çalar. O an Rusya’nın dört bir yanında milyonlar aynı anda dilek diler. Bu eşzamanlılık, yeni yılın kolektif ritüelidir.

Olivye ve Şuba’nın sofranın iki devi olması

Rusya’da yeni yıl sofrasının kalbi iki salatadır: Olivye ve Şuba. Her evde en büyük kaselerle hazırlanır. Yanında havyarlı kanepeler, turşular, fırınlanmış etler, mandalinalar ve tatlılar gelir. Sofranın temel kuralı bellidir: “Az olmasın, yetmezse ayıp olur.”

Mandalina kokusunun tüm eve yayılması

Mandalina Rusya’da yeni yılın sembolüdür. Sovyet döneminde nadir olduğu için daha da özel kabul edilirdi. Bugün kolay bulunur ama anlamı değişmez. Bir evde mandalina kokusu yayılıyorsa, yılbaşı hazırlığı başlamış demektir.

Yılbaşı ağacının (Yolka) mutlaka kurulması

Meydandaki dev Yolka’lar ülkenin kutlama vitrinidir. Evlerde ise camdan yapılmış eski süsler, nostaljik figürler ve el işçiliği dekorlar asılır. Her evde mutlaka bir süs vardır ki düşse bile saklanır; çünkü onun bir hikâyesi vardır.

“Bu kadar yemeği kim yiyecek?” sorusuna verilmeyen ama uygulanan cevap

Rusya’da yeni yıl sofraları abartılıdır: büyük tencerelerde salatalar, tepsiler dolusu etler, günlerce yetecek miktarda mezeler. Herkes bunun çok fazla olduğunu bilir ama yine de yapar. Çünkü Rusya’da yeni yıl, bollukla karşılanır.

Uzun ‘kanikuli’ tatili

Yeni yıl tatili genelde 1–8 Ocak arası resmidir ama çoğu kişi önüyle arkasıyla en az 10 gün, hatta 15 gün dinlenir. Bu dönem, şehirden köye gitme, kar yürüyüşleri yapma, sıcak çay ya da votka eşliğinde tembellik etme ve yıla tembel bir başlangıç yapma zamanıdır.

Bir kez daha hepinize mutlu yıllar!