Moskova

Moskova
farklı etnik gruplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farklı etnik gruplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2026 Cumartesi

Rusya'da etnik ilişkilerin seyri

Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da toplumun büyük bölümü etnik gruplar arası ilişkilerin mevcut durumunu olumlu değerlendiriyor. Federal Ulusal İşler Ajansı verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla vatandaşların yüzde 84,2’si ülkedeki etnik ilişkilerin iyi düzeyde olduğunu düşünüyor. Ankete katılanların yüzde 73,8’i ise milliyet, dil ya da inanç temelinde ayrımcılıkla karşılaşmadığını ifade ediyor. Tüm ülke genelinde ortak vatandaşlık bilinci göstergesi de yüzde 93,9 seviyesine ulaşmış durumda.

Bu göstergeler, yıl içinde yapılan ölçümlere kıyasla artışa işaret ediyor. 2025 yazında olumlu değerlendirme oranı yüzde 81,8 düzeyindeyken, ayrımcılık olmadığını düşünenlerin oranı yüzde 73,4 olarak ölçülmüştü.

Federal Ulusal İşler Ajansı Başkanı İgor Barinov, Şubat ayında Devlet Duması’nda yaptığı değerlendirmede, etnik ilişkilerin genel tablosunu “istikrarlı ve pozitif” olarak tanımladı. Barinov, dış kaynaklı baskılara rağmen toplumdaki uyumun korunduğunu vurguladı.

Bununla birlikte, etnik ve mezhepsel konular etrafında üretilen olumsuz içeriklerin sayısında artış yaşandı. Ajansın izleme verilerine göre 2025’te bu alanda 38 bin 400’den fazla olumsuz bilgi gündemi tespit edildi. Bu rakam bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 8 daha yüksek. En fazla olumsuz içeriğin Merkez, Volga ve Kuzey Kafkasya federal bölgelerinde yoğunlaştığı, ülke genelinde 2500’den fazla başlığın ise yurt dışı kaynaklı olaylarla bağlantılı olduğu belirtildi.

Yetkililer, olumsuz bilgi akışındaki artışa rağmen toplumsal algının pozitif kalmasını önemli bir kazanım olarak görüyor. Stratejik hedeflere göre, 2036 yılına kadar etnik ilişkileri olumlu değerlendirenlerin oranının yüzde 85’in üzerine çıkarılması, ayrımcılık olmadığını düşünenlerin payının yüzde 90’a, ortak vatandaşlık bilincinin ise yüzde 95’e yükselmesi amaçlanıyor.

20 Şubat 2025 Perşembe

Rusya'da (Rusça dışında) hangi diller konuşuluyor?

 



Oleg Yegorov

Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Bu muazzam ve etnik zenginliklerin olduğu ülkede konuşulan onlarca farklı dili listelemeyeceğiz; ancak Rusçanın bu eşsiz ve az bilinen dillerin bazıları kadar öğrenilmesi zor olmadığını söyleyebiliriz. 

Rusçanın öğrenilmesinin zor olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Bir bakıma haklısınız. “ы” ve “щ” gibi başka harfler, görünüme bağlı olarak her fiilin en az iki versiyonu olan altı durum - bunların hepsi gerçekten zorlayıcı ve kafa karıştırıcı görünüyor.

Öte yandan, Rusya'da konuşulan diğer dillerle karşılaştırıldığında, Rusçanın kendisi gerçekten çocuk oyuncağı. Altı durum çekiminin zor olduğunu düşünüyorsanız, 44 ila 46 (dilbilimciler hala bunun hakkında tartışıyor) isim durumu olan bir dili öğrenmek ister misiniz?

 

Dilsel roket bilimi

Öncelikle şunu açıkça belirtelim ki evet, bu sıradan insanlar tarafından konuşulan gerçek bir dildir, hepsi dahi bile değildir. Tabasaran dili dünyadaki en zor dillerden biri olarak kabul edilir. Dağıstan Cumhuriyeti'nde (Kuzey Kafkasya'da bulunur) bu dili konuşarak büyüyen yaklaşık 150.000 Tabasaran insanı yaşamaktadır.

Diğer güney cumhuriyeti Karaçay-Çerkesya, bir başka Kafkas halkına ev sahipliği yapıyor: Abazinler. Alfabeleri 71 harf içeriyor (karşılaştırma için, Rusçada 33 ve İngilizcede 26 harf var), bunlardan sadece altısı ünlü. Diğer 65'i oluşturan tüm ıslık ve tıslama ünsüzleri, bu yüzden ana dili olmayanların aralarındaki farkı anlaması neredeyse imkansız. Bu nedenle, "Abaza'yı kendi başınıza öğrenmek neredeyse imkansız," diye sonuca varıyor Russian Seven web sitesi. Ne yazık.

Ancak Kafkasya'nın Rusya'nın egzotik dillerin konuşulduğu tek yeri olduğunu düşünmeyin. Uzak Doğu'da, Çukotka'daki Eskimo halkı güzel ama oldukça sert bir dil konuşur (63 fiil biçimi vardır). Örneğin, Eskimocada "internet" demek için "ikiaqqivik" kullanırsınız - tam anlamıyla "çoklu katmanlar arasında yolculuk". Bu güzel değil mi?

 

İngilizce dünyayı yönetiyor

Resmen konuşursak, Rusya'da resmi statüye sahip 30'dan fazla dil var - ve bunlar sadece devlet dilleri. Anayasaya göre ( Madde 68), "Cumhuriyetler [Rusya içinde] kendi devlet dillerini kurma hakkına sahip olacaklar." Ve bunu yapıyorlar: Örneğin, Tataristan'da okullarda Tatarca, Çuvaşistan Cumhuriyeti'nde - Çuvaşça, vb. öğretiliyor.

Ancak bu, bu dillerin yaygın olduğu anlamına gelmez. 2010 nüfus sayımında "Hangi dilleri konuşuyorsunuz?" diye sorulduğunda, İngilizce, ankete katılanların 7,5 milyonu veya %5,48'i tarafından Rusça'dan sonra en çok İngilizce olarak adlandırıldı.

Sonuçta, neredeyse her yerde okullarda öğretiliyor - ve Tatarca gibi en büyük azınlık dilleri ancak %3'e ulaşıyor. Tabasaran veya Eskimo gibi diller, yabancılar için olduğu kadar etnik Ruslar için de egzotiktir.


Yaşam ve yok oluş arasında 

Bu arka plana karşı, Rusya'da daha az yaygın olan dillerin devam edip etmeyeceğini veya yavaş yavaş yok olup olmayacağını söylemek zor. Dillerin yok olması gerçek bir tehdittir, çünkü Rusça onları barışçıl ama etkili bir şekilde yerinden eder. "[Etnik olarak Rus olmayan] ulusal topluluklar içinde yaşayan insanlar, Rusça konuşmanın sosyal başarılarının, hayattaki terfilerinin anahtarı olduğuna inanma eğilimindedir," diyor Takie Dela, Moskova Devlet Üniversitesi Dilbilim Bölümü başkanı Sergey Tatevosov'un söylediği gibi.

Başka bir deyişle, annenizin size söylediği nadir dilde ninniler dinleyebilirsiniz ancak Rusça büyük şehirlerde bir gerekliliktir, bu nedenle etnik azınlıklardan gelen birçok insan kökleriyle bağlarını kaybetme eğilimindedir. Tatevosov, bunun Rus kültürüne zarar verebileceğini söylüyor, çünkü "Rusya fikri birleşiyor ve aynı zamanda çeşitlilik kazanıyor, herkese kendisi olma fırsatı veriyor. Bu bağlamda, burada yaşayan tüm halkların dillerini korumak ve güçlendirmek önemlidir."

 

Dil kavgaları

Aynı zamanda, etnik Rusların hepsi yaşadıkları bölgesel okullarda ulusal azınlıkların dillerinin öğretilmesinden memnun değil. Örneğin, Başkan Putin "bir kişiyi [okulda] ana dili olmayan bir dili öğrenmeye zorlamanın kabul edilemez" görüşünü dile getirdikten sonra, birkaç yüz kişi Tataristan'daki tüm okullarda Tatar dilinin zorunlu olarak öğretilmesine karşı protesto etti.

Rusya Bilimler Akademisi Dilbilim Enstitüsü'nden Alexey Kozlov, "Tataristan'daki Rusça konuşan ebeveynlerin endişesini anlıyorum" dedi. "Çocuklarım neden Tatarca konuşan çocuklar için ders kitapları kullanarak alışık olmadıkları ana dili olmayan bir dili öğrensinler ki?"

25 Temmuz 2018'de Rusya Devlet Duması herkesi memnun etmeye çalışan bir yasa kabul etti. Ulusal cumhuriyetlerde "ana dil" adı verilen bir ders olacağını ve Rusçayı seçenlerin Tatarca, Buryatça veya Tabasaranca yerine bunu öğrenebileceklerini belirtiyor. Bu herkese seçme özgürlüğü veriyor ve böylece artık Rusça dışındaki dillerin kaderi ulusal azınlıklar tarafından ve ulusal dillerini öğrenmeyi seçip seçmedikleri tarafından belirlenecek.

5 Kasım 2022 Cumartesi

Rus-Rusyalı farkı


Kaynak: https://medyagunlugu.com/  

 

Dış dünyada Rusya'ya ilişkin az bilinen konulardan biri de Rus-Rusyalı kelimeleri arasındaki fark.

"Türkiyeli" ifadesi toplumun küçük denilebilecek bir kesimi tarafından kullanılıyor, diğerleri ise yüklenen siyasi anlam nedeniyle buna karşı çıkıyor.

Rusya'daki durum ise Türkiye'den farklı.

Rus kelimesi etnik açıdan Rus olanlar için kullanılıyor. Kökeniyle ilgili farklı görüşler olsa da Rus kelimesi 9-10. yüzyıllardan beri kullanılıyor. Rusların mı kendilerini böyle adlandırdığı, yoksa diğer halkların mı onlara bu adı verdiği tam bilinmiyor.

Yaklaşık 145 milyonluk nüfusa sahip Rusya'da Ruslar yüzde 80'lik bir oranla büyük çoğunluğu oluşturuyor.

Rusyalı ise Rusya Federasyonu vatandaşları için kullanılan bir terim. Yani etnik açıdan Rus olmayan ama Rusya vatandaşı olanlar kastediliyor. Örneğin, bir Tatar'dan ya da Çeçen'den söz ederken Rus değil Rusyalı demek gerekiyor.

Rusyalı kelimesine 17. yüzyılda da rastlansa da yaygın kullanım Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra başladı. O ana kadar Rus olsun olmasın herkesin üst kimliği Sovyet vatandaşlığıydı.

Sovyetlerin dağılmasının ardından, Rusya Federasyonu içinde yüzde 20'lik bir kesimi oluşturan Rus olmayanlar için, biraz da kendilerini dışlanmış hissetmemeleri amacıyla 1990'ların başında Rusyalı ifadesi resmi söylemde kullanılır oldu.

Diğer ülkelerde, bu arada Türkiye'de bu ayrım fazla bilinmediği ya da önemsenmediği için Rusya Federasyonu vatandaşı olan herkes kestirmeden "Rus" deniliyor.

10 Aralık 2019 Salı

Hangisi doğru? Rus mu, Rusyalı mı?






Rusça öğrenen yabancıları şaşırtan ayrımlardan biri de Rus (russkiy) ve Rusyalı (rоssiyanin) kelimeleri arasında. Peki, bu iki kelimenin arasındaki fark nedir ve nereden kaynaklanıyor? Resmi gazete Rossiyskaya Gazeta'nın yan yayınlarından RBTH sitesinde bu konu enine boyuna açıklandı. Yazı özetle şöyle:

"Rusya vatandaşlarının yüzde 80'i etnik açıdan Rus. Yani tıpkı Ukraynalılar ve Belaruslular gibi bir Doğu Slav halkına mensup. Öte yandan, Rusya'da yaşayan tek etnisite Ruslar değil. İnsanlar Rusya vatandaşı oldukları halde etnik bakımdan Tatar, Yakut, Dağıstanlı ya da Çeçen olabilir ve bu etnik grupların sayısı 190'ın üzerinde.

Sovyetler Birliği yıllarında, tüm bu etnisitelerin mensupları kendilerini Sovyet vatandaşı olarak adlandırabiliyordu. Ama Sovyetler yıkılınca durum değişti. 1990'ların karmaşasında kendine yön çizmeye çalışan Rusya'nın imdadına ise Rossiyski-rossiyanin (Rusya-Rusyalı) kelimeleri yetişti. Etnik aidiyetini bildirmek için "Tatarım" diyen bir kişi, vatandaşlık bağını dile getirmek içinse "Rusyalıyım" kelimesini kullanabilir.

Yine de karıştıranlar için ipucu: Resmiyetin söz konusu olduğu ya da politik açıdan doğru konuşmak gerektiği durumlarda "rossiyski-rossiyanin", gayrı resmi ortamlarda ve genel konuşurken ise "russkiy" (Rus) kelimeleri tercih edilebilir."

Bu durumda, örneğin "Rus turistler" değil "Rusyalı turistler" demek daha doğru ama medyada ikisi de yan yana kullanılıyor ve ikisi de pratikte karşılık buluyor.

30 Eylül 2019 Pazartesi

Rusya'da 150 dil konuşuluyor, sadece 2 kişinin bildiği dil bile var!






Rusya Federasyonu, bir "diller harmonisi" olarak yaşamaya devam ediyor. 

Son verilere göre, Rusya'da aktif biçimde konuşulan dil sayısı 150. Diyalektlerle birlikte bu sayı üç yüze çıkıyor. 

Federasyon bünyesinde yaşayan 193 etnik grubun konuştuğu diller 14 dil ailesinde toplanıyor. Federasyona bağlı cumhuriyetlerde resmi dil sayısı 37.

2010 nüfus sayımına göre, ülkede en çok konuşulan dil 143 milyon kişi ile Rusça. İkinci sırada 5,3 milyon kişinin konuştuğu Kazan Tatarcası var. Çeçence, Başkurtça, Çuvaşça ve Ermenice de bir milyonun üstünde insan tarafından konuşulan diller arasında.

Buna karşılık Dağıstan'daki Ginuh dilini konuşan insan sayısı sadece 5. Oroçça 8, Karaimce 3 ve Kırımçakça 2 kişi tarafından konuşuluyor. Rusya'da konuşan insan sayısının iki elin parmaklarını geçmediği on kadar dil daha var.

22 Nisan 2017 Cumartesi

Rusya'da akademisyenler "kimlik" arıyor: "Rusya ulusu etnik değil, politik bir topluluktur"





Rusya Bilimler Akademisi (RAN) üyesi bilim insanları, Kremlin'in çağrısıyla hazırladıkları kavramlar sözlüğünde "Rusyalıların etnik değil, politik bir topluluk olduğunu" vurguladı. Başkan Putin'in de üzerinde çalışılması talimatı verdiği "Rusya ulusunu tanımlama projesi" olarak bilinen kanunun hazırlayıcıları ilk günden karşılaştığı engel, herkesi memnun edecek bir "Rusya ulusu" tanımının olmayışı idi. "RAN'dan bilim insanlarının hazırladığı yeni sözlük sayesinde problemin çözümünün yakın olabileceği" yorumu yapılıyor.

Bilimler akademisinde Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin'in isteği üzerine kurulan yeni bilim kurulu, yasa yapıcıların ihtiyacı olan tanımlamaları meydana getirmek için çalışıyor.

Söz konusu sözlükte üzerinde mutabık kalınan bazı terimler şöyle:

Rusya Federasyonu'nun çok uluslu halkı: Rusya Federasyonu'nun, ortak çıkarlar ve tarihsel kültürel değerler etrafında devlet birliği ile birleşmiş, farklı uluslara mensup olmakla birlikte kendini Rusya ulusunun parçası olarak gören yurttaşlar toplamı. 

Rusya ulusu: Tarihsel Rusya devlet geleneği temelinde konsolide olmuş, üyeleri etnik, ırksal ve dini aidiyetlerden bağımsız olarak eşit haklara, ortak tarihsel-kültürel değerlere, tek bir halka aidiyet duygusuna, yurttaş sorumluluğu ve dayanışmasına sahip sivil-politik toplam.


Halk: 1. Aynı ülkenin vatandaşı olarak (Rusya halkı, Rusyalılar), 2. Rusya Federasyonu'nun az nüfuslu otokton (yerli, yerleşik) halkları dahil olmak üzere etnik toplam olarak (ulus), 3. İnsanların her türden toplanma biçimi olarak.

Anayasasında "çok uluslu devlet" olarak tanımlanan Rusya Federasyonu'nda 190'dan fazla farklı etnik kökende halk yaşıyor. Nüfusun yüzde 80'e yakını Ruslardan oluşurken, vatandaşlık esasında "Rusya halkı" terimi kullanılıyor.  

25 Şubat 2014 Salı

Rusya'nın fark yaratan coğrafyası: Mari El

Rusya'nın fark yaratan coğrafyası: Mari El



Moskova’nın 860 kilometre doğusunda pagan, ortodoks ve müslümanların bir arada yaşadığı benzersiz bir coğrafya : Mari El Cumhuriyeti 

Kaynak: rsfmradio.com
Değerli dinleyenler, Rusya’nın Sesi tarafından hazırlanan Kuzey Ekspresi’yle yeniden sizlerleyiz…
Ekspresimiz bu hafta, Moskova’nın 860 kilometre doğusuna ilerliyor ve sizleri pek çok bakımdan benzersiz bir coğrafya olan Mari El Cumhuriyeti ile buluşturuyor… Mari El halkı, paganizmi ve paganizme özgü objeleri yaşamlarının bir parçası olarak koruyan az sayıda Avrupa halkından biridir. Rusya Federasyonu’na bağlı olan Mari El Cumhuriyeti ayrıca paganizm, ortodoksluk ve müslümanlığın bir arada var olduğu benzersiz bir yer… Bu haftaki gezimizde bize Mari El Cumhuriyeti Turizm Komitesi Başkanı Andrey Purtov eşlik ediyor. Andrey Purtov bize ilk olarak, cumhuriyetin, Rusların kulağına bile yabancı gelen, isminin anlamını anlatıyor.
DMİTRİY MALİKOV “KRAY MARİ”

NEDİR 'MARİ'NİN ANLAMI?
“Mari El Cumhuriyeti adını, yerel halkın kendine verdiği isim olan “Mari”den alır. “Mari” yerel dilde “erkek” anlamına gelir. Cumhuriyetin adını oluşturan, yine Mari diline ait olan diğer sözcük “el” ise, “ülke” anlamına gelir. Cumhuriyetin adını, sanıyorum “erkek ülkesi” olarak çevirebiliriz. Mari dili, Fin-Ural Dil Ailesi’ne aittir. Mari El’in topraklarında İsa’dan önceki yüzyıllardan kalma arkeolojik kalıntılar bulunur. 11-12’nci yüzyıllarda Mari halkının sabit yerleşim yerleri oluşmuştur. Yoğun olarak Volga nehrinin sağ yanında yer alan dağlık alanlara ve nehrin sol kıyısındaki düzlüklere yerleşmişler. Mari halkının yerleştiği bu alan, Batı ile Doğu’nun amansız savaşlarına konu olmuştur. Bunun bir sonucu olarak Mari halkı, Düzlük Marileri ve Dağ Marileri olmak üzere ayrı etnik gruplara ayrılmıştır. Mari Bölgesi’nin Rusya Devleti’nin bir parçası hâline gelmesi, Mari halkının yazgısı bakımından belirleyici olmuştur. Mari halkının tarihi bu noktadan sonra, 4-5 asır boyunca Rus, Tatar, Çuvaş ve diğer halkların tarihi ile girift bir biçimde şekillenmiştir.”
KÖKLÜ TARİHİ YANSITAN ANITLAR
Mari bölgesi’nin Rusya’ya bağlı bir yer hâline gelmesinin en önemli sonucu, Mari halkının bir etnik grup olarak korunması oldu. Mari halkı 20’nci yüzyılda devlet yapısına büründü. Mari halkının tarihi yerleşim bölgesinde 1920 yılında Mari Otonom Cumhuriyeti oluşturuldu. Mari El günümüzde Rusya Federasyonu’na bağlı, kendi federal hakları olan bir cumhuriyettir. Mari El’in topraklarında, Mari halkının köklü tarihini yansıtan günümüze dek korunmuş anıtlar bulunur.

Söz gene Andrey Purtov’da:
“Mari El’de görülmesini tavsiye ettiğimiz tarihi anıtlardan bazıları; kurgan mezarlar, tunç devrinden kalma objeleri barındıran arkeolojik alanlar, Taş Devri’nin son döneminden günümüze ulaşan Borovskoye yerleşimi ve Volga nehrinin kıyısında bulunan Alamner Dağı’dır. Burada sürülen yaşantının izleri, günümüze kadar ulaşmıştır. Mironosetskaya İnziva Evi’nin de görülmesini tavsiye ederim. 1649 yılında kurulan inziva evi, 17’nci yüzyıl Rus mimari sanatının izlerini taşır. Buranın yakınında kutsal bir pınar bulunur.”
MARİ MUTFAĞI YÜZYILLAR ÖNCESİNDEN
Mari halkıyla ilgilenen araştırmacılar, bu halkın özgünlüğünü ön plana çıkarır. Geleneklerini, dinlerini, köylere özgü ritüelleri koruyan Mariler, herkesi içtenlikle misafir evlerine davet eder. Mari El’de eski usul ahşap bir evde konaklayabilir, balığa çıkabilir, at sırtında gezinti yapabilir, orman yürüyüşleri, kayık gezintileri yapabilir, geleneksel Mari nakşını öğrenebilirsiniz. Marilerin yaşayışlarına dair en saf görüntüleri ise köylerde görebilirsiniz. Mari El’de bir dizi köy bulunur. Buralarda Mari halkına özgü mutfak geleneklerini de yakından görebilirsiniz.

Mari mutfağını, bize yine Andrey Purtov anlatıyor:
“Mari mutfağının yüzyıllar öncesine dayanan bir tarihi var. Bu mutfağa ait akla gelen ilk yiyecekler arasında 'sokta' ve 'şırdan' denilen ev yapımı sucuklar vardır. 'Padkogılo', hamuruna yarım ay biçimi verilen mantılardır. Aynı mantı gibi suda haşlanarak pişirilir. Kaz etiyle yapılan, 'krovets' dediğimiz böreklerimiz de unutulmamalı. 'Koman melna' dediğimiz ev usulü krepler, bayramlarda bol bol hazırlanır. İçecekler düşünüldüğünde ise akla ilk olarak kremalı süt, yaban mersini suyu ve çavdar ekmeğinden yaptığımız 'kvas' gelir. Bunlar, hazırlanması kolay ve kendilerine özgü hoş tatları olan içeceklerdir. Bahsettiğim yiyecek ve içecekler, Mari El’in her yerinde bulunabilir. Başkentimiz Yoşkar-Ola’ya gelen misafirlerimize 'Sandal', 'Jiraf' ve 'Na Uspenskoy' restoranlarını önerebilirim. Buralarda Mari El’e özgü yemekler, geleneksel tariflere göre hazırlanır."
Mari El Cumhuriyeti’nin başkenti Yoşkar-Ola; yerel doku, başkente özgü gelenekler ve eski Avrupa stilinin birbirine geçtiği bir yerdir. Yoşkar-Ola’nın kültürel mirasını oluşturan yerler, genel olarak şehrin tarihi bölümünde yer alır. Şehrin mimari yapısı, en deneyimli turistleri bile etkileyecek özelliklere sahiptir.

Sözü yeniden Mari El Cumhuriyeti-Turizm Komitesi Başkanı Andrey Purtov’a veriyoruz:
“Yoşkar-Ola sokaklarında, sayıları her yıl artan bir dizi heykel bulunuyor. Şehrimizin mimari bakımdan en beğenilen noktalarından biri; Malaya Kokşaga nehri, Tsargıradski Caddesi ve Teatralnıy Köprüsü ile çevrelenen 'Naberejnaya Brügge'dir. Yoşkar-Ola sahilinde bulunan bu bölge, taşıdığı mimari benzerlikten ötürü adını, Belçika’nın Brügge kentinden alır. 'Naberejnaya Brügge'de Volga boyunca uzanan renkli binalar, görülmeye değer yapılardır. Köprülerimiz, sahilimiz, Ortodoks kiliseleri, tiyatro binaları; Yoşkar-Ola’nın mimari dokusunu tamamlayan yapılardır. Misafirlerimizin görmeyi istedikleri yerlerden bir diğeri, Patriarşaya Meydanı’nda bulunan '12 Havari' saat kulesidir. Saat kulesinin parçası olan, her biri 1 buçuk metre uzunluğundaki bronz heykeller, İsa ve havarilerini tasvir eder. Binadaki kulelerden birinden çıkan hareketli heykeller, balkondan geçerek diğer kuleye girerler. Bu, her 3 saatte bir olur ve heykellerin balkondan geçişi yaklaşık 8 dakika sürer.”
MUTLAKA GÖRMENİZ GEREKEN YERLER
Yoşkar-Ola’nın Moskova’yı bilen ziyaretçileri, burada tanıdık yapılar görür. Mari El Cumhuriyeti’nin başkentinde, Moskova’nın bazı tarihi yapılarının aynısını görebilirsiniz. Sözgelimi burada, Moskova Kremlini’ne ait Spasskaya Kulesi’nin bir kopyası bulunur. Bu kulede bulunan saat, aynı orijinalinde olduğu gibi her saat başında çalar. Yoşkar-Ola’da ayrıca, eski Rus şehirlerinde bulunan kalelerden en yenisi bulunur. Yapımı 2009 yılında tamamlanan kale, şehrin tarihini yansıtan standlar ve küçük bir şapel barındırır. Küçük denebilecek bir alan kaplayan Mari El Cumhuriyeti, her yerde görülemeyecek bir çeşitliliğe ve doğal zenginliğe sahiptir. Volga nehrinin kıyısında bulunan cumhuriyet, barındırdığı açık hava müzeleri ve tarihi anıtlarla anılır.

Mari El’in bu yönünü, bize yine Andrey Purtov anlatıyor:
“Doğası koruma altında olan 'Başlaya Kokşaga' ve millî parkımız 'Mari Çadra'nın mutlaka görülmesini öneririm. Parkın bitki dokusunu ve diğer güzelliklerini görmek için at sırtında, yürüyerek ya da su yolu üzerinden ilerleyebilirsiniz. Parkımızda 10 tane doğa anıtı bulunur. Bunlardan birisi, 413 yaşındaki 'Pugaçov Meşesi'dir. Bir efsaneye göre, Kazak ayaklanmasının lideri Yemelyan Pugaçov, Kazan’a doğru yol alırken, 1774 yılında bir geceliğine burada konaklar. Pugaçov’un birlikleri yenilgiye uğratıldığında, yanan Kazan’ın görüntüsünü, Pugaçov bu meşenin üzerinden izler.
FİRUZE RENKLİ BİR GÖZ SİZE BAKAR
Yine koruma altında bulunan yerlerden biri olan “Gornoye Zadelye”, Mari El’deki tek el sanatları anıtıdır. Burada, eskiden değirmen taşları yapılan mağaralar bulunur. Mari El’de ayrıca 600 tane göl bulunur. Bu göllerden biri, 'Morskoy Glaz' yani 'Deniz Gözü' dediğimiz göldür. 'Bu göle yükseklerden bakıldığında, yeşil sivri kirpikleri olan yusyuvarlak firuze renkli bir gözün size baktığı hissine kapılırsınız' derler. Göl, havanın durumuna göre, koyu turkuaz ve zümrüt yeşili renklerine bürünür.”
Avrupa’nın en uzun nehri Volga, Mari El topraklarını da besler. Nehrin kıyısına kurulan yerleşim yerlerinden biri, kendine özgü ahşap yapılarıyla bilinen eski tüccar kenti Kozmodemyansk’tır. Mari El’in bu küçük nehir kenti, 1583 yılında çar Korkunç İvan’ın emri üzerine kurulur. Şehir ismini, şifacı aziz kardeşler Kosmas ile Damian’dan alır. Kozmodemyansk; yaşamın yavaş aktığı, bahçelerden yayılan hoş kokularla dolu, kapısı herkese açık olan iyi yürekli insanların yaşadığı ayrı bir dünya gibidir. Şehrin eski taş ya da ahşap binalarının çoğu, günümüzde yaşamını müze olarak sürdürür. Bunlardan bazıları; Tüccarlık Müzesi, Satir Müzesi ve Mizah Müzesidir. Açık Hava Etnografya Müzesi, şehrin görülesi yerlerinden biridir. Mari El’in en gurur duyduğu müzelerden biri olan “Aleksandr Grigoryev Sanat Ve Tarih Müzesi”, yine bu küçük nehir kentinde bulunur. Bu müzede, hem Rus hem de yabancı ressamların eserlerinden oluşan özel bir koleksiyon sergilenir. Volga kıyısında yerini alan bir diğer müze, Rusya’nın en nüfuzlu, soylu ailelerinden biri olan Şeremetevler’in Müze-Evidir.

Bu müzeyi bize, Mari El’i çok iyi bilen Andrey Purtov, anlatıyor:
“Volga kıyısında bulunan Yurino kasabasında; masallardaki şatoları andıran, renkli vitrayları ve cam kubbeli bir kış bahçesi olan bir yapı bulunur. Bu şato, kendine özgü güzelliği ve hakkında anlatılan efsanelerle bilinir. Şeremetevler’in sık ormanların içine yaptırdığı bu şatodan, 'Volga yöresinin incisi' olarak söz edilir. Volga kıyısında bu şato gibi başka bir yapıya, gerçekten de rastlanmaz. Şatonun doğu kanadı, günümüzde otel olarak kullanılır; burada, düğünler ve şirket etkinlikleri gerçekleştirilir.”
YOŞKAR-OLA’YI TANITAN VİDEOSU

Video ve kurgu: Yelena Zlobina
Mari El Cumhuriyeti, geniş konaklama seçenekleri sunuyor. Yoşkar-Ola’nın en beğenilen otellerinden bazıları; “Ludoviko Moro”, “Evrika”, “Virginia”, “Turist” ve butik otel “Stone”dur. Otel odalarının gecelik fiyatları 30 ila 100 dolar arasında değişir. Mari El’in köylerinde ise konuk evlerinde kalınabilir. Buralarda fiyat konusunda pazarlık edebilir, koca bir evi günlük 230 dolara kiralayabilirsiniz.
MARİ EL'E ULAŞIM NASIL SAĞLANABİLİR?
Türkiye’den direkt uçuşların bulunduğu Moskova ve Kazan üzerinden Yoşkar-Ola’ya kolayca ulaşabilirsiniz. Moskova-Vnukovo havaalanı’ndan Yoşkar-Ola’ya düzenli olarak uçuşlar gerçekleşiyor. Moskova’dan tren yolunu kullanarak da Mari El başkentine ulaşabilirsiniz. Moskova’nın Kazan Gar’ından Yoşkar-Ola’ya giden trenler haftanın her günü sefer yapıyor. Otobüs yolculuğunu tercih ediyorsanız, Moskova’dan Yoşkar-Ola’ya 14 saat süren bir otobüs yolculuğuyla da ulaşabilirsiniz. Kazan’a Türkiye’den direkt uçtuktan sonra, buradan Yoşkar-Ola’ya otobüsle ulaşabilirsiniz. Kazan, Mari El’in başkentine 160 kilometrelik bir mesafede bulunuyor.
Mari El, misafir ağırlamayı çok seviyor. Cumhuriyetin Turizm Komitesi Başkanı Andrey Purtov, sıra dışı bir tatil geçirmek isteyen herkesi Mari El’e davet ediyor.
“Mari halkının insanları, güler yüzlü ve iyi yüreklidir; misafir ağırlamak onlara hep mutluluk verir. Yaz aylarında Mari El’de birçok festival düzenlenir. Bunlardan bazıları; çiçek festivali 'Peredeş Perem', müzik festivali 'Peredeş Ayo' ve Rusya’nın dört bir yanından 6 bin konuğun ağırlandığı, Temmuz ayında düzenlenen “Zemlya Predkov”dur. Bizi en gururlandıran etkinlik ise açık hava festivali 'Yaz Günleri'dir. Bu festivali her yıl, Erik Sapayev Opera ve Bale Tiyatrosu düzenler. Arka planda Yoşkar-Ola’nın güzel mimari yapısının görüldüğü noktalarda opera ve baleler sahnelenir. Festivalin organizatörleri bu yıl etkinliği bir adım öne götürdü. Bundan sonra Temmuz ayında 'Yaz Günleri' ismini taşıyan 7 günlük turlar düzenlenecek. Misafirlerimiz bu süre boyunca Yoşkar-Ola ve diğer yerleşim yerlerimizin özel yerleri ile tanışacak. Sözgelimi, Şeremetevler’in şatosunun önünde “Kuğu Gölü” balesi sahnelenecek. Bu özel gösteriler, Yoşkar-Ola ve Mari El’in diğer şehirlerinde gerçekleşecek.”
Rusya’nın kalbinde bulunan, Mari halkının yurdu Mari El Cumhuriyeti, renkli dokusu ve özgünlüğüyle, kendini gören herkeste özel bir his bırakıyor. Mari El, yeni misafirler için kapılarını her daim ardına kadar açık tutuyor. Bu misafirlerden biri de belki siz olursunuz.

6 Şubat 2014 Perşembe

Günün neşesi: Çukça fıkrası


Chukcha-2072630

Kaynak: http://www.moskovalife.com/

Türkiye'de nasıl fıkralar dönüp dolaşıp Lazlara dayandırılırsa, Rusya'da da Kuzey Kutbuna yakın "soğuk" iklimin "sıcak", saf ve temiz insanları Çukçalar, en gözde "fıkra kahramanı" olmaya devam ediyor.  İşte onlardan biri:

Çukçanın altıncı çocuğu doğmuştur. Kimlik kartına uyruğunu Çinli olarak yazdırınca görevli sorar:
-Neden böyle yazdırdın?
Çukça kendinden emin bir tavırla cevap verir:

-Siz hiç gazete okumaz mısınız? Yeni doğan her yedi bebekten biri Çinliymiş!

21 Ocak 2014 Salı

Dünyanın en soğuk bölgesi: Yakutistan


Kaynakrsfmradio.com

Rotamızı bu kez Rusya’nin Kuzey Buz Denizi kıylarına çeviriyor ve başkent Moskova’nın tam 8 bin kilometre kuzeydoğusunda bulunan Yakutistan Cumhuriyeti’ne gidiyoruz...
Asya kıtasının neredeyse tüm kuzeydoğu bölgesini kaplayan Yakutistan, dünyanın en büyük ülkesi Rusya’nın da beşte birini oluşturuyor. Böylesi engin bir coğrafyaya sahip olması Yakutistan’ı turizm açısından oldukça avantajlı bir konuma getirse de, Yakutistan, turistler tarafından hala çok az bilinen yerlerden biri... Biz de doğası, kültürü, gelenekleriyle dünyadaki saklı cennetlerden biri olan Yakutistan’ı sizlere yakından tanıtmaya karar verdik. Muhabirimiz Olga Haldız, “Yakut Gezegeni” turizm acentasının genel müdür yardımcısı Yegor Çerepanov’la konuştu ve Yakutistan hakkında bilgi aldı.

- Yegor Çerepanov, Yakutistan turistlere birçok farklı gezi rotası sunuyor. En popüler rotaları bize anlatır mısınız?

Yakutistan’daki turistik rotaları mevsimlere göre sınıflandırmak daha doğru olur. Kış mevsiminde yapılan en popüler turumuz “Soğuk Kutup” turu... Geyik yetiştiricilerini ziyaret etmek, geyik kızaklarına binmek ve buzda balık tutmak da kış mevsiminin diğer popüler turizm aktiviteleri arasında sayılabilir. Yaz mevsimindeyse turistlerimize, yerel halkın “Isıah” dediği milli bayramı izlemelerini ve çeşitli ekolojik turlara katılmalarını öneriyoruz. Ayrıca balık tutma keyfini bir de yaz mevsiminde yaşamalarını tavsiye ediyoruz. Mevsimlere bağlı olmadan sürekli düzenlenen turlarımız da var. Elmas başkenti olarak bilinen “Mirniy” şehrine yapılan yolculuk, bu tarz turların en popüler olanı... Bu tura katılan turistler, İngilizce adı “Mir mine” olan dünyanın en büyük elmas yataklarından birini ziyaret etme şansı yakalıyor. Derinliği 571 metre, çapıysa 1 kilometre olan bu maden yatağı uzaydan bile rahatlıkla görülebiliyor. Şu anda kullanılmayan “Mir mine” maden yatağından 2001 yılına kadar elmas çıkarılıyordu.

Yakutistan, ismi ile müsemma ülkelerden biri... Tam anlamıyla bir “elmas diyarı” olan Yakutistan topraklarında birçok noktadan elmas çikarılıyor. Yakutistan’da faaliyet gösteren Alrosa şirketi, tek başına, dünya elmas stoklarının neredeyse dörtte birini piyasaya sürüyor. Bu arada Yakutistan’ın elmaslarının dünyanın en kaliteli elmaslarından olduğunu da belirtmemiz gerek... Elmas madenlerine turların düzenlendiği Yakutistan’da, turistlerin bu göz kamaştıran hazinelere dokunup dokunamayacaklarını Yegor Çerepanov’a soruyoruz.

YAKUTİSTAN VE ELMAS



Video: Moya Planeta

– Peki elmas madeni turuna katılan turistler elmaslara dokunabiliyor mu, yoksa uzaktan bakmakla mı yetiniyorlar?

Biz sadece “Alrosa” elmas şirketine tur düzenliyoruz ve tabii her defasında elmasların tasnif edildiği yere girilemeyebiliyor. Ancak yine şirketimizin düzenlediği “Elmas Haftaları” kapsamındaki diğer turlara katılan herkesin bu özel yere girmelerini sağlıyoruz. Hem “Elmas Yolu” turunda, hem başkentimiz Yakutsk’taki pırlanta işleme fabrikalarına gidilen turda, pırlantaların işlenme süreçlerine bizzat tanık olmak da mümkün... Hatta dileyenler üretime de kısmen katılabiliyor... Turistler bu turlarla Yakutistan Cumhuriyeti’nin hazinelerini yakından tanırken, bölgede çıkarılmış inanılmaz büyüklükteki elmasları da görüyorlar. Bu herkes için gerçekten “göz kamaştırıcı” bir deneyim oluyor...

Göz kamaştıran elmas madeni turlarından kış turizmine geçelim şimdi... Çerepanov’un daha önce bahsettiği “Soğuk Kutup” yani kuzey yarimkürenin en soğuk noktası, Yakutistan topraklarında bulunuyor. 1924 yılında, Oymyakon kasabasında termometreler, kuzey yarimkürede şu ana kadar ölçülen en soğuk derece olan -71,2 C’yi göstermiş ve bu küçük kasabanın adı böylelikle dünya ansiklopedilerine girmişti. Şimdi Çerepanov’un anlattıklarına kulak verelim ve “Soğuk Kutbunda” turistleri nelerin beklediğini öğrenelim...

- Yegor Çerepanov, Soğuk Kutup turunda turistler ne gibi deneyimler yaşıyor?

Soğuğun en uç noktasının yaşandığı Soğuk Kutbun’da, ekstrem turizm yapılıyor. Tur kapsamında yalnızca en soğuk ve en yüksek noktaya ulaşmakla kalınmıyor, ayrıca çetin kış şartlarına rağmen yıllardır bölgede yaşayan yerli halkın yaşam tarzına da tanık olunabiliyor.

Yakutistan’ın tanınmış simgelerinden bir diğeri de nesli tükenmiş olan mamutlar... Yakutistan’da birçok mamut kalıntısı blunuyor. Yeraltından çıkarılan mamut dişlerinden ve kemiklerindense takıdan tarağa birçok farklı eşya yapılıyor. Yegor Çerepanov, mamut kalıntılarının çıkarılış süreçlerinin yakından izlendiği özel arkeoloji turunu muhabirimiz Olga Haldiz’a şöyle anlatıyor:

EURONEWS'TA OYMYAKON



– Bir de mamut kalıntıları arama bulma turunuz var. Bu turdan biraz bahseder mısınız? Yakutistan’a gelip mamut kalıntılarıyla karşılaşmak mümkün mü gerçekten?

Başkent Yakutsk şehrine gelen konuklarımız dünyada bir tek Yakutistan’da bulunan “Mamut Müzesini” ziyaret edebilirler. Ayrıca arkeoloji müzesinde de birçok mamut fosili sergileniyor. Ayrıca Yakutistan topraklarında hala birçok yeraltından çıkarılmamış mamut kalıntısı var. Ancak mamut kemiklerini bulmak kolay bir iş değil... Çünkü ulaşılması çok zor noktalarda bulunuyorlar. Bu nedenle mamut kalıntısı çıkarmak amacıyla düzenlenen turların maliyeti de yüksek oluyor. Mamutların en sık bulunduğu yer olan Tiksi kasabası, Kuzey Buz denizinin kıyısında, başkent Yakutsk’tan bin kilometre uzaklıkta bulunuyor ve bölgede mamut kalıntılarının olduğu kayalıklara ulaşım sadece tekne ya da helipkopterle sağlanıyor. Ayrıca Tiksi, Rusya’nın sınır bölgesi olduğundan gitmeden önce mutlaka izin alınması gerekiyor. Yani mamut turu biraz maliyetli ve zahmetli; fakat emin olun ki buna değer! Çünkü tüm bu aşamalardan sonra bir mamut kemiği bulmanız garanti!

Yakutistan Cumhuriyetinde otomobille gezilebilecek turistik güzergâhlar da mevcut; bunlardan biri Yakutsk kentini, Magadan kentine bağlayan Kolıyma otobanından geçiyor. “Kemikler üzerindeki yol” olarak da adlandırılan bu yol, Sovyetler Birliği liderlerinden Stalin döneminde, Sibirya’ya sürülen mahkûmlar tarafından yapılmış. Seyahat için bu güzergahı seçenler, yol boyunca dağların içinden açılmış geçitleri, mahkumların evlerini ve esir kamplarının diğer ürpertici kalıntılarını görebilir. Kolıyma otobanında düzenlenen bu turun içeriğini Yegor Çerepanov’dan dinleyelim:

– Yakutsk ve Magadan şehirleri arasındaki otobanda özel ekstrem otomobil turları düzenliyoruz. Bu yol gerçekten de çok çetin şartlara sahip. Öyle ki yılın farklı zamanlarında sarp geçitler yüzünden yolun kapatıldığı da oluyor. Ayrıca yol boyunca birçok terkedilmiş köy ve hatta şehir de bulunduğundan, bu otoban başlangıcından bitiş noktasına kadar kelimenin tam anlamıyla “ekstrem” olma özelliğini koruyor...

Yakutistan’in başkenti Yakutsk’un dışındaki şehirlerde asfalt yolun bittiği yerde medeniyet de biter... Bu yüzden Yakutistan’ın iç bölgelerini de tanımak istiyorsanız çadırlarda ya da yerli halkın misafiri olarak köy evlerinde gecelemeye ve at üzerinde ya da geyik kızaklarıyla yolculuk yapmaya hazırlıklı olmanız gerekiyor. Yegor Çerepanov, Yakutistan’a gitmeye karar veren turistlerin bunlar dışında ne gibi şartlara hazır olması gerektiğini şöyle anlatıyor:

“İlk olarak hangi mevsimde gideceğinize dikkat etmelisiniz, çünkü mevsime göre giyinmek çok önemli. Göçebe turuna çıkan turistleri ise öyle sıcak, öyle misafirperver insanlar bekliyor ki, yanlarına alışılmışın dışında herhangi bir şey almalarına zaten hiç gerek kalmıyor. Göçebe çadırlarında ihtiyacınız olan her şey mevcut; ancak evinizdeki komforu bulamayacağınızı da unutmamalısınız.

– Peki öyleyse biraz da göçebe turundan konuşalım. Ne yapılır bu turda?

Biz bu turda arzu eden turistleri sadece geyik bakıcılığı yapan göçebelerin yerleşim bölgelerine ulaştırıyoruz, turistler daha sonra burada konaklıyor. Aynı göçebeler gibi yaşıyor, geyik kızaklarında yolculuk yapıyor, onlarla aynı sofrada yemek yıyor ve böylece yerli halkı daha yakında tanıma şansı buluyorlar. Bu turlar üç ya da beş gün sürüyor... Bu süre turistlerin göçebelerin yaşam tarzını tamamen öğrenmelerine yetiyor”.

Kuzey Ekspresi Yakutistan’daki yolculuğu burada bitmiyor. Engin bir coğrafya üzerine kurulu Yakutistan Cumhuriyetinde bilinmesi gereken daha çok yer var... Bir sonraki programımızda, Yaktistan’dan geçen ve dünyanın en büyük nehirlerinden olan Lena nehri üzerinden Kuzey Buz denizine doğru bir yolculuğa çıkacağız. Ayrıca Yakutistan’ın oldukça sıcak geçen yazını, yerli halkın milli bayramı olan Isıah’i da beraber yaşayacağız...

***

Kuzey Ekspresi'nin Yakutistan’daki yolculuğu devam ediyor. Rotamızın yönü ise doğal güzellikler, bölgeye özgü gelenekler ve tarihi doku...

“Yakut Gezegeni” turizm acentesinin genel müdür yardımcısı Yegor Çerepanov bize bu kez Yakutistan’daki nehir turlarını anlatacak... Gelin muhabirimiz Olga Haldız’ın Çerepanov ile yaptığı röportajı dinleyelim şimdi...

– Başta Lena olmak üzere Rusya’nın en uzun nehirlerinin birçoğu Yakutistan topraklarından geçiyor ve bu nehirler boyunca birçok turistik gezi düzenleniyor. Peki turistleri nehir turlarında neler bekliyor? Mesela Kuzey Buz Denizi'ne nehir yoluyla gidilen bir turunuz var, bu turu biraz anlatır mısınız?

Sizin de söylediğiniz gibi “Arktik bölgeye nehir turu” olarak isimlendirdiğimiz bir tur düzenliyoruz. İki hafta süren bu turda Yakutsk-Tiksi-Yakutsk rotası üzerinden Kuzey Buz Denizi'ne gidiliyor. Turistler, bu sehayatleri boyunca hem Lena Nehri'nin tüm güzelliklerini görüyor, hem de Kuzey Kutup dairesinin ötesinde bulunan ve havasının Yakutsk’a göre 8-10 derece daha da soğuk olduğu Tiski’nin çetin kışını yaşama fırsatı yakalıyor. Tiksi’de buzlar oldukça geç çözüldüğü için bu tur sadece Ağustos ayında iki kereye mahsus olmak üzere gerçekleştirilebiliyor.

550 MİLYON YILLIK DEV SÜTUNLAR

Yakutsk üzerinden gidebileceğiniz bir başka nokta da Lensk bölgesi... Lensk turunda, 2012’de UNESCO dünya mirası listesine alınan, Lena sütunlarına gidiliyor. Lena sütunları denilen bu doğal oluşumlar, Lena nehrinin kıyısı boyunca kilometrelerce uzayan garip görünümlü dikey kayalardır. Bu kayalar bundan yaklaşık 550 milyon yıl önce oluşmuştur. Lensk turunda ayrıca koruma altındaki milli parkları ve bizon yetiştirme çiftlikleri de görülebilir.

Lena Sütunları


Kaynak: Rus TV

Medeniyetten uzak bu topraklarda uzun zamandır yaşayan Yakutlar, kendilerine “Saha” der. Sahalar, hayvan yetiştiriciliği ile uğraşan Türk halklarının en kuzeyde yaşayanları ve hatta belki de en eski olanlarıdır... Yakutlar, Türklerin de bir çok kelimesini anlayabileceği kendilerine has bir yerli dilde konuşurlar. Her yıl Haziran ayının sonuna doğru yapılan “Isıah” kutlamalarında, Yakutça söylenen şarkıları da dinlemek mümkündür. Yakutların en büyük bayramları olan Isıah bayramını, bize Yegor Çerepanov anlatsın...

“Yakutların çok eski zamanlardan beri kutladıkları Isıah bayramı, Türkçe’ye “Yeni Yıl” olarak çevrilebilir. Ancak aslında kelimenin içinde “doğanın yeniden doğuşu” anlamı da yüklüdür. Yakutlar Isıah zamanında biraraya toplanarak 2-3 gün boyunca çeşitli merasımler yaparak doğanın yeniden doğuşunu kutlar. Kutlamalar sırasında bir çok spor ve el becerileri yarışması yapılır, şarkılar söylenir, Yakutların milli müzik enstrümanı “Homus” adlı düdük çalınır. Isıah kutlamaları Yakutistan’ın birçok farklı noktasında yapılıyor. Konuklarımız genellikle sadece Yakutsk’ta yapılan büyük kutlamaları değil, diğer bölgelerdeki törenleri de izlemeyi tercih ediyorlar. Böylece birbirinden farklı geleneklere ve kutlama şekillerine tanık olabiliyorlar”...

Isıah bayramının en önemli parçlarından biri de horonlardır. Horon tepmek, insanların birleşmesini sembolize eder ve yaşam halkası anlamına da gelir. Horona katılanlar bir yandan şarkılar söylerken bir yandan da güneş yönünde yavaşça hareket ederek, adeta zamanda ve boşlukta daireler çizerler... Bunu yaparken de güneşe, insanlara hediye ettiği ışık ve ısı için teşekkür ederler. Ayrıca horon tepip bu daireye giren herkesin bir yıl yetecek kadar enerji biriktirdiği kabul edilir. Bayramın doruk noktasıysa; ateşe, çimlere ve ağaçlara, at sütünden hazırlanmış geleneksel kimiz içeceğini serpiştirme ayınıdır. Bu dini törenle ise evrenin ve insanın doğuşu sembolize edilir. Isıah, güneşin toplu halde karşılanmasıyla da son bulur...
Yakutistan Halayı


Kaynak: TRT

Yegor Çerepanov, isiah bayramının kutlandığı dönemde Saint Petersburg’da yaşanan “beyaz gecelerin” aynısının Yakutistan’da da görülebileceğini anlatıyor ve şöyle devam ediyor:“Isıah bayramı, genelde Haziran ayının dördüncü haftasında, yani en kısa gece zamanında kutlanır. Kutlamalar sırasında hava daima aydınlık olur, güneş ufukta battıktan bir buçuk saat sonra yeniden doğar. Hatta bu sebeple bu olaya tanık olan turistlerin çoğu, havanın sürekli aydınlık olmasından dolayı zaman hislerini yitirdiklerini söyler”.Yakutistan’ın iklimi sert karasal iklim grubundadır. Kışın hava -50’lerin altına dahi düşer. Ancak turizm yetkilileri, bu kulağa korkutucu gelen soğuk havanın turistleri caydırmadığını, hatta tam tersine daha çok turist çektiğini söylüyor. Muhabirimiz Olga Haldiz, Çerepanov’a Yakutistan’a hangi zaman diliminde gitmenin daha uygun olacağını sordu:

– Turistler Yakutistan’da havanın hep çok soğuk olduğu düşüncesine kapılabilir. Isterseniz bu önyargıyı kırmak için biraz da iklimden bahsedelim. Yakutistan’i hangi zaman diliminde ziyaret etmek daha uygundur?

Tabii ki burada da turistlerin daha rahat gezebileceği sıcak sezonlar oluyor. Ancak turistleri Yakutistan’a çeken şeylerin başında burasının soğuğu gelir.... Sekiz ay boyunca Yakutistan’i adeta esir alan soğuklar tabii ki bazılarını ürkütüyor. Ancak hiç şüpheniz olmasın, en soğuk dönemlerin yaşandığı Aralık ve Ocak aylarında dahi gelmeyi tercih eden turistlerimizin donmasına müsaade etmiyoruz.

– Aralık-Ocak aylarında hava kaç derece soğuk oluyor?
Yakutsk’taki ortalama sıcaklık -45 derece cıvarında. Kuzey yarımkürenin en soğuk yeri kabul edilen Oymyakon’daysa -50’leri buluyor. Hatta bazen daha da soğuk olabiliyor.

YIL İÇERİSİNDE 100 DERECELİK SICAKLIK FARKI

– Peki ya insanlar bu soğuklardan korkup, yazın gelmeye karar verirlerse ortalama kaç derecelik bir havayla karşılaşırlar?

Haziran’da ortalama sıcaklık +30 derece oluyor. Yani yıl içinde neredeyse 100 dereceyi bulan müthiş bir sıcaklık farkı yaşanıyor Yakutistan’da. Bu coğrafyada yaz çok kisa sürer ve Haziran-Temmuz aylarında çok sıcak geçer. Ağustos’ta sıcaklık düşmeye başlar. Ancak bu kadar kisa bir dönem bile Yakutistan topraklarında karpuz yetişmesi için yeterli oluyor. Biz de yaz mevsiminde buraya gelen turistler, topraklarımızda yetişen karpuzlardan ikram edebiliyoruz.

– Yakutistan’a gelmeye karar veren turistlere Yakutistan’ın yerel mutfağından hangi yemekleri önerebilirsiniz?

Yakutistan’ın mutfağı, her şeyden önce kendine has doğal yerli ürünleriyle meşhurdur. Nehirlerimizin neredeyse tümü ekolojik olarak temiz korunduğu için tutulan balıkları sudan çıktığı gibi yemeklerde kullanabiliriz. En çok tercih edilen yemek “stroganina” denilen balık yemeğidir. Sudan çıktığı gibi taze olarak dondurulan bu balık ince yapraklar halinde kesilerek servis edilir. “İndigirka” denilen yine taze balıkla yapılan salatamız da oldukça ünlüdür. Hiçbir turist, mutfağımızın sunduğu lezzetleri denemeden buradan ayrılmamıştır. Ayrıca at etinden yapılan yemekler de var... -50 derecelik soğuklarda dahi beslenebilen Yakutistan atının eti benzersiz bir özelliğe de sahiptir. Bu et insan organizmasından radyoaktif parçacıkları temizler. Japon bilimvileri insanlara bu eti ilaç olarak kullanmalarını önerir. Yakutistan mutfağında at eti kullanılarak yapılan yemekler oldukça yaygın tüketilir.

YAKUTİSTAN'A ULAŞIM VE KONAKLAMA

Birçok noktasında doğal yaşam şarlarının hükümsürdüğü Yakutistan’da, başkent Yakutsk’ta ise Rusya’nın tüm büyük şehirlerinde olduğu gibi çok sayıda otel, yerli ve yabancı mutfaklardan yemeklerin sunulduğu restoran, gece kulübü, turistik tesis, tiyatro, sinema gibi mekanlar mevcuttur. Yegor Çerepanov’a Yakutsak’ta nerede konaklanabileceğini sorduk.

“Başkentimizde her talebi karşılayacak türde otel bulunabilir. Lüks odalar ve kral süitleri teklif eden iki otelimiz var. Avrupalı turistlerin alışık olduğu şartlarda odalar sunan oteller de fazlasıyla mevcut. Fiyatı daha uygun olan otelleri bulmak da mümkün. Örneğin üç yıldızlı bir otelde tek kişilik odada konaklamanın gecesi 170 dolardır. Standart otellerin verdiği oda fiyatları da 110 dolardır. Daha uygun otellerde ise gecelik içinse 65 dolar ödemeniz gerekir.

– Peki son olarak yurtdışından Yakutsk’a nasıl gidilir? En yakın uluslararası havalimanı nerede?

Yakutsk’taki havalimanı uluslararası havalimanı olarak da kullanılıyor; ancak Pekin ve Bangok olmak üzere sadece 2 uluslararası destinasyona sahip. Avrupa’dan direkt uçuşlar gerçekleştirilmiyor ama Moskova üzerinden Yakutsk’a yaklaşık 7 saatte gelinebiliyor.Yakutistan’da yaptığınız seyahat boyunca bu diyarın renkliliğini ve canlılığını hissetmemek imkansız...

Siz de doğayla bütünleşmek, unutulmaz ve benzersiz bir gezi yaşamak istiyorsanız Yakutistan halkının tüm sıcaklığıyla sizleri kucaklamaya hazır olduğunu unutmayın...



22 Ağustos 2013 Perşembe

Türklerin izinde Altın Dağlar

Türklerin izinde Altın Dağlar
















Faruk Pekin / Hürriyet

Türkler tarih sahnesine, yaklaşık 2500 yıl önce, ilk kez bu topraklarda çıkmıştı. Rusya’nın Kazakistan - Moğolistan sınırındaki Altaylar 20 bin nehir, 7 bin gölle benzersiz bir coğrafya. Bu topraklarda ağacı, çiçeği, nehirleri kutsal kabul eden “Doğaya inanırım, korurum, o da beni korur” diyen bir halk yaşıyor.

Ön Türklerin ve Türklerin izlerini sürmek, Orta Asya’dan Akdeniz’e Türk ve İslam coğrafyasını tanımak için bu bölgeleri gezmek en büyük hayalimdi. Hayalimi gerçekleştirdim. Geçen ay Rusya Federasyonu içinde kendi özerk cumhuriyetleri olan, Türkçe konuşan dört halkın topraklarına bir gezi yaptık: Altay, Hakasya, Tuva ve Yakutistan (Saha Cumhuriyeti). Altay Cumhuriyeti’yle başlayıp, gelecek haftalarda bunları sırasıyla anlatmaya çalışacağım.
Altay, Hakasya ve Tuva Güney Sibirya olarak bilinir. Ama Sibirya kavramı çoğu kişide olumsuz çağrışımlar yaratır: Soğuk, karlar altında, kuş uçmaz, kervan geçmez bir yer, sürgün diyarı, Dostoyevskivari bir ‘Ölüler Evi’ olduğu düşünülür.

GÜMÜŞ MADENLERİNİN KIYISINA KURULDU

Kitabında Sibirya’dan bahseden ilk Türk, Birinci Dünya Savaşı’nda ve sonrasında bu bölgede esir tutulan 7 bin dolayındaki askerimizden biridir: Tahsin (İsmail) İybar. 1950’de Ankara’da basılan “Sibirya’dan Serendib’e” bir anı kitabıdır. Bir gezi kitabı ancak 1978’de yayımlanır: 1970 yılında dış politika yazıları yazdığım Yeni Gün gazetesinin sahibi Kemal Bayram’ın (Çukurkavaklı) Sibirya Şafağı. Bunu 1992’de Şükrü Haluk Akalın’ın ‘Anayurttan Atayurda -  Gezi Notları’ adlı kitabı izler.
Altaylar gezimiz 10 gün sürdü. İstanbul’dan doğrudan Novosibirsk’e uçtuk. Çoğumuzun daha önce gezdiği kentte oyalanmadan, karayoluyla yaklaşık 5 saat sürecek Barnaul yolculuğuna başladık. Altay Bölgesi’nin (Krai) başkenti, Obi Nehri kıyısında 700 bin nüfuslu modern bir yerleşim. Altay bölgesindeki gümüş madenlerine yakınlığı nedeniyle, 1730’da burada bir yerleşim oluşturulmuş. Kurucusu, Büyük Petro zamanında demir işleriyle zengin olan madenci Demidov Ailesi.
Kısa bir dinlenme ve öğle yemeğinin ardından Barnaul’u dolaşmaya başlıyoruz. İlk yerleşimlerin, anıt ve ahşap evlerin ardından Altay Bölgesel Araştırmalar Müzesi’nde bölgedeki madenciliğin gelişme izlerini, Altay Bölgesi’nde doğan Kalaşnikov’un silahlarını, muhteşem güzel şaman giysilerini görüyoruz. Ardından girdiğimiz Tarih, Kültür, Edebiyat ve Sanat Müzesi’nde harika tabloların yanı sıra çok ilginç bir şaman davuluyla karşılaşıyoruz. Obi kıyısından yürüyerek Lenin Parkı yanında kenti tepeden seyrediyoruz.
Ertesi gün yine Altay Bölgesi’ndeki “Altay Dağları’nın Kapısı” olarak bilinen Biysk’e gidiyoruz. Büyük Petro’nun emriyle Biya ve Katun (Hatun) nehirlerinin birleşip Obi Nehri’ni oluşturdukları yerde 1708’de yaptırılan ilk kale ile kuruluşu başlatılan 210 bin nüfuslu Biysk’te Zafer Anıtı’nı (Rusya’da her kentte Büyük Yurtseverlik Savaşı olarak adlandıran 1941-45 savaşına ait bir zafer meydanı ve anıtı bulunur), eski tüccar evlerini, ana meydanı ve Yerel Etnoğrafya Müzesi’ni geziyoruz. Müzede değişik yerlerden getirilmiş çok ilginç kaya resimleri, geyiktaşları, balballar ve şaman araçları sergileniyor. Müzenin en ilginç öğelerinden biri İkinci Dünya Savaşı sonunda Reichstag binasına bayrak diken Rus askerlerine ve binaya ait parçalar.

İSVİÇRE ALPLERİ’Nİ ANIMSATAN MANZARA

Biysk’ten sonra Altaylar’ın yaklaşık 600 kilometrelik ünlü Çuski Karayolu (M52) başlıyor. Bu yol başlangıçta Katun ve Çuski ırmaklarının çarpıcı manzaralarını sunuyor. Sibirya algımız birdenbire değişiveriyor. Cennet gibi bir yerdeyiz. Her yer yemyeşil, tayga ormanları, küçük, büyük şelaleler, ufak dereler, dağları, ağaçları yansıtan irili ufaklı göller, tepeleri hâlâ buzlu dağlar… Bunlar gerçekte İsviçre Alpleri’ni tanımlamada kullanılan sözcükler.
Katun Nehri, Altay halklarına göre dünyeviliğin ruhaniliğe yükseldiği mistik Şambala’nın kapısı. Altay Cumhuriyeti’nin en yüksek dağı olan Beluha’daki (Üç Sümer zirvesi 4506 metre) Gebler Buzulu’ndan doğar. 690 kilometrelik Katun, Altaylara göre kutsal bir nehir. Bu nedenle birçok yerinde ağaçlara çaputlar asılı. Ağaçlara bez (çaput) asma, yaşam ağacına (gök, yer, yeraltı simgesi) önem veren bir gelenek.
Akıl durdurucu manzaralar eşliğinde konaklama yerine giderken Kamişlinski Şelalesi’ni görmek için ormanda yürüyüş yapıyoruz. Şelale çok yüksek değil. Ancak çok etkileyici ve tabii ki etrafındaki ağaçlarda çaputlar dizili. Akşam Katun Nehri kıyısındaki çok güzel bir turistik tesiste kalıyoruz, nefis yerel yemeklerin eşliğinde. Ertesi gün çevreyi geziyoruz. Katun Nehri içindeki Patmos Adası’nda İncilci Yahya’ya adanan kiliseyi görmek için ufak bir asma köprüyü geçiyoruz. 2001’de 1849’daki orijinaline göre yeniden yapılmış. Ardından Katun’un Çemal ile birleştiği yere kadar nehir boyunca yürüyüş yapıyoruz. Buluşma noktası kutsal. Bu bölge hakkında inanılmaz öyküler var. Ardından 1935’te açılan Çemal Hidroelektrik Santralı’nı görüyoruz. Barajların Rusya’daki kısa adı GES. Bu arada değişik alkol derecelerine sahip bal şarabıyla tanışıyoruz…
/_np/0020/20730020.jpg

ENERJİ YAYAN ŞAMAN MAĞARASI

Öğle yemeği ardından şahsa ait Etnografya Müzesi’ne (Altayski Centr) gidiyoruz. Küratör Aleksandır Bardin’in eşi bizi üç ayrı yapı içinde gezdiriyor. Rus çevirmeni bırakıp onun Altaycasını anlamaya çalışıyoruz. Yavaş yavaş konuştuğunda da anlaşabiliyoruz. Bize Altay’daki farklı inançları, günlük kullanım eşyaları ile Altay geleneklerini ve Altay ressam Çoros Gorkin’in etnografya çalışmalarını anlatıyor. Kuyus Köyü civarındaki resimli taşları (petroglif) görmek için yola çıkıyoruz, ama yolun aşırı bozuk olmasından dolayı fazla ilerleyemiyoruz. Ancak bu arada yol üzerindeki Şaman Mağarası’nı ziyaret ediyoruz. Burası da halkın enerji yaydığına inandığı yerlerden.
İzleyen gün Manjerok Kayak Merkezi’ndeki teleferiklerle yeşil tepeye çıkıyor, Manjerok Gölü’ne bakıyoruz. Ardından doğuya yöneliyoruz. Hedefimiz Altayların Altun (Altın) Köl dedikleri Teletskoye. 232 kilometrekarelik göl deniz seviyesinden 434 metre yüksekte. Uzunluğu 78, genişliği 5 kilometre. En derin yeri 325 metre. Göle en büyükleri Çulişman olmak üzere 70 nehir ve 150 geçici dere akıyor, 40 kilometreküplük temiz su deposu oluşturuyor. Biya Nehri ise bu suları kuzeybatıya taşıyor. Göle doğru yol alınırken yine nefes kesen manzaralar arasında ilerliyoruz. Biya Nehri’nin gölü terk ettiği noktadaki Artibaş’ta sempatik bir otelde kalıyoruz.
Ertesi gün bavullarımızı da taşıyan tekneyle kuzeyden güneye 4 saatlik yolculukla gölü geçiyoruz. Önce biraz yağmur, sonra güneş. Göl çok geniş bir nehir gibi. Ortasında bir yerde inip Korbu Şelalesi’nin havada uçuşan serpintilerini tadıyoruz. Her yerden, yeşillikler arasından eriyen buzulların temiz suları akıyor. Burada doğaya tapmamak mümkün değil. Gölün en güney ucunda karaya çıkıyor ve yürüyerek ahşap evciklerimize gidiyoruz.
Bu akşam banya var. Yani, sauna benzeri yüksek sıcaklıkta buhar içeren Rus hamamı. Buhar yapacak taşlar aşırı ateşte kızdırılacağından yangın tehlikesine karşı banyalar hep ana binalar dışında, su kenarlarında kurulur. Ayrıca Ruslar banyayı kullandıktan sonra buzlu bile olsa çıplak olarak suya girerler ya da karda yuvarlanırlar.

PAZIRIK’TAN ÇIKANLAR ERMİTAJ MÜZESİ’NDE

Gezinin yedinci günü Çulişman Irmağı boyunca küçük araçlarla “off-road” yapıyoruz. Altay Cumhuriyeti’nin en güzel vadilerinden biri. Doğadaki özgür atlarla karşılaşıyoruz. Moğol atları ufak tefektir. Bunlar çok daha iri. Çulişman’ın yeşil vadileri ruhumuzu dinlendiriyor. Bir su kenarında kumanyalarımızı paylaşıyoruz. Fotoğraf durakları dahil 5 saat sonra Katu Yarık’a geliyoruz. Vadi birden daralıyor. Galiba, Türklerin mitolojide erittiği dağ önümüzde...
3.5 kilometrelik, 30-45 derece eğimli zikzaklı toprak bir yol çıkıyor karşımıza. Bu yol birden 600 metre yükseğe çıkarıyor. “Yürüyelim” diyoruz. Ama çoğumuz üçüncü virajda pes ediyor, gelen bir kamyona atlıyoruz. Ortalama 1.5 saat çeken bir yol. Tepeden geldiğimiz vadiyi seyretmek müthiş bir keyif.
Ardından gezinin en önemli yeri geliyor: Pazırık Kurganları. Bunlar yan yana dizilmiş beş büyük kurgan. Önce mezar soyguncularınca elden geçirilmiş, ardından Rus arkeologlarca gün ışığına çıkarılmış. Buluntular şu anda Petersburg’daki Ermitaj Müzesi’nde sergileniyor. 2300 yıl öncesinin ‘Pazırık Kültürü’nü yansıtan bulgular arasında savaş arabaları, 10 santimetrekaresi 36 bin düğüm içeren muhtemelen dünyanın en eski halısı yer alıyor.
O akşam Koçevnik Vadisi’nde ahşap evlerde kalıyoruz.

ŞAMAN RİTÜELİNDE AYI AVINA GİTTİK

Sekizinci gün yine heyecanlanıyoruz. Önce Kalbak-Taş kaya resimlerini görüyoruz. Kayalardaki sekiz bin yıllık resim ustalığı. Evrenle, doğa ile, karşı cinsle, hayvan dünyasıyla ilişki ne güzel betimlenmiş. Resimli kayalar arasında Türklerin ilk ve tek alfabesi olan Runik harfli yazıtlar da görüyoruz. Yalnızca Kalbak-Taş’ta 3 bin dolayında resimli taş var. Ama Altaylarda Kalbak-Taş gibi birkaç alan daha var. Ardından İnya stelleri diye bilinen üç taşın fotoğraflarını çekiyoruz.
Daha sonra bir yerel sürdürülebilir Altay projesi içinde korunan Üç Enmek Parkı’na gidiyor ve orada yerel yemekleri tadıyoruz. Yemekten sonra bize kayçı Ekemen Epişkin 4 ayrı yerel müzik aletiyle müthiş bir dinleti sunuyor. Yalnızca göğüsten, damaktan, gırtlaktan gelen seslerle sunduğu şarkılar değil, mimikleri de olağanüstü. Bizi büyüleyen bir şaman (kam) oluyor. Şarkılarında bizi ayı avına götürüyor, avlayıp geri geliyoruz.

CİNAYETİ, NEFRETİ UNUTTURACAKLAR

Türklerin atayurdu, anayurdu Altaylar temsil ettiği müthiş zengin tarihsel ve kültürel mirasın yanı sıra yürüyüş, tırmanış, dağ bisikleti, rafting, ata ya da deveye binme, off-road, kış sporları olanakları, ormanları, şifalı bitki ve suları, gölleri, şelaleleri, ırmak ve dereleri, mağaralarıyla turizmin yeni gözdesi olmaya aday. Bazı bilinçli Altaylar da bu gelişimin farkında. Karakol Doğa Parkı içinde Ekoturizm Merkezi kurmuşlar. Devlet, parkın kurucusu ‘Ruhun Ekolojisi Okulu’ girişimini destekliyor. Parkın girişinde şöyle yazıyor: “Dünyanın göbek bağı olan Altaylar’da geçmiş nesillerin yaptığı yanlışları düzeltmeyi amaçlıyoruz. Bu gerçekleşince insanlar öldürmeyi, nefreti bırakacaklar, birbirlerini ve doğayı anlamaya başlayacaklar.”

Bu geçitten çıkıp dünyaya yayıldılar

Altay kadın rehber bizi Üç Enmek Dağı eteğindeki Karakol Vadisi’ne götürdü. Bu vadi bizi belki de yaydığı enerjisiyle en çok etkileyen yerdi. Rehberimiz anlayabildiğimiz bir Türkçe ile bize kurganları, taş izleri gösterdi ve vadinin ucunu işaret ederek “işte siz oradan çıkıp gittiniz” dedi.
Nasıl heyecanlanmayalım?

Buz Bakiresi, topraklarına döndü

Gezimizin dokuzuncu gününde önce ünlü Seminski Geçidi’nden geçtik. Arjan-Su’da (Gümüşsu / Şifalı su) mola verdik. Şifalı sular doğa kültüründe son derece önemli. Yeniden başkent Gorno – Altaysk’a geldik ve ‘Altay Prensesi’ kalıntıları nedeniyle yenilenen ve 60 binin üzerinde eserin sergilendiği Anohin Ulusal Müzesi’ni gezdik: Tarih öncesi ve arkeolojik kalıntılar, Altay ressamları, etnoğrafik ögeler ve müzenin en alt katında özel ‘Altay Prensesi’ bölümü...
Bulunduğu yer nedeniyle ‘Ukok Prensesi’ ya da ‘Buz Bakiresi’ olarak da adlandırılan ve sınır tartışmaları nedeniyle Çin ve Rusya arasında yeni polemiklere konu olan 2500 yıllık kadın mumyası arkeolog Natalia Polosmak tarafından 1993’te bulundu. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Ukok Platosu’ndan çıkan vücudun değişik yerlerinde dövmeler vardı. Mumya Novosibirsk’te sergilenirken 2003 depreminden sonra Altaylar bilim insanlarını doğal afete neden olmakla suçladı, mumyanın Altay Dağları’na geri getirilmesini talep etti. Mumya için özel bir müze yapıldı, geri getirildi. Şu anda lahit içinde sabit ısıda korunuyor.
Kadından 200 yıl sonra üzerine bir erkek gömülmüş. Mezarı açanlar altta başka bir şey olabileceğini düşünmemişler ve mezarı terk etmişler. Genelde Altay halkı ‘atalar kültürü’ nedeniyle mezarlara müdahale etmediğinden donmuş toprak (permafrost) tarafından korunan mezar çağımıza kadar gizemini korumuş.
Altaylarda Şamanist inançlar hâlâ çok güçlü. Bu çerçevede atalar kültü dolayısıyla ölü kültü, dağ, nehir, su kültleri, eski animist inançlar da sürüyor. İnsanla doğa arasındaki dengeyi sürdürmek ana amaç.

Türkler bölgeye 2500 yıl önce gelmeye başlamıştı

Araştırmacılar Altayların tarihini 125-180 bin yıl öncesine kadar götürüyor. Altay Dağları’nda Barnaul’un yaklaşık 150 kilometre güneyindeki halkın Ayu (Ayı) Taş, Batılıların Denisova Mağarası olarak adlandırdıkları mağarada paleo-arkeoloji açısından 9-11’inci katlarda ele geçirilen bir insan benzerinin (Denisova hominin) yaklaşık 40 bin yıllık olduğu saptandı.
Tarihçiler Altaylar’da MÖ 4’üncü bin yılda paleometal olarak adlandırdıkları dönemin başladığını, önce bakır, ardından bronz araçların yapıldığını, MÖ 2500-1700 arasında Afanasiyevo kültürünün başladığını, bunu Anav, Andronovo, Karasuk, Tagar, Kelteminar kültürlerinin izlediğini, zaman içinde avcılık ve toplayıcılıktan üreticiliğe geçildiğini belirtir. MÖ 1000 yılından sonra demir araçlar yaygınlaşır, İskitler, Hunlar, Sarmatlar sahneye çıkar. Ardından Türk kültürü dönemi gelir. Runik alfabeli taşlar, taş babalar, taşlaşmış atalar birbirini izler. Türklerin Tarihi kitabını yazan Jean-Paul Roux, Türklerin MÖ 700-300 yılları arasında Altay bölgesine gelmeye başlamış olabileceğini yazar. Altayların tarihini yazan Rus tarihçiler genelde 6 ve 10’uncu yüzyılları ‘Türk Dönemi’ olarak adlandırır.

Altaylar hakkında bilmedikleriniz

Altay Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu’nun 21 özerk cumhuriyetinden biri. 92 bin kilometrekarelik topraklarda 210 bin kişi yaşıyor, bunun yaklaşık 60 bini başkent Gorno-Altaysk’ta. SSCB’nin yıkıldığı 1991’e oranla sayıları azalsa da nüfusun yüzde 55’i Rus. Kalanların yüzde 35’i Altay, yüzde 6’sı Kazak. Altay nüfusu Teleut, Telengit, Kumandin, Tuba, Çalkandu, Altay-Kiji ve Şor’lar gibi Türkçe konuşan küçük grupları da kapsıyor.
Altay dil ve lehçeleri Kiril Alfabesi ile yazılıyor. 1931-38 arasında Latin Alfabesi kullanılmış. Özerk cumhuriyetin parlamentosu El Kurultay 41 milletvekilinden oluşuyor.
Orta Asya’da Altay Dağları çevresindeki bölgelerde ortaya çıktığı sanıldığından Türkçe, Moğolca ve Mançu-Tunguz gibi üç dilin oluşturduğu dil ailesi Altay Dilleri olarak adlandırılır. Dünyada yaklaşık 50 Altay dili var, 140 milyon kişi tarafından konuşuluyor.
Altay Cumhuriyeti’nde farklı dinsel inançlar bir arada. 2012’de yapılan araştırmaya göre, nüfusunun yüzde 28’i Ortodoks Hıristiyan, yüzde 6’sı Müslüman (Kazaklar), yüzde 13’ü Burhanizm, Tengrizm inançlı. Nüfusun yüzde 14’ü ‘tanrısız’, yüzde 25’i ise herhangi bir dine bağlı değil. Gördüğümüz o ki hemen hemen tümüyle Ruslaştırılmış adlar taşıyan Altaylar şamanizme, animizme, doğaya inanıyor. Bize Üç Enmek Doğa Parkı’nda muhteşem bir gırtlak dinletisi sunan Altay şarkıcısı Erkemen Epişkin inancını anlatırken “Ben doğaya inanırım. Doğayı korurum, o da beni korur. Tanrı insanın içindedir” dedi. Türklerin geldiği yer Altay’da, Atalar Yurdu’nda doğa tapkısı, nehir, su, ağaç, çiçek sevgisi çok yüksek.
Altaylar Sibirya taygaları, Kazakistan bozkırları ve Moğolistan çölleri arasında bir doğal güzellik. Müthiş bir biyolojik çeşitlilik. Tertemiz suların kaynağı olan buzulların 60 kilometreküp olduğu düşünülüyor. 60 bin kilometre uzunluğunda 20 bin kadar nehir, ırmak, dere ve 700 kilometrekarelik alan kaplayan 7 bin göl var. Ülkenin dörtte biri ormanlarla kaplı. Altay, Beluha ve Katunski doğal parkları koruma altında. Yalnızca 865 bin hektarlık Altay Parkı’nda 1270 bitki, kar leoparı dahil 73 memeli, 300 kuş türü bulunuyor.
Uzmanlar Güney Sibirya dağlarında sekiz bitki kuşağının bulunduğunu yazıyor. İğne yapraklı orman diye çevrilebilecek otlar taygalar soğuk tundra kuşağı ile sıcak ya da ılıman kuşaklar arasında yer alıyor. Altay taygalarında en çok huş ağacı, ladin, köknar, aspen yani bir çeşit kavak ağacı ve Sibirya çamı (pinus sibirica) bulunuyor. Sibirya çamına Ruslar sibirskikedr, yani sibirya sediri dediklerinden tüm İngilizce çevirilerde bu ağaç yanlış olarak “sedir ağacı” biçiminde tanımlanıyor.

Dünya Mirası Listesi’ndeki kutsal platodan gaz hattı geçecek

Altaylar’da üç alan 1998’de  UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Altın Göl (Teletskoye) çevresiyle Altay Parkı, Beluha Dağı çevresiyle Katunski Parkı ve Ukok Platosu. Bu toplam 1 milyon 610 bin hektarlık bir alan. Alp Dağı bitki örtüsüne benzer ormanları, tundraları, stepleri, biyolojik çeşitliliği ve nesli tükenmekte olan kar leoparını yaşatan bölgeleri kapsıyor. UNESCO koruma alanı aynı zamanda Katun, Biya ve Çulişman nehirlerini içine alıyor. Bu bölge ayrıca İskitler, Türkler, Yenisey Kırgızları, Moğollar, Oyratların kültürel izlerini ve Altaylar için kutsal bölgeleri de içeriyor. Yaklaşık 2500 yaşındaki ünlü ‘Altay Prensesi’ ya da ‘Buz Bakiresi’ 1993’te Ukok Plato’sunda bulundu. Ne yazık ki Altayların kutsal bellediği 2200-2700 metre yüksekliğindeki bu platodan Gazprom firması Çin’e doğalgaz taşıyacak boru hattı geçirmeyi planlıyor. Altaylar tabii ki bu projeye karşı çıkıyor. Dünya çevrecileri de onları destekliyor
.