Moskova

Moskova
Çalışma Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çalışma Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2026 Pazartesi

Kaynak işinden paketlemeye: Rus endüstriyel robotlarının çalıştığı yerler



Kaynak: https://www.mk.ru/

 

"Üretim Araçları ve Otomasyon" ulusal projesi, yerli sanayiyi dönüştürüyor.

2025 yılında Rusya, "Üretim ve Otomasyon Araçları" ulusal projesinin başlatılmasıyla teknolojik gelişmede büyük bir atılım gerçekleştirdi . Hedefi iddialı: 2030 yılına kadar robot yoğunluğu açısından dünyanın en iyi 25 ülkesi arasına girmek. Bu neden gerekli? Robotlar verimliliği artırıyor ve daha düşük maliyetle daha fazla, yüksek kaliteli ürün üretimine olanak sağlıyor. Monoton, tehlikeli veya steril işlemleri üstleniyorlar. Bu sırada insanlar, yeteneklerinin en değerli olduğu görevleri yerine getirebiliyorlar. Bu nedenle yeni meslekler ortaya çıkıyor: mekatronik mühendisleri, robot programcıları ve entegrasyon mühendisleri.

2024 yılının sonu itibarıyla Rusya'da robot yoğunluğu, 10.000 imalat işçisi başına 29 adetti. 2030 yılına kadar ise 10.000 çalışan başına 145 endüstriyel robota ulaşılması planlanıyor. Bu büyük büyüme, büyük ölçüde "Üretim ve Otomasyon Araçları" ulusal projesinin uygulanmasına bağlıdır .

Örneğin, üç Rus şirketi—Promobot, Bitrobotix ve COMITAS—ulusal projenin pratikte nasıl işlediğini zaten gösteriyor.

 

Promobot: Robotik bir kol meslektaş haline geldiğinde

Perm bölgesinde, robotik şirketi Promobot, endüstriyel robotik manipülatörlerin üretimini başlattı. İlk ürün, paketleme, kaynak, montaj, 13 kg'a kadar ağırlıktaki parçaların taşınması ve daha birçok görevi yerine getirebilen altı eksenli işbirlikçi robot Promobot M13'tür.

Promobot bugüne kadar yaklaşık 50 adet M13 robotu üretti. Bu robotlar, makine mühendisliği, metalurji, havacılık ve eğitim kurumlarındaki şirketlere tedarik ediliyor.

Promobot'un kurucu ortaklarından Oleg Kivokurtsev, "Promobot M13, geniş fonksiyon yelpazesi sayesinde paletleme, taşıma, sıralama, paketleme, etiketleme ve kaynaklama gibi görevleri yerine getirebiliyor" diyor. "Robotun benzersizliği öncelikle, programlama bilgisi olmayan herkesin bile ekipmanı hızlı bir şekilde yapılandırmasına ve devreye almasına olanak tanıyan kullanıcı dostu yazılımında yatıyor. Yerli üretim bir çözüm olması nedeniyle güvenilirliği ve Rusya genelinde hızlı teknik destek sağlanması da önemli."

"Üretim ve Otomasyon Ekipmanları" ulusal projesi kapsamında, yerli üreticiler alıcılara sağlanan indirim karşılığında tazminat alma fırsatına sahip oluyor. Üretici gelirini elinde tutarken, alıcılar yerli üretim endüstriyel robotları piyasa değerinin altında bir fiyata satın alabiliyor.

 

Bitrobotik: Gıda Endüstrisinin Hizmetinde Hız, Hijyen ve Yapay Zeka

Gıda üretiminin otomasyonu sadece verimlilik değil, aynı zamanda güvenlik meselesidir. Sterilizasyonun şart olduğu ortamlarda endüstriyel robotlar vazgeçilmez hale geliyor. Bitrobotix, hamur parçalarını yerleştirmek için kendi delta robotuna dayalı bir sistem geliştirdi. Bu "demir fırıncı" makinelerden biri, Dodo Pizza zincirinin mutfağında çalışmaya başladı bile. Makine, dakikada 60 adet mükemmel hamur dairesi yerleştiriyor!

Bitrobotics Ticari Direktörü Konstantin Tichin, "Çözümlerimiz müşterinin aynı anda birçok sorunu çözmesine yardımcı oluyor ve üretim hatlarının verimliliğini %50-70 oranında artırıyor" diyor. "Bir kümes hayvanı çiftliğinde paketlenmiş ürünlerin kutulanması gibi monoton, rutin işlemleri otomatikleştirerek, vardiya başına 2-3 kişiyi üretim alanına aktarabiliyor ve böylece verimliliği artırabiliyoruz. Kutulama alanının robotlaştırılması, kusurları en aza indirmeye yardımcı oluyor."

Şirket, hijyenik tasarıma özel önem veriyor ve kolayca temizlenebilen ekipmanlar üretiyor. Soğutulmuş et üretim alanlarında robotlar, ürünle insan temasını en aza indirerek bakteri kontaminasyonu riskini azaltıyor ve böylece raf ömrünü uzatıyor. Modüler tasarım ve uzaktan erişim sayesinde, çalışanların robotu başka bir odadaki çalışma istasyonlarından kontrol edebilmeleri, hızlı süreç kontrolü sağlıyor. Sistemler dakikada 150 döngüye kadar hızda çalışıyor; yani robot her iki saniyede beş tam hareket yapıyor!

Şirketin geliştirdiği bir diğer ürün ise makine görüşü ve yapay zekâya dayalı bir kalite kontrol denetim sistemidir. Teknisyenler, üretim hattının performansını gerçek zamanlı olarak bir bilgisayar üzerinden değerlendirebilir ve hızlı bir şekilde ayarlamalar yaparak kusurları ve arıza sürelerini azaltabilirler.

 

COMITAS: Aşırı soğuk koşullarda insan müdahalesini en aza indiren otomatik bir depo.

Krasnodar yakınlarında, COMITAS, Korenovsky Süt ve Konserve Fabrikası (Renna Grubu) için Rusya'nın en teknolojik olarak gelişmiş düşük sıcaklıklı depolarından birini inşa etti. Tamamen otomatik olan bu tesis, dondurma kutularının paletlere istiflenmesinden ürünlerin yükleme için hazırlanmasına kadar insansız olarak çalışmaktadır.

Bu devasa dondurucunun içindeki sıcaklık sabit -27°C'dir. Bu, dondurmanın kalitesini aylarca korur. Ancak, kutup kaşifleri bile bu koşullarda zorlanırdı. Otomasyon, çalışanların dondurucuda geçirdikleri süreyi en aza indirerek sağlıklarını güvence altına almıştır. Bu arada, 10.000 metrekarelik tesis 25.000 palete kadar kapasiteye sahiptir .

COMITAS İnovasyon Geliştirme Direktörü Vyacheslav Pavlov, "Bu proje şirketimiz için canlı ve unutulmaz bir projeydi," diyor . "Bu, Rusya'daki en teknolojik olarak gelişmiş düşük sıcaklıklı depolardan biri. Yönetimi için sadece beş operatör gerekiyor. Depo, Rus yazılımı ile yönetiliyor ve kompleksteki tüm ekipmanların işlevselliğini ve güvenliğini sağlıyor. Bu yaklaşım, insan hatasını neredeyse tamamen ortadan kaldırmaya ve işletme maliyetlerini düşürmeye yardımcı oluyor."

 

Gelmiş olan gelecek

Robotik, iş süreçlerini iyileştiriyor ve bazen daha yetenekli, daha güvenli ve daha iyi ücretli yeni meslekler yaratıyor. Operatörler, kurulum teknisyenleri, programcılar ve entegrasyon mühendisleri; bu uzmanlara işgücü piyasasında zaten talep var. Rusya, kendi teknolojilerine, personeline ve üretim kapasitesine güveniyor. Ulusal proje, fabrikalar, robotlar ve geleceği yaratan insanlarla ilgili.

13 Nisan 2026 Pazartesi

Rusya'da şirket müdürlerinin rutin alışkanlıkları


Kaynak: https://turkrus.com/ 

 

Rusya’daki büyük şirketlerin genel müdürleri erken kalkma, yoğun çalışma temposu ve disiplinli yaşam tarzıyla öne çıkıyor. RBC’nin SQN danışmanlık şirketine dayandırdığı araştırmaya göre, üst düzey yöneticilerin büyük bölümü sabah saat 07.00’den önce güne başlıyor. Katılımcıların yaklaşık yarısı ise 05.30-06.15 aralığında uyanıyor. Hafta sonlarında bile bu alışkanlık büyük ölçüde korunuyor.

Araştırma, CEO’ların zaman yönetimine özel önem verdiğini ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 71’i toplantıları 30-45 dakika ile sınırlandırırken, yüzde 56’sı “amaç yoksa toplantı yok” ilkesini benimsiyor. Ayrıca yöneticilerin önemli bölümü bazı günleri tamamen toplantısız planlayarak daha verimli çalışmayı tercih ediyor. Günlük iş yükünün önemli kısmı ise asistanlara ve ekiplere devrediliyor.

Üst düzey yöneticilerin yaşam tarzında sağlık ve fiziksel aktivite önemli yer tutuyor. Araştırmaya göre CEO’ların yüzde 84’ü düzenli spor yapıyor. En yaygın aktiviteler fitness, koşu ve yüzme olurken, çoğu yönetici haftada en az üç kez antrenman yapıyor. Spor, sadece fiziksel form değil, aynı zamanda stres yönetimi aracı olarak görülüyor.

Kahve tüketimi de dikkat çekici seviyede. Katılımcıların yüzde 95’i her gün kahve içerken, önemli bir kısmı günde üç ila beş fincan tüketiyor, yüzde 15’i ise altı fincanın üzerine çıkıyor. Bu durum yoğun tempoya uyum sağlama ihtiyacının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Araştırma ayrıca aile yaşamının da giderek daha fazla iş rutinine entegre edildiğini ortaya koyuyor. CEO’ların büyük bölümü yoğun programlarına rağmen her gün kısa da olsa aileleriyle vakit geçirmeye çalışıyor. Hafta sonlarında ise en az bir günü tamamen aileye ayırmayı öncelik haline getiriyorlar.

Uzmanlara göre Rusya’daki yöneticiler küresel eğilimlere benzer şekilde iş ve özel yaşam dengesi kavramına daha fazla önem vermeye başlasa da, ülkenin daha dalgalı ekonomik ve siyasi ortamı nedeniyle yöneticilerin üzerindeki baskı daha yüksek. Bu nedenle spor, disiplinli rutinler ve planlı dinlenme, sadece yaşam tarzı tercihi değil, uzun vadeli dayanıklılık stratejisi olarak öne çıkıyor.

26 Mart 2026 Perşembe

Rusya'da iş ortamının 18 yılllık hikayesi: Nereden nereye?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya Sanayiciler ve Girişimciler Birliği’nin (RSPP) 2008–2025 dönemine ilişkin araştırmasına göre ülkede iş ortamı genel olarak iyileşti. Şirketler daha az yolsuzlukla karşılaştıklarını, devletin iş dünyasına yaklaşımının değiştiğini belirtiyor. Ancak aynı dönemde vergi yükü, kredi maliyetleri ve personel açığı gibi temel sorunlar daha da ağırlaştı.

Araştırmaya göre yatırım yapan şirketlerin oranı ciddi şekilde arttı. 2010’da büyük yatırım yapan işletmelerin payı %20 seviyesindeyken, 2024–2025 döneminde bu oran yaklaşık %50’ye çıktı. Yatırım yapmayan şirketlerin oranı ise üçte birden %13’e geriledi. Aynı dönemde devlet kurumlarıyla yaşanan hak ihlalleri de azaldı. 2008’de şirketlerin %37,4’ü hak ihlali yaşadığını belirtirken, 2025’te bu oran %12,8’e düştü.

Devlet ile iş dünyası arasındaki ilişkilerde de belirgin bir dönüşüm gözlendi. 2008’de şirketlerin %60’ı devletin kendilerine “nakit kaynağı” gibi davrandığını düşünürken, 2025’te bu oran %12’nin altına indi. Yolsuzluğun düşük olduğunu düşünenlerin oranı ise %21’den %75’e yükseldi. Denetim yükü de azaldı. Planlı denetimlerle karşılaşan şirketlerin oranı %90 seviyelerinden %67’ye geriledi.

Buna karşın ekonomik baskılar arttı. 2025’te ilk kez şirketlerin yarısından fazlası vergi yükünün arttığını belirtti. Ortalama mali yük %21,9’dan %22,4’e yükseldi. Kredi maliyetleri de keskin biçimde arttı. Şirketlerin yarısından fazlası borçlanma faizinin %18–25 aralığında olmasını bekledi. Oysa beş yıl önce çoğu işletme %10’un altında faiz öngörüyordu.

İş dünyasının en büyük sorunu ise değişmedi: nitelikli iş gücü eksikliği. 2025’te şirketlerin yaklaşık üçte ikisi bu sorunu en kritik mesele olarak tanımladı. Orta vadede de tablo aynı. 2008’de %76 olan “kalifiye eleman eksikliği” endişesi, 2025’te %80’e yükseldi.

Uzmanlara göre Rusya’da iş ortamı artık iki farklı gerçekliğin kesişiminde ilerliyor. Bir yanda dijitalleşme ve idari reformlarla gelen iyileşmeler var. Diğer yanda ise yaptırımlar, yüksek faiz, artan maliyetler ve iş gücü açığı şirketler üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor.

6 Ekim 2025 Pazartesi

Rusya'da iş insanlarının ruh sağlığı: Siz hangi gruptasınız?




Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da ilk kez girişimcilerin ruh sağlığına ilişkin kapsamlı bir sosyolojik araştırma yapıldı. Kamuoyu Fonu (FOM) tarafından yürütülen çalışmaya göre iş insanlarının yüzde 64’ü kendilerini “özgüvenli” olarak tanımlarken, maaşlı çalışanlarda bu oran yüzde 49’da kaldı. Katılımcıların yüzde 57’si değişimden korkmadığını söyledi. Ancak girişimcilerin yalnızca yüzde 38’i çalışma koşullarını “tatmin edici” buldu; maaşlı çalışanlarda bu oran yüzde 52’ye ulaştı.

RBC'nın aktardığı araştırma, iş insanlarının ülke genelindeki gelişmelere karşı daha kaygılı olduklarını da gösterdi. Ankete katılan girişimcilerin yüzde 72’si Rusya’daki ekonomik ve siyasi ortamı “güvensiz” olarak nitelendirdi. Bu oran maaşlı çalışanlarda yüzde 54 seviyesinde kaldı.

Ayrıca işverenlerin yüzde 41’i “gelecek üç yıl içinde işini kapatma riski gördüğünü” belirtti. Bu bulgu, iş insanlarının kişisel güven duygusuna rağmen ülke koşullarına dair ciddi endişeler taşıdığını ortaya koydu.

Sosyologlar, işverenlerin psikolojik yükünün çok daha ağır olduğunu vurguluyor. Katılımcıların yüzde 46’sı “iş stresi nedeniyle uyku sorunları yaşadığını” dile getirdi. Yüzde 29’u düzenli olarak kaygı atakları geçirdiğini, yüzde 18’i ise depresyon tanısı aldığını belirtti.

Buna karşılık maaşlı çalışanlarda depresyon tanısı oranı yüzde 11 düzeyinde kaldı. Bu fark, iş insanlarının kriz dönemlerinde hem işletmelerini hem de çalışanlarını ayakta tutma sorumluluğu taşımalarından kaynaklanıyor.

Öte yandan girişimcilerin kişisel dayanıklılık seviyeleri dikkat çekici şekilde yüksek çıktı. Katılımcıların yüzde 61’i “zor durumda pes etmediğini” ve “her şeye rağmen ilerleyebildiğini” söyledi. Bu oran, maaşlı çalışanlarda yüzde 44 olarak kaydedildi.

Sosyologlar, girişimcilerin risk alma alışkanlığının ve krizlere uyum sağlama becerisinin bu dayanıklılığı beslediğini belirtiyor. Ancak bu direnç, uzun vadeli psikolojik yıpranmayı ortadan kaldırmıyor.

Araştırmada ayrıca yaş ve sektör farklılıkları da öne çıktı. 30 yaş altı genç girişimciler arasında ruhsal dayanıklılık oranı yüzde 68 ile en yüksek seviyede ölçülürken, 50 yaş üzeri işverenlerde kaygı bozukluğu oranı yüzde 35’e kadar yükseldi.

Teknoloji ve hizmet sektöründe çalışan girişimciler daha umutlu bir tablo çizerken, inşaat ve perakende sektöründe faaliyet gösterenlerde stres ve tükenmişlik oranları çok daha yüksek çıktı.

Uzmanlar, bu bulguların iş dünyasına yönelik psikolojik destek programlarının gerekliliğini ortaya koyduğunu söylüyor.

İşverenlerin yüzde 74’ü “devlet veya özel kuruluşlar tarafından sunulacak profesyonel destek programlarına katılmak istediğini” belirtti. Araştırmayı yürüten sosyologlar, girişimcilere yönelik özel danışmanlık hatlarının, destek gruplarının ve sosyal güvence paketlerinin hayata geçirilmesinin hem iş dünyasının sürdürülebilirliğini hem de toplumun genel refahını güçlendireceğini vurguladı.



21 Ağustos 2025 Perşembe

Rusya'da çalışanlar nasıl bir ofis istiyor?


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rusya’da yapılan bir araştırma, ofis çalışanlarının iş tercihlerini etkileyen koşulların değiştiğini ortaya koydu. Rusya Yönetim Okulu ve hh.ru tarafından gerçekleştirilen ankete 823 şirket temsilcisi katıldı. Bulgulara göre, açık ofis düzeni, ofise evcil hayvan getirme imkânı ya da eğlence köşeleri artık cazip bulunmuyor. 

Business FM'in aktardığı habere göre, katılımcıların yüzde 45’i open space modelinin adaylar için ilgi çekici olmadığını söylerken, yüzde 39’u evcil hayvan uygulamasının ve yüzde 26’sı ofis içi oyunların işe alımda değer kaybettiğini belirtti. Ücretsiz atıştırmalık ve kahvenin de artık bir artı değil, beklenti haline geldiği ifade edildi.

Öte yandan, çalışan adaylarının en çok önem verdiği konular arasında ofis ortamının konforu ve modernliği öne çıktı. Katılımcıların yüzde 57’si, adayların ofisin bulunduğu binanın modern ve rahat olmasına dikkat ettiğini söyledi. Ayrıca yüzde 65’i ulaşım, spor salonu ya da kafe gibi çevre altyapısının güçlü olmasının cazibe yarattığını vurguladı. 

Bireysel çalışma imkânı da öne çıkan kriterlerden biri. Ankete katılanların yüzde 41’i, çalışanların ofiste gerektiğinde izole çalışabilecek alanların bulunmasını önemli gördüğünü belirtti. Benzer şekilde, yüzde 31’i lojistik düzenin ve ofis içi organizasyonun adayların dikkatini çektiğini kaydetti.

Araştırmanın en çarpıcı sonucu ise hibrit çalışma modeline verilen önem oldu. Katılımcıların yüzde 78’i, ofis ve uzaktan çalışmanın birleştirildiği hibrit formatın adaylar için en değerli seçenek olduğunu belirtti. Bu bulgu, pandemi sonrası şekillenen yeni iş kültürünün Rusya’da da kalıcılaştığını gösteriyor.

12 Ağustos 2025 Salı

Nasrettin Hoca sanal alemin de bilgesi


M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/nasrettin-hoca-sanal-alemin-de-bilgesi/


Serkan’ın dizüstü bilgisayarı çökmüştü. Kıvranıp duruyordu.

İrina ile Yuliya’ya eğlence çıkmıştı; kapı aralığında kıkırdaşıp, konuşuyorlardı.

“Yine gizliden bir takım uygunsuz web sitelerine girmiş, virüse yakalanmıştır mutlaka,” diyorlar.

Rossiyskaya Gazeta'nın haberine göre Moskova'da her 100 kişiden 57'si bilgisayar oyunu oynuyormuş. Kadınlar daha çok bulmaca tipi oyunlara ilgi gösterirken, erkekler strateji ve simülasyon oyunlarını tercih ediyormuş. 14-17 yaş grubunun favorisi ise macera oyunlarıymış. 

Belki de Serkan’cığın bir kabahati yoktu. Bilgisayardaki teknik bir konudan kaynaklanmıştı sorun, ama şaibe altında kalmıştı işte.

Yüzü kızarmış bir köşeye sinmiş oturuyordu.

Bana bakıp, “Abi yemin ederim ki” diye başlayıp kendisinden kaynaklanan bir arızanın olmadığını anlatmaya çalışıyordu.

İgor, onun bu halini gösterip göz kırpıyordu.

Neyse ki bu tür konularda bize destek veren Levent ortağı Loşa ile birlikte gelip, imdadımıza yetişti.

Yuliya’dan “wi-fi” şifresini aldıktan sonra işe koyuldu.

Geçenlerde yine bir Türk firmasına gitmişler. Şirketteki görevliye "Kablosuz şifresini söyler misin?" diye sormuş. Görevli, "Söylemem" diye cevap verince şaşırmış; ama şifre oymuş meğerse!

***

Levent ve Loşa, biraz baktıktan sonra bilgisayarın işlemcisinde bir sorun olduğunu söylediler, yeni bir işlemci gerekiyormuş falan. Pek fazla anladığım şeyler değil.

Biz konuşurken İgor, aramızdaki Türkçe konuşmalardan bir şeyler anlamaya çalışıyordu, ama pek bir şey anlamıyordu ki Rusça soruyordu.

Bilgisayar terimlerinin Türkçe karşılıkları konusu İgor’un dikkatini çekmişti.

Konuşurken terimlerin pek çoğunun İngilizcelerini değil Türkçelerini kullanmak konusunda alışkanlığımız oluşmuştu. Bu, bizim kültürümüze yerleşmişti.

Ne güzel.

Örneğin Ruslar, “kompüter” derken, biz “bilgisayar” diyoruz. “İşlemci” diyoruz, “veri tabanı” diyoruz.

Söz konusu teknolojinin İngilizce konuşan ülkeler tarafından geliştirilmesi, dünya dillerinin hemen hepsinin bilgisayar terimleri hususunda İngilizcenin etkisi altında kalmasına sebep olmuştu.

Bizde ise bilgisayar terimlerinin Türkçeleştirilmesi için pek çok araştırmacı gayret göstermiş, terimlerin Türkçe karşılıkları günlük dile yerleşmişti. Bu konuda Türk elektronik, bilgisayar ve yazılım mühendisi ve dil bilimci, Türkiye Bilişim Derneğinin onursal başkanı, Bilişim AŞ'nin kurucusu Prof. Dr. Aydın Köksal ve arkadaşlarını özellikle anmak gerekiyor. Zira bilgisayar, bilgi işlem, bellek, veri tabanı  donanım, yazılım, sürüm, bilişim gibi pek çok Türkçe kökenli bilişim terimi onların çalışmaları sonucunda dilimize kazandırılmıştı.

***

Levent, Serkan’ın bilgisayarındaki sorunu halletmeye çalışıyorken Serkan sabırsız, ikide bir “N’oldu, ne zaman bitecek?” diye çocuğun başına çökmüş, onu bunaltıyordu.

Sonunda Levent’in sabrı taştı, “En iyisi biz bu bilgisayarı alıp gidelim, bizim orada bakımını yapalım. Bir iki saatte yapılacak bir iş değil,” dedi.

Serkan’ın mutsuz, beceremedin mi diye soran bakışlarını görünce araya bir fıkra sıkıştırdı:

“Bir gün bilgisayarına virüs giren bir komşusu Nasrettin Hocanın kapısını çalar:

‘Aman Hocam, sen her derde çare bulursun, beni bu virüsten kurtar,’ der.

Hoca bilgisayarın başına geçer, orasını tıklar, burasına tıklar, ama nafile bir türlü virüsü bulup temizleyemez.

Pes edip, ‘Komşu, kusura bakma bir türlü beceremedim,’ der.

Hocadan ümidi kesen komşusu, ‘Ayıp Hocam, ayıp, başına koskoca sarığı geçirmişsin, ama bir virüsü bulamadın,’ deyince Hoca, kızıp başından sarığı çıkarıp komşusunun başına geçirmiş, ‘Keramet sarıktaysa buyur sen bul!’ der.  

Güzel cevap değil mi?

Bu benim çok iyi bildiğim eski bir Nasrettin Hoca fıkrasını çağrıştırıyor.

Levent’e soruyorum onaylıyor.

Meğer bunun gibi pek çok fıkra sanal aleme uyarlanmış.

Serkan, Levent’i bunaltmaya hala devam ediyor.

“Yanınızda fazla bir bilgisayarınız varsa benimki düzelene kadar kullanmam için bırakın bari,” dedi.

Levent, “Ne yazık ki yok,” diye cevap verdi, ama olsa da vermezdi gibi bir havası vardı.

***

Levent’in gönülsüz olmasının sebebini başına gelen Nasrettin Hoca’nın “Kazan doğurdu” fıkrasına benzer olayı anlattığında öğrendik.

Bir arkadaşı bilgisayarını ödünç istemiş.

“Hiç düşünmeden verdim,” diye başladı. “Arkadaşım ne de olsa, nasıl vermeyeyim?”

İki gün sonra arkadaşı bilgisayarı geri getirmiş, yanında bir mikrofon ve kulaklık varmış. Ne olduğunu sorduğunda arkadaşından “senin bilgisayar doğurdu” cevabını almış.

Gülmüş. Şaka, ama ince armağan diye düşünmüş. Teşekkür etmiş.

Bir hafta sonra aynı arkadaşı kapısını çalıp bilgisayarını yine ödünç istemiş, üç gün sonra bilgisayarı geri getirdiğinde bu defa yanında bir ‘mouse pad’ varmış.

“Benim bilgisayar yine mi doğurdu?” diye sormuş, gülüşmüşler.

Aradan biraz zaman geçmiş, arkadaşı bir akşam yine gelince hiç tereddüt etmeden bilgisayarını vermiş.

Geri geldiğinde yanında bu kez “web kamerası” varmış.

Bu ilişki hoşuna bitmeye başlamış.

Tabii yani, kaz gelecek yerden hiç tavuk esirgenir mi?

Zaten kullanmadığı eski bir bilgisayarı olduğu için arkadaşı bir daha isteyince yine sevinerek vermiş.

Ancak aradan neredeyse bir ay geçmiş bilgisayar ortada yok. Arkadaşı geri getirmemiş.

Meraklanmış. Bu defa o, arkadaşının kapısına dayanıp sormuş.

Arkadaşı, “Senin bilgisayar öldü,” demiş.

“Yahu, hiç bilgisayar ölür mü?” diye çıkışınca “Be birader, doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne niye inanmıyorsun?” cevabını almış.

Hikaye güzel, fıkrayı bildiğimiz halde güldük.

“Sonra ne dedin, peki?” diye soruyor Serkan.

"Ne diyeyim, Windows’un çöksün, ICQ’un kopsun da ele güne muhtaç ol inşallah, ‘Chat’in ortasında klavyen bozulsun, diye beddua ettim."

Neyse ki arkadaşı bu şakayı tadında bırakıp bilgisayarını geri vermiş.

***

Levent iyice havaya girmişti, yaşadığı bir başka olayı anlatmaya başladı:

Meğer Levent ve Loşa, bize gelmeden önce alacaklı oldukları bir müşterilerine uğrayıp ne zaman borcu kapatacaklarını sormuşlar. Müşterinin cevabı aynı Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibiymiş.

Müşterisi bir sürü hikaye anlatmış. Bin türlü mazeret...

Bildiğimiz “Abi, vallahi param yok, canımı mı alacaksın? En kısa zamanda ödeyeceğim” numaraları…

Kısmetimiz Nasrettin Hoca fıkralarından açılmıştı.

Fıkrada Nasrettin Hocanın bir ahbabından borç aldığından bahis vardı.

Hoca, gerçekten elde olmayan nedenlerle zor duruma düşmüştü.

Alacaklısı daha vadesi gelmeden Hoca’nın kapısını aşındırmaya başlamış.

Elde avuçta olsa hemen ödeyecek, ama yoksulluğun iki gözü de kör olsun.

Bir böyle, iki şöyle derken yine bir gün alacaklı borcunu istediğinde adamın ısrarından bunalan Hoca, “Şu anda param yok, ama çok yakında ödeyeceğim,” demiş

Adam pek inanmamış. Alacaklının böylesi düşman başına. Israrla:

“Söyle Hoca, ne zaman vereceksin, kimden bulup vereceksin!” diye sormuş.

Hoca mazlum mazlum bakarak:

“Evin önüne çalı ektim!” diye cevap vermiş.”

“Niye?”

“Koyun sürüleri geçerken yünleri çalıya takılacak.”

“Sonra?”

“Bizim hatun bu yünleri toplayacak, yıkayacak, tarayacak, eğirecek, dokuyacak, ben de götürüp satacağım.”

“Eee?”

“Ne eee’si be adam, sordun ya, senin paranı o zaman öyle ödeyeceğim.”

Alacaklı kendini tutamamış gülmeye başlamış.

Adam kasıklarını tuta tuta gülünce Hoca:

“Gidinin hâlden bilmezi,” demiş, “Peşin parayı gördün ya, gül bakalım!”

***

Levent, buna benzer bir olayla karşılaşınca siniri tepesine çıkmıştı, ama gülmeden de edememişti.

Dışarı çıkmışlar Metroya doğru giderken Nasrettin Hoca heykelinin önünden geçmişler, iyice gülmeleri tutmuştu.

Biliyorsunuzdur belki, Nasrettin Hoca'nın Moskova’da Maladejnaya Metrosu'nun hemen yanında, Yartsevskaya Sokak, 25A adresinde bulunan binanın önünde bir heykeli var. Elinde bir kitap ve her zaman yoldaşı olan bir eşekle birlikte Hoca’nın bu bronzdan anıtını heykeltıraş Andrey Orlov yapmış.

Nasrettin Hoca sadece akıllarda, kitaplarda, filmlerde kalmamış, onun adına anıtlar da dikilmiştir.

Moskova’daki heykel 1 nisan 2006’da açılmış.

1 Nisanın Dünya Mizah Günü olarak Rusya’da da kutlandığını hatırladığımızda Nasrettin Hoca anıtının açılış tarihinin bir tesadüf olmadığını düşünüyoruz.

Ancak bu heykeldeki bizim bildiğimiz Nasrettin Hoca değil.

Nasrettin Hoca, sadece Türkiye'de değil, Türk kültür ekolojisinin hemen her yerinde yaşamış birden çok bilge kişiyi ve ortak şahsiyeti temsil eden bir fıkra kahramanı.

Nasrettin Hoca tiplemesi, Anadolu’da, Orta ve Yakın Asya’da ve hatta Balkanlarda halk bilgeliğinin ortak simgesi.

Bizim Nasrettin Hocamızın 1208 yılında Sivrihisar’da doğmuş, 1285’te Akşehir’de öldüğü söylenir. Ansiklopedilerdeki bilgiler böyle. Günümüz yaşamı için de ders çıkarılabilecek pek çok fıkranın başkahramanı olan "gülerken düşündüren Hoca", pek çok araştırmacı tarafından Türk mizah geleneğinin en önemli fıkra tipi olarak gösterilmektedir.

Türkiye ile Rusya’nın, daha doğrusu Avrasya’nın, eski Sovyet coğrafyasının en güçlü ortak paydalarından birinin de Nasrettin Hoca olduğunu bilen bilir.  

Özdemir İnce, “Kırk yıl önce Paris’te, Globe Kitabevi’nden satın aldığım, Çin Halk Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan Fransızca bir dergide, Nasreddin Hoca’nın Sinkiang’lı (Doğu Türkistanlı Uygur) bir halk kahramanı olduğunu yazıyordu. ...Özetle şunu söyleyeceğim: Nasreddin Hoca tipine bütün Türk ve Türkik toplumlarında rastlanıyor. Fıkralar doğu-batı arasında hangi yöne doğru yolculuk etti, bunu tarihçiler bilir,” diye yazmış.

***

Levent, parasını hala alamamış olmasının etkisinden kurtulamamıştı.

Serkan’ın da biraz sakinleştiğini görünce birer çay doldurup peşi peşine Hoca anlatılan fıkralarıyla dolu muhabbetimize devam ettik.

Kızlar, hala Serkan’ın durumunu hatırlayıp gülüşmeye devam ediyorlardı.

Levent, Serkan’ı savunmak için yine bir fıkra sıkıştırdı araya:

“Nasrettin Hoca'nın bilgisayarına ‘lamer’ girmiş. Arkadaşları konuşmaya, öğüt vermeye başlamışlar. Hocam ‘firewall’ koysaydın,.. Hocam ‘update’lerini yapsaydın,  Hocam antivirüs kursaydın, falan, filan. Nasrettin Hoca sinirlenmiş:  Yahu bana öğüt veriyorsunuz, beni eleştiriyorsunuz da bu ‘lamer'ın hiç mi suçu yok?” demiş.

***

Levent’in anlattığı sanal kültür ortamına uyarlanan, güncellenen fıkraların pek çoğunu Ferhat Aslan bir makalesinde derlemiş meğer.

Bunlar, sözlü ve yazılı kültürde yüz yıllardır varlığını devam ettiren, canlılığını koruyan o güzel Nasrettin Hoca fıkralarının modern Türkiye’de, sanal kültür ortamında ne gibi değişikliklere uğradığını anlamak açısından ilginç.

Hasılı Nasrettin Hoca’nın o ezbere bildiğimiz fıkraları, teknolojik gelişme ve bilgisayarların günlük yaşamın çeşitli alanlarında çok etkin olmasından dolayı, gençler arasındaki yaygın ifadesiyle "update” edilmiş, yani "güncelleme" olmuş.

Yüz yıllar öncesindeki yaşanmışlıkların sözlü kültür ortamında üretilen ve ancak daha sonraki devirlerde yazıya geçirilebilmiş olan Nasrettin Hoca fıkraları, bilgisayar terimlerini iyi bilen, internet ortamında sosyalleşen genç insanların katkılarıyla sanki bir zaman makinesinin içinde günümüze aktarılmışlardı.

Levent, arkası arkasına anlatıyor.

Güzel uyarlamalar.

Bunlardan aklımda kalanların bazılarını merak edenler okusun diye aşağıda aktarıyorum.

Fıkraların zaten ezbere bilinen hallerini vaktinizi almamak için tekrardan yazmıyorum. Bilenler de Hoca’nın dediği gibi bilmeyenlere anlatsın.

Başlamadan önce bir özür: Yukarıda bahsettiğim terimlerdeki Türkçe hassasiyeti maalesef bazı fıkralarda yok. Umarım bunların da dilimizdeki uygun karşılıkları bulunur ve yaygınlaşır.

***

Yolda karşılaştığı adamın biri Nasrettin Hoca’ya sormuş:

Hocam bir mizah sitesi hacklenmiş duydun mu?

“Bana ne!” diye cevap vermiş.

 “İyi ama Hocam, senin site ‘hack’lenmiş.”

“İyi de, o zaman sana ne!”

***

Hocanın yüzsüz komşularından biri kapısına dayanıp ‘5+1 home cinema’ ses sistemini istemiş.

Kendisinden sık sık bir şeyler isteyen bu komşusundan bıkmış olan Hoca, savuşturmak için “Benim ‘home cinema’ arızalı,” der.

Ancak o sırada içeride pc’yi karıştıran Hocanın karısı farkında olmadan ‘winamp’ı çalıştırınca dışarıya gümbür gümbür bir müzik sesi gelir.

Bunu duyan yüzsüz komşu, “Hocam bari yaşından utan. Yalan söylemeye utanmıyor musun, bak içerden müzik sesi geliyor,” diye sitem etmiş.

Hoca kızmış, “Ne yani, sen bana değil de, bir makine parçasına mı inanıyorsun?” diye çıkışmış.

***

Hoca bir foruma "Timurleng2" nik’iyle üye olmuş, her gün saatlerce online olup bildiği, bulduğu ne varsa paylaşıyormuş, ama ne bir teşekkür eden var, ne “rep” veren, ne de sen kimsin diyen...

Buna çok içerleyen Hoca bir başka e-posta adresi kullanıp, aynı foruma "Cilveli Naciye" “nik”iyle üye olup giriş yapmış ki bir de ne görsün, tüm forum yönetimi ve bilcümle üyeden “hoş geldin” mesajları yağmaya başlamış. Uygunsuz yerlere açtığı konular için bile “admin” ve “mod”lardan “rep”ler gelmiş.

Hoca kendi kendine kıs kıs gülüp, “Yaa Hoca demiş, sanal âlemde itibar bilgi ve paylaşıma değil, ‘nick’inin cinsinedir,” demiş.

***

Bill Gates, Nasrettin Hoca’nın köyüne bakmaları için bir sürü “Windows server” vermiş. Bu “server”ler yazılım lisansları, “update”ler ve danışmanlık ücretleri nedeniyle köylülerin altından kalkamadığı bir meblağa ulaşmış.

Canlarına tak diyen köylüler Nasrettin Hoca’ya giderek, “Hocam sen bizim büyüğümüzsün, gel bize öncülük et, birlikte şu Bill Gates’e gidelim bu “server”leri alsın ucuz “server”ler alıp Linux kuralım, “cluster” yapalım,” demişler.

Hoca da, “Tabi olur zaten ben de özgür yazılımın en büyük savunucusuyum,” demiş.

Önde Nasrettin Hoca, arkada köylüler yola düşmüşler.

Billl Gates’in hışmından korkan bazı köylüler yolda giderken Nasrettin Hoca’nın arkasından kaçıp, eksilmişler.

Huzura çıktığında Hoca arkasına dönüp, baktığında hiç kimsenin kalmadığını fark etmiş ve çok kızmış.

Köylülere unutamayacakları bir ders vermek şart olmuş.

Bill Gates’in karşısında tek başına kalan Nasrettin Hoca, “Ey Yüce, Haşmetlü Bill Gates! Bizim köylüler “server”lerden çok mutlu oldular. Senin bu Windows 2003’ler bizi kesmedi, sen bize Windows 2008 ver.”

***

Hocaya sormuşlar.

“Hocam dünyanın merkezi neresi?”

Hoca, “Google’a girip ‘dünyanın merkezi’ diye aratın,” demiş.

***

İgor, bana soruyor, yazdığın yazılar kaç “like” alıyor, kaç kez tıklanıp okunuyor diye.

“Bir kaç yüz,” diyorum.

Adamın biri de Hocaya “Hocam siten kaç tekil hit alıyor?” diye sormuş.

Hoca da “Aylık 10.000,” demiş.

Aradan birkaç yıl geçmiş, aynı adam tekrar sormuş: 

“Hocam siten kaç tekil hit alıyor?” 

O, yine “10.000” demiş.

“İyi de Hocam bunca yıldır hiç değişmedi mi?”

Hoca, “Erkek adamın ağzından laf bir kere çıkar,” diye cevap vermiş.

9 Ağustos 2025 Cumartesi

Rusya'da 13 milyon serbest meslek sahibi: Eleştiriler, problemler


Kaynak: https://turkrus.com/

  

2025 itibarıyla Rusya’da samozanyatıy (serbest meslek) statüsüne sahip kişilerin sayısı 13 milyonu aştı. Moskviçmag dergisinin haberine göre, bunların 2 milyondan fazlası Moskova’da. Şoförlerden kuryelere, öğretmenlerden IT uzmanlarına kadar geniş bir meslek yelpazesine yayılan bu grup, son yıllarda hızla büyüdü. Ancak uzmanlara göre bu artış, kayıt dışılığı azaltmak yerine işsizliğin istatistiksel olarak örtülmesi ve sosyal güvence yoksunluğunun yaygınlaşması anlamına da gelebilir. 

Finans Üniversitesi profesörü Aleksandr Safonov’un aktardığına göre, samozanyatıy statüsündekilerin yüzde 52’si aslında hiçbir gelir elde etmiyor. Safonov’a göre yerel yönetimler, işsiz sayısını düşük göstermek amacıyla bazı vatandaşları samozanyatıy olarak kaydolmaya teşvik etmekte. Duma Ekonomi Politikası Komitesi Başkan Yardımcısı Nikolay Arefyev ise uygulamayı açıkça eleştiriyor: “Bizde 30 milyon işsiz vardı, şimdi bunun 12 milyonunu samozanyatıy yaptılar. Ama değişen bir şey yok, gençler çalışmıyor, vergi ödemiyor. Samozanyatıy, işsizliği gizlemek için kullanılan bir etiket.”

Devlet Duması'ndan gelen bu tür eleştiriler karşısında Senatör Olga Yepifanova ise statünün kaldırılmasının kitlesel biçimde kayıt dışı çalışmaya dönüşe yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan, Federal Vergi Servisi (FNS) de bazı işverenlerin, resmi sözleşme yerine çalışanları samozanyatıy olarak göstermeye zorladığını kabul ediyor. Özellikle IT sektöründe uzun süre aynı müşteriyle çalışan yazılımcıların, gerçekte işçi sayıldıkları gerekçesiyle cezai yaptırımlarla karşılaştıkları bilinmekte.

Bağımsız çalışanlar ise karmaşık duygular içinde. Kurumsal psikolog Dmitriy, esnekliğin ve bürokrasiden uzak çalışmanın avantajlarını kabul etse de, gelir güvencesizliği, sosyal izolasyon ve emeklilik hakkı gibi temel unsurların eksikliğini vurguluyor. Etkinlik yöneticisi Svetlana ise doğum izni, tatil ve vergi iadesi gibi sosyal desteklerin yokluğunun özellikle kadın çalışanlar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını söylüyor: “Çocuk yapmayı düşünecek durumda bile değilsin, çünkü destek yok.”

Stolıpin Ekonomi Enstitüsü’nden insan kaynakları uzmanı Tatyana Kojevnikova’ya göre samozanyatıy sistemi özellikle ek gelir elde edenler için uygun. Ancak tam zamanlı bu statüde çalışanlar sosyal güvenlikten, emeklilik haklarından ve kariyer gelişiminden büyük ölçüde mahrum. Kojevnikova’ya göre işverenler için daha esnek ve ucuz olan bu model, çalışanlar açısından ciddi güvencesizlik yaratıyor.

Rusya vatandaşlarının yanı sıra Avrasya Ekonomi Birliği'ne üye ülkelerin vatandaşları da samozanyatıy kategorisinde çalışabiliyor. Ancak Rusya'daki Türk vatandaşlarının böyle bir hakkı bulunmuyor.

 

(Görsel: Moskviçmag)

10 Temmuz 2025 Perşembe

Ofiste sıcaklık 30 dereceyi geçerse iş bırakılabilir mi?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da bu yaz aylarında rekor sıcaklıklar sadece sokakları değil, ofisleri de etkiliyor. Pek çok işyerinde sıcaklık 30 dereceyi aşıyor ve bu durum hem sağlığı hem de verimi tehdit ediyor. Peki işçiler bu şartlar altında çalışmayı reddedebilir mi?

Uzmanlara göre, evet.

Rusya’nın yürürlükteki hijyen standartları (SanPiN 1.2.3685-21) ofis ortamları için ideal sıcaklığı 23–25°C olarak belirliyor; bu değerin +3 dereceyi aşması halinde işverenin önlem alması gerekiyor.

Eğer sıcaklık 28,5°C’ye ulaşırsa çalışma süresi bir saat, 29°C'de iki saat kısaltılmalı. 30,5°C üzerinde ise sadece dört saat çalışılabilir. 32,5°C’yi aşan durumlarda ise sürekli çalışmak yasalara aykırı.

Çalışanların bu koşullarda çalışmayı durdurma hakkı bulunuyor.

Profesör Nadejda Kapustina'ya göre, çalışanlar sıcaklık ölçümünü belgeleyip fotoğrafla kaydedebilir, işverene yazılı başvuruda bulunabilir.

Olumsuz yanıt durumunda ise Rospotrebnadzor’a ya da iş müfettişliğine başvurulabilir. İşverenin bu şartlarda işçiyi disiplin cezasına çarptırması hukuka aykırı kabul ediliyor.

2025 tarihli bir dava örneğinde, işveren üretim durduğunda tazminat ödemesine rağmen, işçinin çalıştırılamadığı için mahkemelik oldu. Başka bir davada ise sıcaklık nedeniyle bayılan çalışana tazminat ödenmesine hükmedildi.

İK uzmanı Anastasia Kurnikova’ya göre, işverenler bu gibi krizleri önlemek için ofislerde klima kurmalı, hava akımını 23–25 dereceye ayarlamalı ve pencerelere güneşlik takmalı. Ayrıca fiziksel emek yoğun olan sektörlerde (örneğin mutfaklar, depolar) farklı sıcaklık normları geçerli. İş sağlığı uzmanı Tatyana Zagvozdina'ya göre, artan sıcaklıklar nedeniyle iş kanunlarında güncellemeler kaçınılmaz görünüyor. Mevzuat henüz iklim değişikliğinin gerisinde kalsa da, yaz aylarının bu şekilde devam etmesi durumunda sendikal baskılarla reformlar hız kazanabilir.

13 Mayıs 2025 Salı

Rusya'da çalışmak istemeyene 'parazit vergisi' tekrar masada


 

Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya hükümeti, ülkede istihdam dışı kalan yaklaşık 15 milyon kişiyi mercek altına alarak bu kitlenin iş gücü piyasasına kazandırılması amacıyla yeni bir strateji üzerinde çalışıyor. Öğrenciler, engelliler, çocuk bakımındaki anneler, ranterler ve “profesyonel işsizler” gibi çeşitli gruplardan oluşan bu kesimin bir kısmı fiilen çalışıyor ancak kayıt dışı olduğu için ekonomik sistemin dışında kalıyor. Hükümet, bu gruplara asgari düzeyde sabit vergi ve sağlık sigortası primi ödeme yükümlülüğü getirmeyi değerlendiriyor.

Yetkililere göre, özellikle kayıt dışı çalışan öğrencilerin sisteme dahil edilmesi, engellilere yönelik istihdam sübvansiyonlarının artırılması ve çocuk sahibi kadınlara esnek çalışma imkanları sunulması gibi adımlar öncelikli olacak. Bunun yanı sıra, kira ve yatırım geliriyle geçinen ranterlerin beyan dışı gelirlerinin vergilendirilmesi planlanıyor. Bu adımların temel amacı, hem vergi tabanını genişletmek hem de sosyal adaleti güçlendirmek olarak açıklanıyor.

Analizler, bu kitlenin büyük bölümünü öğrenciler (7,8 milyon), engelliler (4,1 milyon) ve küçük çocuk sahibi anneler (1,3 milyon) oluşturduğunu gösteriyor. Devlet, öğrenci ve engelli istihdamını kayıt altına almak için teşvikleri genişletmeyi planlarken; çalışan annelere yönelik esnek çalışma modelleri ve kreş desteği gibi uygulamaları artırmayı hedefliyor. Ancak bu grupların büyük bölümünün sisteme aktif katılımı düşük kalabilir.

Söz konusu plan, Sovyetler Birliği dönemindeki “tuneyadstvo” yani parazitlik yasasını hatırlatıyor. O dönemde çalışabilir durumda olup çalışmayan bireyler “topluma katkıda bulunmayan asalaklar” olarak tanımlanıyor ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalıyordu. Günümüzde bu yaklaşım doğrudan cezalandırma değil, ekonomik katkıyı artırmaya dönük mali yükümlülükler üzerinden yürütülüyor. Ancak kamuoyunda bu tür girişimlerin yeniden “işsizlik suçu” kavramını hortlatabileceğine dair tartışmalar da gündemde.