Moskova

Moskova
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2023 Salı

BRICS Parası yolda mı?



 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

 

İgor ve Serkan’la ofisin ihtiyaçları için alışverişe gittik.

Market arabası lazım. Arabalar peş peşe, küçük zincirlerle birbirine bağlı. On rublelik madeni parayı jeton gibi koyup market arabasını zincirlerinden kurtarıyorsun.

Benim cebimde bozukluk on ruble yok. İgor’a soruyorum onda da,.. Serkan’da da yok...

Neyseki alışverişini bitirmiş bir adam halimizi anlayıp, boş market arabasını gülümseyerek bize veriyor, sorunu çözüyoruz.

Çok uzun zamandır insanlar artık ceplerinde madeni para taşımıyorlar.

Eskiden yürüyenlerin cebinden birbirine çarpıp, şıkırdayan madeni paraların melodisi gelirdi.

Madeni paralar cebimizi delerdi. Usanmadan, defalarca onarırdık.

Şimdilerde insanlar kağıt para da taşımıyorlar. Banka kartlarıyla alışverişe alıştı herkes. Hele o, değdirdiğin zaman şifre falan girmeden ödemeyi yapabildiğin kartlar yok mu, onlara bayılıyorum.”

“Peki, ya hesabında yeterli para yoksa?” diye soruyor İgor.

“Elindeki yüksek limitli bir kredi kartıysa sorun yok,” diye cevap veriyorum gülerek.

İgor, anladı mı bilmiyorum, ama söylediğim laf karşılığı olmadan para basan ülkelere metaforik bir gönderme aslında. Neyse, uygun bir benzetme olmaması ihtimali üzerine devam etmiyorum.

Serkan’a çocukluğumda 40 paralık, 1 kuruş ve 100 paralık, yani 2.5 kuruşluk paraların olduğundan bahsediyorum.

“Abi, valla tarih gibisin,” diyor.

“2,5 kuruşluk madeni paraların ortası delikti, tobaç çevirmek için kullanırdık. Tahtadan yapılmış topacın kırbacı dediğimiz ipi içinden geçirip düğümlerdik. Yaa, görüyor musun Serkan kardeşim enflasyonu; şimdi kuruş mu kaldı?”

***

Yürürken para konusuna devam ettik.

Herkes sıkça konuşuyor ya, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye. Evet, bir şeyler değişiyor. Ve dünya bunun doğum sancılarını yaşıyor.

Aslında her gün haberlerde izlediğimiz olayların arkasında bilinmesi, incelenmesi gereken tarihi, ekonomik, jeopolitik anlamlar var.

Ukrayna sorunu derken, Güney Pasifik, Afrika, Balkanlar, Ermenistan-Azerbaycan, Irak, Suriye’deki son gelişmeler

Yarın nasıl bir güne uyanacağımızı bilemiyoruz.

Genel kanaat sorunun artık dünyadaki mevcut düzenin sürdürülemez bir boyutta olmasından kaynaklandığı yönünde.

Yeni, adil, barış içinde yaşanılan bir dünyaya gereksinim var.

Kapitalizm, doğası gereği girdiği krizleri eskisi gibi atlatarak yoluna devam etme kabiliyetini yitirmiş durumda.

Çevre, iklim sorunları kadar önemli bir sorun ve hatta en önemlisi ise ABD Dolarının artık rezerv para olma güvenirliğini çoktan yitirmiş olması.

***

Geçenlerde Güney Afrika'da BRICS Zirvesi düzenlendi.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturdukları bir birlik BRİCS. Adını da bu ülkelerin İngilizce isimlerinin baş harflerinin bir araya getirilmesinden alıyor.

Son Zirve’de Arjantin, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Etiyopya'nın BRICS'e üyelik başvuruları onaylandı.

Yeni üyelerin tam üye statüsüyle davet edilmesine ilişkin karar, Ocak 2024'ten itibaren yürürlüğe girecek.

Serkan, “Şimdi ne olacak, BRİCS isim mi değiştirecek? Yeni katılacak ülkelerin isimlerinin baş harfi de eklenince Birliğin adı örneğin BRICSAISEUE mi olacak?” diyor.

Bu soruda şaka var, ama işler gerçekten biraz karışık Hindistan, İngiliz sömürgeciliğinin izlerini kazımak amacıyla kendi isminin değiştirilmesi için girişimde. Bharat, yani baharat ismini kullanmak istiyorlar. Başbakan Narendra Modi, zirvenin açılış konuşmasını yaparken önündeki ülke plaketinde ‘India’ (Hindistan) yerine “Bharat” yazıyordu.

Bizim İngilizce Turkey, yani hindi” isminin kullanılmasına itiraz ederek yerine Türkiye isminin kullanılmasını istememiz gibi.

Halklar, artık sömürgecilik izlerinden kurtulmak istiyorlar. Afrika’da, Ortadoğu’da cetvelle çizilen, uydurma haritaların kaderinden kurtulmak isteği gibi bir şey.

Neyse, şakayı bir kenara bırakalım, ciddi bir ekonomik, politik açılım yaşanıyor.

Hemen arkasından bu yıl 18'incisi düzenlenen, dünyanın en büyük 20 ekonomisine sahip ülkelerin bir araya geldiği G20 Liderler Zirvesi, dönem başkanı Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de "Tek Yeryüzü, Tek Aile, Tek Gelecek" ana temasıyla 9-10 Eylül tarihlerinde Hindistan'da yapıldı.

Her gün yeni bir gelişme.

***

Müthiş bir rekabet var.

Sputnik bunu mercek altına almış.

BRİCS’in yeni üyelerle birlikte ulaştığı ekonomik büyüklüğü ABD, Kanada, İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa ve Japonya’nın oluşturduğu G7 toplululuğunun rakamlarıyla karşılaştırmış.

IMF World Economic Outlook verilerine göre; 2023 yılında genişleme sürecindeki BRICS'in dünya GSYİH içindeki payı % 36,9’a ulaşırken, G7 ülkelerinin dünya GSYİH içindeki payı % 29,9’da kalmış.

***
Henüz sadece bir temenni aşamasında olmakla birlikte Rusya ve Çin öncülüğünde kurulan BRICS'in ilk sembolik banknotu ortaya çıkmış.

BRICS’in ABD Dolarının küresel hegemonyasını kırmak için harekete geçtiğini biliyorduk.

Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Johannesburg kentinde toplanan BRICS'te çarpıcı bir hamle gelmiş. İran’ın resmi ajansı IRNA'da yer alan bir habere göre; BAE'nin yeni üye sıfatıyla BRICS'e katılımı nedeniyle Güney Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Pretorya'daki BAE Büyükelçiliği'nde düzenlenen bir törende, Rusya'nın Güney Afrika Büyükelçisi İlya Rogaçev, sembolik olarak Rusya'da basıldığını söylediği 100'lük BRICS banknotunun tanıtımını yaparak, BAE büyükelçisine sunmuş.

Rusya'nın "banknot" hamlesi, ABD Dolarına karşı yapılan, rekabet amacını içeren bir eylem şeklinde yorumlanırken, banknottaki BRICS üyesi 5 ülkenin bayrakları dikkat çekmiş. Öte yandan banknotta "BRICS Yeni Kalkınma Bankası" adına da yer verilmiş.

***

Epeyce önce Rusya Devlet Başkanı Putin'in basın sözcüsü Dmitri Peskov, ABD ve Avrupa Birliği'nin ekonomik yaptırımları uygulamaya başlaması durumunda Rusya'nın diğer ortaklarıyla iletişime geçeceğini bildirmişti. 

BBC'ye açıklamalar yapan Peskov, "Eğer ekonomik ortağımız dünyanın bir ucundan bizi yaptırımlarla tehdit ediyorsa, biz de dünyanın bir diğer ucundaki diğer ortaklarımızla iletişime geçeriz. Dünya tek bir ülke etrafında dönmüyor, biz diğer ekonomik ortaklarımıza konsantre olacağız," diye konuşmuştu.

İşte, o süreç yaşanıyor.

***

Bakalım, neler olacak hayatta.

Benim çok sevdiğim bir anektod var:

Çin Devrimi’nin önderlerinden Çu En Lay’a Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz diye sormuşlar, yorum yapmak için henüz erken demiş.

***

Evet, bu rezerv para konusu çok önemli.

Rezerv para, ülkelerin dünya ticaretinde, uluslararası alışverişte kendi paralarının dışında da kabul ettiği para birimine deniliyor. Mesela ABD Doları, Euro, İngiliz Sterlini, Japon Yeni,..

Eskiden Altın Standardı (Gold Standart) dönemi vardı.

İngiltere’nin 1931’de, Altın Standardından ayrılmasıyla bir iktisadi dönem kapandı.

Sonra dünya Bretton Woods dönemini yaşadı.

Bretton Woods neydi?

Adını 1944’te toplantıya ev sahipliği yapan kasabadan alan Bretton Woods Anlaşması, ABD’nin ağalık döneminin yeni bir başlangıcıydı.

Bu süreç, sadece dünyanın az gelişmiş, geri bıraktırılmış ülkelerinin köleliğinin pekiştirilmesi değil, Avrupa’nın da teslim alınması sürecinde yeni ve çok önemli bir kilometre taşıydı.

Bretton Woods da Altın Standardı gibi kurallarla gelmişti.

Bretton Woods Anlaşmasıyla dolar, altına dönüşebilen tek para birimi olarak kabul edildi. 1 ons altın 35 dolara eşit olacaktı. Amerika Birleşik Devletleri dış talep olduğunda doları bu tutar karşılığında altına çevirmeyi kabul etmişti. Diğer ülke para birimlerinin değeri de dolara göre belirlenecekti.

Arkasından ABD ekonomik denetiminin diğer araçlarını da yarattı: Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) kuruldu. Marshall yardımı devreye sokuldu.

Böylece dolar saltanatı başlamış oldu.

Ta ki 1971’de Amerikan başkanı Nixon’un ben doları altından ayırıyorum demesine kadar.

Yani bir başka deyişle Dolar, altını ekarte etti diyebiliriz.

Ancak artık ABD Doları fiilen dünya parası olmuştu. Hem rezerv paraydı, hem her çeşit işlemin yapıldığı ve kaydedildiği bir para, hem de spekülasyon için kullanılan bir paraydı.

1973’ten bugüne dünya parası yine dolardır. Altından ayrıldıktan sonra da Amerikan doları, fiilen dünya parası olmaya devam etti.

Neye dayanıyor?

Açıkçası somut hiçbir şeye dayanmıyor.

Dolar, bütün dünyada bollaşırken herkes onun değerinden şüphe ediyor.

Amerika dünyanın en büyük borçlusu.

İşte, içinde bulunduğumuz noktada büyük sorun budur.

***

Moskova’da  güzel bir sonbahar günündeydik. Henüz ağaçların yaprakları sararıp dökülmeye başlamamıştı, ama eli kulağındaydı.

İgor’a, “Türkiye’de ithal hammaddeye dayalı üretim yapan, bu yüzden döviz üzerinden borçlanan bir sanayiciye dolar yapraklar gibi ağaçta yetişseydi hangi mevsimi daha çok severdin diye sormuşlar,” diyorum.

“Ne cevap vermis?”

“Pek tabii ki sonbaharı,” demiş, “Dolar sararıp, düşerdi.”

***

Bu arada bir iş seyahati için dolara ihtiyacımız var, karşımıza çıkan ilk banka ATM’sinden aceleyle para çekiyoruz.

Serkan, bizimle yine dalgasını geçiyor:

“Vakit nakitse o zaman ATM'ler zaman makineleri mi, abi?”

Başımı sallıyorum.

Sonra yakın bir döviz büfesinden dolar alıyoruz.

Şikayetleniyorum:

“Öfff, ne kadar yükselmiş dolar!”

İgor, “Aslında karşılığı şüpheli bir para,” diyor.

Hayat, pahalı!.. En yüksek feryat ne yazık ki yine Türkiye’den geliyor. Ben, şahsen mağdur bir emekli olarak bunu iliklerime kadar hissediyorum.

Serhan, muzipliğine devam ediyor:

“Ben, şu anda paramın yetmediği ürünleri satan firmaları boykot ediyorum.”

Soruyorum:

“Peki, dağın haberi var mı tavşancık?”

Aldırmıyor.

Bu defa, “Paranın sahte olup olmadığını nasıl anlarsın?” diye soruyor.

“Üç dolarlık bir banknotsa emin olabilirsin,” diyorum.

***

İgor’a “Ismarlama rüya olur mu?” diye soruyorum.

“Bilmem,” diye cevap veriyor.

“Olmaz, ama ben, her gece sabahları hep aynı rüyayı görmüş olarak uyanmak için yatıyorum.  Meğer bütün halklar özgür olmuş. Herkes mutlu. Herkes kendi anadilini konuşuyor, ama herkes birbirini anlıyor,” diyorum.

9 Nisan 2020 Perşembe

Ne olacak Rusya'nın hali?


 



Rusya'nın bilim insanları yaptırımların getirdiği risklerle başa çıkmak için kafa yoruyor. Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi Enstitüsü'nden ünlü profesör Yakov Mirkin, devletin yayın organı Rossiyskaya Gazeta'da yayımlanan bir yazıda meseleye ülkenin üç yüz yıllık reform tecrübesi çerçevesinde bakmayı deniyor.

Mirkin'e göre, "Rus toplumu her zaman uçlarda gezinen bir reform tecrübesine sahip. Krizler aşırı yıkıcı, reformlar şok edici, devrimler nüfusun önemli bir bölümünü silip süpüren nitelikte. Özgürlük dönemleri ise karanlık enerji patlamaları şeklinde tezahür ediyor."

Petro reformları, 1860 toprak köleliğinin kaldırılması, Ekim Devrimi, Stalin dönemi modernizasyon, 1990'lar... Rusya'nın hayatı kendi üzerinde yaptığı bir deney adeta. Üstelik her deney nüfusun mal ve can kaynakları üzerinde tahrip edici etkilere sahip.

Mirkin "Suçlu kim?" diye soruyor. Verdiği cevap ise "Herkes". Toplumun önüne konan yeni reçeteleri geçmiş tecrübeleri unutarak gözü kapalı sahiplenme hevesi. 

Rus toplumunun bir diğer problemi ise devlete bağımlılık. Nüfusun belki de sadece onda biri her türlü riski göze alarak devletten ve güç odaklarından bağımsız bir ekonomik yörünge çizme konusunda istek duyuyor. Kalan yüzde 90'lık kesim ise yukarıdan aşağı örgütlenmiş bir güç hiyerarşisinin parçası olup kendini güvenceye almayı tercih ediyor.

Peki böyle bir tabloda Batılı ülkelerin ABD öncülüğünde uyguladığı yaptırımların Rusya için yarattığı teknolojik ve mali riskler nasıl bertaraf edilebilir? Mirkin'e göre cevap kesinlikle fildişi kuleye kapanmak değil.

Bilim insanı, politika yapıcıları son derece aktif bir ekonomik siyaset yürütmeye çağırıyor. Yapmak istedikleri işlerde sanayicilere engel olmamak, hatta teşvik etmek, orta sınıfı cesaretlendirmek, değişimi, yeni olan her şeyi ve mobiliteyi seven insanlara yardımcı olmak.

Ancak Rus yönetici elitinin ve toplumunun hayatın her alanında yansımaları olacak bu denli aktif bir ekonomik siyaseti yürütmeye hazır ya da istekli olup olmadığı Yakov Mirkin'in yazıda telaffuz etmediği bir soru.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Kapitalizm Ruslar'ın psikolojisini bozdu

Rusya Bilimler Akademisi’nin yaptığı çalışma, Rus halkının 30 yılda değişen psikolojisini ortaya koyuyor. Çalışmaya göre kapitalizm, iyi huylu Rusları agresif hale getirdi.

Rusya Bilimler Akademisi Tıbbi Psikoloji Bölümü’nün yaptığı araştırmaya göre sosyalizmin ardından kapitalizmle tanışan Ruslar, daha hoşgörüsüz, kaba ve acımasız oldular.
Araştırma 1981-2011 yılları arasında halkın kişilik özelliklerinde yaşanan değişime odaklandı. "Sovyetler Birliği sonrasında Ruslar gerginleşti" tespitinin yapıldığı araştırmaya göre "Rusya’da halk son yıllarda çok daha sinirli, hırslı ve küstah hale geldi."

Rusya Bilimler Akademisi’nden Sergey Yenikolopov, 1981 yılından itibaren saldırganlığın istikrarlı bir biçimde artmadığına, özellikle kriz dönemlerinde tırmandığına dikkat çekiyor. Yenikolopov’a göre "Bir toplumdan başka bir topluma geçiş halkı ürküttü ve değer yargılarına olumsuz olarak
yansıdı."

'Küstah ve kindar'
Araştırmada 30 yılda Rusya’da saldırganlık, nefret, düşmanlık besleme, kindarlık ve küstahlık artmış durumda. Diğer yandan araştırmaya göre, aynı dönemde Rusya’da halk daha az disiplinli, güvenilir, dürüst, insancıl, iyi yürekli, merhametli hale geldi. Halkın 30 yıl önce çok daha farklı olduğunu anımsatan araştırma, suç istatistiklerinin detaylı bir incelemesine ve yapılan anketlere dayandırıldı.

Rusya’da halkın çoğunluğu Sovyetlerin yıkılmış olmasından üzüntü duyuyor



Rusya kamuoyu araştırma şirketi Levada’nın yaptığı çalışmaya göre halkın yüzde 57’si Sovyetler Birliği’nin dağılmasından memnun değil.
Rusya’nın 45 ayrı yerleşim biriminde 1600 kişi ile görüşülerek yapılan çalışmaya göre halkın yarıdan fazlası ülkenin bu yıkımdan kaçınmak için çaba sarf etmediğine inanıyor.
Halkın yüzde 13’ü cevaplamak da zorluk çekerken, yüzde 30’a göre Sovyetler Birliği’nin dağılması o kadar da pişman olunacak bir konu değil.
Yaşlı insanlar gençlere göre Sovyetler Birliği’ne daha çok özlem duyuyor. 55 yaş üzeri vatandaşların yüzde 86’sı Sovyetlerin dağılmasından pişman olduğunu ifade ederken, 25-39 yaş arası vatandaşların yüzde 37’si Sovyetler Birliği’nin dağılmasından memnun değil.
Halkın yüzde 29’una göre birliğin dağılması kaçınılmaz olarak görülürken, yüzde 53’üne göre dağılmaktan kaçınılabilirdi.
1917’de Bolşevik Devrimi’nin ardından kurulan Sovyet Rusya’sı 30 Aralık 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni oluşturdu. Birlik resmi olarak 26 Aralık 1991’de dağıldığını ilan etmişti.


Ria Novosti’nin düzenlediği “Açık Ders” panelinde konuşan eski Sovyet lideri Mihail Gorbaçov , Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının kendi hatası olmadığını söylemiş, “Sovyetler Birliği’nin merkeziyetçi yapısının değişmesi ve modernize edilmesinin gerekliliğine inandım. Ben her zaman birliğin korunmasından yanaydım. Birliğin yıkılması ile ilgili bana yönelik suçlamaların hiç biri doğru değil. Bunlar sorumsuzca ve haklı olmayan ithamlar.” demişti..
Glastnost (Açıklık) ve Perestroyka (Yeniden yapılanma) politikaları ile Birliğin sonunu getirdiği eleştirilerine cevap veren Gorbaçov, 1991 başarısız askeri darbesinin ardından Rusya’nın ilk devlet Başkanı Boris Yeltsin’in ‘yıkıcı tutum’ içinde olduğunu iddia etmişti.