Moskova

Moskova

17 Eylül 2017 Pazar

Rusya'nın Antalya Başkonsolosluğu ikili dostluk ve işbirliği tarihi açısından önemli bir hatırayı ve tarihi fotoğrafı paylaştı

Kaynak: http://www.rtib.org/

Rusya'nın Antalya Başkonsolosluğu ikili dostluk ve işbirliği tarihi açısından önemli bir hatırayı ve tarihi fotoğrafı paylaştı.

Başkonsolosluk resmi facebook sayfasından yapılan paylaşımda şu cümleler yer aldı: "Tarihte bugün

16 Eylül 1935 tarihinde SSCB'nin finans ve teknik desteğiyle kurulan Kayseri Tekstil Fabrikası, büyük bir törenle açıldı. Açılış töreninde Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Hükümet üyeleri, SSCB Büyükelçilik mensupları ve Rus uzmanları hazır bulundular. Rus mimar İvan Nikolayev tarafından tasarlanmış ve temeli 20 Mayıs 1934 tarihinde atılmış olan tesisin inşası 16 ay gibi kısa bir sürede tamamlandı. 

Törende konuşma yapan Celal Bayar, istatistik rakamlarının, Türkiye'ye ithal edilen malların başında kumaşın geldiğini ortaya koyduğunu belirtti. Türkiye'nin hammaddeyi ucuza sattığını, işlenmişini de pahalı aldığını hatırlatan Celal Bayar, tesisin hem Türk-Sovyet dostluğunun simgesi, hem de yeniden ayağa kalkan ve tüm dünyayı şaşırtan güçlü Sovyet sanayisinin güzel örneği olacağını belirtip Sovyet işçileri ve uzmanlarına teşekkür etti."

Moskova’ya yeni panorama kulesi



Rusya’nın başkenti Moskova’da önümüzdeki aylarda Avrupa'nın en yüksek seyir terası olma özelliği taşıyan Panorama-360 isimli seyir terasının ziyarete açılacağı belirtildi.

Seyir terası, Moskova-City uluslararası iş merkezinin alanında bulunan, yüksekliği 374 metre olan Federasyon Doğu Kulesi'nin 89. katında yer alıyor.


Camdan bir duvarla çevrelenmiş seyir terası, ziyaretçilerine 360 derece panoramik görüş imkanı sağlayacak.

16 Eylül 2017 Cumartesi

Yabancıları şaşırtan Rusya...

Yabancıları şaşırtan Rusya...


Her ülkede yalnızca yabancı gözlerin yakalayabileceği şeyler vardır. Farklı yaşam tarzları, ilginç alışkanlıklar... Rusya da istisna değil. İşte RBTH'nin derlemesine göre, ev hayatından kişisel ilişkilere yabancılara garip gelen Rus adetleri ve gündelik hayat gerçekleri.

Avrupa ve Amerika kıtalarından gelen ziyaretçiler ne kadar yadırgasa da Türkiye gibi Rusya'da da eve girerken ayakkabılar çıkarılır. Karlı ve yağmurlu havalarda sokağın çamurunu evlere taşımamak Rusların özen gösterdiği konuların başında gelir.

Sokak buz gibiyken evlerin, tiyatroların, toplu taşıma araçlarının sıcacık olması yabancıları şaşırtan bir başka Rusya gerçeği. Bir dönem Sibirya'da yaşayan Alman vatandaşı Peggy Lohse dışarıda sıcaklık -65 derece iken evin içinde +30 derece olduğunu bugün bile hayretle hatırlıyor.

Daire büyüklüğünün ortalama 40 metrekare olması 100-120 metrekarelik dairelere alışkın yabancılara, örneğin Türklere garip gelen gündelik hayat durumlarından bir tanesi. Küçücük dairelerde üç kuşağın bir arada yaşaması ise hiç nadir görülen bir durum değil.

Bu küçük dairelerde tuvaletin banyodan ayrı olması yabancıların dikkatini çeken bir diğer farklılık.

Rusya'da bir dönem bulunmuş yabancıların yüzünü gülümseten en önemli farklılıklardan biri ise elektrik, su ve ısınma giderlerinin diğer ülkelere kıyasla oldukça düşük olması. İtalyan vatandaşı Eva Greco elektrik, su ve doğal gaza ayda 1500 ruble, yani 22 dolar harcadığı günleri özlemle anıyor.

Musluk suyunun içilememesi, Rusların duvar kağıdı ve duvar halısı aşkı yabancıları bugün bile şaşırtmaya devam eden Rusya gerçeklerinden. 


13 Eylül 2017 Çarşamba

Türkiye hayranı Rus kızlar


Cenk Başlamış



Dar merdivenlerle inilen bir diskotek. Kapıdaki görevli giriş biletini kontrol ediyor. Tarkan'ın 'Dudu' şarkısı merdivenlere kadar ulaşıyor. Masaların bulunduğu aydınlık bölümde hiç kimse yok. Pistin bulunduğu loş bölüme geçerken Tarkan daha da yakınlaşıyor.

Dans pistinde onlarca, hatta yüze yakın genç kız var. Çoğu sarışın. Aralarında tek tük erkekler seçiliyor. Yedi, sekiz, en fazla on erkek. Loş ışıkla, yüzleri olduğundan da esmer görünen 10 erkek.

Kimi kız arkadaşıyla dans ediyor... Tek başlarına geldiği izlenimi bırakan daha ürkekleri kızların çevresinde, ne çok uzak, ne çok yakın ama her an yakınlaşabilecek mesafede.

İşte, az sonra başlayan müzik bekledikleri fırsatı yaratıyor.

Şimdi halay zamanı: Kızların ve erkeklerin elleri birleşiyor, pistin ortasında bir halka oluşuyor. Birkaç genç kız konuklara baklava ve lokum ikram ediyor. Göğüslerindeki karttan görevli oldukları belli. Baklava ikram eden saçları kıvırcık genç kızın göğsündeki kartta ay yıldız var. Üzerinde de adı yazılı. Kutunun üzerindeki yazıya bakılırsa Karaköy'deki Güllüoğlu'ndan alınmış baklavayla Aylin sabırla kalabalık arasında dolaşıyor.

Elindeki fotoğraf makinasından gazeteci olduğu anlaşılan bir erkek Aylin'i durduruyor, baklavayla poz vermesini istiyor. Aylin gözleri parıldayarak gülümsüyor. Bu sırada halay yerini Mustafa Sandal'a bırakıyor. Halay için kenetlenen erkek elleri üzülerek ayrılıyor.

Gazetecinin gözüne bu kez kırmızı tişörtlü bir genç kız takılıyor. Kırmızı tişörtünün üzerinde beyaz harflerle bir internet sitesinin adresi var. Altında da kocaman harflerle 'FARKETMEZ' yazısı.

Gazeteci, neyin fark etmediği sorusuna kafasında yanıt bulmaya çalışırken, profesyonel mankenlere benzeyen pozlar vermeye çalışan sempatik genç kızın resimlerini çekiyor. "Acaba ne fark etmiyor?" sorusu kafasında hala yanıtsız.

Aradan birkaç gün geçiyor. Genç kızın üzerindeki tişörtte yazılı internet sitesinin adı aklına geliyor gazetecinin. www.turkey.ru adresini tıklıyor.

Burası Türkiye ile ilgili Rusça bir site. Bu kez forum bölümüne yöneliyor. Yüzlerce, binlerce mesajın atıldığı bir yer burası. Mesajların yanlarında da yazanların isimleri var. Önce Aylin'in adını görüyor. Sonra 'FARKETMEZ'i.

Ardından Kardelen, Gamze, Afacan, Bacı, Selvi, Bale ve diğerleri... Kısa sürede durumu anlıyor. Burası, Türkiye'yi seven Rus genç kızların kendi aralarında haberleştiği bir forum. Türkçe isimler tabii takma. Çünkü gerçek adları Alis, Anna, Katerina, Nataşa, Marina. Mesela Aylin aslında Olyesa'nın takma adı. 'FARKETMEZ'de, Lena'nın.

Burada yazan genç kızlar birkaç gün önce Moskova'daki bir diskotekte Türk gecesi düzenleyenlerin ta kendisi. Hem de hiçbir yönlendirme olmadan, tümüyle gönüllü olarak. Ortak özellikleri, en az birkaç kere Türkiye'ye gitmiş ve çok beğenmiş olmaları. Beğenmek ne kelime, Türkiye onlar için bir çeşit aşk, hatta tutku halini almış.

Her yıl tatil için Türkiye'ye giden bir milyon Rus vatandaşından farklı olarak onlar Türkiye'yi öğrenmek istemiş. Antalya Havaalanıotobüs tatil köyü üçgeni dışında Türkiye'yi hiç bilmeyenlerin tersine bu genç kızlar tutuldukları ülkeyi tanımak için çaba göstermiş.

İnsanlarını, yemeklerini, tarihini, kültürünü araştırmışlar. Kimi ülkeye, kimi insanlarına tutulmuş, kimi de diline.

İlk bakışta karşılıksız bir aşk bu. Öyle ya, Türkiye'nin kalkıp "Ben de sizi çok seviyorum," diyecek hali yok ya Rus kızlara. Yoksa demiş olabilir mi? Çünkü kızlar hallerinden çok memnun. Öyle tek yanlı bir aşk acısı çekere benzemiyorlar.

Bu forumda Türkiye ve Türklerle ilgili akla gelen konuşuluyor.


Cep telefonuna Türkiye'deki erkek arkadaşından Türkçe mesaj gelen genç kızın çeviri için yardım isteyebileceği ilk insanlar sanal ortamdaki dostları.

Türkiye'den gelen "Seni buraya davet edecektim ama bu sıralar çok işim var. Seni sonra ararım... mesajının aslında soğuk bir terkediş olduğunu Türkçe bilen diğerleri hemen anlıyor. Arkadaşları için üzülseler de, mesajı Rusçaya çevirmek zorundalar. Ama mutlu haberleri, örneğin "Tamam yarın Moskova'ya geliyorum. İki hafta kalacağım..." mesajını Rusçaya çevirmek kızlar için çok keyifli.

Bir başkası, Fenerbahçe Beşiktaş maçını Moskova'daki Fenerbahçeliler Derneği'nde seyrettiğini anlatıyor ve "Gol atınca birbirlerine nasıl sarıldıklarını görecektiniz. Ama maç maalesef 22-bitince ölüm sessizliği içinde dağıldılar," diyor ve gizlemediği bir gururla ekliyor, "Üstümde dernek başkanının hediye ettiği Fenerbahçe formasıyla maçı seyrettim."

Kısacası forumda Türkiye ve Türklerle ile ilgili bilgiler, deneyimler, anılar ve duygular paylaşılıyor. Ama burasını genç kızların sadece havadan sudan, yani erkeklerden konuştuğu bir forum sanmak doğru değil. Daha birkaç gün önce forumda hararetle tartışılan konu, Türkiye'nin topraklarındaki anıtlara, sanat eserlerine, hatta şehirlerine neden yeterince saygı göstermediği sorusuydu. Bir genç kız şunları yazıyordu:

"İstanbul'a ilk kez gideceğimi öğrenen Rus arkadaşlarım bir rüya kentiyle karşılaşacağımı söylemişti. Ama gördüklerimi anlatmak için 'şok' kelimesinden başka bir ifade bulamıyorum. İstiklal Caddesi'ne gittiğimde ki anladığım kadarıyla burası İstanbul'un en ünlü yerlerinden biri, sanki karşımda 2. Dünya Savaşı'nda abluka altındaki Leningrad'ı gördüm. Pis sokaklar. Çoğu camsız, yarısı yıkılmış eski evler. Hesapta bu evler onarılıyormuş...Ne yazık ki, bizler Türk kültürü için onlardan fazla kaygılanıyoruz."

Türkiye'yi çok seven, yaşamlarının büyük bölümü Türkiye'yi düşünerek, konuşarak, düşleyerek geçen insanların öyküsü böyle.

Rusya'da Türkiye'yi yaşatan çok sayıda Türk tanıyan gazeteci, aynı duyguların bazı Ruslar tarafından paylaşılmasından etkileniyor, sarsılıyor.

Siteden ayrıldığında kaç gündür aklına takılan sorunun yanıtını artık biliyor. 'FARKETMEZ' yazısının aslında muziplik, basit bir şaka olduğunu anlıyor. Çünkü forumdaki Rus genç kızlarının "Bi-zim için fark etmez," diyebileceği, kayıtsız kalabileceği en son ülke Türkiye.


Gazeteci Cenk Başlamış'ın "Rusya'nın Sırları" kitabından alınmıştır.

20 yıl önce, 20 yıl sonra... Rusya'daki bir Türk vakanüvisin not defterinden



SUAT TAŞPINAR


Yıl 1997. Moskova... Henüz bu topraklarda kendimizi “bir avuç Türk” saydığımız ve uçakta neredeyse herkesin birbirini tanıdığı zamanlar... Türkiye'nin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner ile birlikte bankasının kurdelasını kesen Hüsnü Özyeğin, yeni hayallerin peşinde yelken açıyor. İlk adıyla Finansbank, dün gece 20. yaşını kutladığımız Müzik Evi'ne bir taş atımı mesafedeki ilk ofisinde Rusya'da bankacılığa “vira” diyor... Yine Enka'nın, Türk inşaatçıların elinden çıkma görkemli bir binada... Enka'nın patronu Şarık Tara'nın büyük desteği ile... 

Şairin, “Günler saatler geçmek bilmez ama yıllar çok çabuk geçer” demesi boşa değil... Tam 20 yıl geçmiş üstünden.


Gerçi bir insanın “dün gibi hatırladığı” 20 yıllık anılarının olması, Rusların deyişiyle “starost ne radost” günlerinin eşiğinde olduğunuzun ilk işaret fişeğidir. Ama fotoğraflarını tozlu arşivde arayıp bulamasam da, o anlar net bir fotoğraf gibi gözümün önünde. O günün heyecanı, koşuşturması... Genç yaşında kalp krizinden kaybettiğimiz ilk genel müdür, sevgili Tamer Özatakul... Şimdi kendi bankasıyla Rusya'da yoluna devam eden, o zamanki yardımcısı ve sonraki genel müdür Sipahi Haktanır ve küçük, genç bir ekip...

Hüsnü Özyeğin, ilk kez 1984'te Turgut Özal ile genç bir işadamı olarak gelip SSCB'nin potansiyelini gördüğü bu topraklarda en büyük başarı öykülerinden birini yazan duayen isim. Dün gece Credit Europe Bank'ın yaşgünü gecesine gözler onu ararken, tatsız haber ulaştı: Bir gece önce klima çarpmış, ateşi çıkmış ve otel odasında dinlenmeye mecbur kalmıştı.

Yıllardır hepsine, Rusya'da yaşayan Türkler olarak  “bizzat kendi başarımız” gibi sarıldığımız ve gururlandığımız bir öykünün daha vakanüvisi olmanın keyfini yaşıyorduk dün gece...


Rusya gibi, SSCB sonrası en eski şirketin bile ömrünün çeyrek asrı bulmadığı bir ülkede, bir Türk iş adamının hayaliyle başlayan proje 20 yaşına basıyordu... Hem de her yıl üstüne daha fazlasını koyarak... Ülkenin en büyük, en başarılı özel bankalarından biri olarak... 

Moskova'nın simgelerinden Müzik Evi'nin muhteşem salonunda, Kızılordu korosunun gökkubbeyi çınlatan şarkılarını dinlerken, yine yıllar öncesinin anıları canlandı...


20. yaşını kutladığımız banka gibi, bugün Rusya'da en önemli klasik müzik konserlerinin verildiği bu salon da “bizim”di çünkü!

Başkentin yeni devrinin mimari simgelerinden olan Müzik Evi, Enka'nın Moskova'ya vurduğu damgalardan belki de en güzeliydi. İnşaatın soluk soluğa devam ettiği, vaat edilen tarihe yetiştirmek için işçilerin geceli gündüzlü çalıştıkları günleri hatırladım... 14 yıl öncesini...


Daha ambalajı yeni açılmış koltuklar monte edilirken, Enka'daki dostlar sayesinde fotoğraf çekmek için özel izinle girdiğim bu görkemli salonda koşuşturan genç işçilerimizi...


Akustik kontrol için hazırlık yapılırken, ustabaşının ısrarına dayanamayan bir işçinin hançeresini yırtarcasına söylemeye başladığı Anadolu türküsünün gökkubbede yankılanmasını...


Dünyaya nam salmış sopranolar, tenorlar aryalarını okumadan evvel o salonda ilk bizim türkümüzün söylenmesini... Putin'in son anda gelip de, alışıldığı gibi ön sırada değil, ortalarda bir koltuğa oturup ünlü şef Vladimir Spivakov'un yönettiği Ulusal Filarmoni Orkestrası konserini izlemesini...


Yanımda oturan yaşlı bir Rus'un karısına dönüp, "Türkler yapmış burayı. İyi biliyorlar işlerini" deyişini, o sözleri, sanki inşaatına kum taşımışım gibi göğsüm gururla kabararak dinleyişimi... 

Dün gece CEB'in 20. yılını kutlarken, Türk toplumu olarak bu ülkede ne çok şey başardığımızı, ne çok “sıfırdan zirveye” başarı öykülerinin kahramanı olduğumuzu düşündüm.


Rusya'ya ne kadar derin izler bırakıp damgamızı bastığımızı ve onun bizim hayatımızda ne kadar derin izler bıraktığını düşündüm.

20 yılın bu coğrafyada kanatlı bir at gibi, mitolojinin Pegasus'u gibi akıp gittiği hissine kapıldım.

Etraf, akıp giden yıllar içinde “buralı” olan, başarı öyküleri yazan insanlarla doluydu. Bir yanda Rusya'ya sırf askerliğini erteletebilmek için aşçı olarak gelip bugün en büyük et üreticilerinden biri olan Mustafa Çalkan vardı... Yanında, Rusya'nın raflarını bir uçtan öbür uca Evyap sabunları ile doldurduğu “fi tarihi”nden beri bildiğim, “atom karınca” dediğim şimdinin inşaat sektöründe hızla yükselen ismi Bahattin Demirbilek... Bir yanda Credit Europe'un bugünlere gelmesinde büyük payı olan isimlerden Sipahi Haktanır, Murat Başbay, yanlarında şimdi dümendeki kaptan olan Haluk Aydınoğlu... Yanı başında, vitrine çıkmayı pek sevmeyen ve yıllardır Fiba'nın perakende tekstil operasyonlarını Rusya'da zirveye taşıyan, bu muhteşem kariyerine ara vermeksizin iki dünya tatlısı kızını da büyüten eşi Yeşim Bulum Aydınoğlu... Onlarla sohbette, Emniyet amiriyken siyasi görüşlerinden dolayı atılıp Rusya'da hem işindeki başarısı, hem Nazım anma törenlerindeki rolüyle öne çıkan Ali Galip Savaşır... Başınızı ne yana çevirseniz yıllar içinde çoğunu yazdığım, bazıları hala yazılmayı bekleyen başarı öyküleriyle doluydu dün gece...

CEB'in 20. yıl gecesi hem bize “neler başardığımızı” hatırlattı, hem daha neler başarabileceğimize dair umut ve moral aşıladı...

Evet, Rusya'da çok zor bir dönemden geçiyoruz... Evet, bir yandan uçak krizi, öbür yandan Rusya'nın kendi ekonomik krizi üstümüzden silindir gibi geçti...

Ama vazgeçmeyen, yoluna devam edenler, önündeki ağaçtan çok karşıdaki ormana bakanlar eninden sonunda hep kazandı. Tıpkı, satışın eşiğinden dönen ve o planı rafa kaldırıp Rusya'ya daha da sağlam basan CEB gibi...


Son tahlilde insan, bir gerçeği teslim etmezse “haksızlık edeceği” hissine kapılıyor ve huşu içinde şu sözlere sığınıyor:

“Bize ne kadar çok şey verdin Rusya...”

12 Eylül 2017 Salı

"Damat çatlatacak" bir Rus mutfağı yazısı: Ne aldı, ne verdi, nesiyle meşhur?




SSCB yıllarında "yokluk" içinde unutulan, farklı halkların yemekleri ile harmanlanan, son yıllarda şaşaalı restoranlar ve "İmparatorluk tarifleri" ile yeniden hatırlanan ve yaygınlaşan Rus mutfağı, son dönemde yine tartışma konusu. Tartışmalar, "Yekpare bir Rus mutfağı var mı?" sorusunda düğümleniyor.

Bu vesile ile, Gazeta.ru, ünlü Rus yemek tarihçisi Pavel Syutkin'e Moskova mutfağının tarihini sordu.

Syutkin'e göre, Moskova mutfağının esası "vıpeçka", yani hamur işi. Önceleri bayram yiyeceği olarak tüketilen hamur işleri şehrin ticaret ve iş geçmişine ayak uydurarak ara öğünlerde tüketilecek bir atıştırmalık halini alıyor.

Rusya'nın başkenti ve vitrini olan Moskova bir metropol, mutfağı da komşuların en iyi yemeklerini benimsemiş bir metropol mutfağı: Valday'dan "baranka" (simit şeklinde bir peksimet), Urallardan pelmeni (mantı), Avrupa'dan mayonezli salatalar ve Kafkasya'dan "şaşlık", yani şiş kebap bugün artık Moskova'da tüketilen vazgeçilmez lezzetlerden.

Pavel Syutkin günümüzde şehir mutfağına hükmeder görünen fast food restoranlarının, pizza ve suşilerin önemini abartmamak gerektiği görüşünde.

Tarihçi, Sovyet döneminde rejimin tüm özendirmelerine karşı dışarıda yenen yemeğin evde yenenin yalnızca yüzde 15-20'sine karşılık geldiğini hatırlatıyor.

Bugün de durum farklı değil.

Evlerde hala en sık hazırlanan yemekler borş, rassolnik, Kiev usulü köfte, denizci makarnası, omlet, solyanka, Olivye salatası (Rus salatası) ve selyodka pod şuboy (rende turp ve ringa balığı ile hazırlanan bir salata).

Syutkin Rusyalıların restoranlarda bir elli yıl daha pizzay seve seve tüketeceğini, sonra zamanında pelmeni, yani mantının başına gelenin pizzanın da başına geleceğini ve Rus mutfağının bir parçası olacağını söylüyor.

Tarihçi yekpare bir İtalyan mutfağının olmadığı gibi, Rus mutfağının da olmadığını, "milli mutfağın" ulusun tarihine paralel olarak gelişim gösterdiğini hatırlatıyor.

Tatar istilası üzüm, kuru meyve ve yağda kızartma adetlerini getirirken, Bizans ile ilişkiler Rusya'yı greçka (karabuğday), sebzeler ve baharatlarla tanıştırıyor.

Petro öncesi yabancılara nispeten kapalı bir toplum olan Rusya genç çarın Hollanda'dan getirdiği ustalarla birlikte Avrupa usulü bira, sosis ve sucuğu öğreniyor.

1812 Kurtuluş Savaşı sonrası Rus mutfağı Fransız etkisi altında incelik kazanırken meşhur Sovyet yönetici Anastas Mikoyan'ın Amerika seyahati sonrası hamburger, meyve suları ve yeni tahıllarla tanışıyor.

Pavel Syutkin 'Yabancılar Rus mutfağından ne almış?' sorusunu yanıtlarken Rus mutfağının orta çağda komşularında ödünç alma isteğinden ziyade, merak ve şaşkınlık uyandırdığını söylüyor.

XIX. yüzyılda ise işler değişiyor. Borş, kulebyaka, meşhur Guryev kaşası ve Rus usulü mersin balığı bu dönemden itibaren Batıda ilgi gören Rus yemeklerinden. Meze masası da yine Batılıların sevdiği ve benimsediği Rus adetlerinden.


Alkollü içeceklere gelince...

Rusların geleneksel içkisi yaygın kanının aksine votka değil, bira ve medovuha. Medovuha 8-12 derece arası sertliğe sahip bal esaslı bir mayalı içki. İmbik teknolojisinin Rusya'ya gelişi ise XV-XVI. yüzyıllara rastlıyor. O yıllarda yaygın çavdar tarımının yapıldığı ülkenin sert içkici çavdar esaslı polugar. Votka tabiri, bu yıllarda polugarın meyveli ve böğürtlenli likörleri için kullanılıyor.

Metro’da ilk seyahat

Kaynak: http://turkrus.com/

Metin Uçar, Moskova'da işi ile evi arasında gidip gelenlerden değil, bu şehri ve hayatı "derinlemesine" yaşayanlardan biri. Çeyrek yüzyılı aşan Rusya hayatından gözlemlerini kaleme alan, mükemmel Rusçası ile paylaşan, üreten bir isim. Son olarak Uçar'ın bir makalesi,  tirajı 1 milyonu bulan ve tıpkı dünyanın pek çok metropolünde olduğu gibi Moskova'nın metro istasyonlarında da dağıtılan "Metro" gazetesinde yayınlandı. Makale, şehrin 870. kuruluş yıldönümünde, Moskovalı anılar yazı yarışmasında yayınlandı ve 90'lı yıllarım başında gelen ilk Türk inşaatçıların hayatından renkli bir kesiti paylaştı:

Metro’da ilk seyahat

90’lı yıllardı. Yolumuz Moskova’ya düşmüştü. Bir inşaatta çalışıyorduk. Ancak dört ay sonra şehri gezme imkanımız olmuştu. Göreceğimiz yerler listesindeki en önemli hedeflerimizden biri tabii ki Moskova Metrosu’ydu. Bir yandan dünyanın en küçük de olsa metrosuna sahip olduğumuz için gurur duyuyorduk. Bu İstanbul’daki ‘Tünel’ idi. Şimdi 142 yaşında. Evet, evet 142! Sadece iki istasyonu var. Birinci ve sonuncu. Diğer yandan Moskova Metrosu deyince mesele çok farklı. Hem büyüklük hem de mimari güzelliği bakımından dünyada eşi olmadığını biliyorduk.
 
Tercüman olduğum için formen ve mühendislerden oluşan dört kişilik grubun lideri olmuştum kendiliğinden. Şimdi adını hatırlamıyorum, ancak istasyonlardan birinde metroya indik ve şimdi vagonda seyahat ediyorduk. Her şey çok ilginçti, istasyonlar, insanlar, metro vagonları. Tıpkı bugün gibi hatırlıyorum: Metrodaki tüm istasyonları bir kerede gezebileceğimi öğrendiğimde şaşkınlığımın sınırı yoktu. Moskova’nın tümünü görebilirim diye düşünmüştüm. Memleketinde metro olmayan bir insan için her şey çok heyecan vericiydi ve şaşırtıcıydı!
 
Hem gidiyor hem de kaç istasyon geçtiğimizi sayıyorduk. Sağ salim aynı istasyona geri dönebilmek için. Bir yerde başka bir hatta geçelim dedik. Demez olaydık! Sonuçta yolumuzu kaybetmiştik... Geçtiğimiz istasyon sayısını karıştırdığımızı düşünüyorduk. Elimdeki haritadan istasyon adlarını kontrol ediyordum, ancak hiçbir şey anlayamıyordum. Arkadaşlarımdan biri kafamın karıştığını farkedince söylenmeye başladı, diğeri neredeyse bayılacak hale gelmişti. Meğerse kapalı yer korkusu varmış. Israrla dışarı çıkmamızı istiyorlardı. Hepsi bir ağızdan, ‘herhangi bir istasyondan dışarı çıkabilir miyiz?’ diye soruyordu. Çıkabiliriz diye cevap verdiğimde gözlerinde beliren mutluluğu şimdi gibi hatırlıyorum.


Sonuçta Kızıl Meydana yakın bir yerde yeryüzüne çıktık. Masalsı bir kar yağıyordu. Yaşadığımız sıkıntılar anında unutulmuştu. 27 yıldır metro en vazgeçilmez ve sevdiğim
taşıma sistemidir. Bu süre içinde metroda çok macera yaşadım. Ancak sizlere anlattığım o ilk maceranın anısı unutulmazlar arasında.

10 Eylül 2017 Pazar

Bir devir kapanırken: "Hruşçovka"larımızı özleyecek miyiz, nedir?..



M. Hakki Yazici


Geçenlerde bir hafta sonu bizim komşuları avluda toplaşmış gördüm. Durur muyum? Ben de hemen alelacele giyinip, sokağa fırlayıp aralarına karıştım.

Vladimir İvanoviç, karısı Olga teyze, Azeri Hüseyin, onun eşi Elena İvanovna, Nikolay Vladimiroviç, Pavel Viktoroviç,  ihtiyar Kolya Dayı, bizim katta yan dairede oturan babuşka İrina; tanıdığınız, tanımadığınız hemen herkes oradaydı.

Aralarında hararetli bir tartışma vardı.

Konu: Hruşçovkaların yıkılıp, yerine yeni binaların yapılması.

Biliyorsunuz Rusya’da Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da Sovyet döneminden kalma beş katlı konutların tamamının yıkılarak yerlerine modern apartmanların inşa edilmesi projesini resmen onaylamıştı. Tasarı, Putin’in destek vermesinin ardından 14 Haziran’da Duma’da, 28 Haziran’da da Federasyon Konseyi’nde kabul edilmişti. 

Yasa, Rusya başkentinde 1957-1968 yılları arasında inşa edilen ve bugün artık güvenli olmayan konutların yıkılmasına izin veriyor.
Putin, Sovyet lideri Nikita Hruşçov zamanında inşa edilen ve o dönem milyonlarca aile için umut olan Hruşçovka apartmanlarının yıkımının tamamlanması için Moskova Belediye Başkanı Sergey Sabyanin'i görevlendirdi.

Sabyanin, Putin'le gerçekleştirdiği toplantıda, 'rahatsız ve kırık dökük' olarak nitelendirdiği Hruscovka'ların yıkımının yılsonuna kadar tamamlanacağı sözünü verdi.

Böylece yaklaşık 1,6 milyon kişinin yaşadığı evlerin yıkılmasının önü açıldı.  

Konu gerçekten konuşulup, tartışılmayı gerektirecek önemde. Başlarını sokacakları bir eve sahip milyonlarca insanı ilgilendiriyor-ki gerçekten bu insanların pek çoğunun yaşamındaki en önemli şeylerden biri bu evler. Yolda, Metroda, değişik ortamlarda kulak kabartırsanız “kvartira”, “maşina”, “daça”, yani ev, araba, yazlık sözcüklerinin Rusların günlük konuşmalarında ne kadar sık kullandıklarını görürsünüz. Tabii evler eski olunca “remont”, yani tamir, tadilat sözcüğü de bunlara ekleniyor.

Moskova’da konut sahibi olma sorunu yeni sayılmaz. Örneğin, Bulgakov’un “Usta ve Margarita” adlı eserinden Rusların günlük dil dağarcığına geçen “Kvartira (apartman dairesi) konusu, Moskovalıları bozdu,” gibisinden bir söz vardır.

Ancak hiç küçümsememek lazım, milyonlarca insanı üst düzey siyasi meselelerden çok daha fazla ilgilendiren, düşündüren bir şey bu... Konuyu sadece mal, mülk meselesine indirgemek haksızlık olur.

Evini sevme, bağlanma, alışkanlıklar, anılar da var işin içinde.

Arkadaşım Mustafa Öztürk, bir ara “Moskova’nın "nazım planında" bulanık sokaklar var... O sokaklarda aşkları var... O sokakların sakinleri değişmiş, ama bir önceki sakinlerinin hikayelerini bilenler daha yaşıyorlar...” demişti.

Komşularımın yüzlerine tek tek bakınca ne kadar haklı olduğunu anlıyorum.
Bizimkileri bir düşüncedir almıştı. Beni de kuşkusuz. Tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyorduk, ama proje hayata geçtiğinde belki yeniden komşu olamayacaktık.

Bu mesele kuşkusuz yaşam derdindeki bütün Ruslar için önemli, ama benimkisi komşularımı yitirmek korkusu… -Ki sanırım onlar için de bu komşularını yitirmek konusu önemli meselelerden biri.

***
Komşulardan birisi ağır havayı dağıtmak için araya bir anekdot sokuşturdu:

“Rivayete göre Moskova Belediye Başkanı Sabyanin bir yerlerden eski başkan Lujkov’un şehrin bilinmeyen bir semtinde yerin altına çok büyük hazine sakladığını duymuş.

Bunun üzerine bütün kaldırımlar sökülür, altlarına bakılır; sonra yenileri döşenir.

Bu arada özellikle Metro istasyonlarının çevresindeki palatkalar, derme çatma küçük satış kioskları yıkılır. Amaç yine aynıdır.

Bu sürekli inşaat halinden bütün Moskova’lılar gibi rahatsız olan Putin’e konu açıldığında Sabyanin durumu izah eder.

Putin, o hepimizin bildiği biraz da dalga geçen yüz ifadesiyle Hruşçovkaların altına baktınız mı?” diye sorar.

Komşular çok güldüler, ancak Vladimir İvanoviç’in bu anekdottan pek hoşlanmadığını yüzünden anlıyorum. Zira aziz komşum, soğuk savaşı da, soğuk savaş uydurması fıkraları da benim gibi sevmez.

***
Moskova’da şu sıralar gezinenler bilir kaldırım değiştirme çalışmaları halen devam etmekte. Ortalık savaş alanına dönmüş durumda. Trafik sıkışıklığı had safhada. Eylül başında okullar da açıldı, bakalım halimiz nice olacak?

Moskova’nın merkezinde bulunan Tverskoy, Strastnoy, Petrovskiy ve Sretenskiy bulvarlarında ‘Maya Ulitsa’ programı çerçevesinde yapılan tamirat çalışmalarının sona erdiği belirtildi, ama daha çok is var.

Moskova Belediyesi resmi internet sayfasından yapılan açıklamada 2017 yılının Haziran ayında başlatılan çalışmalar sırasında 0,5-2,5 metreye genişletilen kaldırımların beton yerine daha dayanaklı olan granit ile kaplandığı kaydedildi.

Ancak Bulvarnoye Kaltso’da devam eden çalışmaların yılın sonundan önce bitmesi beklenmiyor.

Bütün bu toz dumanın içinde Sabyanin’in yaptığı iyi ve başarılı şeylerin olduğunu hakkını yememek için söylemem gerekir.

Örneğin merkezde, Kızıl Meydan’a yakın pek çok sokak araç trafiğine kapatılarak, güzel bir tasarım ve düzenlemeyle tamamen yayaların kullanımına açıldı.  Tverskaya’da seneler önce köklenen ağaçların yerine yenileri dikildi.

Benim favori gezme mekanım Park Muzeon artık çok güzel bir yer. Gorki Park da eskiden olduğu gibi insanların gitmeye korktuğu serkeş yatağı değil.

Vladimir İvanoviç’in “Bizim memlekette şöyle, böyle” diye kafasını şişirdiğim araç park sistemi, resmi plakalı taksi sorunu hızla ve bizi kıskandıracak şekilde çözüldü. Sokaklarda adım başı bisiklet kiralama istasyonları var.

Gorki’nin heykeli Park Muzeon’daki sürgünden sonra Belaruskaya Meydan’ındaki yerine geri döndü. Dzerjinskiy’nin heykelinin de Lubyanka Meydanı’ndaki yerine dönmesini bekliyorum.
Bu arada benim her gün keyifle kullandığım konforlu yeni yerüstü metro halkası MTSK’yı da unutmamak lazım.

***
Neyse bunlar başka konu.

Yazının başından beri bahsettiğim Hruşçovkaların anlamını bilmeyenler vardır mutlaka. Bilenler bilmeyenlere anlatsın demeyelim, bilenlerden izin isteyip biraz anlatalım.
Hruşçovka, düşük maliyetli, beton paneller veya tuğla ile Sovyetler Birliğinin 1960’lı yıllarında yapılan evlerin gayrı resmi adıdır.

Bu binalar, Sovyetler döneminde İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan konut sorununun giderilmesi için 1950 ve 1960'larda toplu hâlde inşa edilmiş, bir süre sonra da planı ortaya atan SSCB lideri Nikita Hruşçov devrinde yapıldıkları için onun ismiyle “Hruşçovka” (хрущёвка) olarak anılmaya, adlandırılmaya başlamışlardır.

Maliyeti düşük ve yapımı kolay, beş katlı, hepsi ayni, standart plana sahip, çok fazla lüksü olmayan küçük apartman dairelerinden oluşan basit, ucuz evler olan bu apartmanlardaki daireler, bir ya da iki oda, mutfak ve banyodan oluşuyor.

​Apartmanlar asansöre gerek olmaması için genellikle 5 katlı olarak inşa edilmiştir.
Tipik bir K-7 serisinden Hruşçovka`da toplam 30 m2’lik, tek odalı daireler, 44 m2’lik iki odalı daireler ve 60 m2’lik üç odalı daireler bulunur.

Hruşçovka'lar milyonlarca kişi için, Sovyetler'in önceki dönemlerinde yapılan, her bir ailenin evin bir odasını kullandığı, mutfak, banyo ve telefonunsa ortak olduğu komünal apartmanlarla (kommünalka) karşılaştırıldığında lüks olarak görülüyordu.

Bu küçük daireler kuskusuz başlangıçta küçük aileler için tasarlanmıştı, ancak belki de üç kuşaktır iki odalı dairelerde bir arada yasayan aileler var su anda.

Bizim gibi Türkiye`de üç oda, salon, salomanje evlerde yasayanlara garip gelebilir, ama böyle. Şaşıranlara şöyle söyleyeyim, biraz daha şaşırsınlar; Rusya`da bizim 60`li, 70`li yıllarda tanıştığımız türden “gecekondu”lar ve yolu, kanalizasyonu olmayan yoksul gecekondu mahalleleri yok.

Sonuçta Rusya’da o dönemde milyonlarca insan lüks olmasa bile başlarını sokacak eve kavuşmuşlardı.

İlber Ortaylı, bir yazısında, “Kruşçev sadece siyasetle ayakta kalmadı. Bir apartman dairesi, bir arabacık ve bir sayfiye kulübesi insanların hayalini süsledi ve büyük ölçüde de verildi. İnsanlar tek odada iki aile yaşamaktan ve komünal binada 20 daire bir tuvaleti kullanmaktan bıkmıştı. 30 metrekarelik, tek oda, aralık ve müstakil banyo evler onların yüzünü güldürdü. Otomobilcikleri ile daçalarına gidip patates, soğan yetiştirdiler. Hiç değilse bu gıdalar için uzun kuyrukta dikilmekten kurtulmuşlardı,…zevksiz, kalitesiz, her tarafta ortaya çıkan çirkin yapılar insanların küçük ev özlemini sona erdirmişti. Kruşçev alay edilirken bile gülümsenerek anılıyor. Kruşçev apartmanları olmasa daha 50 yıl sürecek bir konut problemi söz konusuydu,” demişti.

Yineleyelim; gerçekten de sanayileşme döneminde büyük şehirlerde yoğunlaşan insanlar derme çatma, düşük kaliteli, küçük de olsa başlarını sokacakları bir eve sahip olmuşlardı.

Hruşçovka'lar, 'rahatsız ve kırık dökük' olarak nitelendirilse dahi, milyonlarca kişinin barınma ihtiyacını karşılamıştı.

Evler, zamanla Sovyet kültürünün kalıcı bir parçası hâline de geldi

Bu binalar, aslında konut azlığına çare olması için geçici olacağı düşünülerek bütün Sovyet coğrafyasında yapılan evlerdi. Sadece birkaç on yıl boyunca kullanılmaları için tasarlanmıştı. Zira Sovyet liderleri 'gerçek Komünizmin' gelmesi hâlinde bu apartmanların değiştirileceğine inanıyordu. Konut sıkıntısının olmayacağı komünizmin daha ileri bir evresi için daha lüks konutlar planlanıyordu.

Hruşçov`a gore, yirmi yıl içinde, 1980’lerin başında bu evreye ulaşılacaktı. Daha sonra Brejnev, her ailenin her ferdinin müstakil bir odasının ve bir ekstra odanın olduğu apartman daireleri sözünü vermişti.

Ama malum; olmadı iste.

Konumuz da bu zaten; başlangıçta 25 yıl ömürlerinin olması öngörülen bu evlerde hala pek çok insan yaşıyor.

Sabyanin'in verdiği bilgiye göre, 1.6 milyon Moskovalı, yani şehir nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u hâlâ bu apartmanlarda yaşıyor.

***
Bizim oturduğumuz Hruşçovka 1958 yılında yapılmış bir bina.

Avluda bizim evin dışında Hruşçov’un ilk iktidar döneminde yapılmış, ancak Stalin dönemi karakteristiğinde iki bina ve daha sonraki dönemde yapılmış bir başka bina var. Ve avlunun ortasında, bütün bu binaların arasında küçük, sevimli bir park…

Nazım Hikmet, bize on beş dakikalık yürüme mesafesinde komşumuzmuş. Yaşamını kaybettiği 2. Pesçanaya Caddesi’ndeki evi 1950 yılında yapılmış bir Stalin dönemi binası.
Bilmeyenlere ilginç gelebilir; Rusya’da ve hatta eski Sovyet coğrafyasındaki başka ülkelere, başka şehirlere gittiğinizde o şehre, semte yabancı olsanız bile gördüğünüz binaların hangi döneme ait olduğunu anlayabilirsiniz. Çarlık Döneminde mi, Devrimden sonra mı; Stalin, Hruşçov veya yaşlı liderler Leonid Brejnev, Yuri Andropov ya da Konstantin Çernenko döneminde mi yapılmış olduklarını hemen anlarsınız.

***
Gerçi bu yeni binalar için söz konusu değil, ama Rusya`da eskiden kalan, henüz tam olarak değişmeyen değişik bir mülkiyet işleyişi var. Siz oturduğunuz apartmandaki dairenizin sahibi olabiliyorsunuz, ancak toprağın sahibi olamıyorsunuz. Yani mesela bizdeki gibi daire malikleri, kentsel dönüşüm projeleri kapsamında veya bir şekilde ev eskidiği ya da daha karlı seçenekler olduğu için bir müteahhitle anlaşıp, binayı yıktırıp yeni bir apartman yaptıramıyor.

Bütün apartman bakım, temizlik hizmetleri merkezi olarak, bizim muhtarlık gibi diyebileceğimiz merkezi devlet birimleri tarafından yerine getiriliyor. Daha önce de bahsetmiştim ısınma zaten merkezi olarak hallediliyor.

Kapıcı Mehmet Efendiniz olmuyor yani.

Vladimir İvanoviç’e bu yenilenme işlerinin Türkiye’de nasıl yapıldığını anlatıyorum. Müteahhitlerle kat karşılığında yapılan anlaşma yapılarak inşa edilen yeni apartmanlardan, kentsel dönüşüm projelerinden söz ediyorum.

Yüzüme gülümseyerek bakıyor, “Anlatırken gözlerin ‘dolar dolar’ bakıyor, farkında mısın?” diyor.

Utanıyorum, yemin billah öyle olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Ama bir yandan da böyle büyük bir projenin Rusya’da zaten güçlü ve kendini kanıtlamış Türk inşaat firmaları için yeni bir iş alanı yaratmasının mümkün olup olamayacağını düşünüyorum.

***
Toplam 25 milyon metrekarelik alandaki eski apartmanların yıkılmasının ve yerine yenilerinin yapılmasının kent bütçesine 2,5-3 trilyon rubleye mal olması bekleniyor.

İlk hesaplamalara göre 8 bin bina yıkılacak ve projenin yerine getirilmesi 20 yıl sürecek.
Yıkılacak binaların çoğu Dejneva, Profsoyuznaya, Rusakovskaya, Narodnogo Opolçeniya, Yabloçkova, Koçtoyantsa, Pavlova, Yartsevskaya, Generala Karbışeva sokaklarında ve Jukova ve Leninskiy Caddelerinde bulunuyor. Yıkılmış binalara dair bilgileri de içeren yıkılacak binaların ayrıntılı listesi Moskova Belediyesi resmi sayfasında yayımlandı.
Evleri yıkılacak kişilere yeni konut tahsis edileceği veya tazminat ödeneceği açıklandı.

Yani çok büyük ve maliyetli bir proje.

Peki, herkes bu gelişmelerden mutlu oldu mu?

Hayır, bazıları olmadı.

Moskova’da Sovyet döneminden kalma beş katlı konutların tamamının yıkılması kararını protesto etmek için binlerce kişi sokağa döküldü. Geniş katılımlı protesto gösterileri düzenlendi.

Konut sahiplerine, “inşaat lobisine” karşı evlerini koruma çağrısı yapan göstericiler, Belediye Başkanı Sergey Sabyanin’in de istifasını istedi.

Bu arada haberler üzerine bitpazarına nur yağdı, konut piyasasındaki hareketlenmeler sonrasında bu eski konutlara talepte patlama yaşandı.

RBK’nın Inkom Nedvijimost şirketinin verilerine dayanan haberine göre, ikinci el konut pazarında Hruşçovkalara olan talepte yüzde 25’lik bir artış kaydedildi. Verilere göre, Moskova’da bugün beş katlı eski Sovyet apartmanlarındaki dairelerin ortalama metrekare fiyatı 158 bin ila 171 bin ruble arasında değişiyor.

Vladimir İvanoviç’e “Umarım bu büyük projenin kazananı pusuda bekleyen rantçılar olmaz,” diyorum.

***
Moskova’nın yazını çok sevdiğimi hep söylerim. Parkları, ormanları, nehri, göletleri, fıskiyeleriyle muhteşem bir şehir… Şehirciliğinin de dikkate değer olduğunu söylemek gerek.
Bu güzelliği bozmamak gerek. Tam tersine bu güzelliğe güzellik katmak gerek.

Moskova bunu hak ediyor.

Vladimir İvanoviç, “Niye tarih okuyoruz?” diye lafa başlıyor.

Sözü nereye getireceğini merakla bekliyorum.

“Sadece geçmişi öğrenmek merakımız yüzünden değil tabii ki. Bir nedeni de geçmişte yaşanan olumsuz olaylardan ders çıkarmak için,” diyor.

Benim o zaman kadar bilmediğim bir olayı anlatıyor.

“Dünyanın güzel şehirlerinden bahis açılınca ilk akla gelenlerden biri kuşkusuz Paris’tir. Peki, Paris’in güzelliğinin korunmasının direkten döndüğünü kaç kişi bilir?”

Evet, böyle bir hikaye varmış. O güzelim Paris’in 1925 yılında betondan, demirden, camdan binalar yığınından oluşan bir kent haline gelmesinin kıyısından dönülmüş meğer.

“Le Corbusier ismindeki çağdaş olma iddiasında bir mimar, bir tür yeni Haussmann’lığa niyetlenmiş, Paris’in en eski tarihi bölgelerinden Marais’ye buldozerlerle girmeyi planlamış. İki bin yıldan fazla tarihi geçmişi olan bu mahalleyle birlikte Seine nehrinin kuzeyinde kalan şehir merkezini dümdüz ederek altmışar katlı, haç biçimli dikdörtgenler dikmeyi kafasına koymuş.  Aralara da doğallık sosu olsun diye biraz çim serpiştirilecekmiş.

Le Corbusier olarak tanınan Charles-Edouard Jeanneret  İşviçre asıllı Fransız mimar, modernizme ve uluslararası tarza yaptığı katkılarla tanınıyor. Mimarlık tarihinde önemli bir isim. Modern şehir planlaması ve özellikle de sosyal konut planlaması denince de akla gelen ilk isimlerden biri. Dikey şehirleşmenin kuramcılarından…

Le Corbusier, geleneksel, süslemeci mimarlık anlayışının tersine, yalın ve işlevsel yapıları savunmuş, toplu konut anlayışına yeni bir boyut getirmiş.”

Ben, öyle iri, uzun binalardan oluşan semtleri pek sevmem, ama konut sorunun başka türlü nasıl çözülebileceğini de hep düşünürüm.

Vladimir İvanoviç, anlatmaya devam ediyor.

“Yaşayan hücre” olarak nitelediği ilk ev modelinde hücre adını verdiği birimler bir araya getirildiğinde bir blok oluşturuluyordu. Bin, iki bin kişiyi barındıracak en az 18 katlı bu yapıların içinde, rafa dizilen şişeler gibi yerleştirilmiş, apartman dairelerinin yanı sıra, anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimleri bulunuyordu.

Uzun süren kariyeri uzun boyunca Avrupa'da, Hindistan'da ve Rusya'ya başlıca olmak üzere oldukça bilinen binalar inşa etmiş.

Corbusier, 1928 yılında Moskova'ya gelmiş, büyük bir heyecanla karşılanmış. Ünlü mimarın gelişi devletin resmi yayın organı niteliğindeki Pravda'nın baş sayfasından müjdelenmiş. 1932'ye gelindiğinde ise aynı Pravda, mimarın "Palace of Soviets" binası için Stalin'in isteğiyle açılan mimari yarışmaya gönderdiği tasarımı "kongre hangarı" şeklinde niteleyerek alaya alır.

Le Corbusier'nin Sovyetler Birliği ile flörtü hayal kırıklığı ile sona erer. Corbusier'nin 1931 yılında "Palace of Soviets" için açılan yarışmaya katıldığı modernist tasarımı, Stalin'in yarışma tamamlandıktan hemen sonra fikrini değiştirip, sosyalist gerçekçiliği yansıtan bir tasarım istemesi nedeniyle rağbet görmez.

Mimar,1928-1932 yılları arasında Rusya'da hayata geçirilmiş tek tasarımı olan Soyuz Center  (Tsentrosoyuz) projesi için üç kez Rusya'ya gelir.

Ancak, Corbusier'nin Rus mimarisi üzerindeki etkisi uzun dönemde devam eder. Stalin'in ölümünden sonra Corbusier'nin biçim ve kent planlamasına dair fikirleri dönemin pek çok projesinde tekrar hayat bulur. Cohen, "Corbusier'nin biçim anlayışı özellikle 60'lı ve 70'lı yılların Rus mimarisinde son derece açık bir şekilde görülür" diyerek bu duruma işaret etmekte.

Vladimir İvanoviç, bunları anlatırken, ben de kafamda Sovyetler Birliği Dönemindeki büyük bloklardan oluşan yapılanmayı kafamda anlamlandırıyorum.

Le Corbusier’nin “Bir şey, bir ihtiyaca cevap veriyorsa güzeldir” felsefesi, işlevselcilik akımının da temelini oluşturuyor. 19. yüzyıl endüstri kentlerinde yaşam koşulları son derece kötüdür. Özellikle, işçi mahalleleri ve kent merkezlerinde artan nüfus yoğunluğu, yaşam koşullarını bir hayli ağırlaştırmıştır. Le Corbusier, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve giderek ağırlaşan yaşamsal sorunların ancak yepyeni bir mimarlık anlayışı ile mümkün olabileceğine inanıyordu. 

Kanaatim pekişiyor. Bana kalırsa Hruşçov sonrası yapılan devasa blokların mimarisinde ondan etkilenme var.

Aslında bu mimar, önemli bir isme sahip, ancak ruhsuz ve estetikten uzak basit yapı anlayışı sonraları çokça eleştirilmiş. Daha sonra eleştirmenler tarafından mimarlık biçimi-stili ruhsuz monolitler olarak (yekpare dikmeler) olarak değerlendirilmiş.

Adamın dediğine göre, örneğin 2.700 kişi tek bir kapıyı kullanabilirmiş. Ne gerek varsa?

Ev, yalnızca içinde yaşanacak bir makineymiş. Ya ruhu?

Otoyol kafalı mimara göre, karmaşık sokaklar “eşek patikası”ymış, insana yakışan ise dümdüz bir yolmuş. Ne yoluysa?

Mimarın hevesi kursağında kalmış. Le Corbusier, Paris’te planlarını gönlünün istediği gibi hayata geçirememiş, ama dünyanın birçok yerinde onun ardılları benzer işler yapmışlar.
İlhamını Corbusier’den alan bu ve benzeri eğilimler, bütün güzel şehirler gibi Moskova’nın geleceği için de tehdit oluşturuyor. Hassas olmak gerek.

Vladimir İvanoviç, devamla; “Paris’i katletme planını gerçekleştiremese de, başka yerlerde bu bakış açısını hayata geçirmeyi başardı. Daha da kötüsü, bu akım pek çok başka mimara da ilham verdi. Ancak işi çok da kolay değildi, örneğin o günlerde geleneksel yapıyı yok sayan bakış açısından rahatsız olan Bordeaux belediyesi, Le Corbusier’in şantiyesini su şebekesine bağlamayı reddetti ve işçileri susuz bıraktı.

Plan Voisin Paris’teki politikacılar ve endüstri devrimi yanlıları tarafından bile kabul edilemez bulundu ve tozlu raflara kalktı. Ama etkisi dünyanın en güzel kentlerini beton gölgesine mahkum etti,” diyor.

Ben de “Bizim memleketteki beton satış ofislerinde de kendisinin portresini gururla asabilirler,” diye mırıldanıyorum.

***
Putin, baştan beri anlattığım konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Moskovalıların beklentisi, bu apartmanların yıkılıp yerlerine yeni binaların inşa edilmesi. Ben de bunun en doğru karar olduğunu düşünüyorum. Tek konu başkentin bütçe imkanları. Gelin bunu yapalım. Ancak, tamamen halkın yararına olacak bir organizasyon bekliyorum” demişti. 

Umarım şehrin yeşil dokusunun gözetildiği, mimari estetiğin de dikkate alındığı güzel binalar yapılır.

Ne diyelim?


Dileğimiz Moskova ve Moskovalılar için her şeyin iyi olması. 

Sadovoye Koltso 425 yaşında


Moskova'nın şehir planlaması, merkezden çevreye doğru genişleyen, iç içe geçmiş "halka yollar"dan oluşuyor.

İlk halka, "Bulvarnoye Kaltso" (Bulvar Çemberi), tarihi Moskova'nın Kremlin merkez olmak üzere yaklaşık 1,5 kilometre ötesinde bulunuyor.


Kremlin'den 2 kilometre uzaklıktaki ikinci "çember yol" ise Sadovaya Koltso yani "Bahçe Çemberi" adlı ilk çevre yolu. İşte başkentin ana damarı sayılan bu önemli yolun 425'inci kuruluş yıl dönümü görkemli gösterilerle kutlandı. 

Rusya’da halka soruldu: "Moskova denince aklınıza ne geliyor?"

 

Başkentin 870'inci yıldönümünde Rusya’da yapılan bir araştırmada, ülke halkının Moskova’ya bakışı mercek altına alındı. Ankette, halkın gözünden başkentin başlıca sorunları sıralandı. Rusya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi VTsİOM’un anketine göre, Rusya vatandaşlarının yüzde 78’i Moskova’nın ekolojik anlamda ülkenin geri kalan kesimlerine göre daha kötü durumda olduğunu düşünüyor.

Halkın yüzde 52’si konut sorunu, yüzde 42’si güvenlik açısından başkenti yaşanılır bulmuyor. 

“Moskova deyince ilk aklınıza gelen ne?” sorusuna verilen olumlu ve olumsuz cevaplar ise şöyle:

Güzel şehir: %12
Mükemmel şehir: %5
Kalkınma: %5
Yüksek yaşam seviyesi: %3
Gurur: %3
Büyük imkanların şehri: %2
Misafirperverlik: %1

Trafik: %4
Ayrı bir ülke: %4
Antipati: %3
Her şey Moskova için yapılıyor: %3
Kabalık: %2
Hayat pahalılığı: %1
Büyük bir köy: %1

Hırsızlar, haydutlar, su oranlar: %1