Moskova

Moskova
Petersburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Petersburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2025 Pazartesi

Tarihten bir yaprak: Çar Petro köprüleri yasaklamıştı!


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Bugün yaklaşık 800 köprüsüyle tanınan St. Petersburg, kurucusu I. Petro’nun (Büyük Petro) ilk dönemlerinde köprüsüz bir şehir olarak tasarlanmıştı. Çarın amacı, kenti Avrupa’nın en büyük limanı haline getirmek ve halkını Amsterdam’daki gibi tekneyle seyahat etmeye alıştırmaktı. Kış aylarında donmuş Neva üzerinde kızaklarla geçiş yapılırken, ilk olarak saray soytarısı buz üstüne çıkar, davul çalar ve ardından iplerle güvenlik sağlanarak karşı kıyıya yürünürdü. Baharda ise üç top atışıyla seyrüsefer açılır, Petro bizzat kayıkla nehirden geçerek törene öncülük ederdi.

O dönemde kentte yalnızca iki tahta köprü bulunuyordu: Berezovıy ile Zayaçiy adalarını bağlayan Ioannovsky ve inşaat malzemeleri için kullanılan Aniçkov köprüsü. Petro’nun köprü yasağının birkaç nedeni vardı. Neva’nın her yıl taşan suları köprüleri sürükleyip götürüyordu; ticaret gemilerinin geçişini engelleyebilecek sabit yapılar da istenmiyordu. Ayrıca nehir geçişlerinden elde edilen gelir hazinenin önemli kaynaklarından biriydi. Çarın, büyük bir fırtına sonrası sarayında 50 santimetreye varan su seviyesini kayda geçirdiği mektubu, o dönemin zorluklarını gözler önüne seriyor.

Çar’ın ölümünden iki yıl sonra, 1727’de ilk yüzer köprü, İsaakiyevski Most (St. Isaac Köprüsü) inşa edildi. 26 düz kayığın üzerine kurulan bu geçitten Vasilievskiy Adası’na ulaşım sağlanıyordu ve 1754’e kadar geçiş ücretliydi: kişi başı bir kopek, araba başına beş kopeyk. Nihayet 1850’de Admiralteystvo ile Vasilievskiy adalarını bağlayan ilk kalıcı köprü, Blagoveşenskiy Köprüsü hizmete açıldı. Böylece Petro’nun köprüye mesafeli vizyonundan, St. Petersburg’un köprüler şehri kimliğine uzanan yolculuk tamamlanmış oldu. 

(Anna Popova'nın RBTH'daki yazısından)

6 Ocak 2025 Pazartesi

Büyük Petro'nun ilk başlarda St. Petersburg'da köprü yapımını yasakladığını biliyor muydunuz?



Anna Popova

Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

St. Petersburg'da yaklaşık 800 köprü var! 

Fakat şehrin kurucusu Büyük Petro'nun ilk başlarda bunların inşa edilmesini yasakladığını biliyor muydunuz?

İmparator, St. Petersburg'un Avrupa'nın en büyük liman kenti olmasını istiyordu ve sakinlerinin Amsterdam'da olduğu gibi tekneyle seyahat etmesi gerektiğine inanıyordu.

Kişisel olarak örnek olup suya olan sevgiyi aşıladı.

Kışın, Neva Nehri buzla kaplandığında ve üzerinde kızakla veya yürüyerek seyahat etmek mümkün olduğunda, saray soytarısı donmuş nehre ilk inen kişi oldu.

Davullar çaldı ve sonra her ihtimale karşı, tedbir amacıyla ipler ve tahtalarla bir ekip eşliğinde diğer kıyıya geçti.

Ve ilkbaharda, I. Petro navigasyonu açtı: önce üç top salvosu attılar, sonra imparator nehri tekneyle geçti.

O zamanlar şehirde sadece iki köprü vardı ve bunlar ahşaptı: Berezovy ve Zayachy Adaları'nı birbirine bağlayan Ioannovsky ve yapı malzemelerinin teslimatı için kullanılan Aniçkov.

Bunun iki nedeni vardı.

Birincisi, her yıl Neva'daki su seviyesi o kadar yükseliyordu ki, bu tür tüm binalar, sonraki akıntı tarafından basitçe sürükleniyordu.

“Geçen gün, batı-güney-batı rüzgarı, daha önce hiç görülmediği kadar bir su getirdi. Odalarımda, zeminin 21 inç üstünde su vardı; sebze bahçesinde ve sokağın diğer tarafında teknelerle özgürce dolaşıyorlardı... çatılarda ve ağaçlarda, sanki bir sel sırasındaymış gibi, sadece erkekler değil, kadınlar da oturuyordu..." Peter, Aleksandr Menşikov'a yazdığı bir mektupta bunları belirtmişti.

İkincisi, köprüler ticari nakliyeye büyük ölçüde müdahale edecekti.

Ve üçüncüsü, insanların ve malların nehir üzerinden taşınması hazineyi dolduran karlı bir işti.

1727'de, Büyük Petro'nun ölümünden iki yıl sonra, St. Petersburg'da ilk yüzen köprü ortaya çıktı - Vasilievsky Adası'na geçmeyi sağlayan St. Isaac Köprüsü.

26 düz tekne, yani 'plaatsçuits' tarafından destekleniyordu.

1754'e kadar, köprüden geçiş ücretliydi - kişi başına bir kopek ve vagon başına beş kopek.

Ve 1850'de St. Petersburg'da Admiralty ve Vasilievsky adaları arasında ilk kalıcı köprü ortaya çıktı - Blagoveşçensky Köprüsü.

31 Aralık 2024 Salı

St.Petersburg'da kaç tane aslan var?


 

1974 yılı yapımı Sovyetler Birliği Dönemi 'İtalyanların Rusya'daki İnanılmaz Maceraları' filmi Leningrad’da geçer.

Bu, güzel Leningrad (şimdiki St. Petersburg) manzaralarında geçen harika bir komedi ve o zamanlar popüler olan bir Sovyet-İtalyan yapımının konusu da ilginç.

Yaşlı bir Rus göçmeni İtalya'da ölmek üzeredir ve torununa Rusya'da bir aslan heykelinin altında sakladığı büyük bir hazine olduğunu fısıldar...

Torunu ve bu heyecan verici haberi duyan bazı İtalyanlar (bir mafya üyesi dahil) gizli hazineyi aramak için Leningrad'a doğru yola çıkarlar.

Ancak, orada yüzlerce aslan heykeli ve heykel olduğu ortaya çıkar!

Hazine hangisinin altındadır?

Şehrin kadim sakinleri dahil pek çok insan St. Petersburg'daki aslanların tam sayısını söyleyemez.

Ama biz yine de şehrin yaklaşık bir “aslan” haritasını listelemeye çalışalım:

1. Sverdlovskaya set, rekor - 29 aslan

2. Banka Köprüsü'ndeki aslan-grifonlar - 4 adet.
3. Aslan Köprüsü - en saf 4 aslan.
4. Rus Müzesi 2 aslan tarafından korunmaktadır.
5. Petrovskaya set - 2 aslan.
6. Admiralteysky Prospekt, bina 12 - 2 aslan.
7. Peterhof, Samson'un elinde bir tane ama büyük bir aslan var.
8. Obukhovskoy Oborona Bulvarı, Volodarsky'nin yanında - 2 aslan.
9. Amirallik yakınındaki Saray Dolgusu - 2 aslan.
10. Uçan Hollandalı'nın -2 aslanı var.
11. Elaginoostrovsky Sarayı - 2 aslan.
12. Promenade des Anglais, 4 - 2 aslan.
13. em. Puşkin Evi yakınında Mkarova - 2 aslan.
14. Peter I'in evinin önünde 2 aslan var.
15. Elagin Adası'ndaki Cape - 2 aslan.

30 Ekim 2024 Çarşamba

St. Petersburg'da bir haftalık tatilin maliyeti ne kadar?



Kaynak: https://www.rbth.com/

  

Rusya'nın kültür başkentinde bir hafta hoşça vakit geçirmenin ve en az bir kere tiyatroya ve müzeye gitmenin uçak bileti hariç maliyetini hesapladık.

 

Havaalanından/havaalanına yolculuk

St. Petersburg'un bir havalimanı var, Pulkovo.

Buradan en yakın metro istasyonuna ('Moskovskaya' veya 'Prospekt Veteranov') şehir otobüsüyle gidebilirsiniz.

Kondüktöre ödeme yaparsanız yolculuğun ücreti 65 ruble (yaklaşık 0,67 $) veya 'Podorozhnik' seyahat kartınız varsa 44 ruble (~0,45 $) olacaktır.

Ancak, merkeze taksiyle gitmek yaklaşık 1.000 ruble (~10 $) tutacaktır. 

Toplam: Taksiyle giderseniz ~1.000 ruble (~10 $).

 

Konaklama

Her zevke ve bütçeye uygun 1.000'den fazla otel var.

St. Petersburg'da en çok turistin olduğu yaz aylarında fiyatlar daha yüksek olacaktır.

Diğer zamanlarda, bir pansiyonda bir odanın maliyeti yaklaşık 1.500 ruble (~15,5 $), şehir merkezinde iyi bir otelde - 3.000 ruble (~31 $) ve 5 yıldızlı bir otelde hafta geçirmek istiyorsanız, gecelik 10.000 ruble (~104 $) ve daha fazlasına mal olacaktır. 

Toplam: Şehir merkezinde bir otel için 21.000 ruble (~217 $). 

 

Toplu ulaşım

Toplu ulaşım ile seyahat etmek için, e-cüzdanlı bir 'Podorozhnik' seyahat kartı satın almak en iyisidir.

Metro, otobüs, troleybüs ve tramvaylarda seyahat için ödeme yapmak için kullanılabilir ve nakit ödemekten daha ucuz olacaktır.

Böylece, otobüste bir yolculuk 65 rubleye (~0,67 $) karşı 44 rubleye (~0,45 $) mal olacakken, metroda - 70 rubleye (~0,72 $) karşı 49 rubleye (~0,5 $) mal olacak.

Ayrıca, bu kartta her türlü ulaşım için bir, üç veya beş günlük sınırsız biletler aktive edilebilir. Bunlar sırasıyla 270 (~$2.8), 520 (~$5.4) ve 920 (~$9.5) rubleye mal olacak. Dolayısıyla, bu tür biletlerin kullanıldığı bir hafta 1.310 rubleye (~$13.5) mal olacak.

Toplam: 1.310 ruble (~13,5 dolar).

 

Yiyecek

Kuzey başkentinde düzenli olarak yeni işletmeler açılıyor, hem düşük bütçeye uygun kafeler hem de lüks restoranlar.

Fiyat aralıkları Moskova'ya benzer.

Ortalama olarak, şehir merkezindeki bir kafede kahvaltı yapmak yaklaşık 1.000 rubleye (~11$), akşam yemeği ise 1.500 rubleye (~15,5$) mal olacak. 

Toplam: Günde iki kez bir kafede yemek yerseniz 17.500 ruble (~180 $). 

 

Müzeler

St. Petersburg'un Rusya'nın kültür başkenti olarak anılmasının bir nedeni var.

Bir haftada tüm müzeleri gezmek imkansız, ancak en ünlülerini ziyaret etmeye değer: Ermitaj, Rus Müzesi, Kunstkamera ve Peter ve Paul Kalesi. 

Hermitage'a bir bilet 500 ruble (~5$), Rus Müzesi'ne – 600 ruble (~6$), Kunstkamera'ya – 400 ruble (~4$).

Bu arada, Peter ve Paul Kalesi'ne kapsamlı bir bilet 750 ruble (~8$). 

Toplam: 2.250 ruble (~23 $).

 

Tiyatrolar

Birçok turist St. Petersburg'u özellikle tiyatroya gitmek için ziyaret ediyor.

Modern olanlar da dahil olmak üzere opera ve baleyi seviyorsanız Mariinsky Tiyatrosu'na gidin.

Bilet fiyatları performansa ve haftanın gününe bağlı olarak değişir.

Kural olarak, klasikler için bilet fiyatları üst kademede 2.000 rubleden (~21 $) ve parterre'de yaklaşık 8.000 rubleden (~83 $) başlayacaktır. 

Klasik opera ve balenin sahnelendiği bir diğer eski tiyatro da Mikhailovsky'dir. Gösterilerin biletleri 3.000 (~31$) ile 15.000 ruble (~155$) arasındadır. 

Bir diğer popüler tiyatro da Rusya'nın en eskilerinden biri olan Alexandrinsky Tiyatrosu'dur. Burada, Rus yazarların klasik eserlerinden uyarlanan oyunların yanı sıra modern yazarların oyunlarını da izleyebilirsiniz. Parterre'deki biletler ortalama 2.000 ruble (~21 $) civarındadır. 

Toplam: 8.000 ruble (~83 $), eğer Mariinsky'de iyi bir yer bulursanız! 

 

Eğlence

Rusya'yı minyatür olarak görmek istiyorsanız, 'Grand Maket' sergisini ziyaret etmeye değer. Bir bilet 860 rubleye (~9$) mal olacak.

St. Petersburg'u St. Isaac Katedrali'nin sütunlu bölümünün tepesinden, 'Etazhi' loft projesinin çatısından ve Duma Kulesi'nin balkonundan da yukarıdan görebilirsiniz. Biletler 300-500 ruble (~3-5$).

Ancak, St. Petersburg'daki en popüler eğlence muhtemelen nehirleri ve kanalları boyunca bir tekne turudur. Böyle bir su gezisinin maliyeti yaklaşık 1.000 rubledir (~11 $). 

Toplam: 2.160 ruble (~22,5 dolar).

 

St. Petersburg'da bir hafta geçirmenin toplam maliyeti yaklaşık 50.000 ruble (~520 dolar).

12 Eylül 2024 Perşembe

Bitmeyen rekabet: Moskova ve Petersburglular neyi paylaşamıyor?


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rusya'nın başkenti Moskova ile "kuzeyin başkenti" St. Petersburg arasında tarih boyunca süregelen bir rekabet ve çekişme olduğu malum. Bu iki şehir, ülkenin kültürel, politik ve ekonomik merkezleri olmasına rağmen, birbirlerine karşı sürekli bir kıyaslama ve eleştiri halinde. Birbirlerine laf çakmalar, tepeden bakmalar, küçümsemeler bu "tatlı sert" ilişkinin çıkıntıları... RBTH, bu çekişmenin iki tarafının birbirine karşı yönelttiği bazı eleştiri, alay ve suçlamaları derledi:

Moskova'nın "kaba ve madiyatçı" olarak Görülmesi

St. Petersburg'da yaşayanlar, Moskova’yı genellikle kaba, maddiyatçı ve kültürel açıdan zayıf bulur. Onlara göre Moskova, paranın, siyasi gücün ve ticaretin şehri; sanat ve estetik açıdan fakir. Bu sebeple Moskova, St. Petersburg sakinleri tarafından zaman zaman kültürel olarak "boğucu" ve "tüketim odaklı" olarak eleştirilir.

St. Petersburg’un "Batılı ve snob" görülmesi

Moskova ise St. Petersburg’u "fazla Batılı", "snob" ve "entelektüel" olarak eleştirir. Moskova’dan bakıldığında, St. Petersburg sakinleri Avrupa kültürüne fazla yakın olmakla ve kendi Rus köklerinden uzaklaşmakla suçlanır. Şehir, bazen "Avrupa'nın Rusya'daki uzantısı" olarak görülür ve bu durum Moskova'da tepki çeker.

Başkent olarak tarihsel çekişme

St. Petersburg, Çar I. Petro tarafından Rusya’nın başkenti yapıldığında Moskova halkı bu durumu "ihanet" olarak görmüş ve uzun yıllar boyunca Moskova’nın hak ettiği başkent statüsünün geri gelmesini beklemiştir. 1918'de başkentin Moskova'ya geri taşınması, Moskova’nın bu tarihi rekabette üstün gelmesine sebep oldu. Ancak St. Petersburg sakinleri, başkentin yerinin aslında kendi şehirleri olduğunu savunmaya devam ederler.

St. Petersburg’un "sanat ve kültür merkezi" iddiası

St. Petersburg halkı, şehrin Rusya’nın asıl sanat ve kültür merkezi olduğunu sık sık dile getirir. Hermitage Müzesi, Mariinsky Tiyatrosu ve Dostoyevski gibi büyük yazarların bu şehirde doğmuş veya burada yaşamış olması, şehrin entelektüel mirasının bir sembolü olarak görülür. Moskova ise Bolşoy Tiyatrosu ve Rusya’nın en büyük müzelerinden olan Tretyakov Galerisi gibi kültürel mekanlarla bu iddialara karşı çıkar.

Moskova’nın "çok yoğun ve kaotik" olduğu eleştirisi

St. Petersburg sakinleri, Moskova’nın aşırı yoğun ve kaotik bir şehir olduğunu, yaşam kalitesinin düşük olduğunu sık sık dile getirirler. Moskova’nın nüfusu, trafik sıkışıklıkları ve sürekli inşaat çalışmaları bu eleştirilerin başlıca nedenleridir. St. Petersburg, bu açıdan daha sakin ve yaşanabilir bir şehir olarak öne çıkar.

Moskova’nın politik gücü ele geçirme eleştirisi

St. Petersburg halkı, Moskova’nın ülkenin tüm politik gücünü elinde topladığını ve St. Petersburg’un hak ettiği önemi kaybettiğini savunur. Başkent Moskova olduğu için tüm politik kararlar orada alınır ve bu durum St. Petersburg'da hayal kırıklığı yaratır. Şehirde, Moskova’nın politik baskınlığına karşı bir memnuniyetsizlik bulunur.

St. Petersburg’un "depresif havası"

Moskova sakinleri, St. Petersburg’un sık sık yağmurlu ve bulutlu olan havasıyla dalga geçer. St. Petersburg’da yılın büyük bir kısmında güneşin nadiren görüldüğü bilinir ve bu durum Moskova’da yaşayanlar tarafından "depresif bir şehir" olarak nitelendirilir.

St. Petersburg’un gelişime direndiği eleştirisi

Moskova, hızlı bir şekilde gelişen ve değişen bir şehir olarak öne çıkarken, St. Petersburg’un daha yavaş ve muhafazakar bir gelişim sürecinde olduğu söylenir. Moskova’daki gökdelenler, modern mimari ve lüks yaşam alanları, St. Petersburg’a göre daha çarpıcıdır. Moskova sakinleri, St. Petersburg’un gelişim açısından geride kaldığını düşünür.

St. Petersburg'un "Avrupa’ya yakın olmasıyla övünmesi"

St. Petersburg sakinleri, Moskova’ya kıyasla Avrupa’ya daha yakın olduklarını ve bu yüzden şehirlerinin daha sofistike olduğunu öne sürerler. Bu görüşe göre, St. Petersburg’da Avrupa kültüründen esintiler daha fazla hissedilirken, Moskova daha "doğulu" ve geleneksel bir çizgide kalmıştır.

Ekonomik güç farklılığı

Moskova, Rusya’nın en zengin şehri olarak öne çıkar ve bu durum, St. Petersburg’da kıskançlıkla karşılanır. Moskova’daki devasa ekonomik aktiviteler, şirket merkezleri ve iş dünyasının merkezde toplanması, St. Petersburg’un gölgede kalmasına neden olur. St. Petersburg halkı, Moskova’nın bu ekonomik üstünlüğünü "aşırı hırs" olarak nitelendirir.

Bu rekabet, Rusya'nın iki büyük şehri arasındaki tarihi ve kültürel çekişmeyi yansıtır ve zaman zaman alaylı bir dile bürünerek halk arasında eğlenceli bir tartışma konusu olmaya hep devam eder ve edecek...


9 Nisan 2022 Cumartesi

Nüfus sayımı: Rusya'nın ve Moskova'nın nüfusu ne kadar?



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya resmi istatistik servisi Rosstat son nüfus sayımının ön sonuçlarını açıkladı. Buna göre, ülke nüfusu 147 milyon olarak saptandı. 

Sonuçlara göre, başkent Moskova'nın nüfusu 2010'dan bu yana 1,5 milyon kişi artarak 13 milyona yükseldi.

Podmoskovye tabir edilen çevre şehirlerin toplam nüfusu da 7,7 milyondan 9 milyona yükseldi.

Bir başka deyişle Moskova ve Podmoskovye'nin toplam nüfusu 22 milyon olarak tespit edildi.

Moskova Belediyesi 2019'da şehir nüfusunun 15 milyona yükseldiğini açıklamıştı. Tahminler, iki sayının da doğru olduğu, ancak pandemi nedeniyle başkent nüfusunun azaldığı yönünde.

Öte yandan Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin pandemiden önce cep telefonu sinyal verilerinin şehirde 27 milyon insanın yaşadığına işaret ettiğini açıklamıştı.

Podmoskovye'de ikamet ettiği halde çeşitli sebeplerle şehre inenler nedeniyle sayının yüksek çıktığı düşünülüyor.

St. Petersburg'un nüfusu da arttı ve 2010 yılında 4,9 milyon iken bugün 5,6 milyona yükseldi.

5 Aralık 2021 Pazar

Tek blokta 20 bin kişi yaşıyor


Kaynak: https://turkrus.com/

 

St. Petersburg'un Kudrovo semtinde tek bir apartman blokunda 20 bin insan yaşıyor. 2015'te inşa edilen 25 katlı Novıy Okkervil blokunda 35 apartman girişi ve 3 bin 708 daire bulunmakta. İlk bakışta yaşamak için kulağa pek ideal gelmese de çoğu Novıy Okkervil sakini hayatından memnun.

Hem satın almak, hem de kiralamak için dairelerin nispeten ucuz oluşu, yeniliği ve sakinliği, dev apartmanı çoğu insan için cazip kılıyor. 

Binada tek odalı bir dairenin kirası ortalama 19 bin ruble (253 dolar). Yalnızca oda kiralamak isteyenlerse 6 bin ruble (80 dolar) ödüyor. İki odalı bir daireyi satın almak içinse 7,5 milyon ruble (100 bin dolar) ödemek gerek.

Blok en yakın metro istasyonuna 25 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Şehir merkezine ulaşmak için yalnızca 6 metro istasyonu geçmek yeterli. Bu da yaklaşık 20-25 dakika demek.

Binada yaşayanların en büyük şikayeti akşam saatlerinde park yeri bulmanın hiç de kolay olmaması. Fakat 150 rubleden (2 dolar) başlayan fiyatlarla park yeri kiralamak mümkün.

En çok dile getirilen ikinci problemse binaya yakın yalnızca bir okulun bulunması. Talep nedeniyle 1600 kişilik okulun mevcudu 2 bin 200'e kadar çıkmış. Bu durumsa hem okul yönetimini, hem de velileri epey zorluyor.

Şehircilik konulu yazılarıyla tanınan blogger İlya Varlamov'un binaya verdiği not ise olumsuz. Moskova'dan özel olarak gelip yapıyı inceleyen ve fotoğraflayan Varlamov, inşaat şirketinin elindeki alandan maksimum verim almak için sığdırabileceği kadar kat ve daire sığdırdığı kanısında. Varlamov'a göre, yapıdaki pek çok mimari karar yalnızca "şartnameye uygun olsun diye" alınmış.

11 Eylül 2021 Cumartesi

Leningrad Kuşatması tam 80 yıl önce başladı


8 Eylül, Sovyet ve Rus tarihinin en acılı sayfalarından biri olan Leningrad Kuşatması başlamasının yıldönümü.

Şimdiki adı St. Petersburg olan Leningrad şehrinin sakinleri kuşatmanın sürdüğü 872 gün boyunca düşmanın neredeyse her gün düzenlediği bombardımanlar ve açlıkla karşı karşıya kaldı. Kuşatma nedeniyle gıdasız kalan 2,5 milyon kişi yaşam mücadelesi veriyordu. 1942’de döşenen Ladoga Gölü üzerinden geçen ‘Yaşam yolu’ aracılığıyla kadın ve çocuklar tahliye edilip gıda ürünleri şehre ulaştırılıyordu.

Arşiv kareleri ve o günlerin tanıklıkları videoda.




10 Temmuz 2021 Cumartesi

Kentler ve Gölgeler - St. Petersburg - Dostoyevski, Puşkin (Ataol Behramoğlu)

 


Kentler ve Gölgeler - St. Petersburg - Dostoyevski, Puşkin (Ataol Behramoğlu)

Bir şehri farklı bir yazar/müzisyen/sanatçı ile tanıtan enfes bir belgesel.




4 Ekim 2020 Pazar

Mavi gözler beyaz geceler

 



Cenk Başlamış



Kaynak: http://medyagunlugu.com/

 

 

...Yumuşak sesin, mavi şafağın

Baharın gelişi

Buluşmalarımız, güneşli bayram günleri gibi

Canlandırıyor duygularımızı, fikirlerimizi...

Anna Ahmatova

Moskova ve St. Petersburg. Biri Rusya'nın başkenti, diğeri Batı'ya açılan kapısı. Birinin 'mavi'si ünlü, diğerinin 'beyaz'ı.

İkisi de kıskanç, ikisi de hırçın, ikisi de kaprisli, ikisi de alımlı; aralarında yüzyıllardır süren büyük bir rekabet var. Aslında birbirlerini çok seviyorlar ama belli etmemeye çalışıyorlar, hele yabancılara. Belki de bu, hiçbir zaman birbirlerine kavuşamayacak olmanın getirdiği bir hırçınlık ve çekişme.

Biri 'siyasi başkent' olmakla övünüyor, diğeri 'kültür başkenti' olmakla. Biri Sovyet liderlerine de ev sahipliği yapan Kremlin'le övünüyor, diğeri çarları ağırlayan saraylarıyla. Biri 'mavi'siyle övünüyor, diğeri 'beyaz'ıyla. Kısaca, biri Moskova olmakla övünüyor, diğeri St. Petersburg olmakla...

Galiba Moskova biraz daha hırçın, biraz daha kaprisli. Hemen yabancıları çok etkiliyor etkilemesine ama ilk adımı hep karşısındakinden bekliyor, Anna Ahmatova'nın sözünü ettiği yönlerini göstermek için pek de can atmıyor. Bir bebek gibi ilgi ve sevgi istiyor. Aslında oyun oynamak için can atıyor ama bunu hemen belli etmiyor. Gerçekte bu bir çeşit saklambaç: O, insanların kendisini aramasını, bulmasını yani keşfetmesini istediği için saklanıyor.

Sovyetler Birliği'nin 1991 yılında yıkılması ardından Rusya gibi başkenti Moskova da büyük bir dönüşüm geçiriyor. Ekonomik zenginliğin yoğunlaştığı kent daha da alımlı hale gelirken, "Soğuk Savaş" döneminin önyargısıyla yabancılarda oluşan 'gri Moskova' görüntüsü hızla geçmişte kalıyor. Artık ne yiyecek kuyrukları var ne mal yokluğu ne de her yabancının peşine takılan KGB ajanları. İlk bakışta, yükselen yeni binaları, açılan yeni mağazaları ve hareketli gece yaşamıyla Moskova hızla Batılı başkentlere benzemeye başlıyor. Ama bu, aldatıcı bir görüntü; Moskova'nın kendisiyle tanışmak için elini uzatmayanlara hazırladığı bir çeşit tuzak ya da muzip bir şaka. Tuzağa düşen, şakayı ciddiye alan yabancılar, güzel ama sıradan bir Batı başkentini daha görmenin mutluluğuyla evlerine dönüyor, gerçek Moskova ile tanışamadıklarını hiç bilmeden.

Tuzağa düşmeyen, şakaya inanmayanlar ise, Moskova'nın renklerine son yıllarda kavuşmadığını, geçmişin 'gri'sinin aslında aldatıcı olduğunu, en güzel renklerin, en güzel 'mavi'lerden birinin burada olduğunu keşfediyor. Bu öyle bir mavi ki, her yerde insanın karşısına çıkıyor: Metroda, otobüste, parkta, sinemada, pazar yerinde; hatta aylarca güneşi unutan gökyüzünü bile değiştiriyor. Bu mavi, insanların gözlerinde. Ama erkeklerin değil, kadınların gözlerinde. Ama genç kızların, orta yaşlıların değil, 'babuşka'ların yani yaşlı kadınların hafif çekik gözlerinde. Yaşlılara özgü dingin yüzlerdeki mavi gözlerin sahipleri, artık zor da yürüseler, yoksulluk da çekseler o kadar sevgi dolu ki. Savaşı görmüş, açlık yaşamış, heyecanla yeni bir ülke kurmaya çalışmış, yaşamları boyunca mücadele ettiği idealleri yıkılınca düş kırıklığına uğramış, yorgun, yine de sevgiyle bakabilen gözler.

Bu gözleri keşfedenler gerçek Moskova ile de tanışmış oluyor. Rusçadan başka dil bilmeyen mavi gözlerin yabancıları sürüklediği o kadar çok yer var ki: Truva hazinesinin de sergilendiği Puşkin müzesi. Onunla yarışan Tretyakov Galerisi. Rusya'da iktidarın sembolü Kremlin Sarayı. Hemen önünde yer alan ünlü Kızıl Meydan. Yine buradaki Lenin Mozelesi ve insanda bir an önce yeme isteği uyandıran lezzetli bir pastaya benzeyen St. Basili Kilisesi. Yakınlarındaki Bolşoy Tiyatrosu. Yeni Kızlar Manastırı'ndaki Nazım Hikmet'in mezarı. Moskova'yı kuşbakışı seyreden Lenin Tepeleri.

Ondan çok daha yükseğe çıkan Ostankino Kulesi.

Yükseklik korkusu çekiyorsanız, o zaman birer müzeye benzeyen metro istasyonları var. Cıvıl cıvıl Tverskaya Caddesi. Her zaman turistleri bekleyen Arbat Sokağı. Gidilen uzaklığa değen İzmailovo Pazarı. Hiç sesini çıkarmadan ilerleyen bir mavi gölge buraları gezenlere hep yolu gösteriyor...

(Devam edecek)

2003

Not: Gazeteci Cenk Başlamış'ın "Rusya'nın Sırları" kitabından alınmıştır

18 Ocak 2020 Cumartesi

Hitler'i Kim Yendi?




Kevork Taşkıran



Tarih: 18 Aralık 1940...
Hitler, Alman Ordusu'na tarihin en geniş çaplı askeri harekat emrini verdi: Hedef Sovyetler Birliği idi.

Almanların Barbarossa Harekatı öğrenilince Leningrad'da olağanüstü günler başladı.
Örneğin; “Müzelerin Anası” olarak bilinen Hermitage Müzesi'ndeki 3 milyon eserin bir bölümü sandıklara doldurulup Ural Dağları'na götürüldü.
Şehirde yaşayan önemli bilim adamları ve sanatçıların tahliyesine karar verildi. Kimileri kenti terk etmeye karşı çıktı.
Bunlardan biri, ünlü besteci Dmitri Şostakoviç idi.
Yazar Sarah Quigley “Orkestra Şefi” adlı kitabında şehri terk etmeme kararının Şostakoviç ile eşi Nina Varzar'ın arasını açtığını şöyle yazdı:
“Nina” dedi Şostakoviç; “Leningrad'dan ayrılmamızı istediğini biliyorum ama anla lütfen. Batan gemiyi terk eden fareler gibi kaçıp gitmek yanlış geliyor bana.”
Nina yüzünü çevirdi: “Bu dediğin benim kulağıma, çocuklarının hayatlarını riske attığın için kendini rahatlatmak üzere bulduğun bir bahane gibi gelmeye başlıyor.”
“Bahane mi? Bahane mi? Leningrad'ı mahvolmaktan kurtarmanın lanet olası bir bahane sayılacağını pek sanmıyorum!..

Tarih: 8 Eylül 1941.
Almanlar Leningrad'ı kuşattı.


Hitler; kentin hemen düşeceğinden öylesine emindi ki, şehrin lüks oteli Hotel Astoria'da zafer onuruna verilecek partiyle ilgili davetiyeleri önceden bastırdı!
Hesap edemediği şuydu; Şostakoviç gibi yüzbinler faşizme karşı savaşmak için gönüllü olmuştu!
Şostakoviç, önce Kızıl Ordu'ya katılmak istedi. Sağlık durumu ileri sürülerek kabul edilmedi.
İtfaiyeci olarak görev aldı. Ders verdiği konservatuvarın damında yangın gözlemciliği yapmaya başladı. “Dört gözlü yarasa” diyorlardı ona.
Yaptığı işi bir çocuğun da yapacağını söyledi sürekli. Sonunda Milis Teşkilatı'na alındı. Görevi, siper kazmaktı.


Temizlik hastasıydı aslında ama o günler çok geride kalmıştı. Pislikleri görmüyordu bile.
Hitler köpürüyordu; 8 Kasım'da üç milyon Leningradlının açlığa mahkum edilmesi emrini verdi. Ardından…


Akarsu kaynaklarına zehir attırdı.


Yiyecek depolarını bombalattı.
Bu nedenle, Leningrad'da kadın ve çocuklar için günlük yiyecek 150 gram ekmeğe kadar indirildi. Bu ekmek de, yüzde 50 oranında talaş ve başka yenemeyecek katkılardan oluşuyordu.
Halk, kedi-köpek-fare-kuş ne buluyorsa yiyordu artık.


Kışın eksi 30 dereceye kadar düşüyordu hava. Hitler kışın ısıtmada kullanılan akaryakıt depolarını da bombalattı.
Şunu yazmalıyım:
Hitler, “Nazi estetiği” diye Berlin'deki ıhlamur ağaçlarını keserken, o dondurucu koşullarda Leningrad'da tek ağaç kesilmedi.
Isınmak için evlerdeki tüm eşyalar yakıldı ama tek ağaç kesilip yakılmadı…
Ve inatla direndi Leningrad…
Şostakoviç dinlenme molalarında cebinden ufak kalem ve kağıt çıkarıp notalar yazıyordu.
İtfaiye gözcülüğü yaparken, altı saat süren ve binlerce ton şekerin bulunduğu Badayev yangınını seyretmişti. Alevler, kapkara dumanlar, uzaklardan duyulan çaresiz insan sesleri, çanlar, megafonlar ve hava saldırısını duyuran sirenlerin tiz sesi…
Birden Şostakoviç kendini dış dünyaya kapatmış gibi hissetti.
O gün karar verdi; Leningrad senfonisini yazmaya…
Artık…
Hiçbir yangın, hiçbir ölüm, hiçbir yokluk ve açlık onu senfonisini yazmaktan alıkoyamayacaktı.
Senfonisinde, insanlığın barbarlıkla mücadelesini anlatacaktı.


Kuşatma altındaki halka umut ve cesaret aşılayacaktı.


O günden sonra her fırsatta yazdı Şostakoviç.


Rüyasında bile senfoninin notalarını gördü.


Bölümleri tamamladıkça tedirginliği azalacağına arttı; ilk kez başarısız olacağından korktu.
Aradığı bir cenaze marşı değil, direniş senfonisiydi…

Yıl, 1942...
Kuşatma acımasızca sürüyordu.


Öyle ki…
Ocak ve şubatta her gün 7 bin ile 10 bin arası sivilin çoğu açlıktan ölüyordu. Şehir içi ulaşım yoktu. İnsanların ekmek alma merkezlerine giderken yolda düşüp can vermesi normal karşılanır oldu. Ölülerin yendiği söyleniyordu!
Bu koşullarda Şostakoviç, Leningrad Senfonisi'ni bitirdi.
Peki. Eseri kim çalacaktı? Sanatçıların bir bölümü tahliye edilmişti. Kimi ölmüş, kimi sakat kalmıştı. Eski müzisyenler, sakatlanmış askerler ve amatörlerden orkestra kuruldu.
Çalışmak güçtü. Soğuktan elleri müzik aletlerini tutamıyordu.
Zorluklar aşıldı. Senfoninin kurtuluşu getireceğine dair inanç oluştu.

Ve…

Tarih: 9 Ağustos 1942.
Şostakoviç'in eseri Leningrad Senfonisi radyodan çalındı.


Müziği hem Almanlara hem de Ruslara ulaştırabilmek için de güçlü hoparlörler kuruldu. Rus halkı güç ve moral kazanmak için, düşman ise umutsuzluğa kapılsın diye.
Her gün çalındı.


Herkesin dilinde senfoni mırıltısı duyulur oldu.


Direnen halkına büyük moral veren Şostakoviç'e, 1941 ve 1942'de Kızıl Bayrak İşçi Nişanı ve Stalin Ödülü verildi.

Tarih: 27 Ocak 1944.

872 gün sonra…
Almanlar pes etti. Çekilmek zorunda kaldı.


Bu süreçte Sovyetler, 3 milyon 436 bin 66 askerini ölü, kayıp ve yaralı verdi.
Sivillerden 400 bini tahliyeler sırasında ve 642 bini kuşatmada hayatını kaybetti.
Leningrad'daki yıkım ve insan kayıpları, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarının yol açtığı kayıpların üstündeydi.
Kuşatma soykırım olarak kabul edildi.
Bugün Leningrad direnişleri unutturulmak isteniyor. Bir örnek vermeliyim:
Dünya, Hollanda'daki 14 yaşındaki Anne Frank'ın günlüklerini ezbere bilir de, Leningrad'daki 11 yaşındaki Tanya Savicheva'nın günlüklerinden habersizdir. Açlıktan önce büyükannesi, ardından amcası, sonra annesi ve kardeşini yitiren Tanya'nın, günlüğündeki son notu, “Sadece Tanya kaldı” oldu. Son notuydu çünkü; kuşatmadan kısa süre sonra ileri derecede beslenme bozukluğundan öldü Tanya!
Kuşkusuz acıları yarıştırmıyoruz. Neden bilinip bilinmediğini anlatmaya çalışıyoruz.
Hangisini yazayım…

10 milyon 700 bin asker ve 11 milyon 400 bin sivili kaybetmesine rağmen Sovyetler Birliği, Berlin'e kadar gidip Hitler'i yenmeyi başardı.
Yıllardır ABD'nin propaganda filmlerini seyredenler, savaşın Amerikalılar sayesinde kazanıldığını sanıyor! Oysa. Bu sadece, propaganda savaşını ABD'nin kazandığını gösterir!
Milyonlarca kişi açlıktan ölmüştü ama
Hitler'i Şostakoviçlerin direnişi yendi…


28 Ocak 2019 Pazartesi

Leningrad kuşatmasının kırılmasının 75. yıldönümü anılıyor


Rusya’da yaklaşık 900 gün süren Leningrad kuşatmasının kırılmasının 75. yıldönümü anılıyor


75 yıl önce bugün Kızıl Ordu, 872 gün süren Nazi Almanyası'nın kuşatmasını kırıp o zamanki adıyla Leningrad, şimdiki ismiyle Petersburg şehrinin halkını kurtardı.

Leningrad kuşatması Eylül 1941'den Ocak 1944'e kadar sürdü. Şehrin kuruluşundan beri geçirdiği en trajik dönem olarak tarihe geçen bu 29 aylık süre boyunca, yaklaşık 3 milyon olan şehir nüfusunun, kimi hesaplamalara göre bir milyonu, kimi hesaplamalara göre ise bir buçuk  milyonu, bombardıman, hastalıklar ve açlık yüzünden  hayatını kaybetti.


Modern tarihin en uzun süreli ve en yıkıcı kent kuşatmalarından biri  olan Leningrad kuşatmasının  dehşet  dolu günlerinden kalan arşiv görüntüleri, videoda.







25 Ocak 2019 Cuma

Petersburg havaalanı olan "Pulkovo" nun adının "Dostoyevsky" olarak değiştirilmesi sebebi ile





Vildan Sever 

St. Petersburg havaalanı olan "Pulkovo" nun adının "Dostoyevsky" olarak değiştirilmesi sebebi ile ..

Havaalanı salonlarında Dostoyevski'nin kitapları olan ünvanlar teklif edilmektedir ...

Transit yolcu bekleme salonu -"Ezilmiş ve aşağılanmışlar"

VIP yolcu salonu-"Cinler"

Gümrük kontrol noktası -"Suç ve Ceza"

Ödemeli sefer kayıtları salonu-"Budala"

GRU(istihbarat kurumu)çalışanlarının uydurma pasaportlarla uçuş yaptıkları salon -"Karamazov Kardeşler"

28 Ekim 2018 Pazar

St. Petersburg (Leningrad)



Aydın Boysan

90’lı yıllardan eski bir Gezi-Anı yazısı



St. Petersburg istasyonlarından birinde, trenden indik. Şehrin adı değişmiş de, istasyonda hala Leningrad yazısı duruyor.

Şehirlerin adını değiştirmek, tuhaf bir iş…

Önceki gelişlerimde Leningrad olan şehir, şimdi yine eski Hıristiyan adına dönmüş, İsa Havarisi Aziz Peter (Piyer) adıyla anılıyor. Bir zamanlar Petrograd da olmuştu.

Taksi, bir km yol için, beş dolar. istasyon taksileri, ruble kabul etmiyor.

Otelimiz Helen, Fontanka Kanalı kıyısında, Lermontovsky Bulvarı'nda ve oldukça merkezde.

Şikayetimiz yok.

Yerleştik ve hemen şehir gezilerine başladık. Mevsim yaz başı. Kış gezilerinde olduğu gibi, soğuk ısırmıyor ve şehrin bazı önemli bölümleri, yürüyerek kolayca gezilebiliyor.

Neva kıyılarını adımlıyoruz, Nevsky Bulvarı'nı arşınlıyoruz.

Ününü hak eden, güzel bir şehir burası… Deniz - nehirler - koylar - kanallar kucak kucağa... Çok sayıda güzel köprü, ulaşım ilişkilerini kolaylaştırıyor.

Öğle yemeğini, daha önce kaldığım Leningrad Oteli'nde yemek istedik. Elbet o da olmuş, Sankt Petersburg Oteli. Gezip eski günleri andım.

Öğlende hafif yemek konusunda, Melih'le anlaştık. Ekspres büfe denen yere girdik.

Açık zengin büfe. Borç ve balık çorbasından başlayan çeşitleme, salata ve yemeklerde de sürüp gidiyor. Hafif yiyelim derken, yine fazla kaçırdık. Ödediğimiz ruble, adam başı bir dolar karşılığı.

Dünyanın en büyük üç görsel sanat müzesinden biri olan Ermitage'ı, sabırla geziyoruz. Peter ve Paul Kalesi, St. lsaac katedrali, Aurora kruvazörü ve gezmeye değer başka yerleri ziyaret etmeyi savsaklamıyoruz.

Ayrıntılarını daha önce Dünyayı Severek ve Yollarda kitaplarımda yazdığım için, ayrıca burada anlatmıyorum.

Çar 1. Petro (Büyük Petro, ya da Deli Petro) , Sankt Petersburg şehrinin kurucusu. 1703 yılında birkaç günde inşa ettirdiği bir şantiye barakasında, yıllarca yaşamaktan vazgeçmemiş. Ta ki şehrin kurulmuş olduğuna, artık terkedilmeyeceğine, inanıncaya kadar.

Üç odalı bu ufacık ev, o zamanki gibi korunmuş. Yığma ağaç tomruklarla yapılan bu şantiye binası, yüzyılların hava etkilerinden korunması için bir başka kılıf binasının içine alınmış.

Şehrin eski gelişmelerini gösteren tarihi resimler ilginç.

Melih bir müzeye girerken, film makinesi için 500 ruble istenmesinden hoşlanmadı.

Ben karıştım: "Değmez sözünü etmeye. Dört dolar bile değil." Sonra 500 rubleyi verdik. Ama sorun parada değil. Kırtasiyecilikten kurtulamaz olmuşlar. Tanesi bir rublelik 500 tane makbuzu alıncaya kadar, geçen zamana sıkıldık. Başka makbuz yokmuş.

Neva'da nehir gezisine katıldık. Kapalı pazaryerini dolaştık. Hıyar turşusu alıp, geze geze yedik. Çok lezzetli geldi.

Hususi arabalara el sallıyoruz. Onlar da dolar verdikten sonra, istediğimiz yere götürüyorlar. Taksilerle pazarlık etmeye başladık. 10 isterlerse 5 verip, 7'de anlaşıyoruz. Kısa mesafelere 4 dolardan fazla vermiyoruz. Biz buralara fazla alıştık galiba.

Melih bir olaya parmak basıyor: "Burada dolarlı yaşayış başka, rubleli yaşayış başka.

Biz ikisini de yaşamakta olduğu­muz için, bunların bambaşka koşullar yarattığını görüyoruz." Aradaki anlaşılmaz farklar, bizi de şaşırtıyor, akordumuz bozuluyor.

Melih bu halimizi de özetliyor:

"Akordumuz, akortsuzluğumuzdur."

Her akşam, başka bir otelde yemeğe gidiyoruz. Bunlardan Pulkovskaya Oteli'nin binası, çok iyi ve güzel yapılmış.

Masaya oturduk. Dolarlı hayat kolay ya, havyarımızı ısmarladık. Beuf Strogonof çok iyi . Sosu da öyle.

Pistte dans edenler arasında, o gün evlenmiş bir çift dönüyor. Kız güzel mi güzel. Gelinliği de çok dekolte, sanki soyunmaya başlamış gibi.

Burada bir uluslararası büyük otel havası var. Yerel görünüşler de silinmiş. Barlardan birinin adı: Harry's Bar. Kocaman duvar fotoğraflarıyla dekore edilmiş. New York'un ünlü gökdelenleri olan Chrysler ile Empire State Building, duvarlar kaplıyor.

Bunlar da şaşırmış. Uluslararası sevişme piyasasında, standart duvar çiçeğini bir porsiyon koklamanın fiyatı, yaklaşık 100 dolar. Bu döviz karaborsada, çalışan bir kişinin buradaki 5-10 aylık ücreti ediyor. Bu dengesizlikler, beklenmedik yerlerden fışkırıyor. Dövizle sevişen kadın sayısı artmış. Gündüz uslu uslu çalışan kadınlar arasında, bu gece işini yapanlar bollaşmış. Her büyük otelin "duvar çiçeği" kadroları kendiliğinden oluşuvermiş. İkişer-üçer, masalarda oturuyorlar. Hem hiç de, "o meslekten" hanımlara benzemiyorlar. Hepsi hanım-hanımcık gibi sanki.

Puşkin - Dostoyevski

Aleksander Sergeyeviç Puşkin, Rus edebiyatının unutulmaz kişisi (1799-1837).

Moika kıyısındaki evi, müze olarak gezilebiliyor. Ev, yaşadığı çağda olduğu gibi korunmuş. Yazı masasındaki tüylü kalemine kadar bütün kişisel eşyaları, el yazıları, ölümüne neden olan düello tanıklarının anlaşma tutanakları, her şeyi... 13 dilden binlerce kitabı...

Puşkin olağanüstü güzellikteki bir kadınla, Natalya Gonçarova ile umutlu başlayan bir evlilik yapmış. Sonrası: Bir kadının, mostralık toplum yaşayışına kendini kaptırışı... Kocasını mutsuzluğa gömüşü... Puşkin'in, eşi yüzünden olduğu söylenen bir düelloya sürüklenmesi… Konuk Fransız subayı d'Anthes tarafından, sanki cinayet sayılabilecek bir düelloda, ölümcül yaralanması... Bu yüzden yaşama veda edişi ...

İşte bu müze ev, büyük şair-yazarın, dramatik yaşayışının sahnesi… Sanki her şey, yeni olmuş gibi. Saat bile, öldüğü dakikada duruyor.

Ömür boyu insan hakları, özgürlük ve insan onuru uğruna, despot çar yönetiminden çekinmeden savaşmış olan şairin cenazesi, halktan gizlenerek gömülüyor. Çarlık karşıtı bir gösteriye dönüşmesin diye ... Ölümü sonradan öğrenen binlerce kişi, soğuğu umursamadan evinin önünde bekleşiyor ancak.

Fyodor Dostoyevski'nin son oturduğu ev de, Edebiyat Müzesi yapılmış, geziyoruz.

Burası eski tip bir apartman dairesi. Biraz sıkıntılı bile.

Karamazof Kardeşler bu evde yazılmış. Geceleri ve mumla... Bu ev de, tıpkı yazarın yaşadığı zamandaki gibi korunmuş. Yazı masası, sanki dün bırakmış gibi. Kızının el yazısı : "Ocak 28, 1881. Baba bugün öldü."

Melih diyor ki : "Bu insanlar yazarları ve şairleri, bağırlarına basmışlar. Toplum kendilerine özel yer vermiş. Bizim devlet ve politika adamları, yazarları küçümsüyor. Halk da bundan etkileniyor."

Doğru elbet... Bu küçümseme huyu, düzeyi düşük insanların her şeyi, kendi küçüklüklerine indirme yeltenişidir. Huyumdur, gittiğim yerlerden ufak-tefek anı eşyası alırım.

Bizim otelin dükkanından bir tişört almak istedim.

Kız bir tane uzattı, üstünde kocaman Gorbaçov kafası basılıydı. İstemedim.

Bir tane Yeltsin kafalı uzattı, onu da istemedim.

Zaten müze gezdiğimiz gündü, sordum:

"Sizde Puşkin ya da Dostoyevski resmi olan tişört yok mu?"

Kız:

"Hayır, yok" dedi. –

"Pekiyi, öteki ler niye var?"

Kızcağız söyledi : "Onlar bizim umudumuz idi".

Bu "idi" eki beni, bir soru daha yöneltmeye götürdü; "Pekiyi , şimdi umudunuz kim?"

Kadın, B. Amerika Başkanı'nın adını söyledi : "Bush !" (o günlerde henüz ayrılmamıştı).

Acayip! ..

Evet, Sankt Petersburg muydu, Leningrad mıydı, yoksa bir zamanlar Petrograd mıydı, işte bu şehirde, hoş günler geçirmiştik.

Ayrılıyoruz artık. Akşamdan 15 dolara peylediğimiz bir taksiye bindik. Havaalanına vardık. iyi ki erken gitmişiz. Çıkış gümrüğünde uzun kuyruklar var. Bavullar röntgenden geçiyor. 

Aradıkları silah falan değil, havyar. Resmen 30 dolara alındığı kanıtlanmayan aynı 6 dolarlık havyarlara, el koyuyorlar.

Kadın orada: "Umudum ABD Başkanı" diyor, bunlar nelerle uğraşıyorlar?

Bizde hiç havyar yok. Ama bir saati aşan kuyruk işkencesine katlanmak zorundayız.

Uçağımız Sankt Petersburg Havalimanı'ndan kalktı, biraz sonra Helsinki'ye indik.


Zaten bu Finlandiya, hep sessizlik içindedir. Telaş gözükmez ama, her şey hızlı işler. Sorun fiyatlara katlanabilmekte. Otele yerleştik. Biraz dinlendikten sonra, şehir gezilerine başladık. Esplanat, liman, tertemiz. Bu güzel şehir, makine gibi işliyor. Her şey o denli düzenli ve h ızlı ki , bu parlak "işleyiş"ten, biz biz olarak rahatsız bi le oluyoruz. Nereliyiz ki , alışmamışız. Akşamüstü bir bara girip girip, "uvertür'' yaptık. Altı viskiye 40 dolar ödedik. Bu sefer bir Helsi nki büyük otelinde yediğimiz akşam yemeği iyiydi ama, ateş pahasıydı.

Sankt Petersburg'daki dolar sultanlığı sona erdi . Karşılaştırıp, bir durum saptaması yapıyoruz: "Sankt Petersburg'da günde 10 dolarl ık yemeği göçüren bir kişi , 10 gün sonra çok yemekten çatlar. Aynı kişi bu işi , aynı koşullarla Helsinki'de yaparsa, açlıktan geberir."