Moskova

Moskova
Rus kimliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rus kimliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2026 Salı

Rusya’da halkın en çok ilgi duyduğu tarihi dönemler


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da yapılan bir araştırma, halkın en çok ilgi duyduğu tarih dönemlerini ortaya koydu. Ankete göre Büyük Vatanseverlik Savaşı (2. Dünya Savaşı) , I. Petro dönemi, saray darbeleri çağı, Eski Rus devleti, 19. yüzyıl Rus İmparatorluğu ile 1917 devrimi en merak edilen başlıklar arasında yer aldı. Katılımcılar özellikle Stalingrad Muharebesi, Moskova Savaşı, Berlin’in ele geçirilmesi, Rusların Hristiyanlaşması, Kulikovo Muharebesi ile Buz Savaşı gibi olaylara yoğun ilgi gösterdi.

İzvestiya'nın aktardığı araştırmada tarihi kişilikler arasında en fazla ilgiyi II. Katerina çekti. Onu Korkunç İvan, Aleksandr Suvorov, Aleksandr Nevski, Prens Vladimir ile Mihail Kutuzov izledi.

Sonuçlar, Rusya Bilimler Akademisi Sosyoloji Enstitüsü’nün daha önce yaptığı çalışmalarla da büyük ölçüde örtüştü. O araştırmalarda da Sovyetler’in İkinci Dünya Savaşı zaferi, Kırım’ın Rusya’ya bağlanması, Yuri Gagarin’in uzaya çıkışı ile Rusların vaftizi en önemli tarihi olaylar arasında gösterilmişti.

Uzmanlara göre Rus toplumunun ilgisi özellikle “ülkenin kaderini belirleyen kahramanlık dönemlerine” yönelmiş durumda.  Ekonomi Üniversitesi uzmanı Vladimir Karaçarovski ise Rusların tarih algısında Batı ile mücadele temasının merkezi rol oynadığını savundu. Karaçarovskiy'e  göre bugün de Rus toplumunda “varoluşsal mücadele” duygusu öne çıktığı için halk daha çok savaşlar, fedakarlıklar ve güçlü liderlerle özdeşleşen dönemlere ilgi gösteriyor.

Bununla birlikte uzmanlar, Brejnev dönemi gibi daha sakin yıllara yönelik nostaljinin de sürdüğünü vurguluyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nin sosyal güvenlik ve küresel güç açısından zirvede olduğu yıllar birçok Rus tarafından “altın çağ” olarak hatırlanıyor.

14 Eylül 2025 Pazar

Slavların kökeni. Nereden yayıldılar?


 

Kaynak: https://turkrus.com/

 

Avrupa'daki önde gelen bilim insanları, Slav halklarının kökeni ve yayılımına dair uzun süredir devam eden tartışmalara cevap bulmak için kapsamlı bir genetik çalışma yürüttü. Nature dergisinde yayımlanan araştırma, arkeolojik bulgularla da desteklenen temel bir hipotezi doğruladı: Slavların yayılım merkezi, günümüz Belarus ve Ukrayna sınırında yer alıyor.

Business FM'in aktardığı araştırmaya göre, Alman araştırmacıların öncülük ettiği ekip, aralarında 359'unun Slav kültürlerine ait olduğu düşünülen mezarlardan olmak üzere, 555 antik bireyin DNA'sını analiz etti.

Bulgular, "Slav dünyası"nın oluşumunda dilsel ve kültürel yayılmadan ziyade, kitlesel bir göç hareketinin belirleyici olduğunu ortaya koydu. MS 5. ve 8. yüzyıllar arasında gerçekleşen bu demografik patlama, gen havuzunun coğrafi dağılımını büyük ölçüde genişletti.

Çalışma, modern Polonya, Hırvatistan ve Almanya'nın doğusundaki popülasyonlarının genlerinin yüzde 80'inin bu dönemde neredeyse tamamen değiştiğini gösterdi.

Bu genetik değişim, tarihçilerin zaten Slavlara atfettiği arkeolojik kültürlerin ortaya çıkış zamanıyla örtüşmekte. Araştırma, Slavların köken merkezi olarak Polonya'yı işaret eden yaygın teoriyi de çürütüyor; Slav göçleri öncesinde Polonya popülasyonunun genetik bakımdan Hollanda ve İskandinavya'ya, Hırvatistan'dakilerin ise İtalyanlara daha yakın olduğunu belirtiliyor.

Araştırmacılar, en yüksek Slav genetik izlerine Ukrayna, Polonya ve Belarus'ta rastlandığını, bu izlerin doğu ve güneye doğru azaldığını tespit etti.

Örneğin, Saksonya'daki Almanların yüzde 40'ının ve Almanya'daki Sorbların (Sorben) neredeyse yüzde 90'ının Slavlara genetik olarak benzediği bulgusu, Slav göçlerinin demografik etkisinin boyutunu gözler önüne seriyor. 

4 Eylül 2025 Perşembe

VTsİOM: "Ruslar ülkeleriyle daha fazla gurur duyuyor"


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rus vatandaşların ülkeleriyle gurur duyma oranlarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Hükümete bağlı Kamuoyu Araştırma Merkezi (VTsIOM) tarafından yayımlanan ankete göre, her on Rus vatandaşından altısı son bir yıl içinde ülkesiyle daha fazla gurur duyduğunu ifade etti. Bu artış eğilimi, 2023'ten bu yana yapılan ölçümlerde istikrarlı şekilde yüksek seyrederken, en belirgin yükseliş 24 yaş altı genç nüfus arasında kaydedildi. Yaşlı nesillerin değerlendirmeleri ise daha ılımlı kaldı.

Araştırma, Rus vatandaşlarının gurur duygusunun çok boyutlu olduğunu gösterdi. Katılımcılar en çok, Rusya'nın büyük ve güçlü bir devlet olması, güçlü ordusu, geniş toprakları ve doğal kaynakları gibi ülkenin başarıları ve zenginliğiyle gurur duyduklarını belirtti. Kültür, bilim, eğitim ve spor alanlarındaki başarılar da öne çıkan gurur kaynakları arasında yer aldı. Bunun yanı sıra, birçok kişi için Rus halkının kendisi, ulusal karakter özellikleri, dayanışma ruhu ve karşılıklı yardımlaşma önemli bir gurur kaynağı.

Rusların ülke gururunun temelini devletin gücüne olan inanç, halka duyulan güven ve ülkenin gelişimine yönelik iyimser bakış açısının oluşturduğu görüldü. Vatandaşların neredeyse onda dokuzu, ulusal kimliğin temeli olarak gördükleri tarih, kültür ve doğal zenginliklerle gurur duyduklarını belirtti. Bilim, ordu, spor ve ülkenin uluslararası arenadaki konumu da yüksek gurur seviyelerinde yer aldı. Ancak, yaşam standardı konusunda eleştirilerin gurur hissinin önüne geçtiği gözlemlendi.

Ankete katılan birçok Rus, son 10-15 yılda ülkenin gurur duyulacak önemli başarılar elde ettiğini düşünüyor. Vatandaşlar en çok, üretimin gelişimi ve ithal ikamesi, tıp ve bilimdeki başarılar, altyapı ve ordunun modernizasyonu gibi ülkenin gelişimine ve konumunun güçlenmesine vurgu yapan başarıları öne çıkardı. Soçi Olimpiyatları, FIFA Dünya Kupası, Kırım Köprüsü'nün inşası, yeni bölgelerin katılımı ve Donbas'a destek gibi büyük proje ve olaylar da sıklıkla gurur kaynağı olarak anılıyor.

27 Ağustos 2025 Çarşamba

Rus kimliği: Genetik çalışmalar ne gösteriyor?


Kaynak: https://dzen.ru/

 

DNA'nın gizledikleri: Rus halkının genetiğinde devrim niteliğindeki keşifler

Son on yıl, moleküler genetik ve genom araştırmaları alanında gerçek bir atılımla anıldı. Modern DNA dizileme teknolojileri ve insanlığın genetik çeşitliliğini incelemeye yönelik büyük ölçekli projeler sayesinde bilim insanları, dünya halklarının kökenini ve etnik tarihini incelemek için eşi benzeri görülmemiş fırsatlar elde etti. Doğu Slavlarının ve özellikle Rus halkının genomu üzerine yapılan büyük ölçekli araştırmaların sonuçları, bilim camiasında özellikle ilgi çekiciydi.

Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve İsveç'ten oluşan uluslararası bir genetikçi konsorsiyumu, Rusya Federasyonu'nun 47 bölgesinden 14.000'den fazla etnik Rus'un Y kromozomu ve mitokondriyal DNA'sı üzerinde kapsamlı bir çalışma yürüttü. Böylesine büyük bir örneklem, karakteristik genetik belirteçlerin yüksek güvenilirlikle belirlenmesini ve ülke genelindeki dağılımlarının izlenmesini mümkün kıldı. Sonuçlar, Rus etnik grubunun oluşumu hakkında modası geçmiş fikirlere güvenmeye alışkın birçok Batılı araştırmacı için gerçekten sansasyoneldi.

Temel keşif, Kaliningrad'dan Kamçatka'ya kadar uzanan geniş bir alanda Rus nüfusunun yüksek derecede genetik homojenliğinin tespit edilmesiydi. Genetik materyal analizi, coğrafi konumlarına bakılmaksızın etnik Rusların büyük çoğunluğunun, Doğu Slavlarına özgü bir genetik belirteç olan Y kromozomunun R1a haplogrubuna sahip olduğunu göstermiştir. Bu haplogrubun Rus nüfusu arasındaki sıklığı, farklı bölgelerde %45 ila %67 arasında değişmekte olup, bu, dünyadaki en yüksek oranlardan biridir.

Paleogenomik alanında önde gelen uzmanlardan Harvard Üniversitesi genetik profesörü David Reich, bu sonuçlar hakkında şunları söyledi: "Rusya'nın genetik haritası, geniş topraklarda Doğu Slav kökenli belirteçlerin şaşırtıcı bir şekilde sabit olduğunu gösteriyor. Bu, Rus etnik grubunun çok sayıda kabile ve halktan oluşan heterojen bir karışım olarak oluştuğu hipotezini çürütüyor. Aksine, Rusya'nın Avrupa yakasında ve hatta Sibirya'da bile izlenebilen net bir genetik sinyal görüyoruz."

Özellikle Ruslara özgü genetik hattın kökeninin tarihlendirilmesiyle ilgili keşif ilgi çekiciydi. Moleküler saat yöntemleri sayesinde bilim insanları, Doğu Slavları arasında baskın olan haplogrup R1a'nın MÖ yaklaşık 6000-4500 yıllarında oluşmaya başladığını tespit edebildiler. Bu dönem, Hint-Avrupa dil topluluğunun oluşumunun başlangıcıyla aynı zamana denk geliyor ve bu da Slav etnogenezinin derin antik çağlara dayandığı yönünde ek bir kanıt teşkil ediyor.

Doğu Avrupa'daki arkeolojik alanlardan elde edilen antik DNA analizleri, özellikle Fatyanovo kültürü (MÖ 2900-2050) ve Srubna kültürü (MÖ 1900-1200) olmak üzere birçok Bronz Çağı arkeolojik kültürünün taşıyıcılarında R1a haplogrupunun varlığını göstermiştir. Bu, Doğu Avrupa nüfusunun genetik sürekliliğini en az 4.000-5.000 yıl boyunca izlememizi sağlamaktadır.

Rusya Bilimler Akademisi Genel Genetik Enstitüsü'ndeki genomik coğrafya laboratuvarının başkanı Biyolojik Bilimler Doktoru Oleg Balanovsky şunları vurguluyor: "Araştırmalarımız, Rus halkının genetik çekirdeğinin, tarih bilimi çerçevesinde yaygın olarak inanılandan çok daha önce oluştuğunu gösteriyor. Orta Çağ'dan değil, Tunç Çağı'ndan bahsediyoruz. Elbette göçler ve asimilasyon süreçleri daha sonra gerçekleşti, ancak ana genetik bileşen binlerce yıl boyunca değişmeden kaldı."

R1a haplogrupunun yüksek sıklığının yalnızca Ruslarda değil, diğer Slav halklarında, özellikle de Polonyalılar, Ukraynalılar ve Beyaz Ruslarda da bulunması dikkat çekicidir; bu da ortak kökenlerini gösterir. Aynı zamanda, Ruslar, Ukraynalılar ve Beyaz Ruslar arasındaki genetik farklılıklar o kadar azdır ki, genetik açıdan tek bir etnik grup olarak kabul edilebilirler. Bu üç grup arasındaki Y kromozomu farklılıkları, her bir grubun kendi içindeki varyasyonlardan daha az olan 1-2 konvansiyonel birimi geçmez.

Efsaneleri Çürütmek: Bilim "Tatar-Moğol Boyunduruğu" ve Fin-Ugor Alt Tabakası Hakkında Ne Diyor?

Rusların kökeni hakkındaki en yaygın klişelerden biri, Tatar-Moğol fatihlerinin önemli bir genetik etkiye sahip olduğu düşüncesidir. "Bir Rus'u kazıyın, bir Tatar bulursunuz" sözü hem sıradan insanlar hem de bazı tarihçiler arasında yaygın bir söylem haline gelmiştir. Ancak modern genetik araştırmalar bu efsaneyi tamamen çürütmektedir.

Etnik Rus ve Tatarların Y kromozomlarının karşılaştırmalı analizi, yaklaşık 30 konvansiyonel birimlik bir genetik uzaklık ortaya koymuştur. Karşılaştırma için, yakın akraba halklar arasındaki genetik uzaklık genellikle 5-10 birimi geçmemektedir. Dolayısıyla, moleküler genetik veriler, Ruslar ve Tatarlar arasında genetik düzeyde önemli bir karışmanın olmadığını göstermektedir.

Cambridge Üniversitesi'nden antik göç çalışmaları uzmanı Profesör Peter Forster şöyle diyor: "Ruslar ile Tatar-Moğollar arasında, genellikle varsayıldığı gibi, kitlesel bir karışım olsaydı, modern Rusların gen havuzunda C ve N gibi Doğu Asya haplogruplarının çok daha yüksek bir yüzdesini görürdük. Ancak, bu genetik hatların Rus nüfusundaki gerçek oranı çok düşük - %2'den az, bu da büyük ölçekli bir süreçten ziyade izole karışım vakalarına işaret ediyor."

İlginçtir ki, anne tarafından kalıtılan mitokondriyal DNA çalışmaları da Doğu Asya soylarının Rus gen havuzuna önemli bir katkısı olduğunu ortaya koyamamıştır. Bu, özellikle askeri çatışmalar sırasında asimilasyona en çok maruz kalan kesimin kadın nüfusu olduğu düşünüldüğünde önemlidir. İlgili genetik belirteçlerin yokluğu, sözde "Tatar-Moğol boyunduruğu" döneminde bile fatihler ile yerel halk arasında büyük ölçekli bir karışma olmadığını göstermektedir.

Tarihçiler, Altın Orda'nın Rus topraklarında kurduğu yönetim sisteminin, halkın sömürgeleştirilmesi ve asimile edilmesinden ziyade haraç toplamaya odaklandığını belirtiyor. Orda Baskakları ve yetkilileri, Rus topraklarına kitlesel göç ve kalıcı yerleşimler kurulması yönünde çaba göstermiyorlardı. Çoğu temas, elit düzeyde gerçekleşiyordu ve bu da fatihlerin genel halk üzerindeki genetik etkisini en aza indiriyordu.

Yaygın bir diğer efsane ise, özellikle Avrupa Rusya'sının kuzeydoğusunda yaşayan Rusların Slavlaşmış Fin-Ugorlar olduğu fikridir. Bu teori, 19. ve 20. yüzyıl Batılı tarihçileri arasında popülerdi ve hâlâ bazı yayınlarda yer almaktadır. Ancak genetik çalışmalar bu durumda da bu hipotezi desteklemiyor.

Rus erkeklerinin ve Fin halklarının (Finler, Karelyalılar, Estonyalılar) Y kromozomlarının karşılaştırılması, yaklaşık 30 geleneksel birimlik bir genetik uzaklık gösterdi. Bu, erkek soyunda önemli bir genetik akrabalık olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda, ilginç bir keşif, Rusya'nın Kuzeydoğusunda yaşayan Ruslar ile Volga bölgesinin yerli Fin-Ugor halkları (Mordvinler, Mariler, Komi-Zyryanlar) arasındaki genetik farkın sadece 2-3 birim olmasıydı.

Bu sonuç, antik kroniklerde şaşırtıcı bir benzerlik göstermektedir. Rusların en eski tarihi kaynağı olan Geçmiş Yılların Hikayesi, Slavların yerel kabilelerden sık sık gelin "kaçırdıklarını" bildirmektedir. Modern genetik de bu tarihsel gerçeği doğrulamaktadır: Anne tarafından aktarılan mitokondriyal DNA analizi, Fin-Ugor bileşeninin Y kromozomuna kıyasla daha belirgin bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.

Biyolojik Bilimler Doktoru Elena Balanovskaya şöyle açıklıyor: "Fin-Ugor halklarının asimilasyonu, öncelikle Slav erkeklerin yerel kadınlarla evlendiği etnik gruplar arası evlilikler yoluyla gerçekleşti. Bu, kuzey Ruslarının Y kromozomunda, mitokondriyal DNA'da daha belirgin bir Fin-Ugor bileşeniyle birlikte bir Slav genetik profili gözlemlememizin nedenini açıklıyor. Bazı Ruslarda, daha geniş elmacık kemikleri veya daha koyu saçlar gibi fenotipik özelliklerin ortaya çıkmasına yol açan ve yanlışlıkla "Moğol" özellikleri olarak yorumlanan bu tür bir asimilasyondur."

Dolayısıyla bilimsel veriler, Rus etnik grubunun, sözde-tarihsel çalışmalarda bazen sunulduğu gibi, Slavların Tatarlar veya Finlerle kitlesel olarak karışmasının bir sonucu olmadığını göstermektedir. Rus halkı, binlerce yıldır egemen olan Doğu Slav genetik bileşeninin baskın olduğu istikrarlı bir etnik topluluktur.

Genetik homojenlik ve istikrar: Rus halkının diğer Avrupalılarla karşılaştırıldığındaki olgusu

Genetikçilerin en şaşırtıcı keşiflerinden biri, Rusya'nın uçsuz bucaksız topraklarında Rus nüfusunun olağanüstü bir genetik homojenliğe sahip olduğunun tespit edilmesiydi. Bu olgu, özellikle çok daha küçük topraklarda çok daha belirgin bir genetik çeşitlilik gösteren diğer Avrupa halklarıyla karşılaştırıldığında dikkat çekicidir.

Tartu Üniversitesi'nden Profesör Richard Willems liderliğindeki uluslararası bir bilim insanları grubu tarafından yürütülen geniş çaplı bir çalışma, Avrupa'nın çeşitli bölgelerinden 8.500'den fazla erkeğin genetik materyalini inceledi. Sonuçlar, Kaliningrad ve Kamçatka'da yaşayan Ruslar arasındaki genetik farklılıkların, komşu eyaletlerdeki Almanlar veya İtalya'nın farklı bölgelerindeki İtalyanlar arasındaki genetik farklılıklardan önemli ölçüde daha küçük olduğunu gösterdi.

Y kromozomu haplogrup dağılım haritası, Ruslar arasında R1a haplogrup sıklığının tüm Rusya topraklarında ortalama %50-55 olduğunu, %10'luk küçük dalgalanmalar olduğunu göstermektedir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Almanlar arasında ana haplogrup R1b, Almanya'nın farklı bölgelerinde %25 ila %65 arasında değişmektedir. Farklı haplogrupların sıklığının kuzeyden güneye 2-3 kat değişebildiği İtalya'da daha da belirgin bir değişkenlik gözlemlenmektedir.

Biyokimyacı ve DNA soybilimci Profesör Anatoly Klesov şöyle açıklıyor: "Rus nüfusunun geniş bir coğrafyada böylesine genetik bir homojenliğe sahip olmasının dünyada bir benzeri yok. Bu, genetik kimliğini korumuş tek bir etnik grubun nispeten yakın zamanda ve çok hızlı bir şekilde dağıldığını gösteriyor. Doğu Slavlarının kuzeye ve doğuya doğru ilerleyerek hızla yeni topraklar edindiği son binyıldaki olaylardan bahsediyoruz."

Bir diğer önemli husus ise Rus etnik grubunun genetik istikrarıdır. 1930'larda başlayan ve modern moleküler genetik yöntemler kullanılarak sürdürülen antropolojik çalışmalar, 11 ana antropolojik özellikten 7-9'unun Doğu Slavları arasında değişmeden kaldığını, diğer Avrupa halkları arasında ise bu rakamın sadece 4-5 olduğunu göstermiştir.

Bu, Ruslar da dahil olmak üzere Slavların, diğer etnik gruplarla asimilasyona ve genetik karışmaya çoğu Avrupa halkından daha az maruz kaldığı anlamına gelir. Bu olgu, Slavların çoğunlukla Doğu Avrupa'nın ormanlık alanlarına yerleşmesinin kendine özgü özellikleri, Büyük Göç sırasında göç akımlarından nispeten izole olması ve etnik kimliğin korunmasına katkıda bulunan kültürel ve dini gelenekler de dahil olmak üzere bir dizi faktörle açıklanmaktadır.

Tarih Bilimleri Doktoru, antropolog Vladimir Volkov şöyle diyor: "Avrupa'nın ana göç akımlarının çevresinde yer alan Doğu Slavları, binlerce yıl boyunca Orta ve Batı Avrupa'yı geçen çok sayıda göçmen grubuyla büyük ölçekli bir karışımdan kaçındı. Bu, etnik etkileşimlerin merkezinde yer alan halklara kıyasla daha "saf" bir gen havuzunu korumalarını sağladı."

İlginçtir ki, kuzeyli olmayan halklar arasında Ruslara en büyük genetik yakınlık, yüksek oranda R1a haplogruplarına (sırasıyla yaklaşık %55-60 ve %40-45) sahip olan Polonyalılar ve Slovaklar tarafından gösterilmektedir. Bu durum, Batı ve Doğu Slavlarının tek bir genetik kökene sahip olduğu hipotezini doğrulamaktadır. Aynı zamanda, bu haplogrup oranı Güney Slavları (Sırplar, Hırvatlar, Bulgarlar) arasında biraz daha düşüktür; bu durum, Balkan Yarımadası'nın yerli halkıyla daha yoğun bir şekilde kaynaşma ve Küçük Asya'dan gelen göçlerin etkisiyle açıklanmaktadır.

Rus etnik grubunun genetik istikrarının bir diğer çarpıcı kanıtı, karakteristik mitokondriyal DNA haplotiplerinin korunmasıdır. Araştırmalar, Ruslarda mitokondriyal haplogrupların dağılımının, Tunç Çağı'nda Doğu Avrupa nüfusunda gözlemlenen dağılımdan yalnızca biraz farklı olduğunu göstermektedir. Üç bin yılı aşkın süredir devam eden böyle bir süreklilik, Avrupa toplulukları için nadir görülen bir durumdur.

Bununla birlikte, Rus halkının genetik olarak tamamen izole olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Genom analizi, bazı bölgesel özellikleri ortaya koymaktadır: Kuzey Rusları, Fin-Ugor alt türünün küçük bir etkisine sahiptir (%10-15'e kadar), Güney Rusları, bozkır halklarının önemsiz bir katkısına sahiptir (%5-7) ve Batı Rusları, Baltık kabileleriyle belirgin genetik bağlar göstermektedir. Ancak bu bölgesel farklılıklar, Rus nüfusunun genel genetik homojenliğini ihlal etmemekte ve etnik kökenler arası değişkenlik sınırları içinde kalmaktadır.

Tipik bir Rus portresi: 100 yıldır yapılan antropolojik verilerin bilgisayar analizi neyi gösteriyor?

Antropologlar, neredeyse yüz yıldır Rusya'nın çeşitli bölgelerindeki Rus halkının fiziksel özellikleri hakkında veri topluyor. Bu bilgilerin birikimi, düzinelerce antropometrik parametreye ilişkin binlerce ölçümü içeren kapsamlı bir veri tabanının oluşturulmasını mümkün kıldı. Modern bilgisayar teknolojileri, bu muazzam veri dizisini işleyerek "tipik bir Rus insanının" bilimsel temellere dayalı bir portresini oluşturmayı mümkün kıldı.

Fiziksel antropoloji profesörü Martin Crawford liderliğindeki uluslararası bir araştırma ekibi, 1920'ler ile 2010'lar arasında toplanan antropolojik verilere çok değişkenli istatistiksel analiz uyguladı. Çalışma, Rusya'nın 78 bölgesinden 25.000'den fazla etnik Rus erkek ve kadının ölçümlerini içeriyordu. Boy, vücut oranları, yüz şekli, göz, saç ve ten rengi gibi parametrelerin yanı sıra daha spesifik antropometrik göstergeler de analiz edildi.

Bilgisayar modellemesi sonuçları, Rus etnik grubunun tipik bir temsilcisinin, düz veya hafif dalgalı açık kahverengi veya açık kahverengi (kahverengi) saçlı, açık tenli ve gri veya mavi gözlü, ortalama boyda bir kişi olduğunu göstermiştir. Rus erkeklerinin ortalama boyu 176-178 cm, kadınların ise 164-166 cm'dir. Son yüzyılda ortalama boyun yaklaşık 10-12 cm arttığını belirtmek önemlidir; bu artışın genetik değişikliklerden ziyade, yaşam koşullarının ve beslenmenin iyileşmesiyle daha olası olduğu düşünülmektedir.

Özellikle ilgi çekici olan, etnik stereotiplerde sıklıkla kullanılan antropolojik bir özellik olan burun şekline ilişkin verilerdir. Rus yüzünün karakteristik bir özelliği olarak yaygın olan "kalkık burun" fikrinin aksine, bilgisayar analizleri, kalkık buruna (içbükey burun köprüsüne sahip) etnik Rusların yalnızca %7'sinde rastlandığını göstermiştir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Almanlar ve Finliler arasında bu oran %23-25'e ulaşmaktadır. Rusların çoğu (yaklaşık %68) düz burun köprüsüne, %25'i ise hafif dışbükey burun köprüsüne sahiptir.

Antropoloji Bilimleri Doktoru İlya Perevozçikov bu veriler hakkında şu yorumu yapıyor: "Kalın burunlu Rus klişesi muhtemelen 19. yüzyılın edebi imgeleri ve karikatürlerinden etkilenerek ortaya çıkmıştır, halkın gerçek antropolojik özelliklerinden değil. Araştırmalarımız, Rusların burun şekli bakımından Fin-Ugor gruplarından ziyade Orta Avrupa halklarına daha yakın olduğunu gösteriyor. Bu, Rusların antropolojik tipinde Slav unsurunun baskın olduğunu bir kez daha doğruluyor."

Göz ve saç rengi dağılımına ilişkin sonuçlar ilginçti. Rusların %42'sinin gözleri gri, %31'inin gözleri mavi veya açık mavi, %18'inin gözleri karışık (yeşil-gri, gri-mavi) ve sadece %9'unun gözleri çeşitli tonlarda kahverengidir. Saç rengi açısından açık kahverengi tonları baskındır (%58), bunu açık kahverengi ve altın sarısı tonlu açık kahverengi (%27), koyu kahverengi (%12) ve sadece %3'ünün doğal koyu veya siyah saçları takip eder.

Rusların cilt pigmentasyonu ağırlıklı olarak açık renklidir ve hafif bronzlaşma özelliğine sahiptir. Bu açıdan Ruslar, Kuzey ve Orta Avrupa halklarına yakındır ve daha belirgin pigmentasyonlarıyla Güney Avrupa gruplarından önemli ölçüde farklıdır. Özel cihazlar yardımıyla yapılan cilt yansıtıcılık ölçümleri, Rusların pigmentasyon açısından İskandinavlar ve Orta Avrupalılar arasında bir ara konumda olduğunu göstermektedir.

Rusların yüz şekilleri de belli bir benzerlik gösteriyor: Orta geniş yüzler (%45) ve orta-dar yüzler (%38) çoğunluktayken, çoğunlukla "Asyalı" etkisiyle ilişkilendirilen çok geniş, "yüksek elmacık kemikli" yüzler etnik Rusların yalnızca %7'sinde, özellikle de kuzey bölgelerinde görülüyor.

Biyolojik Bilimler Doktoru Elena Khrisanfova şunları belirtiyor: "Rusların geniş bir coğrafyadaki antropolojik homojenliği, genetik araştırmaların verilerini doğruluyor. Rusya'nın batı sınırlarından doğu sınırlarına kadar ana antropolojik özelliklerin şaşırtıcı bir şekilde sabit kaldığını gözlemliyoruz. Farklı bölgelerdeki Ruslar arasındaki farklılıklar, grup içi değişkenlik sınırlarının ötesine geçmiyor ve Batı Avrupa'daki komşu etnik gruplar arasındaki farklılıklardan önemli ölçüde daha küçük."

Bilgisayar analizi, Rus etnik grubu içinde, çeşitli bölgelerdeki yerleşimlerin tarihsel özelliklerine karşılık gelen çeşitli antropolojik varyantların belirlenmesini de mümkün kılmıştır. Kuzey Rusları, biraz daha geniş bir yüz, biraz daha açık saç ve gözlerle karakterize edilirken; güney Rus varyantı, biraz daha koyu saç ve göz tonlarının biraz daha sık görülmesiyle ayırt edilir; orta Rus varyantı ise ara bir konumdadır. Ancak bu farklılıklar o kadar önemsizdir ki, Rus halkının antropolojik birliğinin genel resmini bozmazlar.

Rusların antropolojik tipinin birçok açıdan uzmanların Avrupa ırkı için "ortalama" veya "ılımlı" olarak değerlendirdiği özellikler göstermesi ilginçtir: ortalama boy, orta pigmentasyon, ortalama yüz oranları. Bu, Rus etnik grubunun oluşumunun tarihi bölgesinin coğrafi konumuyla -Doğu ve Kuzey Avrupa sınırında- tutarlıdır.

Birlik ve Çeşitlilik: Doğu Slavları Genetik ve Kültürel Bir Topluluk Olarak

Üç Doğu Slav halkı olan Ruslar, Ukraynalılar ve Belaruslular arasındaki genetik akrabalık meselesi özel bir ilgiyi hak ediyor. Uzun yıllardır siyasi ve tarihsel söylemde, bu gruplar arasındaki birliği veya farklılıkları vurgulayan çeşitli teoriler dolaşımda. Modern genetik, bu soruya objektif ve bilimsel bir bakış açısıyla bakma fırsatı sunuyor.

Profesör Leila Kais-Kulakovsky liderliğindeki uluslararası bir bilim insanları ekibi tarafından yürütülen geniş çaplı bir genetik çalışma, yaşadıkları farklı bölgelerde yaşayan üç Doğu Slav halkının 7.000'den fazla temsilcisini kapsadı. Hem Y kromozomu hatları (erkek soyundan geçen) hem de mitokondriyal DNA (anneden kalıtılan) analiz edildi ve genel genetik tabloyu yansıtan otozomal belirteçler kullanıldı.

Sonuçlar, Ruslar, Ukraynalılar ve Belaruslular arasındaki olağanüstü genetik yakınlığı açıkça doğruladı. Bu üç grup arasındaki genetik mesafe yalnızca 1-2 geleneksel birimdir; bu, genellikle tek bir popülasyon içinde gözlemlenen ve farklı etnik gruplar arasında gözlemlenmeyen bir göstergedir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, farklı Batı Slav grupları (Polonyalılar, Çekler, Slovaklar) arasındaki genetik mesafe 3-5 birim, Doğu ve Batı Slavları arasındaki ise 5-7 birimdir.

Profesör Oleg Balanovsky, "Genetik açıdan bakıldığında Ruslar, Ukraynalılar ve Belaruslular, küçük bölgesel farklılıklara sahip tek bir popülasyonu temsil ediyor," diyor. "Aralarındaki farklılıklar grup içi değişkenliği aşmıyor ve diğer komşu Avrupa halkları arasındaki farklılıklardan önemli ölçüde daha küçük."

Y kromozom haplogruplarının dağılımı özellikle belirleyicidir. Her üç Doğu Slav halkında da %45-55'lik bir sıklık oranıyla R1a haplogrup hakimdir. İkinci en yaygın haplogrup, Neolitik dönemden beri Doğu Avrupa nüfusunun karakteristik özelliği olan I2a'dır (%15-20). Geri kalan haplogruplar (I1, R1b, N1c, E1b ve diğerleri), genetik birliğin genel tablosunu bozmayan küçük bölgesel farklılıklarla, az sayıda mevcuttur.

Mitokondriyal DNA analizi, üç Doğu Slav grubu arasında olağanüstü benzerlikler de göstermektedir. Baskın haplogruplar Avrupa'ya özgüdür: H (%40), U (%20-25), J (%8-10), T (%7-9), K (%5-7) ve diğerleri. Ruslar, Ukraynalılar ve Belaruslular arasında ise neredeyse aynı dağılıma sahiptir.

Popülasyon genetiğinin öncülerinden Profesör Walter Bodmer, bu sonuçlar hakkında şu yorumu yapıyor: "Genetik veriler, Doğu Slav halklarının ortak bir kökene sahip oldukları ve yakın zamana kadar tek bir popülasyon oluşturdukları konusunda hiçbir şüphe bırakmıyor. Ayrı etnik gruplara bölünmeleri, biyolojik farklılıklardan ziyade tarihsel, politik ve dilsel faktörler tarafından belirleniyor."

Doğu Slavlarının genetik yakınlığı tarihi kaynaklar tarafından da doğrulanmaktadır. En eski Rus tarihçesi olan Geçmiş Yılların Hikayesi, Polyanlar, Drevlyanlar, Dregoviçler, Kriviçiler, Vyatiçler ve diğer Slav kabilelerinin ortak kökeninden bahseder ve bu kabileler daha sonra üç Doğu Slav halkının oluşumunun temelini oluşturmuştur. Arkeolojik veriler de 6.-9. yüzyıllar arasında Doğu Slav kabilelerinin kültürel ortaklığını kanıtlamaktadır.

Doğu Slav dillerinin dilbilimsel analizi, aralarındaki yakın ilişkiyi doğrulamaktadır. Dilbilimcilere göre, Rus, Ukrayna ve Belarus dilleri nispeten yakın bir zamanda, 13.-14. yüzyıllar arasında ayrışmıştır ve bu, tarihsel açıdan oldukça yeni bir olaydır. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Batı ve Doğu Slav dil gruplarının ayrılması yaklaşık olarak MS 6.-7. yüzyıllarda gerçekleşmiştir.

Aynı zamanda, genetik çalışmalar bazı bölgesel özellikleri de ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Batı Ukraynalılar ve Batı Belaruslular, Orta Avrupa genetik belirteçlerinin biraz daha yüksek bir oranına sahiptir ve bu durum, Polonya ve Litvanya halklarıyla daha yakın tarihsel temaslarla açıklanmaktadır. Güney Ruslar ve Doğu Ukraynalılar, bozkır halklarından hafif bir etki göstermektedir. Kuzey Ruslar ve Doğu Belaruslular ise küçük bir Fin-Ugor bileşenine sahiptir. Ancak, bu bölgesel farklılıklar genel genetik birlik tablosunu bozmamakta ve normal popülasyon değişkenliği sınırları içinde kalmaktadır.

Doğu Slav gen havuzunun ilginç bir özelliği, göreceli arkaizmidir. Modern Doğu Slavlarında bulunan birçok genetik soy, Tunç Çağı'na ve hatta daha önceki dönemlere dayanmaktadır. Bu, Doğu Avrupa nüfusunun binlerce yıl boyunca genetik sürekliliğini göstermekte ve Doğu Slav halklarının "gençliği" hakkındaki teorileri çürütmektedir.

Önde gelen Rus antropologlarından Profesör Tatyana Alekseyeva, "Antropolojik ve genetik veriler, Doğu Slavlarının etnik bir topluluk olarak yazılı kaynakların kaydettiğinden çok daha önce oluştuğunu gösteriyor. 9.-10. yüzyıllardan değil, en azından MÖ 1. binyıldan bahsediyoruz. O dönemde, karakteristik bir genetik profile sahip proto-Slav grupları Doğu Avrupa topraklarında zaten mevcuttu." diye vurguluyor.

Modern bilim, Rusların, Ukraynalıların ve Belarusluların genetik olarak tek bir topluluk olduğunu ve aralarındaki farklılıkların biyolojik farklılıklardan değil, esas olarak tarihsel ve kültürel faktörlerden kaynaklandığını ikna edici bir şekilde kanıtlıyor. Her üç halk da, genetik kimliğini yüzyıllardır koruyan kadim Doğu Slav nüfusunun doğrudan torunlarıdır.

28 Nisan 2025 Pazartesi

Slavların yaşam alanları neden hep ormanların yakınındaydı?


Kaynak: https://dzen.ru/

 

Orta Çağ'ın başlarında Slavlar, Avrupa topraklarının yaklaşık üçte birini işgal ediyorlardı.

Ancak arkeolog ve ortaçağ bilimci Lech Lecewicz'in hesaplamasına göre, geçilmez ormanlık alanlar hariç tutulduğunda bile, Slavlar, tarihlerinin ilk yüzyıllarında Karpatlar'ın kuzeyindeki tüm Slav topraklarının yalnızca yaklaşık %6'sında yaşıyorlardı.

Bu topraklar doğadan geri kazanılmış ve ilk insan yerleşimleri ve tarım ürünleri ancak 700 veya 750 yıllarında ortaya çıkmıştır. %94'ü ve muhtemelen daha fazlası sağlam kaldı.

Slav kültürünün ortaya çıktığı bölge (bugünkü Polonya, Ukrayna, Belarus ve Rusya toprakları) neredeyse tamamen ormanlarla kaplıydı. İlk Slavların, bozkır halkı olarak kabul edilen İskitler ve Hunlardan farklı olarak, orman halkı oldukları sıklıkla ve haklı olarak yazılır.

Ormanla sürekli temas, Slavların yaşam biçimini ve dünya görüşünü şekillendirmiştir.

Nesiller boyunca meşe ve çam ağaçlarının gölgesinde yaşamaya alışmışlardı ve böyle bir ortam onlar için neredeyse vazgeçilmezdi. Yaşamak için ihtiyaç duydukları her şeyi ormandan ve çevresinden sağlıyorlardı. İlkel zamanlarda insanlar ormansız yaşayabilirlerdi, ancak Slavlar buna alışık değildi. Bunların inşaatları, yiyecek elde etme yöntemleri ve basit el sanatları ormanın sağladığı kaynaklara ihtiyaç duyuyordu.

Arkeolojik kanıtlar şüpheye yer bırakmayacak şekilde şunu gösteriyor: Orta Avrupa'daki Slavlar ilk yüzyıllarda açık alanlara, özellikle de dağ sıralarına yerleşmekten kaçındılar. Köyleri her zaman nehir veya göllerin yakınlarında bulunuyordu. Bu ayrıntı gayet açıktır: Tarihte her insan uygarlığının gelişmesi için suya erişime ihtiyacı vardı.

Tipik bir yerleşim yeri, örneğin, küçük bir tepenin yamacında, yalnızca bir ormanın yanında değil, aynı zamanda bataklık bir nehir vadisinin üzerinde de yer alabilir. Balıkçılık kıyıdan oltalarla veya hasır tuzaklarla yapılırdı.

Yakınlarında, yüzyıllardır değişen akıntılarla yıkanan bölgelerde, demir eritmek için gereken bataklık cevherini aradılar. Nemli arazi sebze yetiştirmeye, yamaç ise sığır ve at otlatmaya elverişliydi. Köyün çevresindeki ormanda ot, meyve ve mantar arandı.

Orman aynı zamanda yapı malzemesi de sağlıyordu; sonuçta ilk Slavların medeniyeti neredeyse istisnasız olarak ahşaptan yapılmış bir medeniyetti. Ancak diğer iklim bölgelerine, özellikle Balkanlara yerleşen Slav kökenliler yapı malzemesi olarak daha çok taş veya kil kullanmışlardır.

Orman olmasaydı kışı geçirmek çok zor olurdu, çünkü yerleşim yerinin yakınlarından toplanan çalılıklar vazgeçilmez bir yakıttı. Avcılık, özellikle metalin yaygınlaşmasından önceki dönemde, birçok aletin yapımında kullanılan hayvan kemiklerini sağladı. Örneğin, ağaç kabuğundan reçine yapılırdı - Slavların bildiği en iyi sızdırmazlık maddesi.

Ancak ormanın tarım açısından önemi çok büyüktü. Uzmanlar, Slavlar için hangi yiyecek elde etme yönteminin en önemli olduğu konusunda onlarca yıldır tartışıyorlar. Yazılı kaynaklardaki birbirinden bağımsız ve birbiriyle son derece çelişkili referanslar, bazı bilim insanlarını Slav kültürünün hayvancılığa güçlü bir vurgu yaptığı yönündeki iddialara yöneltmiştir. Ancak bugün farklı bir görüşün açıkça hakim olduğu görülüyor.

İlk Slavlar çoğunlukla çiftçilerden oluşuyordu; tahıl, özellikle buğday ve darı, daha sonra da çavdar yiyorlardı. Açık doğal çayırlarda ve bataklık ovalarda değil, ormandan geri kazanılan topraklarda ürün yetiştiriyorlardı.

12 Ağustos 2023 Cumartesi

Çağrışım anketi: Günümüz Rusyası neyle özdeş?



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da 18-35 yaş arası 101 üniversite mezunu ya da bilim insanı ile yapılan bir odak grubu araştırması, gençlerin günümüz Rusyasını "güç, korku ve gelenekle" özdeşleştirdiğini ortaya koydu. Gençlere göre "İdeal Rusya'yı" çağrıştıran değerler ise kalkınma, güzellik ve özgürlük.

Novaya Era tarafından yapılan araştırmada gençlere 15 dizi sembol (devlet adamı, renk, ağaç, hayvan, müzik türü vb.) gösterildi ve bu sembolleri hangi değerlerle (güç, adalet, özgürlük vb.) özdeşleştirdikleri soruldu. 

Araştırmayı haber yapan Kommersant en çok telaffuz edilen etiketin 109 kere ile "güç" olduğuna dikkat çekiyor. Bu etiketle ilişkilendirilen semboller arasında Anavatan, ayı, Korkunç İvan ve Stalin öne çıkıyor. 

En çok telaffuz edilen diğer etiketler "savaş, korku, kudret ve gelenek" şeklinde sıralandı.

Çağrışım anketinin ikinci bölümü "İdeal Rusya" hayaline ayrıldı. Bu bölümde öne çıkan semboller kozmik roketler, gökdelenler ve Çar Petro oldu. En çok dillendirilen etiketler ise kalkınma, güzellik ve özgürlük.

5 Kasım 2022 Cumartesi

Rus-Rusyalı farkı


Kaynak: https://medyagunlugu.com/  

 

Dış dünyada Rusya'ya ilişkin az bilinen konulardan biri de Rus-Rusyalı kelimeleri arasındaki fark.

"Türkiyeli" ifadesi toplumun küçük denilebilecek bir kesimi tarafından kullanılıyor, diğerleri ise yüklenen siyasi anlam nedeniyle buna karşı çıkıyor.

Rusya'daki durum ise Türkiye'den farklı.

Rus kelimesi etnik açıdan Rus olanlar için kullanılıyor. Kökeniyle ilgili farklı görüşler olsa da Rus kelimesi 9-10. yüzyıllardan beri kullanılıyor. Rusların mı kendilerini böyle adlandırdığı, yoksa diğer halkların mı onlara bu adı verdiği tam bilinmiyor.

Yaklaşık 145 milyonluk nüfusa sahip Rusya'da Ruslar yüzde 80'lik bir oranla büyük çoğunluğu oluşturuyor.

Rusyalı ise Rusya Federasyonu vatandaşları için kullanılan bir terim. Yani etnik açıdan Rus olmayan ama Rusya vatandaşı olanlar kastediliyor. Örneğin, bir Tatar'dan ya da Çeçen'den söz ederken Rus değil Rusyalı demek gerekiyor.

Rusyalı kelimesine 17. yüzyılda da rastlansa da yaygın kullanım Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra başladı. O ana kadar Rus olsun olmasın herkesin üst kimliği Sovyet vatandaşlığıydı.

Sovyetlerin dağılmasının ardından, Rusya Federasyonu içinde yüzde 20'lik bir kesimi oluşturan Rus olmayanlar için, biraz da kendilerini dışlanmış hissetmemeleri amacıyla 1990'ların başında Rusyalı ifadesi resmi söylemde kullanılır oldu.

Diğer ülkelerde, bu arada Türkiye'de bu ayrım fazla bilinmediği ya da önemsenmediği için Rusya Federasyonu vatandaşı olan herkes kestirmeden "Rus" deniliyor.

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Rusya’da günlük hayata dair on konu





Samih Güven

Kaynak: https://samihguven.blogspot.com/


1-Evlilik: Rusya’da kadınların yüksek eğitim seviyesi ve yüksek iş gücüne katılım oranı nedeniyle aile içindeki rolleri açısından nispeten eşitlikçi bir yapıdan söz edilebilir. Ancak hem modern hem de geleneksel özellikler gözlenir. Çocuk bakımı ve ev işleri açısından İskandinav ülkelerine göre kadına Rusya’da daha fazla iş düştüğünü söylemek mümkündür.

Rusya'da romantik aşk evlilik için en önemli motivasyondur. Rusya evlenme oranının yüksek olduğu bir ülkedir. OECD ülkeleri açısından bakıldığında yıl içindeki evlilik oranı Çin, Rusya ve Türkiye’de ilk üç sırayı almaktadır.

Evlilik yaşı açısından bakıldığında ise OECD ülkeleri arasında Türkiye, Rusya ve İsrail vatandaşları en erken yaşta evlenen ülkelerdir. Örneğin Rusya’da kadınlar ortalama 25, erkekler ise 27 yaşında ilk evliliklerini yapmaktadır. Boşanma oranlarına gelince OECD ülkeleri arasında en yüksek boşanma oranına sahip ülkeler Rusya, Danimarka ve Litvanya’dır.

2-Dindarlık: Dostoyevski “Ruslar bütünüyle Ortodoks’tur, ortodoksluğu anlamayanlar, Rusları asla anlamayacaktır” demiştir. Bolşevik Devrime kadar Rus toplumunda bu konunun önemli olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte devrim sonrasındaki 70 yıl boyunca dini pratiklerin azaldığı görülmüştür. Komünist Partinin konuya bakışı mesafeli olmuştur. Yine de kiliseler ve ortodoksluk tarihsel, siyasi ve kültürel boyutu dikkate alındığında Rus günlük yaşamının önemli unsurudur.

Konuyla ilgili olarak “Din hayatınızda ne kadar önemli” şeklinde bir soru sorularak yapılan bir ankete göre(Gallup) dinin günlük hayattaki öneminin en az olduğu ülkelerin başında Estonya (%16), İsveç ve Danimarka gelmektedir. Aynı araştırmaya göre, Rusya’da dinin günlük hayatta önemli olduğunu söyleyenlerin oranı %34, Almanya’da %40, ABD’de %69, Türkiye’de ise %82’dir.

3-Ulaşım: Rusya geniş coğrafyası nedeniyle çarlık döneminden itibaren demiryolu taşımacılığına ağırlık vermiştir. Örneğin dünyanın en uzun demiryolu hattı olan Trans-Sibirya hattı II. Nikolay zamanında yapılmıştır. Komünist Parti döneminde demiryolu ve metroya özellikle ağırlık verilmiştir. Rusya demiryolu hatlarının uzunluğu (88 bin km) açısından ABD’den sonra dünyada ikinci sıradadır. Moskova metrosu ise bugün günlük ortalama yolcu taşıma sayısı açısından Avrupa’nın en yoğun metrosudur. Böyle olunca tren ve metro yolculuğu, kompartımanlar, vagonlar günlük hayatın bir parçasıdır.

Bununla birlikte Moskova trafik yoğunluğu açısından dünyanın önde gelen şehirlerinden biridir. Bu denli yaygın metro hattına rağmen trafik olmasının nedenleri arasında zenginleşen Rus toplumunun hızla araç sahibi olması, kapıdan kapıya geçen sürenin bazen aynı olması ve insanların kendi araçlarında daha konforlu bir yolculuğu tercih edebilmesi bulunmaktadır.

4-Yılbaşı: Yılbaşı günleri önem derecesi değişmekle birlikte bütün toplumlarda kayda değerdir. Bu artık İsa’nın doğumunu kutlamaktan çıkmış ve kültürel ve geleneksel bir özellik haline gelmiştir. Bağlı olunan takvimin son günüdür neticede.

Yılbaşı öncesi Rusya’da şehirler gelin gibi süslenir deyim yerindeyse. Aileler, çocuklar için de çok önemlidir bu gün. En vazgeçilmez olan şeylerin başında yılbaşı ağacı ve hediyeler gelir şüphesiz. Özel hazırlanan yiyecekler, şampanya ve devlet başkanının konuşması önemli unsurlardandır.

5-Doğum günleri: Doğum günleri Rusya’da önem verilen bir konudur. Bu günlerde eş, dost, aile, sevgililer bir arada olur ve coşkuyla kutlama yaparlar. Hediyeler, çiçek verilmesi önemlidir. Rusya çiçekçilerin 24 saat açık olduğu bir ülkedir. Fakat ilginç bir nokta örneğin bir iş yerinde doğum günü olan biri pastayı kendi alır, keser ve arkadaşlarına kendi dağıtır.

6-Alkol tüketimi: Bazı ülke insanları iklim, gelenekler, kültür gibi nedenlerle fazla alkol tüketir. Rusya kişi başı alkol tüketimi bakımından Beyaz Rusya, Moldova ve Litvanya’dan sonra 4. sırada gelmektedir. Hal böyle olunca günlük hayatın ve özel günlerin vazgeçilmezidir alkol. Adabı vardır şüphesiz. Özel günlerde ayağa kalkılarak konuşma yapılır. Tost denilir buna.

7-İklim: Rusya’da, Karadeniz kıyılarında görülen subtropikal iklimden, yıllık sıcaklık farkının 80 dereceye vardığı Sibirya’daki sert karasal iklime ve kuzeydeki kutup iklimine kadar değişen bir iklim çeşitliliği vardır. Ülkenin kuzeyi Arktik kuşağında bulunurken, güneyde Karadeniz kıyılarında subtropikal iklim özellikleri görülür. Sibirya karasal iklimin etkisi altındayken, Rusya’nın uzak doğusu muson yağmurları nedeniyle yıllık 1000 mm yağış alabilmektedir.

Ama soğuk, kar ve kapalı hava Rusya ve özellikle de önemli büyük şehirlerle özdeşleşmiştir. Moskova’da özellikle Ocak ve Şubat aylarında eksi 30 derecelere varır soğuklar. Bu durumun yaşam biçimi, giyim ve insan davranışları üzerine önemli etkileri vardır kuşkusuz.

8-İlaç kullanımı: Rusya’da modern tıp yanı sıra geleneksel ve alternatif tıp da önemlidir. Bu açıdan bitkiler ve doğal yönetmelere de başvurulur. Ruslar özellikle kış aylarında hastalandıklarında hemen ilaca başvurmaz, vücudun kendi savunma sistemi ve doğal desteklerle durum atlatılmaya çalışılır.

OECD ülkeleri ile bir kıyaslama yapılığında örneğin antibiyotik kullanımı açısından Türkiye, Yunanistan, Fransa gibi ülkeler ilk sıralarda gelmektedir. Buna karşılık Estonya, Litvanya, Rusya, İsveç gibi ülkelerde antibiyotik kullanımı çok daha düşüktür.

9-Apartman hayatı: Özellikle Sovyet zamanlarında konut sayısı büyük şehirler için yeterli olamamıştır. Diğer yandan, eskiden beri merkezi yerlerde bulunan binalar titizlikle korunmakta ve yapılaşmaya izin verilmemektedir. Sovyet döneminde ailelerin bir arada oturabildiği komünite evleri deneyimi yaşanmıştır. Bu nedenlerle Ruslar küçük dairelerde yaşamaya alışkındır. Kimi zaman insanlar anne babasıyla bir arada kalır. Çünkü yeni konut edinmek çok pahalıdır. Küçük evler öyle küçüktür ki bazen 25 metrekare olanı bile vardır. Örneğin Moskova’da daha yeni, ucuz ve biraz daha büyük evlerde oturabilmek için metroyla yaklaşık 45 dakika kadar şehir merkezinden uzaklaşmak gereklidir.      

10-Daça’lar: Aslında dinlenme kavramı da kültüreldir. Yapılan aktivitenin değiştirilmesidir bir bakıma. Örneğin şehirde çalışan bir bankacı için kırlara gidip bahçe ile uğraşmak bir alternatif olabilir. Ama kırda yaşayan biri için de büyük kentleri görmek olabilir tatil. Şüphesiz Ruslar iklim nedeniyle deniz tatilini özler ve severler. Ama bu yılda bir iki kez yapılabilecek bir şeydir.

Bu yüzden şehirde yaşayan insanlar için daça’lar popüler dinlenme yerleridir. Şehir dışında özellikle yaz aylarında vakit geçirilen küçük, bahçeli evlerdir bunlar. Rusya’da herkesin er ya da geç bir daça edinme hayali vardır.

9 Temmuz 2017 Pazar

Ruslar nasıl insanlar?


Samih Güven 


Almanlar çalışkan ve kanuna saygılı, Amerikalılar iş odaklı, neşeli ve pragmatik, Fransızlar kibar ve rahat, Çinliler ise gizemli ve anlaşılmaz gibi genellemeler vardır ya hani. Peki, Ruslar nasıl insanlar? Böyle genellemeler doğru olmasa da merak uyandıran konular. Ayrıca her toplumda hemen her tür insan olduğuna şüphe yok. Bu başlığa yer vermemin nedeni ise arkadaşların, tanıdıkların merak etmesi ve bu konuda sorular sorması. Ayrıca Rusların gözünde biz nasıl görünüyoruz diye bir soru sorup kendi anılarımı ve gözlemlerimi paylaşacağım için bu konuyu da ele alabilirim diye düşündüm.

Aslında insan karakteri psikoloji bilimine göre yüzde 30 civarında genetik olarak geliyor. Kalan bölüm ise çevre, aile, eğitim ve diğer koşullar tarafından belirleniyor. Dolayısıyla toplumsal koşullar çok önemli. 

Rus yazar, edebiyatçı Plehanov’un Bireyin Tarihteki Rolü adlı bir kitabını okumuştum öğrencilik yıllarında. Çok güzel bir kitaptı. Kısaca ifade etmeye çalışırsam şunu söylüyordu: İnsanlar tek tek toplumlarının hayatına önemli katkılar getirebilir. Ama bunların etkisi ve sıklığı koşullar tarafından belirlenir. Dolasıyla bireylerin, toplumların özelliklerine bakarken, her türlü kültürel, tarihsel, ekonomik ve sosyolojik ortamı dikkate almak gerekir.

Şu açık ki, edebiyatta ve sanatta, bilimde, politikada ve daha birçok alanda çok sayıda değerli Rus bulunuyor.  Ama günlük hayattaki insan davranışları daha ilgi çekici bana kalırsa. 

Rusların genel olarak çok olumlu özellikleri var bence. Çok büyük ve önemli kaynakları olan bir ülkeyi korumak ve geliştirmek, sert bir iklimle mücadele etmek, büyük savaşlar ve buhranlar yaşamak, önemli bir komünizm deneyimi görmek ve birden sudan çıkmış balık gibi kendini kapitalist koşulların içinde bulmak. Bütün bunlar kolay olmamalı. Bu yüzden tıpkı diğer toplumlar gibi saygıyı hak eden bir toplum. Onun dışında politik konular ise herkesin farklı yaklaşabileceği ve benim burada bahsetmeyi uygun bulmadığım bir konu. Bunun ötesinde Moskova’da yaşadığım üç yıl boyunca bazı gözlemlerimi şöyle izah edebilirim.

Daha çok müzelerde karşılaştığım yaşlı, tombiş teyzeler (babuşkalar) hep ilginç gelmişti bana. Yaşlarına rağmen hepsi dikkatli ve ataklardı. Fotoğraf çekmek için ilave ödeme yapmadığınız halde fotoğraf çekerseniz, paltonuzu vestiyere bırakmadan dolaşmaya başlarsanız ya da her bölümün girişinde bulunan açıklayıcı broşürleri okumadan diğerine geçmeye kalkarsanız fırça yersiniz. Geçenlerde ilginç bir fırçalama olayının St. Petersburg’daki Hermitaj müzesinde yaşandığını öğrendim. Yaşlı bir müze görevlisi yüksek topuklu bir kadını azarlamış. Müzeye mi geldin, düğüne mi, asırlık saray zemine uygun ayakkabı giy, demiş. Haksız mı?

Moskova’da insanlar özellikle ortamına göre giyinmeyi bilirler. Kadınlar giyim kuşam ve görünüş konusunda dikkatli ve özenlidir. Müzelerin, restoranların, barların hemen hepsinin girişinde paltoları vermek için özel bölümler ve görevliler vardır. Mekânların iç estetiğini gereksiz, rengarenk ıvır zıvırla bozmanızı engeller bu. Paltonuzu alıp numara verirler. Kadınlar çizmeleri için ayrıca poşet getirip, şık salon ayakkabıları ile değiştirebilirler. Özellikle büyük salonlardaki konser veya gösteri çıkışlarında paltonuzu almak için bazen yarım saat kadar sırada beklemeniz gerekse de güzel bir özelliktir bu.

İlk bakışta bazı materyalist unsurlar olduğunu düşünseniz bile romantizm, aşk arayışı ve çiçekler önemli bir yer tutar bana kalırsa. Çiçeklerin günlük hayatın önemli bir parçası olduğunu hemen her köşe başında çiçekçi olmasından ve çoğunun yirmi dört saat açık kalmasından anlıyorsunuz. Özel günlerde, özellikle doğum günlerinde çiçekler çok önem kazanıyor. Konserlerde en az on-on beş kişinin sanatçılara çiçek verdiği görülür. Ama en çiçekli gün kadınlar günüdür. O gün sokaklarda hemen her kadının elinde bir demek çiçek görebilirsiniz. İş arkadaşlarının, yakınların, kocaların veya sevgililerin çiçek almaları gereken önemli bir gündür bu.

Bazı ülke insanlarında daha çok görebileceğimiz bir özellik var. Kendini abartma, reklam yapma, bazen de gereksiz samimiyette bulunma. Sanırım Ruslar bu açılardan farklılar. Genelde sakin hatta sert insanlar olduklarını düşünebilirsiniz. Ama kendilerini abartmayı da abartanları sevmiyorlar bence. Çoğunlukla dürüstler, dostlukların zamanla ve güven esasına göre ilerlemesini istiyorlar. Başlangıçtaki soğuk ve mesafeli tavırları sizi tanıyıp güvendikten sonra değişebiliyor. Örneğin başka bir ülkede birine İngilizce biliyor musun diye sorsanız, bir biliyorsa on biliyormuş gibi cevap verebilir. Ama bunu Moskova’da sorarsanız neyse onu söylerler, hatta mütevazi davranırlar.

Herkes için bunu söyleyemeyiz elbette ama gösterişi ve eğlenmeyi seviyorlar bizim gibi. Bu doğu toplumlarının bir özelliği mi bilmiyorum. Ya da yıllarca ertelenmiş ve bastırılmış tüketme dürtüsünün dışa vurumu mu emin değilim. Gençler dahil birçok insan için hayatını şuna indirgeyebilirsiniz, rahat ve imkanlı bir yaşam. Ülke tarihindeki çalkantıları, ekonomik sorunları, büyük dönüşümleri göz önüne aldığımızda bunun çok anlamsız bir şey olduğunu düşünmüyorum aslında. Komünizmin dağılmasından sonraki 90’lı yıllar tam bir karmaşa olmuş. Ekonomik, idari çöküş görülmüş. Toplumda büyük bir ümitsizlik havası egemen olmuş. Uç eğilimler güçlenmiş ve düzensizlik artmış. Neyse ki 2000’lı yıllardan itibaren ekonomi düzelmeye başlamış ve belli bir düzen kurulabilmiş. Petrol fiyatlarının da etkisiyle refah artmış ve yoksulluk azalmış, insanlar artık daha umutlu hale gelmişler. Tabi bu noktada sn. Putin'in etkisini de görmek gerekiyor.

Aslında çok ilginç ve zorlu bir tarihleri var. Rusya toprakları Perslerden, İskitlere, Napolyon’dan Hitlere kadar pek çok işgalciye yenilgi getirmiş. Bu yüzden milliyetçi bir toplum olarak ifade etmek yanlış olmayacaktır. Rusya 17 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle dünyanın en büyük ülkesi. Bu kadar geniş ve farklı iklimlerden oluşan coğrafyaya yayılmış bir ülkeyi yönetip kalkındırmaya çalışmak, yerel faaliyetlerin koordine edilmesi kolay olmamalı. Ayrıca, coğrafi ve çevresel faktörlerin toplum ve kültür üzerine her zaman önemli etkileri oluyor.

Ruslar 10. Yüzyılda Hristiyanlığı kabul etmişler. Diğer dinlerin tartışıldığı, o dönemde Yahudiliğin devleti olmayan insanların dini gibi görülmesi, Müslümanlıkta da içkinin yasak olmasının etken olduğunu söyleyen değerlendirmeler olsa da Hristiyanlığın seçilmesinin ana nedeni Bizans ile yakın olma ve güç kazanma arayışı. Ama Rusların genel olarak dindar bir toplum olduğunu söyleyemeyiz.

Ruslar açısından insan yaşamını etkileyen koşullarda komünizm öncesindeki en büyük değişiklik Büyük Petro zamanında olmuş. Rusya’nın Batılılaşacağı açıktı belki ama Büyük Petro bu sürecin başkahramanı olmuş. Eğitim ve kültür alanında ekonomi ve maliye alanlarında, idari reformalar gibi konularda büyük devrimlere imza atmış. Sınır bataklıklarını güzel bir imparatorluk başkentine dönüştürmüş (St. Petersburg). Ayrıca batılı giyim, davranış ve kullanımları da çoğu zaman buyrukla ve güçlü muhalefete rağmen getirmiş.

Ruslar genel olarak sanatı ve sanatçıyı seven bir toplum.  Konser sonlarında sanatçılar, dakikalarca, ayakta ve coşkuyla alkışlanıyor. Onlarca seyirci getirdiği çiçekleri sahneye uzatıyor.

Kadınlar hemen yer yerde çok etkinler. İş hayatında, sanatta, sporda, her yerde ön plandalar. Gerek kültürel nedenler ve gerekse komünist dönemin de etkileriyle ve bugünkü anlayış ve eğitim sisteminin de etkisiyle kadınların oldukça özgür olduğunu, toplumun onlara karşı muhafazakâr bir tutumunun olmadığını görüyoruz.

Erkeklerin genelde sert ifadeli olduğu söylenir ama kendi arkadaş muhabbetlerinde oldukça neşeli ve samimi olduklarını gözledim. Yabancılarla hemen samimi olmuyorlar belki ama tanıyıp güven verdikten sonra iyi arkadaş olunabileceğini düşünüyorum.

Çocukların ne denli sevimli olduklarını tahmin edersiniz. Küçük sarı şekerler. Şımarık değillerdir ve olağanüstü sakindirler. Ağlayanına az rastlarsınız. Bunun genetik özelliklerden kaynaklandığını söylemek mümkün olabileceği gibi, eğitim ve yetiştirme tarzıyla da alakalı olabilir elbet.

Rusya tarihinde insanlar en büyük acıları Stalin döneminde yaşamış. Bunları örtmek istermişçesine mutluluk toplumsal hayatın her düzeyine işlemiş bir tema haline getirilmiş. Sağlıklı köylüleri güneşli tarlalarda, başaklar arasında, gülerek mavi gökyüzüne bakarken; coşkulu işçileri fabrikada resmetme sıkça rastlanır hale gelmiş.

Yani Rusları anlayabilmek için, tarihlerine, ekonomik gelişmelere, toplumsal düzendeki gelişmelere ve iklim gibi birçok unsura birlikte bakmak gerekiyor. Tıpkı her toplum açısından yapmamız gerektiği gibi. Tabiatıyla bunlar yalnızca benim gördüğüm şeyler, başka birinin başka bir gözle yaklaşması da mümkündür elbet.


Gen araştırması: Rusların yüzde 20'si İngiltere ve Fransa kraliçesiyle akraba çıktı!


Yapılan bir gen araştırmasının sonuçlarına göre, Rusların yüzde 20’lik kısmının kökleri İngiliz ve Fransız kraliyet ailelerine kadar uzanıyor. Genotek adlı gen araştırmaları merkezinin 2 bin 500 kişi üzerinde yaptıkları araştırmadan bu sonuç çıktı.

Araştırmaya göre her beş Rustan birinin İngiliz Windsor hanedanı ve  Fransız kraliçesi Marie de Medici’ye kadar uzanan kan bağı var. Bu bağ, imparatorluk yıllarında Avrupa’nın asil aileleri arasındaki evliliklerden kaynaklanıyor.


İngiltere kraliçesi Victoria’nın kan bağlarının Çar 2. Nikolay’ın oğulları ile aynı “aile ağacına” bağlandığı da haberde vurgulanıyor. Bu durumda Kraliçe Elizabeth de Rusya ile "kan bağı" ilişkisi sahibi.

Daha önce aynı şirketin bir gen araştırması, Rusların yüzde 83'ünün akrabalık bağları olduğunu göstermişti.

22 Nisan 2017 Cumartesi

Rusya'da akademisyenler "kimlik" arıyor: "Rusya ulusu etnik değil, politik bir topluluktur"





Rusya Bilimler Akademisi (RAN) üyesi bilim insanları, Kremlin'in çağrısıyla hazırladıkları kavramlar sözlüğünde "Rusyalıların etnik değil, politik bir topluluk olduğunu" vurguladı. Başkan Putin'in de üzerinde çalışılması talimatı verdiği "Rusya ulusunu tanımlama projesi" olarak bilinen kanunun hazırlayıcıları ilk günden karşılaştığı engel, herkesi memnun edecek bir "Rusya ulusu" tanımının olmayışı idi. "RAN'dan bilim insanlarının hazırladığı yeni sözlük sayesinde problemin çözümünün yakın olabileceği" yorumu yapılıyor.

Bilimler akademisinde Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin'in isteği üzerine kurulan yeni bilim kurulu, yasa yapıcıların ihtiyacı olan tanımlamaları meydana getirmek için çalışıyor.

Söz konusu sözlükte üzerinde mutabık kalınan bazı terimler şöyle:

Rusya Federasyonu'nun çok uluslu halkı: Rusya Federasyonu'nun, ortak çıkarlar ve tarihsel kültürel değerler etrafında devlet birliği ile birleşmiş, farklı uluslara mensup olmakla birlikte kendini Rusya ulusunun parçası olarak gören yurttaşlar toplamı. 

Rusya ulusu: Tarihsel Rusya devlet geleneği temelinde konsolide olmuş, üyeleri etnik, ırksal ve dini aidiyetlerden bağımsız olarak eşit haklara, ortak tarihsel-kültürel değerlere, tek bir halka aidiyet duygusuna, yurttaş sorumluluğu ve dayanışmasına sahip sivil-politik toplam.


Halk: 1. Aynı ülkenin vatandaşı olarak (Rusya halkı, Rusyalılar), 2. Rusya Federasyonu'nun az nüfuslu otokton (yerli, yerleşik) halkları dahil olmak üzere etnik toplam olarak (ulus), 3. İnsanların her türden toplanma biçimi olarak.

Anayasasında "çok uluslu devlet" olarak tanımlanan Rusya Federasyonu'nda 190'dan fazla farklı etnik kökende halk yaşıyor. Nüfusun yüzde 80'e yakını Ruslardan oluşurken, vatandaşlık esasında "Rusya halkı" terimi kullanılıyor.  

17 Mayıs 2016 Salı

Ruslar niye durduk yerde gülümsemezler, gülmezler?



Bazıları Rusların soğuk ve somurtkan olduğunu iddia eder. Peki gerçek böyle mi?

Ünlü dilbilimci Prof. Joseph Sternin, Rusların meşhur somurtkanlığının ardındaki sırları açığa çıkardı.

Sternin, gülümsememe durumunu Ruslara has özelliklerden birisi olan niteliyor ve bu durumu çeşitli sebeplerle açıklıyor. AdMe.ru adlı site, Joseph Sternin’in, gizemli Rus ruhunun kimi garip noktalarına ışık tutan makalesinden alıntılar yaptı. İşte onlardan bazıları:

1. Gülümseme, Rus toplumunda nezaket göstergesi değildir. Batılılar için selamlaşma anında gülümsemek, kibarlık anlamına gelir. Bir insan ne kadar gülümserse, karşısındakine de o ölçüde arkadaşlık göstermek istiyor demektir. Ruslar ise, nezaketen sürekli gülümsemeyi “yapmacık gülümseme” olarak adlandırırlar ve kişinin samimiyetsizliğini, içten pazarlıklılığını ve gerçek hislerini açığa vurma konusundaki isteksizliğini belirten kötü bir işaret olarak görürler.

2. Ruslar tanımadıkları insanlara gülümsemezler. Rus toplumunda, gülümsemenin adresi, daha çok tanıdık insanlardır. Özellikle bu sebeptendir ki, tezgâhtar kadınlar müşterilere gülümsemez. Çünkü onları tanımıyorlardır. Şayet müşteri tanıdıksa, tezgâhtar ona mutlaka gülümseyecektir.

3. Ruslara göre, durup dururken gülümsemenin ardında mutlaka bir neden vardır. Eğer bir Rus, tanımadığı bir kimsenin kendisine gülümsediğini görürse, şüphesiz ki bu neşenin nedenini sorgulayacaktır. Belki de üstündeki kıyafet ya da saç şekli, bu tipin böyle neşelenmesine sebebiyet vermiş olabilir.

4. Rusların gülümsemesi için, diğer insanlar tarafından da fark edilebilen geçerli bir sebep olmalıdır. Bu, bir kişiye diğerlerinin gözünde gülme hakkı verir. Rusçada diğer dillerde olmayan kendine has bir söz vardır: “Sebepsiz yere gülmek, aptallık göstergesidir.”

5. Rus insanının gülümsememesine (özellikle gülümsememek, kesinlikle karamsarlık değil. Ruslar kendi içlerinde neşeli, hayat dolu ve esprili kimselerdir.) dayanak olan Rus geleneklerinde, kahkaha ve şakalaşmaya “karşıt” söylenmiş birçok atasözü ve deyim bulunur. Vladimir Dal’ın “Rus Atasözleri” sözlüğünden birkaç örnek verelim: “Şaka, hayır getirmez.”, “Kahkaha günaha sürükler.”, “Hem kahkaha, hem kabahat.”, “Bazı gülüşler gözyaşını tetikler.”, “Şakada gerçek payı olmaz.”

6. Rusların vazife başında ya da ciddi bir iş üstündeyken gülümseme alışkanlıkları yoktur. Örneğin, havaalanlarındaki gümrük memurları asla gülümsemezler. Çünkü ciddi bir işle meşguldürler. Rus gülümsemesinin bu özelliği eşsizdir.

7. Rus gülümsemesi ancak içten olmaya yöneliktir ve iyi bir moralin ya da muhatap olunan kişiye duyulan sempatinin samimi olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilir.
Sonuç olarak, bir yabancı size gülümserse, bu hiçbir şey ifade etmez. Zira ona herkese gülümsemesi öğretilmiştir. Fakat gülümseyen bir Rus ise, o bunu kesinlikle istediği için yapmış demektir.


Çeviri: Nazife Çevik

23 Haziran 2015 Salı

Rus ve Türk kimlikleriyle ilgili sorunların benzerlikleri ve benzemezlikleri hakkında



Rusları pek tanımıyorum. Tanıdığım tek Rus, yabancı bir dostumun karısı. Çok iyi kahkaha atardı, uzun sohbetleri de severdi. İstanbul'da oturup da "tatile hadi Rusya'ya gidelim" diyeni hiç görmedim, duymadım. Yurt dışına gidilecekse ilk akla gelen Avrupa olur. Mürekkep yalamış herkes ille bir Londra'ya gitmiştir, ama Moskova'ya gitmezler, -açıkcası Rusya'nın benim de ilgimi çektiğini pek hatırlamıyorum. Ama Ekim Devrimi, Lenin, Bakunin, Kropotkin, Çaykovski, Dostoyevski, Tolstoy, Hotel Lux, Trotzki, hatta Stalin, Beriya, ilgimi çeker. Rusların aslında bir orman halkı olduğu ve dişleriyle tırnaklarıyla büyük bir imparatorluk kurdukları, onu kaybedip yeniden ve yeniden kurdukları, Rus adının anlamı... bütün bunlar ilginç elbette. Ama hikayelere meraklı Rusların ilginç masalları, kültürleri ve entelektüel hayatları daha da ilginçtir elbette -nihayetinde şimdiki zamanda yaşıyoruz, dünde değil. Gene de tarihlerine bakmadan edemem. Türklerin her nedense "Deli" dedikleri Büyük Petro'larından başlayarak modernleşme maceralarını ve en önemlisi, insanlığın en ilginç maceralarından birini, "Devrim ve Sosyalizm Macerası"nı başlattıklarını nasıl unutabiliriz?

"Rus" mu "Rusyalı" mı, "Türk" mü "Türkiyeli" mi?

Türklerin neoliberal dönemde tartışmaya doyamadıkları bu konunun bir muhatabı da Ruslar. "Rus kimdir?" sorusuna yanıt, Sovyetler Birliği sonrası Rusyası için tam dert olmuş. Sovyetler Birliği döneminde "Sovyet Yurtseverliği" adı altında yaşayan Rus milliyetçiliği, Sovyetler ortadan kalktıktan sonra "Rus" adına geri döner dönmez soruyu da gözüne yemiş: Başka ülkelerde kalan Ruslar da "Büyük Rus ailesi"nin bir parçası mıdır, Rus sayılacaklar mı, aynı dili konuşan Beyaz Ruslar tamam da, Ukraynalılar da mı Rus? Belki dil değil Ortodoks Hristiyanlık Rusluğun temelidir? Rusya'da yaşayan herkese Rus mu denmelidir? 19'uncu Yüzyılın ortasında Osmanlı'dan alınan Kuzey Kafkasyalılar (Çeçenler vd.) Rusya'nın doğal sınırlara sahip olmayan coğrafyasını Rusların mantalitesini de belirleyen bir faktör olduğunu savunan Petr Caadaev gibi filozoflar da yaşıyor Rusya'da. Doğudan Moğolların batıdan Avrupa'nın tehdidine açık Protoruslar, bu yüzden ormanları kendilerine bir tür doğal kale gibi kullanmışlar. Rusların ormanlardan geldiğini biliyoruz. Zaten Rusya'nın 20'inci yüzyıla kadar dünyaya sattığı ürünlerin başında orman ürünleri geliyor. Ormanlar ve orman cinlerine, Rus halk hikayelerinde de sık rastlanıyor. Türklerin demir dağları eritip düze çıktıkları gibi söylenceleri olmayan Ruslar, dümdüz bir alanda, gelen geçen tüm askeri güçlerin saldırısına açık olmuşlar. Genişleme arzusu ve dürtüsü de, asıl bu tehlikeden geliyor olmalı

"Rus", aslında Normanların bir koluna verilen ad. İlk doğu Slav devletinin kurulmasını sağladıklarından, adları çıkmış! Daha sonra "Büyük Rusya" anlamında, yani Asya'nın diğer yerlerindeki Rusları da kapsaması anlamında "Ruskiy" sözü kullanılmaya başlanmış. "Rusya" (Rosiya), 16 yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanan ve 17 yüzyıl sonlarından itibaren resmi ad olan bir sözcük. Anadolu'nun adı olarak "Türkiye" sözcüğünün, bin yıldır kullanıldığını Vatikan ve diğer Avrupa kayıtlarından biliyoruz. Etnik anlamda "Rusiyskiy" diye kullanılan en son sözcük ise "Rusyalı" demek. Sovyetler yıkıldıktan sonra ortaya çıkan yeni milliyetçilik, Moskova şehir devleti etrafında oluşan halkı "Rus" sayıyor. Yeni İstanbul Türkçesi etrafında kurulan yeni Türk Ulusu anlayışıyla dil üzerinden benzerliğe sahip. İstanbul'un alınışından sonra bir milli kilise haline gelen Ortodoks Hristiyanlığı Rusluğun temel taşı sayanlar da var.

Türkiye'deki gibi daha homojen bir ulusun kurulması Rusya'da pek mümkün olamamış. Sovyetler yıkıldıktan sonra Rus tarihinin devamlılığı/kopukluğu bile konuşulmuş. Mesela ünlü Kiev merkezi, bir Rus mu yoksa Ukraynalı tarih midir? Bu tez fazla destekçi bulmasa da, tartışma konusu olmayı sürdürüyor.

Rusların ortaya çıkışında İstanbul'un rolü

Rus kimdir sorusu Rusya'da tartışıladursun, ilk Rus devletinin nasıl ortaya çıktığı, hangi bahaneyle ortaya çıktığı biliniyor. Nasıl Osmanlı Beyliği İstanbul'un etrafındaki Doğu Roma topraklarına saldıra saldıra "ün" yapıp ortaya çıkmışsa, Ruslar da İstanbul'a saldıra saldıra ortaya çıkmışlar, -hem de 10'uncu yüzyılın ilk yarısında. Dinyeper nehri, Karadeniz ve Kuzey Denizine uzanan alanda yaşayan Normanlar, 9'uncu yüzyıldan itibaren dadandıkları Doğu Roma topraklarına saldırıp talan ederken, kendi aralarında bir de slogan geliştirmişler: "Normanları boşver, Rumlara sığın" gibi bir laf olan bu slogan etrafında düşünen hisseden ve tabii yerleşik Doğu Roma Uygarlığından etkilenen eski Normanlar, Kiev'de ilk Rus devletini (Beyliğini) kurmuşlar. İlk önderleri Cermen isimlere sahip bu halkın ilk Beyleri Oleg (Helgi) ve Igor (Ingvar), tıpkı Yahudi isimleri taşıyan ilk Selçuklular gibiler, ya da adı sonradan "Osman" yapılan "Ottoman" Bey gibi. Anadolu'ya gelen Türklerin yaptığı gibi onlar da Rumlara benzemeye başlamışlar ve Doğu Roma Hristiyanlığını kutsal Vladimir döneminde 988 yılında kabul etmişler. Türkler zaten bir monoteist dine inandıklarından, Doğu Roma dinini almamışlar, ama onunla birlikte yaşayabilen, bağnaz olmayan mistik (dervişan) din anlayışlarını da Asya'dan getirdikleri gibi korumuşlar. Rus Beyi Hristiyan olunca Bizans İmparatoru'nun kızkardeşiyle evlenmiş ki o devirde pek benzeri olmayan, Bizans sarayının sadece krallara gelin verdiği, hem de seçici olduğu bir zaman. Türklerin daha sadece Adana ovasına tek tük küçük boylar halinde gelip arada sırada Bizans orduları tarafından Suriye'ye kovalandıkları zamanlar.

Ruslar ve Türkler Moğol hakimiyetinde

İşte bu konu Türkiye'de nedense hiç konuşulmayan konulardandır. Anadolu Selçuklu döneminde yaşanan Moğol hakimiyeti, bilindiğinden de acıdır. Selçuklu Sultanlarının İstanbul'a sığındığı, çocuklarını Bizans Ordusuna asker verdikleri dönemler. Türkler İlhanlı (İran) Moğollarının hükmü altında yaşarken, Ruslar da "Altınordu" Moğollarının hükmü altındadır ve bu iki Moğol Hükümdarlığı da birbiriyle kavgalıdır. 13'üncü Yüzyılın ortalarında Aşağı-Volga'da Hükümdar Otağını kurmuş olan Altınordu Hanı, Ruslardan sadece vergi beklemekle yetinmez, Rusların Hükümdarını da belirler/seçer, tıpkı İlhanlıların Selçuklu Sultanlarını belirlemesi gibi. Moğollar, hem Türkiye'de hem Rusya'da, ülkelerin kendi iç yönetim biçimleri ve aparatlarını değiştirmemişlerdir. Rus Beyleri, Altınordu Hanıyla birlikte Batı'dan Rusya'ya yönelen saldırılara birlikte karşı koymuşlardır. Mesela okullarda her Rus talebenin öğrendiği Aleksandr Nevski, 1240-1242 yılları arasında Batıdan gelip Rusya'ya saldıran İsveçlilere ve Alman Şovalye Tarikatlarına karşı savaşıp zafer kazanmıştır ve bu zaferi de Altınordu ile ittifak sayesinde kotarabilmiştir. Türkiye'de de böyle bir ünlü vezir yaşamış, Moğollarla hem ittifak yapar gibi görünüp hem de onların düşmanlarıyla gizli gizli yazışmış biridir Sadettin Köpek. Sultan Baybars'la gizli gizli haberleşen bu adamı İlhanlı Moğol Hanı, korkunç bir biçimde öldürtmüştür.

Rusların Moğol döneminde giderek güçlenmeleri ve kendilerini yeniden tarif etmeleri, Moskova Beyleri ile buraya taşınan Rus Metropolitin sayesinde olmuştur. Türkiye'de pek ilgi duyulmayan bu önemli konu, Osmanlı Beyliği'nin yükselmesini sağlayacak şekilde, Ruslarınkinden farklı gelişmiştir. Moğolların Anadolu'daki ajanı ve beşinci kolu Mevlevilere karşı, Ahiler ve Bektaşilerin Batı Anadolu'daki yeni/güçlü Osmanlı Beyliği ile ittifakı yükselirken, Moğolların önemsizleşmesiyle birlikte Orta Anadolu Selçuklusu ve Mevleviler önemini yitirmiştir. Yani Türkler, Moğol Hakimiyetinden (coğrafi ve siyasi) yeni bir güç merkezi ile çıkarken, Ruslar eski merkezlerinde bu kez Ortodoks Klise ile yeni bir tip güç oluşturmuş görünmektedirler. Burada Ruslar ile Altınordu Moğolları arasında önce küçük çaplı çatışmalar söz konusudur, ama 1380'de Dimitri Donskoy'un zaferi önemlidir. Anadolu'da ise Konya'dan Davul ve Tuğ alıp Türklerin yeni Hanı olan Ottoman (Osman) Bey'in İranlı Moğollarla savaştığı hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır.


Bu tarihten sonra Osman Bey ve esas olarak Orhan Bey zamanında başlayan devlet kuruluşunda Ahilerin sosyo-ekonomik alanda, Bektaşilerin de entelektüel ve askerlik alanında hızla yükselirken, Moskova Beyliğinin 1450'ye kadar yerinde saydığını, küçük bir Beylik olduğunu görüyoruz. Üstelik Rusların çoğunu değil küçük bir kısmını yönetiyor. O dönemde Doğu Slavları, yani Rusların çoğunluğunu, Litvanyalı ve Polonyalı Beyler yönetiyor. Türklerin "Moskof" dedikleri Ruslar, asıl İstanbul'un alınışından sonra coşuyorlar...