Moskova

Moskova
Toplum yapısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Toplum yapısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2026 Cuma

"Rusya neden kuantum medeniyeti?"


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Kremlin’de kamu projeleri dairesi başkan yardımcısı Aleksandr Juravskiy (fotoğrafta), Rusya’yı “kuantum medeniyeti” olarak tanımladı. Gosudorstvo (Devlet) dergisinde yayımlanan “Rus milleti” başlıklı makalesinde yetkili, Rus toplumunun “imkânsız sürelerde süper görevleri yerine getirme” anlayışının ülke kültürünün temel özelliklerinden biri olduğunu savundu.

Juravskiy’e göre Rus vatandaşları, kuantum fiziğindeki “süperpozisyon” kavramına benzer şekilde aynı anda farklı kimlikleri taşıyabiliyor:

Bir kişi hem kendi etnik topluluğuna hem bölgesine bağlı kalabiliyor hem de büyük bir devletin vatandaşı olarak ortak bir kimlik içinde yaşayabiliyor.

Yetkili, Rus toplumunun tarih boyunca beklenmedik durumlara hızla mobilize olma yeteneği gösterdiğini belirtti.

Vedomosti'nin haberleştirdiği makalesinde Rus karakterinin özellikleri arasında fedakârlık, kolektivizm, idealizm ve “avral” olarak tanımlanan ani seferberlik kültürünü sayan Juravskiy, Batı’nın göçmenleri asimile etmeye dayalı “eritme potası” modelini de eleştirdi. Rus yetkiliye göre Rusya’da farklı halkların kültürel kodları tek bir medeniyet alanı içinde birlikte var olabiliyor.

Juravskiy ayrıca Rusya’nın çok uluslu yapısının temel dayanağının Rus dili ve Rus kültürü olduğunu belirtti. Bu temel sayesinde farklı etnik grupların ortak bir kimlik içinde bir arada yaşayabildiğini ifade eden yetkili, Rusya’nın tarihsel olarak krizleri bu “mobilizasyon modeli” sayesinde aşabildiğini savundu.

21 Şubat 2026 Cumartesi

İki Rusya: Kolektivistler ve girişimciler


Kaynak: https://turkrus.com/

Rusya’daki bölgelerin bireycilik ve kolektivizm düzeyleri açısından belirgin biçimde ayrıştığı, bu farkların doğru kurumlarla ekonomik büyümeye dönüştürülebileceği belirtildi. K-Rusya olarak tanımlanan bölgelerde kolektivist değerlerin baskın olduğu, İ-Rusya olarak adlandırılan bölgelerde ise bireycilik ve girişimcilik eğiliminin öne çıktığı belirtildi.

Moskova Devlet Üniversitesi Ekonomi Fakültesi Dekanı Aleksandr Auzan ve çalışma arkadaşları, “İ-Rusya” ve “K-Rusya” olarak adlandırılan iki kültürel yapının ülke içinde birlikte var olduğunu, tek tip politika yerine bölgesel farklılıkları gözeten yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu savundu. Çalışma, RBK tarafından incelendi.

Araştırma, Sber çalışanları arasında 81 bölgede yapılan geniş ölçekli bir anketten elde edilen verilerle hazırlandı. Yaklaşık 46 bin 800 kişinin yanıtları analiz edilirken, bireycilik ile girişimcilik ve güven düzeyi arasında güçlü bir pozitif ilişki saptandı. Kolektivizmin ise çok çocuklu aile yapılarıyla daha sık örtüştüğü belirlendi. Auzan’a göre büyük şehirler, Ural, Sibirya ve Uzak Doğu bireyci özellikleriyle öne çıkarken, ülkenin geri kalan kısmı daha kolektivist bir yapı sergiliyor.

Çalışmada “İ-Rusya”nın nüfusun yaklaşık dörtte birini oluşturmasına rağmen gayrisafi yurt içi hasılanın büyük bölümünü ürettiği, “K-Rusya”nın ise daha kalabalık olmasına karşın ekonomik katkısının görece sınırlı kaldığı vurgulandı. Bu ayrımın tarihsel kolonizasyon süreçleri, serflik uygulamaları, iklim koşulları ve etnik yapı gibi faktörlerle şekillendiği ifade edildi. Ekonomistler, bireycilik ile kişi başına düşen bölgesel gelir arasında da pozitif bir ilişki bulunduğunu, ancak bu etkinin sınırlı olduğunu kaydetti.

Araştırmanın yazarları, bu tablo karşısında merkezi ve tek tip düzenlemeler yerine bölgesel özerkliği artıran çözümler önerdi. Bölgelere özgü kurumların güçlendirilmesi ya da vatandaşların ihtiyaçlarına göre farklı “kurum menüleri” arasından seçim yapabilmesi seçenekler arasında yer aldı. Uzmanlar, aşırı merkezileşmenin kalkınmayı zorlaştırdığını, ancak mevcut siyasi ve idari koşullarda bu tür bir desantralizasyonun kısa vadede hayata geçirilmesinin zor olacağını da vurguladı.

21 Ağustos 2025 Perşembe

Moskova'da komşuluk anketinden ilginç sonuçlar çıktı



Kaynak: https://turkrus.com/

  

Moskova’da komşularla iyi ilişkiler ne yazık ki hâlâ nadir görülen bir durum.

Çoğu zaman iletişim, baş selamlaması ya da sıradan bir “merhaba” ile sınırlı kalıyor. 

Yapılan yeni bir araştırmaya göre, Moskova’da yaşayanların sadece %5’i apartman komşularıyla iyi ilişkiler kuruyor; bu kişiler arada sohbete dalabiliyor ya da birbirlerine misafirliğe gidebiliyorlar.

Çoğu kişi ise mesafeyi korumayı tercih ediyor: Moskova sakinlerinin %61’i nadiren birkaç kelime ediyor ya da sadece başını sallamakla yetiniyor.

Araştırmaya göre, Moskova’da yaşayanların %12’si komşularıyla hiç konuşmuyor, her on kişiden biri ise dürüstçe “Kim olduklarını bilmek istemiyorum” diyor.

Yine de apartmanlarda açık çatışmalar neredeyse hiç yaşanmıyor.

Katılımcıların dörtte üçü komşularıyla barış içinde yaşadıklarını belirtiyor. Ara sıra park yeri veya gürültü nedeniyle tartışmalar olsa da, bunlar genellikle çözüme kavuşuyor.

Bununla birlikte Moskova sakinleri arasında karşılıklı yardımlaşma da eksik: Her dört kişiden biri komşularına hiç yardım etmiyor ve karşılık beklemiyor; %52’si ise yalnızca doğrudan bir ricada bulunulursa yardımcı olabileceğini söylüyor.

Evcil hayvanlara göz kulak olmak ya da kargo teslim almak gibi aktif komşuluk davranışlarını ise yalnızca %3’lük bir kesim sergiliyor.

Komşularla iletişim kurma isteksizliğinin nedenleri tahmin edilebilir türden: Katılımcıların %38’i zamanı olmadığını, yine %38’i diğer sakinlerin soğuk olduğunu, %37’si ise fazladan muhabbet istemediğini belirtiyor.

Buna rağmen yakınlaşma isteği tamamen yok değil: Moskova’da yaşayanların %22’si apartman komşularıyla daha samimi ilişkiler kurmaya açık olduğunu belirtirken, %6’sı bunu hayal ettiğini ama nereden başlayacağını bilmediğini söylüyor. Öte yandan çoğunluk (%64) mevcut mesafeyi daha konforlu buluyor.

24 Haziran 2025 Salı

"Rusya'nın ruhu" araştırıldı, işte ortaya çıkan sonuç


Kaynak: https://turkrus.com/ 


Rusya’nın ulusal kimliğini ve kültürel mirasını modern dünyada tanıtmayı amaçlayan “Rusya’nın Ruhu” projesi, bu yıl da St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında öne çıktı. VTsIOM araştırma merkezinin bu etkinliğe özel olarak gerçekleştirdiği kamuoyu araştırması, halkın “Rusya’nın ruhu” kavramına yüklediği anlamları ve bu ruhu en iyi temsil eden sembolleri ortaya koydu.

Araştırma sonuçlarına göre Rus halkı, ülkelerinin en büyük zenginliğinin halkın kendisi olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu, “iyi niyet, dayanışma, dürüstlük ve yenilmezlik” gibi insani değerlerin, Rus kimliğinin özünü oluşturduğunu vurguladı.

Ankete göre, Rusya’nın ruhunu yansıtan başlıca ögeler halkın yanı sıra doğa ve kültürel mirasla da ilişkilendiriliyor. Ülkenin uçsuz bucaksız ormanları, bereketli toprakları ve geleneksel sembolleri, kolektif hafızada vatan sevgisiyle bütünleşiyor. Katılımcılar, yerel düzeyde ise her bölgenin kendine özgü bir “ruh” taşıdığını belirtiyor.

Örneğin, Sibirya ve Ural bölgeleri doğayla, Orta ve Kuzeybatı Rusya tarihi yapılarla, Kuzey Kafkasya ve Volga havzası ise mutfağıyla öne çıkıyor. Ayrıca matruşka bebekleri, tatlılar ve geleneksel kıyafetler, Rusya’yı temsil eden en popüler hediyelik eşyalar arasında yer alıyor.

Araştırma, “Rusya’nın Ruhu” markasına aday ulusal ürünlerin hangi sembollerle tanımlanabileceğine dair ipuçları da sunuyor.

Katılımcılar, marka kimliğinde doğaya ve klasik Rus edebiyatına yapılan göndermelerin, devlet sembolleri ile geleneksel motiflerin kullanılmasının etkili olacağını düşünüyor. Ancak folklorik ögeler, dini simgeler ve el sanatları gibi yerel unsurların daha çok bölgesel marka kimliklerine uygun olduğu görüşü hakim.

Özellikle 1980 sonrası doğan genç nesil, markalaşmada Rus edebiyatının izini arıyor. Bölgesel bazda ise Ural bölgesi, hem doğaya hem de yerel kültüre verdiği önemle dikkat çekiyor.

9 Mart 2025 Pazar

SSCB'de boşanma hakkı


Julia Miloviç-Şeralieva

Kaynak: https://dzen.ru/

 

Yeni devletin -SSCB'nin- doğuşundan önce, denebilir ki, ona tamamen zıt bir dönem yaşandı.

Gümüş Çağı, 1890'lardan 1920'lere kadar süren kısa ama geniş çaplı bir dönemdir.

Tarihin bu kısa dönemi, teknolojik imkânlarla manevi çöküşün çarpıştığı, bazen birbirini tamamen ortadan kaldıran olguların çarpıştığı bir dönemdi.

Zira sadece 19. yüzyılda bile, insanlığın tüm geçmiş tarihinde olduğu kadar çok şey başarılmış, icat edilmiş ve keşfedilmiştir. Üstelik hemen hemen her icat dünyayı bir anda çok ileriye taşıdı, sadece yeni ve ilginç bir biblo değil, onunla ilişkili bir sürü eşlik eden olgu da ortaya çıkardı. Böylece fotoğrafçılık sadece sevilen manzaraları ve yüzleri yakalama fırsatı sunmakla kalmadı, aynı zamanda reklamcılık, medya, eğitim, adli tıp, tıp, bilim ve sanatın da gelişmesine katkı sağladı. Telgraf ve telefon, zamanı ve mekanı adeta sıkıştırmış, tarihin ve diplomasinin seyrini hızlandırmış, siyasal, ekonomik ve toplumsal stratejileri kökten değiştirmiştir.

İşte bu arka plan karşısında insanlık, kişisel, ruhsal ve ahlaki düzlemde Ortaçağ öncüllerinin düzeyinde kalmıştır. Kölelik, oldukça medeni ülkelerde bile hâlâ hüküm sürüyordu; yoksulluk ve nüfusun çoğunluğu için haklara erişim eksikliği de aynı şekildeydi. Özellikle yüzyılın başında ruhsal ve fiziksel düzeyler arasındaki böylesi bir uyumsuzluk, toplumda, sanatta, felsefede ve yaşam kültüründe çelişkili ruh hallerine yol açmıştır. Geleneksel temeller çöktü, yerlerini süper yeni trendlere ya da tam tersine unutulmuş eski trendlere bıraktı. Mesela antika. Fakat eğer bir anlamda yeni insanlar yeni ilişkilerde yeni özgürlük elde ettilerse, bununla birlikte ne yapacaklarını bilmedikleri yeni hisler de elde ettiler. Eski usulde hareket etmenin müsamahakârlığı ve imkânsızlığı içinde, yeni zorlukları çözecek araçlar yoktu. Çünkü onlar yeni.

İlk başlarda bütün bu yenilikler ilgi çekici ve heyecan vericiydi.

Böylece entelektüel bohem ortamında evlilik kurumu alışılmış formatında varlığını yitirdi. Sadakat, itibarı korumak, evlilikte çiftleri değerli kılmak artık geçmişte kalmış şeylerdi. Bir yerde gösteriş için, bir yerde de organik olarak, zamanın ruhuna uygun olarak, mahrem ihtiyaçların giderilmesinin susuzluğun giderilmesiyle eşdeğer görüldüğü “bir bardak su” teorisi uygulandı. Her şey basit olduğunda, hiçbir tereddüt ve gelenek olmadığında ve istediğinizde. Tam tersine, eski temellere bağlı kalmak ayıp ve yakışıksız bir durum haline gelmiştir. Sadakat, açıklık, bir eşe bağlılık, kıskançlık duygularını ifade edebilme yeteneği, sadakat arzusu ve özlemi - sanki dün, geçmişin bir kalıntısı, utanılacak bir şey gibi görünüyordu. Aynı eski temellere bağlı kalmak kabalık olarak kabul ediliyordu.

Ve Gümüş Çağı'nın bu mirası, tam da Sovyet iktidarının ilk yıllarındaki aşk ve evlilik ilişkileri bağlamında korundu. Devrim öncesi dönemlerin bir tür kalıntısı olan ve o zamanlar hâlâ bir çöküş ve yozlaşma belirtisi olan şey, geçmişin geleneklerini reddeden genç ülke için yeniden hayat buldu. Öğrenci, işçi ve memur ailelerinin birçoğu bu sallantılı fikre yenik düştü, ancak bohem çevrelerde bu düşünce daha canlı ve açık bir şekilde dile getirildi.

Çünkü yeni edinilen, ayakları yere basan, deyim yerindeyse kaba alanda, eski olan her şeyi yenisiyle değiştirme ihtiyacı da doğmuştu. Artık devrilen ve sürgün edilen yüksek sosyetenin boş partileri ve gösterişli sosyal etkinliklerinin yerini, kilisede kayıtlı evlilikler ve bozulan nişanlar biçimindeki bütün bu gelenekler, ortadan kaldırılmış burjuvazinin bir kalıntısı gibi görünen basit işçi sınıfı almıştı. Bu gereksizdir. Kadın haklarının tesis edildiği, pantolonlu, motosiklet ceketli ve ağızlarında sigara bulunan figürlerin görüldüğü 1920-30'lardaki Gümüş Çağ ve özgürlük eğilimlerine bir geri dönüş. Unisex, seçim özgürlüğü. Elbette bu arka plan karşısında evlilik, burjuvaziye ait bir kalıntı gibi görünüyor.

İşte bu nedenle genç Sovyet devletinin aileye ilişkin başlangıç ​​politikası son derece liberaldi. Lenin evlilik kurumunu hiç tanımıyordu. Belirleyici yıl olan 1918'de, o dönem Batı ölçütlerine göre bile fazlasıyla demokratik sayılan ilk Sovyet aile kanunu yürürlüğe girdi.

Birincisi, kanun kadın ve erkeğe eşit haklar tanımıştır. Kadın, evlilik sırasında kendi soyadını koruyabilir, kocasından ayrı yaşayabilir, kişisel gelirini yönetebilir ve boşanma halinde ortak edinilen mallarda eşit olarak hak iddia edebilir. İkinci olarak, kanun hem evlilik hem de boşanma sürecini önemli ölçüde basitleştirdi.

Ancak tarih bunu birçok kez göstermiştir: Her yeni trend, bir öncekini temelden ortadan kaldırıyor gibi görünüyor. Ve bir toplum teknolojik ve endüstriyel olarak ne kadar gelişmişse, bu eğilimler birbirinin yerini o kadar hızlı alır. Yani 1930'larda durum kökten değişti. SSCB'de Sovyet ailesi kurumunun güçlendirilmesine katkıda bulunacak önlemler aktif olarak alınmaya başlandı. Artık evliliği sona erdirmek için boşanan çiftlerin kelimenin tam anlamıyla yedi cehennem çemberinden geçmesi gerekiyordu. Bugün akıl almaz gibi görünse de, o dönem zaten zor günler geçiren çift, savcılık sorgularına katlanmak ve gazetelerde boşanma kararına dair ilanlar görmek zorunda kalmıştı. İlanda hikayenin tamamı başından sonuna kadar, detaylarıyla, talepleriyle, şikâyetleriyle birlikte yer alıyordu. Reklam, gazetelerin posterlerinin yayınlandığı yer olan gazetenin en sonuna yerleştirildi…

Bu, her şeyden önce mal paylaşımı veya çocukların velayeti söz konusu olduğunda gerekliydi. Boşanma toplum tarafından ahlaksız, gayri ahlaki, hatta kişinin işine mal olabilecek bir şey olarak algılanıyordu. Hakimlere, “sorumsuz” boşanma başvurularını kabul etmemeleri yönünde kesin talimatlar verildi.

Böyle bir politikayla, birçoğu evlenmek için acele etmiyordu, çünkü eğer daha sonra böyle bir "kamuoyu önünde kırbaçlama", para cezaları, işten çıkarmalar ve diğer zevklerle boşanmak mümkünse, o zaman belki de bu evliliğe cehennem olsun...

Ama savaş başladı. Erkeklerin çoğu ve kadınların çoğu cepheye gitti. Çok sayıda kişi öldü ve sakat kaldı. Ülke zaten korkunç bir hızla nüfus kaybediyordu. İnsanları evliliklerde, ailelerde tutmak için en azından bir şekilde kaldıraçlara ihtiyaç vardı. Temmuz 1944'te SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlığı, kalabalık ailelere, bekar annelere ve kahraman annelere yönelik devlet desteğinin miktarını artıran bir kararname çıkardı. “Koca, karı ve çocuklar” sosyal biriminin meşruluğunun resmen teyit edilebilmesi için, bir devlet kurumuna kayıt yaptırmak gerekiyordu. Bu, acımasız olmasa da sert bir karardı; çünkü ölen ebeveynlerinin pasaportlarında evlilik damgası yoksa savaş çocuklarının emeklilik haklarından mahrum kalmasına yol açıyordu.

Ancak boşanmalar aynı güçlükle gerçekleştiriliyordu. Boşanmak isteyenler o dönemler devlete yüklü miktarda para ödemek zorunda kalıyordu. 1936'da 100-200 ruble ise, 1944'te 500-2000 ruble idi (1961'deki para reformundan önce, yani Sovyet döneminin sonlarına doğru bu 50-200 rubleye tekabül ederdi. Çok!).

İki yıl sonra kanunda istisnalar hariç değişiklik yapıldı. Eşin akıl hastalığı olması veya üç yıldan fazla hapis cezasına çarptırılması durumunda boşanma prosedürü basitleştirildi. Bu arada davalının mahkemeye çağrılması davacının, yani boşanma davasını açanın masraflarıyla yapılmıştır. Ya da mahkeme ailenin dağılmasına sebep olan kişiyi belirleyip devlete yüklü miktarda vergi ödemesini sağlayacaktı. Kişi tekrar boşanma davası açarsa, ceza her defasında katlanarak artıyordu.

1947 yılında Bazı çiftleri ise bir sürpriz daha bekliyordu. Artık yabancılarla evlilik yasaklandı, SSCB vatandaşları ile diğer ülke vatandaşları arasında yapılan evlilikler ise yasadışı hale geldi.

Zaten mutsuz olan çift, Brejnev yönetimi altında ancak rahat bir nefes alabildi. Onun yönetimi altında, Aralık 1965'te SSCB Yüksek Sovyeti'nin "Mahkemelerde boşanma davalarının değerlendirilmesi usulünde bazı değişiklikler hakkında" Kararnamesi çıkarıldı ve bu Kararname bir dizi sözleşmeyi yürürlükten kaldırdı.

Artık savcılık boşanma davalarına bakmıyordu, gazetelerde yayın yapmak zorunlu değildi ve elbette zamanla apaçık saçmalıkları ortadan kalktı. Yetkililer, çiftlerin paylaşacakları hiçbir şeyleri olmadığı, sadece başarısız bir deneyim yaşadıkları mahkeme dışı yollar da dahil olmak üzere, evlilik bağlarını feshetme prosedürünü önemli ölçüde basitleştiren yeni bir aile kanunu geliştirdiler.

Gerçek bir boşanma salgını başladı. Sadece bir yıl içinde sayıları ikiye katlandı; 1965'te 360 ​​bin olan sayı, 1966'da 646 bine çıktı. Aynı zamanda eski neslin genç çiftlere karşı tutumu da belirsizdi. Daha ataerkil toplumlarda, örneğin köylerde, kasabalarda, taşrada boşanma hâlâ bir ayıp olarak görülüyordu, iyi insanların aşırı durumlarda aklına bile getirmemesi gereken bir şeydi. Megakentler, cumhuriyet başkentleri gibi daha ilerici sanayi merkezlerinde ve genel olarak gençler arasında ise tam tersine böyle bir yaklaşım kabul edilemez görünüyordu.

Bu tuhaf ayrım, efsanevi “Plyuşçiha’da Üç Kavak” filminde güzel bir şekilde yansıtılmıştır . Ana karakter Grisha, Nyura'nın kocası, kız kardeşinin şehre göçüp ilişki yaşamaya cesaret etmesinden nasıl da öfkeyle bahsediyor! Ve Nina buna ne kadar da hızlı ve cesurca tepki veriyor, mutluluk için savaşmak gerektiğine ve gözlerimizin önünde eskiyen (ve hatta resmen ortadan kaldırılan) temelleri takip etmemeye karar veriyor. Ve Nyura'nın kendisi bu iki paradigma arasında nasıl da mekik dokuyor - her ne pahasına olursa olsun despot kocasına sadık mı kalmalı, yoksa aydınlık ve hafif bir duyguya mı yönelmeli.

…Burada özünde yeni bir trendden eski bir trende doğru bir değişim görüyoruz. Ve yine biri diğerinin tam tersiydi. Savaşın trajedisinden ve ülkenin yeniden inşa edilmesi gerekliliğinden esinlenerek Zafer'den sonraki olaylar arka planda kaldı. Sert yaklaşım yerini insanların hayatını kolaylaştırmaya bıraktı. Devrimden bu yana ilk kez, Çözülme'yle birlikte burjuva ve yabancı olan her şeyi reddetmeyi bıraktık; kendimize hissetme, onu özgürce kullanma hakkını tanıdık.

Çözülme, sadece Stalin'in kişilik kültünün ve baskıların kınanması, siyasi tutukluların serbest bırakılması, Gulag'ın tasfiyesi, sansürün zayıflatılması, siyasi ve toplumsal yaşamın özgürleştirilmesi, dünyaya açıklık, aynı zamanda kişisel yaşamda özgürleşme ile bağlantılı olarak parlak bir dönem oldu.

16 Aralık 2024 Pazartesi

Yabancı kadınların gözüyle Rus erkekleri: Nerede popülerler?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Hep öne çıkan mevzu, Rus kadınları hakkında yabancıların düşünceleri...

Peki ya Rus erkekleri?

Lenta.ru'dan Mariya Borisova'nın makalesine göre, yabancı kadınlar, Rus erkekleri hakkında farklı düşüncelere sahip olsa da, bazıları onları "mükemmel eş adayları" olarak görüyor.

Yazara göre, "Rus erkeklerinin çalışkanlıkları, dürüstlükleri ve geleneksel değerlere bağlılıkları, birçok kadının kalbini fethediyor."

Yazı özetle şöyle devam ediyor: 

"Özellikle Asya ülkelerinde Rus erkekleri oldukça popüler. Taylandlı ve Filipinli kadınlar, Rus erkeklerin doğrudan ve net tavırlarını takdir ediyor. Örneğin, bir Taylandlı genç kadın, Rus sevgilisinin çalışkanlığı ve sadeliğine hayran olduğunu belirtiyor. "Onlar dürüst ve ne istediklerini bilen insanlar," diyerek Rus erkeklerini övüyor. 

Bazı Avrupalı kadınlar ise Rus erkeklerini soğuk ve mesafeli bulabiliyor. Fransız Gabriele, Rus erkeklerin duygularını fazla belli etmediğini ve bu durumun onlara katı bir imaj verdiğini söylüyor. Ancak bu ilk izlenimin aksine, ilişkiye girildiğinde Rus erkeklerin şefkatli ve koruyucu yönleri öne çıkıyor.

Almanya'dan 35 yaşındaki Emily, Rus eşinin el becerilerinden ve aileye olan bağlılığından övgüyle bahsediyor. "Hem ev işlerini yapar, hem de dışarıda çalışır. Böyle birini bulmak zor!" diyor.

Rus erkeklerin en çok öne çıkan özelliklerinden biri de eşlerine bağlılıkları ve sevdikleri için fedakârlık yapmaları. Türkiye'den bir kadın blog yazarı, Rus erkeklerinin "ailelerine destek olmak için ikinci veya üçüncü işte çalışmaktan çekinmediğini" belirtiyor. Bu özellikleriyle Türk kadınlarına güven ve huzur verdiklerini de ekliyor.

Her ne kadar bazı klişeler hâlâ varlığını sürdürse de, Rus erkeklerinin dürüstlükleri, çalışkanlıkları ve sadakatleri yabancı kadınların gözünde büyük bir artı sağlıyor. Bu özellikler, onları "hayat boyu eşlik edecek ideal partner" kategorisine taşıyor."

13 Kasım 2021 Cumartesi

Ruslar özgürlükten ne anlıyor?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da her 4 kişiden 3'ü özgürlüğü "ülkeyi kim yönetirse yönetsin, kendi iradesine göre yaşama olanağı" olarak tanımlıyor. Bilimler Akademisi Sosyoloji Enstitüsü'nün araştırması, Rusya'nın "değerler profilinin" 2000'li yılların başında son halini aldığı ve o günden beri değişmediği iddiasında.

Enstitünün 2021 mart ayında gerçekleştirdiği son araştırmaya göre, Rusya vatandaşları için en önemli değerler adalet ve özgürlük. Ruslar adaleti yaklaşık olarak Avrupalılar gibi tanımlasa da özgürlük konusundaki görüşleri farklı. "Özgürlük siyasi haklarla sağlanır" fikrine destek verenlerin oranı yalnızca yüzde 30. Çoğunluk ise özgürlüğün ülkedeki siyasal düzenden bağımsız bir şey olduğu kanısında.

Ankette katılımcılara "iyi bir toplumu" nasıl tanımladıkları da soruldu. Buna göre, yüzde 51'lik bir kesime göre iyi bir toplum olmanın şartı sosyal adalet. İnsan hakları ve ifade özgürlüğünü iyi bir toplumun olmazsa olmazı görenlerin oranıysa yüzde 41.

Rusya halkının demokrasi anlayışı da Batı toplumlarından farklı. Muhalefetin varlığını demokrasinin bir parçası olarak görenler çoğunlukta olsa da katılımcıların yüzde 60'ına göre, muhalefetin görevi iktidarı değiştirmekten ziyade hataların düzeltilmesi için eleştiride bulunmak olmalı. 

Batılı demokrasilerde normal karşılanan azınlık hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, iktidarın seçimler yoluyla değişebilirliği, çok partili rejim gibi özellikler Rusya'da halkın kısmen önemli bulduğu konular. Ankette bu nitelikleri olmazsa olmaz sayanların oranı yüzde 5 ile 17 arasında değişmekte.

26 Aralık 2020 Cumartesi

Rusya'da tipik ailenin profili





Kaynak: https://turkrus.com/

 

 

Açıklanan son resmi veriler, Rusya'daki ailelerle ilgili önemli, ilginç verileri ortaya koydu. Nüfusu 146 milyona yakın olan Rusya'da resmi istatistiklere göre hane sayısı 54,6 milyon. Bu hanelerin cüzi bir bölümü manastırlar ve birlikte daire tutan komşulardan (komünalka) meydana gelirken, çoğunluk ailelerden oluşuyor. Çocukları ya da akrabalarıyla birlikte yaşayan çiftlerin sayısı ise 27 milyona yakın.

 

İşte Rosstat'ın "tipik aile profili" çalışmasından öne çıkan bazı bilgiler:


Aile

- 18 milyon aile çocuksuz (Yetişkin çocuklar hariç).

- 12 milyon ailede tek çocuk, 5 milyon ailede iki çocuk var.

- Her 10 aileden biri farklı etnisitelerdeki çiftlerden oluşuyor.

- Her 100 evlilikten 65'i boşanmayla sonuçlanıyor, bu yüzden ailelerin üçte bire yakını çocuklu anneden, ya da çocuklu babadan oluşuyor.

 

Konut

- Her 3 Rusyalıdan 2'si şehirlerde yaşıyor. Bunların yüzde 73'ü dairede yaşarken, yüzde 13,6'lık kesimin müstakil evi var.

- Ülke genelinde kişi başına düşen oda sayısı 1.

- Konut sahibi Rusyalıların sayısı yarıdan fazla. Kiracıların oranı ise yüzde 10 civarında.

 

Geçim

- Ortalama bir ailenin aylık asgari gelir ihtiyacı 58 bin 500 ruble (6 bin TL).

- Ailelerin yüzde 80'i geçim sıkıntısı çekiyor.

- Genç ailelerin yüzde 64'ü, ancak gıda ve giyisi alışverişine yetişebiliyor, dayanıklı tüketim mallarını ise alamıyor.

 

Rusya'nın  nüfus verileri

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine 2020 yılında Rusya’nın nüfusu 145 milyon 900 bine ulaşırken, 2019'daki resmi istatistik kurumu Rosstat'a göre nüfus 1 Ocak 2019 itibarıyla 146 milyon 780 bin 720 kişi. Ülkede yaşayanların 78 milyon 680 bini kadın, 68 milyon 90 bini erkek.

Bir başka deyişle, ülkede kadın sayısı erkek sayısına göre yaklaşık 10 milyon kişi daha fazla. Resmi verilere göre, 33 yaştan itibaren kadın sayısı erkek sayısını geçiyor ve daha ileri yaşlarda bu fark artıyor. 

Ülkenin yaş ortalaması ise 40,2 olarak açıklandı. Kadınlar ortalama 42,4, erkekler 37,3 yaşında.

Ayrıca nüfusun 109 milyon 450 bin kişilik kısmının şehirlerde, 37 milyon 320 binlik kısmının da kırsalda yaşadığı bildirildi.

En kalabalık şehir 12 milyon 615 bin 279 kişilik nüfusla Moskova. En az nüfuslu bölgeler ise Çukotka ve Nenets (50 binin altında).

9 Nisan 2020 Perşembe

Ne olacak Rusya'nın hali?


 



Rusya'nın bilim insanları yaptırımların getirdiği risklerle başa çıkmak için kafa yoruyor. Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi Enstitüsü'nden ünlü profesör Yakov Mirkin, devletin yayın organı Rossiyskaya Gazeta'da yayımlanan bir yazıda meseleye ülkenin üç yüz yıllık reform tecrübesi çerçevesinde bakmayı deniyor.

Mirkin'e göre, "Rus toplumu her zaman uçlarda gezinen bir reform tecrübesine sahip. Krizler aşırı yıkıcı, reformlar şok edici, devrimler nüfusun önemli bir bölümünü silip süpüren nitelikte. Özgürlük dönemleri ise karanlık enerji patlamaları şeklinde tezahür ediyor."

Petro reformları, 1860 toprak köleliğinin kaldırılması, Ekim Devrimi, Stalin dönemi modernizasyon, 1990'lar... Rusya'nın hayatı kendi üzerinde yaptığı bir deney adeta. Üstelik her deney nüfusun mal ve can kaynakları üzerinde tahrip edici etkilere sahip.

Mirkin "Suçlu kim?" diye soruyor. Verdiği cevap ise "Herkes". Toplumun önüne konan yeni reçeteleri geçmiş tecrübeleri unutarak gözü kapalı sahiplenme hevesi. 

Rus toplumunun bir diğer problemi ise devlete bağımlılık. Nüfusun belki de sadece onda biri her türlü riski göze alarak devletten ve güç odaklarından bağımsız bir ekonomik yörünge çizme konusunda istek duyuyor. Kalan yüzde 90'lık kesim ise yukarıdan aşağı örgütlenmiş bir güç hiyerarşisinin parçası olup kendini güvenceye almayı tercih ediyor.

Peki böyle bir tabloda Batılı ülkelerin ABD öncülüğünde uyguladığı yaptırımların Rusya için yarattığı teknolojik ve mali riskler nasıl bertaraf edilebilir? Mirkin'e göre cevap kesinlikle fildişi kuleye kapanmak değil.

Bilim insanı, politika yapıcıları son derece aktif bir ekonomik siyaset yürütmeye çağırıyor. Yapmak istedikleri işlerde sanayicilere engel olmamak, hatta teşvik etmek, orta sınıfı cesaretlendirmek, değişimi, yeni olan her şeyi ve mobiliteyi seven insanlara yardımcı olmak.

Ancak Rus yönetici elitinin ve toplumunun hayatın her alanında yansımaları olacak bu denli aktif bir ekonomik siyaseti yürütmeye hazır ya da istekli olup olmadığı Yakov Mirkin'in yazıda telaffuz etmediği bir soru.

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Değişen Rusya: Kolektivist, bireysel, statücü






I. Dünya Savaşı, Sovyetler Birliği'nin kuruluşu ve dağılması, Soğuk Savaş, "Perestroyka", küreselleşme, internet çağı... Tarihe damga vuran birçok önemi gelişmeye sahne olan Rusya'da, farklı kuşakların şahit oldukları önemli tarihi olaylar ve bu jenerasyonların karakteristik özellikleri neler? 

Komsomoslaya Pravda, Rusya'da farklı kuşaklardan bireylerin yetiştikleri tarihsel dönemleri ve ortak özelliklerini mercek altına aldı: 


KAHRAMANLAR KUŞAĞI

Doğum tarihleri: 1904-1923

Başlıca tarihi olaylar: I. Dünya Savaşı, iç savaş, “savaş komünizmi”, kolektivizasyon, sanayileşme, “baskılar”.

Genel özellikleri: Sakin, aktif, çalışkan, sorumluluk sahibi, aydınlık gelecekten umutlu.


SESSİZ KUŞAK

Doğum tarihleri: 1923-1943

Başlıca tarihi olaylar: Birinci Beş Yıllık Plan, sanayileşme, “baskılar”, II. Dünya Savaşı (Büyük Anayurt Savaşı).

Genel özellikleri: Sadık kurallara bağlı, statüye saygılı, itaatkar, fedakar, onurlu, sabırlı. 


“BABYB BOOM” KUŞAĞI

Doğum tarihleri: 1943-1963

Başlıca tarihi olaylar: II. Dünya Savaşı zaferi, Soğuk Savaş, ülkenin ayağa kalkışı, uzay keşifleri, eğitim ve sağlık alanındaki gelişmeler. 

Genel özellikleri: İyimser, takım ruhu sahibi, sonuç odaklı, kişisel gelişimine ve statüsüne düşkün, 


X KUŞAĞI

Doğum tarihleri: 1963-1984

Başlıca tarihi olaylar: Soğuk Savaş, durgunluk, Afganistan savaşı, Moskova Olimpiyatları, Perestroyka’nın başlangıcı

Genel özellikleri: Değişimlere hazırlıklı, bireysel, teknik bilgi sahibi, yaşam boyunca öğrenime açık, kendinden umutlu, cinsiyet eşitliğine önem veren


Y KUŞAĞI

Doğum tarihleri: 1984-2000

Başlıca tarihi olaylar: SSCB’nin dağılması, default, şiddet eylemleri, Çeçenistan savaşı, internetin ve bilgi teknolojilerinin gelişimi. 

Genel özellikleri: Farklılıklara yatkın, çevresine önem veren, dünyayı düzeltmeye çalışan, iletişime açık, saf, hızlı şekilde mükafat almaya odaklı, teknik bilgisi yüksek. 


Z KUŞAĞI

Doğum tarihleri: 2000 ve sonrası

Başlıca tarihi olaylar: Küreselleşme, dünyanın internetle bağlanması, bilgi toplumu,mobil internet, maddi bolluk, küresel ekonomik kriz,terörle mücadele

Genel özellikleri: Hızlı olgunlaşma, bilgi teknolojilerine hakim, teknik bilgisi yüksek, sanal ortamda ilişki kurmaya yatkın. 

17 Ocak 2019 Perşembe

Ne olacak Rusya'nın hali?





Rusya'nın bilim insanları yaptırımların getirdiği risklerle başa çıkmak için kafa yoruyor. Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi Enstitüsü'nden ünlü profesör Yakov Mirkin, devletin yayın organı Rossiyskaya Gazeta'da yayımlanan bir yazıda meseleye ülkenin üç yüz yıllık reform tecrübesi çerçevesinde bakmayı deniyor. 

Mirkin'e göre, "Rus toplumu her zaman uçlarda gezinen bir reform tecrübesine sahip. Krizler aşırı yıkıcı, reformlar şok edici, devrimler nüfusun önemli bir bölümünü silip süpüren nitelikte. Özgürlük dönemleri ise karanlık enerji patlamaları şeklinde tezahür ediyor."

Petro reformları, 1860 toprak köleliğinin kaldırılması, Ekim Devrimi, Stalin dönemi modernizasyon, 1990'lar... Rusya'nın hayatı kendi üzerinde yaptığı bir deney adeta. Üstelik her deney nüfusun mal ve can kaynakları üzerinde tahrip edici etkilere sahip.

Mirkin "Suçlu kim?" diye soruyor. Verdiği cevap ise "Herkes". Toplumun önüne konan yeni reçeteleri geçmiş tecrübeleri unutarak gözü kapalı sahiplenme hevesi. 

Rus toplumunun bir diğer problemi ise devlete bağımlılık. Nüfusun belki de sadece onda biri her türlü riski göze alarak devletten ve güç odaklarından bağımsız bir ekonomik yörünge çizme konusunda istek duyuyor. Kalan yüzde 90'lık kesim ise yukarıdan aşağı örgütlenmiş bir güç hiyerarşisinin parçası olup kendini güvenceye almayı tercih ediyor.

Peki, böyle bir tabloda Batılı ülkelerin ABD öncülüğünde uyguladığı yaptırımların Rusya için yarattığı teknolojik ve mali riskler nasıl bertaraf edilebilir? Mirkin'e göre cevap kesinlikle fildişi kuleye kapanmak değil.

Bilim insanı, politika yapıcıları son derece aktif bir ekonomik siyaset yürütmeye çağırıyor. Yapmak istedikleri işlerde sanayicilere engel olmamak, hatta teşvik etmek, orta sınıfı cesaretlendirmek, değişimi, yeni olan her şeyi ve mobiliteyi seven insanlara yardımcı olmak.

Ancak Rus yönetici elitinin ve toplumunun hayatın her alanında yansımaları olacak bu denli aktif bir ekonomik siyaseti yürütmeye hazır ya da istekli olup olmadığı Yakov Mirkin'in yazıda telaffuz etmediği bir soru.

19 Mayıs 2018 Cumartesi

"Orta sınıf' ile yoksullar eşitlendi




Rusya'da kendini "orta sınıf" gelir grubuna dahil eden kişilerin oranı, yoksul olduğunu söyleyenlerin seviyesine yaklaştı. Ulusal Finans Araştırmaları Ajansı tarafından yapılan araştırmaya göre, Rusya vatandaşlarının yüzde 19'u bugün kendisini "orta sınıf" mensubu olarak görüyor.

Business FM'in haberine göre, geçen senenin aynı döneminde ise Rusya halkının yüzde 25'i "orta sınıf" gelir grubuna dahil olduğu görüşündeydi.
Aynı dönemde kendini yoksul olarak gören Rusya vatandaşlarının oranı ise yüzde 16'dan yüzde 20'ye yükseldi.

Araştırmada, beyaz eşya ve mobilya satın alabilen, daha pahalı alışverişler için ise ek kaynağa ihtiyaç duyan kişiler "orta sınıf"a dahil edildi. Kendini "orta sınıf"a ait hisseden anket katılımcılarının yalnızca yüzde 2'si otomobil, daire ve yazlık ev satın alabildiklerini söyledi.

Ankete göre "orta sınıf"ın oranı Moskova ve St.Petersburg'da yüzde 33.

Bu arada Rusya'da resmi verilere göre yoksulluk sınırının altında yaşayan kişilerin sayısında geçen sene az da olsa düşüş kaydedildi. 2016 yılında ülke halkının yüzde 13,3'ü (19,5 milyon kişi) yoksulluk sınırının altındayken, bu oran 2017'de yüzde 13,2'ye (19,3 milyon kişi) geriledi.

Rusya'da 2017 yılının son çeyreği itibarıyla devletin belirlediği yoksulluk sınırı 9 bin 786 ruble. Bu rakam bu yılın ilk çeyreğinde 10 bin 38 rubleye çıkarıldı.

Asgari ücret ise 1 Mayıs 2018 tarihinde 11 bin 163 rubleye yükseltildi.
Rusya’da asgari ücret ile yoksulluk sınırının aynı seviyeye çekilmesini öngören yasa tasarısı Duma’da ilk oturumda onaylamıştı.

Rusya’da yaklaşık 4,9 milyon kişi asgari ücret ile hayatını idame ettiriyor.

BM: Rusya nüfusu 2050'de 133 milyona düşecek



Kaynak: haberrus.com/


Birleşmiş Milletler (BM) Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi'nin bu yıl yayınladığı 'Dünya Nüfus Tahminleri Raporu'na göre, Rusya nüfusu 2050 yılına kadar 132,7 milyona düşecek. Düşüşün nedeni ise kentleşme süreci ve kırsal nüfusun hızla azalması.


Rapora göre 2050 yılına kadar Rusya'da şehir nüfusu 3 milyon artarak 110,6 milyona ulaşacak. Ülkedeki şehir nüfusu oranının da yüzde 83,3'e yükselmesi bekleniyor.


Raporda ayrıca, kentleşme süreci nedeniyle kırsal nüfusun azalacağına vurgu yapılıyor.


Rusya'da 1950 yılında 57,4 milyon olan kırsal nüfus şuanda 36,8 milyon. 2050 yılına kadar ise 22,1 milyona gerilemesi tahmin ediliyor.


Genel olarak da 2050 yılına kadar Rusya'nın toplam nüfusunun 132,7 milyona düşeceği tahmin ediliyor.

HABERRUS


3 Mart 2018 Cumartesi

"Rusya'da demokrasi yok, olmaz da" diyenlerin 5 önemli gerekçesi





Rusya neden demokratik bir ülke olamadı?
Gelecekte olabilecek mi?
Novıye İzvestiya gazetesi için konuya dair görüşlerini yazıya döken ünlü sosyolog Vladislav İnozemtsev'in bu sorulara yanıtı olumsuz. En azından dün ve bugün için.
Peki, ama neden?
İşte İnozemtsev'e göre Rusya'nın demokrasi yolculuğunun önündeki beş engel:


1   1. Tarih. 

Yüzyıllar boyunca Rusya demek devlet demekti. Devlet ise bir yönetici figürüne eşitti. İstisnai dönemler hariç yönetici figürün otoritesi tartışmaya kapalıydı. Çarlar, yöneticiler öldürülse bile yerlerini yine mutlak otoriteye sahip yenileri ala geldi. Sonuç olarak iktidar Doğu despotizmlerine uygun biçimde hep bir kişinin şahsında simgeleşti. Çarlık devrildikten sonra da bu durum değişmedi. Demokrasinin gereği olan "alternatif" kavramı Rusya'da kendine yer bulamadı.

2. Kişi kültü. 

Ülkede kişiler devletle özdeşleştiği için kişiyi eleştirmek devleti eleştirmeye, devleti eleştirmek ise vatan hainliğine kolayca eşitlenebildi. Muhalefetin kolayca dış güçlerle ilişkilendirilebilmesi de cabası. İnozemtsev'e göre, bu sebepten ötürü Rusya'da bugün bile gerçek bir muhalefetten söz edilemez.

     3. Doğal kaynaklara dayalı ekonomi. 

Batı demokrasilerinden farklı olarak Rusya'nın devlet hazinesi büyük oranda doğal kaynaklardan elde edilen gelire dayalı.  XX. yüzyılın tamamında da istisnai kısa dönemler hariç hep böyle oldu. Tersi bir ekonomik yapıya sahip batı ülkelerinde demokrasi devletin toplumsal gelişimi sırtlayan yurttaşlar tarafından dışarıdan kontrolü şeklinde gelişti.

İnozemtsev büyük çoğunluğunun zenginlik üretmediği, tam tersine bu zenginliği kullandığı bir nüfusa sahip toplumların demokratik olamayacağı düşüncesinde.

     4. İmparatorluk zihniyeti. 

Yerleştiği coğrafyanın bir sonucu olarak Rusya kendini hep savunma poziyonunda gördü. Bu da bireyden ziyade, topluluğun çıkarlarını ön planda tutan bir anlayışın gelişmesine zemin hazırladı. Coğrafya bir yandan da Rusya'nın çevresindeki küçük devletlere daha büyük düşmanlara karşı tampon gözüyle bakmaya zorluyor. Bu da Rusya'yı dünyadaki "en büyük imparatorluk" haline getiriyor. Böyle bir imparatorluk sadece "toprak kazanabilir". Toprak kaybeden bir iktidara tahammül edilemez.

     5. Yolsuzluk. 

Tepeden başlayıp aşağıya yayılan yolsuzluk Rusya toplumuna kendine has bir hiyerarşi kazandırıyor. Bu durum da bu şemaya aykırı hiçbir kolektif yapı ya da hareket biçimine hayat hakkı tanımıyor.

Sonuç olarak Vladislav İnozemtsev'e göre, bu beş sebepten ötürü Rus toplumunun demokrasi talebi yok.

3 Kasım 2017 Cuma

Rusya'yı omuzunda taşıyan kadınların hak etmediği tablo: Daha da geriledi...



Rusya'da kadınların toplumsal alanda uğradığı ayrımcılık farklı araştırmalarda ortaya konmaya devam ediyor. Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan "Global Genger Gap Index" adlı araştırmada Rusya, 49'unculuktan 71'inciliğe kadar geriledi. Araştırmaya göre dünyada kadın-erkek eşitliği tablosu 2017 yılında ilk defa olumsuz yönde değişti.


Rusya, ekonomi ve eğitim alanındaki cinsiyet eşitsizliğinin etkisiyle, farklı ülkelerdeki kadın-erkek eşitliği düzeyinin kıyaslandığı genel tabloda 49'unculuktan 71'inci sıraya düştü.


Rusya, kadınlar ile erkeklerin siyasi alandaki eşitliğinin ölçüldüğü sıralamada  144 ülke içinde 122'inci sırada gösterildi.


Resmi rakamlara göre, 146,5 milyonluk Rusya Federasyonu nüfusunun 78,6 milyonunu kadınlar oluşturuyor.



Ülkede her dört kadından üçü çalışıyor. Her iki çalışandan biri de kadın. Devlet kurumlarındaki kadın yönetici oranı ise yüzde 25,3, diplomat oranı yüzde 16.

10 Eylül 2017 Pazar

Rusya'nın uyku hali


Cenk Başlamış


Putin'in çocuk azarlar gibi, "Gel buraya geeel!" diye yanına çağırdığı Oleg Deripaska, Rusya'nın en zengin işadamlarından biriydi.

Deripaska'nın 'suçu', 23 bin kişinin yaşadığı Pikalyevo kasabasındaki zarar eden fabrikasını kapatmasıydı. Başka çalışacak yer olmadığı için işsiz kalan kasabalılar protesto gösterilerine başlamıştı.

Belki başka bir yerde bu olay fazla dikkat çekmezdi ama kasaba Putin'in memleketi St. Petersburg'a bağlıydı.

Putin silah zoruyla değil ama- o sırada- başbakan olmasının gücüyle Deripaska'ya kameraların tanıklığında fabrikasını yeniden açtırdı!

Putin'in devlet -ve tabii kendi- adına masaya yumruğunu vurması, ertesi gün uluslararası medyanın gündemindeki birinci maddeydi. Devlet gücünü göstermişti.

Ama gerçekten öyle mi? Bu olay devletin gücünü mü kanıtlıyor?

Yazar Dmitriy Bıkov'a bakılırsa, tam tersi: Rusya'da devletin sorunları çözebilmesi için Pikalyevo örneğinde olduğu gibi bizzat yerinde müdahale etmesi gerekiyor.

Oysa 17 milyon kilometrekareye yayılan, yani dünyanın en fazla toprak kaplayan ülkesi olan Rusya'da devletin her soruna yerinde çözüm araması nafile bir çaba.

Bıkov aslında çok daha soyut, bir o kadar da ilginç konulara kafa yoran bir düşünür. 

Örneğin, Rusya artık neden önder değil de önderleri takip eden
bir ülke?

Yani, bir zamanlar bilimde, edebiyatta, sanatta, uzayda, hatta ideolojide dünyayı yönlendiren Rusya neden şimdi daha az yaratıcı bir ülke oldu?

Rusların yetenekleri mi köreldi, yoksa genleri mi bozuldu?

Bıkov'a göre birinci neden Rusya'nın son 100 yıl içinde iki siyasi deprem yaşaması.

1900'lerin başındaki ilk deprem imparatorluğu parçaladı, 2000'lere yaklaşırken olan deprem ise Sovyetler Birliği'ni dağıttı. Yıkmak kolay, onarmak zor olduğu için depremlerin etkisi uzun sürdü, hatta sonuncusunun artçıları hala devam ediyor.

Bıkov'a göre, Rusya'nın artık dünyanın başkentlerinden biri değil de taşrası olmasının diğer nedeni ise toplumla devlet arasındaki
uçurumun sürekli açılması.

Devlet kendisini koruma adına içine kapanıyor, vatandaşların yaklaşmasını engellemek için çevresine duvarlar örüyor.

Peki, bu durumda vatandaşlar ne yapıyor? Onlar devletle çatışmaya girmek istemiyor.

Hatta Bıkov'a bakılırsa yakın geçmişte Rusya tarihinin bir noktasında askerdeki "Koğuş yat!" gibi ülke kendi kendine "Uyu!" komutu vermiş.

Hala devam eden bu 'uyku hali' toplumla devlet arasında çıkabilecek bir çatışmanın bilinçaltında Rusya'yı Sovyetler gibi dağıtabileceği korkusunu da bastırıyor.

Devlet haliyle bu 'uyku' durumundan memnun. Vatandaşlar ise çatışma ortamına girmemek için devlete itiraz etmemeyi, kendilerini sınırlandırmayı, yani yeteneklerini bilerek kısıtlı kullanmayı seçmiş.

Çünkü ona göre, sanatta, bilimde ileriye giden bir toplumun karşısına dikilen, sınırlar çekmeye çalışan devletiyle çatışmaya girmesi kaçınılmaz.

Bıkov'un bakış açısını bir adım daha ileriye götürmek mümkün.

O belki de farkında olmadan Rusya'da neden yeni bir devrim ya da o boyutta bir dönüşüm olamayacağını da açıklıyor.

Bir zamanlar Türkiye'de de popüler klasik bir devrim tarifi vardı: Üsttekilerin, yani iktidarda bulunanların artık eskisi gibi yönetememesi, alttakilerin eskisi gibi yönetilmek istememesi.

Bu iki koşulun bir araya geldiği ülkelerde devrim rüzgârları esmeye başlardı.

Oysa günümüzde Rusya'da halkın yönetilme tarzına bir itirazı yok. Daha doğrusu gerginlik yaratmamak için itirazı yokmuş gibi davranıyor; yoksa hayatından çok da memnun değil.

Kısacası, Rus halkının yetenekleri körelmedi ama yaşadıkları gönüllü 'uyku' hali yeteneklerini kullanmalarını engelliyor.

Bu durumdan rahatsız olanlar, yani yeteneklerini 'stand-by'da bırakmak istemeyenler ise Batılı ülkelere göç ediyor. İşte bu nedenle ara sıra yaşanan sürprizler dışında müzikte, sporda, edebiyatta, bilimde Rusya eskisi gibi iddialı olamıyor.

Peki, bundan sonra ne olacak?

Bıkov'un iki senaryosu var.

Birinci senaryoda devletle toplum arasındaki uçurum iyice derinleşecek, sonuçta Kremlin İngiltere'deki krallık gibi sembolik bir kuruma dönüşecek.

İkinci senaryoda ise hem iktidar, hem de toplum yok oluncaya kadar yozlaşmaya devam edecek. Ama şu anda hala iktidarın dediği oluyor.

Putin hafta içinde bu defa da Moskova'da aniden bir markete girdi. Etin neden pahalı satıldığını sordu. Market yöneticisi, "Yüzde 120 karla satmak çok mu?" diye talihsiz ve hiç de zeki olmayan bir itiraz denemesinde bulundu ama Putin'in bakışları karşısında teslim oldu, "hemen yarın fiyatları indiririz efendim!" demek zorunda kaldı.


Gazeteci Cenk Başlamış'ın "Rusya'nın Sırları" kitabından alınmıştır.