Moskova

Moskova
Moscow never sleeps! etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moscow never sleeps! etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2025 Salı

Moskova'da Yeni Yıl Gezisi: En şenlikli mekanlardan oluşan bir rota



Kaynak: https://dzen.ru/

 

Başkent göz kamaştırıcı bir topluluk gibi görünebilir, ancak şehre daha yakından bakarsanız, genel ışıltının altında farklı bölgelerde farklı atmosferlerin gizlendiğini fark edeceksiniz.

Size Moskova'da hangi sokaklarda yürümeniz gerektiğini ve orada sizi nasıl bir atmosferin beklediğini anlatacağım.

Kitay-gorod ve Devrim Meydanı bölgesi

Burası Moskova'nın tam kalbi; GUM ve Kızıl Meydan'a ulaşmak için en uygun yer. Bu bölge, kışın bile yabancılar da dahil olmak üzere her zaman ziyaretçilerle dolu. Bölge, süslenen ilk yerlerden biri: çok sayıda Noel ağacı, buz pateni pisti ve rengarenk zencefilli evlerde satılan lezzetler ve içecekler var. Kısacası, her şey mevcut!

Varvarka - GUM - Nikolskaya Caddesi - Tiyatro Meydanı

Yürüyüşünüze Varvarka Caddesi'nden başlamanızı tavsiye ederim. Küçük ve çok sakin bir cadde olup, güzelce süslenmiş bir Noel ağacı ve fenerleri vardır. Genel olarak, şehir merkezindeki en romantik caddelerden biri olduğunu düşünüyorum.

Varvarka Caddesi'nde Romanov boyarlarının odaları korunmuştur. Genel olarak, geçen yüzyıldan kalma bir yılbaşı caddesinde dolaşıyormuşsunuz gibi bir his veriyor.

Varvarka'dan ara sokaklara saparsanız, kendinizi GUM'un yakınındaki meydanda bulacaksınız. Aralık başlarında şenlik sezonu burada tam anlamıyla başlıyor: buz pisti ışıklandırılıyor, müzik çalıyor ve bazen konserler düzenleniyor. GUM'u mutlaka ziyaret edin. Hala Sovyet döneminden kalma waffle külahlı dondurma satıyorlar. Zemin kattaki bakkalda ise tanınabilir Sovyet ambalajlarında hediyeler ve nostaljik hatıra eşyaları bulabilirsiniz. Hazırlıklı olun: çok kalabalık oluyor ve fiyatlar ortalamanın oldukça üzerinde.

Yeni yıl tatili yaklaşırken, girişlere metal bariyerler yerleştiriliyor ve bu da kuyrukların oluşmasına neden oluyor. 30 Aralık'tan önce ziyaret etmek en iyisi.

GUM yakınlarındaki meydandan Nikolskaya Caddesi'ne sapmanız kaçınılmaz; onlarca kafe ve dükkanla dolu, yaya trafiğine açık bir cadde. Her zaman ışıl ışıl dekore edilmiş olan bu cadde, 21. yüzyılda bile ışıkların hiç sönmediği izlenimini veriyor!

Ziyaretçiler burada fotoğraf çekmeyi çok seviyorlar ve haklı olarak; en karanlık gecede bile net bir fotoğraf çekebilirsiniz.

Nikolskaya Caddesi'nde dolaştıktan sonra GUM'a geri dönüp Four Seasons Oteli'nden çıkabilirsiniz. Burada, Noel ağaçları, ışıklı trenler ve çelenkler gibi çok çeşitli süslemelerle karşılaşacaksınız. Bu meydan, görsel zenginlik açısından tam bir sanat eseri. Bölge, tek bir karmaşık süsleme haline geliyor ve itiraf etmeliyim ki, her yıl bu tasarımda herhangi bir mantık bulmakta zorlanıyorum.

Yılbaşıyla ilgili her şey burada yer alabilir. Bu yıl birkaç buharlı lokomotif de kuruldu.

Ardından, karşıya geçip Tiyatro Meydanı'nı ziyaret etmenizi öneririm. Her yıl kendi dekorasyonlarını yapıyorlar ve bence bu, Okhotny Ryad'daki dekorasyondan daha özenli görünüyor. Dekorasyonlar genellikle tiyatro karakterleri temalı oluyor; bu yıl, kelimenin tam anlamıyla "yeşillendirmek" için bir sürü Noel ağacı dikmişler. Yaz aylarında bile, 2026 kışında Tiyatro Meydanı'ndaki kadar yeşillik yok. Burada ayrıca yiyecek tezgahları da bulunuyor.

Gösteri saatlerinde özellikle kalabalık oluyor, bu yüzden güzel bir fotoğraf çekmek istiyorsanız hafta içi akşam 20:00 ile 21:00 arasını tercih edin.

TSUM'a da bir göz atın: yıllardır geleneğini sürdürerek binayı hediye kurdeleleriyle süslüyor; bu, Moskova'nın Yeni Yıl kutlamalarında yeni bir gelenek gibi görünüyor.

Lubyanka bölgesi

Bu bölge, Central Children's Store'un (TsDM) burada bulunması nedeniyle çocuklarla ziyaret için harika bir yer. Ya da restoranlardan birinde akşam yemeğinden önce bir yürüyüş yapabilirsiniz. Lubyanka'da birçok harika mekan var.

Bu sokaklar hiçbir zaman başlıca şenlik alanları olmamıştır, ancak kendi tarzlarında güzeldirler ve oldukça soğuk ve ciddi bir atmosfer yaratırlar.

Detsky MirMerkezi Çocuk Mağazası - Lubyanka Meydanı - Myasnitskaya Caddesi

Detsky Mir-Central Çocuk Mağazası binası, eskiden büyük bir alışveriş merkezi olan Lubyanka Passage'ın bulunduğu yerde yer almaktadır. 1956 yılında inşa edilen Central Çocuk Mağazası, Gençlik ve Öğrenci Günü ile aynı zamana denk gelecek şekilde açılmıştır. İçerisinde çok sayıda çocuk mağazası (giyimden oyuncaklara kadar), bir eğlence merkezi ve bir gözlem güvertesi bulunmaktadır. Buna uygun olarak, dekorasyon da çocukluk temasına odaklanmıştır; bu yılki tema "Altın Anahtar"dır.

Bina yılın her mevsiminde büyülü bir atmosfere sahip, ancak özellikle yılbaşı tatillerinde bu kadar ışıl ışıl bir hale geliyor ve Lubyanka'nın sade mimarisini bambaşka bir boyuta taşıyor.

Moskova'da yaklaşık on yıldır devasa, ışıklı rakamlar bulunuyor ve artık bir gelenek haline geldi. Lubyanka Meydanı'nda mavi tonlu bir kompozisyon yer alıyor.

En büyük avantajı, aydınlatmanın iyi olduğu Aralık ayındaki trafik sıkışıklığının o kadar da kötü olmaması.

Ardından Myasnitskaya Caddesi'ne dönün. Burada her biri kendine özgü bir şekilde dekore edilmiş çok sayıda kafe ve restoran var; hatta bazıları size evde benzer bir şey yaratmanız için ilham verebilir! İşte size bir ipucu: Evinizi nasıl dekore edeceğinizden emin değilseniz, Moskova'daki restoranlara bir göz atın.

Caddenin kendisi çok iyi aydınlatılmamış, ancak tam da bu samimiyet özel bir Noel atmosferi yaratıyor. Genel olarak, büyük bir grupla restoran gezisi planlıyorsanız, Myasnitskaya kesinlikle gidilmesi gereken yer!

Tversköy bölgesi

Şehrin bu kısmı çok kalabalık: burada çok fazla araba var ve insanlar tiyatroya veya iş toplantılarına koşuşturuyor. Manzaranın güzelliğinin bile sadece kısa bir süreliğine yakalandığı anlaşılıyor.

Tverskoy Bulvarı ve Tverskaya Caddesi

Geniş sokaklar, şenlikli ve hatta biraz gösterişli bir atmosfer yaratıyor. Moskova'nın bu bölgesinde başkentin büyüklüğünün en belirgin şekilde hissedildiği anlaşılıyor.

Burada çok büyük süslemeler var - renk değiştiren kemerler - bunlar her zaman karmaşık ve büyük ölçekli yapılardır.

Yürüyüş rotanıza sakin meydanlardan başlayıp daha hareketli Tverskaya Caddesi boyunca yürüyebilirsiniz. Genel olarak, caddede araba sürmek bile keyifli: süslemeler çok net bir şekilde görülebiliyor. Öğle saatlerinde veya hafta içi akşamları giderseniz, muhtemelen trafiğe takılıp kalırsınız ve ışıklandırmanın tüm detaylarını göremezsiniz.

Meshchansky Bölgesi

Sadece bir yıl önce, bu bölge Moskova'nın en süslü sokakları listesine giremezdi, ancak bu yıl işler farklı: Sklifosovsky Araştırma Enstitüsü Parkı gerçekten büyülü bir sergi yarattı.

Park daha önce halka kapalıydı, ancak bugün içeri girip çok sayıda süslenmiş Noel ağacını hayranlıkla izleyebilirsiniz. En dikkat çekici unsur, içinde trenin geçtiği ve kar yağdığı şeffaf bir kubbeyle kaplı devasa bir ağaçtır. Ayrıca eğlence parkı oyuncaklarını ve masal evlerini tasvir eden iki kubbe daha bulunmaktadır.

Sanki küçük, büyülü bir ormanda yürüyormuşsunuz ve bir masal dünyasından diğerine geçiyormuşsunuz gibi hissettiriyor.

Patrik Bölgesi

Patriarch's, uzun zamandır başkentin bohem semti olarak statüsünü sağlamlaştırmıştır.

Maly Patriği Yolu - Ermolaevsky Yolu - Malaya Bronnaya - Spiridonyevsky Yolu

Burada sizi paradoksal bir keşif bekliyor: Kızıl Meydan yakınlarındaki gösterişli ve ışıltılı merkezin aksine, Patrik Göletleri'nin dekoru incelikli ve ölçülü olup, ihtişamdan ziyade yaratıcılığa yönelik bir çabayı yansıtıyor.
Estetik burada en önemli unsur olup, bölgeye yılbaşı sonrası bir hava katıyor.

Örneğin, burada asılı duran çok güzel Amerikan tarzı Noel çelenkleri var.

Toplardan, çam kozalaklarından ve örgülü iplerden yapılmış sıra dışı kompozisyonlar da mevcuttur.

Üzerinde şekerlemeler asılı simitler de var.

Zamoskvorechye Bölgesi

Burası eski Moskova'nın güneyi. Daha huzurlu ve sessiz bir yer burası; sokaklarda adeta uykuda olan çok sayıda tarihi konak var ve süslemeler çevreyi boğmuyor, aksine şehrin hatlarıyla bütünleşiyor.

Pyatnitskaya Caddesi - Maly Moskvoretsky ve Chugunny Köprüleri - Ovchinnikovskaya Dolgusu

Pyatnitskaya Caddesi'ne gitmenizi tavsiye ederim; uzun, geniş ve kafelerle, restoranlarla dolu bir cadde. Mağaza vitrinleri büyük ve camdan yapılmış, bu da ilginç marka sergileri için alanlar yaratıyor.

Dürüst olalım: Tatil coşkusunun %70'ini mağazalar yaratıyor.

Chugunny Köprüsü'ne, Kadashevskaya Seddi'ne yürüyün ve nehir boyunca uzanan güzelce dekore edilmiş sokaklara hayran kalın. Burası asla kalabalık olmaz ve trafik sıkışıklığı nadirdir, bu nedenle huzur ve sessizlik garantilidir.

Köprüler, St. Petersburg ile özdeşleşmiş bir kelimedir, ancak Moskova'da da köprüler vardır. Ve tatil dönemlerinde, Noel ağaçları köprülerin yanında ışıldadığında, bu manzaralar daha da etkileyici bir hal alır.

Buradan, girişinde büyük bir Noel ağacı bulunan Gorki Kültür Parkı'na doğru yürüyebilirsiniz. Park genellikle çok kalabalık olur, bu yüzden girişin yoğun olabileceğini göz önünde bulundurun, ancak süslemeler genellikle güzeldir ve çeşitli renklerde parıldar.

Turistler için ipuçları

Moskova'da trafik sıkışıklığı Aralık ayında başlar ve araba kullanmak muhtemelen keyifli bir deneyim olmayacaktır. Toplu taşıma araçlarını kullanın, özellikle şehir merkezinde tramvaya binebilirsiniz; bu en konforlu ulaşım yöntemlerinden biridir ve trafik sıkışıklığından kesinlikle kaçınmanızı sağlar.

Tiyatro ve müze biletlerini çevrimiçi olarak ve önceden satın almak, kuyruklardan kaçınmak için en iyisidir.

Merkezde birçok market var, bu yüzden para tasarrufu yapmak istiyorsanız Fasol, Dixy veya diğer zincir mağazalara gidebilirsiniz.

Moskova'nın merkezi, konforlu zincir otellerden, eski konakların duvarları içinde tüccar döneminin ruhunu koruyan eşsiz ve samimi otellere kadar geniş bir konaklama seçeneği sunmaktadır . Otelleri Yandex Travel üzerinden rezervasyon yapabilirsiniz.

20 Eylül 2020 Pazar

Moskova’da 'Night Flight' kapandı... Bir 'gece kulübü'nden çok fazlasıydı



Kaynak: https://turkrus.com/

 

 

1990’ların başında, sonunda, yolu Moskova’ya düşen yabancı işadamları için Lenin’in mozolesi kadar ünlü bir mekandı "Night Flight”. “Moskova’ya gidiyorum, bir tek yer öner” diyen potansiyel “gece uçuşu” heveslilerine tereddütsüz tavsiye edilen yerdi. Sonraki yıllarda pek çok benzer mekan açılsa da, "ilk" olarak her zaman farklı bir yeri vardı.

Moskova’da, her daim metrekareye en fazla ‘manken kadar güzel’ profesyonel aşk satıcı kadının ve özellikle fuar zamanlarında metrekareye en fazla Türk işadamının düştüğü gece kulübüydü.

1991’den beri aynı adreste kesintisiz hizmet veren, son yıllarda çok daha iyi mekanlar açıldığı için gölgede kalsa da, her daim ‘efsane’ kontenjanından muamele gören “Night Flight” sonunda pes etti.

“Zamanın ruhuna” uyamadığı için değil, koronavirüs günlerinin eğlence katili ‘sosyal mesafe’ kuralı artık yaşama şansı vermediği için. “Night Flight” kapandı.

Bu ‘acı haberi’ işletme sahipleri Tverskaya Caddesi'ndeki ünlü mekanın giriş kapısına İngilizce ve Rusça olarak astıkları yazıyla duyurdu.

Mevcut şartlarda işletmeyi kapatmak zorunda kaldıklarını, ileride ne olacağını bilmediklerini söyleyerek, yani her şeye rağmen kapıyı bir parmak aralık bırakarak veda ettiler. Böylece yıllarca “Do It Tonight” (Bu Gece Yap) sloganı ile, özellikle paralı yabancılara Moskova’nın göbeğinde sekse, eğlenceye davetiye çıkaran,  her daim parfüm, içki, ter kokusunun birbirine karıştığı, yine de restoranında yemek kalitesini de belli bir seviyede tutmayı başararak hizmet sektöründe kendine farklı-ayrıcalıklı bir yer edinen “Night Flight”, anıların tozlu raflarına kalktı.

“Night Flight” SSCB’nin dağılmasından birkaç ay önce, ünlü Tverskaya Caddesi’ndeki devlet işletmesi “Sever” dondurmacısının yerinde açılmıştı.

İsveçli bir işadamı ile Rus ortağının projesiydi. Sonny Lundkvist adlı İsveçli, iş yapmak için Moskova’ya akın eden yabancı işadamlarının birkaç Sovyet kalıntısı mekan dışında eğleneceği, yemek yiyeceği, karşı cinsle ‘medeni ortamda’ tanışacağı bir yerin acil ihtiyaç olduğunu anlamış ve hemen durumdan vaziyet çıkartmıştı. 
 

O günün şartlarında, Rus ortak Yuri Giverts’in ilişkileri sayesinde izinler alınmış, sokak mafyasının şerrinden korunmak için devlette kolu uzun, sağlam bir 'koruma şirketi’ ayarlanmıştı. Para bozdurmak o günlerde büyük mesele olduğu için, barda içkiler her türlü dövizle alınabiliyordu: Dolar, yen, peso...  

Moskova’da o günlerde tek ‘mucize’ işletme yeni açılan Mc Donald’stı. Normal bir mekan açabilmek için piyasada masa-sandalye bulmak bile meseleydi. “Night Flight”ın içkilerinden koltuklarına kürdanına kadar, tüm malzemeler İsveç’ten getirilmişti.


25 Ekim 1991’de açılan mekan, kısa sürede Moskova’da expat’ların ve yolu başkente düşenlerin ikinci değil, handiyse ‘birinci adresi’ olacaktı. Moskova’nın en güzel kızları buradaydı, en bulunmaz içkiler, en güzel yemekler buradaydı.

Kısa sürede, kapıdan girildikten sonra mafya korkusu, silah sesi, polis baskını olmadan herkesin ‘parası kadar’ konuşup eğlendiği, gecenin sonunda anlaştığı karşı cins mensubunu koluna takıp kapıdaki pahalı ama ‘güvenli taksiler’ ile otellere ya da evlerine götürdükleri bir ‘yeryüzü cenneti’ olmuştu "Night Flight". İşletme sahipleri, mekandaki kızların yüzde 99'unun "profesyonel" olduğunu kabul ediyor, "Biz komisyon almıyoruz, mekanda halvet olmuyorlar, bizim işimiz legal, istenen istediği gibi eğlenir" diyorlardı.

Moskova'da müşterilerin kapıda sıkı "face control"den geçirildiği ilk mekandı "Night Flight". Muammer Kaddafi'nin oğlu içeride eğlenirken içeri girmek isteyen iki korumasının sokulmadığı ve dayak yediği türden skandallar az değildi. 

Erkekler girişte üret öderken, "seçme kızlar" mekanın mütemmim cüzü olarak ağılanıyordu. Bir seferinde konser için Moskova'da olan Bryan Adams'tan giriş ücreti istenince manejeri olay çıkarmış, ancak şarkıcı "Kural kuraldır" diyerek ödemeyi kabul etmişti. 

O günleri hatırlayan kurucu Rus ortak Yuri Giverts, “Biz mekanı açtığımızda Moskova’da hiç bir şey yoktu; kelimenin gerçek anlamıyla. Biz mekanı hazırlarken ağustos 1991’de vitrinin önünden darbeci tanklar  (Ağustos 1991, Gorbaçov’a karşı darbe girişimi) geçiyordu. Darbe 22 Ağustos’ta başarısızlıkla bitti, biz 25 Ağustos’ta mekanı açtık. Tarihin tanığı olduk. O tarihte tüm personelin İngilizce bilmesinin şart olduğu tek mekandık. Açılış gecesi Tverskaya’da Moskova Belediyesi’nin önüne kadar kuyruk vardı. Limonu bile Stockmann mağazasından dövizle almıştık. Moskova’ya ilk business lunch geleneğini de 10 dolara biz getirdik" diyor.

“Night Flight”ta en çok işitilen dillerden biri Türkçe’ydi. İşletmeciler de, Türk işadamlarını “en iyi müşteriler” listesini başına yazıyordu.

“Night Flight” 29 yıllık tarihinde darbe girişimleri, ekonomik krizler yaşadı ve hepsini atlattı. Çünkü her zaman felekten bir gece çalmak için paranın hesabını yapmayan müşteri potansiyeli vardı.

Ancak iş para-pul değil de “can derdi”ne dönünce ve karantina tedbirleri eğlence sektörünü ‘sosyal mesafe’ silahı işle vurunca, “Night Flight” virüse yenildi.  Moskova’ya yolu düşen pek çok yabancının “kişisel tarihi”nde özel bir yeri olan mekan, ışıkları söndürdü, perdeyi indirdi. Belki ‘şimdilik’. Kim bilir?

10 Ocak 2018 Çarşamba

Moskova gece hayatı


Samih Güven



Ne ilginç bir kavram şu gece hayatı! Hayat bir bütün değil mi ki gece ve gündüz diye ayırıyoruz. Bazı şehirlerde hiç gece hayatı olmadığından söz ediyoruz. Oralarda insanlar gece yaşamıyorlar mı yani. Bazı şehirlerden ise gece hayatının çekiciliğiyle bahsediyoruz. Evlerin dışında bir şeylerden, ortamlardan söz ediyoruz.

Aslında gece dışarı çıkıp eğlenilecek, hoş vakit geçirilecek, yenilip içilebilecek mekanların bolca olduğu bir durumdan bahsediyoruz sanırım. Ama konu Moskova olunca söylenmesi gereken çok şey var.

Evet Moskova’da gece dışarıda eğlenilecek, bir şeyler içilecek birçok güzel mekan var. Yani şehirde karanlık çökünce herkes evlerine çekilmiyor demek bu. Zaten konser salonları, tiyatrolar, sinemalar önemli bir devinim veriyor sokaklara. Yaz zamanı parklar da ayrı bir güzellik katıyor. Ayrıca geç saatlere kadar çalışan metronun, 24 saat açık kalan marketlerin, çiçekçilerin, dövizcilerin bulunması gayet hoş bence. Yani Moskova geceleri de yaşıyor, nefes alıyor bir bakıma. Ama bence en önemlisi gecenin bir vakti içiniz sıkılınca sokaklarda güvenle yürüyüş yapabilmeniz. Geniş, ışıl ışıl aydınlatılmış kaldırımlarda kadınların da güvenle yürümesi, topuk seslerinin yankılanması güzel değil mi?

Gelelim hep merak edilen barlar konusuna. Çok sayıda-aslında yüzlerce- bar vardır Moskova’da. Özellikle Cuma ve Cumartesi geceleri dolup taşarlar. Çoğunda “face kontrol” olur. İnsanlar giyimlerine dikkat eder bara gelirken. Kızlar düğüne gidermiş gibi süslenir. Bazen burası cennet mi dediğiniz olur ama unutmayalım ki cennet hep uzaktadır. Buralarda erkek de çoktur ve kızlar kimsenin üstüne atlamaz. Kızlar saatlerce dans eder. Yorulmayı bilmezler. Erkekler dans ederek, gülümseyerek ve olabildiğince sakin görünmeye çalışarak yaklaşır kızlara. Kızlar onlarla konuşup, gülümser, ama geri göndermesini de bilirler. Bazıları kızlarla iletişim konusunda amacına ulaşır elbet. Başarılarında kararlı bakışlarının, önceki erkeklerin, zamanın ilerlemesinin ve içkinin de payı vardır. Bazı kızlarsa hiç oralı olmaz. Arkadaşlarımla geldik ve eğleniyoruz sadece, gülüşümden belli değil mi der gibidirler.

Ama genellikle Moskova’daki barlar 25-35 yaş grubu arasına yöneliktir. Gençleri görürsünüz yani. Bu demek değildir ki orta yaşlardaki insanlar gidemez böyle yerlere. Herkes her yere gidebilir elbet. Ama önemli olan insanın kendini rahat hissedebileceği bir mekana gitmesidir.

İşte orta yaş grubun gittiği tam bir Rus lokantası ve barı olarak nitelenebilecek yerler de vardır. Buralar da insanların yemek yiyip, içki içerek eğlendiği ve saat 12’den sonra dj’in müzikleriyle herkesin coşkuyla dans etmeye başladığı güzel mekanlardır.
  

Yani Moskova asla uyumaz.

30 Aralık 2017 Cumartesi

Bir yılbaşı gecesi


Samih Güven




Moskova'da Smolenskaya Meydanında, eve yakın bir kafede arkadaşları bekliyorum. Her taraf süslü, tatlılar her zamankinden çekici. İnce ince kar yağıyor bir yandan. İyimser bir hava hakim şehre. Yine de her yılbaşı akşamı olduğu gibi kaynağı belirsiz bir hüzün dalgası depreşiyor içten içe.

Kafenin bahçeye bakan arka duvarı bütünüyle camla kaplı. Dışarıyı izliyorum oradan. Bir kaç yüksek ağaç var karlı bahçede. Ama süslü, yapma bir çam da duruyor aralarında. Küçük, rengârenk küreler, kozalaklar asılmış dallarına. Işıklandırılmış. Yanı başında ise bir geyik heykeli duruyor. Bembeyaz tellerden örülmüş bir gövde bu ve ışıklandırılmış o da.

Dayanamayıp tatlı söylüyorum kendime. Bir süre içerideki yılbaşı süslemelerini ve karlı bahçeyi seyrettiğim kafede, çataldan ısrarla kaçan ve benimle tuhaf bir oyuna girişen o küçük üzüm taneleri anneannemi hatırlatıyor. Onca ikramdan sonra ayrılırken ceplerimi üzümle doldurmaya çalışan halleri geliyor aklıma. Bütün bir yılı ve yılın sonunu kafamdan geçirirken anneannemin o çok kıymet verdiği yapraklı takviminin son sayfasını koparırken ne hissetmiş olabileceğini düşünüyorum.

Yılbaşından bir gün önceydi. Onun evindeydim. Sade bir oturma odası vardı. Sobadaki çaydanlığın tıslaması, ateşte patlayan odunların çatırtısı garip bir huzur veriyordu. Sanki ses değildi bunlar da sessizliği büyütüyordu. Muşamba ile örtülü tahta bir masa dururdu köşede. Masadaki eski model radyonun üzerine dantel örtülmüştü. Duvar boyunca uzanan divan, halı yastıklarla, örtülerle bezenmişti.

O divanda oturuyordum işte. Bir çocuk dergisi uzattı. Ziraat Bankasının başak çocuk dergisiydi sanırım. Büyülenmiş gibi bakıyordum renkli resimlere. O ise gıcırtılı radyosunda ajansları ciddiyetle dinledi önce. Sonra da takviminden kopardığı sayfadaki bütün yazıları yüksek sesle okudu. Ağır ağır tekleyerek de olsa okuyordu. Anlıyordu okuduğunu. Onun şartlarında doğru düzgün okul imkânı olmamıştı. Bir hikâye okudu önce. Sonra da özlü bir söz. Açıklamaya çalıştı.

Bir ara gözüm, kalan son takvim yaprağına ilişmişti. Anneannem yaprakları her gün, akşamın belli bir saatinde ve bir tören havasında koparıyor ve okuyordu. Zamana, zamanın hükmüne saygısı vardı.

Kafede o üzüm taneleri anneannemi hatırlattığında son yaprağı koparırken ne düşünmüş olabileceği geldi aklıma işte. Mavi gözlerine, aydınlık yüzüne belli belirsiz bir keder mi yerleşmişti? Kaynağı belirsiz, geçmişten mi geldiği, geleceğin habercisi mi olduğu anlaşılamayan bir gölge mi düşmüştü bakışlarına? Yalnızlığı mı depreşmişti? Yoksa minnet mi duymuştu, şükür mü etmişti yılın sonu geldiğine, son yaprağı koparabildiğine. Neler düşünmüştü, neyin muhasebesini yapmıştı?

Hangi takvimi kullanıyorsak kullanalım son günü geldiğinde bunun bir etkisi var galiba. Buna takvim etkisi de diyebiliriz belki. Biten ya da yeni başlayan bir şey yoktur ama işinizi gücünüzü, bütün hayatınızı buna göre ayarladığınız bir takvim kullanıyorsanız son yaprağı koparırken bir muhasebe yapmaktan kaçamazsınız. Başaramazsınız bunu. Bazen eliniz yanmadan koparamazsınız son yaprağı.

Yabancı bir şehirde mesela bütünüyle başka bir kültürün içinde oluşturulan  süslemelerin, ortamların yarattığı bazı ortak duygulardan söz edemez miyiz?

Yağmurun, karın yağmasının, hangi şehirde olunduğundan bağımsız bir etkisi yok mudur? Süslenen bir ağacın, aydınlatılmış sokakların, vitrinlerin albenisinin, kurdeleli hediye paketlerinin bir etkisi yok mudur nerede olunursa olunsun?

Geçmişe bakmaktan uzak durabilir miyiz, anların gücünden kaçabilir miyiz böyle zamanlarda? An’lar tekrarı mümkün olmadığı için, hiç bir zaman aynı hislerle, aynı düşüncelerle tekrarlanamadıkları için mi güçlüdür?

Ansızın karşımıza çıkan bir ses, bir görüntü ya da bir koku geçmişe açılan bir kapı oluyor bazen. O üzüm taneleri gibi.

O yılbaşı gecesi anneannem dayımlarda olacaktı, öyle söylemişti. Yaprağı gitmeden önce kopardığında ne düşündü acaba? Bilmiyorum.

Bizim ev kalabalıktı. Eğlence programları öncesinde, TRT’de karlı bir atmosferde geçen, romantik bir yılbaşı filmi seyretmiştik. Filmdeki evlerin karlı bahçelerinin, ışıklandırılmış hallerinin, yılbaşında mutlu bir sona uzanan hikâyelerin gücünü, bizi bir yerlerden sıkıca yakalamasını, mutfakta pişen tavuk veya hindi etinin kokusunu ve portakal kokularını, evde toplananların, ailenin, eşin dostun cıvıltısını unutmamıştım.

O takvim etkisinden, dönem sonu muhasebe işlemlerinden kaçamıyorsunuz. Bu etkinin gücünü hafife almamalı insan. Hayatta hiç bir şeyi hafife almamalı aslında. Kimse hiçbir şeyden muaf değil, kimsenin böyle bir gücü yok. İçinde olduklarımız ne ölçüde bize, bizim başarılarımıza ait belli değil. Kimse hiçbir şeyle böbürlenmemeli bu yüzden. Sahip olduklarıyla rahatsız etmemeli etrafı. Sahip olamadıklarının sorumlusunu tamamen kendisi de addetmemeli.  İnsan kendi çizgisini değiştirebilecek güce sahip olan bir varlık yine de. Ve koşullar dediğimiz mesele çok önemli olsa da insanların üzerindeki yükler çok ağır olsa da insancıl bir çizgi olmalı yine de. Kırıp dökmenin bahanesi olmamalı. İnsan insan olmaya mahkûm olmalı.

Sadece böyle muhasebeler yapmaya gerek yok elbette, eğlenmeli de insan, gülmeli de, güldürmeli elbet. Aydınlatabilmeli etrafını. Yılbaşı günleri bunun için iyi fırsat olsa gerek.


Karlı bir yılbaşı gecesi, hüzün çöküyor ve böyle tuhaf şeyler düşünüyorum işte. Sonra Nazım’ın Yılbaşı şiirini yüksek sesle okuyorum içimden.

4 Kasım 2017 Cumartesi

Gorki Park'a doğru...


Samih Güven


Smolenskaya Bulvarında alt geçitte ilerliyorum. Adamın biri öyle güzel keman çalıyor ki, durup dinleyecek oluyorum bir an. Oysa durup dinleyen yok, gelip geçen var sadece. Cüzdanımdan bir banknot çıkarıp adamın çantasına atıyorum. Kaçar gibi uzaklaşıyorum sonra da. Müzik susuyor birden. Müzisyen arkamdan sesleniyor:
“Gaspadin, gaspadin (beyefendi)!”

“Beş bin Ruble bu, yüz Ruble diye mi düşündünüz?”

“Öyle mi olmuş!”

“Geçit yarı loş olduğundan anlamadınız demek ki. Hak etmediğim şeyi almak istemem.”

Orta yaşlı, sakalını özgür bırakmış müzisyenin dediği doğruydu. Yüz Ruble diye düşünmüştüm ama yanlışlık olmuştu demek ki. Adamın şehrin güzelliğine, alt geçitin atmosferine kattıkları yanında önemsizdi konu. “Kısmetinmiş” demek istedim ama Rusçası aklıma gelmedi. “Buna ihtiyacım yok, lütfen kabul edin”, dedim.

Adam kararlı olduğumu anlayınca teşekkür edip geri döndü.

Uzun zaman önce kol saati takmayı bırakmıştım. Alt geçitten çıktığımda duraklayıp, saati kontrol ettim telefonumdan. On biri yirmi geçiyordu. Eve gitmeyecektim. Moskova’da yağmursuz yaz gecelerinin kıymetini biliyordum. Hem oraya yürüyebilirdim.

O sırada arkamdan gelen iki kız selam verdi.

“Kemancıya davranışınız çok hoştu”, dedi biri.

“İşte şehirdeki iyi adam!”, dedi öbürü.

“Kafa buluyorsunuz!”, dedim.

“Yok yok siz ona bakmayın, davranışınız hoşumuza gitti gerçekten”, dedi ilk söze giren.

Kızlar duraklamıştı. Neden gitmemişlerdi ki her zamanki gibi? “Adın ne”, diye sordu biri. Gecenin bir vakti güzel bir kız, adın ne diye soruyorsa samimi şekilde, hafife almamalıydı bunu. “Adım Borges” dedim. Bu da nereden çıktı anlamamıştım ama. O gün Binbir Gece Masalları ve Borges hakkında bir şeyler okumuştum. Bundandı belki. Belki de gerçek üstü bir kapı aralamak istemiştim. Uçak Krizi sonrasındaki havanın etkisiydi belki de. Bilmiyorum.

“Latin misin yani?”, diye sordu kızlardan biri.

“Ne fark eder ki bu saatte?”

“Evet boş verelim” dedi öbür kız.

Binbir gece masallarına benzerliği ne olabilirdi ki bu anın? Burası Moskova’ydı. Güzel bir kadınla ansızın konuşabilirdin de, gülüşebilirdin de. Gerçek üstü yanı yoktu. Ama benim için olabilirdi belki. Kendi gerçekliğimde böyle anların devamını getirememiş, pişmanlık duymuştum sonra da. Bir hafta önce “Nerelisin” diyen kızlara “Türküm” dediğimde “İtalyan değilmiş gidelim”, demişlerdi. Şimdi Borges’le mutlu olmalıydık hepimiz!

“Hava çok güzel, Gorki Park’a yürüyelim mi?”, dedim. Birbirlerine baktılar. “Neden olmasın”, dedi ilk söze giren.

Dışişleri Bakanlığının önünden Gorki Park’a doğru yürümeye başladık. Kızlardan biri kafede, diğeri de bir firmanın muhasebe bölümünde çalışıyormuş. Adları Anna ve Yulya imiş. Rusçam idare ediyordu. Kendi İngilizcelerini beğenmezken aynı seviyede olan Rusçama övgüler yağdırmaları motive ediciydi. Neşeme diyecek yoktu. Yaz ne güzeldi Moskova’da!

“Gorki Parka yürümek çok güzel”, dedim.

“Neden ki, sıradan bir şey değil mi?” diye sordu Anna.

Çünkü, yaz ne kadar özlenen, ne kadar kısa ve ne kadar güzelse Moskova’da, saatin on ikisinde nehir kenarında, dalga dalga kabaran o coşku selinin içinde, gelip geçenlerin arasında olmak da öyle güzel diye düşündüm. Ama bunları olduğu gibi ifade etmek için Rusçama güvenemedim.

“Hava çok güzel, ilginç bir gece olacağını hissediyorum” dedim sadece.

“Hadi ya, başka?” dedi Yulya.

“Hem Gorki Park’ı çok seviyorum.”

“Evet, belli oluyor.”

Çünkü orada esintili bir yaz gecesi şimdi. Gençlik fışkırıyor, heyecan da. Kimse kimseye bağırmıyor, düşmanca niyetler beslemiyor. Huzurla yürüyor, oturuyor, sohbet ediyor herkes. Genci de yaşlısı da. Soluk aldığımız her anın, kısa yaz akşamlarının ne denli kıymetli olduğunu, kadınlar olmadan dünyanın hiçbir işe yaramayacağını anlatıyor Gorki Park. Sessizlik anında bunlar geçmişti aklımdan.

Kızların Gorki Park’a gitme fikrinden benim kadar heyecan duymadığını hissediyordum ama. Bunu, yol boyunca mekanlara dikkatle bakmalarından, bu ayakkabılarla da yürümek zor oluyor demelerinden anlıyordum. Ama, Smolenskaya Bulvarında, iki kadının yanında, sırlarla dolu bir yabancı olarak yürümek keyif vericiydi.

“Borges”, deyip duraklıyor Anna. “Şurada bir karaoke bar var, bir baksak mı, bir şeyler atıştırır, sonra enerjimiz olursa yürürüz”, diye devam ediyor.

“Şeyy… Öyle istiyorsanız neden olmasın.”

Stalin tipi bir binanın girişinden iki basamak aşağı iniyoruz. Müzik aletlerinin başında siyah tişörtlü bir adam duruyor. Kapı girişinde dikilen uzun boylu, ince yapılı bir garson da göze çarpıyor. Küçük bir mekan. Tuhaf olan ise sadece bir müşteri var. Yalnız bir kız. Nargile tüttürüyor.

Gurup halinde gelip, arkadaş arasında karaoke şarkı söylemek eğlenceli olabilir belki. Ya da diğer insanların arasında sosyalleşmek. Ama yalnız başına bir kızın şarkı isteyip, sonra da mikrofonu alarak kendi kendine söylemesi ilginç geliyor.

Geniş bir masaya oturuyoruz. Salata sipariş ediyor kızlar, biraz da şarap içmek istediklerini söylüyorlar. “Kaniyeşna (elbette)”, diyorum keyifle.

Garson sipariş ettiğimiz Fransız şarabını hızlıca getirip kadehleri dolduruyor. “Şerefe”, deyip gülüşüyoruz.

Oralı değilmiş gibi davranan yalnız kızın merak yüklü bakışlarını hissediyorum bir yandan.

Sohbet iyi gidiyor. Yalnız kız birkaç şarkı söylüyor bu arada. Bizimkiler de ondan geri kalmıyor. Sırayla şarkı isteyip, mikrofonu ellerine alıyorlar. Hızlıca barın orta yerine atılıp söylemeye başlıyorlar. Bir tür stres atma, içini dökme, biraz da keyif alıp eğlenme gibi bir faaliyet sanırım. Bizimkiler sahneye atılıp söylemeye çalışırken, yalnız kız yerinden söylemeyi tercih ediyor. Bir ara bizim kızları küçümsediği kanısına kapılmıyorum değil.

“Borges, neden İspanyolca şarkı söylemiyorsun?” diyor, Anna.

“İspanyolca mı?”

“Evet, sizin oralardan söyle bir şey. DJ hangi şarkı olsa buluyor internetten.”

“Şey… Ben hiç böyle bir şey yapmadım ki daha önce.”

“Hadi kırma bizi.”

Yalnız kızın bakışları da bizim masada.

“Şarkı söylemeden bırakmayız seni” diye ısrar ediyor kızlar.

“Tamam ama, İngilizce bir şarkı olsun ki, sizler de takip edebilin”, diyorum.

“Tamam, ne söyleyeceksin?”

“Imagine…”
            
Hayatımda ilk defa dört müşterisi olan küçük, ilginç bir mekanda, karaoke şarkı söylüyorum.

Imagine all the people…

Ekranda John Lenon’ın fotoğrafı duruyor. Yazıları müzik eşliğinde okumaya çalışıyorum. Hoşuma gidiyor mu, evet.

Yulya ve Anna: Naif, eğlenmek isteyen iki genç insan. Onların arasında  iyi hissediyorum. Fakat şu yalnız kız da gecenin parçası olmuş durumda çoktan.

Şarkı bittiğinde bizimkilerin sipariş ettiği yeni bir şarkı giriyor devreye. İkisi de sahneye atılıyor. Ağır bir şarkı. Dans ediyoruz sırayla. Yalnız kızın bizi izlerken eğlendiğini hissediyorum nedense. Bıyık altından gülüyor gibi. Niye?, bilmiyorum. Anna’nın şarap kadehiyle dans etmeye çalışan haline mi, benimle dans etmek için girdikleri yarışa mı, hiçbir şeyi umursamayan hallerine mi, benim tutuk, acemi hallerime mi emin değilim.

Yeniden masaya oturduğumuzda bizim kızlar şerefe diyor. Sertçe vuruyorlar kadehleri.

“Borges, biz gitmek zorundayız, yarın iş var”, diyor Anna.

“Şimdi mi?”

“Evet, hadi hep birlikte çıkalım.”

“Yok, ben birazcık daha oturayım, sonra da Gorki Park’a yürüyeceğim.”

“Bu saatte ne Gorki Park’ı artık?”, diyor Yulya.

“Saatte bir şey yok ki, orada sabaha kadar yürüyen, eğlenen insanlar oluyor hafta sonu, biliyorum bunu.”

“O zaman biz gidelim, kusura bakma”, diyor Anna. İkisi de yanaklarımdan öpüp ayrılıyor. Elime de bir kağıt sıkıştırıyorlar. Perşembe günü akşam saat yedide Anna’nın doğum günü partisi varmış, bekliyorlarmış. Altında da adres yazıyor.

Hüzünleniyorum nedense. Hesabı istiyorum bu arada. Yalnız kız da istiyor hesabı. Bakışlarımız karşılaştığında gülümsüyor.

“Borges mi adın?”

“Evet.”

“İspanyol’a değil de İtalyan’a benziyorsun.”

“Öyle mi?”

“Nedir bu Gorki Park olayı bu arada? İstemeden kulak misafiri oldum da. İlla böyle gece vakti yürümen mi gerekiyor?”

“Şey…”

Aynı anda geliyor hesabımız. Para üstünü alıp bahşiş bırakıyoruz. Aynı anda da çıkışa yöneliyoruz. İkimiz de böyle olmasını istiyoruz galiba.

“Pardon isminiz neydi acaba?”

“Anna.”

“Sizin de mi?”

“Rusya’da çok kullanılan bir isimdir.”

Caddedeyiz yeniden. Geceye tatlı bir esinti hâkim olmuş. On şeritli cadde aydınlık olabildiğince. Geniş kaldırımlar da öyle. Ama ortalık sessizleşmiş artık.

“Neden yalnızdın orada?”, diye soruyorum.                        

“Sizi bekliyordum.”

“Nasıl yani?”

“Sizi derken gelecek müşterileri, sıkılmıştım iyice.”

“Anlamadım.”

“Aslında arkadaşlarım da gelecekti ama son anda önemli bir işleri çıktı. Ben de tek başıma eğleneyim istedim. Siz gelince de daha fazla kalmış oldum. Neden Gorki Park’ta ısrarcı oldun o kadar? Başka yerler bilmiyor musun yoksa?”

“Yok, olur mu, Moskova’yı gözü kapalı bilirim.”

“Nasıl oluyormuş bu?”

“Şey… Anlatacağım.”

“Ne zaman? Vaktim az.”

“Kırım Köprüsünden Gorki Park’a bakarken.”

“Seninle oraya kadar geleceğimi mi düşünüyorsun?”

“Zaten yakın. Oraya kadar yürüyelim. Hem gelmesen de ben yürüyeceğim.”

“Sadece köprüye kadar.”

“Bu arada benim adım Borges değil, Kemal.”

“Bak şimdi! Neden yaptın ki böyle bir şey?”

“Uçak Krizinden sonra birkaç kez yaptım. İlk zamanlar çok zordu her şey. Ama bugün farklı nedenler de vardı galiba.”

“Korkuyor muydun yani?”

“Olumsuz bir şey yaşamak istemiyordum”, diyelim.

“Kızmadım o kadar da, sıkma canını.”

Kırım Köprüsünün üzerindeyiz artık. Saat iki buçuk. Gece ışıklarıyla parıldıyor Moskova Nehri. Gorki Park’ta hala insanlar var. Nehir kenarındaki merdivenlere oturmuş sevgililer sarmaş dolaş. Bisiklete binenler, kaydırak kullananlar…

“Evet Kemal, Moskova’yı gözü kapalı bilirim diyordun, anlat artık! Hem nedir bu Gorki Park ısrarı?”

“Olmadan yürüdüm buralarda, şimdi neden yürümeyeyim?”

“Bir şey anlamadım   .”

“Anlamın peşinde gidiyoruz, ama kendisi olamıyoruz”, dedim.

“Gecenin bir vakti kafa mı buluyorsun benimle.”

Neden vazgeçmiştim bilmiyorum. Ama beklediği cevabı alamamıştı Anna. Köprüden Gorki Park’ı seyrettik bir süre.

“Gitmek zorundayım”, dedi. “Hoşçakal.”

“Da sividanya Anna (Hoşçakal).”

Kırım Köprüsünden aşağıya doğru iniyorum merdivenlerden. Bir banka oturuyorum önce. Teskin edici bir esinti geliyor Moskova Nehri’nden.

Ankara’da ara vermek zorunda kaldığım Moskova’daki yaşantıma geri dönmüştüm artık.  Uzun ilaç seanslarında yaptığım gibi gözlerimi kapayıp yürümeye başladım. Ne Uçak Krizi ne de başka bir şey geliyordu aklıma. Bedenim esintiye karışıp, gezindi parkın içinde.