Moskova

Moskova

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Çeburaşka'nın babası Eduard Uspenskiy hayatını kaybetti




Sovyetler Birliği'nin en ünlü çizgi film karakterlerinin yaratıcısı ve çocuk kitapları yazarı Eduard Uspenskiy 80 yaşında Moskova'daki evinde yaşamını yitirdi.

Bir hayvanat bahçesinde çalışan ve akordeon çalan arkadaş canlısı Timsah Gena ve büyük kulaklı, kahverengi tüylü tuhaf bir yaratık olan Çeburaşka gibi ünlü çizgi film karakterlerinin yaratıcısı Eduard Nikolayeviç Uspenskiy, Moskova'daki evinde 80 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Dünyanın en güzel çocuk romanlarından bir olarak anılan 'Fedor Amca, Köpeği ve Kedisi'nin de yazarı olan Uspenskiy'e bir süre önce kanser teşhisi konmuştu.

Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku'nda milyonlarca çocuk Timsah Gena ve Çeburaşka'nın maceralarını izleyerek büyümüştü. Çeburaşka Japonya'da o kadar popüler olmuştu ki 2000 yılında karakterin maceraları yeniden animasyon serisi olarak yayımlanmıştı. 

Çeburaşka aynı zamanda 2004'te Atina Olimpiyatları'nda Rusya'nın resmi maskotu olarak seçilmişti.

PUTİN'DEN TAZİYE MESAJI

Kremlin'den yapılan açıklamada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Uspenskiy'nin ailesine taziye mesajı yolladığı duyuruldu. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov "Rusya'da tüm kuşaklar bu ünlü yazarın kahramanları ile büyüdü ve o kahramanların taşıdığı iyiliği içselleştirdi" dedi.



​1937'de Moskova'da doğan Uspensiy Moskova Havacılık Enstitüsü'nde öğrenciyken çocuklar için hikayeler yazmaya başladı.

Timsah Gena'nın hikayesini ilk kez 1966'da yayımlamış 3 yıl sonra hikaye animasyon olarak gösterilmişti.

Çeburaşka ise çizgi film olarak ilk kez 1971 yılında televizyonda yayımlanmıştı.

Çizgi filmdeki müziklerden biri olan ve  geçen sene hayatını kaybeden Sovyet müzisyen Vladimir Shainskiy tarafından bestelenen şarkı da Rusya'da doğum günlerinde söylenen şarkı haline gelmişti.


Uspenskiy aynı zamanda Sovyetler Birliği'nde 1960'lı yıllarda Rusça yayımlanan 'İyi Geceler Minikler' adlı çocuk programının da kurucuları arasındaydı.

Argumenty i Fakty gazetesi Uspenskiy'nin vefatının ardından yer verdiği yazıda "Asıl fevkalade olan Uspenskiy'nin yarattığı karakterlerin Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile birlikte kaybolmamasıydı" yorumunu yaptı.

'Fedor Amca'nın babasına veda...






Türk lirası ve rublenin dolara karşı ayakta kalma savaşı…. ABD’nin Rusya ve Türkiye yaptırımlarında yeni dalga beklentisi… Suriye krizinde yeni çözüm arayışları… Gündemde “önemli” sayılan bu ve benzer pek çok madde var ama bugün manşetimizi, çocukluğumuzun kahramanlarından “bir güzel insana veda” için ayırmayı borç biliyoruz:


Türkiye’de de pek çoğumuzun “Çocukluğumun en güzel romanı” diye andığı ve defalarca okuduğu “Fedor Amca”nın yazarı Eduard Uspenski, 81 yaşında hayata veda etti… 

Sadece “dünyanın en iyi çocuk romanları” arasında gösterilen “Fedor Amca” («Дядя Федор»- Dyadya Fyodor) değil, Krokodil Gena ve Çeburaşka ile arkadaşları dahil, pek çok ölümsüz "kahramana" hayat veren Uspenski’nin Moskova’da hayata gözlerini yumduğu açıklandı.

Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

"Büyük usta”nın vefatını kızı İrina kısa bir notla açıkladı:

“Eduard Nikolayeviç’in vefatını büyük bir üzüntüyle paylaşıyorum…”




Bir süre önce kanser teşhisi konan Uspenski, 9 Ağustos’ta evinde düşerek şuurunu kaybettikten sonra hastaneye kaldırılmış, ancak tedavileri yanıtsız bırakmıştı. Yazarın, Moskova yakınlarındaki Puçkovo köyündeki evinde vefat ettiği açıklandı.

Sovyet yıllar boyunca 60’tan fazla çizgi film, Eduard Uspenski’nin kitapları ve senaryoları ile hayat bulmuştu. Bunlar arasında “Timsah Gene ve Arkadaşları”, “Fedor Amca, Köpeği ve Kedisi” en çok sevilenler arasındaydı.



 



Vikipedi’da, yazarın biyografisi özetle şöyle veriliyor:

Eduard Nikolayeviç Uspenski (Rusça: Эдуа́рд Никола́евич Успе́нский}; d. 22 Aralık 1937), Rus çocuk kitabı yazarı. Eserlerinde en sevilen karakterler Fedor Amca'nın Kedisi ve Köpeği kitabındaki ciddi ama maceracı çocuk Fedor Amca (Дядя Фёдор) ve iki hayvan arkadaşın maceralarını konu edinen çocuk romanındaki ikili Krokodil Gena (Крокодил Гена) ve Çeburaşka (Чебурашка)'dır.




Uspenski, Moskova Oblastı Yegoryevsk'de doğdu. Mühendis olarak mezun olduktan sonra animasyonlar yazarak ve üreterek hayatını kazandı.

Yazmanın ve üretmenin yanı sıra Uspenski radyo ve televizyonda profesyonel rolü olan uzun ömürlü bir figürdür: şarkılar ve esprili diyaloglarla çocuklara gramer, matematik, bilim ve kibar davranış konularını anlatan popüler radyo programı Radyo Nanny nin oluşturulmasında etkili olmuştur. Son yıllarda, nostalji sever yaşça büyük izleyicilere eski popüler şarkıları yetenekli amatör şarkıcıların seslendirdiği müzikal televizyon programı V Nashu Gavan' Zahodili Korabli'nin sunuculuğunu yapmaktadır.

Uspenski çocuk kitaplarına ilave olarak oyun ve şiirde de yaratıcılığını gösterir.





Uspenski'nin ilk kitabı Fedor Amca, Köpeği ve Kedisi ilk kez 1974 yılında Rusça yayınlandı. Ana karakteri çok ciddi olduğu için amca diye çağrılan Fedor, altı yaşında bir çocuktur. Ailesi konuşan kedisi Matroskin'nin evde kalmasına izin vermeyince evi terk eder. Köpeği Sharik'i de yanına alarak Prostokvashino (Простоквашино) adında bir köye yerleşir. Bir hazine bulduktan sonra Fedor çorba ve patates ile çalışan bir traktör ve kış boyunca ısıtması için taşınabilir güneş satın alır. Kitabın başarılı bir çizgi film uyarlaması da yapıldı. 

FEDOR AMCA HAKKINDA YAZILANLAR

70’li yıllarda Türkiye’de büyüyen tek çok çocuğun hayatına da damga vuran “Fedor Amca” romanı için Ekşisözlük’te yazılanlardan seçmeler:

“En sevdiğim kitaptır. yazın tuncelide bir ilkokula çocukluk kitaplarımı verirken yollamaya kıyamadığım parçalardan biridir. onları bu güzelim eduard uspensky dünyasından mahrum ettim ama onsuz bir kitaplık düşünemezdim.”

"bugün yalnız yaşamak konusunda takıntılı bu kadar çok 18 - 25 yaş arası insan varsa, en büyük sorumlusu bu kitaptır."

"konuşan kedi miçonun, fedor'un sosisli sandviçini yeme biçimine müdahele ederken tanıştıkları ve fedorun 5 yaşındayken, amca olarak evden ayrılarak, bi köye yerleşip hayvanlarla harika bi yaşam sürmesini olağanüstü anlatan, çok da güzel resimlenmiş, 70'lerin en iyi çocuk kitaplarını yayınlayan cem yayınevinin arkadaş kitaplar serisinden bugün hala yayınlanan nadir kitaplarından biri. devamlı ebeveynden izin almak zorunda olan sıkılmış çocuk bünyesine, ferahlık ve özgüven veren müthiş kitap.”

"çocukluğumda okuduğum en başarılı, sürükleyici, eğlenceli kitaplardan biri. aklımda kalan en komik ayrıntılardan biri inek dilberin bir gün yanlışlıkla şerbetçiotu yiyip sapıtması, ahırında ispanyol dansları yapmasıdır. yetişkinliğime kadar uzanan bir dönemde hafiften sapıtmış herkesi şerbetçiotu yemiş olmakla itham etmeme neden olmuştur.”

"uspenski'nin çocukluğumda en az 15-20 kez okuduğum kitabı. o zamanlar belki benden de küçük bir çocuğu anlatır ve hayal gücünü bayağı zorlardı. çocukken çok hoşuma giderdi o küçücük çocuğun muço ismini verdiği konuşan kedi evden istenmeyince direk kediyi alarak evden kaçtığında istediği birçok şeyi elde edebilmiş olması, hemen gömü (define) bulmaları, ev, traktör almaları falan. daha sonra büyüyünce bu kitabı düşündüğümde fazla abartmış, küçük çocukları istedikleri bir şey olmadığında direk evden kaçmaya özendiren bir kitap olduğunu düşünerek sinir olmaya başlamıştım. çocukken defalarca okuduğum için acaba bende mi bir tuhaflık var diye düşünürdüm ama meğerse benim gibi birçok insan varmış. fedor amca'yı en son 24 sene önce okumuşumdur ama hala bazı yerlerini ve çizimlerini hatırlarım.

traktörü almaya karar verirken kedi muço yönlendirmişti yine onları. köpeğe kalsa motosiklet alacaklardı. fedor amca otomobil demişti hepsi binebilsin diye. ancak muço "hayatta araba aldırmam sizlere" demiş, onları arabanın toprağa saplanabileceğini düşünmeye sevketmiş ve kendilerini bu durumda kurtaracak aracın traktör olduğunu düşününce traktör amaya karar vermişlerdi. trakrörü alırken "az benzin yaksın, çok hızlı gitsin" diye talepte bulunulduğunu da hatırlıyorum. sonra evdeki yemeklerden verilince çalışan traktör gönderilmişti. bir de papağanları vardı bunların, hırsız riskine karşı kapı çalındığında "kim o" demesi öğretilmişti ama bir gün çocuk ansiklopedisi getiren postacı peçkin, evde sürekli "kim o" diyenin bir papağan olduğunu bilmeyince çıldırma noktasına gelmişti. enteresan bir çocukluk kitabıydı cidden.”

"çocukken okuduğum en muhteşem kitaptır.babam tarafından bir gün okumam için alınmıştı.adından hiç hoşlanmamış fakat kapaktaki kedi resminin merakı ile okumaya başlamıştım.ilkokul 2 ya da 3 e gidiyordum sanırım.pek net hatırlamıyorum.ama kitap mükemmeldi.kitap aklıma geldikçe şimdiki hayal gücümün büyük bir bölümünü , hayvan sevgimin bir kısmını bu kitaba borçlu olduğumu düşünüyorum.kitap bittiğinde tekrar ve tekrar okumuştum.tıpkı fedor gibi yaşamayı hayal etmiştim.gelecekteki hayatın hiçte zor olmadığını düşünmüştüm.hatta kimi zaman fedor gibi evden kaçasım bir kedi , köpek , traktör ,tarla ,ev sahibi olasım gelmişti.belli bir süre sokaktaki kediler ya konuşursa diye beklemiştim. "bir çocuğun anıları" gibi oldu."




"öyle güzel bir kitaptı. toruna torbaya saklanmalık.

"dünyanın en güzel çocuk romanı olabilir. kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum. aklımda kalan detaylar; fedor amca'nın evden kaçarken yoğurtçular isimli bir köye gittiği ve eve gelen bir hayvana (kedi değildi ama köpek miydi inek miydi emin değilim) aklına ilk gelen nesne olan çaydanlık ismini verdiğiydi.”

"şimdi farkettim ki bu kitabın devam kitapları da yazılmış uspenski tarafından ve ülkemizde de beyaz balina yayınları tarafından basılmış. çocukluğumun en önemli kitabı olan fedor amca'nın devam serisinden haberdar olmak bu yaşta bile heyecan verici. kitaplar d&r'ın web sitesinde görülebilir.”

"en büyük keyfi 8-9 yaş gurubu alır bu kitaptan. her sayfasında kıkır kıkır gülünür ama yaş gurubu çok spesifiktir şayet 11 yaşında tekrar okuduğunuzda yüzünüzde eskiden okurken çok eğlenmeniz hatrına buruk bir gülümseme kalır sadece. 11 yaşında 8-9 yaşlarında anlamadığı için sıkılıp bırakmış bünye büyük bir açlıkla vasconcelos'un şeker portakalı'nı yeniden keşfeder çünkü... soyut algı ne kadar hızlı gelişir o yaş aralığında... velhasıl olursa/varsa mutlaka çocuğunuza ikisini de okutunuz efendim.”

"kitaptaki ineğin isminin dilber olması nedeniyle senelerce her bu ismi duyduğumda beni gülümseten kitap. klasik olmayı gerçekten hakeder.”

"ilkokul çağındaki bir çocuğun sözcük dağarcığına beklenmedik ölçüde ciddi katkıları olan, hayata dair pek çok şey öğreten (şerbetçiotu, torpil) ve bunu yaparken kalori yaktıran(!) (bkz: gülmek) bir erken dönem şaheseri. belki de en önemli yanlarından biri, çocukların yetilerini hafife almayarak, kendi hayatları ile ilgili irade sahibi olduklarını göstermesi."

 "ilkokul da bir arkadaşımın bana ödünç olarak verdiği kitaptı. ikinci sınıfa gidiyorduk, araya yaz tatili girdiği için geri verememiştim kitabı, arkadaşımda kitabı teyzesinden almıştı, bayağı eski ve değerli bir baskıydı yani. arkadaş kitap senin olsun dedi, bildiğin kitap bende kaldı ve o kitabı herkesten sakındım dört yıl boyunca. yüzük ile gollum arasında ki ilişkiye dönmüştü benim bu kitapla olan ilişkim. arada bir açıp açıp okurdum vay anasını.

sonra ben altıncı sınıfa giderken kitabı odamda gören tatlı kuzenim meraklı gözlerle kitabı inceliyordu. çocuğun o kitabı istediğini farkettim, kıyamadım verdim kitabı. 8-9 yıl geçti üzerinden ne alemde o kitap acaba, hey gidi.”

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Buratino



Rusların pek çoğu Pinokyo’yu bilmezler. Onların Buratino isimli benzer bir başka kahramanları vardır.

Buratino ( Буратино), yazar Aleksey Nikolayeviç Tolstoy (Bu yazarı da Lev Tolstoy ile karıştırmamak lazım) tarafından yazılan Altın Anahtar veya Buratino’nun Maceraları (1936) kitabının baş kahramanıdır.

Aleksey Tolstoy’un Buratino’su Carlo Collodi’nin Pinokyo’nun Maceraları (1883) kitabından uyarlanıp, yeniden yazılmıştır.

Buratino ismi İtalyanca tahta oyuncak veya kukla sözcüklerinden türetilmiştir.

Kitap 1936 yılında yayımlanmış, Sovyetler Birliği’nde çocuklar arasında çok okunan, popüler bir çocuk romanı olmuştur. Buratino, 1959-1975 yılları arasında pek çok çizgi filme de konu olmuştur.

Aleksey Tolstoy, Pinokyo’yu çok küçük yaşlarında okumuş olduğunu, ancak bu kitabı  kaybettiğini, seneler sonra aklında kalanları kendi çocuklarına uykudan önce anlattığı hikayelerle yeniden şekillendirip, Buratino’yu yarattığını söylemiştir.
Çocukları bu hikayeleri o kadar sevmişler ki, o da bunları kağıda döküp, kitap haline getirmeye karar vermiş.

Tıpkı Pinokyo gibi Buratino da uzun burunlu tahta bir kukladır.




Carlo Collodi’nin hikayesine göre Pinokyo, marangoz Papa Carlo tarafından bir ağaç kütüğünden yontularak imal edilir, bir mucize olarak can bulur.

Tolstoy’un hikayesinde de benzer bir durum vardır. Marangoz, uzun burnu düzeltmeye, kısaltmaya çalışır, ancak Buratino buna direnir.

Marangoz Papa Carlo (Папа Карло ), çok yoksul bir zanaatkardır, ancak ceketini satıp, okul kitapları alır, Buratino’yu iyi bir eğitim alması için okula gönderir.

Buna karşın haylaz kukla, kitaplarını satıp, yerel bir kukla tiyatrosuna gitmek için bilet alır. Burada başka kuklalarla arkadaşlık kurar. Ancak tiyatronun sahibi kötü kalpli kuklacı Karabas Barabas (Карабас-Барабас) tarafından şovu bozduğu için yok edilmek istenir.

Karabas Barabas, Papa Carlo’nun evinde aradığı gizli kapının olduğunu öğrenince Buratino’yu serbest bırakır. Karabas, sahip olduğu, bu gizli kapıyı açan altın anahtarı kaybetmiştir. Yeniden bulmak için Buratino’yu kullanır. Ve hatta Buratino’ya beş altın para verir.

Hikayenin devamında Buratino ve arkadaşlarının altın anahtarı bulmak ve onun Barabas’ın eline geçmesini önlemek için verdikleri mücadele anlatılır.





Bir Sovyet yazarın mücadelesinin filmi Türkiye'de gösterime girdi: Dovlatov






Ünlü sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, T24.com.tr sitesinde, gösterime giren "Dovlatov" filmini yazdı: "Aleksey German (1936- 2013) tanınmış bir Rus yönetmeniydi. Oğlu da aynı adı taşıyor ve o da 2003’den beri film çekiyor. Karşımızda onun beşinci uzun filmi var.

Anlatılan bir Rus yazarının hikâyesi. Sergey Donatoviç  Dovlatov (1941-1990) Rusya’nın Brejnev yönetimindeki yıllarında yaşamış. Stalin’in ölümünden sonra kısa bir dönem için görece bir özgürlük yaşamış olan ülke, Brejnev’le birlikte yeniden tam bir baskı rejimi altına girmişti.

Film 1971 yılında karlar altındaki Leningrad kentinde geçiyor. Anlatılan altı günün hikâyesi. Dovlatov yetenekli bir sanatçıdır, ama rejim koşullarına uymak istemez.

Elbette onca büyük yazar yetiştirmiş bu ülkede sanat tümüyle yok edilemez, o isimler de unutturulamaz. Nitekim  rejim propagandası için bir gemi dekoru önünde çekilen bir filmde Tolstoy, Puşkin, Gogol, Dostoyevski de vardır: yani onların kılıklarına bürünmeye çalışmış, yeteneksiz, üstelik kimileri sarhoş sözüm ona aktörler...

Ama Dovlatov bu film için aldığı bir tanıtım metni yazma görevini yapamaz, buna eli varmaz. Oysa bu en azından boşandığı annesiyle yaşadığı için ancak birkaç saat görebildiği kızına bir oyuncak ayı almak için gereken paraya kavuşmasını sağlayacaktır.

Aynı biçimde, gerçek edebi dergilere yazamadığı için, ancak iş bulabildiği ‘fabrika dergileri’ne de yazamaz. Çünkü bunların genelde kadın yöneticileri ondan “pozitif şeyler yazmak ve güçlü, büyük kahramanlar yaratmak” şartıyla yazı alırlar.

Ve hele güzel bir aktrisin tanıştırdığı o ‘patron’. O nüfuzlu adamın isteği daha basittir: Hayranı olduğu antik Yunan dönemi üzerine bir destan yazması!.. Ama yazardan öyle bir yanıt alır ki...

Aslında hala okuyan bir halktır  bu... Nitekim Faulkner, Steinbeck, Hemingway gibi Amerikan yazarları çevrilir, okunur. Ama örneğin Gunther Grass, Hans Fallada, Nabokov (hele Lolita!) ve elbette Soljenitzin gibileri kesinlikle yasaktır.

Ancak hayat devam  etmektedir. Yönetmenin büyük bir canlılıkla sunduğu o Leningrad gecelerinde, barlarda edebiyat konuşulur, Amerikan cazı çalan kulüplerde dans edilir.  Komşu Finlandiya’dan gelen güzel kızlar iç çamaşırı, külotlu çorap, parfüm gibi şeyler getirip karaborsada satar. Ve genç Dovlatov istediği Pink Floyd albümünü getirmedikleri için kızar!..

Bu ilgi çekici filmin temel özelliği kuşku yok ki tümüyle yazmak ve yazarlık eylemi (tutkusu da diyebiliriz) üzerine olması. Böylece film (zaten amaçlamadığı) bir yazar biyografisi olma çabasını aşıyor.  Ve soruna daha geniş bir bakış açısından yaklaşıyor. 

Ama tüm o sıcak iç mekan çekimlerine, komik anlara ve belgeselci üsluba karşın dramatik, hatta trajik anlar da var. Örneğin emekçi-yazarın ilgi gören bu etkinliğini bir kırık aşk macerası yüzünden bırakması. Dovlatov’un aslında onca sevdiği ülkesini kader arkadaşı şair Josef  Brodsky ile birlikte bırakıp ABD’ye göçme kararını alması (Nitekim orada, New York’ta ölecektir: 1990 yılında...Yani tam da komünizmin çöküş yıllarında!..)

Ve herhalde en acıklısı: Ressam dostlarının tutuklanıp götürülürken polisin elinde ölüp gitmesi...

Ayrıca yazarın sonradan tescil edilmiş tüm yeteneğine karşın yazmak uğruna onca çekmesi de acaba yarı Yahudi- yarı Ermeni olmasından mı kaynaklanıyordu? Sovyet rejimi diğer günahlarının yanı sıra ırkçı damgasını da mı hak ediyordu? Gel de yanıtla...

Bu gerçekten sıra dışı film herkese göre olmayabilir. Ama anlattığım temalara ilgi duyanlar kaçırmasın. 



            DOVLATOV       X  X  X  ½

Yönetmen: Aleksey German Jnr
Senaryo: A. German Jnr, Yulia Tupikina
Görüntü: Lukasz Zal
Oyuncular: Milan Maric, Danila Kozlovsky, Helena Sujecka, Artur Bestchastny, Elena Nyadova, Anton Shagin, Svetlana Khodchenkova

Rus-Sırp-Polonya yapımı


Moskova'da kirpi kafe







Türkiye'de yaban hayvanlarını sergileyen kafeler ve restoranlar tartışma konusu olurken, Rusyalı işletmeciler bu konuda yeni konseptlerle yaygınlaşmaya devam ediyor. Son olarak Moskova'da müşterilerin kirpileri ellerine alıp sevebileceği bir kafe açıldı. Kirpi sevmenin dakikası gündüz 4 rubleden başlıyor, akşam ve hafta sonları 8 ruble!

Moskova Hayvanat Bahçesi'ne yakın bir noktada açılan kafenin adı Yejeminutka. Rusça "her dakika" anlamındaki "yejeminutno" kelimesinden türetilen isim içinde "kirpi" (yej / yoj) kelimesini de barındırıyor.

İşletmecilerin aynı konseptte çalıştırdığı bir de "Baykuş Evi" (Sovinıy dom) var.

Adres: Ulitsa Anatoliya Jivova No 10. Metro 1905 Goda. Her gün 11.00-23.00 arası açık.

Lenin izliyor!



Lenin izliyor!

Fotoğraf: Aleksandr Petrosyan

Moskova'nın gözde mekanları







Gezi rehberlerine bakarsanız, hep aynı "klasik öneriler" ile karşılaşmanız kaçınılmaz: Kızıl Meydan, Kremlin Sarayı, Bolşoy Tiyatro, Arbat Sokağı vb... Oysa eski ile yeninin, tarihi olanla modern zamanların simgelerinin harmanlandığı "Moskova'nın olmazsa olmazları" listesini güncellemekte her zaman fayda var. 

Rossiyslkaya Gazeta'nın ekinde, Moskova'da yaşayan yabancıların yıllardır uğrak yeri haline gelmiş 12 "ziyaretçi dostu" yer belirlendi. İşte o liste:

1. Danilovski Pazarı. İngiliz finansçı David Walker Danilovski Pazarı'nı Londra'daki Spitalfields'a benzetiyor. Ancak Walker'a göre, her çeşit yiyeceğin bulunabildiği bu pazar nefes kesen Sovyet mimarisi ile Londra'daki benzerinden daha iyi bir tecrübe sunuyor. Adres: Myatnaya Sokağı, 74.

2. Gastroferma. Baumanskaya Metro İstasyonu'na yürüyüş mesafesindeki bu restoran kimilerine göre şehirdeki en iyi pizzaya sahip. İtalyan expat Lucia Bellincello bile bu görüşte.

3. Çistiye Prudı. Moskova'nın merkezinde göze hitap eden sessiz ve sakin bir gölet park. Hemen etrafına yerleşen nezih barlar ve restoranlar da cabası.

4. Patriarşiye Prudı. Bulgakov'un Usta ve Margarita romanının dünya çapında meşhur ettiği gölet park. Başkentin "en Avrupai" semti. Sokaklara taşan muhteşem cafeler, barlar, restoranlarla, Moskova'da hayatın nabzının attığı en güzel bölgelerden biri.

5. Lujniki Rıhtımı. Moskova'nın en sevilen gezi parkurlarından Vorobyovı Gorı'nın eteklerine yerleşen rıhtım özellikle haftasonları pek çok fitness fanatiğine de ev sahipliği yapıyor.

6. Kuznetski Most. Bolşoy ve Kızıl Meydan'a bir taş atımı mesafedeki sokak alışveriş severlerin yanı sıra şehir içi yürüyüş meraklılarının da favorileri arasında.

7. VDNH. Stalin zamanında bir ziraat fuar yeri olarak inşa edilen VDNH bugün büyük bir açık hava mimari müzesi haline gelmiş durumda. Sırf bisiklet sürmek için bile parka gelen çok sayıda yabancı var. Son yıllarda büyük paralar harcanan restorasyon projeleri ile çehresi tamamen değişti.

8. Tsaritsino. Moskova bir parklar şehri. Adı sanı büyük New York'un "Central Parkı" bile Moskova'nın pek çok "mahalle parkı"ndan büyük değil. Bunun en güzel örneği zamanında Çariçe Yekaterina'nın yazlık rezidansı olarak hizmet vermiş, ama bugün şehrin en gözde parklarından biri haline gelen Tsaritsino.

9. MGU Botanik Bahçeleri. Kökleri Çar Petro zamanına kadar giden bir şehir cangılı. Sessizlik, yeşillik, temiz hava ve yaz sıcağı arayanlar için birebir.

10. Melnikov Evi. Özellikle modern mimari meraklılarının ilgisini çekebilecek bir Sovyet hatırası.

11. Moskova Modern Sanatlar Müzesi (Momo). Gogol Bulvarı üzerindeki müze Tretyakov ve Puşkin Müzesi'nden farklı olarak ziyaretçilerini modern sanat örnekleriyle karşılıyor. Ama ilginçlik bakımından bu iki müzeden geri kaldığını söylemek olanaksız.

12. Dostoyevski Kütüphanesi. Yeni trend hipster kütüphanelerinin Moskova'daki örneği. Kentte yaşayan yabancıların da oldukça rağbet ettiği kütüphane yukarıda da adı geçen Çistiye Prudı semtinde.

Bu listeye eklenecek pek çok yer var ama Moskova'da yaşarken kendi listenizi kendiniz geliştirmenizi tavsiye ederiz!