Moskova

Moskova

20 Haziran 2018 Çarşamba

Hayat sana teşekkürler!



M. Hakkı Yazıcı




Uzunca zamandır yazılarımı okuyamayan bazı okurlar, Vladimir İyosupoviç'i kaybettiğim haberi üzerine çok üzüldüğüm, adeta inzivaya çekildiğim ve artık yazamayacağım sonucuna varmışlar.

Evet, çok üzüldüm. İyi insan, örnek Sovyet vatandaşı, sevgili dostum, babamız Vladimir İyosupoviç'i kaybettik. İnanıyorum ki Valodya ışıklar içinde yatacak.

Ancak kaybettiğim yazılarımdan tanıdığınız kahramanım Vladimir İvanoviç değil. 

Rus isimlerinin benzerliğinden kaynaklanan bir yanılgı...

Bir keresinde tesadüfen ikisinin ortasına oturmuştum; muhabbet ediyorduk. Vladimir  İyosupoviç, eski bir Rus inanışından bahisle bunun uğurlu olduğunu söylemişti. Aynı isimli iki kişinin arasında oturmak şans getiriyordu. 

Vladimir İyosupoviç'den önce yine başka bir yaşlı, ama gönlü genç dostumu kaybetmiştim. Yaşamının son yıllarında da olsa tanımış olmaktan son derece mutlu olduğum Nazım Hikmet'in yoldaşı, onun gibi Moskova'da sürgün, vatan hasretiyle yaşayan Bilal (Şen) Amcamızı 98 yaşında yitirmiştik. Bilal Amcamız da Nazım gibi Anadolu'da bir köyde, bir çınarın gölgesinde mezarı olsun isterdi. O da mezar taşı falan istemezdi; ama olmadı. Onu da Nazım Hikmet gibi Moskova'ya emanet ettik. 

Vladimir İyosupoviç de, Bilal Amca da, ileri yaşlarına rağmen hiç ölmeyecekmiş gibiydiler ve ben de ona inanmıştım.

Her ikisi de, hani Nazım'ın,

"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
yaşamak yanı ağır bastığından."

diye yazdığı gibi hayatı ciddiye almışlar ve büyük bir tutkuyla yaşamışlardı. 

Kaybettiğim iki insanın arkasından, onları konu ederek başladığım bu yazının başlığını "Hayat sana teşekkürler!"  koymamı yadırgayanlar olacaktır.

Ama doya doya ve mutlu yaşadıklarını anladıklarında bunu anlayışla karşılayacaklardır.

Her ikisini de babam gibi sevmiştim. Ve bu yazıyı yazarken Türkiye'de "Babalar günü" kutlanıyor. Bu vesileyle ben de onları anıyorum.

Niyeyse "Sevgililer günü"nü çılgınca kutlayan bayramı bol Ruslar, "Anneler günü"nü ve "Babalar günü"nü bilmiyorlar.

***
Yazılarımdan tanıdığınız Vladimir İvanoviç, ilerlemiş yaşına rağmen maşallah hala zıpkın gibi. 

Dün yine birlikte sokaklardaydık. Dışarıda "yeşil kış"ın da bittiğini müjdeleyen güneşli, güzel bir hava vardı.   

Dünya Kupası Moskova'nın rengine renk katmış. Sokaklar yedi düvelden insanlarla doluydu.

Günün renklerine mavi-beyaz hakimdi; akşam Arjantin maçı vardı. Sokakları mavi-beyazlı formalarıyla Arjantinli taraftarlar doldurmuştu. Hepsi neşeli ve coşkuluydu. 

Parkta bir bankta oturmuş, gelip geçenleri seyrederken Vladimir İvanoviç, "Bak sana ne anlatacağım," diye başladı:

"Bilirsin ben de sokakta uzun bir kuyruk gördüğümde merak edip soranlardanım."

İçimden bilmez miyim diye gülüyorum. Kuyruklar (Oçered -очередь), Rusya'da halkın yaşam kültüründe yer etmiş bir alışkanlık. Sovyetler Birliği döneminde halk, her ihtimale karşı cebinde bir file ya da torba (avazka) ile dolaşırmış. Ola ki bir mağazaya, magazine yeni bir ürün gelir; kuyruğa girip almak gerekir diye... Kuyruklar, zamanla bir yaşam biçimi, sosyalleşmenin bir aracı, muhabbet mekanları haline dönüşmüş. İnsanlar, zaman değişse de alışkanlıklarından kolay vazgeçemiyor.

Son gelen, "Sonuncu kim? (Кто последний-Kto pasledniy?)" diye sorup sıraya giriyor. Bürokrasisiz olur mu? Bu işin de kendisine göre bürokrasisi var. Kuyruktakilerin isimleri defterlere kaydediliyor; sıra numaraları avuçlarının içine veya bileklerine yazılıyor. 

Zaman değişti; kuyruklar bitmedi, ancak niteliği değişti.
***
Vladimir İvanoviç, anlatmaya devam ediyordu:

"Şehrin karmaşasından, kalabalığından eser olmayan tenha bir sokakta oluşmuş uzun kuyruğu görünce durdum. Sıranın başında içeride ne satıldığı belli olmayan, camları kirli eski bir dükkan vardı. Dükkanın vitrininde ne açıklayıcı bir yazı, ne de sergilenen bir ürün vardı; tabelası da yoktu. Kuyruktakiler sırayla, teker teker içeri alınıyordu. 

Sıranın en sonunda elindeki kitaplardan üniversiteli olduğu anlaşılan bir genç kız vardı. Yanaşıp sordum. 

"Burası 'Магазин потерянного времени-Magazin pateryannova vremeni', yani yitik zamanlar dükkanı," dedi.

Dediklerinden hiçbir şey anlamadım tabii.

"Yitirdiğiniz, boşa geçtiğini, harcandığını düşündüğünüz zamanlarınızı geri satın alıyorsunuz. Ben de bir arkadaşımdan duyup geldim," diye açıkladı.

Biraz anlar gibi olmuştum: Hayatınızda beyhude geçtiğini, avarelik edip boşa geçirdiğinizi düşündüğünüz zamanlarınızı makul bir ücret karşılığında, yeniden ömrünüze eklenmek, daha iyi değerlendirilmek üzere geri satın alıyordunuz. 

Aslında pek inandırıcı olmasa da merak edilebilecek bir konuydu. 

İvedilikle yapılacak bir işim de yoktu; Olga, evde biten bazı şeyleri, bulabilirsem taze sebze, meyve almamı istemişti.

Kuyruğa dahil oldum. Yavaş da ilerlese çok önemli değildi, bekleyebilirdim. Benim arkamdan sıraya girenler oldu. 

Bekleşenler arasında koyu bir sohbet vardı. Herkesin derdi başka idi. 

Erkeklerin çoğu askerlikte geçen yıllarını geri istiyordu.

Bir eski Partili, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yaşadığı hayal kırıklığından söz ediyor; sosyalizm için mücadeleyle geçen gençlik yıllarını geri istiyordu. Sırada onun iki önünde bulunan, başka bir Partili ona şiddetle karşı çıkıyor; yanıldığını, yenilenin sosyalizm değil, başka bir şey olduğunu söylüyordu.  

Orta yaşlı bir adam yirmi beş yaşında bir kıza aşık olduğunu, o ana kadar farkına varamadığı bir duyguyu tattığını anlatıyor; otuz senedir evli olduğu karısıyla geçirdiği yıllar için hayıflanıyordu: "O kadınla geçen yıllarımı geri istiyorum," diyordu. Yanında getirdiği çantanın içi para doluydu; otuz yılı geri alabilmek için çok para gerekiyordu. 

Bir kadınsa çaresi olmayan bir hastalık yüzünden birkaç aylık ömrü kalan sevgili kocacığı için zaman almaya gelmişti. Söylediğine göre çok parası yoktu; ama sağdan soldan ne bulabildiyse alıp gelmişti.

Beklerken sıra bana geldiğinde ne isteyeceğimi kurmaya başlamıştım. Düşünüp bir karara varmalıydım. Boşa geçmiş zamanlarım nelerdi? Konsomol'da geçen gençlik yıllarım mı?

Avare avare dolaştığım, barlarda votka içerek geçirdiğim yıllar mı?

Üniversitede iken İrina Alekseyevna isimli bir kıza aşık olmuştum; tam bir sene peşinden koşmuş; ayılıp, bayılıp yemekten içmekten kesilmiştim.

Sonunda kızı tavlamış, uzun süreli bir aşk yaşamış; sonra anlaşamayıp dostça ayrılmıştık; zaten aşk da bitmişti. Bu aşkın peşinde koştuğum yılları mı geri isteseydim? Yok, yok olmazdı, bu yıllara boşa geçmiş diyemezdim; sonu ayrılıkla  bitmiş olsa da çok güzel duygular yaşamıştım.

Bir türlü karar veremiyordum. Gözden çıkarıp sil baştan yapabileceğim yaşanmışlıklarım neler olabilirdi?

Bir ahşap masanın arkasında oturmuş kayıt alan şişman, gözlüklü kadın görevli "Buyrun beyefendi!" diye uyarmasa sıranın bana geldiğini fark edemeyecektim. 

Uzun süre yüzüne tereddütle baktım. 

Kadın, gergin ve sabırsız bir ifadeyle:

"Lütfen biraz acele edin, kuyruktaki diğer insanların vaktinden çalıyorsunuz,"dedi.

Kararsız kaldığımı ve geriye almak istediğim bir zamanımın olmadığını, vazgeçtiğimi söyledim. 

Hiçbir yaşanmışlığıma kıyamıyordum, birden hayatımın her dakikası kıymete binmişti.

Görevli:

"Emin misiniz? Biraz daha düşünün," dedi.

"Yok, yok yeterince düşündüm; ben vazgeçtim," dedim.

"O zaman," dedi kadın "En azından kuyrukta boşa geçirdiğiniz şu zamanı size geri satalım."

"İyi fikir," dedim. "En azından o olabilir."

Sabahtan beri Yitik Zamanlar Dükkanı'nın önünde kuyrukta bekleyerek harcadığım zamanı uygun bir fiyata alarak mutlu bir şekilde dükkandan çıktım.

***
Aramızda uzun süren bir sessizlik oldu.  

Vladimir İvanoviç, dayanamadı "Nasıl?" diye sordu.

"İlginç bir rüya, içinde derin bir yaşam felsefesi de var," diye cevap verdim.

Günü bitirmiştik, eve dönme zamanı gelmişti.

Akşam maçtan sonra yine bir Arjantin'li gruba rastladık. Ancak sabahki coşkularını kaybetmişlerdi. Arjantin İzlanda ile 1-1 berabere kalmıştı. Messi penaltı kaçırmıştı. 

"Eee, demek ki Messi de penaltı kaçırırmış," dedi Vladimir İvanoviç.

Gruptaki taraftarlar yanımızdan penaltı kaçıran Messi gibi başları önlerinde geçerken şarkının melodisini de sesime uydurmayı ihmal etmeden "Gracias a la vida!" diye laf attım.

Hepsi bir anda kafalarını döndürüp, bana bakıp gülümsediler.

Öyle ya, daha turnuva bitmemişti. Bizim futbol adamlarının sıkça söyledikleri gibi "önlerindeki maça bakmaları" gerekiyordu.

Vladimir, suratıma merakla baktı. 

"Ne dedin adamlara, Türkçe bir şeyler mi söyledin?"

"Yok yahu, İspanyolca 'Hayat sana teşekkürler' şarkısının başı bu."

Bana yine şaşkın, "Sen İspanyolca da mı biliyorsun?" gibilerinden baktı.

Yok tabii ki, ama bu güzel şarkıyı biliyordum. 

Ona Şili'li  Violeta Parra'nın bestelediği, Arjantin'li Mercedes Sosa, Amerikalı Joan Baez, Finli Arja Saijonmaa, Yunan Maria Farandouri,  İsrailli Yasmin Levy  gibi bugüne kadar bir çok sanatçı tarafından söylenen bu şarkının hikayesini anlattım.   

İspanya İç Savaşı sonrasında idam edilmeden önce tarım işçisi Carlos'a adetten olduğu için son isteği sorulur, o ise yere tükürerek  "Gracias a la vida!" diye bağırır. Şarkı, onun anısına bestelenmişti.

Bu şarkı, aslında Moskova'daki her milletten insanın bir araya geldiği bu rengarenk şenlik ortamının simgesi olmalıydı.

Uzaklaşan Arjantinli taraftarlar, hep bir ağızdan "Gracias a la vida!" şarkısını söylemeye başlıyorlar. 

"Спасибо жизни, что дала мне так много!- Spasiba jizn, şto dala mnye tak mnoga!" diyor  Vladimir İvanoviç de.

Her milletten insanın kavgasız gürültüsüz bir araya gelebildiği güzel ortamda, bu güzel günde başka ne söylenebilir ki.

Evet, "Hayat sana teşekkürler! Bana çok şey veren hayata teşekkürler, yıkıntılardan ayağa kalkabilmemi sağlayan iki temel maddeyi; gülüşü ve gözyaşını verdiğin için teşekkürler." 

Reagan'ın 8 kere izlediği Rus filmi







Fuad Seferov, Moskova



Eski ABD Başkanı Ronald Reagan, Sovyet lideri Mihail Gorbaçov'la ilk görüşmesine daha iyi hazırlanmak için Oscar ödüllü ünlü Sovyet  filmi "Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor"u tam sekiz kere izlemiş.

Rus resmi televizyonu 1. Kanal'daki programda konuşan filmin yönetmeni Vladimir Menşov'a göre Reagan, 1985 yılında Gorbaçov'la görüşmeden önce Rus kültürünü ve mentalitesini "çözmeye" çalışmış. Menşov, "Reagan, Sovyetler Birliği Başkanı Gorbaçov ile ilk görüşmesine hazırlanıyordu. Bildiğim kadarıyla Amerikan Başkanı "gizemli" Rus ruhunu, mentalitesini çözebilmek için bizim filmi 8 kere izledi. Tabii bu filmi Reagan'ın danışmanları önerdi. Amaç Rusları daha da yakından tanımasına yardımcı olmaktı. Elbette bu bizler için hoş bir duygu..." dedi.   

Reagan ve Gorbaçov, "Soğuk Savaş" döneminde birçok zirvede bir araya gelmiş, ilk zirve 19 Kasım 1985'te Cenevre'de yapılmıştı.

1980 yılında Oscar ödülü alan söz konusu filmde, kız çocuğuyla tek başına mücadele veren genç annenin yıllar sonra çalıştığı kurumunun başına geçtiği hayat mücadelesi anlatılıyor. Menşov filminde, başarının sırrının çalışmak ve mücadele vermek olduğu mesajını veriyor.

Kendisi de eski bir sinema oyuncusu olan Reagan, 2004 yılında hayatını kaybetmişti.

Bir bardak bira nerede kaç para?





Rusya'da son yıllarda biranın artan popülaritesi votkayı gölgede bırakıyor. Alkol almadığı bilinen Başkan Putin de, sosyal ortamlarda içki içeceği zaman, Almanya'da geçen yıllarının da verdiği alışkanlıkla birayı tercih edenlerden. Peki, dünya çapında bir "bira endeksi" yapıldığında ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? 

Dünya kupalarının popüler içkisi bira bu kez fiyatıyla gündemde. Alman Deutsche Bank'ın analistleri dünyanın çeşitli şehirlerindeki bira fiyatlarını kıyasladı. 


İngilizce "pint" (paynt)  tabir edilen 473 mililitrelik bir bardakta servis edilen biranın ortalama fiyatı 5,70 dolar olarak hesaplandı. Analistler bira fiyatlarının ülkedeki refah seviyesine paralel olarak arttığı tespitini paylaşıyor.

Gerçekten de listenin ilk on sırasında 12 dolar ile 7,20 dolar arasında değişen fiyatlarla Dubai, Oslo, Hong Kong, Singapur, Zürih, New York City, San Francisco, Paris, Stockholm ve Londra bulunuyor.

Moskova 4,70 dolarlık fiyatla 31. sırada. İstanbul ise 3,70 dolarla 38.

En ucuz bira ise 1,50 dolarlık fiyatla Filipinler'in başkenti Manila'da. Biranın son derece popüler olduğu Prag'da da fiyatlar 1,60 dolar seviyesinde.

17 Haziran 2018 Pazar

Kupaya gelen turistler için rehber hazırlandı: Rusya’da hayatta kalabilmek için 7 öneri






"Dünya genelinde yaklaşık bir milyon kişinin Dünya Kupası’nı izlemek için Rusya’ya gideceği tahmin ediliyor. Eğer siz de onlardan biriyseniz işte size 7 maddelik bir Rusya'da turist olma rehberi." 

Deutsche Welle, Alman taraftarlar için şu bilgileri derledi, uyarıları yaptı:

1.Sağdan gelenin değil, gücü yetenin önceliği

Moskova’nın trafik kuralları basit. Gücü gücü yetene şeklinde özetlenebilir. Güçlüleri motor gücü yüksek, pahalı ve bazen de mavi siren lambalı otomobillerle yol kapatanlardan oluşturuyor. Onlar yayaya ve bisikletliye şans tanınmaz. Trafik ışıkları ve yaya geçitleri ise en azından teorik olarak varlığı kabul edilen trafik kurallarını hatırlatmaya yarıyor. Trafik kurallarına bir zamanlar Marksizm’in kurallarına olduğu gibi ‘duruma göre’ uyulur. Moskova’nın 10 şeritli bulvarları hayranlık uyandırıcı. Ancak Moskova’ya yeri bol havadar kent havası kazandıran bu bulvarlarda dört tekerlekli "füzeler" genellikle tam gaz gider. Bu nedenle yaya her zaman gözü ve kulağı açık olmak zorunda. Karşıdan karşıya geçmek için yapılabilecek tek şey alt geçitleri kullanmak. Yolu birkaç yüz metre uzatsa da hayatta kalmanızı sağlar.

2.Metroda konuşma

Rusya'da direksiyondayken maçoluğu kimseye kaptırmayan erkekler metroda centilmen kesilebilir. Yaşlı bir kadın bindiğinde hemen kalkıp yer verirler. Öte yandan Ruslar Moskova metrosunda sohbet etmek için boşuna zahmet harcayan birinin, yabancı olduğunu hemen anlar. Ancak metro çok gürültülü olduğundan sesinizi duyurmak ise aslında pek mümkün değildir. Vagonlarda kablosuz internet bağlantısı olduğundan Rus yolcular da gözlerini çoğunlukla akıllı telefonlarından ayırmaz.

3.Pasaportunu yanından ayırma

Sovyetler Birliği tarih oldu ama belge tutkusu geçmedi. Rusya’ya giden her yabancının sokağa çıkarken pasaportunu yanına alması gerekir. Sokakta, metroda ya da statta her an karşısına pasaport soran bir memur çıkabilir. Pasaportsuzsanız, kendinizi karakolda bulabilirsiniz. Polisin Dünya Kupası sırasında daha da merhametsiz davranacağı ve mazeret dinlemeyeceği unutulmamalı.
 
4.Sokakta karın doyurma

Her yerde olduğu gibi Rusya’da da maç sırasındaki tezahüratlar, kucaklaşmalar, bağırıp çağırmalar, bayrak sallamalar insanı acıktırır. Midesi hassas olanlar sokakta satılan yiyeceklerden yememeli. Yoksa tam bir günü tribün yerine otel tuvaletinde geçirmek zorunda kalabilirler. Yemek sadece lokantalarda yenmeli. Lokanta yemekleri nispeten kaliteli ve ucuzdur. İstisnasız kural olmaz. Hele susanmışsa. Dünyanın maalesef tanımadığı Kwass adlı içecek Rusya’da çok sevilir. Mayalanmış ekmekle yapılır. Bira gibi kekremsi, limonata gibi tatlı değildir. Ama susuzluğu giderir. Adım başı satılan portakalla kahverengi arası bu içeceği mutlaka tatmalısınız.

5.Sokaktan alışveriş yapma

Kolay yapılabildiği için dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olabilirsiniz. Gar kapılarında satılan sim kartları, şarj kabloları ya da çocuk eli değdiğinde parçalarına ayrılan oyuncaklardan mutlaka sakının. Turistin şemsiye, sutyen, çorap, hediyelik matruşka, peruka ve akıllı telefonları yer altı tünellerinde ve garlarda bulunan küçük dükkânlardan almalarını salık veririz.
 
6.Müşteri her zaman haklı değildir

Müşterinin velinimet olduğu Rusya'da henüz idrak edilmemiş. Daha doğrusu esnaf müşteriyi velinimet yerine koymaz. Tezgâhtar, garson veya hosteslerin istifini bozmaz tavırlarını turistler yadırgayabilir. Bu ülkede sahip olanla sahip olmak isteyen arasındaki ilişki ‘gücü yeten yetene’ kuralına dayanır. Rus şirketleri mükemmel uçak, bilgisayar ya da titanyum testeresi yapabilirler ama hizmet anlayışı olmadığından onlarla iş yapmak zordur. Çok güzel yemek pişirirler ama turist yemeğini bitirmeden garson gelip masayı toplayabilir. Müşteriyle ilgilenmek eğitim işi. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusların piyasa ekonomisine alışmaya zamanları olmadı. Rusya’da hayal kırıklığına uğramamak için bunu unutmamak gerekir. Ancak Ruslar bu açığı evlerinde gösterdikleri misafirperverlikle fazlasıyla kapatırlar. En iyi şekilde ağırlanır, votka içinde yüzersiniz.

7.Sakın votka yarışına girişme

Tolstoy'un Savaş ve Barış adlı romanında Rusların öncelikle içki içmedeki gözü pekliklerini çok güzel anlatır. Davetlerde çok içilir. Ama usulüyle. Kadeh kaldırıştaki konuşmalar hep belli bir sıraya göre yapılır. Votkayı bastırmak için de aşırı yağlı yemekler yenir. Bazen durum kontrolden çıkabilir. Ural bölgesinde iki genç sansasyonel bir resim çekebilmek için el bombasının pimini çekmişti. Çektikleri resim ölüm nedeninin kanıtı olarak polis zabıtlarına geçti.

(Miodrag Soric, Deutsche Welle Türkçe)

Rusya halkının gözünden eksiler ve artılar: "Misafirperveriz, ama alkol sorunumuz var..."






Rusya'da halka "En olumlu ve en olumsuz karakter özelliklerimiz nedir?" sorusu soruldu. Buna göre, halkın gözüyle Rusların önde gelen meziyetleri misafirperverlik, çalışkanlık ve içtenlik. En kötü huyları ise alkol bağımlılığı ve tembellik.

Devlete bağlı kamuoyu yoklama kuruluşu VTSİOM tarafından gerçekleştirilen ankette halkın önde gelen meziyetleri arasında misafirperverlik yüzde 45'lik oyla ilk sırada. Çalışkanlık yüzde 41, içtenlik yüzde 33 ile ikinci ve üçüncü sırada yer aldı.

Kötü huylar arasında alkol bağımlılığına ve sarhoşluğa işaret edenlerin oranı yüzde 16. Tembellik de yüzde 13 ile ikinci sırada.

Anketi gerçekleştiren uzmanlar halkın öz benlik değerlendirmesinin kuşaktan kuşağa farklılaştığına dikkat çekiyor. Buna göre, 18-24 yaş grubu emeklilere kıyasla iki kat daha negatif değerlendirmelerde bulunuyor. Başka bir deyişle, gençlerin topluma bakışı daha eleştirel.

13 Haziran 2018 Çarşamba

Rusya'nın 'süper nineleri' Dünya Kupası'nda Rus futbolcuları yeni şarkısıyla destekleyecek



Sergey Ponomarev





Eurovision şarkı yarışmasında 2012 yılında Rusya'yı temsil eden 'Buranovskie Babuşki', 2 gün sonra Rusya'nın ev sahipliğinde başlayacak FIFA 2018 Dünya Kupası kapsamındaki etkinliklerde turnuva için özel oalrak hazırladıkları 'Ole-Ola' isimli şarkıyı seslendirecek.

Azerbaycan'ın başkenti Bakü'nün ev sahipliğini yaptığı 57. Eurovision Şarkı Yarışması'nda Rusya'yı temsil eden 'Buranovskie Babuşki' (Buranovo Nineleri), Dünya Kupası'nda izleyenleri şampiyonaya özel hazırladıkları 'Ole-Ola' isimli şarkı ile eğlendirecek.
Konuyla ilgili Rus basınına konuşan grubun yapımcısı Kseniya Pubtsova "Şampiyona çerçevesindeki etkinliklerde şarkı söyleyeceğiz. Şarkımız tüm taraftarlarımızı ve sporcularımız için sürpriz olup duyguları coşturacak bir hediye olmalı" dedi.

Rubtsova besteledikleri şarkıda Rus futbolcuları destekleyip, onlara şarkı ile arkalarında tüm ülkenin, ninelerin, annelerin, büyük-küçük köy ve kentlerin olduğunu hatırlatmak istediklerini belirtti.

'NİNELER SİZİNLE'



Eurovision’cu nineler Dünya Kupası için söyledi

"Sevindirin gollerle, nineler sizinle" sözleriyle şarkının bir bölümünü seslendiren Rubtsova "Şarkımız futbolla ilgili. Ninelerimiz çok sporsever. Dünyadaki tüm spor etkinliklerini takip ediyorlar. Hokeycilerimiz çok iyi, ancak futbolda biraz zayıflar. Bizim çocukları neşelendireceğini düşündüğümüz için böyle bir şarkı yaptık" dedi.

Rubtsova, şarkının sözlerini 'Ruki vverh' (Eller Yukarı) şarkısıyla bilinen Aleksey Potehin'in yazdığını, bestesini de Dmitriy Kohanovski'nin yaptığını ifade etti.

Rubtsova, çektikleri klibin şampiyonanın gerçekleştirileceği stadyumlardan biri olan Samara Stadyumu'nda çektiklerini, şarkının çok hareketli bir şarkı olduğunu, şarkı ile birlikte ninelerin krampon giyip küçüklerle futbol oynadığını söyledi.

12 Haziran 2018 Salı