Moskova

Moskova

18 Aralık 2017 Pazartesi

Zayka, kazyol, mişa... Ruslar insanlar için hangi hayvan isimlerini neden kullanır?





Biz Türkler gibi Ruslar da farklı durumlarda insanlara "hayvan adıyla" seslenmeyi sever. Bazen sevgilerini, bazen öfkelerini ifade etmek için... Ama bazı dillerde "övgü vesilesi" olan bir hayvan ismi, bir başkasında hakaret olabiliyor. Mesela Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev'in soyadının bire bir çeviride "ayıoğlu" manasına gelmesi gibi. Bu kullanım ile Türkçede sık rastlanan "Kurtoğlu" arasına bir benzerlik kurmak mümkün. Peki, Rusya'da hangi hayvan neyi simgeliyor, hangileri hakaret, hangileri değil?

1. İnek (Karova). Bir genç kıza "karova" demek büyük bir hakaret sayılır. Kilolu, hantal manasına gelir. Bir erkeğe boğa (bık) demek de kabalık bildirdiği için hoş karşılanmayabilir. Ama "boğa gibi sağlıklı" (zdorov kak bık) tümüyle normal bir ifadedir.

2. Köpek (sabaka). Bir diğer nahoş adlandırma da köpek. Özellikle hayal kırıklığı bildiren durumlarda kullanılır.

3. Teke (Kazyol). Rusçada muhatabına en çok rahatsızlık veren kelimelerden biri "kazyol". Hapishane argosundan günlük dile giren kelime başlangıçta "ispiyoncu" anlamı taşısa da bugün daha geniş anlamda hakaret için kullanılır. Bir kadına keçi (kaza) demek ise "daha az aşağılayıcı" olmakla birlikte Türkçedeki "aptal" yerine kullanıldığı için yine hoş değildir.

4. Horoz (petuh) ve tavuk (kuritsa). Bugün artık gündelik dilde pek karşılanmasa da hapishane orijinli diğer iki hakaret ifadesi horoz ve tavuk. İlki "homoseksüel erkek", ikincisi "aptal" anlamında.

5. Kedicik (kotik) ve tavşan yavrusu (zayka, zayçik) Rusçanın en sevgi dolu adlandırmaları olabilir. Anneler çocuklarını sık sık "zayka" diye sever.

6. Eşek (asyol) ve koç (baran). Aptal adam manasında.

7. Geyik (aleyn). "Alık" manasında kullanılır.

8. At (loşad). Türkçede "eşek gibi çalışanlar" Rusçada "at gibi çalışır". At ayrıca çok içenleri nitelemek için de kullanılan bir ifadedir.

9. Kaz (Gus). Bencil insan manasında.

10. Kartal (aryol) ve şahin (sokol). Cesaretli insanları övmek için kullanılır.


Peki ya ayı? Ruslar birbirine seslenirken ülkenin sembol hayvanının adını kullanır mı? Evet. Hantal ve ağır insanlara "Tı kak medved" (Ayı gibisin) dendiği olur. Ama "Mişa" (ayıcık) daha çok Mihail isminin kısaltması olarak kullanılır.

17 Aralık 2017 Pazar

Putin'den fıkralar






Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, "ince espri" anlayışı ile de meşhur... Kritik sorular karşısında "taşı gediğine oturtan" fıkralarla hem havayı yumuşatmada, hem de mesajını daha etkili vermede bir hayli maharetli...

İşte, Putin'in anlattığı hem güldürüp hem düşündüren fıkralar.

Bu fıkraları tekrar "güncelleştiren", Rus liderin perşembe günkü basın toplantısında, savunmadan yapılacak kesintinin olumsuz sonuçları olacağına vurgu yaparken anlattığı son anekdot: 

"Eski bir asker oğluna bıçağını görüp görmediğini soruyor. Oğlu, babasının bıçağını satıp parasıyla saat aldığını söylüyor. Eski asker, oğlundan saati göstermesini istiyor. Saatin iyi göründüğünü söyleyen asker şöyle devam ediyor: Yarın gelirler, beni öldürürler, anneni öldürürler, kız kardeşine tecavüz ederler, sen de onlara Moskova'da saatin 12.30 olduğunu söylersin." 

İşte yakın geçmişte Putin'in anlattığı fıkralardan bir seçki:

19 Ekim 2017 tarihindeki Valday zirvesinde, "Putin yeniden başkan olmazsa, Rusya'nın sorunların üstesinden gelemeyeceği" yönünde yapılan yorum karşısında:

Putin: 
"İfas eden bir oligark karısıyla konuşuyor:
-Mercedes'i satıp Lada almamız gerekecek. 
-Sorun değil.
- Malikanemizden çıkıp Moskova'daki dairemize yerleşmemiz gerekiyor. Ama beni yine de sevecek misin?
-Seni çok seveceğim ve çok özleyeceğim."
 

Putin, 4 Ekim 2017 tarihinde Rusya Enerji Haftası'nda, sadece kendisine soru soran sunucuya İsrail ordusundan örnek verdi:

Genç bir askere soruyorlar:
-Eğer 20 terörist üzerine geliyorsa ne yaparsın? 
-UZI'yi alıp ateş ederim.
-Peki ya tanklarla gelirlerse?
-El bombasıyla kendimi korurum. Generalim, bu orduda yalnızca ben mi savaşıyorum?
Ben de size sorayım, bu panelde yalnıca ben mi konuşacağım?


3 Nisan 2017'de St.Petersburg'daki medya forumunda:

"Sovyet döneminde parti toplantısı yapılıyor. Katılımcılardan biri, Abram Semenoviç, elini kaldırıyor. "Sen otur" diyorlar. Anlaşılan o ki, yerel basından. Bir daha el kaldırıyor, "Sen otur" diyorlar. "Sadece tek bir kelime söyleyeceğim" diyor. "Bir kelime söyle" diyorlar. Kalkıyor ve "İmdat" diyor. 

2015 yılındaki yıllık basın toplantısında, ekonomiyle ilgili yaptığı espri:

İki ahbap oturuyor. Biri diğerine "Nasılsın?" diyor. Öbürü, "Çizgili, siyah-beyaz" diyor. 
-Bugün hangisi?
-Siyah. 
Altı ay sonra bir daha soruyor.
-Bugün nasılsın? Çizgili olduğunu biliyorum. Şimdi hangisi?
-Bugün siyah.
-O zaman da siyahtı.

-Hayır, o zaman demek beyazmış!

Kaçırılmayacak 5 yeni Rus filmi




"Sovyet sinemasının devri kapandığından beri Rus sineması eski kalibrede filmler üretmiyor" eleştirilerinin, özellikle son birkaç yıldır pabucu dama atılıyor. Andrey Zvyagintsev başta olmak üzere "yeni nesil" yönetmenler, beyaz perdede ses getiren filmlere imza atıyor. Üretken Rus sinemacıları 2017'yi de boş geçmedi ve birbirinden güzel filmlere imza attı. İşte sinema eleştirmenlerine göre, bunlardan muhakkak görülmesi gereken 5'i:

1. Sevgisiz (Nelyubof) - Yönetmen Andrey Zvyagintsev. Rusya'nın son dönemde ülke dışında en merakla izlenen sinemacısı Andrey Zvyagintsev'in son filmi Nelyubof 2018'in yabancı dilde en iyi film dalında Oscar adayları arasında.

2. Aritmi (Aritmiya) - Yönetmen Boris Hlebnikov. Cannes, Kinotavr ve Karlovy Vary gibi önde gelen festivallerden ödülle dönen film Yaroslavl kentinde yaşayan doktor çiftin karmaşık ilişkisine odaklanıyor. Film üzerinden Rusya'nın sağlık sistemine bakış atmak mümkün.

3. Cennet (Ray) - Ünlü Rus sinemacı Andrey Konçalovski'nin filmi Ray bu yıl Venedik Film Festivali'nde Gümüş Aslan ödülüne layık görüldü. Film Ekim Devrimi'nden kaçıp Fransa'ya iltica eden, İkinci Dünya Savaşı yıllarında da Nazilere karşı direnişe katılan Rus prensesi Vera Obolenskaya'nın hayatını ekrana taşıyor.

4. Sıkışıklık (Tesnota) - Yönetmen Kantemir Balagov. Rusya'nın Kuzey Kafkasya bölgesinden gelen genç yönetmenin filmi bu yılın sansasyonları arasında. Film Cannes'da sinema eleştirmenleri ödülüne layık görüldü. "Tesntao", 1998 Çeçen Savaşı sırasında Nalçik'in Yahudi mahallesine odaklanıyor.


5. Son Bahadır (Posledniy Bogatır) - Yönetmen Dmitri Dyaçenko. Rus masallarından esinlenerek hazırlanmış bir Disney prodüksiyonu. Son Bahadır Rusya sinema tarihinin en çok izlenen filmi olma rekorunu elinde bulunduruyor.

Osmanlı elçilerinin Moskova rezidansı


FUAD SAFAROV




Son günlerde çok konuşulan Türk-Rus ilişkilerinin tarihi bir hayli geçmişe gidiyor, 31 Ağustos 1492 Prens 3. İvan tarafından Osmanlı Sultanı 2. Beyazıt'a gönderilen resmi mektup iki ülke arasındak ilk diplomatik ilişkinin başlangıcı kabul ediliyor.

3. İvan mektubunda, Beyazıt'tan Moskova'dan elçileri ve tüccarları için serbest geçiş ve ticaret izni istiyor, Sultan, bu mektuba olumlu yanıt verince 1495'de 3. İvan elçisi Pleşçeyev'i İstanbul'a gönderiyor.

Moskova'ya gelen Türk elçi ve tüccarların nerede kaldığına ilişkin Rus kaynaklarında ilginç bilgiler var. Örneğin Moskova Belediyesi tarih sitesi mdn.ru'ya göre, kentin merkezindeki Kitay-Gorod semtinde şimdiki Nikolski ara sokağında Posolski Dvor (Büyükelçilik Bahçesi) olarak adlandırılan yerde yabancı ülkelerin elçileri kalıyordu. Türk elçi ve tüccarlarının kaldığı yer de burasıydı. Rus tarihçi (1862-1918) Sergey Belokurov da ilk dönemlerde Türklerin Moskova'da sürekli rezidansı bulunmadığı için Kitay-Gorod semtinde kaldığını yazıyor. Belokurov uzun yıllar Rusya İmparatorluğu Dışişleri Bakanlığı arşivinde çalışmıştı.


O dönem Danimarka'ya bağlı olan Alman Schleswig-Holstein eyaletinin kralı 3. Friedrich'in Moskova'daki elçisinin sekreteri Adam Olearius (1599-1671) da "Schleswig-Holstein eyaleti Elçiliği'nin Moskova ve İran gezisi" adlı eserinde Türk elçilerin Moskova'da Kitay-Gorod semtinde kaldığını onaylıyor. Alman diplomat ve gezginin yazdıklarına göre, Hristiyan elçilerinden farklı olarak Türk, İran ve Tatar elçiler Moskova Prensi'nin el öpme törenine katılmıyordu. Alman diplomat, Türk elçilerinin Kitay-Gorod'daki Posolski Dvor'da İsveç elçiliğine komşu binada kaldığını ve elçilerle birlikte Moskova'ya gelen Rum kökenli Osmanlı konuklarının kilisede ayinlere katıldığını da anlatıyor.

Rusya ilk Osmanlı elçisine neden “kardeşlik” uyarısı yaptı?...Arşiv


FUAD SAFAROV



Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk Moskova elçisi Kemal Bey, Rus prensi 3. Vasili’ye sunduğu Sultan Selim’in mektubunda “kardeşlik” ifadesini unutunca Rus saray yetkililerinin Türk elçiyi uyardığı ortaya çıktı. Uyarı üzerine “dostluk ve sevgi” ifadeleri içeren resmi yazıya “kardeşlik” ifadesi de eklendi.

Rus tarihçi Leonid Yuzefoviç bir dergide yazdığı makalede, 16.yüzyılda Rus diplomasinin kural ve kaidelerini araştırdı. Araştırmaya göre, o dönem Rusya (Moskova Knezliği) Osmanlı devleti ile ilişkilere çok önem veriyordu. Rus prensi 3.Vasili ticareti artırmak ve Osmanlı ile ittifak yapmak için Alekseyev isimli elçisini 1513'de İstanbul'a yolladı. Buna karşılık Osmanlı da Menkub beyi olan Kemal Bey'i elçi olarak Moskova'ya gönderdi.

Tarihçi Yuzefoviç’e göre, o dönem Rus diplomasisinde “Kardeşlik” ifadesinin çok önemi vardı. Kardeşlik ifadesi her iki ülkenin eşit haklara sahip olduğu anlamını taşıyordu. Rus prensi, kendisinden aşağı gördüğü diğer krallar için asla “kardeşlik” ifadesini kullanmazdı ve onların kullanmasına da müsaade etmezdi. Rus tarihçi, “Bazı ülkelerle iyi komşuluk, dostluk ilişkiler olabilir, ama kardeşlik ilişkileri nadir ülkeler için geçerli idi.” şeklinde değerlendirdi. Moskova Knezliği’nin “kardeş” gördüğü ülkelerden biri de Osmanlı idi.


Tarihçiye göre, 1515’de Osmanlı elçisi Kemal Bey, Rus padişaha Sultan Selim’in mektubunu sunarken, Rus saray yetkilileri yazıyı didik didik araştırdı. Resmi yazıda Sultan’ın 3.Vasili’ye hitaben sadece “dostluk ve sevgi” ifadeleri kullandığını tespit eden Rus saray görevlileri, elçi Kemal Bey’i uyararak mektuba “kardeşlik” kelimesini eklemesine de mecbur etti.

Rus Kozaklar: Türk kanı taşıyoruz....Arşiv



FUAD SAFAROV



Rusya’nın güneyinde yaşayan ve kahramanlıkları ile ünlü Don Kozaklarının Türklerle akraba oldukları iddia edildi.

Daha önce Moskovski Komsomolets gazetesine konuşan Rus ve Sovyet sinema ve tiyatro duayenlerinden Mihail Derjavin’e göre, kemer burunlu Kozakların soyu genelde Rus-Türk evliliklerine dayanıyor.

Derjavin, eski Sovyet Mareşalı Semyon Budyonnıy ile yaşadığı anıları paylaşarak, “Kendisiyle tanıştığım zaman Budyonnıy SSCB Savunma Bakan Yardımcısı idi. Üç kere Sovyet kahramanı madalyasını almış bir insandı” dedi.

Don Kozakların özelliklerine de değinen Rus sanatçı, “Çok iyi hatırlıyorum, yönetmen “Durgun Don” filmi çevrilirken, yönetmen Sergey Gerasimov, Melihov rolü için Pyotr Glebov’u davet etmişti. Çünkü kemerli burnu olan birileri gerekiyordu. Gerçekten de genelde Don Kozakların burnu öyle. Budyonnıy’ın da burnu öyle idi. O ise bunun nedenini bana şöyle anlatmıştı: “Bizim dedelerimiz Türkiye’den kız kaçırıyordu. Türk kızları mükemmel yemek yapıyordu, zarif ve güzel idiler, fakat Rusça iyi konuşamıyorlardı. Genelde suskundular.”

Rus basınına da göre Grigori Melehov'u oynayan Pyotr Glebov’un burnunun, eserdeki Türk ninesi Kozak Melehov’un kemerli burnuna benzemesi gerekiyordu. Rus Karavan dergisine konuşan sanatçının kızı Olga Glebova, “Türk burnu için stüdyoya bir usta çağrıldı. Sıcak havalara dayanamadığı için usta ikinci bir kalıp hazırlamış. Babam da bu 'Türk burnu'nu gözü gibi koruyup, küçük bir kutunun içinde saklıyordu” dedi.

Bu arada eserin odak noktası Şolohov’un da doğum yeri olan bir Kazak köyü ve ana kahraman da bu köyün sakini Melehov’dur. Dedesi Rus-Türk savaşında kaçırdığı bir Türk kadınla evlenmiş ve bundan dolayı Grigori’ye de Türk kanı karışmıştı.


2008 yılında Rusya’da gerçek tarihi olaylar üzerine yapılan Admiral filminde de kahramanlardan Anna Timireva, “Ninem Türk idi, Kozak’la evlenmişti” deyince Admiral Aleksandr Kolçak da “Gerçi benim dedelerim de Türk” ifadesini kullanmıştı. Bunun üzerine Timireva da, “O zaman Türklerin şerefine!” diyerek kadeh kaldırmıştı. Kolçak’ın 18. yüzyılda yaşamış İlyas Paşa’nın soyundan geldiği belirtiliyor.

Türk-Rus savaşı olmasaydı Kremlin Sarayı daha büyük olacaktı...Arşiv

FUAD SAFAROV



1768-1774 yılında patlak veren Türk-Rus Savaşı yüzünden Moskova’nın merkez yönetiminin simgesi Kremlin Sarayı’nın inşaatından vazgeçildiği ortaya çıktı. İddialara göre, dönemin Rus Çariçesi 2. Katerina savaşın maliyet yükünü kaldıramayarak dev projeden vazgeçti.

Söz konusu tarihi iddiayı ortaya atan Rusya Devlet Mimarlık Müzesi Tarih Bölümü Başkanı Zoya Zolotnitskaya, Çariçe 2. Katerina’nın 1768 yılında Büyük Kremlin Sarayı inşaatı için mimarlara talimatlarda bulunduğunu söyledi. Rus basınında yer alan bilgilere göre ünlü tarihçi, “Katerina Kremlin’i yeniden inşa etmeyi planlıyordu. Moskova’da kendisinin oturabilmesi için saray istiyordu. Maketi ünlü mimar Vasili Bajenov hazırladı. Projeye göre bir kaç Kremlin duvarı sökülerek yerine sütunlarla azametli, dev saraylar inşa edilecekti” dedi.

Projeye göre, Büyük Kremlin Sarayı, Kremlin’in ırmak kenarı arazisinde kurulacaktı. 1 Haziran 1773’de dev inşaatın temelinin atıldığını hatırlatan tarihçi Zolotnitskaya, “Fakat Türkiye ile savaş projenin gerçekleştirilmesine engel oldu. Proje pahalı idi. O sıralar Rusya devlet bütçesi, savaşa para harcamayı ve aynı zamanda da Büyük Kremlin Sarayı’nın inşa etmeyi kaldıramadı. Eğer savaş olmasaydı, Kremlin şimdiki halinden farklı olacaktı” bilgisini aktardı.

Büyük Kremlin Sarayı 1838-1849 yıllarında daha önceki projeden küçük olarak inşa edildi. Mimar Bajenov’un proje maketi ise müzenin deposuna kaldırıldı.

Günümüzde Büyük Kremlin Sarayı’nın Andreyevski, Aleksandrovski, Vladimirovski ve Georgiyevski tarihi salonları bulunuyor. Rusya’nın önemli devlet törenleri ve yabancı liderler ile görüşmeler bu salonlarda gerçekleştiriliyor.