Moskova

Moskova
Ekonomik kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekonomik kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2025 Pazartesi

Rusya'da iş insanlarının ruh sağlığı: Siz hangi gruptasınız?




Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da ilk kez girişimcilerin ruh sağlığına ilişkin kapsamlı bir sosyolojik araştırma yapıldı. Kamuoyu Fonu (FOM) tarafından yürütülen çalışmaya göre iş insanlarının yüzde 64’ü kendilerini “özgüvenli” olarak tanımlarken, maaşlı çalışanlarda bu oran yüzde 49’da kaldı. Katılımcıların yüzde 57’si değişimden korkmadığını söyledi. Ancak girişimcilerin yalnızca yüzde 38’i çalışma koşullarını “tatmin edici” buldu; maaşlı çalışanlarda bu oran yüzde 52’ye ulaştı.

RBC'nın aktardığı araştırma, iş insanlarının ülke genelindeki gelişmelere karşı daha kaygılı olduklarını da gösterdi. Ankete katılan girişimcilerin yüzde 72’si Rusya’daki ekonomik ve siyasi ortamı “güvensiz” olarak nitelendirdi. Bu oran maaşlı çalışanlarda yüzde 54 seviyesinde kaldı.

Ayrıca işverenlerin yüzde 41’i “gelecek üç yıl içinde işini kapatma riski gördüğünü” belirtti. Bu bulgu, iş insanlarının kişisel güven duygusuna rağmen ülke koşullarına dair ciddi endişeler taşıdığını ortaya koydu.

Sosyologlar, işverenlerin psikolojik yükünün çok daha ağır olduğunu vurguluyor. Katılımcıların yüzde 46’sı “iş stresi nedeniyle uyku sorunları yaşadığını” dile getirdi. Yüzde 29’u düzenli olarak kaygı atakları geçirdiğini, yüzde 18’i ise depresyon tanısı aldığını belirtti.

Buna karşılık maaşlı çalışanlarda depresyon tanısı oranı yüzde 11 düzeyinde kaldı. Bu fark, iş insanlarının kriz dönemlerinde hem işletmelerini hem de çalışanlarını ayakta tutma sorumluluğu taşımalarından kaynaklanıyor.

Öte yandan girişimcilerin kişisel dayanıklılık seviyeleri dikkat çekici şekilde yüksek çıktı. Katılımcıların yüzde 61’i “zor durumda pes etmediğini” ve “her şeye rağmen ilerleyebildiğini” söyledi. Bu oran, maaşlı çalışanlarda yüzde 44 olarak kaydedildi.

Sosyologlar, girişimcilerin risk alma alışkanlığının ve krizlere uyum sağlama becerisinin bu dayanıklılığı beslediğini belirtiyor. Ancak bu direnç, uzun vadeli psikolojik yıpranmayı ortadan kaldırmıyor.

Araştırmada ayrıca yaş ve sektör farklılıkları da öne çıktı. 30 yaş altı genç girişimciler arasında ruhsal dayanıklılık oranı yüzde 68 ile en yüksek seviyede ölçülürken, 50 yaş üzeri işverenlerde kaygı bozukluğu oranı yüzde 35’e kadar yükseldi.

Teknoloji ve hizmet sektöründe çalışan girişimciler daha umutlu bir tablo çizerken, inşaat ve perakende sektöründe faaliyet gösterenlerde stres ve tükenmişlik oranları çok daha yüksek çıktı.

Uzmanlar, bu bulguların iş dünyasına yönelik psikolojik destek programlarının gerekliliğini ortaya koyduğunu söylüyor.

İşverenlerin yüzde 74’ü “devlet veya özel kuruluşlar tarafından sunulacak profesyonel destek programlarına katılmak istediğini” belirtti. Araştırmayı yürüten sosyologlar, girişimcilere yönelik özel danışmanlık hatlarının, destek gruplarının ve sosyal güvence paketlerinin hayata geçirilmesinin hem iş dünyasının sürdürülebilirliğini hem de toplumun genel refahını güçlendireceğini vurguladı.



26 Mayıs 2025 Pazartesi

Rusya 90'ların reformlarını tartıştı: Nerede yanlış yaptık?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’nın önde gelen politikacıları ve ekonomistleri, 1990’lı yılların başında yapılan ekonomik reformların yanlışlıklarını ve bu deneyimlerden çıkarılması gereken dersleri tartışmaya açtı. 

RBC ve Moskova Devlet Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nin ortak projesi kapsamında düzenlenen "Ekonomi Üzerine Diyaloglar" başlıklı toplantıda, hızlı fiyat liberalizasyonu, özelleştirme, vergi sistemi ve "kriminal" özelleştirme gibi konular masaya yatırıldı. Katılımcılar, 1990’lı yılların hatalarının bugünkü Rusya’nın ekonomik ve siyasi yapısına olan etkilerini değerlendirdi.

Politikacı ve ekonomist Grigoriy Yavlinskiy, 1990’lı yıllarda uygulanan reformların başarısız olduğunu, bu nedenle Rusya’nın bugün karşı karşıya olduğu sorunların temelinin o yıllara dayandığını vurguladı. 

Yavlinskiy, önerdiği "500 gün" programının küçük ve orta ölçekli özelleştirmeyle başlayarak halkın birikimlerini değerlendirmesini öngördüğünü belirtti. Ancak Boris Yeltsin’in fiyatları bir gecede serbest bırakarak, bu süreci plansız şekilde yönettiğini ve sonucunda 1991 Aralık’ta %14 olan enflasyonun bir yıl sonra %2600’e yükseldiğini söyledi. Ayrıca, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kredi desteği karşılığında Yeltsin’i farklı bir yol izlemeye teşvik ettiğini ifade etti.

Ekonomist Aleksandr Auzan ise, fiyatların ani şekilde serbest bırakılmasının ardında ciddi ekonomik baskılar olduğunu, örneğin 1991 sonunda birçok şehirde sadece birkaç günlük gıda stoğu kaldığını ve askeri müdahale olasılığının tartışıldığını belirtti. 

Auzan, halkın taleplerine karşılık vermek için farklı çözümler üretilebileceğini, ancak bu süreçte hızlı bir dönüşümün neredeyse kaçınılmaz olduğunu kaydetti. Ona göre, ani geçişin zararı büyük olsa da, o dönemde zaman baskısı altında farklı bir yol bulmak zor olurdu.

Bloomberg Economics’ten Aleksandr Isakov, 1990’lı yıllardan çıkarılacak en önemli dersin, büyük ekonomik şoklara karşı sağlam döviz ve mali rezervlere sahip olmanın zorunluluğu olduğunu vurguladı. 

Isakov, o dönemde Rusya’nın yeterli rezerv biriktirememesinin ekonomik kırılganlığı artırdığını ve bu durumun, enflasyon ve finansal krizlerle birleşerek toplumda uzun süreli güvensizlik yarattığını ifade etti.

"Alfa-Bank" Başkanı Oleg Sysuyev, o dönemde Rusya’nın rezervlerinin neredeyse sıfıra yakın olduğunu ve kriz anlarında merkezi otoritenin dahi ihtiyaçlara yanıt veremediğini belirtti. 

Sysuyev, 1991 sonunda Samara’ya vali olarak atandığında şehirde iki günlük gıda stoğu bulunduğunu ve yolları temizleyecek yakıtın dahi olmadığını, bu yüzden Yeltsin’in kredi arayışına mecbur kaldığını söyledi.

Ayrıca, Yavlinskiy ve Auzan, "tramvay hırsızı" olarak adlandırdıkları "dolaylı" vergi sisteminin, halkın vergileri doğrudan görmemesi ve ödememesi nedeniyle siyasi sorumluluk mekanizmasını zayıflattığını savundu. Bu sistemin, siyasi popülizmin yükselmesine, büyük şirketlerin ve çıkar gruplarının siyaseti etkilemesine ve demokratik süreçlerin erozyona uğramasına zemin hazırladığı ifade edildi.

Son olarak, hem Yavlinskiy hem de Auzan, 1990’lı yılların ekonomik yapısının, Rusya’nın ranta dayalı ekonomik modeline geçişine zemin hazırladığını, bu durumun ise ülkenin uzun vadeli kalkınmasını engellediğini belirtti. 

Yavlinskiy, Rusya’nın artık sadece enerji ve doğal kaynaklara dayanarak ilerleyemeyeceğini, kendi otomobillerini, bilgisayarlarını ve teknolojilerini üretmesi gerektiğini söyledi. Auzan ise, Rusya’nın sahip olduğu beşeri sermayeyi değerlendirmesi ve bağımsız bir ekonomik kalkınma stratejisi oluşturması gerektiğini vurguladı.


14 Ekim 2023 Cumartesi

Para pul olmuş meğer!



M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

 

Geçen hafta 1 dolar 100 rublenin üzerine çıktı, sonra geri indi. Gözlerimiz bir anda ekonomi nereye gidiyor haberlerine çevrildi.

Serkan, bir haber okumuş, kendine göre yorumlayıp, değerlendiriyordu.

"Dünyada dolara karşı, adil değerine kıyasla en düşük seviyede seyreden para birimi ruble imiş, abi," diyor.

Dinliyoruz.

Ria ajansına bağlı analistler Rusya'da adil dolar kurunun 33 ruble olması gerektiğini açıklamışlar. 

Ria'nın analizi farklı ülkelerdeki kombo tabir edilen burger, kola ve patates fiyatlarının karşılaştırılmasına dayanıyor. Buna göre dünyada en pahalı kombo Almanya'da, en ucuzu ise Rusya'daymış. 

Dolara karşı gerçek değerinin altında seyrettiği iddia edilen para birimleri arasında Türk lirası da varmış. Ria analistlerinin satın alma gücü paritesi hesabına göre dolar-TL kuru gerçek değerinin 1,6 kat üzerindeymiş. Salı itibarıyla 1 dolar 27,7 TL'den işlem görüyor.

Araştırmada bazı para birimlerinin de olması gerekenin üzerinde değere sahip olduğu sonucuna varılmış. Buna göre euro-dolar kuru adil değerinin yüzde 16, ABD doları-Kanada doları kuru da yüzde 15 üzerindeymiş.”

Falan da filan...

***

İgor, Serkan’a “Yeter bu kadar gevezelik ettiğin, hadi bize birer köpüklü Türk kahvesi yap da içelim,” diyor.

“Yaparım olur, ama mödevik tatlısı ısmarlama da senden,” diye cevap veriyor.

Mödevik, Rusların popüler tatlılarından.

Kapı aralığında bizi dinleyen Yuliya, “Ohooo! Bir kahvenin karşılığı bir mödevik tatlısı mı yani şimdi?” diye lafa karışıyor.

Gerçekten düşünülmesi gereken bir soru.”

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varsa, bir mödevik tatlısının kaç yıl hatırı olur, gibi yani?”

Moskova’da Türk kahvesi yaygın değil. Türk restoranlarında var, siparişe göre yapıyorlar.

İrina:

“Bizim kafede bir mödeviğin fiyatı 290 ruble, latte kahve ise yaklaşık   210 ruble olmalı,” dedi.

İgor, “Kahve ve mödevik paritesi değişiyor mu? Değişiyorsa hangi etkenlere göre?” diye bir başka zihni sinir sorusu daha ortaya attı.

“Vay vay vay! Artık paranın hükmü kalmayınca insanlar ta eski çağlara, mal takasının, trampanın olduğu zamanlara geri mi dönecek yani?” diye tepki veriyorum.

***

Sanırım bu para meselesi, ABD Dolarının rezerv para olma durumunu devam ettirip ettiremeyeceği konusu, dünyayı oldukça uğraştıracak.

Görünürdeki bütün jeopolitik kavga, gürültünün arkasında gerçekte egemenlerin ekonomik sorunlarını çözmek için bilek güreştirmesi var.

Aklıma “BRICS parası yolda mı?” başlıklı yazımdaki konular geldi yeniden:

“Herkes sıkça konuşuyor ya, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye. Evet, bir şeyler değişiyor. Ve dünya bunun doğum sancılarını yaşıyor.

Aslında her gün haberlerde izlediğimiz olayların arkasında bilinmesi, incelenmesi gereken tarihi, ekonomik, jeopolitik anlamlar var.

Ukrayna sorunu derken, Güney Pasifik, Afrika, Balkanlar, Ermenistan-Azerbaycan, Irak, Suriye’deki son gelişmeler…

Yarın nasıl bir güne uyanacağımızı bilemiyoruz,” demiştik ve derken neler oldu yine neler!

Genel kanaat sorunun artık dünyadaki mevcut düzenin sürdürülemez bir boyutta olmasından kaynaklandığı yönünde.

Yeni, adil, barış içinde yaşanılan bir dünyaya gereksinim var.”

...

Evet, bu rezerv para konusu çok önemli,” diye yazmıştım.

***

Serkan, son İstanbul gidişinde duyduğu, bir yakınının başına gelen, duruma uyan bir olayı anlatmıştı.

Matrak bir hikaye.

Ben onu öyküleştirmiştim, Oggito’da yayımlandı:

https://oggito.com/icerikler/para-pul-olmus-meger/67862

Sıkılmazsanız aşağıdaki kısa öyküyü okuyun.

Korkmayın, fazla uzun değil.

***

Para pul olmuş meğer!

 

“Ulan oğlum, bu kadar da mı salaksın yani, sen artık!”

Çaycı Burhan, Sultanhamam’da Tuhafiyeciler Çarşısı’ndaki çay ocağını oğluna emanet edip, fındığını toplamak için memleketine gidip, dönmüştü.

Döndüğünde karşılaştığı manzarayı görünce de emanet ettiğine edeceğine pişman olmuştu.

Yanında büyük ablasının kocası banka emeklisi Ragıp eniştesi vardı.

“Enişte bu heriften adam olur mu?”

“Sakin ol evladım, delikanlı çocuğa bu kadar yüklenmek doğru değil.”

Burhan, memlekete gitmeden önce toptancısından aldığı çay markası kutularının  neredeyse tamamının olduğu gibi rafta durduğunu görünce deliye dönmüştü..

Bunlar para demekti.

Halbuki normal zamanda böyle miydi?

Çay markalarını çarşı komşusu müşterilerine yüz, yüz elli adet, artık onların tiryakilik derecesine, gelen misafirlerinin çokluğuna göre bazen iki yüz, üç yüz adet peşin verir, içilen çayların, kahvelerin karşılığında markalarını geri toplardı.

Çay, kahve trafiği olağan bir şekilde devam etmiş, karşılığında markalar toplanmış, ama yeni marka alma neredeyse yarı yarıya düşmüştü.

İş başa düştü deyip, yeni demlenmiş çayları iki tepsiye sıralayıp bir eline bir askıyı, diğer eline diğer askıyı aldı. Koltuğunun altına sıkıştırdığı bir marka kutusuyla askıları sallaya sallaya müşterilerinin dükkanlarını, ofislerini dolaşmaya başladı.

Askılarda çay kalmadı. Hepsini dağıttı. Ancak hiç kimse yeni marka almadı.

“Sağol bizim kifayetli markamız var,” dedi çoğu.

Çay ocağına döndükten sonra bir kenara oturup hesap çıkarmaya çalıştı. Oğlu, bir köşeye sinmiş ona bakıyordu.

Aklı karışmıştı. Bu kadar çay sattıysak, bu kadar marka dönmesi lazım… Ama öyle değil.

Eeee!!??

Deli olmak işten değil.

“Ragıp enişte, onca senelik bankacısın bu durumu sen bile açıklayamazsın belki, d’il mi?”

Bu durumu Ragıp enişte bile belki çözemezdi, ama kahve siparişi için gelen tuhafiye toptancısı, fermuarcı Müzeyyen abla imdada yetişti.

“Abla, sen tiryakilerin sultanısın, n’oldu rejime mi başladın, çayı azalttın mı, misafirin mi az geliyor? Niye yeni marka almıyorsun?”

“Yok be çocuğum bende marka var. Bitince tabii alırım. Geçende şu bizim düğmeci Rıza, benden bir ay önce aldığı borcu ödemedi. Kapısına dayandım. Param yok, bana biraz müsade dedi. Evladım, benim de paraya ihtiyacım var, imalatçıya ödemem var, dediysem de ağladı sızladı. Hiç mi paran yok deyince çekmecelerindeki düğmeleri gösterip sana düğme vereyim dedi. Yok, be yavrum ben düğmeci miyim ki, n’apim ben düğmeyi dedim. Abla yemin ederim param yok, şu kadar çay markası var onu vereyim dedi. Devede kulak. Dişimin kovuğuna sığmaz, ama ver ulan o zaman dedim. Senden aldığı markaların hepsini bir torba içinde bana verdi. Hala onları kullanıyorum.”

Tuhaf bir durum. Düğmeci Rıza da marka almıyordu.

Astarcı Zühtü ve iplikçi Hüseyin de...

Tuhafiyeciler Çarşısı’nda anlaşılmaz, tuhaf bir durum vardı.

Peki, ama bunların çay, kahve, oralet siparişleri azalmıyordu da niye yeni marka almıyorlardı.

Üstelik son aldığı markaların kutuları bile açılmamışken çay ocağındaki marka sayısı artmıştı.

Hem işini yapıyor, hem de düşünüyordu. Demlenmiş yeni çayları tepsilere dizdi, Ragıp eniştesini de yanına alıp, iki elinde askıları sallaya sallaya komşuları bir daha dolaşıp bir daha işin aslını faslını anlamaya çıktı.

Telacı Süleyman’ı, kurdeleci Ayşe’yi, çıtçıtçı Eşref’i, çengelli iğneci Niyazi’yi, ponponcu Mustafa’yı tek tek dolaştı.

Meğer düğmeci Rıza, herkese, kimine üç kuruş, kimine beş kuruş borçlanmıştı. Sadece o mu, diğer esnaf ta birbirine borçlanmıştı.

Rıza, Müzeyyen ablaya borcunu Burhan’ın çay markalarıyla ödedikten sonra şeytana uyup, toptancısına koşturup yirmi kutu çay markası almıştı. Alacağını tahsile gelen komşularına çay markalarıyla ödeme yapmaya başlamıştı.

Astarcı, telacı, kurdeleci, çıtçıtçı, çengelli iğneci, ponponcu, düğmeci, fermuarcı, hepsi borcunu çay markası ile ödemeye başlamıştı.

***

Ragıp enişte, hemen kabaca bir hesap çıkardı.

Burhan’a, “Çayın bardağını kaça veriyorsun?” diye sordu.

“En son beş lira oldu.”

“Plastik markaları kaça alıyorsun?”

“En son toptancıdan 100’lük kutusunu 30 liraya aldım.”

“Markanın tanesi 30 kuruşa yani.”

“Evet.”

“Mesela ortada satılacak mal filan olmasa, çay, kahve falan da olmasa yani; 30 kuruşa aldığın bir adet plastik markayı bir bardak çayın fiyatına, 5 liraya satsan 100 markalık bir kutudan 470 lira cebine kalır. D’il mi? Artık kaç kutuluk marka kakalarsan o kadar karın olur.”

“Doğru be enişte! Vay alçak Rıza, vay…Vay cinin önde geleni…”

Ragıp enişte, “Vay ya, evladım şu senin komşu düğmeci Rıza, adeta ABD Dolarına rakip rezerv para yaratmış senin plastik çay markalarıyla,” diyor kahkahalarına hakim olamayarak.

Çaycı Burhan, “Para, ne yazık ki, yalnızca değerlerimizi değil, hayatlarımızı da bir hiçliğe indirebiliyor, bu örnekte göründüğü gibi,” dedi.

 “Enflasyonun müsebbibini bulduk.”

“Öyle enişte, para pul olmuş meğer.”

12 Eylül 2023 Salı

BRICS Parası yolda mı?



 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

 

İgor ve Serkan’la ofisin ihtiyaçları için alışverişe gittik.

Market arabası lazım. Arabalar peş peşe, küçük zincirlerle birbirine bağlı. On rublelik madeni parayı jeton gibi koyup market arabasını zincirlerinden kurtarıyorsun.

Benim cebimde bozukluk on ruble yok. İgor’a soruyorum onda da,.. Serkan’da da yok...

Neyseki alışverişini bitirmiş bir adam halimizi anlayıp, boş market arabasını gülümseyerek bize veriyor, sorunu çözüyoruz.

Çok uzun zamandır insanlar artık ceplerinde madeni para taşımıyorlar.

Eskiden yürüyenlerin cebinden birbirine çarpıp, şıkırdayan madeni paraların melodisi gelirdi.

Madeni paralar cebimizi delerdi. Usanmadan, defalarca onarırdık.

Şimdilerde insanlar kağıt para da taşımıyorlar. Banka kartlarıyla alışverişe alıştı herkes. Hele o, değdirdiğin zaman şifre falan girmeden ödemeyi yapabildiğin kartlar yok mu, onlara bayılıyorum.”

“Peki, ya hesabında yeterli para yoksa?” diye soruyor İgor.

“Elindeki yüksek limitli bir kredi kartıysa sorun yok,” diye cevap veriyorum gülerek.

İgor, anladı mı bilmiyorum, ama söylediğim laf karşılığı olmadan para basan ülkelere metaforik bir gönderme aslında. Neyse, uygun bir benzetme olmaması ihtimali üzerine devam etmiyorum.

Serkan’a çocukluğumda 40 paralık, 1 kuruş ve 100 paralık, yani 2.5 kuruşluk paraların olduğundan bahsediyorum.

“Abi, valla tarih gibisin,” diyor.

“2,5 kuruşluk madeni paraların ortası delikti, tobaç çevirmek için kullanırdık. Tahtadan yapılmış topacın kırbacı dediğimiz ipi içinden geçirip düğümlerdik. Yaa, görüyor musun Serkan kardeşim enflasyonu; şimdi kuruş mu kaldı?”

***

Yürürken para konusuna devam ettik.

Herkes sıkça konuşuyor ya, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye. Evet, bir şeyler değişiyor. Ve dünya bunun doğum sancılarını yaşıyor.

Aslında her gün haberlerde izlediğimiz olayların arkasında bilinmesi, incelenmesi gereken tarihi, ekonomik, jeopolitik anlamlar var.

Ukrayna sorunu derken, Güney Pasifik, Afrika, Balkanlar, Ermenistan-Azerbaycan, Irak, Suriye’deki son gelişmeler

Yarın nasıl bir güne uyanacağımızı bilemiyoruz.

Genel kanaat sorunun artık dünyadaki mevcut düzenin sürdürülemez bir boyutta olmasından kaynaklandığı yönünde.

Yeni, adil, barış içinde yaşanılan bir dünyaya gereksinim var.

Kapitalizm, doğası gereği girdiği krizleri eskisi gibi atlatarak yoluna devam etme kabiliyetini yitirmiş durumda.

Çevre, iklim sorunları kadar önemli bir sorun ve hatta en önemlisi ise ABD Dolarının artık rezerv para olma güvenirliğini çoktan yitirmiş olması.

***

Geçenlerde Güney Afrika'da BRICS Zirvesi düzenlendi.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturdukları bir birlik BRİCS. Adını da bu ülkelerin İngilizce isimlerinin baş harflerinin bir araya getirilmesinden alıyor.

Son Zirve’de Arjantin, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Etiyopya'nın BRICS'e üyelik başvuruları onaylandı.

Yeni üyelerin tam üye statüsüyle davet edilmesine ilişkin karar, Ocak 2024'ten itibaren yürürlüğe girecek.

Serkan, “Şimdi ne olacak, BRİCS isim mi değiştirecek? Yeni katılacak ülkelerin isimlerinin baş harfi de eklenince Birliğin adı örneğin BRICSAISEUE mi olacak?” diyor.

Bu soruda şaka var, ama işler gerçekten biraz karışık Hindistan, İngiliz sömürgeciliğinin izlerini kazımak amacıyla kendi isminin değiştirilmesi için girişimde. Bharat, yani baharat ismini kullanmak istiyorlar. Başbakan Narendra Modi, zirvenin açılış konuşmasını yaparken önündeki ülke plaketinde ‘India’ (Hindistan) yerine “Bharat” yazıyordu.

Bizim İngilizce Turkey, yani hindi” isminin kullanılmasına itiraz ederek yerine Türkiye isminin kullanılmasını istememiz gibi.

Halklar, artık sömürgecilik izlerinden kurtulmak istiyorlar. Afrika’da, Ortadoğu’da cetvelle çizilen, uydurma haritaların kaderinden kurtulmak isteği gibi bir şey.

Neyse, şakayı bir kenara bırakalım, ciddi bir ekonomik, politik açılım yaşanıyor.

Hemen arkasından bu yıl 18'incisi düzenlenen, dünyanın en büyük 20 ekonomisine sahip ülkelerin bir araya geldiği G20 Liderler Zirvesi, dönem başkanı Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de "Tek Yeryüzü, Tek Aile, Tek Gelecek" ana temasıyla 9-10 Eylül tarihlerinde Hindistan'da yapıldı.

Her gün yeni bir gelişme.

***

Müthiş bir rekabet var.

Sputnik bunu mercek altına almış.

BRİCS’in yeni üyelerle birlikte ulaştığı ekonomik büyüklüğü ABD, Kanada, İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa ve Japonya’nın oluşturduğu G7 toplululuğunun rakamlarıyla karşılaştırmış.

IMF World Economic Outlook verilerine göre; 2023 yılında genişleme sürecindeki BRICS'in dünya GSYİH içindeki payı % 36,9’a ulaşırken, G7 ülkelerinin dünya GSYİH içindeki payı % 29,9’da kalmış.

***
Henüz sadece bir temenni aşamasında olmakla birlikte Rusya ve Çin öncülüğünde kurulan BRICS'in ilk sembolik banknotu ortaya çıkmış.

BRICS’in ABD Dolarının küresel hegemonyasını kırmak için harekete geçtiğini biliyorduk.

Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Johannesburg kentinde toplanan BRICS'te çarpıcı bir hamle gelmiş. İran’ın resmi ajansı IRNA'da yer alan bir habere göre; BAE'nin yeni üye sıfatıyla BRICS'e katılımı nedeniyle Güney Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Pretorya'daki BAE Büyükelçiliği'nde düzenlenen bir törende, Rusya'nın Güney Afrika Büyükelçisi İlya Rogaçev, sembolik olarak Rusya'da basıldığını söylediği 100'lük BRICS banknotunun tanıtımını yaparak, BAE büyükelçisine sunmuş.

Rusya'nın "banknot" hamlesi, ABD Dolarına karşı yapılan, rekabet amacını içeren bir eylem şeklinde yorumlanırken, banknottaki BRICS üyesi 5 ülkenin bayrakları dikkat çekmiş. Öte yandan banknotta "BRICS Yeni Kalkınma Bankası" adına da yer verilmiş.

***

Epeyce önce Rusya Devlet Başkanı Putin'in basın sözcüsü Dmitri Peskov, ABD ve Avrupa Birliği'nin ekonomik yaptırımları uygulamaya başlaması durumunda Rusya'nın diğer ortaklarıyla iletişime geçeceğini bildirmişti. 

BBC'ye açıklamalar yapan Peskov, "Eğer ekonomik ortağımız dünyanın bir ucundan bizi yaptırımlarla tehdit ediyorsa, biz de dünyanın bir diğer ucundaki diğer ortaklarımızla iletişime geçeriz. Dünya tek bir ülke etrafında dönmüyor, biz diğer ekonomik ortaklarımıza konsantre olacağız," diye konuşmuştu.

İşte, o süreç yaşanıyor.

***

Bakalım, neler olacak hayatta.

Benim çok sevdiğim bir anektod var:

Çin Devrimi’nin önderlerinden Çu En Lay’a Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz diye sormuşlar, yorum yapmak için henüz erken demiş.

***

Evet, bu rezerv para konusu çok önemli.

Rezerv para, ülkelerin dünya ticaretinde, uluslararası alışverişte kendi paralarının dışında da kabul ettiği para birimine deniliyor. Mesela ABD Doları, Euro, İngiliz Sterlini, Japon Yeni,..

Eskiden Altın Standardı (Gold Standart) dönemi vardı.

İngiltere’nin 1931’de, Altın Standardından ayrılmasıyla bir iktisadi dönem kapandı.

Sonra dünya Bretton Woods dönemini yaşadı.

Bretton Woods neydi?

Adını 1944’te toplantıya ev sahipliği yapan kasabadan alan Bretton Woods Anlaşması, ABD’nin ağalık döneminin yeni bir başlangıcıydı.

Bu süreç, sadece dünyanın az gelişmiş, geri bıraktırılmış ülkelerinin köleliğinin pekiştirilmesi değil, Avrupa’nın da teslim alınması sürecinde yeni ve çok önemli bir kilometre taşıydı.

Bretton Woods da Altın Standardı gibi kurallarla gelmişti.

Bretton Woods Anlaşmasıyla dolar, altına dönüşebilen tek para birimi olarak kabul edildi. 1 ons altın 35 dolara eşit olacaktı. Amerika Birleşik Devletleri dış talep olduğunda doları bu tutar karşılığında altına çevirmeyi kabul etmişti. Diğer ülke para birimlerinin değeri de dolara göre belirlenecekti.

Arkasından ABD ekonomik denetiminin diğer araçlarını da yarattı: Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) kuruldu. Marshall yardımı devreye sokuldu.

Böylece dolar saltanatı başlamış oldu.

Ta ki 1971’de Amerikan başkanı Nixon’un ben doları altından ayırıyorum demesine kadar.

Yani bir başka deyişle Dolar, altını ekarte etti diyebiliriz.

Ancak artık ABD Doları fiilen dünya parası olmuştu. Hem rezerv paraydı, hem her çeşit işlemin yapıldığı ve kaydedildiği bir para, hem de spekülasyon için kullanılan bir paraydı.

1973’ten bugüne dünya parası yine dolardır. Altından ayrıldıktan sonra da Amerikan doları, fiilen dünya parası olmaya devam etti.

Neye dayanıyor?

Açıkçası somut hiçbir şeye dayanmıyor.

Dolar, bütün dünyada bollaşırken herkes onun değerinden şüphe ediyor.

Amerika dünyanın en büyük borçlusu.

İşte, içinde bulunduğumuz noktada büyük sorun budur.

***

Moskova’da  güzel bir sonbahar günündeydik. Henüz ağaçların yaprakları sararıp dökülmeye başlamamıştı, ama eli kulağındaydı.

İgor’a, “Türkiye’de ithal hammaddeye dayalı üretim yapan, bu yüzden döviz üzerinden borçlanan bir sanayiciye dolar yapraklar gibi ağaçta yetişseydi hangi mevsimi daha çok severdin diye sormuşlar,” diyorum.

“Ne cevap vermis?”

“Pek tabii ki sonbaharı,” demiş, “Dolar sararıp, düşerdi.”

***

Bu arada bir iş seyahati için dolara ihtiyacımız var, karşımıza çıkan ilk banka ATM’sinden aceleyle para çekiyoruz.

Serkan, bizimle yine dalgasını geçiyor:

“Vakit nakitse o zaman ATM'ler zaman makineleri mi, abi?”

Başımı sallıyorum.

Sonra yakın bir döviz büfesinden dolar alıyoruz.

Şikayetleniyorum:

“Öfff, ne kadar yükselmiş dolar!”

İgor, “Aslında karşılığı şüpheli bir para,” diyor.

Hayat, pahalı!.. En yüksek feryat ne yazık ki yine Türkiye’den geliyor. Ben, şahsen mağdur bir emekli olarak bunu iliklerime kadar hissediyorum.

Serhan, muzipliğine devam ediyor:

“Ben, şu anda paramın yetmediği ürünleri satan firmaları boykot ediyorum.”

Soruyorum:

“Peki, dağın haberi var mı tavşancık?”

Aldırmıyor.

Bu defa, “Paranın sahte olup olmadığını nasıl anlarsın?” diye soruyor.

“Üç dolarlık bir banknotsa emin olabilirsin,” diyorum.

***

İgor’a “Ismarlama rüya olur mu?” diye soruyorum.

“Bilmem,” diye cevap veriyor.

“Olmaz, ama ben, her gece sabahları hep aynı rüyayı görmüş olarak uyanmak için yatıyorum.  Meğer bütün halklar özgür olmuş. Herkes mutlu. Herkes kendi anadilini konuşuyor, ama herkes birbirini anlıyor,” diyorum.

5 Aralık 2021 Pazar

Emekli maaşı kaç ruble olmalı?



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya vatandaşlarının emekli maaşı beklentisi şehirden şehre değişiyor. İnsan kaynakları SuperJob'ın anketine katılanlara göre Moskova'da bu miktar 48 bin ruble (7 bin 200 TL). Ancak çoğu şehirde hakkaniyetli görülen emekli maaşı 40 bin rublenin altında. Ülke genelinde ortalama beklenti 43 bin rubleye denk geliyor. 

Emekli maaşı beklentisi yaş gruplarına göre de değişiklik arzetmekte. 24 yaşın altındakiler 35 bin 800 rubleyi hakkaniyetli bir miktar olarak değerlendiriyor. 45 yaş üstünde ise bu rakam 45 bin ruble.

Katılımcıların yüzde 28'i emeklilikten sonra da çalışmaya devam etmek niyetinde. Yüzde 24'lük bir kesimse devletin vereceği emekli maaşının geçinmek için yeterli olacağını düşünüyor. Yüzde 14'lük bir kesim de mevcut birikimleriyle geçinmeyi planlıyor.

Emekliliğinde yalnızca maaşa güvenenlerin oranının en yüksek bulunduğu şehirler yüzde 35'le Kirov ve yüzde 32'yle Volgograd. Yekaterinburg'da ise oran yüzde 16'ya kadar düşüyor. Moskova'da bu oran yüzde 25.

Maaş beklentisi, geçen yıl yapılan ankete kıyasla yüzde 8 daha yüksek çıktı.

Rusya Başbakan Yardımcısı Tatyana Golikova, ortalama emekli maaşının 2022'de 18 bin 521 rubleye çıkacağını açıklamıştı.

Mutlu olmak için kaç para lazım?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da yaşayanların başlıktaki soruya verdiği yanıtların ortalaması 178 bin ruble, yani 2 bin 400 dolar. İnsan kaynakları portalı SuperJob'ın analistleri, ortalamanın Ocak 2021'den bu yana 12 bin ruble arttığına dikkat çekti. 

Ankete gelen yanıtlar erkeklerin kadınlara kıyasla daha talepkar olduğunu gösteriyor. Buna göre kadınlar ayda 155 bin ruble gelirle mutu olabileceklerini belirtirken, erkeklerde bu miktar 203 bin ruble. 24 yaş altı Rusya vatandaşları ise 126 bin ruble gelirle mutlu olabileceklerini beyan ediyor. 

İnsanların mutluluk için şart gördüğü gelir miktarı şehirden şehre de değişiklik arz etmekte. En yüksek beklenti 228 bin rubleyle Moskovalılarda. Vladivostoklular da 204 bin rubleyle ikinci sırada yer alıyor. St. Petersburg ve Yekaterinburg'da bu miktar 192 ve 186 bin ruble. 

Mutlu olmak için en az paraya ihtiyaç duyanlar 138 bin rubleyle Orenburglular ve 140 bin rubleyle Ryazanlılar.

28 Kasım 2021 Pazar

PwC anketi: Rusya'da iş yapmak ne kadar zor? En büyük dert ne?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’daki şirket temsilcilerine ülkedeki iş yapma iklimiyle ilgili fikirleri soruldu. PricewaterhouseCoopers (PwC) anketine katılanların yüzde 87’si Rusya’da iş yapmanın zor olduğunu söyledi. 

Ülkede iş yapma şartlarının "çok zorlu" olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 34.

2018’de ise bu cevabı verenlerin oranı yüzde 30 idi.

Anket katılımcıları ülkede iş yapmanın önündeki en büyük engeller olarak ise şunlara işaret etti:

Aşırı vergi yükü: %66

İdari bariyerler, bürokrasi: %57

Devlet denetimlerinin artması: %46

Devlet desteğinin olmaması: %52

Haksız rekabet: %50

17 Kasım 2021 Çarşamba

Borş çorbası endeksi


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'nın en meşhur çorbası borş da enflasyonun pençesinde. Argumentı i Faktı dergisi, çorbayı hazırlamak için gerekli malzemelerin fiyatının son 5 yılda yüzde 40 arttığını yazdı. Eğer aynı malzeme ile çorba Türkiye'de yapılacak olsa, maliyeti lira bazında en az dörde katlandı. 

Borş endeksi olarak bilinen malzemelerin toplam fiyatının son 5 yıldaki değişimi şu şekilde:

2016 - 229 ruble 25 kapik, (2016 kuruyla 10,5 TL)

2017 - 234 ruble 55 kapik,

2018 - 245 ruble 54 kapik,

2019 - 257 ruble 59 kapik,

2020 - 267 ruble 65 kapik,

2021 - 325 ruble 38 kapik. (2021 kuruyla 45 TL)

 

Çorbanın geleneksel tarifinde kullanılan ve araştırmaya konu olan malzemeler şunlar: 

500 gr dana eti,

500 gr patates,

500 gr lahana,

300 gr pancar,

300 gr havuç,

150 gr soğan,

20 gr tuz, 200 gr smetana.


Evde yapacaklara ayrıntılar:

Yapımı için malzemeler

 8 su bardağı su

500 gram dana eti

1 yemek kaşığı tereyağı

2 yemek kaşığı zeytinyağı

1 adet kuru soğan

1 adet kereviz

1 adet havuç

Yarım lahana

2 diş sarımsak

3 adet domates

2 yemek kaşığı üzüm sirkesi

1 adet defneyaprağı

1 çay kaşığı tuz

Yarım çay kaşığı karabiber

Yarım çay kaşığı kimyon

Pancarları haşlamak için:

3 adet orta boy pancar

Yarım çay bardağı üzüm sirkesi

1 tatlı kaşığı tuz

Servisi için:

Yarım su bardağı krema (smetana)

Çeyrek demet dereotu

 

Borş çorbası tarifi: Nasıl yapılır? 

Pancarları bir fırça yardımıyla iyice yıkayın.

Saplarını ve köklerini ayıklayın ancak soymayın.

Derin bir tencerede tuz ve üzüm sirkesi eklediğiniz bol suda pancarları yarım saat kadar haşlayın.

Bu esnada dana etini iri parçalar halinde doğrayıp ayrı bir tencerede bol suyla haşlayın.

Yumuşayan pancarların suyunu süzün ve kabuklarını soyun.

Pancarlarınızı küp küp doğrayın.

Soğan, havuç ve kerevizi de pancarlarla aynı boyutta doğrayın.

Lahanayı ince ince kıyın, sarımsağı güzelce ezin.

Domatesleri rendeleyin.

Haşlanan etlerin suyunu bir kenara alın.

Tereyağı ve zeytinyağını tencerede kızdırın.

Kereviz, havuç ve kuru soğanı sırayla ekleyip kavurun.

Ardından sarımsakları da ilave edin ve 10 dakika pişirin.

Lahana ve kimyonu da ilave edip 10 dakika daha pişirin.

Son olarak domates rendesini de ilave edin ve suyunu çekene kadar kavurun.

Haşlanmış et ve pancar parçalarını, defneyaprağı ile birlikte malzemelere ekleyin.

Et suyunu da ilave edip 10 dakika kadar pişirin.

Pişme süresinin sonuna doğru defneyaprağını çıkarın.

Üzüm sirkesi, tuz ve karabiberi ekleyip çorbayı lezzetlendirin ve kıvamı koyulaşana kadar kısık ateşte pişirin.

Çorbayı kaselere bölüştürdükten sonra üzerine 1 tatlı kaşığı krema (smetana) ve kıyılmış dereotu ilave edin.