Moskova

Moskova
Rusya'ya Özgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rusya'ya Özgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2026 Pazar

Arkadaş candır…

 



M. Hakkı Yazıcı 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Başlangıçta hiç hesap etmediğim halde kaç senedir Moskova’da yaşadığımdan konuşuyorduk.

Vladimir İvanoviç’e bundan bahsettim. 

Yüzümü kocaman avuçlarının içine alarak gözlerimin içine baktı:

“O kadar oldu mu gerçekten?”

Gözleri buğulanmıştı. Onun bu dokunuşu bizim artık eski birer arkadaş olduğumuzun da kanıtıydı.

“Oldu ya kadim dostum, oldu. Ben de inanamıyorum, ama oldu” dedim.

***

Gurbette olmanın kuşkusuz insanı bezdiren bir sürü nedeni var. 

Gurbette olup da vatan hasreti çekmeyen insan olur mu? Belki vardır da ben bilmiyorum.

Bu duyguları hissetmek, anlamak için Nâzım’ın vatan hasreti şiirlerini defalarca okumak lazım.

Köyünü, kasabanı, şehrini, insanlarını, denizini, dağlarını, ovalarını özlersin.

Kır çiçeklerini, börtü böceğini de… 

Ve tabii ki kültürünü, şarkısını, türküsünü de…

Yemeklerinin damağında izi kalmış mıdır diye yoklarsın duyunu.

Dünyanın en medeni, zengin ülkesine de gitsen bu değişmez.

Ananı, babanı, kardeşlerini, hısım akrabanı özlersin.

Ve tabii ki arkadaşlarını… Çok, ama çok özlersin.

Arkadaş edinmenin de bir zamanı, dönemi var.

Okul arkadaşların, mahalle arkadaşların, asker arkadaşların, iş arkadaşların, yoldaşların olur hayatına giren.

Kırk sene geçer, unutmazsın onları.

Eeee, kolay değil arkadaş edinmek.

Arkadaşlar yıldızlar gibidir; her zaman gözükmezler, ama biliriz ki hep oradadırlar.

Sonra uzaklardan sevgili arkadaşlarının kötü haberlerini alırsın. Daha fazla birlikte olamamanın üzüntüsü çöker üzerine.

Yaşamın acımasız yasası böyle…

Hayat kısa, kuşlar uçuyor.

Bana en çok koyan da bu.

***

Bir de işin farklı tarafı var.

“Ve biz, bu ülkede artık garibiz: Gâh olur gurbet vatan, gâhi vatan gurbetlenir…” demiş Abdülbâki Gölpınarlı.

Öyle ya, bir zaman gelir bazen yaşadığın ülke, kendi öz vatanın öyle bir hale gelir ki veya getirilir ki insanına, kültürüne yabancılaşırsın. 

Doğduğun, büyüdüğün mahallenin yolunu bulamazsın. Kimseyi tanımazsın, kimse seni tanımaz. 

Ne garip! Kendini kendi öz ülkende başka bir ülkede, gurbette yaşıyor gibi hissedersin.

Keyfin kaçar. Sokağa bile çıkmak istemezsin. Tek tesellin eski arkadaşların ve anılarındır. Onlarla birlikte olduğun zaman mutlu olursun.

İşte böyle zamanlarda dostlarının önemini daha çok anlarsın.

Bir çare olarak fırsatını bulup başka bir coğrafyaya atarsan kendini bir ihtimal kendine yeni bir hayat yaratabilir, yeni dostluklar kurabilirsin.

Gurbet yeni memleketin, kaderin olur.  

Benim bildiğim o kadar çok örnek var ki.

Ancak beceren de var, beceremeyen de.

***

Rusya’da da sağlam arkadaşlıklar edinirsiniz, ancak öyle çabucak oluşmaz dostluklar.

Bir Rus’la dostluk kurmanız öyle kolay değildir. Zaman, sabır ve emek gerektirir.

Peki bir Rus’un artık sizin dostunuz olduğunu nasıl anlarsınız?

“Bir Rus ile arkadaşlık, kış ayazında dondurucu bir soğuktan sonra Rus banyosuna gitmek gibidir” demişti Moskova’da benden daha kıdemli, artık evlenip, barklanıp, çoluk çocuğa kavuşmuş bir arkadaşım.

Önce soğuk, sonra sıcak ve sonra demli çay içersiniz! Sabahın köründe birlikte şaşlık yaparsınız.

Ve unutmayın, bir arkadaş sadece iyi günlerde değil, zor günlerde de yanınızda olmalı.

Aşama, aşama gelişir dostluklar.

Bir Rus’un neredeyse hiç tanımadığı insanlara, yabancılara gülümsemesi alışılmış bir şey değildir, çoğu zaman bu durum samimiyetsizliğin, riyakarlığın bir işareti olarak kabul edilir. 

Ancak, Rus yoldaşlarınız sizinle şakalaşmaya ve anekdotlar anlatmaya başlarsa, bu gerçek bir dostluğun başlangıcı sayılabilir. 

Ama, bu şakaların yarısını anlayamayacağınız gerçeğine hazır olun, fakat sorun değil: önemli olan doğru yerlerde birlikte gülmektir mesele!

Bu bir aşamadır. 

Bir Rus’un sizi çay, kahve içmeye davet etmesi bir başka aşamadır.

Elbette, maksat sadece çay, kahve içmek değildir. 

Bu bir bahanedir.

Votka daveti de bir merhaledir.

Böyle bir davet genellikle hayatın anlamı hakkında saatlerce sürecek bir konuşma maratonuna başlamak üzere olduğunuzu ima eder ve bu ruhsal olarak bağlanmanın kesin bir yoludur. Ve eğer birinin evine gidiyorsanız, yanınızda yiyecek bir şeyler götürmeyi sakın unutmayın. 

Daha sonraki bir aşamada birlikte banyoya gitmek dostluğun bayağı ilerlediği anlamına gelir.

Rus banyo kültürü Ruslar için özel bir ritüeldir. Birçok şehirde, arkadaşların bir araya geldiği büyük banyo kompleksleri vardır. 

Sıcak bir banyo dayanıklılığınızı, huş ağacı dallarıyla dövüldüğünüzde bir darbeye dayanma gücünüzü ve böyle koşullarda bile bir sohbeti sürdürebilme yeteneğinizi test eder. 

Tüm bunlara dayanabiliyorsanız, o zaman ruhsal olarak güçlüsünüz ve size güvenilebilir demektir.  

Rus arkadaşınız sizi daçasına, yani yazlık evine davet ederse artık ciddi, derin bir arkadaşlığın başladığının belirtisidir bu.

Daça; yazlık veya kır evi, bir Rus için kutsal bir yerdir. Rusların mahremidir. 

Genel olarak, insanlar güzel havalarda mayıstan eylüle ve hatta ekime kadar orada toplanırlar. Daçada süreç votka, şarap veya diğer içecekler eşliğinde şaşlık, şiş (barbekü) yapmayı, yürüyüşe çıkmayı, akşamları şöminenin yanında uzun sohbetler etmeyi ve bazen de bahçede basit bir iş yapmayı içerir. 

Genel olarak, çimleri biçmek veya çiti boyamakla görevlendirilirseniz, artık neredeyse bir aile üyesisiniz demektir!

Arkadaşınız size tavsiyelerde bulunmaya başlarsa gocunmayın, bundan mutluluk duyun.

Rusya’da arkadaşlar, filozoflar, psikologlar kadar hayatın tüm meselelerinde uzmandırlar. 

Çünkü sevdiklerinin iyiliğini önemsemek adettendir. Bu bazen eleştiri, tavsiye ve tabii ki her konuda gerçek yardım anlamına da gelir.

Dostluk yaptığınız kişi kaderinize kayıtsız kalmıyorsa, size mutlaka işte nasıl davranmanız, karınızla nasıl konuşmanız, çocuklarınızı nasıl yetiştirmeniz, nasıl para biriktirmeniz ve ne giymeniz gerektiğini söyleyecektir.

O da size hayattan şikayet etmeye başlarsa arkadaşınız artık size çok güveniyor demektir.

Sonuçta, eğer arkadaşınız sorunlarını sizinle paylaşmaya ve karabuğday fiyatlarını eleştirmeye başlarsa, bu size güvendiği anlamına gelir. 

Size bir takma adla hitap etmeye başlarsa iş bitmiş sayılır. 

Birçok Rus’un çocukluğunda bir takma adı vardır, aynı sosyal çevrede olduğunuzu gösteren bir tür tanımlamadır bu. 

Kaynağı adınızla, soyadınızla veya komik bir olayla ilgili olabilir. Arkadaşlar birbirlerinin takma adlarını yetişkin olduklarında bile hatırlarlar, bu yüzden size bir takma ad verildiyse, kendinizi arkadaş çevresine kabul edilmiş sayabilirsiniz. 

***

Vladimir İvanoviç’le olan ilişkimizi düşünüyorum. Biz bunların hepsini yapmışız. Hem de aynen bu sırayla.

Elimi sıkıca omuzuna koyup, sarsıyorum.

Gülümsüyor. O, bunun ne anlama geldiğini biliyor.

Dostluk omuzunuzdaki eldir. Öyle değil mi?

Arkadaşlık, dostluk, insan ilişkilerinin zirvesidir. Seçili bir ilişkidir ve tercih edilerek sürdürülür. 

Kısacası arkadaşınız, bir şeyleri gizleme ihtiyacı duymadan yüreğinizi sonuna kadar açtığınız, her durumda desteğini aldığınız müstesna kişidir.

21 Şubat 2026 Cumartesi

Maslenitsa: Kışa veda, bahara merhaba




Kaynak: https://turkrus.com/

 

Şimdilik sadece takvim üzerinde de olsa kışın son günleri yaklaşırken Rusya’da sokaklar, parklar ve meydanlar bu hafta renkleniyor.

Blini (krep) tezgâhları kuruluyor, meydanlarda danslar başlıyor, büyük ateşler yakmak için odunlar yığılıyor.

Tüm bunlar baharın müjdecisi olan Maslenitsa'nın (Slav Hıdrellezi) muştucusu!

Doğu Slav dünyasının en eski ve en canlı geleneklerinden biri olan bu bayram, bugün hem dini takvimde hem de şehir yaşamında önemli bir yere sahip.

Maslenitsa’yı hiç bilmeyenler için bu geleneği beş soruda özetledik.


Maslenitsa nedir?


Maslenitsa, kışın sona ermesini ve baharın gelişini simgeleyen geleneksel bir halk bayramıdır. Kökeni Hristiyanlık öncesi dönemlere dayanır. Zamanla Ortodoks Hristiyan takvimiyle bütünleşmiş ve Büyük Oruç’tan önceki son eğlence haftası haline gelmiştir.
Bu yönüyle Maslenitsa hem pagan hem de dini unsurlar taşıyan bir geçiş bayramıdır.


Ne zaman kutlanır?


Maslenitsa’nın tarihi her yıl değişir. Ortodoks Paskalyası’ndan yedi hafta önce başlar ve bir hafta sürer. 2026 yılında Maslenitsa haftası 16–22 Şubat tarihleri arasına denk gelir. Haftanın son günü, kışa veda törenleriyle bayramın doruk noktasını oluşturur.


Blini neden bu kadar önemli?


Maslenitsa denince akla ilk gelen yiyecek blinidir. Yuvarlak ve altın rengi bliniler güneşi simgeler. Aynı zamanda bu hafta, Büyük Oruç öncesinde etin yasaklandığı, süt ve süt ürünlerinin ise serbest olduğu son dönemdir. Bu nedenle blini, bayramın hem simgesel hem de pratik merkezinde yer alır.


Kukla (çuçılka)  neden yakılır?


Maslenitsa’nın finalinde saman ve bezden yapılan büyük bir kukla yakılır. Bu kukla kışı, soğuğu ve eski yılı temsil eder. Yakma ritüeli ise arınmayı, geçmişten kopuşu ve bahara geçişi simgeler. Günümüzde bu tören, özellikle büyük şehirlerde binlerce kişinin katıldığı görsel bir şölene dönüşmüştür.


Günümüzde nasıl kutlanır?


Bugün Maslenitsa, Rusya’da geleneksel köy ritüellerinin şehir festivallerine uyarlanmış haliyle yaşanır. Parklarda, meydanlarda ve müze alanlarında konserler, halk oyunları, çocuk etkinlikleri ve açık hava eğlenceleri düzenlenir. Maslenitsa, hem kültürel bir miras hem de modern kent yaşamında kışı uğurlamanın keyifli bir yolu olarak varlığını sürdürür.

7 Ocak 2026 Çarşamba

Yılbaşı kutlamalarında SSCB'den bugüne ne değişti?



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Yeni yıl kutlamalarında, Rusya'da yaşayan çoğunlkuğun zihninde iki ayrı dönem yan yana beliriyor: SSCB yıllarının mandalina kokulu, kolektif, emeğe dayalı hazırlıkları ve bugünün hızlı, çeşitlilikle dolu, çok ekranlı kutlamaları. İkisi arasındaki fark, aslında sadece sofra ve dekor değil; insan ilişkileri, ritüeller ve beklentiler de değişti. Yine de her iki dönemin de kendine özgü bir büyüsü var. "Domik v Drevnye" (Köy Evi) adlı blog "Gelin, eskiden ve şimdi başlıklarıyla bu değişimi birlikte inceleyelim" dedi, bize de özetlemek düştü:

🍊🎄 MANDALİNA VE OLİVYE: YILBAŞI SOFRASI

Eskiden

SSCB’de yılbaşı sofrasını kurmak başlı başına bir macera sayılırdı. Mandalinalar sadece Aralık sonunda çıkardı ve eve girer girmez etrafa yayılan kokusuyla bayramın geldiğini müjdelerdi. Olivye’nin tarifi sadeydi ama her evde aynı ciddiyetle hazırlanırdı. Kuyruklar, “bağlantılar”, büyük şehirlere yapılan alışveriş yolculukları… Eksik çoktu ama emek çok daha fazlaydı. Sofranın değeri de bundan gelirdi.

Şimdi
Bugün yılın her günü mandalinadan egzotik meyvelere kadar her şey bulunabiliyor. Olivye artık sonsuz bir yorum alanı: avokadolu, karidesli, somonlu, kapersli... Süpermarketler dolu, teslimat hizmetleri hızlı, sofralar daha renkli. Fakat zorlukların içinden doğan o küçük mucizeler artık daha az hissediliyor.

📺🎬 YILBAŞI EKRANLARI: ORTAK RİTÜELDEN ÇOKLU EKRAN DÜNYASINA

Eskiden
31 Aralık gecesi tüm ülkenin ritmi tekti. “Golyuboy Ogonyok”, “İroniya Sudby” filmi, lidermizin konuşması… Milyonlar aynı anda gülüyor, aynı anda kadeh kaldırıyor, aynı anda yeni yıla giriyordu. Televizyon sadece bir ekran değil, ortak bir duygu alanıydı.

Şimdi
Artık seçenek sınırsız. YouTube yayınları, Netflix filmleri, oyun konsolları, sosyal medya videoları… Herkes farklı bir kutlamanın içinde. Aynı evde bile üç farklı ekran üç farklı yılbaşı atmosferi yaratıyor. Yine de nostaljinin etkisiyle eski Sovyet filmleri ve TV'lerde “Golyuboy Ogonyok” (Mavi Ateş) yılbaşı özel eğlence programları  son yıllarda yeniden ilgi görüyor.

🎁 HEDİYELER: BEKLEYİŞTEN ANIN HIZINA

Eskiden
Hediyeler az ama anlamlıydı. Kitaplar, çikolata kutuları, el yapımı kartlar, oyuncaklar… Çocuklar için şeker dolu yılbaşı paketleri dünyanın en büyük sürprizi olabilirdi. Sürpriz, bulunmazlığın verdiği değerle daha güçlüydü.

Şimdi
Dilek listeleri bir mesajla geliyor, hediye teslimatı bir saat içinde kapıda. Elektronik cihazlar, abonelikler, marka ürünler en çok tercih edilenler. Kolaylık arttıkça heyecan bazen daha kısa sürüyor.

🌲 DEKOR: EL EMEĞİNDEN DİZAYN DÜNYASINA

Eskiden
Evlerde yapılan kâğıt süsler, nesilden nesile aktarılan cam oyuncaklar, pamuktan kar efektleri… Yılbaşı ağacı aile emeğinin bir hatırasıydı. Her süsün bir hikâyesi, her kırılgan cam oyuncağın bir geçmişi vardı.

Şimdi
Dekor dünyası sınırsız: minimal tasarımlar, LED tüneller, metal ağaçlar, kişiye özel süsler… Hepsi daha modern, daha kusursuz ama çoğu zaman kişisel bir hikâyeden yoksun.

❄️ ATMOSFER: TOPLU COŞKUDAN KİŞİSEL KUTLAMALARA

Eskiden
Mahallelerde ortak ağaç çevresinde danslar, komşu ziyaretleri, sokakta kar topu oynayan çocuklar… Yeni yıl hem evde hem sokakta yaşanan bir şenlikti. Birlik duygusu güçlüydü ve herkes aynı kutlamanın bir parçasıydı.

Şimdi
Bugün kutlamalar daha bireysel. Evde küçük buluşmalar, yurt dışı tatilleri, çevrim içi tebrikler… Rahatlık arttı ama eskilerin sokaklara yayılan o ortak coşkusu artık daha az.

🎉 HÜLASA: NE KAYBETTİK, NE KAZANDIK?

Sovyet yeni yılı emeğin, sadeliğin ve kolektifliğin yarattığı sıcak bir masal gibiydi. Bugünün yeni yılı ise konforlu, renkli ve sınırsız. Eksik olan belki de o “birlikte olma hissi”; fazla olan ise özgürce kutlama imkânı.

Belki de en güzeli, iki dönemin en iyi yanlarını bir araya getirmek:
• Eskiden kalan bir tarif
• Eski bir süsü yılbaşı ağacına takmak
• Uzun süredir aramadığınız bir yakını aramak
• Dışarı çıkıp komşularla “iyi yıllar” demek

Yeni yılın özü, dönemler değişse de aynı: umut, yenilenme ve sevdiklerimizle paylaşılan küçük mutluluklar."

30 Aralık 2025 Salı

Rusya'da yeni yılın 10 vazgeçilmez geleneği


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Yine bir yılın sonuna geldik, yine içimizi yeni yılın umutlarıyla doldurarak eskisine veda etmek istiyoruz.... Her yıl 31 Aralık'ta yarım iş günüyle yıl bitse de, bu yıl resmi tatile bir gün daha eklendi ve 30 Aralık son iş günü oldu.... Mandalina kokusu, sofrada dev bir Olivye dağı, ekranda bildik Sovyet filmlerinin keyfi… Rusya’da yeni yıl kutlamaları kendine özgü ritüellerle dolu.

İşte Rusya’nın yılbaşı ruhunu en iyi anlatan 10 gelenek.

 

Dileği yazıp yakmak ve şampanyayla içmek

Rusya’da yeni yılın ilk saniyeleri ciddi bir beceri sınavıdır. Küçük bir kâğıda dilek yazılır, yakılır, küller şampanya kadehine atılır ve saat tam 00:00 olduğunda içilir. Saniyelik bir yarış gibidir. Kâğıt tam yanmazsa olmamış sayılır, çok erken atılırsa ritüel bozulur. Ama doğru yapılırsa herkes aynı cümleyi kurar: “Bu dilek kesin gerçekleşir.”

Ded Moroz ve Sneguroçka’nın ziyareti

Rusya’da yılbaşının iki efsanevi kahramanı vardır: Ded Moroz ve torunu Sneguroçka. Geleneksel kıyafetleriyle her kutlamada görünürler. Çocuklar hediye almak için şiir okur, bazen hafifçe utanır, bazen coşkuyla sahneye atlar. Ded Moroz’un ağırbaşlılığına karşılık Sneguroçka’nın neşesi kutlamanın ruhunu belirler.

31 Aralık yarım gün çalışmak, akşam hazırlığa koşmak

Rusya’da 31 Aralık neredeyse bir ulusal kaçış planıdır. İnsanlar yarım gün çalışır çalışmaz metroya, pazara, markete akın eder. Çanta, çiçek, mandalina, şampanya taşıyan dev bir kalabalık eve yetişmeye çalışır. Mutfağın ısındığı, televizyonun hazırlandığı bu saatler yılbaşının asıl başlangıcıdır. Ama bu sene ilk kez 31 Aralık resmi tatile katıldı ve bu gelenek şimdilik fire verdi!

“İroniya Sudbıy”yi tekrar tekrar izlemek

Her yıl aynı filmi izlemek… ama yine de sıkılmamak!  Sovyet filmi “İroniya Sudby” Rusya’da yılbaşı gecesinin en değişmez geleneğidir. Diyalogları ezberlenmiştir, hangi sahnenin sonra geleceği herkes tarafından bilinir. Bu film, yalnızca bir komedi değil, bir ortak hafıza nesnesidir.

Liderin konuşması ve kurantlarla yeni yıla girmek

Saat 23:55’te evde ani bir sessizlik olur ve herkes televizyona döner. Ülke liderinin kısa konuşması dinlenir, ardından Kremlin’in saatleri çalar. O an Rusya’nın dört bir yanında milyonlar aynı anda dilek diler. Bu eşzamanlılık, yeni yılın kolektif ritüelidir.

Olivye ve Şuba’nın sofranın iki devi olması

Rusya’da yeni yıl sofrasının kalbi iki salatadır: Olivye ve Şuba. Her evde en büyük kaselerle hazırlanır. Yanında havyarlı kanepeler, turşular, fırınlanmış etler, mandalinalar ve tatlılar gelir. Sofranın temel kuralı bellidir: “Az olmasın, yetmezse ayıp olur.”

Mandalina kokusunun tüm eve yayılması

Mandalina Rusya’da yeni yılın sembolüdür. Sovyet döneminde nadir olduğu için daha da özel kabul edilirdi. Bugün kolay bulunur ama anlamı değişmez. Bir evde mandalina kokusu yayılıyorsa, yılbaşı hazırlığı başlamış demektir.

Yılbaşı ağacının (Yolka) mutlaka kurulması

Meydandaki dev Yolka’lar ülkenin kutlama vitrinidir. Evlerde ise camdan yapılmış eski süsler, nostaljik figürler ve el işçiliği dekorlar asılır. Her evde mutlaka bir süs vardır ki düşse bile saklanır; çünkü onun bir hikâyesi vardır.

“Bu kadar yemeği kim yiyecek?” sorusuna verilmeyen ama uygulanan cevap

Rusya’da yeni yıl sofraları abartılıdır: büyük tencerelerde salatalar, tepsiler dolusu etler, günlerce yetecek miktarda mezeler. Herkes bunun çok fazla olduğunu bilir ama yine de yapar. Çünkü Rusya’da yeni yıl, bollukla karşılanır.

Uzun ‘kanikuli’ tatili

Yeni yıl tatili genelde 1–8 Ocak arası resmidir ama çoğu kişi önüyle arkasıyla en az 10 gün, hatta 15 gün dinlenir. Bu dönem, şehirden köye gitme, kar yürüyüşleri yapma, sıcak çay ya da votka eşliğinde tembellik etme ve yıla tembel bir başlangıç yapma zamanıdır.

Bir kez daha hepinize mutlu yıllar!

30 Haziran 2025 Pazartesi

Yaz-kış gözde: Dondurmanın Rusya'da 300 yıllık yolculuğu


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Dondurma her yerde olduğu gibi Rusya'da da hayatın vazgeçilmez tadı; ama önemli bir farkı var: Pek çok ülkede dondurma 'yaz ve sıcak hava tatlısı' muamelesi görse de, Rusya coğrafyasında termometre eksiyi gösterdiğinde bile dondurma aynı iştahla tüketilir.

Sovyet devrinden kalma "plombir" dondurması gibisi kolay bulunur mu?

Bir yaz klasiği olarak bir kez daha dondurma konusuna bu kez tarihçesiyle dalmak istedik:

Dondurmaya benzer tatlılar Rus topraklarında yüzyıllardır biliniyor.

Ortaçağ Rusyası’nda kışın pazarlarda satılan donmuş süt dilimleri, bal, reçel ve kuru üzümle karıştırılarak tüketiliyordu. Maslenitsa kutlamalarında ise köylerde lor peyniri, ekşi krema ve baldan yapılan hayvan figürleri dondurulup çocuklara ikram edilirdi. Şekerin pahalı ve nadir olması nedeniyle bu tariflerde genellikle doğal tatlandırıcılar tercih edilirdi.

Asıl dönüşüm 18. yüzyılda, aristokrasiyle birlikte geldi. 1791 tarihli Fransızca’dan çevrilmiş bir yemek kitabı, vişneli, limonlu, çikolatalı ve hatta konyakla alevlendirilen “Vezüv” tatlısı gibi tariflerle soğuk tatlıyı sofraların yıldızı haline getirdi.

19. yüzyıl başında ise dondurma, sadece soyluların değil halkın da tüketebildiği bir tatlıya dönüştü. Sokak satıcıları, buzla dolu büyük kazanlarla dondurma satar hale geldi; ama fiyatı yine de yüksek sayılırdı: küçük bir porsiyon için iki gümüş kopek ödeniyordu.

1845’te İsviçreli pastacı Johann-Lucius Isler, mekanik üretimle dondurma çağını başlattı. Isler’in Petersburg’daki kafesi, fındık, portakal çiçeği özü ve meyve likörüyle hazırlanan modern dondurma çeşitlerinin öncüsü oldu. Çar ailesi ve yüksek sosyete arasında oldukça popüler hale gelen dondurma, zamanla farklı tariflerle çeşitlendi. Romanovlara özel hazırlanan ve Rasputin’in kızı Matrena tarafından kaydedilen tarifte, yumurta sarısı, krema, vanilya ve bol miktarda şeker bulunuyordu.

Bu tarifler, günümüzdeki klasik plombirin öncüsü sayılıyor.

Sovyet döneminde dondurma bir kez daha yeniden doğdu. 1930’lu yıllarda Anastas Mikoyan’ın talimatıyla sanayileşen dondurma üretimi, eskişimo çubukları, kornet külahlar ve bardakta dondurma gibi bugün tanıdığımız çeşitlerin doğmasına yol açtı. O zamandan bu yana, dondurma Rus sofralarında hem nostalji hem yaz serinliği olarak yerini koruyor. Hatta Çin başta olmak üzere pek çok ülkeye dondurma ihraç ediliyor.

27 Haziran 2025 Cuma

Rusya'nın kalbine kazınmış ağaç: Huş ya da beryoza



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya denince gözün önünde ilk canlanan manzaralardan biri, ince gövdeli, bembeyaz huş ağaçları, yani "beryoza" oluyor. Bu ağaçlar yalnızca doğayı süslemiyor; şiirden resme, halk dansından yas törenlerine kadar kültürel belleğin en derin katmanlarına sızıyor. Rüzgârda titreyen yaprakları, Rus halkının duygularını dile getiriyor; geçmişe, toprağa, özleme ve dirence aynı anda dokunuyor.

Binlerce yıl boyunca farklı halklar huşu kutsal kabul etmiş. Udmurtlar, Mariler, Hantılar ve Yakutlar bu ağaca ruh yüklemiş, baharın gelişini dallarını süsleyerek kutlamış. Eski köylerde, Tроица bayramında genç kızlar huş dalı taşıyarak ev ev dolaşır, ona adeta canlıymış gibi ikramda bulunurdu. Bu gelenek, hem doğanın uyanışına hem de ataların anısına saygı sunmanın bir yolu sayılırdı. Huş, hem yaşamı hem ölümü simgelerdi. Bazı bölgelerde ölmek üzere olan birini tarif ederken, “beryozkaya gidiyor” denirdi.

19.yüzyıla gelindiğinde huş, Rus sanatında kendine daha görünür bir yer buldu. Puşkin, Kırım’dan yazdığı bir mektupta ilk gördüğü huş ağacının yüreğinde nasıl bir memleket özlemi yarattığını anlatıyordu. Şair Afanasi Fet, onu “hüzünlü bir gelin gibi” betimlemişti. Ama huşun gerçek anlamda ulusal bir simgeye dönüşmesi, Sergey Yesenin’in şiirleriyle mümkün oldu. Yesenin, huşu yalnızca doğa betimlemesi olarak değil, çocukluğun, köyün, anavatanın, hatta annelik duygusunun bir karşılığı gibi ele aldı.

II. Dünya Savaşı sırasında bu imge daha da güçlendi. Anna Ahmatova'nın dizelerinde huş, işgal altındaki toprağın hafızasını taşıyan bir tanık gibi belirdi. 1948'de kurulan Beryozka Dans Topluluğu, bu kültürel bağı sahneye taşıdı. Genç dansçılar, ellerinde huş dallarıyla sahneye çıkarken, sadece dans etmiyordu; aynı zamanda geçmişe kök salan bir anlatıyı bugüne aktarıyordu.

Günümüzde huş, Rusya'nın dört bir yanında hâlâ yaşıyor. Parklarda büyüyor, pullara basılıyor, şarkılarda yankılanıyor. Artık sadece bir ağaç değil; kolektif hafızanın, sessiz sadakatin ve köklü aidiyetin simgesi hâline geliyor. Onun gölgesinde insanlar yalnızca dinlenmiyor, bir halkın derin duygularına temas ediyor. Rusya huşun içinden geçerek kendini anlatmaya devam ediyor.

 

5 soruda huş ağacı

1. Huş ağacı nedir, nerede yetişir? 

Huş (Betula), Kuzey Yarımküre’nin serin ve nemli bölgelerinde yetişen yaprak döken ağaç türüdür. En çok Rusya, Finlandiya, Norveç, Kanada ve Baltık ülkelerinde görülür. Rusya’da, özellikle Orta ve Kuzey bölgelerde doğal ormanların büyük kısmını oluşturur. Beyaz kabuğu ve zarif yapısıyla kolayca tanınır. Ortalama 15–25 metreye kadar boylanır ve 100 yıla kadar yaşayabilir.

2. Huş neden Rusya’nın simgesi olarak görülüyor?
Rusya’da huş ağacı sadece doğal bir varlık değil, kültürel ve duygusal bir figür. Hem halk geleneklerinde hem de edebiyatta, resimde, dansta sürekli karşımıza çıkar. Tроица (Üçleme) ve Семик gibi bahar ayinlerinde genç kızlar huş dallarını süsleyerek köyde dolaşırdı. Şair Sergey Yesenin, huşu “vatanın sesi” olarak betimledi. II. Dünya Savaşı’nda bile huş, halkın direnişinin ve özleminin sembolü oldu.

3. Huş ağacı halk kültüründe neyi temsil eder?
Huş aynı anda iki karşıt anlamı taşır: yaşam ve ölüm. Bir yandan gençliği, kadınlığı ve baharın gelişini simgelerken; öte yandan Slav mitolojisinde ölülerin ruhlarının konakladığı bir ağaç olarak görülür. Bazı bölgelerde ölmekte olan bir kişi için “beryozkaya gidiyor” denmesi bu inancın izlerini taşır. Mezarlıklarda huş ağacı dikilmesi de yaygın bir gelenektir.

4. Huş ağacının odunu ya da kabuğu hangi alanlarda kullanılır?
Huş odunu hafif, kolay işlenebilir ve yanmaya elverişlidir. Bu yüzden mobilya, kontrplak, oyuncak, mutfak gereçleri ve kâğıt üretiminde tercih edilir. Kabuğu ise geleneksel olarak sepet, çatı kaplaması ve yazma yüzeyi olarak kullanılmıştır. Ayrıca huş kabuğundan elde edilen “katran” doğal antiseptik özelliğiyle halk hekimliğinde yer bulmuştur.

5. Bugün huş ağacı Rusya’da ne anlama geliyor?
Bugün huş, Rus kimliğinin görsel bir ögesi hâline gelmiş durumda. Parklarda, posta pullarında, dans topluluklarında, edebi metinlerde ve çocuk kitaplarında huş figürü sıkça yer alıyor. 1948'de kurulan "Beryozka" halk dansları topluluğu bile adını huştan alıyor. Beyaz gövdesiyle hem saflığı hem köksüzlüğe direnen bir kararlılığı çağrıştırıyor. Rusya’nın kolektif belleğinde huş ağacı hâlâ yaşıyor; sakin, zarif ve dirençli bir hatıra gibi.

27 Mayıs 2025 Salı

Son Zil: Rus okullarında 1948'den beri yaşatılan gelenek


Kaynak: https://turkrus.com/ 

Rusya'da ilk ve orta kademe öğrenciler Son Zil'e hazırlanıyor. 

Rusça'da “последний звонок” (pasledniy zvanok) olarak bilinen bu geleneğin geçmişi 2. Dünya Savaşı sonrasında rastlıyor. 

Novıye İzvestiya portalı okulların kapanışını kutlama geleneğinin 1948'de Krasnodar'da eğitimci Fyodor Bryuhovetski tarafından başlatıldığını yazıyor.

Bryuhovetski, savaş sonrası yoksulluk ve zorluklar içinde öğrencilerin moralini yükseltecek, eğitimin sadece derslerle sınırlı olmadığını gösterecek bir etkinlik düzenlemeyi hayal etti. Son Zil ilk defa, 25 Mayıs 1948’de Krasnodar ve Moskova’daki okullarda düzenlendi. Kutlamalarda öğrenciler için el yapımı hediyeler ve okul bahçesine dikilen ağaçlarla anılar ölümsüzleştirildi.

1970’lerden itibaren Son Zil, tüm Sovyet okullarında resmi olarak kutlanmaya başladı. O günden bu yana, bu gelenek 9. ve 11. sınıf öğrencilerinin mezuniyet yolculuğunun sembolü haline geldi. Törenler, bayrak törenleri, okul müdürünün konuşması ve geleneksel veda şarkılarıyla başlarken, küçük bir kız öğrencinin omuzda çalınan zil sesiyle tamamlanıyor.

Son Zil’in ortaya çıkış hikayesi sadece bir kutlama değil, aynı zamanda birlikte çalışmanın, yardımlaşmanın ve eğitim yolculuğunun tamamlandığını sembolize eden bir ritüel. Bryuhovetski'nin eğitim felsefesi, çocukların birlikte çalışarak hem öğrenme hem de topluluk bilinci kazanmasını sağladı. Eğitimcinin çabaları sayesinde Son Zil, bugün hala milyonlarca öğrencinin mezuniyet anılarının ayrılmaz bir parçası.

Günümüzde Son Zil törenleri genellikle mayıs ayında düzenleniyor. Resmi tarih olarak 24 Mayıs belirlense de, her okulun kendi takvimine göre bu kutlamayı düzenlemesi mümkün. Bu gelenek, Sovyetler döneminden günümüze kadar gelen ve nesilden nesile aktarılan nadir okul ritüellerinden biri olarak eğitim dünyasında yerini koruyor.


29 Nisan 2025 Salı

Propiska 100 yaşında

 


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Sovyetler Birliği’nde şehir yerleşimlerinde vatandaşların ikamet kaydını düzenleyen ilk kararname tam 100 yıl önce, 28 Nisan 1925'te kabul edildi.

Ancak Rusya'da vatandaşların hareketlerini kontrol altına alma çabası çok daha eskiye dayanıyor. 1649 yılında Sobornoye Ulojenie yasasıyla köylülerin serbestçe yer değiştirme hakkı kaldırılmış, halk toprağa ve toprak sahibine sıkı sıkıya bağlanmıştı. Çar I. Petro döneminde ise “paşport” sisteminin getirilmesiyle, hem toprak köleleri (serfler) hem de özgür yurttaşlar için yeni yerlerde ikamet etmek resmi belgelerle sınırlanmıştı. 

19. yüzyılda kontrol mekanizmaları daha da sıkılaştı. 1809 yılında Moskova ve Petersburg’da kurulan adres masaları sayesinde şehre gelen herkes kayıt altına alınmaya başladı. Bu dönemde şehirde oturma hakkı, bir ücret karşılığında verilen ikamet belgeleriyle tanınıyordu. 20. yüzyılın başında soylular da dahil olmak üzere tüm toplumsal kesimler için ikamet yerlerinin resmî kaydı zorunlu hale getirildi: Köylüler kendi köy topluluklarına, zanaatkârlar ise meslek birliklerine kayıtlıydı. 

Bolşevik Devrimi’nin ardından Lenin liderliğindeki yeni yönetim, pasaport ve ikamet sistemi gibi eski rejimin uygulamalarını “halkı aşağılayan” yöntemler olarak görerek kaldırdı. Ancak İç Savaş, açlık ve yıkım ortamında kontrolsüz göç ve işgücü kaybı ciddi bir sorun haline geldi. Bu durum, 1925’te ikamet kaydı, yani propiska kavramının yeniden doğmasına yol açtı. O dönem vatandaşların sendika cüzdanı gibi herhangi bir evraka kayıt mührü vuruluyordu.

Modern anlamda kimlik yerine geçen iç pasaport ise ancak 1932’de ülke genelinde devreye girdi.

Sovyetler döneminde büyük şehirlerde ikamet hakkı yine sıkı biçimde kontrol edildi. Moskova gibi kentlere yalnızca ağır işlerde çalışacak işçiler “kontenjan” sistemiyle yerleşebiliyordu.

Tüm vatandaşların pasaport, yani kimlik taşıması zorunluluğu 1974 yılında sağlandı.

Ancak o dönemde bile, resmi ikamet kaydı olmaksızın başka bir şehirde yaşamak yasaktı.

1991 yılında kabul edilen İnsan Hakları ve Özgürlükleri Bildirgesi ile hareket özgürlüğü anayasal bir hak haline geldi. Fakat yine de ikamet yeri bildirimi zorunluluğu çeşitli biçimlerde devam etti.

4 Mart 2025 Salı

Rusçanın kayıp kelimeleri: Gençler kullanmıyor


Kaynak: https://turkrus.com/


Rusça’nın farklı bölgelerine özgü kelimeler giderek daha az kullanılıyor. RBC'nın haberleştirdiği bir araştırmaya göre, "regionalizm" tabir edilen bölgesel sözcükler en çok 60 yaş üstü kişiler tarafından kullanılırken, gençler bu kelimeleri nadiren, ya da sosyal medyada şaka amaçlı tercih ediyor.

Araştırmaya göre, son bir yılda sosyal medyada 56 binden fazla bölgesel kelime içeren paylaşım yapıldı. Ancak gençler bu kelimelere günlük konuşmalarında neredeyse hiç yer vermiyor.

Haberde unutulmaya yüz tutmuş kelimeler arasında pızılah (geleneksel Hakas peyniri), katulka (sosisin yuvarlanarak şekillendirilmiş hali, Ulyanovsk bölgesi), demyanka (patlıcan, Astrahan), çikanut’ (bir şeyi hızla ve kararlılıkla yapmak, Sibirya) ve çiriki (terlik, Tataristan) gibi sözcükler var. Bu kelimelerin her biri, sosyal medyada yalnızca binde bir oranında kullanılıyor.

Buna karşın, bazı bölgesel kelimeler daha fazla bilinirliğe sahip. Örneğin, zakatka (ev yapımı konserveler, Kırım), sopka (tepe, Primorskiy ve Habarovsk bölgesi) ve porebrik (kaldırım taşı, St. Petersburg) gibi kelimeler sosyal medyada on binlerce kez paylaşıldı.

Araştırmaya göre, bölgesel kelimeleri en çok kullanan şehirler arasında St. Petersburg, Moskova, Leningrad bölgesi ve Krasnodar bölgesi bulunuyor. Bu kelimelerin en fazla paylaşıldığı platformlar ise Odnoklassniki (yüzde 67) ve VKontakte (yüzde 32) oldu. Gençler bu kelimeleri çoğunlukla internet mizahında ya da ironi amaçlı kullanıyor, ancak günlük konuşmalarında tercih etmiyor.

Dil uzmanları, bölgesel kelimelerin unutulmasının dilin doğal evriminin bir parçası olduğunu belirtirken, bazı kelimelerin dijital kültürde yeni bir hayat bulabileceği görüşünde. 2024 yılında Rusçada en popüler kelimelerden biri vayb (atmosfer, ruh hali) olurken, skuf (üzüntü) ve prilyot (olumsuz bir olayla karşılaşmak) gibi modern kelimeler de gençler arasında yaygınlık kazanmıştı.


28 Şubat 2025 Cuma

SSCB'de daça arazisi standardı neden tam 6 dönümdü?


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Sovyetler Birliği döneminde  pek çok aile devletten, üzerine 'daça', kır evi inşa edebilecekleri ve sebze ve meyve yetiştirebilecekleri arazi parselleri almışlardı.

Ancak, bunların büyüklüğü sıkı bir şekilde denetlenip, düzenleniyordu.

 

Altı dönüm (Rusça'da 'sotka') 600 metrekareye eşittir (örneğin, arsa 20 metre genişliğinde ve 30 metre uzunluğunda olabilir). 

Bu "daça standardı"nın arkasındaki ideolog, Moskova Tarım Enstitüsü profesörü Vitaly Edelstein'dı.

Yaşamı boyunca sebze yetiştirme teknolojisine adanmış 500'den fazla bilimsel makale yazdı. 'Bireysel Bahçe' (1944) adlı kitabında hangi bitkilerin en iyi şekilde ve hangi miktarlarda yetiştirildiğini hesapladı. Yıllık norm 500,7 kg olarak çıktı. 

Profesör, başlıca sebzelerin patates, havuç, soğan, salatalık, domates ve lahana olduğunu, kısacası Rusya halkının bugün bile yazlık evlerinde yetiştirdiği her şeyi sıraladı.

Daha sonra Edelstein, sebze bahçesi için gereken alanı (124,5 metrekare) hesapladı, ailedeki kişi sayısıyla çarptı ve bahçe ağaçları ve müştemilatlar için biraz alan ekledi. Tam olarak 6 'sotka' veya ares çıktı.

1949 yılında, SSCB Bakanlar Kurulu, hesaplamalarına dayanarak 'İşçilerin ve çalışanların kolektif ve bireysel bahçeciliği ve bahçeciliği hakkında' başlıklı bir kararname yayınladı ve şehir sınırları içinde 6 dönüm veya şehir sınırları dışında 12 dönüm normunu belirledi.

1930'larda birçok daça arsası Sovyet vatandaşlarına tahsis edilmişti, ancak hepsi farklı büyüklükteydi.

1961 yılında, profesör, 'Sosyalist Emek Kahramanı' unvanıyla ödüllendirildi.

22 Şubat 2025 Cumartesi

Bahar ufukta: Moskova'da Maslentista şenlikleri başladı


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Moskova’da Maslenitsa kutlamaları başladı, şehir genelinde 30’dan fazla etkinlik alanında festival coşkusu yaşanıyor. Ziyaretçilere 200 farklı iç malzeme ile hazırlanan 50’den fazla çeşit bilini (krep) Maslenitsa'nın simgesi olarak sunulurken, geleneksel oyunlar ve eğlenceler düzenleniyor. Şehir merkezinde parklara va caddelere taşan etkinliklerde eski halk oyunlarının yanı sıra tiyatro gösterileri ve müzik performansları da yer alıyor. Başkentteki restoranlar Maslenitsa’ya özel menüler hazırlayarak etli, balıklı, tatlı krepler ve krep lazanya gibi özel lezzetler sunuyor.

Tverskaya Meydanı'nda açık hava tüccar salonu kurulurken, Manejnaya Meydanı’nda tarihi Rus tarifleriyle yemek hazırlayan açık mutfaklar bulunuyor.

Aktif Vatandaş platformunda yapılan oylamaya göre, Moskova halkı en çok ekşi krema (smetena), bal ve tereyağlı krepleri tercih ediyor.

Popüler restoran zinciri Teremok, Maslenitsa için özel olarak Dubai çikolatalı krep sunarken, kurumsal catering hizmetleri de etkinlik boyunca artan talepten faydalanıyor. Catery.ru CEO’su Andrey Çerepanov, Maslenitsa haftasında krep siparişlerinde dört ila beş kat artış yaşandığını belirtiyor.

Maslenitsa, kışın bitişini ve baharın gelişini simgeleyen geleneksel bir Slav festivali. Büyük Perhiz öncesindeki hafta boyunca kutlanıyor ve halk eğlenceleri, krep ziyafetleri, tiyatro gösterileri ile son gününde Maslenitsa kuklasının yakılması gibi etkinliklerle öne çıkıyor.

Bu yıl Maslenitsa kutlamaları Moskova’da 2 Mart’a kadar devam edecek. Rusya genelinde her yerde bilinili günler yaşanacak. 

16 Şubat 2025 Pazar

Rusya'nın 'şişedeki ekmeği' Kvas'ın kısa tarihi


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Kvass'ı kim icat etti? Kvass ile vatanseverlik arasındaki bağ nedir? Çarın sarayındaki tüm şampanyalar neden kvass ile değiştirildi? Popülaritesini "öldüren" şey neydi? İşte Rusya'nın en popüler yaz içeceğinin kısa bir tarihi.

Rusların kaç çeşit kvas icat ettiğini hayal bile edemezsiniz. Tatlı, ekşi, naneli, kuru üzümlü, elmalı, armutlu, ballı, biberli, yaban turpuyla, koyu kvas, asker kvası... Dürüst olmak gerekirse, tüm bu çeşitleri ortaya çıkarmak için en az 10 yüzyılları vardı. 19. yüzyılın başlarında binin üzerinde tarif vardı. Kvas - un ve malttan veya çavdar ekmeğinden yapılan fermente bir içecek - isterseniz bir tür ulusal bağ haline geldi ve hatta bir zamanlar büyük siyasetin bir parçasıydı. Ama en baştan başlayalım.

Kvası kim icat etti? 

Ülkenin ana soğuk içeceğinin Rusya'da ilk ne zaman ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir.

Büyük olasılıkla Ruslar tarafından icat edilmemiştir bile. Antik Yunan ve Antik Mısır'da kvasa benzeyen bir şey vardı. MÖ 5. yüzyılda Herodot, 'Zyphos' adlı bir içecekten bahsetmiştir: ekmek kabuklarının ıslatılması ve bunun sonucunda oluşan fermantasyonun kvasa benzer bir içecek üretmesiyle yapılırdı.

Böylece, kvasın her yerde yapıldığı anlaşılıyor, ancak birkaç faktörün birleşimi nedeniyle - malzemelerin bulunabilirliği ve hava koşulları - Rusya'da kök saldı. Kvasın ilk yazılı sözü 996 tarihli bir kronolojide bulunabilir: Prens Vladimir'in emriyle, yeni Hristiyan olanlara "yemek, bal ve kvas" ikram edildi. Zamanla, diğer ülkelerde, bu tür içecekler başka bir şeye (örneğin, bira) dönüşürken, kvas bir Rus "icadı" olarak kaldı. Ancak, en ilginç kısım kvasın "ulusal" bir içecek statüsü kazanmasından sonra başladı. 

Kvas'ı kimler içiyordu ve neden bu kadar çok içiyorlardı? 

Kvas, kelimenin tam anlamıyla herkes tarafından tüketilen bir içecekti: köylüler, askerler, doktorlar, rahipler, çarlar. Her ailenin kendi tarifi vardı - dolayısıyla çok sayıda farklı çeşidi vardı. Bu açıdan, borş'a benzemez: pişirmenin genel kuralları aynıdır, ancak herkes kendi nüanslarıyla yapar. Özellikle kvas, deney için çok fazla alan sunduğu için: fark hem malzemelerin miktarlarında ve türlerinde hem de pişirme sürecinin kendi özelliklerinde olabilir.

Örneğin, şerbeti hazırlamak için (su eklenmiş ve fermentasyona bırakılmış ekmek veya un), soğuk veya sıcak su kullanılabilirdi - ve sonuç ikisi arasındaki seçime bağlıydı. Veya şerbetin fırında veya fıçılarda tutulduğu süre de değişirdi. Son olarak, kvasın fermente edilmesi gereken fıçılar şeker, şerbetçiotu, nane, kuru üzüm, bal vb. ile kaplanabilirdi.

Rusya'da kvas, tıpkı çayın günümüzde olduğu gibi günlük bir içecekti. "Ekmekle aynı şekilde, kvastan asla sıkılmazsınız" der bir Rus atasözü. Dahası, kvas eskiden uygun yiyecek olarak kabul edilirdi, bu yüzden onunla birlikte kullanılan fiil "içmek" yerine "yemek"ti. Kıtlık zamanlarında, insanların hayatta kalmasını sağlardı, işçiler tarlada çalışmaya veya diğer zor işleri yapmaya gittiklerinde yanlarında götürürlerdi. Şimdi olduğu gibi sıvı olmasına rağmen, tokluk hissi yaratırdı. Ayrıca düzinelerce farklı yemeğin temeli olarak kullanılırdı: okroshka'dan (temel olarak kvaslı bir salata) yeşil soğanlı tyurya'ya (ekmek kabuğu çorbası).

12. yüzyıldan itibaren, düşük alkollü ekşi bir içecek olan kvas ile son derece sarhoş edici bir içecek olan kvas arasında bir ayrım ortaya çıktı. İkincisine tvoryonny (yaratılmış) adı verildi, yani sadece doğal olarak fermente edilmekle kalmayıp demlendi. Demlenmediği sürece, kvastaki doğal fermantasyon alkollü fermantasyonu durdurur ve ortaya çıkan içecek %1-2'den fazla alkol içermezken, tvoryonny kvası hacim olarak şarapla aynı alkole sahiptir. Bu nedenle kvas, alkole dönüşme yeteneği nedeniyle de takdir edildi.

Bu, özel bir mesleğin ortaya çıkmasına neden oldu - kvasnik (kvass üreticisi). Her kvasnik belirli bir kvass çeşidinde uzmanlaştı ve buna göre adlandırıldı (elma kvasniği, arpa kvasniği, vb.). Her kvass üreticisi kendi mahallesinde çalışıyordu, dışarı çıkmak sorunluydu: kvasnikler arasında net bir bölge ayrımı vardı, bu da sert rekabetle başa çıkmaya yardımcı oldu.

Son olarak, kvasın sahip olduğu muazzam popülariteyi açıklayan başka bir teori daha var. "Sebebi basit: temiz içme suyu eksikliği vardı. Bir ülke ne kadar yoğun nüfusluysa, bu sorun o kadar akut hale geldi ve salgınlara ve kitlesel gıda kaynaklı salgınlara neden oldu. Oysa fermente bir içecek (örneğin kvas veya elma şarabı gibi) hijyenik açıdan pratik olarak güvenliydi," diyor Rus mutfak tarihçisi Pavel Syutkin.

Eski bir tılsım ve vatanseverlikle bağlantı 

Ve yine de, kvass sadece salgınları önlemenin bir yolu olarak değerli değildi. O kadar popülerdi ki, kutsal ve mistik özellikler kazandı ve yarı bir tılsım haline geldi. Genç kadınlar düğünlerinden önce yıkanma töreni sırasında hamamlardaki banklara dökerlerdi (ve geri kalanını içerlerdi), erkekler ise yıldırım düşmesi sonucu çıkan yangınları söndürmek için kvass kullanırlardı, çünkü bu tür "Tanrı'nın gazabı" ile yalnızca kvass veya sütün baş edebileceğine inanırlardı. Bir versiyona göre, yayılmasını önlemek için kvass fıçısından bir çemberi ateşe atarlardı. Başka bir versiyona göre, söndürmek için gerçekten de kvass'ı ateşe dökerlerdi.

Sarayda da kvasa çok fazla inanılıyordu, ancak çoğunlukla olağanüstü sağlık yararları açısından. Kvas kelimesi, eski Rusça'daki "asidik" kelimesiyle aynı kökten türemiştir ve laktik asidin vücut üzerinde yararlı bir etkiye sahip olduğu düşünülüyordu. Kvas, askeri komutan Aleksandr Suvorov ve her gün içen Çar Büyük Petro tarafından çok seviliyordu. Saray soytarılığına düşürülen Prens Mihail Golitsyn'e Kvassnik lakabı takıldı: Görevleri arasında İmparatoriçe Anna Ioannovna için kvas dökmek de vardı.

Kvas'ın popülaritesi, 1812'de Napolyon'la yapılan savaştan sonra, Rus soylularının vatanseverliklerini göstermeye başlamasıyla zirveye ulaştı... evet, kvas aracılığıyla. Pavel Syutkin, "Acil bir durum olarak şampanya, balolarda kristal bardaklarda servis edilen kvas ile değiştirildi," diyor. Kaçınılmaz olarak, bu gösterişli, resmi Rusofili kısa sürede bir ironi kaynağı haline geldi. "Kvas vatanseverliği" ifadesi böyle ortaya çıktı. Yazarının, bir edebiyat eleştirmeni ve Alexander Pushkin'in yakın arkadaşı olan Prens Vyazemsky olduğuna inanılıyor. Puşkin, Paris'ten Mektuplar'ında (1827) şöyle diyor: "Birçok kişi vatanseverliği kendi ülkelerinden gelen her şeye koşulsuz övgü olarak görüyor. Turgot buna köle vatanseverliği, du patriotisme d'antichambre adını verdi. Biz buna kvas vatanseverliği diyebiliriz."

'Kaba' içki

Ve yine de, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kvass konumunu kaybetmeye başladı: o ve benzeri ekşi tatlar aristokrat çevrelerde popülerliğini yitirdi ve sözde "kaba" diyetin bir parçası olarak görülmeye başlandı. Aynı zamanda kvass, genç memurlar, tüccarlar, orta sınıf üyeleri ve köylüler arasında popülerliğini sürdürdü. 1807'de II. Katerina'nın bir doktorunun yazdığı gibi: "En eski sıradan doktorlardan biri olan, Büyük Katerina'nın eski favori sıradan doktorlarından biri olan Doktor Rogerson, hijyen açısından lahana turşusu, salatalık turşusu ve kvasın St. Petersburg'un sıradan insanları için son derece iyi olduğunu ve onları yerel iklimin ve ölçüsüz yaşam tarzlarının etkisi altında gelişebilecek çeşitli hastalıklardan koruduğunu düşünüyor."

Yüzyılın ortalarında sanayileşmenin başlamasıyla kvass üretimi sıradan evlerde bile daha az yaygınlaştı. Kvass mirasını korumak amacıyla, Rus Halk Sağlığını Koruma Derneği içeceğin himayesine girdi ve hastanelerde üretmeye başladı. O zamana kadar, tam bir yüzyıldır, hastane kvası ordu ve donanma personeli ile tutukluların zorunlu ödeneğinin bir parçasıydı. Bir alay nerede konuşlanmışsa, orada bir revir vardı ve bir revir varsa, orada ayrıca kvass bulunan bir soğuk oda vardı. Kvass sıkıntısı varsa, sorun kıdemli komutanlığa bildirilir ve daha fazla malt satın almak için derhal fon ayrılması talebiyle bildirilirdi.

Ancak kvas için büyük bir aksilik, 1905'te alay revirleri ve hastanelerinin kvas'ı çayla değiştirmesiyle yaşandı. Bunun başlıca nedeni, kvas'ın sefer sırasında hazırlanmasının ve saklanmasının çok daha zor olmasıydı. O zamandan beri kvas, Rus halkının vazgeçilmez içeceği olmaktan çıktı ve daha çok sevilen bir içecek haline geldi. Sovyet zamanlarında, tahtadan değil, ülkenin her yerinde hava ısındığı andan sonbahara kadar ortaya çıkan sarı metal fıçılardan fıçıda satılıyordu.

Sovyet sonrası Rusya'da kvas şişelerde de satılmaya başlandı. Günümüzde şişelenmiş kvas her mağazada bulunabilir. Bu arada, geleneksel sarı fıçılar da ortadan kalkmadı. İçlerindeki kvas standart bir tarife göre hazırlanıyor ve artık çeşitli tatlarla övünemiyor, ancak bu "sıradan" kvasın da sadık hayranları var.