Moskova

Moskova
Rus Dili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rus Dili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2026 Pazartesi

Rusçada en çok eş anlamlısı olan kelime


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da yapılan bir dil araştırmasına göre, Rusçada en fazla eş anlamlı kelimeye sahip sözcük "oçen" (çok) oldu. Puşkin Enstitüsü uzmanlarına göre bu zarfın yaklaşık 100 farklı eş anlamlı kullanım şekli bulunuyor.

Uzmanlar, "çok" anlamını veren kelimelerin resmi, edebi, günlük konuşma dili ve halk ağzı gibi farklı üsluplarda kullanıldığını belirtiyor. Tarafsız ve yazı diline ait örnekler arasında "vesma" (oldukça), "krayne" (son derece) ve "çrezvıçayno" (olağanüstü derecede) yer alırken, konuşma dilinde "jutko", "çertovski" ve "straşno" gibi ifadeler aynı anlamda kullanılabiliyor.

Bunun yanı sıra halk diline ait "dyuje", "straşt kak" ve "oçenno" gibi sözcükler ile eski Rusçadan günümüze ulaşan "zelo" ve "velmi" gibi kelimeler de aynı anlam grubunda bulunuyor.

Dilbilimcilere göre bu zenginlik, insanların yalnızca bir özelliğin derecesini değil, aynı zamanda duygularını ve anlatım tarzlarını da yansıtma ihtiyacından kaynaklanıyor. Örneğin "çok yoruldum", "fena halde yoruldum", "ölümüne yoruldum" ve "köpek gibi yoruldum" ifadeleri benzer anlam taşısa da farklı duygusal tonlar içeriyor.

Uzmanlar ayrıca her eş anlamlının her durumda birbirinin yerine kullanılamayacağını vurguluyor. Bazı ifadeler yalnızca sıfatlarla, bazıları ise fiillerle birlikte kullanılabiliyor. Bu nedenle Rusçada doğru kelime seçimi yalnızca anlamı değil, dil bilgisi kurallarını ve anlatımın üslubunu da dikkate almayı gerektiriyor.

30 Mart 2026 Pazartesi

Tüm dünyaya Rus dilini öğreten dilbilimci


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Dünyanın dört bir yanındaki birçok Rus dili uzmanı Vitaly Kostomarov adını biliyor.

Vitaly Kostomarov (1930-2020), Rusçayı yabancı dil olarak öğretme konusuna bilimsel bir yaklaşım getiren ilk kişiydi ve yabancılar için bir dizi Rusça ders kitabı hazırladı. Ancak, asıl bilimsel ilgi alanı dil ve kültür arasındaki ilişkiyle de ilgiliydi. Bilim insanı, herhangi bir dilin öğretiminin ülkenin kültürüyle birlikte gerçekleşmesi gerektiğinde ısrar etti.

Kostomarov'un 'Dil ve Kültür' adlı kitabı, dilbilim ve kültür çalışmalarına (dilbilim ve kültür bilimi olarak da adlandırılır) yani dilin ülke ve kültürü hakkındaki gerçekler üzerinden incelenmesine ivme kazandırdı.

Kitabında şöyle yazmıştı: "Yabancı dil öğrenenler genellikle öncelikle iletişimde yer almanın başka bir yolunu öğrenmeye çalışırlar. Ancak bir dil edinirken, kişi aynı anda yeni bir ulusal kültüre nüfuz eder ve öğrenilen dilin barındırdığı muazzam manevi zenginliği edinir."

Dilbilimci, "Özellikle yabancı bir öğrenci veya okul çocuğu, Rus dilini öğrenirken, Rus ulusal kültürü ve tarihiyle, Rus halkının çağdaş yaşamıyla ve ayrıca, çok daha az ölçüde de olsa, Sovyetler Birliği'nin diğer halklarının kültürleriyle tanışmak için gerçek ve son derece etkili bir fırsat elde eder" diye ekliyor.

Kostomarov'un bilimsel başarıları çok sayıda ödül ve devlet nişanıyla taçlandırıldı. Ayrıca, SSCB Pedagoji Bilimleri Akademisi'nin (şimdiki Rus Eğitim Akademisi) ve Uluslararası Rus Dili ve Edebiyatı Öğretmenleri Birliği'nin başkanlığını da yaptı.

1960'larda onun girişimiyle Moskova Devlet Üniversitesi'nde Rus Dili Bilimsel ve Metodolojik Merkezi kuruldu. Ve 1973'te bu merkezden Puşkin Devlet Rus Dili Enstitüsü "doğdu" ve Kostomarov ilk müdürü, ardından da rektörü ve başkanı oldu.

Bugün Puşkin Enstitüsü, Rusçayı yabancı dil olarak öğretme konusunda önde gelen eğitim ve bilim kurumudur. Kuruluşundan bu yana geçen yıllar içinde, dünyanın dört bir yanından 90 ülkeden 500.000 mezun, Rusça öğretmeni ve Rusça dilbilimcisi olmuştur.

11 Ocak 2026 Pazar

"Kuz'kina mat" ve "Yoshkin kot" kimlerdir?



Kaynak: https://dzen.ru/

 

Rus dili, yalnızca imgeleriyle değil, aynı zamanda sert küfürlerin yerini alan ve tüm duygusal gücünü koruyan şaşırtıcı ifadeleriyle de ünlüdür.

"Poznat' kuz'kinu mat'" (Kuz'kin'in annesini göstermek için) ve "yoshkin kot" (kediyi göstermek için) gibi ifadeler sadece kelimeler değil, folklora, politikaya ve hatta sinemaya dayanan bütün hikayelerdir.

Gelin, bunların kökenlerini ve anadili konuşanlar tarafından neden bu kadar sevildiklerini inceleyelim.

"Kuzka'nın annesi" ifadesi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri Nikita Kruşçev sayesinde dünya çapında ün kazandı. 1959'da Moskova'da düzenlenen Amerikan başarıları sergisinde, Amerika Birleşik Devletleri için "Size Kuzka'nın annesini göstereceğiz!" demişti. Çevirmen bu ifadeyi "Kuzma'nın annesi" olarak çevirmekte zorlanmış ve Amerikan kamuoyu bu tehlikeli kadının kim olduğu konusunda uzun süre şaşkınlık yaşamıştı. Kruşçev daha sonra bu deyimin "Size daha önce hiç görmediğiniz bir şey göstereceğiz!" anlamına geldiğini açıklığa kavuşturdu.

1959'da Richard Nixon ve Nikita Kruşçev. Sovyet Genel Sekreteri'nin Kuzka'nın annesine yaptığı gönderme ve bu deyimin İngilizce'deki anlaşılmazlığı büyük yankı uyandırdı.

Kruşçev, var olan yaygın bir ifadeyi kullandı. Tam kökeni bilinmiyor, ancak birkaç olası versiyonu var. Rus atasözlerinde ("Acı Kuzma - acı bir kader"), Kuzma genellikle mutsuz, annesi ise sert bir kadın olarak tasvir edilir. Eski zamanlarda "Kuzka", ev içi cezalandırmada kullanılan bir kırbacı da ifade edebilirdi. Bu durumda "Kuzka'nın annesine göster" tehdidi, daha ciddi bir silah göstermek anlamına geliyordu. Kuzka ayrıca bir domavoy veya orman cini, annesi ise eve felaket getiren kötücül bir yaratık olan Kikimora'yı da ifade edebilirdi.

Kruşçev'in konuşmasının ardından bu ifade siyasi sözlüğe sağlam bir şekilde yerleşti. 1961'de, Sovyetler Birliği'nin en güçlü termonükleer bombası olan AN602, halk arasında "Kuzka'nın annesi" olarak anılmaya başlandı.

"Yoshkin kedisi"nin kökeni tartışmalı bir konudur. İki ana teori vardır ve her ikisi de geçerlidir. Bazıları kediyi Baba Yaga (Yaga, Babka Yozhka) ile ilişkilendirir. Slav mitolojisinde ise genellikle canavarca güce sahip efsanevi bir yaratık olan Bayun Kedi ile ilişkilendirilir.

Bu, büyük olasılıkla nispeten yeni bir örtmecedir; müstehcen ifadelerin yerine kullanılan, uydurulmuş bir ifadedir. Diğer popüler ikamelerden ("yokarny babay" gibi) esinlenerek oluşturulmuş ve 20. yüzyılın sonlarında popüler hale gelmiştir.

Bu ifade, karakterlerin duygusal bir şekilde kullandığı 1984 yapımı "Aşk ve Güvercinler" adlı komedi filminin yayınlanmasından sonra yaygın bir popülerlik kazandı. Bu da ifadeyi gerçekten popüler hale getirdi.

Bu ifadenin popülerliği o kadar büyüktü ki, 2011'de Yoshkar-Ola'da şehrin adındaki "Y" harfinden oluşan "Yoshkin Kot" adlı bronz bir anıt dikildi ve yerel bir simge haline geldi.

Rus dili, bu tür anlamlı kelime değişimleri açısından zengindir. İşte birkaç ünlü örnek daha (bu ifadelerin herhangi birinin kökenini öğrenmek isterseniz yorumlarda bize bildirin :)

Japonca "polis" kelimesi şaşkınlık veya rahatsızlık ifadesidir. Gerçek bir tarihi olaydan kaynaklanmaktadır: 1891'de Japonya'nın Otsu şehrinde, Rus tahtının varisi II. Nikolay, yerel bir polis memuru tarafından saldırıya uğramıştır.

"Yadrena vosh" (kelimenin tam anlamıyla "nükleer bit"), güçlü duyguları (şaşkınlık, sinirlilik) ifade etmek için kullanılan bir deyimdir. "Yadryonny" (kelimenin tam anlamıyla "nükleer") kelimesi "güçlü, kudretli" anlamına gelir ve "voshi" (kelimenin tam anlamıyla "bit") ile birleşimi, halk arasında yaygın bir kelime oyununun sonucudur.

"Yokarny Babay", kaba bir küfür kelimesinin "nezaket" bir alternatifi örneğidir. "Babay", çocukları korkutmak için kullanılan Türk folklorunda yer alan bir karakterdir.

Yolki-palki, Yoperny teatr, Yedrena kopalka - bunların hepsi "ё" ile başlayan, yumuşatılmış, genellikle mizahi ifadelerin örnekleridir.

"Kuz'kina mat" ve "Yoshkin kot" gibi ifadeler sadece kelimeler değil, halk mizahının, yaratıcılığının ve zengin bir tarihin yansımasıdır. Bu ifadeler, dilin kaba olmadan en güçlü duyguları iletmek için nasıl canlı ve eşsiz imgeler yaratabileceğini gösterir. Bu ifadeler bizimle birlikte yaşar ve değişir ve gizemli kökenleri de cazibelerini artırır.

12 Aralık 2025 Cuma

Riki tiki tambo

 


Riki tiki tambo

 

 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/riki-tiki-tambo/


İrina’nın kızkardeşi doğum yapmıştı. Bebeğin annesininki gibi masmavi gözleri vardı.

Hepimiz sırayla kutladık.

Ben içimden yaşadığımız sorunları düşünerek bütün bu dertlerin son bulduğu huzur ve barış içinde bir dünyada büyümesini temenni ediyorum.

Dünyamızın bütün güzelliklerinin yanısıra ne yazık ki sorunlar da yeni doğan yavrularımızı bekliyor. Keşke elimizden gelebilse de onlara daha yaşanabilir bir dünya bırakabilsek.

Ne zaman bir yakınımın çocuğu doğsa hemen aklıma Nazım Hikmet’in güzel şiiri gelir:

“Hoş geldin bebek

yaşama sırası sende

senin yolunu gözlüyor kuşpalazı boğmaca kara çiçek sıtma

ince hastalık yürek enfarktı kanser filan

işsizlik açlık filan

tiren kazası otobüs kazası uçak kazası iş kazası yer depremi sel baskını

kuraklık falan,” diye başlar.

Biz de adettendir ya, “Analı, babalı büyüsün” diye temennide bulunuruz doğum kutlamalarında.

Ayrıca yavrumuzun barış içinde yaşanan sağlıklı, mutlu, uzun bir ömrünün olmasını diliyoruz.

***

Bizim Serkan’ı artık tanıyorsunuz. Tepkilerini ve garip sorularını da…İrina, kızkardeşinin hastaneye yatırıldığını söylediğinde, “Nesi var onun?” diye sormuştu.

İrina’nın cevabı da az ilginç değildi:

“Bilmiyorum.”

Ben, “Serkan’cım, insanlar her zaman olumsuz şeyler yüzünden hastaneye yatmıyor, bazen iyi şeyler için de hastaneye gidiliyor” diye uyarıyorum.

Gülüşmelerden sonra Serkan, “Haaa!” diye bağırıp, nihayet anladığını ilan etmişti.

Serkan, “İsmi belli oldu mu?” diye soruyor.

“Bir kaç isim düşünüyorlar, ama henüz karar vermediler.”

***

Ruslar genellikle geleneksel isimleri tercih ediyorlar.

Bir kaç yıldır Rusya’da bebeklere konulan en popüler isimler erkeklerde Aleksandr, kızlarda Sofiya imiş.

Moskova'da yeni doğan bebeklere verilen diğer popüler kadın isimleri Anna, Maria, Eva ve Vasilisa’ymış. Erkekler arasında en popüler diğer isimler ise Mikhail, Lev, Maksim ve Mark olmuş.

Moskova Evlendirme ve Nüfus Kayıt İdaresi (ZAGS) geçen sene yeni doğan çocuklara verilen en sıra dışı isimleri de açıklamış. 

Bazı ebeveynler kız çocuklarına Feya, Blagodariya, Rossiyana gibi isimler koymuşlar. 

Ellada, Malina, Vesna, Angela, Nektarina, Apreliya, Vselena, Severina da yılın en sıra dışı isimleri arasındaymış.

Moskova'da geçen sene erkek çocuklar için Spartak isminin de daha popüler hale geldiği, önceki seneye göre dört kat daha fazla tercih edildiği belirtilmiş. 

***

Gündelik hayatta Aleksandr'ı Saşa, Yelena'yı Lena, Mihail'i Mişa, Pavel'i Paşa diye kısaltan, özetle tüm isimlerin "kısa verisyonunu" tercih eden Ruslar, son dönemde "kağıt üzerinde" de olsa çocuklara ikili ve hatta üçlü isimler vermek gibi yeni bir moda başlatmışlar:

Moskova’da geçen yıl yeni doğan bebeklere sıklıkla çift, üçlü ve hatta dörtlü isimler verilmiş. 

ZAGS tarafından yapılan açıklamaya göre, çift isimli bebeklerin çoğunun isimleri arasına boşluk konulurken, bazı ebeveynler defis (-) ile ayrılmış isimleri tercih etmişler.

Erkek çocuklarına verilen bazı isimler: Aleksey-Nikolay, Yan-Roman, Mark-İosif, Egor-Luka, Grigoriy-Maksim, Yevgeniy-Yan, Avgustin-İvan, Lev-Aleksandr. 

Kız çocuklarına verilen bazı isimler: Luna Kristal, Avrora Mari Viktoriya, Eva-Gabriel, Taisiya-Antonina, Mariya-Viktoriya, Tatyana-Sofiya

Yetkililer, özellikle “Anna” ve “Eva” isimlerinin çift isim olarak sıkça tercih edildiğini belirtmişler.

Öne çıkan bazı Anna ile başlayan isimler: Anna-Mariya, Anna-Yelizaveta, Anna-Aleksandra.

Ayrıca, “Eva” ile başlayan çift isimler de yaygın olarak kullanılmış. Moskova’da doğan bebeklerden bazılarının ismi Eva-Mariya, Eva-Yeseniya, Eva-Diana olmuş.

Yetkililer, çift ve üçlü isim verme trendinin Moskova’da giderek yaygınlaştığını ve ebeveynlerin çocuklarına özgün ve farklı isimler koyma eğiliminde olduklarını vurgulamışlar. Medyaya yansıyan haberlere göre özellikle Moskova'daki ebeveynler, yeni doğan bebeklerine isim vermek için giderek daha fazla sayıda ismin "karmaşık tasarımlarını" buluyor.

Verilen örneklerden, kimilerinin "hikayesi olan isim", kimilerinin ise "aristokrat görünme" derdinde olduğu anlaşılıyor.

Moskova Nüfus Dairesi Başkanı Svetlana Ukhaneva, geçen yıl resmen kayda geçen bu kapsamdaki bazı isimleri örneklemiş:

Kızlarda Aleksandra Flor de Maria, Anastasia Aleksandra Annabella, Mia Nadejda Nancy, Aurora Frederica, Adelina Victoria.

Erkeklerde Adrien Jules Mişel, Aleksandr Mişel Boris, Saveliy-Svyatoslav.

Bu durumda nüfus kayıtlarına Ruslarda adet olan baba adı da eklenirse örneğin şöyle bir kimlik kaydıyla karşılaşmak mümkün: Anastasia Aleksandra Annabella Sergeyevna İvanova.

***

Biz bu muhabbeti sürdürürken İrina, ilginç bulduklarını kardeşine fikir vermek için not alıyordu.

İrina’nın kızkardeşinin bebeğine hangi isim konulacağını konuşurken konu dallanıp budaklanmıştı.

İgor, “Aslında bir insanın ömrü boyunca taşıyacağı isim meselesi önemli. Düşünmeden verilen isimler çocuklar için sonradan yaşamlarında zorluklar yaratıyor,” diyor.

“Farklı kültürlerde farklı gelenekler oluşmuş çocuklara isim vermek konusunda,” diyorum.

İspanyollar iki soyadı kullanır, isimlerinin bu kadar uzun olmasının sebebi de budur. İlk soyad annenin soyadı, ikinci soyad ise babanın soyadıdır. Yani bir kimse iki dedesinin de soyadını aynı anda taşır.

Bizim bir okul, mahalle, asker arkadaşımızdan bahseder gibi “Che” diye bildiğimiz Ernesto Che Guevera’nın adı ne kadar kısa görülüyor değil mi?

Ama meğer öyle değilmiş. Medya Günlüğü’nde daha önce de yazıldığı gibi, kısa, akılda kalıcı ve gösterişsiz bir isim olan “Che”, Arjantin’de dikkat çekmek için kullanılan, Türkçeye “hey sen!”, “dostum” ya da “hemşerim” olarak çevrilebilecek bir sözmüş.

Kübalı arkadaşları bu yabancı kelimeyi onunla özdeşleştirip ona bu lakabı takmışlar. Bu kelime genellikle arkadaşlar arasında, samimi ortamlarda kullanılıyormuş. Che Guevara’nın doğum belgesinde ise adı Ernesto Guevara olarak geçer, ancak bazen bazı belgelerde Ernesto Rafael Guevara de la Serna olarak da kaydedilmişti.

İspanyolca konuşulan ülkeler isimlerin uzun olmasıyla ünlü. İspanyol futbolcuların oynadığı maçlarda spikerler oyuncuların adını tam okumaya kalksa sonu gelene kadar maç biter veya sizin uykunuz gelir.

İspanyol ressam ve heykeltıraş Pablo Picasso dünyanın en uzun isimlerinden birine sahipmiş galiba.

20. yüzyılın en çok tanınan sanatçılarından Picasso'nun tam ismini yazmak yaklaşık iki satırınızı alıyor: Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso.

İgor, “İsim değil, destan mübarek!” diyor.

Serkan araya giriyor:

“Yeni Zelanda doğumlu emekli güvenlik görevlisi Laurence Watkins, 2 bin 253 isimden oluşan tam adıyla Guinness Dünya Rekorları’na girmiş. Adını 1990’da değiştiren Watkins, o günden beri 'dünyanın en uzun ismi' rekorunu elinde tutuyormuş. Tam adını okumak ise yaklaşık 20 dakika sürüyormuş.”

“Vay vay vay!”

“Watkins’in adı, altı sayfaya yayılan doğum belgesinde ve eski pasaportunda özel düzenlemeler gerektirirken, yeni yasalar sonrası Yeni Zelanda vatandaşları artık 70 karakteri aşan isim kullanamıyormuş.

Sosyal medyada tekrar gündeme gelen Watkins, günlük yaşamında adını Laurence Alon Aloy Watkins olarak kısaltıyormuş.”

***

Serkan, “Çinlilerin isimleri ne kadar kısa halbuki, d’il mi abi? Mesela Çin Devlet Başkanının ismi Şi Cinping,” diyor.

“Öyle miymiş acaba?” diye gülüyorum ve çocukluğumdan hatırladığım bir hikaye var, onu anlatmaya başlıyorum.

Ben küçükken akşamları radyoda yayınlanan ‘Uykudan Önce’ diye bir çocuk programı vardı, o programda dinlemiştim. Benim yaşımdaki pek çok kişi muhtemelen birkaç kere denk gelip, dinlemiştir.

Her şeyi kolayca hatırlamam, ama nasıl olduysa hikayedeki Çinli çocuğun tuhaf ismini seneler geçmesine rağmen unutmadım: “Riki tiki tambo nasirambo hariparipuşki paripumpa”.

Söylemesi bile ne kadar zor değil mi?

Ancak ne tuhaf, seneler geçmesine rağmen bu isim ezberimden kaybolmadı.

Hikaye şöyle:

İki küçük Çinli kardeş evlerine yakın bir bahçede oynuyorlarmış.

Koşturmaca, kovalamaca sırasında Riki tiki tambo nasirambo hariparipuşki paripumpa isimli daha küçük olanı bahçenin kuyusuna düşmüş.

Şükürler olsun bir yaralanma olmamış, ama zavallı çocuk derin kuyudan çıkamıyormuş. Abisi yardımına koşmuş, ancak elinden bir şey gelmemiş.

Zavallı küçük oğlan kuyunun dibinde çırpınıp yardım istiyormuş.

Abisi, yardım istemek için panik içinde sağa sola koşmuş, bir yandan da bağırarak olayı anlatıyormuş:

“Riki tiki tambo nasirambo hariparipuşki paripumpa kuyuya düştü. N’olur yardım edin.”

Komşularda da bir telaş. Koştururken onlar da rastladıklarına durumu anlatıp, yardım istiyorlarmış:

“Riki tiki tambo nasirambo hariparipuşki paripumpa kuyuya düşmüş, koşun.”

Bu uzun ismi tekrarlayarak olayı anlatırken zaman geçiyor, geç kalınıyormuş, panik de artıyormuş haliyle.

Neyse küçük çocuk sonunda kurtarılıyor. Çinliler bundan bir ders çıkarıp çocuklarına artık uzun isimler koymamaya karar veriyorlar.

Bu, eğlencelik, kurmaca bir masal tabii ki.

Serkan’ın hoşuna gidiyor. Sanki darbuka ritmiymiş gibi tekrarlamaya başlıyor:

“Riki tiki tambo nasirambo hariparipuşki paripumpa.”

***

Serkan, okuduğu bir haberi aktarıyor.

Sputnik’in haberine göre Dakar’dan Brüksel’e seyahat eden bir uçakta beklenmedik bir olay yaşanmıştı. Uçuş sırasında bir hamile yolcunun doğum sancıları başlamış, mürettebat ve yolcuların yardımıyla sağlıklı bir doğum gerçekleşmişti.

Anne, dünyaya gelen bebeğine "Fanta" ismini vermişti. Bu alışılmadık isim, kısa sürede sosyal medyada gündem olmuştu. Sosyal medya kullanıcıları dururlar mı, hemen bebeğin adıyla ilgili hem esprili hem de ilginç yorumlar yapmışlardı.

“Ne yani, bebeğin ismini sarı kola mı koymuşlar?” demiş biri.

“Niğde gazozu daha güzel olurdu,” demiş bir diğeri.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Hayatı fantastik olur umarım" yorumuyla dikkat çekerken, bir diğer kullanıcı, "Sprite ağlamaya gitmiş olabilir" diyerek olaya mizahi bir yaklaşım getirmiş.

Bizde de ilginç şeyler oluyor.

Aydın’da yaşayan bir çift dünyaya gelen erkek çocuklarına Japon iş adamı ve mühendis, ünlü otomobil markası Honda'nın kurucusu Soichiro Honda'nın ismini vermiş.

Baba, 7 yaşından beri motosiklet tamir ve bakımıyla uğraştığını belirterek, "Motosikletleri çok seviyorum. Bir gün çocuğum olursa ismini Honda koyacağım diye hep hayal ediyordum. Oğlumun ismini Honda koydum. Hayalim gerçek oldu. Çok mutluyum" demiş.

Karısı da eşini destekliyor, "Evlilik sürecinde eşimle sürekli bu isim konusunu konuşuyorduk. Söylediğinde hemen kabul ettim. Ben de motosiklet tutkunuyum. Aynı zamanda eşimle birlikte tamir işi yapıyoruz. Soichiro Honda'nın geçmişini de bildiğim için bunu kabul ettim. İnşallah vatanına, milletine hayırlı bir evlat olur" diye konuşmuş.

***

İgor, geleneksel isimleri tercih ediyor. Bu konuda da biraz muhafazakar.

Onun bu konudaki ısrarlı düşüncelerini bildiğimden biraz kızdırmak istiyorum.

“Rusya’da Z kuşağından gençler, isimlerinden ve özellikle de bunlardan türeyen baba adlarından (otçestvo) giderek daha fazla rahatsız olmaya başlamış,” diyorum.

Bildiğimden değil, gazetelerden okuduğum haberlerden.

Sosyal medyada ve internet forumlarında bu konu üzerine yoğun bir mizah akımı oluşmuş durumdaymış güya. Gençler, “İgoreviç” ya da “Denisovna” gibi baba adlarının kulağa komik geldiğini ve kendilerini ciddi bir şekilde temsil edemediği düşüncesindeymiş. Özellikle erkek isimlerinden türetilen baba adlarının alay konusu olması, bu tartışmayı daha da alevlendiriyormuş. Örneğin, İgor isminin “İgoreviç” olarak kullanılması, bazı gençler tarafından “trajik” bulunuyormuş, zira "İgoreviç" isminin içindeki "gore" dert, sıkıntı anlamına geliyor. Ayrıca bu isim için “adeta çocuk masalı kahramanı gibi” yorumları da mevcut. Rusçada gerçekten de sık sık Popoviç ve Nikitiç gibi isimler içeren masallar mevcut.

İgor’a oğlu Maksim’in böyle dertleri var mı?” diye soruyorum.

Aldırmaz bir tavırla gülüyor, “Saçma,” diyor.

***

Konuyu yine uzattık, gülmelik bir anektodla bitirelim.

Serkan, Moskova’da bir inşaat şirketinde çalışan Karadenizli arkadaşının anekdot tadında hikayesini anlatıyor.

Ahmet, yeni doğan kızına Nihamsi ismini koymak ister, nüfus memuru böyle isim olmaz diye itiraz eder.

Ahmet, hamsi balığının hastasıdır.

Tavasını, buğulamasını, pilavlısını, hepsini çok sever.

Ne var bunda, ağzının tadını bilen herkes sever diyeceksiniz; ama Ahmet’in sevgisi bir başka. Balıkçı olan ailesinin ekmek kapısı da hamsidir zira.

Ahmet, ısrar eder, kızının adını koymakta. Nüfus memuruna:

“Haçan memur bey, Nilüfer ismi olur da niye Nihamsi ismi olamıyormuş? Bi anlat bana daaa!”

Nüfus memuru, şaşırmış, susmuş, öyle bakıyormuş.

Ahmet, devam etmiş:

“Lüfer de balık, hamsi de... Öyle değul mi?”

7 Aralık 2025 Pazar

"Sinekten fil yaratmak" deyiminin anlamı nedir?



Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Anna Popova yazmış.

"не делать из мухи слона" ("ne delat iz mukhi slona" veya "sinekten fil yaratma").

Rusçada bu deyim esas olarak sıradan olayların, fazla da önemli olmayan şeylerin büyütülmesi, sorun haline getirilmesi durumunda kullanılmaktadır.

Bu deyim, sıradan bir olaya gereğinden fazla önem verildiğinde kullanılır.

Deyimin kökeni çok eski zamanlara dayanır: MÖ 2. yüzyılda yazar Lucian, 'Bir Sineğin Övgüsü' adlı eserinde bu deyimi kullanmıştır.

Yunancadan gelen bu ifade daha sonra Avrupa dillerine geçmiştir; örneğin Fransızca bir ifadenin izini sürerek Rusçaya girmiştir.

İngilizce karşılığı ise şöyledir: "Köstebeği dağa dönüştürmek."

Türkçede de benzeri bir deyim vardır: “Pireyi deve yapmak.”

Yani bütün bu kültürlere ait dillerde anlatılmak istenen asıl mesele sonuçlara varmak için acele etmemek, olup biteni olduğundan fazla abartmamak gerektiği.

Rusya'da yılın kelimesi seçildi: Tревожность


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da "yılın kelimesi" projesinin halk oylaması sonuçlarına göre yılın kelimesi "тревожность" (trevojnost, kaygı) oldu.

İnternet kullanıcıları tarafından önerilen diğer adaylar arasında "вера" (vera, inanç), "договорнячок" (dogovornyaçok, gizli ayarlanmış anlaşma ima eden argo), "кринж" (krinj, cringe, utandırıcı durum) ve "мир" (mir, barış) yer aldı.

Oylama, Çitay Gorod kitap zincirinin sitesinde yapıldı ve sonuçlar RİA Novosti tarafından aktarıldı.

Kommersant'ın aktardi[i açıklamada, "тревожность" (trevojnost, kaygı) kelimesinin «Halkın Sözü» kategorisinde birinci olduğu belirtildi. Bu kategoride adaylar doğrudan internet kullanıcıları tarafından önerildi. Projenin organizatörleri arasında Lingva imprints, Mir i Obrazovaniye yayınevi ve Skvortsovskiye Okumaları filoloji projesi yer aldı.

Uzman gruplarının belirlediği diğer kategorilerde ise «Beşeri Alan» bölümünde "ИИ" (i-i, yapay zeka / YZ), «Teknosfer» bölümünde "Промпт" (prompt, komut / istem), «Argo» bölümünde ise "Окак" (okak, şaşkınlık veya sert tepki ifade eden argo) yılın kelimesi seçildi. Bu terimler, uzmanlara göre 2025 yılı dil kullanımındaki yeni eğilimleri yansıtıyor.

26 Kasım 2025 Çarşamba

Rusça konuşmak için kaç kelime bilmek gerekli?


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rusça dilindeki sözlükler sayesinde kayıt altına alınan kelime sayısı en az 200 bin. Ancak kullanılan kelime sayısının bunun çok üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Gramota.ru portalının genel yayın yönetmeni filolog Ksenia Kiseleva, RIA Novosti’ye yaptığı açıklamada, bu sayının yalnızca "yazım şekli tespit edilmiş" kelimeleri kapsadığını belirtti.

Kiseleva, akademik orfografik kaynak Akademos'ta 200 binden fazla dil biriminin (kelimeler, kelime ön ekleri ve özel adlar) kayıtlı olduğunu söyledi.

Filolog, yeni anlamlar kazanan ya da henüz sözlüklere girmemiş birçok kelime bulunduğuna dikkat çekti. Örneğin, “toksiçnıy” (toksik) ve “vıgoraniye” (tükenmişlik) gibi sözcükler kullanımda yeni anlamlar kazanmış olsa da henüz sözlüklerde yer almıyor. Aynı şekilde “startap” sözcüğü sözlükte bulunurken, ondan türeyen “startaper” veya “dopereoformit” gibi üç ön ekli fiiller henüz kayıt altına alınmamış durumda.

Kiseleva’ya göre kelime sayısını kesin olarak belirlemek mümkün değil, çünkü Rusça’da pek çok kelimeden kolayca yeni türevler üretilebiliyor.

Günlük iletişim için ise çok daha az kelime bilgisi yeterli. Kiseleva, Rusça bilen bir yabancının bu dili temel düzeyde anlayıp kendini ifade edebilmesi için B1 seviyesinin yeterli olduğunu, bunun da yaklaşık 2–3 bin kelime bilgisine karşılık geldiğini söyledi. Filolog, bu kelime haznesiyle basit cümleler kurmanın ve günlük konuşmaları takip etmenin mümkün olduğunu  belirtiyor.

6 Kasım 2025 Perşembe

Rus isimlerinin 'yabancı' halleri


Kaynak: https://turkrus.com/

 

"Yurt dışında tanıştığınız biri adınızı duyunca gülmeye başlarsa, muhtemelen suç sizde değil, dil farklarında. Rusya’da kulağa normal gelen birçok isim, farklı dillerde bambaşka, hatta komik veya uygunsuz anlamlar taşıyabiliyor. Bu durum, seyahat eden ya da başka ülkelerde yaşayan Rusların zaman zaman ilginç durumlarla karşılaşmasına yol açıyor."

Dzen blog'da yer alan bir makale böyle başlıyor ve karşılaşılan farklı durumları şöyle özetliyor:

En bilinen örneklerden biri, Rusya’da çok sevilen “Katya” ismi. Güney Kore’de “ga-tja” sözcüğü “sahte” veya “taklit” anlamına geldiğinden, bu ülkede Katya olarak tanıtılmak istenmeyen bir yanlış anlamaya neden olabiliyor. Benzer bir durum “Nastya” için de geçerli. İngilizce’de “nasty” kelimesi “iğrenç” ya da “pis” anlamına geldiğinden, İngilizce konuşulan ülkelerde bu isimle tanışmak insanları şaşırtabiliyor. Aynı şekilde “Svetlana” adının kısaltılmış hali “Sveta”, İngilizce’de “sweat” (ter) kelimesine, Japonca’da ise “subeta” (ağır bir küfür) sözcüğüne benzetiliyor.

İsimlerin başka dillerdeki çağrışımları bazen daha da tuhaf olabiliyor. “Galina” İspanyolca’da “tavuk”, Letonca’da “et” anlamına geliyor. “Polina” ise İtalyanca’da yine “tavuk”, İspanyolca’da ise “aptal kadın” ya da “eşek” anlamını taşıyor. “Ira” ismi İtalyanca’da “öfke” ya da “kızgınlık” anlamına gelirken, İngilizce’de erkek ismi olarak algılanıyor. “Luda” adı Sırpça ve Hırvatça’da “deli”yle eş anlamlı; Polonyalılar için “Tanya” ise “ucuz” anlamını çağrıştırıyor.

Bazı durumlarda Rus isimleri kültürel ya da dini nedenlerle de şaşkınlık yaratabiliyor. “Alla” ismi Arapça konuşulan ülkelerde “Allah” sözcüğüne çok benzer bir şekilde telaffuz ediliyor, bu da özellikle Müslüman ülkelerde  bir şaşkınlığa yol açabiliyor. “Vladimir” adı ise Batı Avrupa’da hâlâ Drakula efsanesinin karanlık gölgesini taşıyor; kimileri için bu isim zarif değil, “gotik” bir çağrışım yapıyor.

Rusya’da çok yaygın ve saygın bir erkek adı olan Semyon (Семён), maalesef İngilizce konuşulan ülkelerde en çok gülünç duruma düşen isimlerden biri. Bunun nedeni, İngilizce’de “semen” kelimesinin “meni” ya da “sperm” anlamına gelmesi. Dolayısıyla bir Rus erkeği kendini İngiltere ya da ABD’de “My name is Semyon” diye tanıttığında, muhataplarının gülümsememesi neredeyse imkânsız oluyor.

Bu nedenle birçok Rus, yurtdışına çıktığında adını “Sam” ya da “Simon” olarak kısaltmayı tercih ediyor. Çünkü bu iki isim hem kulağa tanıdık geliyor hem de anlamsal bir tuzağa düşülmesini önlüyor. 

Sonuçta isim sadece bir kelime değil, kültürler arasında köprü kuran bir kimlik göstergesi. Ancak bu örnekler, bazen o köprünün ne kadar kaygan olabileceğini hatırlatıyor. O yüzden sık seyahat eden Ruslar arasında yeni bir kural giderek yaygınlaşıyor: Yurt dışındaysanız, adınızı tam hâliyle söyleyin. Hem yanlış anlaşılma riskini azaltır, hem de sohbetin tatsız bir gülüşle başlamasını önler.

26 Ekim 2025 Pazar

Açık Büfenin İsveç'le ne alakası var?


Kaynak: https://dzen.ru/

 

Rus dilinde kökenleri pek bilinmeyen pek çok deyim var. “Açık büfe”nin karşılığı “İsveç masası” (шведский стол) bunlardan biri.

Herkes "açık büfe"nin ne olduğunu bilir, ancak neden bu isimle anıldığını herkes açıklayamaz. İsveç'te ortaya çıkması tesadüf değildir; ülke sakinlerini ayıran genel kültürel davranış biçimleriyle, özellikle de yemek kültürleriyle yakından bağlantılıdır.

Açık büfe, otel veya kafelerde yemek servisi yapmanın popüler bir yoludur. Masalar çeşitli yemeklerle doludur ve konuklar en sevdikleri yemekleri kendileri seçip servis ederler.

İsveç büfesinin bu ülkeyle belirli bir bağlantısı var. İsveçliler buna "smorgasbord" diyorlar; bu da tam anlamıyla "atıştırmalık masası" veya "sandviç masası" anlamına geliyor. İsveç'te atıştırmalıklar sadece sandviç değil, doyurucu herhangi bir öğündür.

Bu yemek servis biçimi, kökleri uzak geçmişe dayanan bir İskandinav geleneğidir. Modern İsveçlilerin ataları, uzun ömürlü yiyecekleri gelecekte kullanılmak üzere saklardı. Bunlar arasında genellikle tuzlu balık, füme et ve çeşitli kök sebzeler bulunurdu.

Misafirler geldiğinde, ev sahipleri tüm yemekleri büyük kaselere koyup masaya koyarlardı. Misafirler de sırayla yaklaşıp tabaklarını doldururlardı. Bu sayede ev sahipleri her misafirle tek tek ilgilenmek zorunda kalmazdı. Pratik, değil mi?

"İsveç masası" teriminin Rusçaya nasıl girdiğine dair birkaç teori var. Örneğin, Büyük Kuzey Savaşı sırasında İsveçli askerlerin akşam yemeği için toplandıkları sırada kamplarına düşman kuvvetleri tarafından aniden saldırıldığına dair uzun zamandır devam eden bir efsane var.

İsveçliler geri çekilmek zorunda kaldı. Doğal olarak yanlarına yiyecek almamışlardı. Ancak, kelimenin tam anlamıyla yiyeceklerle dolu bir masaya gelen Rus askerleri, yiyeceklerin çeşitliliği karşısında şaşırdılar.

Başka bir versiyona göre ise bu ifade, 19. ve 20. yüzyılın başlarında yazarların ve gezginlerin etkisiyle yaygınlaşmış ve o dönemde tren istasyonlarının yakınında bulunan meyhane sahipleri tarafından benimsenmiştir.

Müşteriler önce ödeme yapıyor ve ancak ondan sonra büfe tezgahına erişim hakkı elde ediyorlardı. Bu sayede restoran sahipleri, geç gelenlerin ve yemeklerinin parasını ödemeden ayrılanların sorunlarından kurtuluyordu. Rusya'da büfenin popülerleşmesi, büyük ölçüde, çok seyahat eden ve beğendikleri veya şaşırtıcı buldukları gelenekleri romanlarında anlatan yazarlar sayesinde olmuştur.

Örneğin, yazar ve gezgin Konstantin Skalkovsky, "Seyahat İzlenimleri: İskandinavlar ve Flamanlar Arasında" (1880) adlı kitabında, tanık olduğu böylesine cömert bir dağıtımı ilk anlatanlardan biriydi. Skalkovsky, bu masadan alınan yemeklerin "ziyafet verenlerin vicdanına göre" ödendiğini belirtmişti. Yani, müşteriler ne kadar yediklerini kendileri sayıyor ve toplam tutarı "şeref sözü" ile ödüyorlardı.

Aleksandr Kuprin de seyahat notlarında "ünlü büfelerden" söz ederek, kuzey ülkesinin gastronomi kültürünün özelliklerini anlattı.

17 Ekim 2025 Cuma

'Meraklı Varvara' kimdir ve neden 'burnu koptu'?


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Bu deyişin ne anlama geldiğini Anna Popova yazmış:

Elbette, Varvara adında bir kadına gerçekten zarar gelmedi. Burnu da sağlam kaldı! Ama para meselesi - o da ayrı bir konu... 

Ancak, en baştan başlayalım. Eskiden 'нос' ('nos' veya 'burun'), borçlar, haftanın günleri ve/veya yapılan alışverişler gibi bilgileri kaydetmek için üzerine özel işaretler konulmuş özel bir tahta veya etiketti. Kısacası, hatırlanması gereken her şey.

Diyelim ki biri borç para verdi; borç veren hem kendi burnunu hem de borç alanın burnunu işaretlerdi. Borç alan parayı geri verdiğinde, bu işareti çizerdi. Bunun, okuma yazma bilmeyen birinin bile kullanabileceği hatırlatıcılar, günlük planlayıcı ve hatta hesap makinesi içeren eski bir takvim versiyonu olduğu söylenebilir.

“Любопытной Варваре на базаре нос оторвали” ( “Lyubopytnoy Varvare na bazare nos otorvali” veya “Meraklı Varvara'nın burnu pazarda koptu”. 

Bu atasözündeki Varvara, esasen aşırı meraklı bir kişinin kolektif bir imgesidir; müdahaleci ilgisi etrafındakileri sürekli rahatsız eder ve sinirlendirir. Bu yüzden “burnunu kaybetti”: misilleme olarak veya bir ders olarak, biri “burnundan” önemli bir işareti kopardı. Böylece, hiçbir şeyi kalmadı – geri ödenecek borcu yoktu, hatırlanacak önemli bir toplantısı yoktu.

Günümüzde bu deyim, aşırı merakın tatsız sonuçlara yol açabileceğini hatırlatmak için kullanılmaktadır.

12 Ekim 2025 Pazar

Rusça “karandaş”ın Türkçe kökeni


Halil Ocaklı

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Elinize aldığınız ya da gördüğünüz herhangi bir nesnenin adının kökenini merak eder misiniz? Ben merak ederim.

Her ad, geçmiş kültürlerin ve uygarlıkların taşıdığı bir öyküdür. O adın izini sürdüğünüzde, dillerin, düşüncelerin ve sözcüklerin birbirine nasıl karıştığını görürsünüz. Bu bakımdan köken öyküleri, dillerin birbirine dokunduğu noktalara ve kültürel geçişlere ışık tutan sessiz tanıklardır.

Türkçede “siyah taş” anlamına gelen kara ve taş sözcüklerinin birleşimi, başlangıçta siyah bir mineral olan grafiti tanımlamak için kullanılırdı. Grafit terimi, 1789’da Alman kimyacı Carl Wilhelm Scheele tarafından, Yunanca “yazmak” anlamına gelen graphein sözcüğünden esinlenerek türetilmiş. Zamanla “karataş” kelimesi, grafitten yapılan çubuk biçimindeki yazı araçlarını da tanımlamaya başlamış. (1) 

Ancak bu çubuklar hem üretim açısından zahmetliydi hem de eli boyadığı için kullanımı pek pratik değildi. Grafit, doğal hâlinde kolayca kırıldığı için, yazı yazmaya uygun hale getirmek amacıyla kille karıştırılır, çubuk biçiminde kalıplanır ve pişirilirdi. Bu işlem sertleşmesini sağlıyor, dayanıklılığı artırıyor ve yazı kalitesini iyileştirirdi.

Bugün “kurşun kalem” dediğimiz araç, adında kurşun geçmesine karşın uzun süredir hiç kurşun içermez. 16. yüzyılda İngiltere’de saf grafit yatakları keşfedildiğinde, bu maddenin rengi ve yoğunluğu kurşuna benzediğinden, İngilizcede black lead, Almancada Schwarzblei, Latin kökenli dillerde ise plumbago gibi adlar kullanılmıştır. Türkçedeki “kurşun kalem” adı da doğrudan çeviri yoluyla yerleşmiştir.

Bu tarihsel ve dilsel yolculuk, Rusçada “kurşun kalem” anlamına gelen karandaş (карандаш) sözcüğünde de izlenebilir. Ses yapısı, anlamı ve kullanım biçimi, bu sözcüğün Türk dillerindeki “kara taş” ifadesinden türeyerek “karadaş”a, oradan da “karandaş”a dönüştüğünü açık biçimde gösterir.

“Karadaş”, zamanla grafit içeren tahta kılıflı yazı aracını anlatacak biçimde anlam genişlemesine uğramış ve bugün bildiğimiz kurşunkalem kavramına dönüşmüştür.

“Kara”, Proto-Altayca hipotezine göre şu dillerde “siyah” anlamını veren ortak bir kök kabul edilir:

Türk dilleri Kara/qora/xara

Moğolca Khar

Mançu-Tunguzca Khuru

Japoncada Kuro

“Taş”, Proto-Altayca hipotezi çerçevesinde şu dillerde taş/kaya/çakıl anlamlarını karşılayan ortak bir taban kabul edilir:

Türk dilleri Taş, daş, tas, taas

Moğolca Tasa

Mançu-Tunguzca Tasa

Orhun Yazıtları Tаş (bengütaş > ölümsüz taş)

Bu etimolojik ilişkinin belirginleşmesini sağlayan tarihsel gelişme, 16. yüzyılda geniş Astrahan ve Kazan topraklarının Moskova egemenliğine girmesi oldu. Bu fetihle birlikte Volga ticaret rotası, Rusya’nın Kıpçak ve Oğuz topluluklarıyla yoğun etkileşim kurduğu bir dil ve kültür koridoruna dönüştü. (2)

Bu koridor aracılığıyla dolaşıma giren ürünlerden biri işte bu “karadaş” çubuklarıydı. “Karadaş” adı, bu siyasal, ticari ve kültürel temas alanında Rusçaya ödünçlendi ve bu süreçte az da olsa dönüştü.

Ancak “karadaş” sözcüğü Rusçaya geçtiğinde araya bir bağlayıcı /n/ ünsüzü girer ve kelime “kara+n+daş” biçimine dönüşür. Rusça bu varyantı benimser ve böylece 17. yüzyıldan itibaren “karandaş” biçimi yerleşir. (3)

Ses yığılmasını önleyip akıcılığı artırmak için /n/ ünsüzü eklenmesine başka örnekler:

иностранец (inostranets) yabancı

безымянный  (bezymyannıy) isimsiz

деревянный (derevyannıy) ağaçtan, tahtadan yapılmış

стеклянный (steklyannıy) camdan yapılmış

оловянный (olovyannıy) kalaydan yapılmış

Bunların hepsinde bağlayıcı /н/ ünsüzü, kök ile sıfat ya da türetim eki arasında ses uyumu ve akıcılığı sağlamak için devreye girer.

Kalem

Karandaşı bir yana bırakıp “kalem” sözcüğünün izini sürdüğümde, oldukça sıra dışı bir köken yolculuğu olduğunu ve köklerinin Eski Yunanca “kálamos” (κάλαμος) sözcüğüne uzandığını gördüm. “Kálamos”, Yunancada “sazlık, kamış, kargı, ince uzun bitki sapı” gibi anlamları karşılar.

İstanbul’daki “Kalamış” semtinin adı da, geçmişte park alanına dönüştürülen kıyıdaki sazlıklardan ötürü bu sözcükten türemiştir.

Yunancada “yazı kamışı” anlamına gelen “kálamos”, Geç Antikçağ’da Hellenistik Doğu’da Süryanice/Aramice “qəlāmā” biçimiyle Suriye ve Mezopotamya’ya yayılmıştır. Manastır okullarında dini yazıların çoğaltılması, kalem kullanımının hızla artmasına yol açmıştır.

Sözcüğün bu biçimi Süryanice/Aramice aracılığıyla Arapçaya “qalam” olarak geçmiş ve İslam’ın ilk yüzyıllarında geniş bir coğrafyada yaygınlaşmıştır. Ardından ise yine aynı kanaldan Farsçaya “ghalam” biçiminde aktarılmış ve bu dil üzerinden Orta Asya Türkçelerine “kalem” ve türevleriyle yerleşmiştir. 

Sonuç olarak: 

Karandaş sözcüğünün Rusçaya Türkçe yerine İsviçreli bir kalem markasından geçtiği yönündeki tez bir şehir efsanesidir. Tersine, İsviçreli Caran d’Ache markası adını Rusça karandaş sözcüğünden esinlenmiştir. Zaten kronoloji olarak da marka, kelimeden çok daha yenidir.

Karandaş, kalem ve kurşun kalem, aynı etimolojik zincirin farklı halkalarıdır: madde adı nesne adına dönüşür, kültürel temas aktarımı olanaklı kılar, sesler ise yerel yapıya uyum sağlar. Bu süreçler, sözcüklerin taşıdığı tarihsel belleği görünür ve izlenebilir kılar. (4)

Notlar ve kaynakça:

1-İki ünlü arasında kalan /t/ sesinin /d/’ye yumuşaması, Kıpçak-Tatar sahasında yaygın bir olgudur. Bu nedenle “kara” ile “taş” bileşiminin “karadaş” biçimini alması olağandır.

2-Çernikh, P.Y. Историко-этимологический словарь современного русского языка. Москва 1993.

3-Vasmer, Max. Этимологический словарь русского языка. Москва: Прогресс, 1986.

4-Eren, Hasan. Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü. Ankara: Bizim Büro Basımevi, 1999.

28 Eylül 2025 Pazar

Yabancıları ŞOKE EDEN Rus kelime dağarcığının özellikleri


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Rusçadaki bazı kelimeler ve sözcük yapıları, Rusça konuşmayanlar için oldukça yabancıdır ve onları şaşkınlığa sürükler.

Bunlardan bazılarını aşağıda vurguladık!

Neyin 'durduğu' ve neyin 'yalan' olduğu nasıl belirlenir

Birçok yabancı, Rusçada bir bardağın masada 'durması' ('стоит'; 'stoit')), ancak bir kaşık veya çatalın 'yatması' ('лежит'; 'lezhit')) karşısında şaşkınlığa düşer. 'Ayakta durma' ve 'yatma'nın 'dikey ve yatay' mantığıyla bağlantılı olduğu düşünülebilir. Ancak düz bir tabak veya tava da 'yatar', 'yatmaz'!

Neyin durduğunu, neyin yattığını, hatta neyin 'oturduğunu' (bir daldaki kuş gibi) anlamak o kadar da kolay değil! Ancak, burada size birkaç ipucu vermeye çalıştık. 

 

Çok fazla anlamı olan kelimeler ve ifadeler

Rusçadaki bazı kelimeler olağanüstü derecede çok anlamlıdır (birden fazla anlama gelir). Örneğin, 'davay' neredeyse her durumda kullanılan evrensel bir kelimedir:

“Davay погуляем!” (“Davay pogulyaem!”) Bu bir öneri: "Hadi yürüyüşe çıkalım!"

“Davay!” (“Davay!”) Bu bir anlaşmadır: “Tamam!”, “Hadi yapalım!”

"Evet, sevgilim!" (“Nu vsyo, davay!”) Bu bir vedadır: "İşte bu, sonra görüşürüz!"

 

Çift olumsuzlama

Gramota.ru editörü Andrey Gorşkov , "Rusçanın aksine, birçok Avrupa dilinde çift olumsuzlama yoktur veya daha az kullanılır" diye yazıyor.

 

'Davai' - Rus dilindeki en zor kelime

Rusça “ Ни кто не приехал” ( “Nikto ne priekhal”) ifadesi diğer dillere kelimenin tam anlamıyla “ Ни кто приехал” ( “Nikto priekhal”) olarak çevrilecektir :

Türkçe: “Kimse gelmedi.”

İspanyolca: “Nadie vino.”

Almanca: "Niemand ist gekommen."

Peki "Да нет, наверное" ( "Da net, navernoye") ifadesi nasıl anlaşılmalıdır ? Hem olumlama, hem olumsuzlama hem de varsayım aynı anda duyulur (Kabaca şu şekilde çevrilir: "Şey, muhtemelen hayır" veya "Sanırım hayır").

 

Tarihsel olarak oluşturulmuş ifadeler

Bazı sözcük öbeklerinin özellikleri ancak tarihsel gerçekler bağlamında anlaşılabilir: Rusçada patates, çırpılmış yumurta ve tost 'kızartırız' (' жарим'; ' zharim'), ama krepleri sanki ocakta pişirir gibi 'fırında pişiririz' (' печём'; 'peçem' ).

"Mesele şu ki, geçmişte yemekler çoğunlukla ocaklarda pişirilirdi (ve ülke nüfusunun çoğunluğu köylüydü) ve büyük ihtimalle krepler de bu geleneği korudu, çünkü bunlar en geleneksel Rus yemeklerinden biri," diye açıklıyor Andrey Gorşkov.