Moskova

Moskova
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2026 Cuma

'Tabakçı' kadın nasıl ayırt edilir?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Son yıllarda bazı erkekler randevularda yalnızca ücretsiz yemek ya da hediyeler için buluşan "bedavacı" kadınları tanımlamak için Rusya'da “tabakçı” (erkekleri masrafa sokan kadın) ifadesi kullanılıyor. Ancak uzmanlara göre bu etiket çoğu zaman yanlış kullanılıyor.

İlişki amacıyla buluşan bir kadının çiçek kabul etmesi ya da restorana gitmesi otomatik olarak çıkarcılık anlamına gelmiyor. Eşleştirme uzmanı Anna Osipova’ya göre gerçek “tabakçı” davranışı, kadının randevuları yalnızca pahalı restoranlarda ayarlaması ve görüşmenin odağını sürekli maddi kazanımlara yöneltmesiyle ortaya çıkıyor.

İzvestiya'ya konuşan psikologlar, böyle bir niyetin genellikle ilk görüşmelerde anlaşılabileceğini belirtiyor. Uzmanlara göre kadın randevuda karşısındaki kişiyle ilgilenmek yerine sürekli menü, ortam ya da hediyelerle ilgileniyorsa bu durum maddi beklentiye işaret edebilir.

Buna karşılık samimi bir ilişki arayan kişiler için buluşmanın pahalı bir mekânda gerçekleşmesi şart değil.

Hatta bazı uzmanlar, şüphe duyan erkeklerin ikinci buluşmayı daha sade bir ortamda planlayarak karşı tarafın tepkisini gözlemleyebileceğini söylüyor.

Bununla birlikte psikologlar her randevunun maddi çıkar amacı taşıdığı varsayımının da yanlış olduğunu vurguluyor.

Çiçek vermek, sinemaya gitmek ya da restoranda yemek yemek birçok toplumda flörtün doğal bir parçası kabul ediliyor.

Uzmanlara göre başarısız bir randevunun ardından kadını “çıkarcı” olarak nitelendirmek çoğu zaman hayal kırıklığının bir sonucu.

Sağlıklı bir ilişki ise karşılıklı ilgi, açık iletişim ve maddi beklentilerin ötesinde kurulan güven üzerine inşa ediliyor.

21 Şubat 2026 Cumartesi

İlk randevuda bu hataları yapmayın!

 


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da yapılan bir ankete göre, ilk romantik buluşmada karşı tarafın para ve iş konularındaki tutumu birçok kişi için belirleyici oluyor. Finansal platform Finuslugi’nin 1.000’den fazla kişiyle yaptığı araştırma, sürekli işsiz olmanın, çalışmak istememenin ve maddi sıkıntılardan sürekli şikâyet etmenin en önemli “finansal kırmızı bayraklar” arasında görüldüğünü ortaya koydu. Katılımcılar, ağır borçlar, kontrolsüz kredi kullanımı, kumar alışkanlığı ve pahalı eşyalarla gösteriş yapılmasını da olumsuz davranışlar olarak tanımlıyor.

İlk buluşmada hesabı kimin ödemesi gerektiği konusu ise hâlâ net değil. Ankete katılan erkeklerin yüzde 52’si hesabı erkeğin ödemesi gerektiğini düşünüyor. Bu görüş, özellikle 35 yaş üstünde daha yaygın. Katılımcıların yüzde 26’sı herkesin kendi payını ödemesini savunurken, yüzde 17’si davet eden kişinin hesabı ödemesi gerektiğini söylüyor. Birçok kişi, hesabı ödemenin ikinci bir buluşmayı garanti etmediğini, ancak ihtimali biraz artırdığını belirtiyor.

Para ve gelir konusunun ne zaman konuşulması gerektiği konusunda da farklı yaklaşımlar var. Katılımcıların yüzde 40’ı bu tür soruların ilişki başladıktan sonra sorulmasını tercih ediyor. Yaklaşık üçte biri, gelir ve iş durumunun üçüncü buluşmadan önce gündeme getirilmesini doğru bulmuyor. Buna karşılık yüzde 20’lik bir kesim, ilk buluşmada bu konuların açıkça konuşulmasının daha net bir başlangıç sağladığını düşünüyor.

Anket sonuçları, kadınlar ve erkekler arasında da bazı farklar olduğunu gösteriyor. Kadınlar daha çok borç ve kredi yüküne dikkat ederken, erkekler partnerlerinin kendilerinden daha fazla kazanmasından daha fazla rahatsızlık duyabiliyor. Gelir seviyesi yükseldikçe beklentiler de artıyor. Yüksek gelir grubundakiler, partnerlerinin maddi durumunu daha erken aşamada öğrenmek istiyor. Genel olarak bakıldığında, Ruslar için ilk buluşmada para konusu giderek daha önemli bir değerlendirme ölçütü haline geliyor.

 

Karikatür: Valentin Drujnin,KP

7 Ocak 2026 Çarşamba

Doğru eş bulmada zorluklar



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da sosyal medyada bu günlerde 30 yaş üstü kadınların karşılaştığı sorunlar hararetle tartışılıyor. Kadınlar "özel hayatlarının olmamasından" şikayet ediyor. Kimi kadın “hayallerindeki erkekle” (varlıklı, cömert, büyük jestler yapabilen) karşılaşamadığını söylüyor, kimileri ise istismarcılardan ve gaslihting* uygulayanlardan korktukları için yeni ilişkilere girmeye cesaret edemiyor. İzvestiya gazetesi, kadınların gerçekte neden kaderleriyle buluşamadığını ve erken evliliklerin sorunu çözüp çözemeyeceğini inceledi.

Daire, araba, yazlık

Rusya'da da geç yaşta evlilik normalleşmiş durumda. Ancak gençlik dönemini geride bırakan Rus kadınları, ilişki kuramamaktan dolayı ciddi biçimde kaygı duyuyor ve "kadere dönüşebilecek" bir tanışmayı nasıl başlatacaklarını bilmiyor. En sık yalnızlık tuzağına düşenler ise maddi olarak güvende olan, kariyerinde başarı elde etmiş kadınlar. Bu kadınlar kendileriyle aynı seviyede bir erkek bulamamaktan yakınıyor ve “standartlarını düşürmek” istemiyor. Ancak profesyonel evlilik uzmanı Anna Osipova’ya göre sorun sosyal statüde değil, kişisel olgunlukta.

Osipova şöyle diyor:

“Bizim kadınlarımız, kaç yaşında olurlarsa olsunlar, erkeği bir ‘fonksiyon’ gibi görüyor. Ne zaman bir partnerin onlar için ne ifade ettiğini anlarlar ve herkesi para, araba, daire, pahalı hediyelerle ölçmeyi bırakırlarsa, özel hayatları da o zaman yoluna girer. Bana söyleyin, dünyada kimi gerçekten mutlu eden şey aşk ve aile ilişkileri değil de daireler, arabalar ve para olmuştur?”

Rus uzman uyarıyor: Kadın bir ‘yüksek standart’ belirledikçe, yalnızlık dönemi daha da uzuyor.

“Şahane bir dairede yalnız yaşamak hoşuna gidiyorsa, bunda sorun yok. Ama yine de bir psikoloğa ya da koça gidip ‘ne yapmalıyım’ diye soruyorsa, o zaman standartları yükseltmek veya düşürmek değil, bu kelimeyi tamamen hayatından çıkarmak gerekir” diyor Osipova. Ona göre kadın başarılarıyla övünebilir, fakat bunun sevincini yalnız yaşayacaktır.

Osipova devam ediyor:

“Erkekler artık ‘mükemmel’ bir kadının yanında olma hakkını kazanması gereken insanlar haline getirildi. Ama erkek bunu istemiyor. Erkek daha sade bir kadını bulur ve ona papatya ve çikolata ile sürpriz yapar. Bir kadına uçaklar ve gemilerle sürpriz yapılması ise ancak o kadın 25 yaş altındaysa, çok güzel görünüyorsa ve kendisinden 30 yaş büyük bir erkekle birlikte olmaya hazırsa mümkündür.”

Osipova’ya göre kadın, erkeğin tek görevinin kendisini maddi olarak “geçindirmek” olduğunu düşünüyorsa, bu bakış açısı “çocuksu bir pozisyon” olduğu için mutlaka psikolojik destek almalı.

“Hiçbir partner bir kadını ‘babası gibi sevmeyi’ başaramaz” diyen Osipova, iki seçenek olduğunu söylüyor: “Ya herkesin eşit şekilde katkıda bulunduğu bir ortaklık kurulur, ya da kadın yine tek başına oturup prensini bekler.”

“Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor” sendromu

Psikyatr Alina Koroleva, yüksek sosyal başarıya sahip bir kadının belirli bir düşünce tarzı ve değerlere sahip olduğunu söylüyor. Peki bu kadın eş ararken taleplerini azaltmalı mı?

Koroleva şöyle açıklıyor:

“Kadın ne tür bir ilişki istiyor? Eğer tutku ve gençlik hissi istiyorsa, standartlarını düşürebilir; sosyal başarıları olmayan genç bir erkekle birlikte olabilir. Eğer ortaklık istiyorsa, o zaman sosyal seviyesi kendisine denk bir erkek gereklidir. Çünkü bu sayede düşünce dünyaları ve sorun çözme yöntemleri benzer olur.”

Osipova, ilişkilerin başında statüyü saklamayı önermiyor: “Kadın başarılıysa bunu gizlememeli ama abartarak da öne çıkarmamalı” diyor.

“Evde patron modunu kapatın”

Osipova’ya göre yüksek mevkide çalışan kadınlar, özel hayatta aynı rolü sürdüremiyor:

“Kadın eve geldiğinde ‘yönetici modunu kapatmalıdır’. Aksi halde hiçbir erkek yanında duramaz. Erkekte olmayan bir şeyi zorlamaya çalışmak ilişkiyi yıpratır.”

Evlilik uzmanı uyarıyor: “Başarılı, güçlü erkek bile karısını önemsemeyebilir, onu kendi hayatına entegre olmaya zorlayabilir. Zengin bir eş, mutluluğu garanti etmez.”

Ve ekliyor:

“Kadınlar, şatoda oturan prenses olmak zorunda değil. Belki eşleri düşündükleri kadar zengin olmayacak, ama sevgiyi yaşayabilecekler.”

İstismarcılar ve gaslighting korkusu

Koroleva’ya göre kadınların en büyük korkularından biri, geçmişteki olumsuz ilişkileri tekrar yaşamak.

“Despotluk ile gerçek güç farklı şeylerdir” diyor Koroleva. “Despotluk kendini güç gibi gösterir — bu bir istismarcının tipik davranışıdır. Bunu ilişkinin başında erkeğin ihtiyaçları görmezden gelmesi, fikirlerini zorla kabul ettirmesi ve sorumluluğu sürekli başkalarına atmasından anlayabilirsiniz.”

Koroleva ayrıca “gizli ilişki sözleşmesi” kavramından söz ediyor: “Bir partner, açıkça söylemeden karşı taraftan bir şey bekleyebilir. Örneğin: ‘Altın avcısı kadınlardan bıktım, sen öyle değilsin’ diyorsa, aslında maddi olarak ona güvenilmemesi gerektiğini ima ediyordur.”

Peki kadınlar ne yapmalı?

Koroleva, genç yaşta evliliğin artık bir çözüm olarak görülmediğini söylüyor. Ona göre gençlerin asıl sorunu sorumluluk almak istememeleri.

“İdealde, 18 yaşından itibaren gençlerin sağlıklı ilişki eğitiminden geçmesi gerekir” diyor.

Yetişkin yaşta yalnızlık sorunuyla karşılaşanlara ise şu tavsiyeyi veriyor: “Önce kendinizi anlayın. Neyin önemli olduğunu belirleyin.”

Osipova ise çok daha pratik bir öneride bulunuyor:

“Bir erkeğin iyi olduğunu düşünme alışkanlığını geliştirin. Size doğru yürüyen bir yabancı varsa, o 30 saniyelik karşılaşmada ona içtenlikle iyi dilek dileyin. Bu kulağa tuhaf gelebilir ama bir hafta sonra işe yaradığını görürsünüz. Böylece suratında öfke taşıyan yalnız ve kızgın kadınlar azalır; yerlerini daha sakin, daha gülümseyen kadınlar alır. Onlar da mutlaka sevdikleri insanla karşılaşır.”

* Gaslighting, bir kişinin karşısındakinin gerçeklik algısını sistematik olarak bozmayı amaçlayan psikolojik manipülasyon yöntemidir. Bu davranışta manipülatör, kurbanın hislerini, hafızasını ve sağduyusunu sürekli sorgulamasına yol açar; “Bunu uyduruyorsun”, “Yanlış hatırlıyorsun”, “Abartıyorsun” gibi ifadelerle kişinin kendine olan güvenini aşındırır. Süreç ilerledikçe kurban, kendi değerlendirmelerine değil manipülatörün yorumlarına inanır hale gelir, bu da ilişkide güç dengesini tamamen bozar. Gaslighting özellikle duygusal istismar döngüsünün temel unsurlarından biri olarak kabul edilir ve fark edilmediği sürece kişinin psikolojik bütünlüğünde ciddi tahribat yaratabilir. 

5 Aralık 2025 Cuma

Kızlar eskiden olgun erkeklerden hoşlanırdı.

 


Kaynak: https://dzen.ru/

 

Pyötr Skopin Moskviç Dergisi’nde yeni nesil ilişkilerin, aşkların hikayesini anlatmış:

 

Akranlarımla aram pek iyi değil. Aralarından biriyle, birbiri ardına, çeşitli sebeplerden dolayı ilişkilerim bitiyor: müzik ve film zevklerimden, evde çorap ve tişört bırakma şeklimden veya örneğin, altı haftalık flörtün ardından henüz evlenmeye hazır olmamam gibi nedenlerle.

Bazıları için "saat" o kadar hızlı akıyor ki neredeyse kör veya sağır edici.

Ateşli bir kızıl saçlı, birkaç günlük flörtün ardından eve döndüğünde bana aynen şunu söyledi: "Pasaportunu ve SNILS'ini getir, evliliğimizi Gosuslugi'ye kaydettireceğiz."

Reddetmek kolay değildi...

Konuşma, bir erkeğin en savunmasız olduğu ve sözleşmeli cinayetler ve saray darbeleri de dahil olmak üzere her şeyi kabul edebileceği, sıcak bir kadın bedeniyle temas ettikten hemen sonra gerçekleşti. Ama sonunda kendimi toparladım, pasaportumun işverenimin kasasında olduğu yalanını söyledim ve sırf tedbir olsun diye onu bir daha asla eve davet etmedim.

Ama dürüst olmak gerekirse, onlardan sıkıldım.

Y kuşağı her şeyin düzenli olmasını sever, sadece tür filmleri izler, sanat filmleri izlemez, köftelerini orta ateşte tam 10 dakika ısıtır, sürekli işlerinden, Dubai'deki havadan ve Elon Musk'tan bahseder ve söyledikleri her şeyi döviz kuruyla karşılaştırırlar.

Çaresizlik içinde bir çingene kadına gittim.

Tarot, poker ve solitaire kartları açıp sandal ağacı yaktıktan sonra bana şu talimatı verdi: "Sekizinci evdeki Venüs sana hükmetmeye çalışıyor. Ondan olabildiğince uzaklaş. Taze, genç bir vücuda ihtiyacın var; daha genç bir kadın ara."

Her şey tahmin ettiğim gibiydi. Tarif yazılmıştı, harekete geçme zamanı.

Konuşacak bir şeyi olan, genç ve güzel ama hemen evlenmeyi istemeyen bir kız olacaktı.

Esnek, nazik ve anlayışlı.

Sadece modern cringe değil, alternatif rock ve hatta Rolling Stones'u da seven biri, diye iç çektim, hayallerime dalmış bir şekilde. Yaş farkı en az on yaş olmalı, on beş daha da iyi.

Büyük bir şehirde aşkı barda değilse nerede arayabilirim?

İlk durağım, hafta sonları her zaman çok eğlenceli olan Zinziver'di.

Ucuz alkol, vintage rap ve beşeri bilimler öğrencileri ve genç sanatçılardan oluşan bir kalabalık. Barın atmosferi rahat sohbetlere elverişli. Sırtı açıkta, dar bir üst giymiş, yirmi üç yaşlarında sevimli bir kız, barın arkasında oturmuş, Mikhail Elizarov'un "Earth" kitabını okuyor. Adı Daşa ve ona katılmak istiyorum.

Ne yazık ki, hemen kritik bir hata yapıyorum: Daşa ile sohbet etmeye çalışırken, yazar Elizarov hakkındaki fikrimi dile getiriyorum. Hararetli bir tartışma başlıyor. Meğer edebiyat konusunda tamamen aynı fikirde değilmişiz: Sevgili Rubina'ma ve İliçevski'me tahammül edemiyormuş.

"Böyle şeyleri kim okuyabilir ki! Bunlar saf sızlanma ve propaganda. Kutsal olanı kirletiyorlar," diye bağırıyor.

Tartışmamız dikkat çekiyor. Barmen ve felsefe bölümünden birkaç saka kuşu bize bakıyor. Barmen onaylamayan bakışlarla, saka kuşları ise ilgiyle bakıyor.

Daşa çağdaş sanata gübre yeme dediğinde, performans sanatçılarını savunuyorum ve Warhol'un film ve tasarıma önemli katkılarda bulunduğunu ve eserlerinde genel olarak ikonografiden ilham aldığını belirtiyorum.

Daşa benden açıkça uzaklaşarak, aynı saka kuşlarıyla Coen kardeşlerin çalışmaları hakkında konuşmaya devam ediyor. Olan biteni anlayan saka kuşları, Daşa'ya sadece onaylarcasına başlarını sallıyorlar. Belki bugün içlerinden biri bir şey alır.

Şeytan beni onunla tartışmaya zorladı.

Artık bitti, o an geçti ve ben onun "halk düşmanı" oldum.

Zıplayanlara karşı bu kadar açık sözlü olamazsın. Onları kendine daha nazik bir şekilde tanıtman gerek. Ancak, özellikle üzülecek bir şey yok. Çitin zıt taraflarındayız - bu kaçınılmaz olarak daha sonra ortaya çıkardı.

"İlk krep fazla pişmiş," diyorum kendimi sakinleştirerek, Pokrovsky Bulvarı'ndaki hemen yanı başındaki Club Club'a girerken.

Club Club, her zaman gürültülü, girişte yüksek sesli itiş kakışlar ve hatta kavgalar çıkan, görev başında polislerin olduğu bir Zoomer Mekke'si.

İçeride ise deri ceketler, derin yakalar, piercingler ve boyalı saçlarla dolu, ter ve küstahlık kokusu, ucuz parfümlerin bunaltıcı aroması, uğultu, gökkuşağı renklerinde bir disko topu, tutkulu öpücükler, her iki sırt çantasında da laboubou, halka dansları ve mosh pit'lerle dolu, kaotik bir 1990'lar tarzı rave var. Gaspar Noé, Club Club'ı Cuma gecesi izleseydi, kesinlikle yeni filminde kullanmak isterdi.

Bu koşuşturmacanın içinde sanırım aradığım kişiyle karşılaşıyorum: On dokuz yaşlarında, Polonya fantezilerinden fırlamış gibi ateş kırmızısı örgülü bir kız.

Adı Rita, oyuncu, çok canlı ve etkileyici ve dokuzuncu sınıftaki aşkıma çok benziyor.

Zinziver'deki durumu göz önünde bulundurarak Rita ile entelektüel sohbetlere girmekten kaçınıyorum.

Özellikle de Kulüp'te sohbet etmek zor olduğundan - müzik stratosferik desibellere ulaşıyor. Oldukça fazla içiyoruz, üçer kokteyl. Rita'nın seyahat etmeyi sevdiğini öğrenince, gelecek hafta sonu bir yere, hatta Plyos'a gitmeyi öneriyorum: Set boyunca yürüyüp akşamları sanat filmleri izleyelim.

Fikrimi çok beğeniyor, sigara içmeye çıkacağını ve sonra seyahatin detaylarını konuşabileceğimizi söylüyor.

Ben sigara içmeyen biri olarak barda kalıyorum.

En sevdiğim Prodigy'nin remiksi çalıyor ve gerçekten çok eğleniyorum.

Hayat güzelleşiyor!

Sahneye doğru giderken biri bana sertçe çarpıyor, ama ben coşkuluyum ve buna hiç aldırış etmiyorum.

Beş dakika geçti, sonra on, sonra on beş - Rita geri dönmedi.

Dışarı çıktım ve kulübe girmek için uzun bir kuyruk olduğunu gördüm: Fedailer, on sekiz yaşından küçüklerin içeri girebileceğinden korkarak herkesin kimliğini göstermesini istiyordu.

Onlara Rita'yı sordum. Hatırlıyorlardı. "Ah, şu kırmızı örgülü çılgın mı? Şu psikopat mı? On dakika önce ara sokaktan aşağı indi..."

 

Meğer Rita kulübe geri alınmamış: güvenlik görevlileri sarhoş olduğunu düşünmüş. Gerçekten de epey içmiştik, bu yüzden biraz çakırkeyif olmuş olmalı. Ayrılmadan önce de Rita, kuyrukta küçük bir olay çıkarmış.

Ne yazık ki Rita'nın telefon numarasını almaya vaktim olmamıştı. Khokhlovsky Sokağı'nda yürüyorum ve onu göremiyorum. İvanovskaya Tepesi'ne varıyorum, orada neşeli genç kalabalıklar dolaşıyor ve içlerinden hiçbiri Rita'ya benzemiyor...

O noktada, yüksek sesli müzikten, bağırış çağırıştan ve neon ışıklarından oldukça sıkılmıştım. "Umutsuzluk bir erkeğin çıkış yolu değil," dedim kendi kendime. "Kişisel hayatım için savaşmaya devam etmeliyim."

Açıkçası, o zaman durmalıydım. Oradan sonra işler daha da kötüleşti.

Ertesi gün, Cumartesi, Yauza'daki, ünlü "Kult" ve "Dich" kulüplerinin bulunduğu yerde ortaya çıkan "Nevrotik" adlı bara gittim.

"Klub"un aksine, "Nevrotik" indie'yi avangart ve punk ile harmanlıyor. Mekan, bardaklarda yanan mumların bulunduğu masalarla donatılmış ve müzik sohbeti bastırmıyor, normal sohbetlere olanak sağlıyor.

"Nevrotik", zor zamanlarımızdaki "Project O.G.I." veya "Propaganda"yı anımsatıyor. Arkadaşlarım, barın "güçlü bir yaşam paradigmasına" sahip, Wes Anderson ile Paul Thomas Anderson ve Krymov ile Grymov arasındaki farkı da bilen entelektüel "Nevrotik"leri cezbettiğini söyledi.

Kulağa cazip geliyor.

Nevrotik'e iniyorum ama orada hiç kadın yok.

Çaresizce, Malaya Semenovskaya Caddesi'ndeki Zoomer kümesine doğru yola koyulmak üzereyim; birkaç ikonik mekanın -3 Numaralı Depo ve Motri- eski bir boya fabrikasında toplandığı yer burası. Tam o sırada iki tatlı kız Nevrotik'e giriyor. İkisi de yirmi yaşlarında, tıp öğrencisi, bol ceketler giymiş, gözleri animelerden fırlamış gibi ve gözle görülür şekilde çakırkeyif. Son iki saatlerini yakınlardaki 1929 barda geçirmişler; özel bir kampanya varmış: 500 ruble karşılığında her kız sınırsız kokteyl alabiliyormuş. "Bu fırsattan yararlanmamak günah olur," diye düşünüp çok eğlenmişler.

Şık gümüş kakülleri ve kedi gözü eyeliner'ıyla Vera'yı ve arkadaşını birkaç poza götürdüm. Daha da neşeli görünüyorlardı ve hoşça sohbet ettik, giderek kaynaştık ve ortak ilgi alanlarımızı keşfettik. Vera soyut resme olan ilgisinden bahsetti, ben de onu ve arkadaşını Nemukhin sergisi için Yeni Tretyakov Galerisi'ne davet ettim.

"Sanırım bu kadar. Vera benim kaderim," diye düşündüm.

Ama beklenti ve gerçeklik bir kez daha dramatik bir şekilde birbirinden ayrıldı. Sahnede barok tekno müzik çalmaya başladığında, Vera ve arkadaşını dansa davet ettim. Yaklaşık iki dakika sonra, kapüşonlu paltolu ufak tefek genç bir adamın yoğun bakışlarını fark ettim. İlk başta arkadaşıyla duvara yaslanıp tereddüt ettiler, ama sonra cesaretlerini toplayıp yanımıza geldiler. Sivilceli, gözlüklü Maksim adında bir adam hemen Vera'ya asılmaya başladı ve çok genç bir randevu seçtiğim için beni azarladı: "Neden küçük çocuklara asılıyorsun, ihtiyar keçi?"

Anlaşılan Maksim, Vera'ya 1929'da kur yapmış. Barmen, Vera'nın adamı reddetmesine yardım etmiş ama sonra onu takip etmeye devam etmiş.

Yapacak hiçbir şey yoktu: Kızı korumak zorundaydım, özellikle de ona göz koyduğum için.

Ona ısrarla defolup gitmesini söyledim.

İçinde derin bir kin besleyen adam, köşede oturup Vera'ya ve bana kaşlarını çatarak bakmaya devam etti.

Tuvalete gittiğimde durum patlak verdi. Orada sadece Maksim'le değil, üç arkadaşıyla da karşılaştım. Beni boş bir bölmede köşeye sıkıştırıp bana zorbalık etmeye başladılar. "Tomurcuklanarak mı ürüyorsun?" diye sordum, kurtulmaya çalışarak ama çocuklar ısrarla Vera'yı unutup akranlarıma odaklanmam konusunda ısrar ettiler.

Zoom'culardan böyle bir çeviklik beklemiyordum; o akşam sanki onları yeniden düşündüm: Cihazlara takıntılı inekler hakkındaki klişeler anında yerle bir oldu.

Çocuklar beni tam bir "chuspan"a dönüştürdüler.

Sonunda bardan ayrılmak zorunda kaldım: sağlığım yenilmez değil ve sağlık hizmetleri günümüzde pahalı. Zoomer deyimiyle, tam bir fiyaskoydu (ya da bizim deyimimizle, bir "başarısızlık").

Ertesi gün Vera'ya yazdım ama cevap vermedi.

Belki Maksim istediğini elde etti ya da daha muhtemel olarak Vera beni unutmuştu. Ya da belki de korkak olduğumu düşündü.

Ama o akşamdan sonra Zoomer'a gitmek istemiyorum. Y kuşağının işi daha basit, daha rahat; kimse sizi bir kulübeye kilitlemez veya kapı pervazına çarpmaz. Aynı kızdan hoşlansanız bile. Nirvana'nın müziği konusunda aynı fikirde olmasanız bile (!).

Ayrıca, bu çılgınlıkların tamamen faydasız olduğumu fark ettim.

Evet, elbette olgun erkekleri tercih eden kızlar var, ama bizimle çıkmaya kayıtsız ve yüzeysel yaklaşıyorlar. Etraflarında onlar için kelimenin tam anlamıyla kavga etmeye hazır onlarca genç varken, neden yaşlanan sana odaklansınlar ki?

Seni sevmeleri pek olası değil; ironik bir şekilde, "yaşlı" bir erkeği şımartmak için seni seçme olasılıkları daha yüksek. Ya da Aziz Patrick Günü'ndeki meme kızlarının dediği gibi, "100.000 dolara ve Dubai'de bir eve hazır ol; onun şeker babası ol."

İşte bu yüzden akranlarımın ısrarla benimle evlenme teklif etmeleri artık eskisi kadar beni korkutmuyor. Eğer sana o kadar ihtiyacı varsa ve dağınık çoraplarına ve yaratıcılığına tahammül edebiliyorsa ne kadar harika.

Görünüşe göre çingene kadın yanılmış.

27 Ekim 2025 Pazartesi

Aşık olmak mı zor, yoksa aşık kalmak mı?

 


Aşık olmak mı zor, yoksa aşık kalmak mı?

 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

Vladimir İvanoviç’le yine oturmuş lafın belini kırıyoruz.

Neleri çok sevdiğini anlatıyor da, anlatıyor.

Doğa, hayvanlar, sanat,…

Olga Teyze kapı pervazına dayanmış bizi dinliyor.

Vladimir İvanoviç’in arkası dönük olduğu için görmüyor onu. Bir ara kafasını çevirince görüyor.

“Tabii ki en çok karıcığımı severim hayatta,” diyor.

Olga Teyze, elindeki tavanın sapından tutup, Vladimir İvanoviç’in kafasına vuracakmış gibi yapıyor.

“Görüyor musun benim herifi, en son ben aklına geliyorum.”

Gülüşüyoruz.

***

Geçenlerde okuduğum bir gazete haberinden bahsediyorum.

Rusya'da artan boşanma oranları endişe verici seviyelere ulaşırken, hükümet uzun süre evli kalan çiftleri teşvik etmek amacıyla yeni bir yasa tasarısını Devlet Duması’na sunmuş. Yaroslav Nilov'un açıkladığı yasa tasarısı, 30 yıl ve üzeri evlilikleri finansal ödüllerle teşvik etmeyi amaçlıyor. Önerilen plana göre, evlilik süresi boyunca belirli kilometre taşlarına ulaşan çiftlere maddi destek sağlanacakmış.

Ancak, evlilikleri sırasında boşanıp yeniden evlenen çiftler için sürelerin birleştirilmeyeceği açıklanmış.

Rusya’nın en uzun evliliği yakın zamanda rekorlar kitabına giren Medvedev ailesine ait; çift, 75 yılı aşkın süredir evli olup, önceki rekor olan 74 yıl 2 ay 27 günlük evliliği geçmiş durumdaymış.

“Ortalama bir ömürden fazla, umarım bir ömür boyu mutluluk yaşamışlardır,” diyor Olga Teyze.

“Hadi gene işiniz iş, zengin olacaksınız,” diyorum.

Gülüyorlar.

***

Vladimir İvanoviç konuşmasının bir yerinde elinde olmadan hapşırdı.

Ben hep Türkçe “Çok yaşa!” diyorum. O da alıştı artık, “Spasiba” diye cevap veriyor.

Bu arada Olga teyze mutfaktaki işini bırakıp, ıslak ellerini bir bezle kurulayarak koşturup geldi.

“Ne oldu canım, hasta mı oluyorsun yoksa?”

“Yok, yahu öylesine hapşırdım işte. Burnuma toz mu kaçtı ne?”

Ben her seferinde bu ihtimama şaşırıyorum. Bu yaşta böyle bir ilişkiyi yaşatabilmek…

Sohbetlerimizin arasında Vladimir İvanoviç, birkaç kez eski günlerden, Olga teyze ile nasıl tanıştıklarından, aşık olup kaç sene peşinden koşturduktan sonra evlendiklerinden bahsetmişti.

Hep keyifle dinlemiştim.

Aradan bunca sene geçmesine rağmen aralarındaki bu sevgiyi yaşatmaları takdire şayan bir şeydi.

Hala birbirlerine aşık mıydılar?

Aşkla başlayıp, birbirine saygı duyan, bağlılık esasına dayanan sevgi ilişkisine dönüşmüş bir evlilik ilişkisi de denilebilirdi belki onlarınkine.

Ben, bizdeki “hayat arkadaşı” sözünü, karı-koca, eş sözcüklerinden daha çok sever ve anlamlı bulurum.

Yaşam her zaman lay lay lomla geçmiyor. İyi zamanlar kadar zor zamanlar da var. Ve hatta bazen zor zamanlar daha çok.

İyi günde, kötü günde bir arada olabilmek, mutluluğu olduğu kadar zorlukları paylaşabilmek de önemli.

Sevgi kadar saygı, hoşgörü ve uyum da olmalı.

Melih Cevdet, “evlilik nedir?” sorusunu cevaplarken “eskiden kız ve oğlan tarafları birlikte karar verip ev düzerlerdi. O zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna ‘evlenmek’ denirdi. Şimdiyse yeni evliler apartman dairelerinde, çok katlı evlerde, yani katlarda oturuyorlar, artık evlilik ‘katlanmak’ demektir,” demiş.

Rusya’daki evlerin genellikle çok katlı, koca apartman bloklarında olması aklıma gelince gaf yapmamak için bunu anlatmıyorum.

Bizde çok söylenen bir söz aklıma geliyor. Bu söz belki Rusya için de geçerli. Olga Teyzeye, “Sovyetler Birliği döneminde kırılan şeyler tamir edilip, kullanılmaya devam edilirmiş, şimdiki gibi hemen çöpe atılmazmış,” diyorum.

Gözleri ışıldıyor. Seviyor bu benzetmeyi, onaylıyor.

“Çok doğru tavariş Türk. Akıllı adamsın,” diyor.

***

Vladimir İvanoviç’in yaşam tecrübelerinden faydalanmak gerek.

Anlatıyor. Olga Teyze de kenarda bir sandalyeye oturup, bir yanlış şey söyler mi acaba diye dinliyor.

Aşkım, canım, cicim ayları, yılları tamam da her şey, her zaman güllük gülistanlık olmuyor ki.

Ne yazık ki “Aşkın gözü kördür” lafı ömür boyu sürüp gidecek bir durumu anlatmıyor.

Her yolun inişi de var, yokuşu da…

Bazen zorluklar, yaşam koşulları, fikir ayrılıklarına, çatışmalara neden olur ve ilişki yıpranır. Böyle durumlarda aşk, yüreğimizin derinliklerinde bir yerlere gizlenir ve bazen de lanet olsun deyip, kaçıp gider.

İşte bu kaçıp gitme aşkın sonu demektir.

Bu tür durumlarda ilişki sanatına ihtiyaç vardır.

Sabırlı ve hoşgörülü olmak, karşısındakini anlamak, saygıda kusur etmemek… Bunlar önemli.

Çocukların huzurlu bir evde yaşamaları da onların kişiliklerinin oluşmasında önemlidir.

Dertleri paylaşmanın, diyaloğun kesildiği, araya taştan kocaman duvarın örüldüğü ortamda taraflar birbirine ulaşamaz; herkes kendi dünyasında yaşamaya başladığında derin bir yalnızlaşma başlar.

Kimse hakaretlerin havada uçuştuğu bir aile ortamında yaşamak istemez.

Bunu becerenlerin ilişkileri daha sağlıklı oluyor, aynı yastığa kırk yıl baş koyuyorlar.

İşte bu noktada aşık olmak mı, yoksa aşık kalmak mı sorusunun önemi açığa çıkıyor.

Yüreğin derinliklerinde gizlenen aşk da bir daha kaçıp, gitmemek üzere ortaya çıkıyor.

***

Aşkın tam tanımı biraz karışık bir mevzu.

Bizim memlekette yine yaşlı bir adama soruyorlar “Aşk nedir?” diye.

“N’bleyim evladım, ben cahil bir adamım,” diye cevap veriyor.

Ah be amcacım, belki farkında olmadan ne aşk acıları yaşamışsındır, kim bilir.

Biliyorsunuz ben senelerden beri Rusya’dayım. En az otuz senedir burada yaşayan, Ruslarla evlenip, çoluk çocuğa karışan çok sayıda yakın arkadaşım var.

Şimdi bu arkadaşlarımın hepsinin isimlerini yazmaya kalksam birini unuturum, sonra beni yazmamışsın diye sitem ederler. Tanıdığım yüzlerce arkadaşım diye yazmakla yetineyim en iyisi.

Bizimkilerin kahir ekseriyetinin uzun süreli, mutlu evliliklerini görünce onlara bu işin sanatını kapmışlar, helal olsun demek geçiyor içimden.

Tabii bu başarıda hangi tarafın daha büyük katkısının olduğu ayrı bir konu. Belki de iki tarafın da katkısı eşit ölçüde.

Dil, kültür ve hatta din farkına rağmen mutlu evliliklerini devam ettiren bu insanların durumunu anlamak akademik bir araştırma için de iyi bir konu bence. 

Çocukların bazısı Türk isimli ve Türkçe bilmiyorlar. Tuhaf geliyor olabilir, ama hayatın gerçeği böyle. Tatiller dışında Türkiye’de uzun süre yaşayamamış olmaktan kaynaklanan bir durum.

Hepsi çok tatlı ve akıllı çocuklar. Bilmeseniz, sokakta rastlasanız anlayamazsınız babalarının Türk olduğunu.

Tersi de var. Çocuklar hem Rusçayı, hem de Türkçeyi ve hatta İngilizceyi gayet iyi biliyor ve konuşuyorlar. Çok örneği var.

***

Rusya’da kadınlar genellikle özgür ve özgüvenli.

Aile ve mahalle baskıları daha az.

Sanırım bunlar Türklerle evliliklerinin ömrünü uzatıyor.

Tersi de var kuşkusuz.

Aşık olmak mı zor, yoksa aşık kalmak mı?

Bu bir sanat aslında. Mutlu olmayı becermek mümkün.

13 Ağustos 2025 Çarşamba

Moskova'da 'semtlere göre' seksin önündeki engeller


Kaynak: https://turkrus.com/  

  

Moskova’nın hızlı temposu, yoğun çalışma saatleri ve bitmeyen trafik, şehir sakinlerinin özel hayatını da etkiliyor. Moskova’nın çeşitli semtlerinde yapılan bir anket, başkentlilerin cinsel yaşantılarındaki zorlukları ortaya koydu. Ankete göre, Moskova’da seks hayatının önündeki en büyük engel, şaşırtıcı olmayan bir şekilde "zaman" eksikliği.

M125 adlı yerel topluluklar ağı tarafından yapılan araştırmaya göre, katılımcıların %39’u “seks yapmaya zamanım yok” dedi.

Özellikle Novokosino, Timiryazevskiy ve  Biryulevo bölgelerinde yaşayanlar bu sorunu daha yoğun yaşıyor. Görünüşe göre romantizm bu semtlerde iş planlarına ve teslim tarihlerine yenik düşmüş.

Katılımcıların %31’i ise seksin artık “pahalı bir zevk” olduğunu düşünüyor. Bu görüş, özellikle Medvedkovo,Mitino ve Sokol bölgelerinde yaygın.

%24’lük bir kesim ise gün sonunda yalnızca dizi izlemeye yetecek kadar enerjilerinin kaldığını ve yorgunluktan seks yapamadıklarını ifade etti. Aşırı yorgunluğun en çok hissedildiği yerler arasında Meşçanskiy, Izmailovo ve Kurkino öne çıkıyor.

Ankette ayrıca %4’lük bir grup cinsel isteğin tamamen kaybolduğunu söylerken, %2’lik bir kesim sağlık sorunlarını (ve klasik “baş ağrısını”) suçladı. Bu son gruplar daha çok Hamovniki, Levoberejni, Obruçevskiy, Marfino ve Lomonosovskiy semtlerinde yoğunlaşıyor.

4 Ağustos 2025 Pazartesi

Bir zamanlar Rusya’da evlilik öncesi ilişki nasıl cezalandırılıyordu?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Geçmiş yüzyıllar boyunca Rusya’da kadınların evlilik öncesi cinsel ilişkileri, yalnızca bireysel bir davranış değil, toplumsal düzeni tehdit eden bir suç gibi görülüyordu. Kırsal bölgelerde bekâretini kaybeden genç kızlar çeşitli aşağılama ritüellerine maruz bırakılıyor, kimi zaman evinden kovuluyor, kimi zaman da köy meydanında teşhir ediliyordu. Yeni yayımlanan “Smetaya zaprety” (Yasakları Sürüklemek) adlı akademik kitapta, 11. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan bu cezalandırma kültürü ayrıntılarıyla ele alınıyor.

Kitaba göre cezalar sadece kadını değil, ailesini de hedef alıyordu. Bazen suçlanan kıza hayvanlara takılan bir boyunduruk (homağ) geçirilerek köyde dolaştırılıyor, bazen de annesi ya da görücü kadını kamusal alanda alaya alınıyordu. Evin kapısı katranla işaretleniyor, pencere pervazlarına küfürler yazılıyor, duvarlara dışkı sürülüyordu. Düğün sırasında bakire olmayan gelinin ailesine çürük kaplar içinde içki sunuluyor, hatta kaynanası tarafından tokatlanan genç kadın, masanın altından sürünerek çıkmak zorunda kalıyordu.

Ancak bu tür uygulamalar bölgeden bölgeye değişiyordu. Özellikle Sibirya ve Rusya'nın kuzeyindeki kırsal alanlarda bekâretin önemi düşüktü. Buralarda hamile kalan bir genç kız, toplumsal dışlanma yerine evlenme şansı bile elde edebiliyordu. Bazı köylerde aileler bu çocukları büyütmeyi reddetmek bir yana, damattan maddi tazminat alarak ekonomik fayda bile sağlıyordu.

Kitaba göre 19. yüzyılın sonlarına doğru, modernleşme ve şehirleşmeyle birlikte bu geleneksel uygulamalar zayıflamaya başladı. Pek çok bölgede artık genç kızların “namusu” törenle kontrol edilmiyor, “kanlı gömlek” aranmıyor, cinsel geçmiş sorgulanmıyordu. Yerel halk arasında yaygınlaşan şu sözler, dönüşümün özeti gibiydi: “Ne bulursan o, ne bulamazsan arama.” Yazara göre, böylece bireysel mahremiyet, kolektif utanç ritüellerinin önüne geçmeye başladı.

5 Temmuz 2025 Cumartesi

Kadın bloggerlardan: Moskova'da romantik buluşma mekanları


Kaynak: https://turkrus.com/ 

Moskova’da ilk buluşma için doğru restoranı seçmek, ilişkinin gidişatını belirleyebilecek kadar önemli. RBC Vino'nun görüşüne başvurduğu kadın gastronomi uzmanları ve bloggerlar, şehri iyi bilenlerin gözüyle önerilerini paylaştı. Derlemede beyaz masa örtüsü, ağır ambiyans ve resmiyet yerine, kişilikli, deneyim sunan ve samimiyet kurmaya elverişli mekanlar öne çıkıyor. İşte gastrobloggerların gözünden 2025 yazında Moskova’da gidilesi mekanlar:

1. Za Krışey  

Liza Safonova’nın favorisi olan mekan, şehir manzaralı terasında köpüklü pet-nat şarabıyla ikram edilen krep üstü havyar gibi ilginç tabaklarla tanınıyor. Big Wine Freaks ekibinin işlettiği restoran, aynı zamanda şık, canlı ve sofistike bir buluşma alanı. Polina Hramtsova da burayı listenin başına koyuyor.

2. Anchovys Club ve Carniceria Vino

Anchovys Club rahat ortamı ve deniz ürünleriyle öne çıkarken, Carniceria Vino ise et severler için hem kaliteli biftek hem de mutfak turu deneyimi sunuyor. Resmi olmayan, içten ve keyifli sohbetler için ideal.

3. Amber  

Sushi’den tataki’ye, wagyu etli el yapımı rulolardan tatlılara dek geniş bir menü sunan Amber, loş atmosferi ve şef masası gibi detaylarla özel geceler için birebir. Hramtsova’ya göre “mutlaka iki porsiyon alınması gereken” tatlar sunan bir yer.

4. Olluco 

Polina Hramtsova’nın “Moskova’da Michelin yıldızı olsa üç yıldızı alır” dediği Olluco, Latin Amerika esintili deneysel menüsüyle kendine özgü. Bu restoran, şık ve özel geceler için öneriliyor. 

5. KM20, Blau ve ABC Roasters 

Kristina Podrezova, gündüz buluşmaları için sakin atmosferi ve hafif yemekleriyle KM20’yi tavsiye ediyor. Blau ise branç için ideal: sessiz, ferah, zarif. ABC Roasters ise bir kahve ve tatlı durağı olarak, karşılıklı karakter çözümlemelerine imkan tanıyan bir öneri. 

6. City Space & Deep Fried Friends 

Tarihi bir an için gün batımında City Space Restaurant’a gitmeyi öneren Polina Troyanovskaya, buranın kokteyllerini, servis kalitesini ve masa aralıklarını övüyor. Aynı zamanda Deep Fried Friends, ilk buluşmalar için fazla samimi olabilir ama “birlikte yol almış çiftler” için sıcak ve şefkatli bir atmosfer.

7. Buono, Butler ve Garda 

Radisson Collection’ın 29. katındaki Buono, İtalyan şefi, yüksek servis kalitesi ve panoramik manzarasıyla klasik romantizmden vazgeçmeyenler için ideal. Butler ve Garda da benzer şekilde şık ve zarif ortamlarda kaliteli yemek arayanlar için öneriliyor. 

8. Uhvat ve Myaso&Ryba 

Galina Dragni, Rus mutfağını sevenler için Uhvat’ı, büyük porsiyonlarla şaşırtmak isteyenler içinse Myaso&Ryba’yı öneriyor. Özellikle ikinci buluşmalarda “gönlü bol” sofralarla fark yaratmak isteyenler için.

24 Haziran 2025 Salı

Moskova'da huzurun formülü: "Zengin ol ve kılıbık yaşa!"

 


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Moskova’nın elit semtlerinde, iş dünyasında başarılı ama evde tüm kontrolü eşine devretmiş erkek profili giderek yaygınlaşıyor. Moskviçmag dergisinde yer alan yoruma göre, Rusçada podkabluçnik, yani "kılıbık" olarak tabir edilen bu tip, çoğunlukla kendi halinde bir iş insanı: Evi, arabası, statüsü yerinde ama evin içinde söz hakkı tamamen karısına ait. Ne zaman dışarı çıkacağına, hangi diziyi izleyeceklerine, hangi mobilyanın alınacağına kadar her şey eş tarafından belirleniyor. Erkek, tüm bu kararları memnuniyetle kabulleniyor ve hatta bundan huzur buluyor. 

Bu yeni nesil Moskova kılıbığı, dışarıda “patron”, evde ise eşi tarafından yönlendirilen bir figür. Navigasyon cihazından gelen komutlar bile eşinin sesiyle. Tüm sorumlulukların dışarıda bırakılması bu erkekler için adeta bir kaçış: Karar vermemek, plan yapmamak, sadece söyleneni yapmak... Onlara göre asıl özgürlük bu.

Kültürel hayatta da tablo aynı. Tiyatrolarda, sergilerde kadın önde, dikkatli ve hevesli. Erkek ise arka planda, sıkılmış, sessiz ve uyuklayan bir eşlikçi. Giyiminden hediyesine kadar her şeyi eşi belirliyor. Ona sadece onaylamak ve gerektiğinde kredi kartını uzatmak kalıyor. “Senin fikrin nedir?” sorusu bu ilişkilerde nadiren soruluyor, çünkü cevabı zaten belli: “Karım ne derse o.”

Arada bir bu kılıbıklar özgürlük hayaliyle arkadaş buluşmalarına katılsa da, birkaç bira içip hafifçe sosyalleşmenin ardından cep telefonları çalıyor: “Hadi artık eve gel.” O da arkadaşlarına bir bahane uyduruyor, “musluk patladı”, “dolap devrildi”... Sonra da talimatla alınmış bir demet çiçekle eve dönüyor. Çünkü kural net: “Eve lalesiz geleyim deme!”

23 Haziran 2025 Pazartesi

'Modern Ruslar' çocuk istemiyor: 2,1 yerine 1,4...


Kaynak: https://turkrus.com/


Rusya'da doğum oranlarının artırılamamasının en önemli nedenlerinden biri, vatandaşların "kendine ait bir hayat yaşama arzusu". St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu'nda (PMEF) konuşan VTsİOM Genel Müdürü Konstantin Abramov, modern Rusların çocuk sahibi olmayı, kişisel özgürlüğü kısıtlayıcı ve maliyetli bir yük olarak gördüğünü belirtti.

Abramov "Aşk, aile kurmanın ve çocuk yapmanın nedeni olabilir ama çocuk yetiştirmenin pahalı olması ve kişisel mutluluk arayışı buna engel oluyor" dedi.

Forumda söz alan bir diğer uzman, Bilimsel ve Toplumsal Uzmanlık Enstitüsü Genel Direktörü Sergey Rıbaltçenko ise Rusya’daki toplam doğurganlık oranının 1,4 çocuk seviyesinde kaldığını söyledi. Bu oranın nüfusun kendini yenilemesi için gerekli olan 2,1’in oldukça altında olduğunu vurgulayan

Rıbaltçenko, dünyadaki genel oranın da tarihsel olarak en düşük seviye olan 2,3’e gerilediğini hatırlattı. Yine de Rusya’nın bazı ülkelere kıyasla hâlâ nispeten yüksek doğurganlık oranına sahip olduğunu ifade etti.

Küresel verilere göre, doğurganlık oranları dünya genelinde dramatik şekilde düşüyor.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) yayımladığı son raporda, ABD, Hindistan, Brezilya ve Almanya dahil olmak üzere 14 ülkede yapılan bir anketin sonuçlarına yer verildi. Katılımcıların beşte biri, maddi yetersizlikler nedeniyle istedikleri kadar çocuk sahibi olamadıklarını söyledi.

Ayrıca, iş ve aile hayatını dengelemek, devlet desteğinin azlığı, sağlık sorunları ve siyasi belirsizlikler de çocuk sahibi olma kararını etkileyen başlıca faktörler arasında gösterildi.

26 Mayıs 2025 Pazartesi

“Efsane” Rus güzelliği


Halil Ocaklı

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, SSCB’nin Almanya’daki askeri misyon merkezi, 1970’lerin sonunda ergenlik yıllarımın geçtiği kasaba olan Bünde’de yer alıyordu.

Bünde’de yaşayan Rus topluluğu gözden uzaktı, neredeyse kapalı bir kutu içinde yaşıyorlardı. Burada “Ruslar” ifadesiyle yalnız Rusyalıları değil, başta Ukraynalılar olmak üzere tüm Doğu Avrupalı Sovyet vatandaşlarını da kastediyorum.

Bir keresinde süpermarkette bir grup Rus erkeğini görmüştüm. Bunlar iri yarı, asık suratlı ve kızgın bakışlı tiplerdi. Sanki herkesten para ve hizmet alacaklıymış gibi etrafa bakıyorlardı.

Bünde sokaklarında “Rus kadınları, Alman kadınlarından on kat daha güzelmiş” diye bir söylenti vardı. Bu söylenti kulaktan kulağa yayılmış, bana da ulaşmıştı. Hayatımda hiç Rus kadın görmemiştim ve neye benzediklerini çok merak ediyordum.

Bir gün sokakta yürürken zarif bir genç bayan bana doğru gelerek adres sordu. Gerçekten çok güzeldi ve çok kibar bir konuşma tarzı vardı. Aksanlı konuştuğu için “işte bir Rus kadın gördüm” diye düşündüm. Onunla konuştuğum için çok mutlu olmuştum.

Ev sahibimiz Bay Kronsbein ile birlikte bahçeyi temizlerken, ona “Rusların güzelliği konusunda siz ne düşünüyorsunuz?” diye sordum. Bana “bu kültürel bir olaydır” dedi ve devam etti: “Sovyet kültürü kadınları dış görünüşe önem vermeye, bakımlı ve bağımsız olmaya teşvik eder. Bu da onları çekici kılar.” Ne demek istediğini yıllar sonra Rusya’ya gidince anladım.

Aslında Rus kadınların diğer ülkelerin kadınlarından daha güzel olduğu fikrini destekleyebilecek bilimsel bir veri yoktur. Sonuçta, bir insanın güzel olup olmadığı tamamen kişisel yoruma ve kültürel normlara dayanan bir olgudur.

Bir Rus arkadaşım şöyle demişti:

“Tarihsel olarak birçok savaşta milyonlarca erkeğin kaybedildiğini ve alkolün erkekler arasında büyük bir sorun olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Erkek sayısındaki ciddi azalma, kadınlar arasında rekabetçi bir doğal seçilim süreci ve çekicileşme yarışı başlattı. Bu nedenle yalnızca daha güzel kadınlar koca bulabildi ve onların genleri sonraki kuşaklara aktarıldı.”

Basit bir dille anlatılanlar bana mantıklı geliyordu.

Bir başka Rus arkadaşım ise düşüncesini şöyle açıklıyordu:

“Sosyalist sistemin tarihsel ve kültürel bağlamından kaynaklanan bir çıktı olarak, güzel sanatlar ve spor eğitimine verilen önem, Rus güzelliğinin temel nedeni olabilir.”

Bu görüş de mantıklı görünüyordu.

Başkasına çekici gelen bana gelmeyebilir ya da tersi olabilir. Bunun bilincindeydim. Güzellik anlayışının kişiden kişiye, kültürden kültüre değiştiğinin ve bunu bir ulus ya da etnisite ile ilişkilendirmenin yanlış olduğunun da farkındaydım.

Ancak, Rus kadınların daha güzel olduğu söylentisi merakımı artırıyordu. Duyduklarımdan sonra, yalnız fiziksel olarak değil kafa yapısı olarak da Rusları kendime uygun buluyordum.

Kasabanın gençleri olarak cumartesi günleri öğleden sonra Butterfly Disko’ya giderdik. Gözlerimiz Rus gençlerini arardı ama onları orada hiç göremedik.

1979 yılında Sovyetler Birliği, Afganistan’ı işgal ettiğinde, Rus askeri misyon merkezinin bulunduğu sokakta bir protesto yürüyüşü yapılacağını duydum. O zamanlar 15 yaşında olmama karşın ben de katıldım ve Ruslara parmak salladım!

Afganistan meselesi pek umurumda değildi, asıl umurumda olan o gün güzel Rus kızlarından birini görmekti. Ve sonunda, beklediğim gibi oldu. Hayatımda ilk kez Rus genç kızlarını gördüm. Onlar da dışarıda neler olup bittiğini merak ediyor, pencere ve balkondan sokaktakilere bakıyorlardı.

Gerçekçi olmak gerekirse, söylentileri doğrulayacak kadar kimseleri yakından göremedim ama gördüğüm kadarıyla düzgün fizikli, bakımlı ve güzellerdi. Rus erkeklerinin tersine nazik, sakin, sevecen, utangaç ve hatta biraz da ezik görünüyorlardı.

Bugün geriye dönüp baktığımda o dönemdeki merakımın sonraki yaşantımı etkilediğini görüyorum. Rusya ile 1995 yılından beri ticari ilişkilerim oldu ve yıllarca orada yaşadım. Tver Devlet Üniversitesinde ders verdim. Evet, Rus kadın zarif ve güzel görünmeye özen gösterir, beslenmeye dikkat eder, saç ve cilt bakımına çok önem verir, uyumlu, temiz ve şık giyinir ve asla ‘sıradan’ görünmek istemez.

Bununla birlikte tüm Rus kadınlarının böyle olduğu şeklinde pozitif bir genelleme yapmak da doğru olmaz. Her toplumda mutlaka güzel ve daha güzel kadınlar vardır. Kimin kimi güzel bulup sevdiği veya kiminle bir yuva kurduğu, bireysel değerler ve hedeflere dayalı kişisel bir seçim meselesidir.

Şunu anladım ki, eşlerin kökeni veya uyruğu ne olursa olsun, ilişkiyi ortak ilgi alanları, hoşgörü, sevgi, saygı, anlayış ve duygusal bağ üzerine kurmak önemlidir. İletişim kanallarını açık tutmak, birbirine güvenip destek olmak da kritiktir. İyi birer “empatik dost” olmak için çaba göstermek önemlidir.

Eşlerin aynı etnik veya kültürel kökenden gelmesi, ilişkiyi kolaylaştırabilir, ancak bu, ilişkiyi sürdürmenin garantisi değildir. Eşler, farklı etnik veya kültürel geçmişe sahip olsalar bile, sağlıklı ve mutlu bir ilişki sürdürebilirler.

Sonuç olarak, ben 24 yıl önce hayatımı Rusya’nın Tver şehrinden bir kadınla birleştirdim, böyle bir karar verdiğim için de çok mutluyum.

"Moskova, aşkı arayan yalnız kadınların şehridir..."


 

Kaynak: https://turkrus.com/

 

Bu tespit, Moskvichmag'da yazdığı yazıda Moskova'daki yalnız kadınlara dair gözlemlerin anlatan Aleksey Belyakov'a ait. Bir akşamüstü, Moskova’nın Belorusskaya semtindeki "Kofemania" kafesinde yaşanan küçük bir sahne, yazar Aleksey Belyakov’un gözlemlerine ilham vermiş. Belyakov, yazısında, Moskova’nın kadınlarının aşkı bulmak için verdiği mücadeleyi, mizah ve melankoliyi harmanlayarak anlatıyor: "İki genç kadın masalarından kalktı, bana yer verdiler. Şakayla karışık, 'Gitmeyin, gelin biraz daha oturalım,' dedim. Gözlerinde umut parladı. Sonra ekledim, 'Şaka yapıyorum, kızımla buluşmam var.' Kadınlar hayal kırıklığıyla 'Peki, ne yazık,' diyerek ayrıldılar."

Moskova'nın kadın nüfusunun erkeklere kıyasla neredeyse bir milyon fazla olduğuna dikkat çeken Belyakov, "Bu şehirde kadınlar aşkı arıyor, ama erkekler ya korkak ya da bencil," diyor. Kimi erkeklerin kadınların ilgisini çıkarcı bulduğunu, kimilerinin ise sadece kendilerini sevdiğini belirtiyor: "Moskova’da erkekler genelde aynalarda kendilerini izlemekten başkalarını fark etmiyor. Hele de biraz da pintiler, çünkü Moskova kadınları modern, feminist ve kendi hesaplarını ödeyecek kadar özgür olsa da, sonuçta bir ilişki çaba ve duygu ister."

Yazar, kadınların özellikle 40 yaş sonrası yalnızlıkla mücadele ettiğini dile getiriyor: "Kadınlar kırklı yaşlardan sonra 'artık umut yok' derken bile, kalplerinde minik bir ihtimalle metroda, kafede, sinemada bakış arıyorlar. Umut, her akşam son metro kalkana kadar sürüyor. Sonra eve dönüp, 'Belki yarın' diyorlar." Moskova’daki kadınlar için aşk arayışının, metro kartları ve indirimsiz alışveriş kuponları arasında kaybolan bir umut olduğunu vurguluyor.

Son sahnesinde Belyakov, bir akşam kafesinde karşılaştığı bir çifti anlatıyor: "Adam ve kadın, ilk buluşmalarında, mesafeli ama umutlu. Kadının boynunda lila bir fular, adamın kravatı yok. Onları izlerken içimden ‘Lütfen birbirinize şans verin’ diye geçiriyorum. Kadın, lütfen elini geri çekme, adamın dokunuşuna izin ver. Sonra birlikte eve gidin, o soğuk şehre karşı birbirinizi sarın, pencereden kar tanelerine bakın. Bu şehrin kışında birazcık sıcaklığa herkesin ihtiyacı var. Özellikle senin, lila fularlı Ritalar…"