Moskova

Moskova
Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2025 Perşembe

Kurtarıcı İsa Katedrali Rehberi: İlginç Gerçekler ve Gizli Ayrıntılar


Kurtarıcı İsa Katedrali, Moskova'nın başlıca sembollerinden biri ve Rusya'nın en büyük Ortodoks katedralidir.

Tarihi dramatik olaylarla doludur: Tapınak, 19. yüzyılda Napolyon'a karşı kazanılan zaferi anmak için inşa edilmiş, ardından Sovyet döneminde yıkılmış ve 20. yüzyılın sonunda yeniden inşa edilmiştir.

Günümüzde, yalnızca önemli bir dini merkez değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanından turistleri ve hacıları çeken mimari bir dönüm noktasıdır.

 

Tapınağın tarihi

Kurtarıcı İsa Katedrali'nin ilk versiyonu, Rusya'nın göksel himayesinin ve Napolyon'a karşı kazanılan zafer için minnettarlığın bir sembolü olarak tasarlandı.

İnşaat kararnamesi I. Aleksandr tarafından yayınlandı ve birkaç yıl sonra proje mimar K. A. Ton tarafından geliştirildi. Tapınağın inşası 44 yıl sürdü ve kutsanması 1883'te gerçekleşti. Burada ilahi hizmetler, taç giyme törenleri ve önemli kilise bayramları yapıldı.

1931'de Sovyet yönetimi altında tapınak havaya uçuruldu - yerine Sovyetler Sarayı'nı inşa etmeyi planladılar, ancak savaş nedeniyle proje hiçbir zaman hayata geçirilemedi. Daha sonra, bu sitede açık hava yüzme havuzu "Moskova" ortaya çıktı.

90'larda tapınağın restorasyonu başladı. Eski havuz söküldü ve 1999'da katedral kapılarını cemaatçilere yeniden açtı. Mimarlar Denisov, Posokhin ve Tsereteli yeni binanın tasarımına katıldı.

 

İlginç bilgiler

Kurtarıcı İsa Katedrali, Rusya'nın en büyük Ortodoks katedralidir. Yüksekliği 103 metreye ulaşır ve kapasitesi 10.000 kişiye kadar çıkar.

Tapınağın inşası sırasında Rusya'da dört imparator değişmiştir: I. Aleksandr, I. Nikolay, II. Aleksandr ve III. Aleksandr.

20. yüzyılın başlarında kilisede bir koro kuruldu ve bu koro sonunda ülkenin en iyilerinden biri oldu. Geçtiğimiz yüzyılın en güçlü sesleri bir zamanlar burada şarkı söyledi - Fyodor Chaliapin ve Başdiyakoz Konstantin Rozov.

Sovyet döneminde inşaatçılar tapınağı ilk önce balyoz ve levye kullanarak elle yıkmaya çalıştılar, ancak levhalar arasında çimento değil, sıkıca birbirine yapışan kurşun harç vardı.

Modern kilisenin iç kısmı 19. yüzyıl modellerine göre yapılmış mozaiklerle dekore edilmiştir. Resimlerde Zurab Tsereteli liderliğindeki bir ekip de dahil olmak üzere önde gelen çağdaş sanatçılar yer almıştır.

Ünlü tarihi şahsiyetlerin cenazeleri burada gerçekleşti. Kilise, Alexander III ve Rus askeri lideri Mikhail Skobelev gibi seçkin şahsiyetler için cenaze töreni düzenledi.

Kilisenin çan kulesi 14 çandan oluşuyor. Bunlardan en büyüğü olan Çar Çanı 30 ton ağırlığında olup Rusya'nın en büyüklerinden biri.

Tapınakta sadece büyük kilise ayinleri değil, patriklerin tahta çıkışı, milli bayram duaları ve önemli olayların anısına yapılan ayinler gibi önemli devlet etkinlikleri de düzenleniyor.

 

Ziyaret ederken nelere dikkat etmelisiniz?

Kurtarıcı İsa Katedrali'nde üç sunak vardır: ana sunak Kurtarıcı İsa'nın onurunadır ve ayrıca Aziz Nikolaos ve Aleksander Nevsky'ye adanmıştır.

En etkileyici yerlerden biri, 40 metreden yüksekte bulunan çan kuleleri arasındaki gözlem güverteleridir. Buradan Moskova'nın panoramik manzarası açılır: Kremlin, Moskova Nehri, Poklonnaya Tepesi. Bunlara yalnızca gezi grupları erişebilir.

Tapınağı bir rehber eşliğinde ziyaret etmek daha iyidir - bu şekilde tarihini ve sembolizmini daha derinlemesine inceleyebilirsiniz. Turlar çeşitli konuları kapsar: ikon resimlerinden 1812 olaylarına kadar. Ayrıca içeride katedralin tarihine ve kilise sanatına adanmış bir müze de bulunmaktadır.

Tapınak yılın her dönemi açık, ancak özellikle tatil dönemlerinde çok kalabalık oluyor ve bu durum görülmesini zorlaştırabiliyor.

 

Ziyaret kuralları ve çalışma saatleri

Tapınağı ziyaret ederken genel kurallara uymak önemlidir: yiyecek getirmeyin, yüksek sesle konuşmayın, ellerinizi cebinizde tutmayın. Film çekimine yalnızca izleme platformlarında ve müzede izin verilir. Kadınların başlarını, omuzlarını ve dekoltelerini örtmeleri önerilir.

Giriş ücretsiz, ancak tur ve gözlem güvertelerine erişim için 1.300 rubleden başlayan fiyatlarla bilet almanız gerekiyor.

Tapınak her gün açıktır:

Salı – Pazar: 10:00–18:00;
Pazartesi: 13:00’ten itibaren.

Resmi web sitesi: xxc.ru

 

Oraya nasıl gidilir

Tapınak Moskova'nın merkezinde Volkhonka Caddesi, 15 adresinde bulunmaktadır. Oraya farklı yollarla ulaşabilirsiniz.

Metro ile

Kropotkinskaya istasyonu (Kırmızı Hat, 1 dakika yürüme mesafesi) en uygun seçenektir. Metrodan çıkın ve hemen tapınağı göreceksiniz.

Borovitskaya istasyonu (Gri hat, 10 dakika yürüme mesafesinde). Aleksandrovsky Bahçesi'nden geçebilirsiniz.

Polyanka istasyonu (Gri hat, 15 dakika yürüme mesafesinde).

Otobüsle

"Metro Kropotkinskaya" durağı - c755, m5, m6 numaralı otobüsler.

"Prechistenskaya set" durağı - c755 numaralı otobüs.

"Lenin Metro Kütüphanesi" durağı - e10, m1, m6, m9 numaralı otobüsler.

Yürüyerek

Eğer merkezde yürüyüş yapıyorsanız, tapınağa örneğin Kızıl Meydan'dan ( Alexander Bahçesi'nden yaklaşık 15 dakika ) veya Gorki Parkı'ndan (set boyunca yaklaşık 30 dakika) yürüyerek ulaşabilirsiniz.

 

Turistler için ipuçları

Ziyaret için hafta içi günleri seçin. Hafta sonları ve Ortodoks tatillerinde tapınak özellikle kalabalık olur, bu da görüntülemeyi zorlaştırır ve bekleme süresini artırabilir.

Mütevazı ve rahat giyinin. Kadınlar etek veya uzun pantolon giymeli, başlarını bir eşarpla örtmeli ve erkekler şort ve tişört giymekten kaçınmalıdır. Ayakkabılar rahat olmalıdır, özellikle gözlem güvertesine çıkmayı planlıyorsanız.

Ayin programını önceden kontrol edin. Bir ayine katılmak istiyorsanız, saati önceden kontrol edin. Tatil günlerine ve kilise takvimine bağlı olarak değişebilir.

Girişte güvenlik kontrolüne hazır olun. Tapınakta güvenlik yüksektir, bu nedenle girişte çantaları metal dedektörüyle kontrol ederler, bu da biraz zaman alabilir.

Tapınağın bir köprüden veya setten fotoğrafını çekin. Kurtarıcı İsa Katedrali'nin en iyi panoramik manzaraları Patrik Köprüsü ve Moskova Nehri setinden açılır - bunlar güzel fotoğraflar için ideal yerlerdir.

Khamovniki bölgesi turistik yerler açısından zengindir: Yakınlarında Puşkin Müzesi, Muzeon Parkı, Tretyakov Galerisi ve yürüyüşün ardından dinlenebileceğiniz birçok şirin kafe ve restoran bulunmaktadır.

4 Mart 2025 Salı

Büyük Perhiz; Büyük Oruç (Великий пост-Velikiy Post)


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Ortodoks Hristiyanlar için en önemli dini dönemlerden biri olan Büyük Perhiz başladı. Perhiz, Paskalya arefesine, yani 19 Nisan’a kadar sürecek.

Bu gelenek MS ilk yüzyıllarda Mısırlı keşişlerin yaşamından gelmektedir. Büyük Oruç’un tamamını çöllere ve mağaralara çekilerek yalnız geçirirlerdi; çünkü İncil'in söylediğine göre İsa çölde 40 gün oruç tutmuştu. Rahiplerin tamamı Paskalya'da manastıra dönemedi; bazıları açlıktan öldü, bazıları ise vahşi hayvanlar tarafından parçalandı. 

Oruç fiilen Maslenitsa haftasında başlar. Bu bağlamda et yemekten kaçınmalı, Çarşamba ve Cuma günlerinde özel dualar okunmalı. Maslenitsa haftasında bir gelenek olarak sıkıntı içinde olanlara ikramlarda bulunur, yoksullara yardım edilir, hastalar ziyaret edilir. 

Moskova 125 adlı proje, şehirde yaşayanların bu ibadete ne kadar bağlı kaldığını ölçmek amacıyla anket düzenledi. 

Anket sonuçlarına göre, katılımcıların yalnızca yüzde 6’sı Büyük Perhiz'in tüm kurallarına titizlikle uyduğunu belirtti. Yüzde 22’lik bir kesim ise kısmen oruç tuttuklarını, örneğin et tüketimini bıraktıklarını ancak süt ürünleri ve yumurtayı yemeye devam ettiklerini ifade etti. Bazı katılımcılar ise yalnızca beslenme düzenlerinde değil, genel davranışlarında da kendilerini sınırladıklarını söyledi. 

Katılımcıların yüzde 72’si ise Büyük Perhiz'i tam anlamıyla uygulayamadıklarını belirtti. Anket seçenekleri arasında “hiç tutmuyorum” yanıtı bulunmadığı için, bu grupta dinî inancı olmayan ya da Hristiyan olmayan katılımcıların da yer aldığı tahmin ediliyor. Bazı Moskova sakinleri, yaş ilerledikçe oruç tutmanın zorlaştığını ve artan gıda fiyatlarının da bu süreçte etkili olduğunu dile getirdi. 

Ortodoks geleneklerine göre, Büyük Perhiz süresince aşağıdaki gıdalar tüketilmez:

• Et ve et ürünleri (sığır eti, tavuk, domuz eti vb.) 

• Süt ve süt ürünleri (peynir, yoğurt, tereyağı, krema, süt vb.)

• Yumurta ve yumurta içeren gıdalar

• Şarap ve alkollü içecekler (bazı günlerde istisnalar olabilir)

• Balık (sadece belirli bayram günlerinde izin verilir)

• Tatlı

Ortodokslar, Büyük Perhiz’i sadece fiziksel bir diyet olarak değil, ruhsal bir arınma dönemi olarak görürler. Bu nedenle, sadece yiyecek kısıtlamalarına değil, aynı zamanda manevi olarak da daha disiplinli bir yaşam sürmeye odaklanırlar.

28 Temmuz 2024 Pazar

Rusya'nın Vaftiz Günü

 


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rus Ortodoks Kilisesi, her yıl olduğu gibi yine 28 Temmuz'da önemli bir dini bayram olan "Rusya'nın Vaftiz Günü"nü kutluyor. Bu gün, 988 yılında Rusya'nın resmi dini olarak Hristiyanlığın ilan edilmesini anmak amacıyla kutlanıyor.

Bu bayramın tarihi ve gelenekleri hakkında bir derlemeyi İzvestiya gazetesi için Alena Svetunkova yaptı. Paylaşıyoruz:

 

"Rusya'nın Vaftiz Günü her yıl 28 Temmuz'da kutlanıyor ve bu tarih aynı zamanda Rusya'yı vaftiz eden Prens Vladimir'in anma günü olarak biliniyor. Yaşadığı dönemde halkına olan ilgisi nedeniyle Vladimir'e "Kırmızı Güneş" lakabı verilmiş. 

Tarihe göre, Prens Vladimir 30 yaşına kadar pagan olarak kalmış ve Kiev Rusları'nın çoğunluğu da aynı durumdaymış. Paganizmin en büyük dezavantajı, farklı idollere tapınan insanlar arasında çatışmalara yol açan geniş bir tanrı panteonuna sahip olması. Vladimir, tek bir inancın halkı birleştireceğini ve bu anlaşmazlıkları sona erdireceğini anlamış ve bu yüzden Hristiyanlık gibi büyük bir dine yönelmiş. Vladimir'in Hristiyanlığa olan ilgisinin bir başka nedeni ise, büyükannesi Prenses Olga'nın 957 yılında Bizans'ta vaftiz edilmesi ve Rusya'daki ilk Hristiyanlardan biri olması.

Diğer dinlerin reddedilme sebepleri

"İzvestiya"nın belirttiği üzere, "Vremennykh Let" (Geçmiş Yılların Hikayesi) kitabına göre Vladimir Kırmızı Güneş 986 yılında Kiev'e farklı ülkelerden temsilciler çağırmış ve onların dinlerini öğrenmek istemiş (Hristiyanlık, Yahudilik, İslam). Bu etkinliğe "İnançların Sınanması" denmiş.

Vladimir, İslam'ı hemen reddetmiş çünkü bu dinin katı kuralları alkolü yasaklıyormuş. Yahudilik ise o dönemde pek popüler değilmiş ve Yahudilerin kendi ülkeleri olmadığı için bu din de kabul edilmemiş. Hristiyanlık ise Vladimir'in ilgisini çekmiş. Hristiyan bir vaiz, Vladimir'e Kıyamet Günü ve dünyanın yaratılış hikayesini anlatmış. Bu hikaye Vladimir'i etkilemiş ve farklı dinleri daha yakından tanımak için birkaç kişiyi görevlendirmiş.

Geri dönen elçiler, Konstantinopolis'teki Ayasofya'da yapılan ibadetlerden çok etkilenmişler ve bu durum Vladimir'in Hristiyanlığı seçmesine neden olmuş.

988 yılından sonra insanlar pagan idollerinden vazgeçip yeni dini kabul etmeye başlamış. Bu gün, Rus Ortodoks Kilisesi için hala büyük bir öneme sahip ve her yıl Rusya'nın Vaftizi'ne adanmış etkinliklerle kutlanıyor.

Vaftiz, ülkenin tarihindeki en önemli ve anlamlı anlardan biri olarak kabul ediliyor ve Rus halkının ruhsal ve kültürel gelişiminde büyük bir etki yaratmış. Tüm Rusya Patriği Kirill'e göre, Aziz Prens Vladimir'in "Evrensel Kilise'nin lütufkâr bedenine aşıladığı aşı", halk için en büyük ruhsal güç olmuş ve bugün bile tarihsel zorluklarla başa çıkılmasına yardımcı oluyor.

Rusya'nın Vaftiz Günü'nün devlet düzeyinde ilk kez kutlanması 1888 yılında olmuş. Bu dönemde Hristiyanlığın kabul edilmesinin üzerinden tam 900 yıl geçmiş. Bayram şerefine halk festivalleri, kilise ayinleri ve dini yürüyüşler düzenlenmiş. Günümüzde de bu bayram için toplu etkinlikler ve kiliselerde ayinler yapılıyor.

Rusya genelinde 28 Temmuz'da ibadetler yapılıyor ve tam öğlen saatinde tüm kiliselerde çanlar çalıyor. Moskova'da bu gün, Kremlin yakınlarındaki Borovitskiy Tepesi'ndeki Prens Vladimir anıtına yürüyüş düzenleniyor. Aynı yerde Aziz'e adanmış tören duası yapılıyor. Rusya'nın çeşitli şehirlerinde, Rusya'nın Vaftiz Günü şerefine konserler, konferanslar ve tiyatro gösterileri düzenleniyor. Televizyonda tematik programlar ve dini ayinler yayınlanıyor.

27 Temmuz 2024 Cumartesi

Tolstoy ve Rus Ortodoks Kilisesi: Bir ayrılığın hikayesi


Kaynak: https://turkrus.com/

 

19. yüzyılın sonlarına doğru Rusya’nın en ünlü yazarı Lev Tolstoy, Rus Ortodoks Kilisesi ile olan bağlarını kopardı. Bu ayrılık, yalnızca edebiyat dünyasında değil, dini çevrelerde de büyük yankı uyandırdı. Peki, Tolstoy’u kiliseden dışlanmaya götüren süreçte neler yaşandı? 

Tolstoy, 1880'lerin başında derin bir ruhsal krize girdi. Geleneksel kilise ritüellerini sorgulamaya ve reddetmeye başladı. Ona göre, gerçek inanç, rahipler ve kilise gibi aracılara ihtiyaç duymuyordu. Bu düşüncelerini “İtiraf” (Исповедь), “İnancım Nedir?” (Во что я верю?) gibi felsefi eserlerinde dile getirdi. Bu eserlerde, İsa’nın ilahi kökenini ve gerçekleştirdiği mucizeleri reddeden cesur fikirler öne sürdü. 

Tolstoy, bu dini öğretiler ve felsefi makaleleri ile 19. yüzyılın sonlarında Rus toplumunda yaşanan inanç krizini aşmayı amaçladığını belirtti. Kilisenin demode olduğunu ve insanların kendi başlarına dua etmeleri gerektiğini savundu. Bu görüşleri, "Tolstoycular" olarak bilinen birçok takipçi kazandı.

1880'lerde, tanınmış din adamları Tolstoy ile polemiklere girmeye başladı. O dönemin en etkili rahiplerinden biri olan Kronstadtlı John, Tolstoy’u “heretiklerin en üstünü” olarak nitelendirdi.

24 Şubat 1901’de, Rus Ortodoks Kilisesi’nin Yüce Senod’u, Tolstoy’un aforoz edildiğini ilan eden bir karar yayımladı. Bu kararda, Tolstoy’un Ortodoks Kilisesi’ni reddettiği ve halk arasında Hristiyanlık ve kiliseye aykırı öğretiler yaydığı belirtildi. Senod, Tolstoy’un “anti-Hristiyan ve anti-Kilise sahte öğretileri” nedeniyle aforoz edildiğini duyurdu.

Senod’un kararının ertesi günü, Rus İmparatorluğu’ndaki tüm gazeteler bu haberi manşetlerine taşıdı. Ünlü bir yazarın kiliseden dışlanması büyük bir skandal yarattı. Tolstoy, bu karara itiraz etti ve kendi inancının, aklının ve kalbinin gereksinimlerine en iyi yanıt veren, en basit ve en açık din olduğunu savundu. Başka bir doğru din keşfederse hemen onu benimseyeceğini de belirtti.

Tolstoy, aforozun kilise kurallarına uygun olmadığını ve bu nedenle yasal olarak geçersiz olduğunu iddia etti. Nitekim, 1869’dan 1917 Bolşevik Devrimi’ne kadar kimse aforoz edilmemişti çünkü bu ceza çok ağır bir yaptırım olarak görülüyordu.

Tolstoy’un ahlaki otoritesi ve popülaritesi, o dönemde kilisenin otoritesinden daha yüksekti. Tolstoy uzmanı Pavel Basinsky’ye göre, halk, Senod’un kararını alaya aldı ve yazara destek verdi. 1901'deki bir sanat sergisinde, Ilya Repin’in Tolstoy portresi çiçek yağmuruna tutuldu. Aynı yıl Tolstoy, Nobel Barış Ödülü’ne bile aday gösterildi.

Tolstoy’un dini eserlerinin sansürlenmesi ve yayınlanmasının yasaklanması, halk arasında büyük bir merak uyandırdı ve Tolstoy’un fikirlerinin daha da yayılmasına neden oldu. Tolstoy’un takipçileri, özellikle I. Dünya Savaşı sırasında askere gitmeyi reddedenler, sürgün ve hapis gibi ağır cezalara maruz kaldı.

Tolstoy, hayatının sonlarına doğru kiliseye yakınlaşma arayışına girdi. Şamordino Manastırı'na gitti ve orada rahibe olan kız kardeşiyle vakit geçirdi. Optina Manastırı'nı ziyaret etmeyi düşündü, ancak bu ziyaret bir pişmanlık ifadesinden ziyade ruhsal dönüşümünün bir parçasıydı.

2000'li yıllarda, Rus Ortodoks Kilisesi’ne Tolstoy’un aforoz kararının yeniden değerlendirilmesi için birkaç kez başvuruldu. Ancak, Tolstoy’un kamuoyunda pişmanlık göstermemesi ve inançlarından vazgeçmemesi nedeniyle bu başvurular olumsuz yanıt aldı.

Lev Tolstoy’un Rus Ortodoks Kilisesi ile yaşadığı bu çatışma, yalnızca bir yazarın dini inançlarını değil, aynı zamanda Rus toplumunun dini ve ahlaki yapısını da derinden etkiledi. Tolstoy, yaşamı boyunca inançları ve eserleriyle pek çok kişiyi etkiledi ve bu etkisi günümüzde de devam ediyor. Kiliseden aforoz edilmesine rağmen, Tolstoy’un öğretileri ve eserleri, insanlık için önemli bir miras olarak kalmaya devam ediyor.

(rbth.com)

18 Mart 2024 Pazartesi

Rusya’da Büyük Perhiz: Halkın ne kadarı oruç tutuyor?


Kaynak: http://www.moskovalife.com/

 

Rusya’da halkın, Hristiyan dünyasının en önemli bayramı olan Paskalya’da son bulacak olan Büyük Perhiz’e (Velikiy Post) bakışı mercek altına alındı. Bugün başlayacak olan oruç dönemi, yedi hafta sürecek.

VTsİOM’un anketine göre, Ortodoks Rusya vatandaşlarının yüzde 56’sı bu dönemde genellikle oruç kurallarına uymadığını söylüyor.

Ankete katılan erkeklerin yüzde 61’i, kadınların yüzde 54’ü bu cevabı verdi.

Zaman zaman oruç tutan Rusyalı Ortodoksların oranı ankete yüzde 42 olarak yansıdı.

Rusya’da bu sene Büyük Perhiz 18 Marta başlayıp 4 Mayısta sona erecek.

Büyük Perhiz ya da bir başka deyişle Paskalya orucu ibadetinde Hıristiyanların bir dizi gıdanın yanı sıra bazı dünyevi zevklerden uzak durmaları bekleniyor. Bazı görüşlere göre buna sinema ve televizyonun yanı sıra zararlı alışkanlıklardan uzak durmak dahil.

Ortodoksların Büyük Perhiz orucu Müslümanların Ramazan ayında tuttuğu oruç kadar katı değil. Hayvansal ürünleri gibi bazı gıda türlerinin (et, süt ve süt ürünleri, yumurta, hayvansal yağlar vb.) tereyağı tüketilmesine yasak getirmekle birlikte genel olarak yeme-içmeyi yasaklamıyor. Perhizdeki Ortodokslar genellikle ekmek, meyve, sebze, fasulyegiller, çerez, pirinç ve her türlü hububat çeşitlerinden oluşan yemekler yiyor.

Paskalya orucu İsa Mesih’in çölde 40 günlük oruç tutmasının anısını taşıyor.

Büyük Perhiz döneminde kilise ziyaretleri de ibadetin bir parçası olarak genellikle artma eğiliminde.

Rusya'da Bağışlama Pazar günü nedir?


GEORGY MANAEV

Kaynak: https://www.rbth.com/

 

Büyük Oruç (Великий пост-Velikiy Post)’dan önce, Rus halkının geleneksel olarak kışı uğurlamayı kutladığı Maslenitsa haftası gelir. Peki, Büyük Oruç’dan önceki son Pazar günü Tanrı'dan ve birbirimizden af ​​dileme geleneği nereden geliyor?

Bu gelenek MS ilk yüzyıllarda Mısırlı keşişlerin yaşamından gelmektedir. Büyük Oruç’un tamamını çöllere ve mağaralara çekilerek yalnız geçirirlerdi; çünkü İncil'in söylediğine göre İsa çölde 40 gün oruç tutmuştu. Rahiplerin tamamı Paskalya'da manastıra dönemedi; bazıları açlıktan öldü, bazıları ise vahşi hayvanlar tarafından parçalandı. 

Bu nedenle, Oruçtan önceki son Pazar günü, yalnızca Paskalya'da buluşmak üzere ayrılan keşişler, bir daha kimseyi göremeyeceklerinin farkına olarak birbirlerine veda ederler ve birbirlerinden, kasıtlı veya kasıtsız işledikleri tüm suçlarını affetmelerini isterlerdi. Matta İncili şöyle der: "Çünkü eğer başkalarının size karşı günah işlediğinde bağışlarsanız, göksel Babanız da sizi bağışlayacaktır. Ama başkalarının günahlarını bağışlamazsanız, Babanız sizin günahlarınızı bağışlamayacaktır."

Ortodoks Kilisesi, kişinin Pazar sabahı Bağışlama gününde Kutsal Komünyon'u itiraf etmesini ve almasını ve ancak o zaman sevdiklerinden kendilerini affetmelerini istemesini emreder. Ruslar, af diledikten ve "Tanrı affedecektir" cevabını aldıktan sonra, uzlaşma ve dostluğun bir işareti olarak genellikle üç kez öpüşürler.

Rus halkı arasında Bağışlama Pazar günü, Maslenitsa kutlamalarının sonuna denk geliyor. Bu gün, akşam yemeğinden önce, yakın zamanda ölen akrabaları anmak için mezarlığa gitmek ve ayrıca reçete edilmese de "onlardan af dilemek" gelenekseldi. kilise tarafından - görünüşe göre bu, pagan geleneklerinin bir kalıntısı, Maslenitsa kutlamaları sırasında işlenen tüm günahların (aynı zamanda bir pagan inancı) sözde "yakıldığı" Maslenitsa maketinin yakılmasıyla aynı.

Bu Pazar günü, Ortodoks kiliselerinde akşam ayininde özel bir kilise ayini olan "bağışlama ayini" yapılıyor. Bu tören sırasında rahip, cemaate, birbirlerinden af ​​dilemenin gerekliliği, suçları temiz kalple affetmenin yolları hakkında bir vaazla hitap eder ve rahip kendisi de orada bulunan tüm insanlardan af diler ve onlar da şöyle yanıt verir: "Tanrı affedecektir" sen, kutsal Babamız. Biz günahkarları bağışla ve bizi de kutsa." Böylece Ortodoks Hıristiyanlar birbirleriyle barışarak Oruç zamanına başlıyorlar.


24 Şubat 2024 Cumartesi

'Sobor', 'khram', 'tserkov' - bu tür kiliseler arasındaki fark nedir?


Anna Popova

Kaynak: https://www.rbth.com/

 

Yani bir 'tserkov'a gidiyorsunuz, ama sonunda bir 'khram'la karşılaşıyorsunuz - endişelenmeyin, böyle şeyler olur. 

Peki, ama onları nasıl ayırt edebiliriz? 

'Sobor'da olduğunuzu nasıl anlarsınız? 

Bunları size tek tek anlatacağız.

Rus Ortodoks ibadethanelerinin en önemli türü olan 'sobor' ile başlayalım. 

Sobor

Bir manastırın, manastırın veya şehrin ana kilisesine verilen addır. Ayrıca merkezde yer alırlar. 'Sobor'daki hizmetler en yüksek rütbeli din adamları (patrik, metropol veya başpiskopos) tarafından yürütülür. Eğer kilisenin kıdemli başkanının - yani piskoposluk (piskoposluk) başkanının - ' cathedra'sı ( koltuk veya taht) orada bulunuyorsa, böyle bir kiliseye ' kafedralny sobor' adı verilir.

Örneğin, Moskova'daki Volkhonka Caddesi'ndeki Kurtarıcı İsa Kilisesi şu şekilde kabul ediliyor:

Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill, başkentin piskoposluğunun başıdır. 

Moskova Kremlin'de de katedraller var:

Örneğin 1917'den önce Dormition Katedrali Rusya'nın ana  ' kafedralny sobor'uydu.

Khram

Büyük veya çok mütevazı boyutta olan bir  'khram' genellikle birkaç kubbe ve sunaklı yan şapeller içerir. 

'Khram'daki hizmetler günde birkaç kez yapılır. 

Örneğin Ostankino'daki Hayat Veren Teslis Kilisesi'nin ( 'khram' ) dört yan şapeli vardır: Teslis'e, Muhterem Alexander Svirsky'ye, Tanrı'nın Annesi Tikhvin İkonuna ve Aziz Nikolaos'a adanmıştır. 

Tserkov

' Tserkov  '  - ya da "Tanrı'nın evi", inanlıların hizmet için toplandığı yerdir. 

Hizmetlerin günde bir kez yapıldığı 'khram'a '  tserkov'  da denir . Tıpkı bir  'khram' gibi, bir 'tserkov' da  şehrin herhangi bir yerinde bulunabilir. 

Bunun 'khram'  değil de  'tserkov' olduğunu nasıl anlarsınız? 

Sadece bir sunak olup olmadığını kontrol edin: Varsa yanılmadınız ve bu bir  'tserkov'dur .

13 Kasım 2020 Cuma

Koy onu yerine!



Metin Uçar

 

Büyük Ekim Devrimi’nden sonra Bolşeviklerin çok sayıda kilise ve kiliseye bağlı binayı yıktıkları ya da dinle bağdaşmayacak amaçlarla kullandıkları bilinen bir şeydir. Bu yazımda halk arasında bir anekdot olarak dolaşan bir olayı anlatacağım. Rastlantı eseri öğrendiğim bu olay bana çok mantıklı geldi. Hep merak ederdim onca kilise yıkılırken bazılarına neden dokunulmamıştı? Bunlardan belki en önemlisi Kızıl Meydan’ın incisi ve Rusya’nın dünyaca bilinen güzelliği Vasiliy Blajennıy Kilisesi (Mutlu Vasiliy). Yazımdan bazı tarihi kişileri sempatik gösterme amacı güttüğümü düşünenlere hemen ‘hayır öyle değil’ diyerek devam ediyorum. Bu sadece bir anekdot.

Yeni sovyet devleti halkı eski hayat sisteminden uzaklaştırmak için çaba sarfetmekteydi. Bu sistemlerin belki de en güçlüsü kayıtsız şartsız boyun eğmeyi şart koşan Ortodoks Kilisesi idi. Dolayısı ile Ekim Devrimi’nden sonra bir kilise yıkma furyası başlar. Sadece Moskova’da 433 kilisenin yıkıldığı söylenir. Bunların en büyüğü olan Kurtarıcı İsa Kilisesi 1931’de yıkılmıştı. Yıkım işinin başında Stalin’e yakın parti çalışanı Lazar Moiseyeviç Kaganovskiy vardır. Kaganosvkiy yıkım işini öyle bir iştahla yönetmekteydi ki yıkılacak kilise listesinin sonu yok gibiydi. Vasiliy Blajennıy Kilisesi de bunlardan biri idi. Kaganoviç’e göre bu kilise Kızıl Meydan’ın hemen çıkışında yolu tıkayan bir yapı idi. Geçit törenlerinin yapılmasını zorlaştırıyordu.

1930’lu yıllarda Moskova’nın kapsamlı bir rekonstrüksiyon çalışması başlatılır. Kaganoviç bu çalışma sırasında kiliseden kurtulmayı planlar. Kaganoviç’in o dönemde yürüttüğü çalışmaların önemli bir kısmı metro inşaatı ile ilgidir. 1935 – 1955 yılları arasında Moskova Metrosu onun adını taşımıştır. Günümüzün Ohotnıt Ryad metro istasyonu 1957’ye kadar onun adını taşımıştır. O yıllarda yaşanan yıkım olayları konusunda hem eleştirilen hem de övülen bir kişidir. Biz kendisini tarihin sayfalarına bırakıp Kızıl Meydan’a dönelim.

Dediğim gibi Vasiliy Blajennıy Kilisesi Kaganoviç’e göre yıkılması gereken yapılardan biri idi. Kaganoviç sadece kiliseyi değil tarihi GUM binasını da yıkmak istemektedir. Ancak bu düşüncesine ilk karşı çıkan Moskova’nın o dönemdeki baş mimarı Borovskiy olur. Borovskiy ‘ölürüm de buna izin vermem’ der. Ancak Kaganovskiy yoluna devam eder. Hazırladığı maket ile Kızıl Meydan’ın rekonstrüksiyonu konusu ile Stalin’in huzuruna çıkar. Söz anlatımı sırasında Vasiliy Blajennıy Kilisesi’ne gelir. Kaganovskiy kilisenin olmaması halinde çıkışın nasıl ferahlayacağını göstermek için maketi yerinden oynatır. Stalin kısa bir aradan sonra net bir şekilde konuşur: ‘Lazar! Kiliseyi yerine koy, dokunma!’

Başka söze gerek var mı?

26 Nisan 2020 Pazar

Ruslar 40. yılı neden kutlamaz?







Rusya'da batıl inançların günlük hayattaki etkisi hiç de hafife alınır gibi değil... Bunlardan biri de 40 sayısıyla ilgili. Dünyanın pek çok ülkesinden farklı olarak Ruslar 40. yıldönümlerini kutlamazlar. Sessizce geçiştirirler.  Yaşgünlerini de, evlilik yıldönümlerini de... Peki, ama neden? Kimi yorumcular bu batıl inancın köklerini Eski Ahit anlatılarına kadar gittiği düşüncesinde: Büyük Tufan 40 gün sürmüştür. Ortodoks geleneğe göre, insan ruhu bu dünyayı terk etmeden önce 40 gün etrafta gezer. Musa Peygamber vaadedilen topraklara ulaşmadan evvel çölde halkıyla birlikte 40 yıl geçirmiştir, vb.

Öte yandan 40 sayısı Türkçede olduğu gibi Rusçada da bollukla ilişkilidir. Kırkayak örneğin İngilizcede "yüz ayak" iken Rusçada da kırkayaktır. Ruslar eski Moskova'nın kiliselerini "kırkların kırkı" olarak adlandırır. Bir bakış açısına göre, kırk sayısı etrafındaki önyargılar bu bolluk mefhumu ile ilgilidir. Zira Türkler gibi Ruslar da "nazardan" korkarlar.

Bir diğer teori de yine dini söylencelere dayanmakta. Buna göre, eski Sivas'ta gerçekleşen ve "Kırk Şehitler Olayı" (Sorok Sevastiyskih muçenikof) olarak bilinen hadiseden ötürü Ruslar 40 sayısına temkinle yaklaşır. Wikipedia bu konuyu şöyle özetliyor:

Kırk Şehitler Olayı: "Bu olay Hristiyanlığın Roma İmparatorluğunda yasaklandığı Licinius (Likinyus) döneminde, MS 320’de, o zamanki adı Sebaste olan Sivas ilinde geçer ve Süryaniler bu hadiseyi her sene 9 Mart'ta anarlar. Sebaste Valisi Agricola, Roma ordusundan 40 genç askerin, cezalandırılacaklarını bildikleri halde İsa’ya sadık biçimde Hristiyan olduğunu öğrenmiştir. Kırk asker Kralın Roma tanrılarına inanmayanların ölümle veya işkenceyle cezalandırılacaklarını bildiren fermanını uymadıkları için öldürülmüşlerdir."

25 Ocak 2019 Cuma

Ortodoksluk ve Rusluk




Samih Güven



Son zamanlarda Dostoyevski’nin bir sözü kafamda dolaşıp duruyordu. “Ruslar bütünüyle Ortodoks’tur. Ortodoksluğu anlamayanlar Rusları asla anlamayacaktır” demekle neyi kastediyordu Dostoyevski? 

Aklımda bir cevap vardı ama yine de araştırıp emin olmak istiyordum. Ruslar Hristiyanlığı Batıdan değil Bizans’tan almıştı. Dostoyevski din konusu ile ulusal ve kültürel özgünlük meselesinin birlikte ele alınması gerektiğini kastediyordu muhtemelen. Bir de Dostoyevski'nin Rus köylü sınıfında olduğuna inandığı alçakgönüllülük ve acıya karşı manevi kapasiteyi de buna eklemek gerekiyor.

Rusya ile ilgili çeşitli kültürel konuları araştırırken dikkatimi bir şey çekiyordu. Onuncu yüzyılda Hristiyanlığın kabul edilmesinden önce malum Ruslar pagandı ve o dönemlerden günümüze kadar gelmeyi başaran gelenekler vardı. Örneğin İvan Kupala, Maslenitsa, buzlu suya girilmesi, çam ağacı ve yılbaşı süslemeleri gibi. Bu gelenekler öylesine özgün bir şekilde taşınmıştı ki günümüze bazıları kilise ritüellerinde bile yer bulmuştu kendine.

Yani Ortodoksluğu anlama çabası Katoliklik ve Ortodoksluk arasında var olan papalık makamının konumu, hukuk ve idari makamlar, rahiplerin evlenip evlenemeyeceği, İsa’nın doğum tarihi, kutsal ruhun kaynağına ilişkin yorum ve düşünce farklılıklarından çok daha geniş bir çerçeveye oturuyor.

Rusların kendi kültürel ve geleneksel özelliklerini dinsel ibadetleri ile bağdaştırmaları ve daha bağımsız kalmalarının üzerinde durulması gerekiyor.

Orlando Figes’in “Nataşa’nın Dansı” adında Rusların kültürel tarihine ilişkin çok önemli bir kitabı var. Orada yer alan konuyla ilgili izahat gerçekten önemli.

Ruslar onuncu yüzyılda Hristiyanlığı kabul etmişler malum. Bu onların kendi iradeleriyle dinleri araştırmaları ve özgürce karar vermelerine ilişkin ilginç bir süreç olmuş. Figes konuyu şöyle ele almış. 

Onuncu yüzyılda Vladimir dinleri araştırmak üzere temsilcilerini görevlendiriyor. Volga Bulgarlarını inceleyen temsilciler uygun rapor vermiyor. Yine Yahudilikte olumlu rapor alamıyor. Hristiyanlık konusunda karar kılınıyor ama temsilciler Roma ve Almanya’daki kiliseleri fazla basit buluyor. Fakat Bizans kiliselerinden, onların ihtişamından ve sanatsal güzelliğinden oldukça etkileniyorlar ve olumlu rapor veriyorlar. Tabi o dönemdeki ticari ve siyasi ilişkileri de göz önünde tutmakta fayda var.

Ruslar’ın Hristiyanlığı Batı Kilisesinden değil Bizans'tan almalarının çok önemli bir anlamı vardı. Çünkü Figes’e göre Bizans'ta uluslar üstü bağlılık sağlayacak bir papalık yoktu. Latince gibi ortak bir dil de yoktu. Dolayısıyla Ortodoks toplumu genelde ulusal çizgilerini korumayı ve nispeten bağımsız kalmayı yeğleyen kiliseler olmayı başardı. 

Figes’e göre Ortodoks kilise ritüelleri ulusal ve kültürel özelliklere imkan veriyordu. Hatta bazen onları temsil ediyordu ve 1453 yılında İstanbul'un fethedilmesi sonrasında da Moskova'nın Ortodoksluğun en önemli merkezi haline geldiği düşünüldü.  Böylece Rus kiliseleri daha bağımsız ve özgün bir yapıya kavuşmuş oldu.

Özellikle komünizm öncesi dönemde Çarların taç giyme töreni, evlilik merasimleri de dahil olmak üzere ulusal sorunların çözümü, dayanışma, motivasyon duyguları uyandırılması açısından kiliselerin önemli bir işlevi olduğu biliniyor. 

Komünizm dönemindeki mesafeli tavırdan sonra 90’lı yıllardan itibaren Ortodoks kiliselerin tarihsel misyonlarına dönme çabaları olduğu da anlaşılıyor.

Dolayısıyla söz konusu yaklaşımın tarihin akışına ve kültürel konulara önemli etkileri olduğu açık.

7 Ocak 2019 Pazartesi

Ortodoksluk ve Rusluk


 

Samih Güven



Son zamanlarda Dostoyevski’nin bir sözü kafamda dolaşıp duruyordu. “Ruslar bütünüyle Ortodoks’tur. Ortodoksluğu anlamayanlar Rusları asla anlamayacaktır” demekle neyi kastediyordu Dostoyevski? 

Aklımda bir cevap vardı ama yine de araştırıp emin olmak istiyordum. Ruslar Hristiyanlığı Batıdan değil Bizans’tan almıştı. Dostoyevski din konusu ile ulusal ve kültürel özgünlük meselesinin birlikte ele alınması gerektiğini kastediyordu muhtemelen. Bir de Dostoyevski'nin Rus köylü sınıfında olduğuna inandığı alçakgönüllülük ve acıya karşı manevi kapasiteyi de buna eklemek gerekiyor.

Rusya ile ilgili çeşitli kültürel konuları araştırırken dikkatimi bir şey çekiyordu. Onuncu yüzyılda Hristiyanlığın kabul edilmesinden önce malum Ruslar pagandı ve o dönemlerden günümüze kadar gelmeyi başaran gelenekler vardı. Örneğin İvan Kupala, Maslenitsa, buzlu suya girilmesi, çam ağacı ve yılbaşı süslemeleri gibi. Bu gelenekler öylesine özgün bir şekilde taşınmıştı ki günümüze bazıları kilise ritüellerinde bile yer bulmuştu kendine.

Yani Ortodoksluğu anlama çabası Katoliklik ve Ortodoksluk arasında var olan papalık makamının konumu, hukuk ve idari makamlar, rahiplerin evlenip evlenemeyeceği, İsa’nın doğum tarihi, kutsal ruhun kaynağına ilişkin yorum ve düşünce farklılıklarından çok daha geniş bir çerçeveye oturuyor.

Rusların ve diğer Ortodoks ulusların kendi kültürel ve geleneksel özelliklerini dinsel ibadetleri ile bağdaştırmaları ve daha bağımsız kalmalarının üzerinde durulması gerekiyor.

Orlando Figes’in “Nataşa’nın Dansı” adında Rusların kültürel tarihine ilişkin çok önemli bir kitabı var. Orada yer alan konuyla ilgili izahat gerçekten önemli.

Ruslar onuncu yüzyılda Hristiyanlığı kabul etmişler malum. Bu onların kendi iradeleriyle dinleri araştırmaları ve özgürce karar vermelerine ilişkin ilginç bir süreç olmuş. Figes konuyu şöyle ele almış. 

Onuncu yüzyılda Vladimir dinleri araştırmak üzere temsilcilerini görevlendiriyor. Volga Bulgarlarını inceleyen temsilciler uygun rapor vermiyor. Yine Yahudilikte olumlu rapor alamıyor. Hristiyanlık konusunda karar kılınıyor ama temsilciler Roma ve Almanya’daki kiliseleri fazla basit buluyor. Fakat Bizans kiliselerinden, onların ihtişamından ve sanatsal güzelliğinden oldukça etkileniyorlar ve olumlu rapor veriyorlar. Tabi o dönemdeki ticari ve siyasi ilişkileri de göz önünde tutmakta fayda var.

Ruslar’ın Hristiyanlığı Batı Kilisesinden değil Bizans'tan almalarının çok önemli bir anlamı vardı. Çünkü Figes’e göre Bizans'ta uluslar üstü bağlılık sağlayacak bir papalık yoktu. Latince gibi ortak bir dil de yoktu. Dolayısıyla Ortodoks toplumu genelde ulusal çizgilerini korumayı ve nispeten bağımsız kalmayı yeğleyen kiliseler olmayı başardı. 

Figes’e göre Ortodoks kilise ritüelleri ulusal ve kültürel özelliklere imkan veriyordu. Hatta bazen onları temsil ediyordu ve 1453 yılında İstanbul'un fethedilmesi sonrasında da Moskova'nın Ortodoksluğun en önemli merkezi haline geldiği düşünüldü.  Böylece Rus kiliseleri daha bağımsız ve özgün bir yapıya kavuşmuş oldu.

Özellikle komünizm öncesi dönemde Çarların taç giyme töreni, evlilik merasimleri de dahil olmak üzere ulusal sorunların çözümü, dayanışma, motivasyon duyguları uyandırılması açısından kiliselerin önemli bir işlevi olduğu biliniyor. 

Komünizm dönemindeki mesafeli tavırdan sonra 90’lı yıllardan itibaren Ortodoks kiliselerin tarihsel misyonlarına dönme çabaları olduğu da anlaşılıyor.

Dolayısıyla söz konusu yaklaşımın tarihin akışına ve kültürel konulara önemli etkileri olduğu açık.

8 Eylül 2018 Cumartesi

Ruslar 40. yılı neden kutlamaz?






Rusya'da batıl inançların günlük hayattaki etkisi hiç de hafife alınır gibi değil... Bunlardan biri de 40 sayısıyla ilgili. Dünyanın pek çok ülkesinden farklı olarak Ruslar 40. yıldönümlerini kutlamazlar. Sessizce geçiştirirler.  Yaş günlerini de, evlilik yıldönümlerini de... Peki, ama neden? Kimi yorumcular bu batıl inancın köklerini Eski Ahit anlatılarına kadar gittiği düşüncesinde: Büyük Tufan 40 gün sürmüştür. Ortodoks geleneğe göre, insan ruhu bu dünyayı terk etmeden önce 40 gün etrafta gezer. Musa Peygamber vadedilen topraklara ulaşmadan evvel çölde halkıyla birlikte 40 yıl geçirmiştir, vb.

Öte yandan 40 sayısı Türkçede olduğu gibi Rusçada da bollukla ilişkilidir. Kırkayak örneğin İngilizcede "yüz ayak" iken Rusçada da kırkayaktır. Ruslar eski Moskova'nın kiliselerini "kırkların kırkı" olarak adlandırır. Bir bakış açısına göre, kırk sayısı etrafındaki önyargılar bu bolluk mefhumu ile ilgilidir. Zira Türkler gibi Ruslar da "nazardan" korkarlar.

Bir diğer teori de yine dini söylencelere dayanmakta. Buna göre, eski Sivas'ta gerçekleşen ve "Kırk Şehitler Olayı" (Sorok Sevastiyskih muçenikof) olarak bilinen hadiseden ötürü Ruslar 40 sayısına temkinle yaklaşır. Wikipedia bu konuyu şöyle özetliyor:

Kırk Şehitler Olayı: "Bu olay Hristiyanlığın Roma İmparatorluğunda yasaklandığı Licinius (Likinyus) döneminde, MS 320’de, o zamanki adı Sebaste olan Sivas ilinde geçer ve Süryaniler bu hadiseyi her sene 9 Mart'ta anarlar. Sebaste Valisi Agricola, Roma ordusundan 40 genç askerin, cezalandırılacaklarını bildikleri halde İsa’ya sadık biçimde Hristiyan olduğunu öğrenmiştir. Kırk asker Kralın Roma tanrılarına inanmayanların ölümle veya işkenceyle cezalandırılacaklarını bildiren fermanını uymadıkları için öldürülmüşlerdir."

23 Şubat 2018 Cuma

Rusya’da İvan Kupala geleneği


Samih Güven



Yüzyıllardır varlığını sürdüren ilginç Rus geleneklerinden biri de yaz gündönümü kutlamasıdır. Maslenitsa nasıl bir kıştan çıkış bayramı ise İvan Kupala da yaza geçiş bayramıdır.

Bu gelenek özünde bir Pagan geleneği olmasına rağmen güçlü yerleşik etkisi nedeniyle 10. yüzyılda Hristiyanlığın kabulü sonrasında da varlığını sürdürmüştür. Hristiyanlığın benimsenmesine kadar yalnızca Kupala olan isim daha sonra İvan Kupala olarak değişmiştir. “Kupala”nın bir araya gelme veya yıkanma, arınma anlamlarına gelen bir kelimeden türetilmiş olabileceği sanılmaktadır.

Eski kültürlerde mevsimsel gün dönümleri, gece, gündüz, ay, güneş, yıldız gibi simgeler geleneksel ritüellerin ana unsurları olabilmiştir. İnsanların güvenlik, anlamlandırma, şifa arayışı, bereket beklentisi gibi konular doğa güçleri ve olayları ile ilişkilendirilmiştir.

Kupala inanışına göre yaz gündönümünü simgeleyen bu özel gecede olağanüstü güçlerin etkisi söz konusu olmaktadır. Bu güçler kendisini ateş, su ve otlar üzerinden gösterebilmektedir. Bu nedenle arınma amaçlı suya girme, ateş yakıp üstünden atlama, ayrıca gece boyunca şifalı otlar toplama bu ritüelin temelini oluşturmaktadır.

Su birçok kültürde bolluğun, bereketin, hayatın, temizliğin, saflığın ve arınmanın sembolüdür. Ateş eski kültürlerde koruyucu, temizleyici, insanları birleştirici, duman ve yiyeceklerin kokusuyla haber verici anlamlarını gündeme getirmiştir. Bitkiler ise özleriyle bu dünyaya ait besleyici, şifa verici özellikleri taşıyan, renk ve şekilleriyle dünyayı güzelleştiren unsurlardır.

İvan Kupala gecesi toplanan otların her zamankinden şifalı ve koruyucu olduğuna inanılmıştır. Özel bir güce ve öneme sahip olduğuna inanılan bitki ise eğrelti otudur. Bu bitkinin yalnızca bu özel gecede açtığına inanılan çiçeğini toplayıp saklayan kişiye bazı yetenekler ve koruma sağladığına inanılmıştır. Bu nedenle gece boyunca bilgili ve tecrübeli insanlar ve özellikle köy şifacıları şifalı kökleri ve otları toplamıştır.

İnanış kapsamında Kupala gecesi köylerde ateşler yakılıyor, herkes bir araya geliyor, şarkılar söylüyordu. Genç kızlar otlar ve çiçeklerden çelenkler hazırlıyordu. Bu çelenkler akşam vaktinde suya bırakılarak ilerleyişleri izleniyordu. İnanışa göre batan çelenk aşkın sonu ve düğün olmaması anlamına geliyordu.

Başka bir unsur ise arınma amaçlı suya girmekti. En önemli anın şafak vakti olduğu düşünülüyordu. Ayrıca anneler, hasta çocuklarının gömleklerini şifa umarak yıkıyorlardı.

Bugünkü uygulamasında ateşin ortasında bir direğe monte edilen yanan tekerlek güneşi ve doğurganlığı sembolize etmektedir. Ateşin üzerinden atlandığında hastalıklardan kurtulunduğuna inanılmaktadır. Ayrıca mutluluk ve başarı isteyenlerin de ateş üzerinden atlaması söz konusu olmaktadır.

İvan kupala gecesi başlangıçta 21-22 Haziran olarak esas alınmışken takvim değişiklikleri sonrası 24 Haziran şimdi ise 6-7 Temmuz olarak kutlanmaktadır. Bu kapsamda bazılarınca asıl yaz gündönümünün olduğu gece, diğer resmi etkinliklerde ise 6-7 Temmuz tarihlerinde kutlanmaktadır. Bu kutlamaların Rusya yanı sıra Belarus, Ukrayna ve bazı diğer ülkelerde de yapıldığı görülmektedir.

İvan Kupala’nın modern içeriğinde gelenek kapsamındaki eski inanışlardan çok bir halk geleneğinin yaşatılması amaçlanmaktadır. Etkinlikler kapsamında çelenk yapılıp başa takılması, bunların suya bırakılması, ateş yakılması ve etrafında dans edilmesi, ayrıca toplu olarak suya girilmesi söz konusu olabilmektedir. Yine kutlamalar kapsamında konserler, kültürel kostümler içinde yiyecek sunumları ile oyun ve eğlenceler söz konusu olabilmektedir.

Ekmek ve tuz, maslenitsa ve İvan kupala gibi gelenekler Rus toplumunun doğaya entegre yaşam biçimi ve gelenekleri konusundaki hassasiyetleri açısından önemli fikirler veriyor.

Kaynaklar:

- Dalkılıç, L. Ç. (Rus Halk Kültüründe İvan Kupala kutlamaları- Dergipark.gov.tr  )
- https://www.rus-a.com/ivan-kupala-night-russia

24 Ocak 2018 Çarşamba

Rusya'da Epifani bayramı






Rusya’da 18-19 Ocak tarihlerinde kilise kontrolünde açılan haç şeklindeki havuzlara çok sayıda kişi giriyor. Böylece İsa’nın vaftiz edilişi anılırken, su ile hastalıkların tedavi edildiği ve günahlardan arınıldığına inanılıyor.

10 Ocak 2018 Çarşamba

Rusya'da yılbaşı neden Noel'den popüler?


Kaynak: http://www.turkrus.com/


Rusya'da 9 Mayıs Zafer Bayramı'nın ardından halkın gözünde "en önemli bayram günü" yılbaşı. Noel, yani "rojdestvo" ise, daha geride kalıyor. Aslında ABD ve Avrupa'da olduğu gibi Rusya'da da, 1917 öncesinde halkın gözünde en popüler kış bayramı Noel'di. Ancak Sovyetlerin dine savaş açıp bu geleneği yok olmanın eşiğine getirmesiyle birlikte "seküler" bir yılbaşı, kış neşesinin sembolü oldu.

Ortodoks Hıristiyanlar İsa'nın doğumunu Katoliklerden ve Protestanlardan farklı olarak, eski takvime göre 7 Ocakta kutluyor. Bunun da sebebi Sovyet hükümeti 1918'de Gregoryen takvime geçilmesini kabul ederken Ortodoks Kilisesi'nin Jülyen gelenekte ısrar etmesi.

Noel ağacı geleneğinin kökleri Rusya'da çok eskilere uzanmıyor. Tam tersine, eski devrilerde, evin içine yeşil ağaç koymanın uğursuzluk getireceği yönünde bir batıl inanış mevcuttu. Yılbaşında köknarın başköşeye kurulması 19. yüzyıl sonlarında St. Petersburg'da yaşayan Almanlarla başlayan ve ardından imparatorluğun her köşesine yayılan bir gelenek.

Sovyetler Birliği'nde 1929'da Noel kutlamanın resmen yasaklanmasıyla birlikte kış neşesi ile birlikte Noel ağacı da yeni yıl kutlamalarına kaydı. Bu nedenle Noel Baba'nın Rus versiyonu Ded Maroz çocukları Noel arifesinde değil, yeni yılda ziyaret ediyor!


Batı folklorunda yer tutan "Elfler ve Cüceler" Rusya'da hiç bilinmez. Bunların yerine kış mitolojisinde Ded Maroz'un torunu Sneguroçka (Kar Kız) öneml yer tutuyor.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Sürpriz anket: "Rus Ortodoksların yüzde 66'sı tanrının varlığından şüpheli!"




Rusya'nın önde gelen kamuoyu yoklama şirketlerinden Levada'nın düzenlediği anket, Rusya'da halkın yüzde 10'unun  "kesinlikle tanrıya inanmadığı"nı ortaya koydu. İlginç olansa, Kendini Ortodoks Hıristiyan sayanların arasında da yüzde 6'lık bir kesimin tanrıya inanmadığını söylemesi. Ortodoks olduğunu söyleyenlerin yüzde 10'u da "Tanrıya değil, ama yüce bir gücün varlığına" inandığını söylüyor.

Tanrının varlığından hiç kuşku duymayan Rusyalıların oranı yüzde 31. Ortodoks Hıristiyanlar arasında ise bu oran yüzde 34. Başka bir deyişle, Ortodoksların yüzde 66'sı tanrının varlığından şu ya da bu ölçüde kuşku duyuyor.


Sonsuz yaşama ve dini mucizelere inanan Rusyalıların oranı yüzde 50'ye yakın. Cehenneme ve şeytana inananların oranı ise yüzde 40-41 seviyesinde. Ölümden sonra hayatın olduğuna kesinlikle inanan Rusyalıların oranı yüzde 21.