Moskova

Moskova
Şehir efsaneleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şehir efsaneleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2026 Perşembe

Moskova metrosunun bronz efsanesi: Devrim Meydanı


Kaynak: https://turkrus.com/

Moskova metrosundaki Ploşçad Revolyutsii yani Devrim Meydanı istasyonu, yalnızca bir ulaşım noktası değil, Sovyet ideolojisinin taş, mermer ile bronza dönüştüğü dev bir yeraltı sahnesi olarak kabul ediliyor. 13 Mart 1938’de açılan istasyon, Kremlin’e birkaç dakikalık mesafede bulunuyor. Moskova metrosunun 91 yıllık tarihinde en çok fotoğraflanan, en çok ziyaret edilen, hakkında en fazla şehir efsanesi üretilen duraklardan biri sayılıyor. 

Vedomosti gazetesi, bu istasyonun hikayesini derledi:

İstasyonun mimarı Aleksey Duşkin, Sovyet metro mimarisinin adeta “yeraltı sarayları” dönemini başlatan isimlerden biri oldu. Duşkin’in amacı sıradan bir metro durağı değil, Sovyet devletinin gücünü halka her gün yeniden hissettirecek bir mekan yaratmaktı. İlk taslaklarda daha sade, gotik çizgilere yakın kemerli bir tasarım düşünülüyordu. Ancak dönemin ünlü heykeltıraşı Matvey Manizer’in projeye dahil olmasıyla istasyonun kaderi değişti. Sonuçta ortaya çıkan yapı, dev bronz figürlerle dolu dramatik bir yeraltı galerisine dönüştü.

Bugün istasyonda toplam 76 bronz heykel bulunuyor. Bunlar aslında 20 farklı karakterin tekrar eden versiyonlarından oluşuyor. Heykeller Sovyet toplumunun “ideal insanlarını” temsil ediyor. Kızıl Ordu askerleri, denizciler, sınır muhafızları, işçiler, öğrenciler, sporcular, kolhoz çalışanları ile çocuklu anneler aynı koridor boyunca sıralanıyor. Figürlerin çoğu gerçek insanlardan esinlenerek yapıldı. Örneğin sınır muhafızı heykelindeki köpeğin, NKVD’ye bağlı gerçek bir hizmet köpeğinden modellendiği söyleniyor.

İstasyondaki en ünlü ritüel ise bronz köpeğin burnuna dokunmak. Moskova’da özellikle öğrenciler sınav öncesinde bu burnu ovuşturmanın şans getirdiğine inanıyor. Sabah saatlerinde sınav dönemlerinde heykelin önünde küçük kuyruklar oluşabiliyor. Denizci figürünün tabancasına dokunmanın “başarılı bir gün” getirdiği düşünülüyor. Genç mühendisin dişlisi bilimsel başarıyla ilişkilendiriliyor. Horoz figürüne dokunanların ise para bulacağına inanılıyor. İlginç olan, bu ritüellerin resmi hiçbir kaynağı olmaması. Gelenekler tamamen halk arasında kendiliğinden doğdu.

Ancak milyonlarca kişinin yıllarca aynı noktalara dokunması heykellerde ciddi deformasyon yarattı. Köpek burnu bugün diğer bölgelere göre neredeyse altın gibi parlıyor. Bazı figürlerde metal yüzey inceldi. Genç mühendisin elindeki pergeller tamamen kayboldu. Restorasyon uzmanları, bronzun artık geri dönüşü zor aşınma seviyesine ulaştığını belirtiyor. Üstelik orijinal döküm kalıpları kayıp olduğu için heykellerin birebir yeniden üretimi imkansız kabul ediliyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında istasyon farklı bir role büründü. Alman bombardımanları sırasında Moskova metrosu büyük sığınak sistemine dönüştürüldü. Devrim Meydanı istasyonu da askeri yönetim ile devlet kurumlarının korunaklı çalışma alanlarından biri olarak kullanıldı. O dönemde platformlarda yataklar, haberleşme ekipmanları, geçici ofisler kuruldu. Moskova halkı bombardıman gecelerinde burada uyuyordu.

İstasyon yalnızca Sovyet tarihi açısından değil, sinema ile popüler kültür açısından da özel yere sahip. Sovyet döneminde çekilen çok sayıda propaganda filmi, casusluk filmi ile savaş yapımı burada çekildi. Yabancı turistler için ise Moskova metrosunun “kartpostal görüntüsü” haline geldi. Bugün birçok rehber kitapta Devrim Meydanı, “dünyanın en etkileyici metro istasyonlarından biri” listesinde yer alıyor.

2025 yılında Moskova Kültürel Miras Kurumu, istasyondaki tüm heykeller için büyük restorasyon programı başlattı. Çalışmaların 2028’e kadar sürmesi planlanıyor. Yetkililer bronz yüzeylere koruyucu katman uygulanacağını açıkladı. Ancak heykellerin yerinde mi restore edileceği yoksa geçici olarak kaldırılıp kaldırılmayacağı henüz netleşmedi. Moskova’da birçok kişi için ise asıl soru farklı: Şehrin en büyük batıl inanç müzesine dönüşen bu istasyonda insanlar bronz köpeğin burnuna dokunmaktan gerçekten vazgeçebilecek mi?

5 Aralık 2020 Cumartesi

7


Metin Uçar

 

7 öyle sıradan bir rakam değil. Gökkuşağının yedi rengi vardır, haftanın yedi günü. Müzik notalarının sayısı yedidir. Tanrı dünyayı yedi günde yaratmıştır. Velhasıl 7 kutsal bir rakam sayılır ve şans getirir. Bu öyle bir rakamdır ki dünyanın en önemli şehirleri hep yedi tepe üzerinde kuruludur. Roma, Lizbon, Bergen, İstanbul, Atina, Moskova, Hanta-Mansiysk ve Kiev yedi tepe üzerine kurulu şehirlerin başında gelir.

Yalnız Roma, İstanbul ve Moskova’nın yedi tepe üzerinde kurulması dışında ortak bir özellikleri daha vardır. Moskova’nın yedi tepe üzerinde kurulu olmasında bu ortak özelliğin rol oynadığı söylenir. O da Hristiyanlık dini. Hristiyanlığın merkezi sayılan Roma Katoliklik ve Ortodoksluk olarak ikiye ayrıldığında Konstantinopol 2. Roma ünvanını alır. Çünkü ortodoks inancına göre gerçek dinin merkezi ancak 2. Roma olabilirdi. Ancak 1453’te Konstantinopol’ün Osmanlı toprağı olması ile gerçek hristiyanlığın merkezi ortadan kalkmış olur. Moskova işte o zaman ortodoks inancının yeni merkezi olmak istediğini dünyaya açıklar. Rusya ortodoksluk dinini Bizans’tan almıştır, Rürikoviç sülalesi ve Paleolog sülalesi arasında evlilikten kaynaklanan soy ortaklığı vardır.

Velhasıl Moskova’nın 3. Roma olmayı istemesi son derece doğal görünüyor. Moskova 3. Roma düşüncesi 15. yy’da Rusya’nın ana politik yönü haline gelmiştir. Bu bağlamda her üç Roma’nın yedi tepe üzerinde kurulmuş olması bir rastlantı değil gibi görünüyor. Bir dönem Moskova’daki tepe sayısını sayanlar yediden fazla bir rakam elde ederler. Ancak tarihçiler bu gibi şüphecilere bir zamanlar Vorobyovı Gorı’nın dahi Moskova dışı kabul edildiğini söylerler, ardından da tarihi tepelerin hangileri olduğunu sayarlar. Ancak ben bu tartışmalara girmeyeceğim, çünkü tarihçiler bile kendi aralarında anlaşamamışlar. Sadece bunlardan en bilinen ikisinin adını vereceğim: Kremlin tepesi ve Tagan tepesi (şimdilerde Taganskaya meydanı).

Yeri gelmişken meydana adını veren taganın Türkçe bir kelime olduğunu notlarımıza alalım. Ateşte yemek pişirmek için kullanılan, genelde üç ayaklı sehpalara tagan denirdi. Burada Moskova’nın ünlü tagan ustaları çalıştığı için meydana da bu ad verilmiştir.

 


29 Şubat 2020 Cumartesi

Moskova'nın altında 2 Karadeniz!






Duyanların çoğuna "şehir efsanesi" gibi gelse de, bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçek: Başkent Moskova'nın 500 metre altında başlayan ve büyüklüğü "Karadeniz'in iki katı" olarak hesaplanan bir "yeraltı denizi" var. Bu tuzlu su kütlesinin yaratabileceği olası riskler bir kez daha medyanın gündeminde. 1930'lu yıllarda petrol arama çalışmaları sırasında keşfedilen bu "deniz", Moskova için tehdit oluşturuyor mu? Moskovskiy Komsomolets gazetesi bu sorunun yanıtını aradı.

Rus kaynaklarına göre "Moskova Denizi"nin keşfi bir tesadüf eseri: Ünlü jeolog İvan Gubkin, Stalin'in emri ile Moskova çevresinde petrol aramaya başlayıp, yer altı denizini keşfetmiş.

Jeolojik olarak Devon döneminde oluştuğu belirlenen denizin içerdiği su kütlesi Karadeniz'in iki katından fazla.

Şehrin altında yer yer 500 metre derinliğe kadar yükselen denizin büyük bir bölümü ise 5 ile 30 kilometre aşağıda. (Devoniyen Dönem, Paleozoik zamanın dördüncü alt bölümü olarak Devoniyen kayaç sistemlerinin oluştuğu jeolojik zaman dilimidir. Günümüzden 417 milyon yıl önce başlayıp 354 milyon yıl önce sona erdiği kabul edilir.)

Uzmanlar suyun yeryüzüne en yakın olduğu bölgelerin Belaruskaya ve Novoslabodskaya metroları çevresi olduğunu vurguluyor.

Araştırmalara göre, bu su kütlesi üç katmandan oluşuyor. İlki 80-250 metre derinlikteki tatlı içmesuyu. Daha sonra 300-500 metre derinliğinde "maden suyu" bulunuyor. 1000-2000 metrede ise Kızıl Deniz'in suyuna yakın tuzluluk oranında bir katman var. Sovyet devrinde bilinen Moskovskaya maden suyunun, Ostankino bölgesinde 450 metre derinlikten çıkarıldığı biliniyor.

Gazetenin görüşüne başvurduğu Yer Fiziği Enstitüsü profesörlerinden Vladimir Şevçenko yeraltı denizleri konusunun yeterince iyi bilinmediğini ve Moskova'nın altındaki denizin şehir için tehlike arz edip etmediğinin şimdilik meçhul olduğunu söylüyor.

Jeoloji Enstitüsü'ne bağlı bilim insanları ise sıradan yeraltı sularının toprağın üstü için daha büyük bir tehlike oluşturduğunu aktarıyor. Metro inşaatında şehrin altındaki karstik boşluklarda biriken su kütleleri her zaman dikkate alınmak zorunda. Moskova Doğanın Kullanımı Departmanı verilerine göre de şehrin yüzde 30'luk bölümü 3 metre derinlikte suya doymuş, hatta baskın altında kalmış durumda. Öyle ki Kremlin arazisinde bile toprağın suya gömülmeye başladığı yerler var. 

Şehir genelinde fazla suların boşaltılmasına her yıl 30 ile 60 milyon ruble para harcanıyor (500 bin - 1 milyon dolar). Vorobyovı Gorı gibi bölgelerde ise insan hayatını tehdit eden toprak kayması riskleri mevcut. Şehirde deprem tehlikesi ise minimum düzeyde. Bununla birlikte uzmanlar, hızla artan yapılaşmanın, jeolojik problemleri tetikleyebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

14 Temmuz 2019 Pazar

Bir Sovyet sembolü: Tırtıklı bardak





Mustafa Kemal Yılmaz

Kaynak: https://sarapdumanlari.wordpress.com/



Sovyet coğrafyasında doğanlara kendini evinde hissettiren nesneler arasında tırtıklı bardağın da olması epey muhtemel. Mutfakla, yemekhaneyle ve demir yolu seyahatiyle özdeşleşen bu basit eşya, pek çok mikro hikayeye ve dil güzelliğine kaynaklık eden bir Sovyet sembolü aynı zamanda. Adına düzenlenmiş bir bayram bile var: 11 Eylül Tırtıklı Bardak Günü.

Tırtıklı cam bardak, ya da Rusçasıyla granyonı stakan, Çar Petro döneminden beri Rusların gündelik hayatında var olan bir nesne. Çokgen biçimli ya da yivli bir kalıp içine üflenerek ya da pres yoluyla üretilen bu bardaktan beklenen, kenarları/tırtıkları sayesinde daha dayanıklı olması, düştüğünde (mümkünse) kırılmaması ve yuvarlanıp gitmemesi.

Bardakla ilgili en eski söylence reformcu kimliğiyle bilinen Çar Petro’nun dönemine ait. Kenarlı bardak yeni bir icat olarak kendisine takdim edildiğinde Petro “stakanu bıt!” (Bardak işte böyle olur / üretilsin) diyerek yere çalar. Bardak tuzla buz olur. Etraftakiler bozuntuya vermemek için bu sözü “stakanı bit!”(Bardak işte böyle kırılır) şeklinde yorumlar. Mutlu günlerde bardak kırma adeti güya böyle başlar.

Hakiki bir halk eşyası olmasından dolayı bardağa verilmiş pek çok isim var. Grançak (kenarlı), gubastıy (dudaklı), rubçatıy (tırtıklı), muhinski (Muhina bardağı) ve malenkovski (Malenkov bardağı) bunlardan bazıları.

Bardağa muhinski denmesi, bugün Rusya’da herkesin aşina olduğu modern halini Vera Muhina’nın, yani meşhur İşçi ve Kolhozcu Kız‘ın heykeltıraşının tasarlamış olmasından ötürü. Muhina’nın tasarladığı haliyle bardak ilk kez 11 Eylül 1943’te üretilmiş. Bu nedenle 11 Eylül modern tırtıklı bardağın doğum günü kabul ediliyor.

Muhina’nın tasarımı farklı boylarda ve farklı tırtık sayılarında üretilmiş. En popüler model, 16 tırtıklı olan. Peki neden 16? Ellili yılların mikro hikayecileri buna şu cevabı bulmuş: Sovyetler Birliği’nde 16 cumhuriyet var da ondan!

Malenkov bardağı adı ise II. Dünya Savaşı tarihi ile kesişen bir başka söylenceye kapı aralıyor. Buna göre, Devlet Savunma Komitesi üyesi Georgi Malenkov, isteyen Sovyet askerlerine 200 gramlık votka tayını verilmesini öngören bir emir imzalar (evet, Ruslar içkiyi gramla içer). Ölçü olarak pek tabii ki Sovyet mutfağının favori ölçü aleti tırtıklı bardak kullanılacaktır. Malenkov bardağı ifadesi bu şekilde doğar.

Tırtıklı bardakların bazı Rusça deyimlerin ortaya çıkışına vesile olduğu yönünde yaygın bir düşünce var. Bunlardan biri, soobrazit na troih, yani üç kişi ortaklaşa votka almak. Buna göre, Kruşçev zamanı alkolizmle mücadele adına yarım litreden küçük votkalar satıştan kaldırılınca, sokakta ayak üstü bir tek atmaya meraklı Sovyet vatandaşlarının imdadına 200 gramlık tırtıklı bardaklar yetişiyor. Bardağı tırtıksız çemberin başlangıcına kadar doldurarak 167 gram elde etmek ve bu sayede yarım litre votkayı kardeşçe üçe bölmek (167 x 3 = 501), dolayısıyla tek masrafını hafifletmek mümkün oluyor.

Rus dili, bardağı tırtıksız çemberin başlangıcına kadar doldurmak fiilini de deyimsiz bırakmamış: po maruskin poyasok, yani “Marusya’nın kuşağına kadar”.

Tırtıklı bardağın öyküsü Sovyet coğrafyasının alkol tecrübesi ile öyle iç içe ki, dünyada kişi başına alkol tüketiminin en yüksek olduğu ülke konumundaki Moldova’da, durumdan tırtıklı bardağı sorumlu tutanlar çıkmış.

Milliyetçi damarı ağır basan bir tarihçinin iddiasına göre, 1944’te Sovyet askerleri kendilerini tırtıklı bardakla tanıştırana dek Moldovalılar votkayı 50 gramlık kadehlerde içermiş. Tarihçi tırtıklı bardaktan sonra Moldova halkının iflah olmadığını söylüyor. Gerçekten doğru ise, Moldovalıların bardağa verdiği ismin, ülkece yaşanan hayal kırıklığını oldukça basit, ama kuvvetli bir biçimde yansıttığını söylemem lazım: Stalin’in bardağı.

3 Aralık 2017 Pazar

Moskova Oteli



Hani şehir efsaneleri dediğimiz şeyler vardır ya, o kadar çok dillendirilir ki sonunda bazı insanlar gerçek olduğunu düşünmeye başlarlar. İşte onlardan birini güzel ve değerli blogunda Ali Rıza Sığırcı paylaşmış.

Moskova Oteli ve onun hikayesi şöyle anlatılmış:


“Stalin 20’li yılların sonundan itibaren Moskova’ya Sovyet mimarisini de ortaya koyan  görkemli bir otel yaptırmak istemektedir.

Bu otel hem yurtdışından gelecek olan misafirlerin konaklayabilecekleri  hem de üst düzey toplantı ve eğlencelerin yapılabileceği bir mekân olmak durumundadır.

Adını da Moskova oteli ( Hotel Moskva) koyarlar.

***
Dönemin en ünlü Sovyet mimarı olan Aleksey Şusev; iki alternatif proje yapar.

Bunlarda orta kısım ve otelin girişi aynı, ama her iki versiyonda da kanatlar belirgin olarak farklıdır.

İnşaat başlamadan önce, bu birbirinden farklı olan iki projeyi tek kâğıda yapar ve girişi aynı olduğundan- tek bir kâğıda çizerek,… hangi projeyi onaylarsa- onu yapacağını belirterek, Stalin’in yardımcılarına verir.

Her zamanki gibi çok yoğun olan Stalin projeye bakar ve “tam ortasına” onaylama anlamında imzasını atar.

Onaylanan proje mimara geldiğinde, ortada bir problem vardır:
Stalin hangi tip kanadı tercih edeceğini belirtmemiş ve tam ortaya imzasını atmıştır.

…Korkudan kimse projeyi yeniden götüremez.

***

İki arada bir derede kalan mimar da, aynen Stalin’in onayladığı gibi, sağ ve sol kanadı birbirinden çok belirgin farklı olan otelin inşaatını, …- öyle veya böyle- onaylandığı şekilde; yani asimetrik/ yamuk olarak bitirmek durumunda kalır.
Hotel Moskva böylece 1935 yılında açılır ve Stalin de oteli çok sever.

2014'deki restorasyon sonrası aynı şekilde, asimetrik kanatlarla "Hotel  Four Seasons" olarak yeniden açılmıştır.”