Opriçnikler, opriçnina ordusunun ( muhafızlardan
oluşan bir müfreze ) bir parçası olan muhafızlardır, yani Rus Çarı
Korkunç İvan'ın 1565'teki siyasi reformunun bir parçası
olarak oluşturduğu kişisel muhafızlardır.
1550 yılında, "Korkunç" İvan Vasilyeviç, Rus
devletinde askeri reform sırasında boyarların "en iyi"
çocuklarından bir "Seçilmiş Bin" oluşturmayı planladı.
Çekirdeğinin en asil ailelerin temsilcilerinden ve soylu
prenslerin torunlarından oluşması gerekiyordu. Çarın planına göre birliklerin
önemli ve çeşitli komuta (liderlik) görevlerini üstlenmeleri, özellikle alay komutanlığı ve komutanlığı görevlerini
üstlenmeleri gerekiyordu. Moskova civarında kendilerine arazi
sağlanması planlanmıştı ancak o dönemde bu projenin hayata geçirilmesi
mümkün görünmüyordu.
3 Şubat 1565'te Çar IV. Korkunç İvan, Rus devletini ikiye
böldü: Otokrat, iktidarını defalarca kısıtlayan güçlü boyarlar ve din
adamlarıyla yıllarca süren çatışmaların ardından böylesine sıra dışı bir adım
attı.
'Opriçnikler' Çar IV. Korkunç İvan'a tamamen sadıktı.
İhanetten şüphelendiği boyarlara karşı terör uyguladılar.
Ülkenin toprakları 'opriçnina' (Eski Rusça 'opriç' -
'dışarı' ve 'ayrıca') ve 'zemşçina' olarak ikiye ayrıldı. İlki aslında
hükümdarın kişisel kaderi haline geldi ve orada bölünmeden hüküm sürdü.
'Opriçnina' en zengin toprakları içeriyordu. Siyasi merkezi
Moskova ve Vladimir arasındaki Aleksandrov Sloboda kraliyet ikametgahıydı.
Boyar ailelerinin büyük arazilerinin bulunduğu diğer tüm
topraklar 'zemşçina'ya gitti. Başında Boyar Duması vardı, ancak çar hala en
önemli meseleleri kendisi için kararlaştırma hakkını elinde tutuyordu.
Koruma için, IV. İvan da kendi muhafızlarını kurdu - ona
tamamen sadık olan 'opriçnikler'. Otokratın itiraz ettiği ve vatana ihanetle
şüphelendiği boyarlara ve din adamlarına karşı terör uyguladılar.
'Opriçnik' ordusu, 1570'te Veliky Novgorod'da olduğu gibi,
koca şehirleri bile yağmaladı. Ancak dış düşman karşısında güçsüz kaldı ve
1571'de Kırım Hanı Devlet Giray'ın Moskova'yı yakmasını engelleyemedi.
Devlet aygıtının ve onun silahlı kuvvetlerinin zayıflığının
bu şekilde ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra IV. İvan 'opriçnina'yı
kaldırdı.
Rusya'da yılbaşı sofralarının vazgeçilmezi 'Olivye
salatası'nın maliyetini gösteren endeks, her yeni yıl arifesinde olduğu gibi
güncellendi. Resmi istatistik servisi Rosstat tarafından hesaplanan endekse
göre, Dünyada "Rus salatası", Türkiye'de 'komünizm düşmanlığı'nın
zirve yaptığı Soğuk Savaş yıllarından kalan ironik bir vesile ile
"Rus salatası" olarak bilinen bu meşhur salatanın porsiyon
maliyeti bu yıl yüzde 4,6 oranında artarak 340 rubleye yükseldi (30.6 TL). On
iki kişilik büyük bir kasenin maliyeti ise 1000 ruble oldu.
Salatanın hazırlanmasında kullanılan malzemeler arasında
fiyatı en fazla artan, yüzde 10 ile kuru soğan oldu. Salam, bezelye ve
salatalık turşusu fiyatları geçtiğimiz yıldan bu yana da yüzde 6 oranında artış
gösterdi. Mayonez yüzde 5, yumurta yüzde 1'lik zam görürken, patatesin fiyatı
yüzde 3, havucun fiyatı ise yüzde 11 oranında düştü.
Konuyla ilgili bir haber yayınlayan Business FM editörleri,
Rosstat'ın hesabını kontrol etmek amacıyla kendi endeks hesaplarını
yaptıklarını yazdı. Buna göre, Perekryostak ve Prosta marketlerinden alınan en
ucuz ürünlerle hazırlanan olivye salatasının porsiyon maliyeti 230 ruble 19
kapik oldu.
Son olarak, Rosstat, bir diğer yılbaşı klasiği olan
"kürk altı ringa" (selyodka pad şubıy) salatasının maliyetinin de
2018'e göre yüzde 2,6 artışla 157 rubleye yükseldiğini açıkladı.
Bu arada salatanın 'Olivye' adının, 1860'larda Çarlık Rusyası'nda, Moskova'daki
Ermitaj (Hermitage) restoranının şefi olan Lucien Oliver'den (fotoğrafta)
geldiğini de ekleyelim.
Belçikalı şefin, restoranın ve salatanın kısa öyküsünü anlatan bir haber
videosu:
Türkiye'de nasıl "Amerikan salatası" oldu?
Türkiye’de meşhur Rus salatası Olivye’nin Soğuk Savaş
yıllarından başlayarak nasıl ‘Amerikan salatası’ diye anılmaya başlandığının
hikayesini Alev Şahin’in kaleminden aktarıyoruz:
“Rus salatası” ilk 86 yılını kazasız belasız devirdikten
sonra, nasıl oldu da dünyada bir tek Türkiye’de “Amerikan salatası” oldu?
Amerika’da bile “Rus”, bilemediniz mucidinin adıyla “Olivier salatası” denirken
bizim dilimize nereden girdi bu “Amerikan salatası” lafı?
Bu sorunun yanıtını yıllardır “Soğuk Savaş döneminin
Amerikan hayranlığından kalma bir alışkanlık” diye bilir, ötesine geçemeyiz.
Oysaki yakın tarihimizin enteresan anekdotlarından biri duruyor karşımızda.
Üstelik yeri, zamanı, kahramanları da belli.
“Mayonezle küp küp doğranmış sebzelerin uyumlu buluşması”
diye özetleyebileceğimiz Rus salatası, 1860’lı yıllarda Moskova’daki Hermitage
Restoran’ın sahibi de olan Belçika asıllı aşçı Lucien Olivier tarafından icat
edildi.
Kısa zamanda restoranın en sevilen yemeği haline gelen
salatanın orijinal tarifini Olivier ölene kadar sakladı, ama dönemin
şeflerinden İvan İvanov tarifin hiç değilse bir kısmını çalmayı başardı.
Böylece Rus salatası, özellikle Hermitage’in kapatıldığı 1905 tarihi itibarıyla
İspanya’dan Pakistan’a kadar birçok ülke mutfağına yayıldı.
İstanbul’a da 1917 Ekim Devrimi’nden sonra kente gelen
Beyaz Rusların açtığı lokantalar sayesinde giren salata 1940’ların ortalarına
kadar adını Rus salatası olarak korumayı başardı. İkinci Dünya Savaşı’nın
ardından gözünü Kars, Ardahan ve biraz da Boğazlara diken Stalin’den dahi
habersiz, İstanbul’un göbeğinde mutlu mesut kendi halinde bir salataydı.
Ta ki Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün vefat edene
kadar… Dünyanın en büyük plak şirketlerinden Atlantic Records’un kurucusu Ahmet
Ertegün’ün de babası olan Münir Bey 11 Kasım 1944 günü, görevi başındayken
geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata veda etti.
Bunun Amerikan salatasıyla ne alakası var derseniz
salatayla değil ama Amerika’yla alakası var. Sovyet Rusya’sıyla Soğuk Savaş
halinde olan ABD yönetimi bu vefatı diplomatik bir fırsata çevirdi ve
Ertegün’ün cenazesini İstanbul’a ünlü Missouri zırhlısıyla gönderdi. Yanında da
hafif kruvazör USS Providence ve destroyer USS Power gemileriyle beraber… Gerçi
Büyükelçi Ertegün’ün pek iyi görüştüğü Başkan Roosevelt’te hatırı yok değildi,
ama bu da artık babanın oğluna yapacağı jestten bile fazlasıydı.
Güvertesinde Japon İmparatorluğu’nun kayıtsız şartsız
teslimiyet belgesinin imzalanmasıyla İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesine
sahne olmuş Missouri zırhlısı beraberindeki refakatçi gemilerle birlikte 5
Nisan 1946 sabahı İstanbul limanına demirledi. Limanda bizim emektar Yavuz
gemisiyle Missouri 19’ar pare top atışıyla birbirlerini selamladılar.
İstanbullular da bu uzak yoldan gelen misafirini pek sevdi,
görmek için Dolmabahçe’den Galata sırtlarına kadar sıraya girdi; ziyaretçi
kartı alabilenler güvertesinde dolaştı, alamayanlar tuttukları kayıklarla
geminin yanına yaklaşmaya çalıştı; Vitali Hakko’nun Şen Şapka’sı “Hoşgeldin
Missouri” yazılı eşarplar bastı; Kız Kulesi’nin üzerine dev bir “Welcome
Missouri” afişi asıldı; ve o arada Rus salatasının adı da Amerikan salatası
oluverdi.
Nasıl mı? Gerisini, olayın cereyan ettiği yer ve anın
bizzat canlı tanığı olan yazar Orhan Karaveli’nden okuyalım. Dostu İlhan
Selçuk’un Cumhuriyet’teki köşesinde “Rus salatasının Amerikan salatasına nasıl
dönüştüğü anlaşılamadı. Yasa mı çıkarılmıştı? Lokantalara tebligat mı
yapılmıştı? Yoksa hınzır İttahatçılar ya da Kemalistler darbe yaparak salatanın
adını mı değiştirmişti” diye sorması üzerine Karaveli’nin kendisine yazdığı
1994 tarihli mektup şöyle:
“…Evet, küstah Ruslara ‘el gemisiyle’ gözdağı verilirken,
yorgun ve abazan Coni’leri rahatlatmak için de İstanbul bir güzel süslenmiş,
allanıp pullanmıştı. …Tatil günleri, okula dönüşten önce biz yatılıların
ayaküstü bir şeyler atıştırdığımız, Galatasaray Lisesi’nin karşısındaki ünlü
Levent büfesi tam o sırada bombasını patlattı. Kocaman kocaman yazılıp büfe
girişindeki camlara yapıştırılan ‘Rus salatası 25 kuruş’, ‘Sahanda çift yumurta
35 kuruş’, ‘Ayran 10 kuruş’ gibi yazılar bir gecede sökülüp yerlerine cafcaflı
bir pano asıldı:
‘Amerik salat 35 kuruş’
Büfeyi işleten Rum baba oğuldan kasadaki yaşlı Niko
Efendiye o gün ‘Hayrola çorbacı, Amerik Salat da neyin nesi’ diye sorduğumda,
güngörmüş Niko Efendi saçsız başını kaşıyarak:
‘Sen daha o gemiyi görmedin mi? Rus salatası artık öldü.
Bundan sonra yaşasın ‘Amerik salat!’ diye sırıtmıştı.
O gün, Beyoğlu’nun boyalı dilberleri cıvık bakışlarla
Coni’leri tavlamaya çalışırken, çevredeki –istisnasız- bütün birahaneler,
büfeler, lokantalar, -aralarında anlaşmışçasına- Niko Efendi’nin Levent’ini
taklit ettiler. Kırk yıllık Rus salatası önce İstiklal caddesinde ‘Amerikan
salatası’ oldu çıktı. Sonra da bütün Türkiye’de…”
Enfes sosisli sandviçleri, muhteşem sabah kahvaltıları,
zengin ordovr tabaklarıyla Beyoğlu çocuklarının, özellikle de Galatasaray
Liselilerin gönlüne taht kurmuş, garsonlarının müşterilere “enişte” diye hitap
ettiği, efsane Levent büfesi meğerse bu Amerikan hikayesinin baş kahramanıymış.
Nereden nereye diyeceğiz ama burası da İstanbul, burası da
Bizans. Burada Rus’u Amerik’e de çeviririz, salatasının değil adını tarifini
bile ellerden sakınan Olivier’i mezarında ters de döndürürüz."
Her toplumda olduğu gibi zamanla Rusya'da da kaybolmuş
meslekler var. Sputnik, Russia Beyond the Headlines'ın derlediği (RBTH) bu
meslekleri aktarıyor.
1
Denşik
Rusya İmparatorluk Ordusu'nda subaylara yardım etmekle
görevli olan kişilere 'denşik' ismi veriliyordu.
Maaşlı olarak çalışan Denşikler askerler arasından
seçiliyor ve subayın üniforması, silahları, eşyaları, atı gibi şeylerden
sorumluydu. Denşikler subayın talimatlarını yerine getiriyor, onu koruyor ya da
savaşın zorlu anlarında ona eşlik ediyordu.
Yüksek rütbeli subaylar, albaylar ve generallerin, asilzadeler arasından
seçilen denşikleri olabiliyordu. Bu tip denşikler onbaşılığa veya çavuşluğa
terfi edebiliyordu.
Ancak bu meslek 1881'de Rusya İmparatorluk Ordusu'ndan
kaldırıldı.
2
Rayoşnik
(Dikiz şovu çalıştırıcı)
Cennet anlamına gelen 'ray' kelimesinden türetilen
'rayoşnik' mesleğini icra edenler, küçük bir ahşap kutunun içinde, bir silindir
üzerinde bulunan resimleri bir kol yardımıyla çeviriyordu.
İzleyiciler kutunun üzerindeki deliklerden bakarken,
rayoşnikler resimleri çeviriyor, bir yandan da onlara uygun kafiyeli bir takım
şeyler anlatıyordu. Rayoşnikler seyirciye göre resim silindirlerini de
değiştirebiliyordu.
'Rayok' (küçük cennet) adı verilen bu kutularda ilk zamanlarda İncil'den
hikayeler anlatılıyordu. Daha sonra çocuklar için anlatılar, büyükler içinse
savaş ve başka ülkelerin resimleri, hatta müstehcen görüntüler de kullanıldı.
Bu 'küçük cennetler' panayır ya da şenliklerde yaygındı.
Mekanizmalarla birlikte rayoşnikler de 19. yüzyıl sonlarına
doğru okuma yazma oranının artmasıyla ve fotoğrafçılığın gelişmesiyle ortadan
kayboldu.
3
Burlaklar
(Gemi çekiciler)
Burlaklar, 17-20 yüzyılda Rus Çarlığı'nın nehirlerindeki
mavna ve diğer denizaraçlarını çekmekle yükümlüydü.
Volga Kıyısında Burlaklar tablosu. 1870-1873 yılları.
Ressam İlya Repin
10 ile 100 kişilik gruplar halinde çalışan burlaklar
arasında belirli bir hiyerarşi, kurallar ve teknikler vardı, üzerlerine bağlı
kenevir halatlarla gemileri çekiyorlardı.
O dönemde nehir kıyılarında atlarla gemileri çekmek için uygun yollar
olmadığından burlaklar tercih ediliyordu. Bir gemiyi 300 kadar burlak
çekebiliyordu. Rus Çarlığı döneminde nehirler başlıca ulaşım yoluydu.
19. yüzyıl ortalarında demiryolu taşımacılığı geliştikçe
burlaklar azalmaya başladı.
4
Su
taşımacılar
Rusya'da köylerde herkes kuyulardaki suları
kullanabiliyordu, ancak şehirlerde durum biraz daha karmaşıktı. Rusya'nın
başkenti Moskova'da ilk su borusu ancak 18. yüzyılın başında görüldü,
dairelerde de musluk suyu 20. yüzyılın başlarında kullanılır olmuştu.
O zamana dek Rusya'nın kentlerindeki insanlar sularını, 'su
taşıyıcılardan' temin ediyordu.
Bu kişiler at arabalarına yüklü depolarda şehre su
getiriyordu. At arabalarının ulaşamadığı yerlere de yaya olarak faaliyet
gösteren su taşıyıcılar vardı.
5
Ofenya
(Gezgin satıcı)
Ofenyalar Rusya'da demiryolları henüz yokken mevcuttu. Bu
kişiler sokaklarda gezen yiyecek, tatlı ve meyve-sebze satan tüccarlar gibi
değillerdi.
Ülkenin çok uzak kısımları da dahil olmak üzere her yere
yaya olarak giden ofenyaların sattıkları başlıca ürünler kitaplar ve
ikonalardı.
Ressam Nikolay Koşelev'in bu tablosunda seyyar satıcının
mallarını inceleyen köylü bir aile resmedildi.
Ofenyaların sattıkları ikonalar da çoğunlukla Eski
İnananlar'ın kullandığı, devlet tarafından yasaklı ve resmi olarak üretilmeyen
ikonalardı. Ofenyalar gizli ikona ressamlarıyla bağlantı kuruyor, onlardan
aldıkları ikonaları gizlice Eski İnananlar'ın bulunduğu köylere götürüyor ve
yüksek fiyatlara satıyordu. Bu ikonaların pahalı olmasının sebebi ise satışının
suç teşkil etmesiydi.