Moskova

Moskova
Fotoğraf Sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fotoğraf Sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2024 Perşembe

Vadim Trunov'un sihirli makro fotoğrafları


Varonej'li bir usta fotoğrafçı olan Vadim Trunov oldukça genç, henüz 29 yaşında.

Özellikle her şeyi kendi başına öğrendiği göz önüne alındığında, becerisinin doruklarına oldukça hızlı bir şekilde ulaştığı söylenebilir.

Özellikle makro fotoğrafları çok güzel.

Vadim fotoğraf çekmeye on yaşında başladı, ama bunların hepsi sadece aile fotoğraf albümü içindi. Fotoğrafçılığı ciddiye almaya ise altı yıl önce, dijital SLR kameralar ve post-processing mucizeleri yaratmasına olanak tanıyan özel yazılımlar ortaya çıktığında başladı.

Vadim'e göre fotoğrafçılıkta asıl şey, sanatsal vizyondur, fikirdir, öğrenilemeyen bir şeydir, bu bir yetenek meselesidir. Ya doğuştan sahip olunur, ya da hiç olmaz.

Makro fotoğrafçılık, konu ararken kişinin bir doğa rezervine veya derin bir ormana gitmesine gerek kalmaması, bunun yerine evde bir parkta veya tarlada konularını yakalayabilmesi nedeniyle en sevdiği tür haline geldi.

Vadim, böceklerin ve bitkilerin büyülü küçük dünyasına büyülenmişti.

Vadim, makro kategoride "Rusya'nın En İyi Fotoğrafları 2011 ve 2012", makro kategoride "En İyi Fotoğrafçı 2011", "Rusya'nın Yaban Hayatı 2012" dahil olmak üzere birçok büyük yarışmanın ödülünün sahibidir. Çalışmaları Daily Mail, The Telegraph, Amareur Photographer gibi yabancı yayınlarda yayımlandı.

Dahası için linke bakın, siz de beğeneceksiniz:

https://pikabu.ru/story/vadim_trunov_i_ego_makro_5873237

2 Ocak 2023 Pazartesi

Sokakların fotoğrafçısı: Aleksandr Petrosyan


Rusya’da Aleksandr Petrosyan (Петросян, Александр Сергеевич) isimli fotoğraflarına hayran olduğum bir sanatçı var.

Karşılaştırmak doğru değil mutlaka, ama Ara Güler’i de çok sevdiğim için ona Rusya’nın Ara Güler’i demek geçiyor içimden.

Ara Güler’i nasıl biliriz?

İstanbul’un en güzel fotoğraflarını çeken bir sanatçı diye değil mi?

Doğrudur. Fotoğraflarının her bir karesi ayrı bir hikaye anlatır.

Herkes bunu böyle kabul eder. Ama onun aynı zamanda iyi bir öykücü olduğunu çok kimse bilmez.

Bakın onun güzel öykülerini topladığı “Babil’den sonra yaşayacağız” isimli kitabının girişinde kendi öykücülüğüyle ilgili ne demiş usta:

“Eski öykülerdeki duygularım, ne olmuşsa olmuş, görsel bir anlatıma dönüşmüş. Daha o zamandan görsel bir dünyanın içine düşmüşüm demek. Bana öyle geliyor ki, yazıyla görselliğin ortak bir anlatımı var. Öyle olduğu kuşkusuz, yoksa sinema sanatı da olmazdı. Zaten ben de fotoğraflarıma bakarken zaman zaman tiyatro çalışmalarımdan, öyküler için düşündüklerimden esintiler buluyorum. Belki de fotoğrafımdaki 'anı yakalama ve kompozisyonu kurma' özelliğimi bütün bu eski çalışmalarıma borçluyum. Bir 'kadr' içinde kompozisyon kurmayı tiyatro çalışmaları günlerimden, anlamlı anların yakalanması ve bir anlatıma varmasını da öykücülüğümden esinlendiğimi sanıyorum. Neyse, işte böyle şeyler sonucunda, görsel malzemede bir birikim oluşuyor anlaşılan.

Görsel malzeme, tıpkı şiir gibi, yazı gibi, resim gibi, sahne sanatları gibi, bir yerlerden birikimini topluyor, yeni bir biçim kazanıyor ve görsel sanat oluyor. Zaten yazdığım bu öykülere dikkat edilirse, bunların bir tür fotoğraf olduğu görülür. Demek ki, o zamandan beri görsel dünyanın adamıymışım da haberim yokmuş ... “

İlginç bir tesadüf Aleksandr’ın babası da Ermeni. Gürcistanlı bir müzisyen ve besteci. Annesi Ukraynalı, Ukraynalı bir şarkıcı. Yani sanatçı bir ailenin çocuğu.

Her fotoğraf aslında bir öykü anlatır. Ama iyi öykülerin olabileceği gibi kötü öyküler de var. Aleksandr’ın bütün fotoğrafları çok güçlü öyküsü olan eserler. Sokaklardan manzaralar, sıradan insanların hayatlarından kesitler sunuyor bizlere. Mizah dozu yüksek.

***

Aleksandr Petrosyan, 16 Ağustos 1965 yılında Lvov’da doğmuş.

Fotoğrafa olan ilgisi 14 yaşında doğum gününde Smena-8 fotoğraf makinesi hediye edilmesiyle başlamış.

2000 yılında fotoğrafçılığı profesyonellik düzeyine atlıyor.

2003-2008 yıllarında şehrin haftalık "Benim Mahallem" gazetesinde foto muhabiri olarak çalışmış.

2010'dan beri Kommersant'ta kadrolu fotoğrafçı olarak çalışmakta.

Newsweek, National Geographic, GEO, Russian Reporter, Ogonyok, Dengi, Vlast dergilerinin yanı sıra Kommersant, Izvestia, Arguments and Facts ”, “Komsomolskaya Pravda”, “Business Petersburg” ve diğerleri için hazırlanan  illüstrasyonların yazarı.

Olga Petrosyan’la evli. 4 çocukları var.




Pek çok ödüle sahip:

2003 - Syracuse, New York, ABD'nde düzenlenen 25. Dünya Yeni Tasarım Topluluğu Yarışmasında foto muhabirliği kategorisinde Mükemmellik Ödülü.

2006, 2007 - St. Petersburg "Yılın Fotoğrafçısı" ödülü

2008 - İkinci Tüm Rusya fotoğraf yarışmasının galibi "Benim şehrim. Objektiften bir bakış”

2009 - Foto Muhabirliğini Geliştirme Fonu Grand Prix'si, ayrıca "gündelik yaşam" adaylıklarında 1.lik; "doğa ve çevre", 3.lük "kültür ve sanat".

2009 - ilk açık ulusal ödül "en iyi fotoğrafçı" - "mimari" adaylığında 1.lik

2011 - ilk açık ulusal ödül "en iyi fotoğrafçı" - "tür" kategorisinde 1.

2017, 2020 - "Altın Kalem"de "Yılın Fotoğrafı" adaylığında zafer.

2021 - Altın Kalem Grand Prix'si.

Daha fazla fotoğraflarını görmek için bir web sayfası: https://petrosphotos.livejournal.com/

***



Ona sokakların fotoğrafçısı demek sanırım yanlış olmaz.

Hikayesi olan fotoğrafların sanatçısı Aleksandr Petrosyan’ın eserleri ve tarzı konusunda biraz daha yazmak istiyorum.

Bazen bir yağlıboya tablonun önünde takılır kalırsınız. Resim sizi alır, hikayesinin içine çeker.

Fotoğraf da öyledir.

Anı gösterir, ancak bir fotoğraf sizi alıp, kadraja girmemiş noktalara çeker. Arkasındaki hikayeyi merak edersiniz.

Fotoğraf öykü ise, sinema romandır desek mecazda fazla mı ileri gitmiş oluruz.

Kadraja giren, ister doğa, ister insan fotoğrafı olsun içinde öyküsünü de taşıyorsa daha çok seviliyor.

Biri görsel, diğeriyse yazınsal olsa da öykünün bence fotoğrafla anı anlatması bakımından kardeşliği var.

Sanatçılar, toplum içinde farkındalık yaratan, yaşama anlam katan bireyler. İyi ki varlar.

"Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır," demiş Andrey Tarkovski…




2 Haziran 2021 Çarşamba

'Ayı Devriyesi'


Kaynak: https://tr.sputniknews.com/

 

Rus fotoğrafçı Maxim Deminov, Çukçi Denizi'nin buzlu sularında eğlenen bir grup kutup ayısını kaydetti.

Drone ile kaydedilen görüntülerde yüzen ve suya dalan kutup ayıları görülüyor:

 


'Ayı Devriyesi' projesi

Fotoğrafçı Deminov, insanların hayvanlardan ve hayvanların insanlardan uzak durmalarını sağlayan 'Ayı Devriyesi' projesinde yer alıyor. 

Küresel ısınmanın etkisiyle buzullar daha fazla eridikçe, aç kalan kutup ayıları yiyecek aramak için Rusya’nın kuzey kutup bölgelerindeki kasabalara gidiyor. Hem insan hem de ayılara yönelik tehdit ihtimali riskini önlemek ve kasabalarda ayıları korkutmak için oluşturulan kutup ayısı devriyeleri, Arktika'nın farklı bölgelerinde faaliyet gösteriyor.

1 Şubat 2020 Cumartesi

John Steinbeck ile Robert Capa Sovyetler’de ne gördüler?



Cüneyt Bender


Kaynak: Vesaire, Magnum Photos, Russia Beyond


31 Temmuz 1947’de, Pulitzer ve Nobel ödüllü yazar John Steinbeck ile “dünyanın en büyük savaş fotoğrafçısı” olarak anılan foto muhabiri Robert Capa Moskova’ya vardılar. Soyvetler Birliği’ndeki gündelik hayatı bizzat görmek ve kayıt altına almak niyetiyle başladıkları 40 günlük gezi, Moskova’nın ardından Kiev, Stalingrad, Tiflis ve Batum’a uzanacaktı.

Kızıl Ordu’nun Nazileri alaşağı ederek II. Dünya Savaşı’na son vermesinin üzerinden iki yıl geçmişti. Dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’ten ödünç aldığı ve Soğuk Savaş’ın sembollerinden biri hâline getirdiği “Demir Perde” terimini bir konuşmasında kullanalı bir yıl olmuştu. John Steinbeck İnci adlı romanını henüz bitirmişti. Robert Capa’nın Henri Cartier-Bresson ile birlikte kurucuları arasında yer aldığı Magnum Fotoğraf Ajansı ise çalışmalarına yeni başlamıştı.

ABD gazetelerinin sütunları Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Avrupa’da olan bitenlere ilişkin günlük haberlerle dolup taşıyordu. Steinbeck ile Capa ise bu haberlerdeki siyasi imalardan arındırılmış, insana odaklanan, alternatif bir perspektif sunmayı hedefliyorlardı. New York Herald Tribune gazetesinin finansal desteğiyle 1947 yazında Moskova’ya vardıklarında, ABD’de anlatılandan çok daha farklı bir ülkeyle karşılaştılar. Yıkıntıların arasından filizlenen komünist hayat karşısında büyülendiler. İkinci Dünya Savaşı’nda verdikleri milyonlarca kayba rağmen, Ruslar dipdiri ve gerçekçi bir umutla hayata tutunuyorlardı. Steinbeck ile Capa’nın payına ise gördüklerini olduğu gibi aktarmak düşüyordu.



Steinbeck, 1954’te hayatını kaybeden Capa’nın yalnızca hareketi değil neşeyi ve kederi de fotoğraflayabildiğini söylüyordu. Capa’nın objektifinin bir insanın gözlerinden zihnine erişebileceğini iddia ediyordu. Robert Capa’nın Moskova, Kiev, Tiflis, Batum ve Stalingrad şehirlerinde çektiği fotoğraflar da bunu kanıtlar nitelikteydi. İşçiler, çiftçiler, kadınlar ve çocuklar buğday tarlalarında, kent meydanlarında, yıkıntıların arasında onurlu bir hayat sürüyorlardı.

Tomris Uyar, Steinbeck’in bir inci avcısının hikâyesini anlattığı İnci romanı için “İnsanoğlunun var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir,” diyordu. Ne var ki, Bir Rusya Güncesi insanlığın veya dünyanın dramına ilişkin bir kitap değildi. İnsanoğlunun var olma direncinin yüksek olduğu bir tarih anında mutlu bir hayatı bütün sadeliğiyle ve basitliğiyle belgeliyordu. Velhasıl, “tozpembe olmayan gerçekçi bir umudu” başka bir yöntemle kaydettiği pekâlâ söylenebilirdi.



18 Ocak 2020 Cumartesi

Rusya'nın Vahşi Doğası 2019 Yarışması’nın en iyileri (2)




National Geographic tarafından düzenlenen Rusya'nın Vahşi Doğası 2019 Yarışması’nın Manzara kategorisinin birincisi Yevgeniya Botova'nın çalışması.

Rusya'nın Vahşi Doğası 2019 Yarışması’nın en iyileri




National Geographic tarafından düzenlenen Rusya'nın Vahşi Doğası 2019 Yarışması’nın kazananları belli oldu. 2011'den itibaren düzenlenen yarışmaya ülkenin dört bir yanından binlerce çalışma katıldı.

Kazananlar, "Manzara", "Anneler ve yavruları", "Kuşlar", "Makroçekim", "Bitkiler", "Su altı çekimi" olmak üzere farklı kategorilerde belirlendi. Hem profesyonel, hem de amatör fotoğrafçıların katıldığı yarışmanın tek koşulu görüntülerin Rusya'da yapılması oldu. Rusya’nın vahşi doğasının güzelliğini gözler önüne seren fotoğraflar, Sputnik’in galerisinde.

Yarışmanın 'Anneler ve Yavruları' kategorisinde birinci seçilen fotoğrafçı Denis Budkov'un 'Evlatlarını Korurken...' isimli çalışması.

12 Haziran 2019 Çarşamba

Türklerin Objektifinden Rusya



Moskova’da YEE ve Rus-Türk İş Adamları Birliği (RTİB)’ nin ortaklaşa düzenlenen ‘Türklerin Objektifinden Rusya’ sergisinden göz alıcı kareler.


Ahmet Erol'un kamerasıyla görüntülediği Moskova büyüleyici günbatımı.


Mehmet Dalmızrak'ın Krasnodar kentinde çektiği ay çiçeği tarlası manzarası.


Banu Karamanoğlu'nun başkent Moskova'nın merkezinde çektiği kare: Arbat Sokağı.



Fotoğrafçı Seyit Sayın'ın görüntülediği Baykal Gölü'ndeki Olhon Adası manzarası.



8 Haziran 2019 Cumartesi

Türklerin objektifinden Rusya


Fotoğraf: Serhat Kavas



Moskova’da, RTİB ve Yunus Emre Enstitüsünün ortaklaşa düzenlediği ”Türklerin objektifinden Rusya” Fotoğraf Sergisi 4 Haziran 2019 günü açıldı.


Etkinlikte 24 katılımcının hepsi birbirinden güzel 40 fotoğrafı sergileniyor. Yapılan değerlendirme sonunda fotoğrafları ilk üçe giren katılımcılar ödüllendirildi.

Ayrıca yarışma dışı bazı fotoğraflar ve jüri üyelerinin fotoğrafları da sergileniyor.

https://www.rtib.org/galeri/fotograf-galerisi/turklerin-gozunden-rusya-fotograf-sergisi?fbclid=IwAR3_h8aoYye6OmJwKozPYzdHo_3tshnmMXlpI9DXpZawY_ifM-ysJEevh8w 

5 Mayıs 2019 Pazar

Devrim Yılları ve Aleksandr Rodçenko



Erhan Sunar




Güdümlü, öğrenilmiş ve alışılmış yönüyle bütün bir resim tarihinin “göz hizasından bakış” öğretisini geride bırakmak, yeni bir görme biçimi ve duyarlılık için bir şarttır artık.

Şair ve eleştirmen Boris Kushner’e bir açık mektup olarak yazılmış cevabında (1928), Aleksandr Rodçenko, bütün bir sanat geleneğini sarsan ve on yıllar boyunca başka birçok fotoğrafçıyı etkileyecek olan “devrimci” fotoğraf anlayışını kapsamlı bir biçimde açıklar: Yalnızca genel bir tarihsel eğilim olarak değil, tek tek bütün ülkelerin resim tarihlerine de bakıldığında hemen farkedilecek olan “göz hizasından bakış” anlayışını temelinden değiştirecek olan bir yaklaşımdır bu ve kısaca “kuşbakışı”, “aşağıda yukarı”, “diyagonal” olarak adlandırılabilecek yepyeni bir perspektif anlayışını savunmaktadır. İlkel resim ve ikonlarda veya kimi Uzakdoğu ülkelerinin sanat anlayışlarında rastlayabileceğimiz benzer yanılsamaları da kendi ileri sürdüğü düşünceden ikna edercesine ayırarak devam ettiği bu önemli yazısında, Rodçenko, yeni bir görsel algı yaratabilmek ve resmin, fotoğraf gibi son derece çağdaş bir uygulamanın önünü tıkamasını engelleyebilmek için, böyle bir kopuşa ihtiyaç duyulduğunu güçlü bir biçimde vurgular: Güdümlü, öğrenilmiş ve alışılmış yönüyle bütün bir resim tarihinin “göz hizasından bakış” öğretisini geride bırakmak, yeni bir görme biçimi ve duyarlılık için bir şarttır artık. Üstelik, farkında olmasak da, hepimiz şeylere aslında böyle bakarız.  

Rodçenko’nun etkin bir biçimde sanatın neredeyse bütün dallarıyla ilgilendiği dönem, ülkesi Sovyetler Birliği için de büyük bir dönüşümün süregittiği bir dönemdir: Çokkatlı yapıları, fabrikaları, uçakları, otomobilleri, reklam ağları ve durmadan hızlanan, karmaşıklaşan şehirleşmesiyle yeni dünya fazlasıyla endüstriyel bir yerdir ve bütün bu sistemin içinde gezinecek olan sıradan herhangi bir bakış onu “baştan başa” açıklayabilmelidir. Aynı zamanda büyük Rus Devrimi’nin yeni bir insan düşüncesiyle kucakladığı bu kökten değişim süreci, yenilenen ve dönüşen hayatla sanatı birbirlerini sürekli besleyecek iki ana kaynak olarak görüyordur.

Resim pratiğiyle sanat hayatına başlayan Rodçenko’nun, fotoğrafa geçerken bir anlamda silbaştan kucaklayacağı bu fazlasıyla modern, somut ve karmaşık dünya, neredeyse bütün açılardan, bütün yönleriyle, tamamıyla kavranılmış birer izlenim olarak göstermek istediği şehrin önemli yapılarını, kimi olaylarını ve insanlarını yansıtan fotoğraflarında çarpıcı bir biçimde görünür. Dönemin siyasal şartlarıyla da bağdaşacak şekilde analitik ve belgeselci bir yaklaşımla fotoğrafladığı şehrin kalkınmacı, endüstriyel ve teknolojik yüzü, “tuhaf” açılarla çekilmiş bütün bu fotoğrafları, sonradan görecek olan insanlar için bir anlamıyla eğitici, şaşırtıcı ve bilinçlendirici yol işaretlerine çevirir. Devrim’i bütün sanat dallarının içinden, nihai bir amaç olarak halkla buluşturmak isteyen dönemin baskın politikasına, diğer birçok yetenekli arkadaşı gibi Rodçenko da gönülden katılır.  

En çok Rusya ve Alman Weimar Cumhuriyeti’nde eşzamanlı olarak gelişen ve sonradan “Avangard Sanat” olarak adlandırılacak bu devrimci süreçte, sözgelimi Macar Moholy-Nagy veya kendi ülkesinden Klutsis ve Lissitzky gibi Rodçenko da fotoğrafa yepyeni bir soluk ve anlam katacak neredeyse bütün yolları dener: Fotomontajdan yaratıcı portre çekimlerine dek, bu sanat üzerinde yeni yeni denenmeye başlanan manipülasyonlarla bütün bu fotoğrafçıların en derinde yatan niyeti, geleneksel estetik ve politik değerlere meydan okumaktır. Perspektifi çarpıtarak, resimlerle sözcükleri özgürce yan yana getirerek, negatifleri üst üste bindirerek, hep bir orantısızlık ve asimetri duygusu yaratarak ya da basitçe kurgu oyunları yaparak yalnızca bu henüz gelişme çağındaki sanatı epey ilerilere taşımakla kalmaz, yeni bir dil de icat etmiş olurlar: Fotoğrafı, bu ilk zamanlarından beri halka inmeye eğilimli tuhaf aygıtı, artık tam anlamıyla halkın sahiplenebileceği bir düzeyde tutmayı başarmış bir atılımdır bu ve herhangi bir ülkenin kaba siyasi jargonuyla açıklanamayacak yollarla aynı zamanda saf anlamıyla bir sanat eğitimidir… 



Karanlık odada çok sayıda negatifi sentezleyerek, fotogramlar üreterek kendine özgü bir tarz geliştiren, fotopis (ışık yazısı) yöntemini başarıyla uygulayan Lissitzky’ye veya kes-yapıştır tekniğiyle fotomontajlar üreten Klutsis’e kıyasla, karanlık oda hilelerine pek başvurmayan Rodçenko’nun bu verimli döneminde en çok yaklaştığı düşünülen sanatçı Weimar Cumhuriyeti'nden Otto Umbehr olur: Sokağın Gizemi(1928) isimli çalışmasında, Umbehr, Rodçenko’nun birçok fotoğrafında deneyeceği “yukarıdan aşağıya” perspektifiyle, ve başarılı ışık-gölge kullanımının yardımıyla, yansıttığı bu sokak görünümüne şiirsel bir ton katmıştır. Sıkça karşılaştırılsa da, Moholy-Nagy’e ise, en azından bu yazının başında sözü edilen mektubunda geçtiği kadarıyla, Rodçenko’nun pek yakınlık duymadığı söylenebilir: Moholy-Nagy gibi kimi solcu sanatçıların, üretim safhalarını birer mucizeye, kişisel zafere çevirecek şekilde, “Nasıl Çalışıyorum”, “İzlediğim Yol” başlıklı yazılar yazmalarını yadırgar ve böyle bir tutumu ancak bir tür bürokratik çizgi yaratmakla suçlar, yavan bulur.  

Kendine özgü, hem “kuşbakışı” bir perspektifle izleyicinin bakış açısını sorgulama, hem de konu edindiği dönemin büyük simgesel yapılarının, teknolojik aygıtlarının formlarını bir tür makine estetiği yaratacak şekilde birer inceleme nesnesine çevirme yanlısı fotoğraf anlayışı Rodçenko’yu Devrim’in en tantanalı yılları boyunca aranan bir sanatçı konumuna yerleştirse ve kendisinden en temelde beklenen misyon az çok politik olsa da, neredeyse hiçbir zaman kamerasız görülemediği söylenen fotoğrafçı, özellikle kariyerinin ilk yıllarında epey kişisel portre de çekmiştir. Yakınlarının, kendisi gibi sanatçı olan eşi Varvara Stepanova’nın, kızının ya da başta Mayakovski olmak üzere kimi sanatçı dostlarının bu yakın çekim fotoğraflarında geleneksel bir tutum hüküm sürüyor gibi görünse de, sanatçıyı tanıyanlar için, sonradan geçireceği değişimlerin izlerini seçmek zor olmaz. (Sözgelimi sanatçı Osip Brik’in portresi, sunduğu karmaşa ve zenginlikle, Rodçenko’nun neredeyse bütün deneysel arayışlarını özetler.)

Yüzme, uzun atlama, jimnastik gibi dönemin ülkece yüceltilen kimi spor aktivitelerini gösteren konulu fotoğraflarında, Rodçenko’nun bu ilk dönem portrelerine kıyasla kişisel yaklaşımı daha belirgin bir görünüm alır ve en çok da “makineleşmiş” bir ülkeyi ve geleceği tasvir eden yapı fotoğraflarında (en ünlülerinden biri, Mosselprom Binası, 1926) artık neredeyse güçlü bir son söz olarak iyice ağırlığını duyurur: Bir ülkenin değişen kaderiyle birlikte, onunla eşzamanlı bir görsel ve zihinsel atılım öngören fotoğraflardır bunlar.  

Ne var ki, bütün bu fotoğraf özverisini ve parlak mantığını daha ilk yıllarında koşulsuzca açıklamış olan Rodçenko, tarihin garip bir oyunuyla, yavaş yavaş ülkenin her alanında olduğu gibi sanatında da söz sahibi olmaya başlayan Sosyalist Gerçekçiler tarafından, yine tıpkı ilk yıllarında olduğu gibi “eklenti ve kopyacı” olmakla, dahası burjuva şekilciliği ile suçlanır ki, Stalin’in Büyük Temizlik döneminde affedilemez bir zaaftır bu: Sosyalist Gerçekçiler “figüratif” bir sanattan yanadırlar ve Rodçenko’nun eserleri fazlasıyla soyut bulunup dışlanmaya başlamıştır. Ömrü boyunca sanat ile halkın öz üretiminin birliğini savunan birçok sanatçının, milyonlarca insanla birlikte kıyımdan geçirileceği Stalin’in bu karanlık yıllarında Rodçenko daha evvel yayımladığı bir özür yazısının yardımıyla infazdan kurtulsa da, birçok dostu onun kadar talihli olamaz: Lef dergisinden arkadaşı Sergei Tretyakov esir kamplarında ölür,  Klutsis çok geçmeden idam edilir, birçoğu olmayacak güçlüklerle karşılaşır. Böyle bir hayal kırıklığının ve yıkım duygusunun kesin bir sonucu mudur bilinmez, ama ömrünün kalan son hüzünlü ve mahrum yıllarını, fotoğrafı temelli bırakıp yeniden resim çalışmalarına dönerek tamamlar Rodçenko.  

2 Şubat 2019 Cumartesi

Rusya Doğa Fotoğrafları Festivali'nden etkileyici kareler



Fotoğraf: Liana Varavskaya


18 Ocak-17 Şubat tarihlerinde Rusya’nın başkenti Moskova’daki Ressamlar Merkezi Evi’nde düzenlenen İlkel Rusya Doğa Festivali, Rusya’nın doğal güzelliklerini yansıtan fotoğraflar ve belgesel filmlerle hem Rusya, hem de diğer ülkelerden doğaseverleri buluşturuyor.

Bu yıl altıncı kez yapılan festivalin temaları arasında çevrenin korunması, fotoğraf, bilim, hayvanlar, seyahat, etnografya, çizgi filmleri ve bilimsel yer alıyor. İlkel Rusya Festivali’nde sergilenen en güzel karelerden bazıları, Sputnik’in galerisinde.



 Nikolay Gernet



Olga Vasik


8 Eylül 2018 Cumartesi

Sürrealizmi dijital sanatla birleştiren fotoğraflar







Platon Yuriç takma adıyla bilinen Rus sürrealist fotoğrafçı Gleb Gordeyev'in kavramsal çalışması, izleyiciyi hayal gücünü keşfetmeye teşvik ediyor. Her fotoğraf, gerçeklerden büyüleyici kaçışı ve hayal dünyasına dalmayı temsil ediyor.

Platon Yuriç, sürrealizmi dijital sanatla birleştirerek muhteşem görüntüler yaratıyor. Yuriç fotoğraflarında, insan gerçekliğin sınırında doğayla temas kurar ve izleyiciye günlük rutin yaşamdan hayal dünyasına adım atma fırsatı verir.

Fotoğrafçı bazı resimlerde fotoğraf düzenleme programı kullanmıyor, bazı efektler çekim setinde yaratılıyor.


Çalışmaları sosyal sitelerde 200 binden fazla kişi tarafından takip ediliyor.

İşte bazı örnekler:







29 Ağustos 2018 Çarşamba

“Levşa” Bit Pazarı





Fotoğraflar: M. Hakkı Yazıcı


Moskova’da mutlaka gezilip, görülmesi gereken ilginç mekanlardan biri, Hovoshodnenskoye Şosse’de, Himki ile Shodnya arasındaki “Левша́ –Levşa” Bit Pazarı’dır.

Bir şehrin insanlarını, ruhunu, kültürünü anlamak için görülmesi gereken yerlerden biri bit pazarları…

Bit pazarı sözcüğü dilimize nereden girmiş? İlginç değil mi? Pek çok küçük çocuk bu pazarlarda bit satıldığını zanneder. Sonra büyürler, 8bit'in 1byte ettiğini öğrenirler. İşte asıl o zaman işler karışır.

Rivayete göre önceleri bu tür pazarlara halk arasında “Bayat pazarı” denirmiş, zamanla “bat pazarı” ve son olarak “bit pazarı” denmiş. Başka bir rivayete göre ise eskiden eskicilerde satılan mallar genelde bitli pireli olurmuş, o zamandan gelen bir isimmiş.

Bizde malum bir söz vardır: “Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağar,” diye. Peki, bu doğru mu? Eskiye hiç rağbet olmaz mı?

Gerçekte bu,  İngilizcede “flea market” denilen “bit pazarı” kültürü, apayrı bir kültürdür.

Eski bir eşyayı satın almak; eski sahiplerinin bir zamanlar severek kullandığı elbiseden tutun da işlemeli masa örtüsüne ve ahşap sehpaya kadar her türlü çanak çömleği, bibloyu severek ve tabii ki az para vererek satın alıp evine götürmek, o nadide parçayı yeni bir evde yaşatmaya devam etmektir.

“Levşa” Pazarında genellikle Sovyetler Birliği döneminden kalmış pek çok eşya var: Lenin, Stalin büstleri, madalyalar, rozetler, saatler, biblolar, kızıl bayraklar, asker giysileri, kitaplar, ev eşyaları…

Eskilerin alıcılarıyla buluştuğu bu mekanı gezerken insan düşünmeden edemiyor. Eskilerden kim kalmış günümüze ve ne kalacak yarınlara?

Tüketim çağının günlük kullanımlık, bayağı, reklamlarla abartılmış eşyalarından ne kalabilir ki bu zamandan geriye?




















18 Ağustos 2018 Cumartesi

2077 yılında Rusya’da yaşam nasıl olacak?







Rus sanatçı Yevgeniy Zubkov, 60 yıl sonra Rusya’da yaşamın nasıl olabileceği sorusundan yola çıkarak ‘Russia 2077’ isimli fotoğraf projesine imza attı.

Zubkov'a göre, 2077 yılının Rusya'sında robotlar ve gelişmiş teknolojiler, halkın günlük yaşamının tüm alanlarına girmiş olacak.

Çalışmalarında sanat ve 'siberpunk' kültürünü, sürrealizm ile birleştiren Zubkov,  bu proje ile insanların dikkatini  günümüz sorunlarına çekmek, bazen düşündüren bazen de hayrete düşüren fotoğraf kolajlarını yaratmak istediğini söyledi. Rus sanatçının  ‘Russia 2077’ projesinden bazı çalışmaları.