Moskova

Moskova
Semboller-inanışlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Semboller-inanışlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2026 Cumartesi

Maslenitsa: Kışa veda, bahara merhaba




Kaynak: https://turkrus.com/

 

Şimdilik sadece takvim üzerinde de olsa kışın son günleri yaklaşırken Rusya’da sokaklar, parklar ve meydanlar bu hafta renkleniyor.

Blini (krep) tezgâhları kuruluyor, meydanlarda danslar başlıyor, büyük ateşler yakmak için odunlar yığılıyor.

Tüm bunlar baharın müjdecisi olan Maslenitsa'nın (Slav Hıdrellezi) muştucusu!

Doğu Slav dünyasının en eski ve en canlı geleneklerinden biri olan bu bayram, bugün hem dini takvimde hem de şehir yaşamında önemli bir yere sahip.

Maslenitsa’yı hiç bilmeyenler için bu geleneği beş soruda özetledik.


Maslenitsa nedir?


Maslenitsa, kışın sona ermesini ve baharın gelişini simgeleyen geleneksel bir halk bayramıdır. Kökeni Hristiyanlık öncesi dönemlere dayanır. Zamanla Ortodoks Hristiyan takvimiyle bütünleşmiş ve Büyük Oruç’tan önceki son eğlence haftası haline gelmiştir.
Bu yönüyle Maslenitsa hem pagan hem de dini unsurlar taşıyan bir geçiş bayramıdır.


Ne zaman kutlanır?


Maslenitsa’nın tarihi her yıl değişir. Ortodoks Paskalyası’ndan yedi hafta önce başlar ve bir hafta sürer. 2026 yılında Maslenitsa haftası 16–22 Şubat tarihleri arasına denk gelir. Haftanın son günü, kışa veda törenleriyle bayramın doruk noktasını oluşturur.


Blini neden bu kadar önemli?


Maslenitsa denince akla ilk gelen yiyecek blinidir. Yuvarlak ve altın rengi bliniler güneşi simgeler. Aynı zamanda bu hafta, Büyük Oruç öncesinde etin yasaklandığı, süt ve süt ürünlerinin ise serbest olduğu son dönemdir. Bu nedenle blini, bayramın hem simgesel hem de pratik merkezinde yer alır.


Kukla (çuçılka)  neden yakılır?


Maslenitsa’nın finalinde saman ve bezden yapılan büyük bir kukla yakılır. Bu kukla kışı, soğuğu ve eski yılı temsil eder. Yakma ritüeli ise arınmayı, geçmişten kopuşu ve bahara geçişi simgeler. Günümüzde bu tören, özellikle büyük şehirlerde binlerce kişinin katıldığı görsel bir şölene dönüşmüştür.


Günümüzde nasıl kutlanır?


Bugün Maslenitsa, Rusya’da geleneksel köy ritüellerinin şehir festivallerine uyarlanmış haliyle yaşanır. Parklarda, meydanlarda ve müze alanlarında konserler, halk oyunları, çocuk etkinlikleri ve açık hava eğlenceleri düzenlenir. Maslenitsa, hem kültürel bir miras hem de modern kent yaşamında kışı uğurlamanın keyifli bir yolu olarak varlığını sürdürür.

24 Ekim 2025 Cuma

9 Garip gelebilecek batıl Rus inancı


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

"Yola çıkmadan önce" oturmak, eşikte konuşup birinin ayağına basmamak - birçok Rus, atalarının inanıp korktuğu şeyleri hâlâ hatırlıyor.

Peki, bu batıl inançlar nereden geliyor ve bu kuralları çiğnerseniz ne yapmalısınız?

Size ilginç gelebilecek 9 Rus batıl inancını Eleonora Goldman derlemiş:

 

1. Her zaman "yolculuk öncesi" sakince oturun

Bir kişi yolculuğa çıkmak üzereyken, bir an oturup önündeki yolculuğu sessizce düşünmesi adettendir. 

Bu batıl inancın kökleri antik çağlara dayanır.

Kötü ruhların yolculara uğursuzluk getirebileceğine ve insanların bunu yaparak onları kandırıp hiçbir yere gitmiyormuş gibi davrandıklarına inanılırdı.

Dahası, otururken yanlarında götürecekleri şeyleri zihinlerinde listelerlerdi; böylece evin koruyucu ruhu olan 'domovoy' endişelenmezdi.

Bu kuralı ihlal ederseniz ne yapmalısınız: Seyahat ettiğiniz aracın koltuğunun altına bir madeni para koyun.

2. Saçınızı asla çöpe atmayın, suya atın daha iyi.

Uzun örgülü saçlara sahip kadınlar, muhtemelen büyükannelerinden tarakta kalan saçların çöpe atılmaması gerektiğini duymuştur. Saçları yakmak veya nehre atmak (ya da modern bir yorumla tuvalete atmak) daha iyidir.

Atalarımız saçın bir yaşam gücü kaynağı ve insanla bir bağ olduğuna inanırdı.

Kötü niyetli birinin eline geçerse, kötü bir büyü yapabilirlerdi.

Ancak bir kuş saçı yuvasına götürse bile, kişiye baş ağrısı verirdi. Efsaneye göre ise su, tüm olumsuzlukları temizler.

Bu kuralı çiğnerseniz ne yapmalısınız: Yüzünüzü yıkayın.

3. Misafirler ayrıldıktan sonra asla yerleri yıkamayın.

Misafirler eve dönene kadar yerleri yıkamak tavsiye edilmez.

Bunun, onlarla olan ilişkinizi kalıcı olarak zedeleyebileceğine, hatta onları hayatınızdan "silip atabileceğine" inanılırdı.

Bu kuralı ihlal ederseniz ne yapmalısınız: Misafirlerinizi arayın ve güvenli bir şekilde evlerine ulaştıklarından emin olun; bu şekilde sembolik olarak "bağlantıyı yeniden kurmuş olursunuz".

4. Asla masanın köşesine oturmayın.

Böyle bir yerde oturan bir kızın asla evlenmeyeceğine inanılırdı.

Bu batıl inanç, gençleri masada daha "sosyal olarak aktif" bir yere oturtarak, biriyle tanışma şanslarını artırmanın bir yoluydu.

Bu kuralı çiğnerseniz ne yapmalısınız: "Eşimin/kocamın kendine ait bir 'köşesi' (daire) olsun." deyin.

5. Gün batımından sonra asla çöpü dışarı çıkarmayın.

Karanlıkta, iyi ruhlar uykudayken ve kötü ruhlar aktifken çöpü dışarı çıkarmak, atıklarla birlikte maddi refahınızı da riske atar.

Elbette, bu batıl inancın pratik bir açıklaması da var: Elektrikli sokak aydınlatmasından önce, karanlıkta dışarı çıkmak kesinlikle güvenli değildi.

Bu kuralı çiğnerseniz ne yapmalısınız: Sadece gereksiz şeyleri attığınızı yüksek sesle söyleyin.

6. Evden ayrıldıktan hemen sonra asla eve geri dönmeyin.

Geri dönmek kötü bir alamet olarak kabul edilir, çünkü kişi yolculuğunu yarıda keser, şeylerin doğal düzenini bozar ve olumsuzlukları çekebilir.

Bu kuralı çiğnerseniz ne yapmalısınız: Döndüğünüzde aynaya bakın ve gülümseyin veya en azından "yolculuğa çıkmak için" oturun (kural No. 1'e bakın).

7. Asla eşikte konuşmayın.

Slav inançlarında dünyalar arasındaki en eski sınır, bir evin eşiği, yani evinizin girişi veya dışarıya bakan pencerelerdir.

Ruhlar orada yaşardı ve sınırları asla bozulmamalıydı. Bu, bu eşiklerden hiçbir şeyin aktarılmadığı veya konuşulmadığı anlamına geliyordu.

Bu kuralı ihlal ederseniz ne yapmalısınız: Eşiğin üzerinden geçin, böylece ikiniz de aynı alanda olun.

8. Sokaktan asla bozuk para almayın.

Sokakta bulunan bir madeni para veya herhangi bir eşya, özellikle de bir kavşakta duruyorsa, uğursuzluk getirebilir.

Eskiden "küçük para gözyaşıdır" derlerdi.

Eski Rusya'da, olumsuzlukları uzaklaştırmak ve başka birine aktarmak için madeni paraların kasıtlı olarak bırakıldığına inanılırdı. Kavşak aynı zamanda dünyalar arasında sembolik bir sınırdır.

Bu kuralı çiğnerseniz ne yapmalısınız: "Madeni parayı alıyorum, talihsizliği almıyorum." diyerek parayı alın. 

9. Birisi ayağınıza basarsa, siz de onun ayağına basın.

Birisi yanlışlıkla ayağınıza basarsa, basan kişinin ayağına nazikçe basmalısınız.

Nazar veya olumsuz enerjinin fiziksel temas yoluyla bulaşabileceğine inanılırdı. Geri adım atmak bir "geri dönüş" ritüelidir, böylece çatışma veya olumsuzluk size geçmez, ancak kazara teması başlatan kişide kalır.

Bu kuralı çiğnerseniz ne yapmalısınız: Cevap verecek zamanınız varsa, sadece zihninizden "Uzak dur!" deyin veya olumsuzluğu temizlemek için tahtaya vurun.

2 Eylül 2025 Salı

Bir Ülkenin Başlıca Sembolleri: "İlyiç Ampulü"nden Lunokhod'a

 


Büyük Bir Ülkenin Başlıca Sembolleri. "İlyiç Ampulü"nden Lunokhod'a (Главные символы великой страны. От "лампочки Ильича" до лунохода) 

Bu yeni bir kitap.

Yazarı Evgeniy Matonin.

Adeta dev bir ansiklopedik Rusya’yı anlama klavuzu.

Uydular, roketler, parti kartları. Branda çizmeler, kvas fıçıları, "kalın" dergiler. "Kırmızı Ok" ekspres treni, "Jiguli" vagonları, öncü kravatlar…

Tüm bu farklı nesneleri birleştiren nedir?

Cevap: Sovyetler Birliği.

Sadece 74 yıl "yaşayan", ancak birkaç neslin yaşam tarzını etkileyen çok sayıda nesneyi geride bırakan bir ülke.

Sonuçta milyonlarca insan metroya bindi, parti ve Komsomol kartları aldı, döküm kupalardan kvas ve bira içti, dondurma yedi, Aeroflot uçaklarıyla uçtu, renkli ve siyah beyaz televizyonlarda programlar izledi ve radyoda "düşman sesleri" dinledi.

Bunlar ve diğerleri gerçek semboller haline geldi veya bugün moda olduğu gibi, o Sovyet döneminin kültürel kodu.

Yevgeny Matonin'in kitabı tam da bunlar hakkında. Bir Sovyet insanını çevreleyen şeylerin tarihi hakkında.

Görünüşte ciddi ama aynı zamanda mizah ve ince bir ironiyle yazılmış bu hikâyeleri okuyan eski SSCB vatandaşları muhtemelen çocukluklarını ve gençliklerini nostaljiyle hatırlayacaklardır. Gençler de kendileri için birçok yeni şey öğrenebilecekler. Sovyet dönemine ait fotoğraflara bakarak (kitapta 1000'den fazla fotoğraf var), annelerinizi, babalarınızı, büyükbabalarınızı ve büyükannelerinizi daha iyi anlayacaksınız.

Ne de olsa devasa fabrikalar kuranlar, beş köşeli yıldızlar takanlar ve "fil ile çay" kovalayanlar onlardı.

Ünlü Sovyet komedi filminde dedikleri gibi, "Evrenin uçsuz bucaksız yollarını kat eden" uzay gemilerinin uçuşlarından daha az olmayan sarı kvas fıçılarına da bayılıyorlardı.

***

"Her şeye rağmen, bizi biz yapan her şey yaşasın!"

https://lgz.ru/

 

Victoria Peşkova şöyle yazıyor:

Ünlü yazar ve gazeteci Yevgeny Matonin'in "Büyük Bir Ülkenin Başlıca Sembolleri" kitabı, SSCB'nin 100. yıldönümü için tasarlanmıştı. Her yıl için bir tane olmak üzere, tek bir kapak altında yüz sembol toplaması gerekiyordu. Sadece maddi semboller. 21. yüzyıl "Volga" gibi hâlâ görülebilen ve dokunulabilen semboller. Ve "Belomorkanal" sigaraları gibi sadece hafızalarda yaşayan semboller. Orijinal versiyon hiçbir zaman gün yüzüne çıkmadı. İşe yaramadı. Muhtemelen en iyisi için. Aksi takdirde, kitaba bu kadar önemli sayfa eklenemezdi. Yuvarlak tarih de diğerleri gibi geçti. Ancak hatırlamak isteyenler için hiçbir şey değişmedi. Neyse ki, "Komsomolskaya Pravda" yayınevi bu fikirden vazgeçmedi.

Evgeny Matonin, "Bu görkemli dönemin geride bıraktıklarını gerçekten anlatmak istedik" diye itiraf ediyor. Geçmiş medeniyetleri çoğunlukla maddi kanıtlarla biliyoruz. SSCB de bir medeniyet. Ve sembolleri olarak adlandırılabilecek şeylerin çoğu, bugün hayatımıza sıkı sıkıya kazınmış durumda. Ancak herkes bunu hatırlamıyor. Hatta bazıları hiç bilmiyor. Ama belki bu kitabı açtıklarında hatırlar veya öğrenirler. 1918'de başlıyor ve 1991'de bitiyor. Sovyet medeniyetinin tüm mirasını tek bir kitapta anlatmak imkânsız. Orijinal ve elbette eksik olan 250 maddelik liste sonunda 160'a indirildi. Elbette, dahil edilmeyen her şeyin olması üzücü. Ve benim seçimim öznel. Ama herkesin kendi anıları var. Örneğin, kitapta Komsomol kartı hakkında bir bölüm var. Bununla ilgili komik bir hikayem var. Moskova Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi'nin uluslararası bölümüne kaydolacaktım. Sınavlardan önce bölge Komsomol komitesinden bir tavsiye mektubu sunmam gerekiyordu. Gitmeye hazırlanıyordum ve Komsomol kartımı bulamadım. Kaybettim mi? Cüzdanımla mı aldılar? Evdeki masamda bir yerde mi kayboldu? Biliyor musun, o zamanlar Sovyet filmi "Parti Kartımı Nasıl Kaybettim"in bir korku filmi yarışmasını kazandığına dair bir espri vardı. Komsomol kartıyla ilgili durum da aşağı yukarı aynıydı. Okulumdaki öğretmenlere hâlâ minnettarım. Benim için araya girdiler ve çok hızlı bir şekilde yeni bir kart aldım. Üstelik kayıt altına alınmamış bir azarla. Kısacası, beni azarlayıp bıraktılar. Ve bana bir karakter referansı verdiler. Kartı kayıt ofisine götürdüm ve... ertesi gün eski kartımı evde buldum. İkisi de hâlâ bende."

Tarihler, rakamlar ve tarihsel gerçeklerin sayısı bakımından "Büyük Bir Ülkenin Sembolleri" kitabı tam bir ansiklopedi. Bu ağır kitabın sayfalarında, büyük inşaat projeleri, anıtlar ve uzay istasyonları, bir televizyon, dondurma ve fasetli bir camın yanında yer alıyor. Ancak bu "renkli bölümler koleksiyonu", ölçeği ve titizliğiyle değil, yazarın Sovyet halkının yaşamının nasıl bir şey olduğunu anlatırken hissettiği hisle etkileyici. Okuyucuya anında aktarılıyor, çünkü çoğumuz için hâlâ Anavatan'la başlayan bir şey hakkında. Yevgeny Matonin, Vladimir Basov'un "Kalkan ve Kılıç" filmindeki yürekten şarkının eşsiz bir devamını yaratmış.

Hatırlayalım:

Anavatan nerede başlar?

Uzakta yanan pencerelerden,

Babamın eski Budenovka'sından,

Bunu bir yerlerde dolapta bulduk.

 

İlk bölümlerden birinin adandığı efsanevi başlık, bu şarkının kaderinde belirleyici bir rol oynadı. Bugün kimsenin bundan şikayetçi olabileceğini düşünmek zor. Filmin başrollerinden birini oynayan Valentina Titova, "Vladimir Pavloviç bunun mümkün olabileceğini hayal bile edemezdi," diye hatırlıyor. “Ancak Mosfilm'in sanat konseyi, sözlerin ya yeniden yazılmasını ya da filmden tamamen çıkarılmasını talep etti. Bunu çok sıradan ve gerçekçi buldular. Anavatan, tren tekerleklerinin takırtısıyla veya bir köy yoluyla nasıl başlayabilir ki? Oysa yazarlar ne hakkında yazdıklarını biliyorlardı; tıpkı Basov gibi, onlar da savaşı yaşamışlardı. Mihail Matusovski savaş muhabiri olarak cephede seyahat etmiş, Veniamin Basner cephede bir askeri orkestrada çalmıştı. Şair ve besteci, yönetmenin aynı fikirde olduğu kişilerdi; Anavatan hakkında konuşurken duygusallıktan uzak durmak daha iyidir. Şarkıyı her ne pahasına olursa olsun savunmaya karar verildi. Budenovka hakkındaki dize, önemli bir argüman haline geldi; ilk iki bölümün, devrimin 50. yıldönümüne tam zamanında ekranlarda yayınlanması gerekiyordu.” 

Yazar siyah hoparlör plakasını da unutmamış. Bugün yalnızca bir müzede veya filmde görebilirsiniz, ancak bir zamanlar her evde asılıydı. Kelimenin tam anlamıyla. Sabah 6'dan gece yarısına kadar çalışıyor, neredeyse ailenin bir üyesi olarak görülüyordu. Yaşlı ve genç için radyo dünyaya açılan bir pencere haline geldi. Aktör Aleksey Guskov, "Bu "plakaları" görmeye ömrüm yetmedi," diye itiraf ediyor. "Yedinci Senfoni" filminde Karl Eliasberg'i canlandırdığımda insanlar için ne anlama geldiklerini anladım. 1942 yazında, soğuk ve aç bir şehirde prömiyeri yönetti ve Leningradlılar, "plakaların" hala ayakta olduğu evlerde veya sokak hoparlörlerinde toplanarak dinlediler. Onlarla birlikte, tüm ülke aynı siyah karton hoparlörlerden Leningrad Filarmoni Orkestrası'nın yayınını dinledi. Ama en şaşırtıcı olanı, Wehrmacht askerlerinin, bu şehrin asla kendileri tarafından fethedilemeyeceğini anlayıp onu siperlerde nasıl tesadüfen yakaladıklarını anlatan anılarının korunmuş olmasıdır.”

"Büyük Bir Ülkenin Sembolleri"nde Büyük Vatanseverlik Savaşı ile ilgili pek çok kanıt var: silahlar, teçhizat, askeri ödüller. Zafer Sancağı özel bir yere sahip. 1945 geçit töreninde Kızıl Meydan'da hiç taşınmadı. Bu, yalnızca yirmi yıl sonra ilk kez gerçekleşti. O zamandan beri, bu olayı onsuz hayal etmek imkansız. Evet, orijinali Silahlı Kuvvetler Merkez Müzesi'nde özel koşullarda saklanıyor - kumaşı çok kırılgan. Ancak kopyalar mucizevi bir şekilde enerjisini koruyor. Bu, Igor Ugolnikov'un Rus Ordu Tiyatrosu'nda (TsATRA) sahnelediği "Zafer Sancağı" oyununu izleyen seyirciler tarafından da doğrulandı. Yönetmen, "Bu pankartın Reichstag'ın çatısına nasıl asıldığının gerçek hikayesini hatırlamak istedik," diyor. "Bu ünlü fotoğrafın zaferden sonra Yevgeni Haldey tarafından çekildiği artık bir sır değil. Egorov ve Kantaria, pankartı kubbeye, yani en yüksek noktaya dikmeyi başardılar. Ancak binaya birçok birlik saldırdı ve her biri savaşa kendi pankartını taşıdı. Oyunumuzda bunun nasıl gerçekleştiği anlatılıyor. Finalde, sahneden devasa bir pankart iniyor ve seyircilerin arasında dolaşıyor; insanlar, gelecekteki zaferimizin bir garantisi olarak pankartı elden ele dolaştırıyorlar."

Moskova Metrosu bu yıl 90. yıl dönümünü kutluyor, bu yüzden kitap bu konuda bir bölüm olmadan eksik kalırdı. İnsanlar uzun zamandır metroya alışmış, onu sıradan bir şey olarak görüyor ve dünyanın en güzel metrosu olduğunu unutuyorlar. Yazar, okuyucularına bunu hatırlatma fırsatını kaçırmamış. Metro inşaatçısı unvanı gururla taşınıyordu. "Moskova Sokaklarında Yürüyorum" filminin ana karakterlerinden birine Georgy Danelia'nın bu mesleği vermesi tesadüf değil.

“Gennady Shpalikov senaryoyu üç kez yeniden yazdı,” diye hatırlıyor Nikita Mikhalkov. “İlk başta karakterler lise öğrencileriydi, sonra bir yerde çalışan gençlerdi ve sonunda hevesli yazar Lyosha montajcı oldu, benim Nikolai ise Georgy Nikolaevich'in babası gibi metro inşaatçısı oldu. Ünlü olan şarkı aslında senaryoda yoktu. Shpalikov şarkı sözlerini çekimler devam ederken yazmış ve hatta müzik bile yazılmıştı. Metrodaki sahne için Universitet istasyonunu seçtiler. O zamanlar çıkmaz sokaktı ve gece güvenle çekim yapmak mümkündü. Nefes alıyormuş gibi yaptık. Yorgunluk hissetmedik ve çekim gününün çoktan bittiğini anladığımızda çok şaşırdık. Bu filmi bir şarkı gibi söyledik.”

Dönemin sembolleri arasında, Puşkin ve Delvig'in beşiğinde yer aldığı sevilen gazeteyi de keşfetmek çok hoştu. Sovyetler Birliği'nde hatırlandı ve 1929'da Maksim Gorki'nin girişimiyle Edebiyat Gazetesi yeniden canlandırıldı. Ancak Edebiyat Gazetesi'nin bir değil, üç doğum günü var. "Üçüncüsü," diyor Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Leonid Kolpakov, "1 Ocak 1967'de, ilk bağımsız (Nedelya, İzvestia'nın bir ekiydi) "kalın" gazete Soyuzpechat büfelerinde yayınlanmaya başladı. Üç olağan sayıyı, 16 sayfaya çıkarılan tek bir sayıyla değiştirme fikri, dönemin Genel Yayın Yönetmeni Aleksandr Çakovski'ye aitti. İlk "defter" sosyo-politik, ikincisi ise tamamen edebiydi. Yazarlar ve çalışanlar arasında Yulian Semenov da var. Arkady Vaksberg, Anatoly Rubinov, Olga Çaykovskaya, Yuri Şekoçihin, Yuri Rost, Lidiya Grafova, Bulat Okucava, Stanislav Rassadin - bunların hepsi, başka hiçbir gazetede düşünülemeyecek makaleler yayınlayan "LG"nin altın kalemleri. Yevgeniy Sazonov ve "babası" Mark Rozovski'den Gorin, İnin, Arkanov'a kadar ülkenin tüm hiciv yazarları, Jvanetski, Zadornov, Knyshev ve Altov, Viktor Veselovski ve muhteşem şirketi tarafından kurulan "12 Sandalye Kulübü"nden geçtiler. Sovyet döneminin en yüksek tirajı 6.500.000 kopyaydı. Sayı Pazartesi günü imzalandı, Salı günü özel araçlar matrisleri uçaklara teslim etti, uçaklar da bunları ülkenin dört bir yanındaki matbaalara ulaştırdı. Çarşamba sabahı gazete, az çok önemli her yerleşim yerinin gazete bayilerindeydi. O zamanlar bu mümkündü. "LG" iki yüz yaşında değil, sadece 195 yaşında, ancak üç yüzyıldır yayınlanıyor ve bizim ve okuyucularımız için sadece edebi değil, aynı zamanda en iyi, efsanevi ve sevilen gazete olmaya devam ediyor."

Yazar, SSCB tarafından başlatılan uzay çağının sembollerine sayfalarca yer ayırmış: Baykonur ve ilk uydu, Vostok uzay aracı, Lunokhod, Kızıl Gezegen'e ilk inen otomatik Mars-3 istasyonu, Mir yörünge istasyonu ve çok daha fazlası. Okuyucu, Matonin'in yazdıklarının önemli bir kısmını görebilir, dokunabilir, hatta içine girebilir. İşte bu yüzden insanlar Moskova Kozmonotluk Müzesi'ne gidiyor. Müze müdürü Natalya Artyukhina, "Sergilerimizin çoğu özgün," diye gururla ifade ediyor. "Ancak modeller, üreticiler tarafından sağlanan özgün çizimler kullanılarak orijinallerine tamamen sadık kalınarak üretiliyor. Tek farkları daha küçük boyutları, aksi takdirde Vostok uzay aracı veya Luna-16 istasyonu gibi birçoğu sergilenemezdi. Bu arada, istasyon tarafından Dünya'ya getirilen ay toprağı parçacıkları da var. Ayrıca, Lunokhod-1'in kontrol edildiği kontrol paneli ve Kızıl Gezegen'in yüzeyinden Dünya'ya ilk fotoğrafları ileten Mars-3 istasyonunun iniş modülünün bir kopyası gibi birçok ilginç şey daha var. En çok ziyaret edilen sergi, "uzay evi"nin ölçeğini takdir edebileceğiniz Mir istasyonunun taban bloğu.

Bilge biri, insanın yediğiyle özdeşleştiğini söylemiş. Mutfak ve gastronomi sembolleri koleksiyonu, Evgeny Matonin tarafından zevk ve uzmanlıkla seçilmiş. Koleksiyonun öne çıkan kısmı ise elbette "Lezzetli ve Sağlıklı Yiyecekler Kitabı". Yemekler, ürünler ve içeceklere gelince, yazar en lezzetli ve sevilenleri hatırlamış: "Alenka" çikolata ve dondurması, Sovyet şampanyası ve "Doktor" sosisi, "Prag" ve "Kuş Sütü" kekleri, makineden soda ve fıçıdan kvas, yoğunlaştırılmış süt ve "Altın Etiket" kakaosu ve elbette hiçbir bayram sofrasının olmazsa olmazı olan Olivier salatası ve kürk manto altında ringa balığı.

Moda trendlerinin saldırısına direnen bu salatalar, bugün bile hem ev hem de restoran mutfaklarında aynı coşkuyla hazırlanıyor. Sovyet sineması hayranları ise "Office Romance" filmindeki Olenka Ryzhova'nın rendelenmiş elmayı hangisine koyduğu konusunda tartışmaya devam ediyor. Cevap için Svetlana Nemolayeva'ya başvurduk - o değilse kim bilebilirdi ki? "Ne biri ne de diğeri," diye emin Svetlana Vladimirovna, "yurtdışında bulunan Samokhvalov için bunlar çok basit yemekler ve yeni meslektaşlarının gözüne toz sokması gerekiyor. O dönemde büyük bir kıtlık çeken jambonlu bir salatadan bahsediyoruz. Kahramanımın bunu çok sık pişirmesi gerekmiyordu, ancak ruhundaki eski duyguları harekete geçiren adama bunu itiraf edemedi."

Geçmiş, şimdiki zamanda varlığını sürdürüyor ve biz farkına varmadan geleceğe akıyor. Hayat her zamanki gibi devam ediyor...

27 Haziran 2025 Cuma

Rusya'nın kalbine kazınmış ağaç: Huş ya da beryoza



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya denince gözün önünde ilk canlanan manzaralardan biri, ince gövdeli, bembeyaz huş ağaçları, yani "beryoza" oluyor. Bu ağaçlar yalnızca doğayı süslemiyor; şiirden resme, halk dansından yas törenlerine kadar kültürel belleğin en derin katmanlarına sızıyor. Rüzgârda titreyen yaprakları, Rus halkının duygularını dile getiriyor; geçmişe, toprağa, özleme ve dirence aynı anda dokunuyor.

Binlerce yıl boyunca farklı halklar huşu kutsal kabul etmiş. Udmurtlar, Mariler, Hantılar ve Yakutlar bu ağaca ruh yüklemiş, baharın gelişini dallarını süsleyerek kutlamış. Eski köylerde, Tроица bayramında genç kızlar huş dalı taşıyarak ev ev dolaşır, ona adeta canlıymış gibi ikramda bulunurdu. Bu gelenek, hem doğanın uyanışına hem de ataların anısına saygı sunmanın bir yolu sayılırdı. Huş, hem yaşamı hem ölümü simgelerdi. Bazı bölgelerde ölmek üzere olan birini tarif ederken, “beryozkaya gidiyor” denirdi.

19.yüzyıla gelindiğinde huş, Rus sanatında kendine daha görünür bir yer buldu. Puşkin, Kırım’dan yazdığı bir mektupta ilk gördüğü huş ağacının yüreğinde nasıl bir memleket özlemi yarattığını anlatıyordu. Şair Afanasi Fet, onu “hüzünlü bir gelin gibi” betimlemişti. Ama huşun gerçek anlamda ulusal bir simgeye dönüşmesi, Sergey Yesenin’in şiirleriyle mümkün oldu. Yesenin, huşu yalnızca doğa betimlemesi olarak değil, çocukluğun, köyün, anavatanın, hatta annelik duygusunun bir karşılığı gibi ele aldı.

II. Dünya Savaşı sırasında bu imge daha da güçlendi. Anna Ahmatova'nın dizelerinde huş, işgal altındaki toprağın hafızasını taşıyan bir tanık gibi belirdi. 1948'de kurulan Beryozka Dans Topluluğu, bu kültürel bağı sahneye taşıdı. Genç dansçılar, ellerinde huş dallarıyla sahneye çıkarken, sadece dans etmiyordu; aynı zamanda geçmişe kök salan bir anlatıyı bugüne aktarıyordu.

Günümüzde huş, Rusya'nın dört bir yanında hâlâ yaşıyor. Parklarda büyüyor, pullara basılıyor, şarkılarda yankılanıyor. Artık sadece bir ağaç değil; kolektif hafızanın, sessiz sadakatin ve köklü aidiyetin simgesi hâline geliyor. Onun gölgesinde insanlar yalnızca dinlenmiyor, bir halkın derin duygularına temas ediyor. Rusya huşun içinden geçerek kendini anlatmaya devam ediyor.

 

5 soruda huş ağacı

1. Huş ağacı nedir, nerede yetişir? 

Huş (Betula), Kuzey Yarımküre’nin serin ve nemli bölgelerinde yetişen yaprak döken ağaç türüdür. En çok Rusya, Finlandiya, Norveç, Kanada ve Baltık ülkelerinde görülür. Rusya’da, özellikle Orta ve Kuzey bölgelerde doğal ormanların büyük kısmını oluşturur. Beyaz kabuğu ve zarif yapısıyla kolayca tanınır. Ortalama 15–25 metreye kadar boylanır ve 100 yıla kadar yaşayabilir.

2. Huş neden Rusya’nın simgesi olarak görülüyor?
Rusya’da huş ağacı sadece doğal bir varlık değil, kültürel ve duygusal bir figür. Hem halk geleneklerinde hem de edebiyatta, resimde, dansta sürekli karşımıza çıkar. Tроица (Üçleme) ve Семик gibi bahar ayinlerinde genç kızlar huş dallarını süsleyerek köyde dolaşırdı. Şair Sergey Yesenin, huşu “vatanın sesi” olarak betimledi. II. Dünya Savaşı’nda bile huş, halkın direnişinin ve özleminin sembolü oldu.

3. Huş ağacı halk kültüründe neyi temsil eder?
Huş aynı anda iki karşıt anlamı taşır: yaşam ve ölüm. Bir yandan gençliği, kadınlığı ve baharın gelişini simgelerken; öte yandan Slav mitolojisinde ölülerin ruhlarının konakladığı bir ağaç olarak görülür. Bazı bölgelerde ölmekte olan bir kişi için “beryozkaya gidiyor” denmesi bu inancın izlerini taşır. Mezarlıklarda huş ağacı dikilmesi de yaygın bir gelenektir.

4. Huş ağacının odunu ya da kabuğu hangi alanlarda kullanılır?
Huş odunu hafif, kolay işlenebilir ve yanmaya elverişlidir. Bu yüzden mobilya, kontrplak, oyuncak, mutfak gereçleri ve kâğıt üretiminde tercih edilir. Kabuğu ise geleneksel olarak sepet, çatı kaplaması ve yazma yüzeyi olarak kullanılmıştır. Ayrıca huş kabuğundan elde edilen “katran” doğal antiseptik özelliğiyle halk hekimliğinde yer bulmuştur.

5. Bugün huş ağacı Rusya’da ne anlama geliyor?
Bugün huş, Rus kimliğinin görsel bir ögesi hâline gelmiş durumda. Parklarda, posta pullarında, dans topluluklarında, edebi metinlerde ve çocuk kitaplarında huş figürü sıkça yer alıyor. 1948'de kurulan "Beryozka" halk dansları topluluğu bile adını huştan alıyor. Beyaz gövdesiyle hem saflığı hem köksüzlüğe direnen bir kararlılığı çağrıştırıyor. Rusya’nın kolektif belleğinde huş ağacı hâlâ yaşıyor; sakin, zarif ve dirençli bir hatıra gibi.

24 Haziran 2025 Salı

"Rusya'nın ruhu" araştırıldı, işte ortaya çıkan sonuç


Kaynak: https://turkrus.com/ 


Rusya’nın ulusal kimliğini ve kültürel mirasını modern dünyada tanıtmayı amaçlayan “Rusya’nın Ruhu” projesi, bu yıl da St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında öne çıktı. VTsIOM araştırma merkezinin bu etkinliğe özel olarak gerçekleştirdiği kamuoyu araştırması, halkın “Rusya’nın ruhu” kavramına yüklediği anlamları ve bu ruhu en iyi temsil eden sembolleri ortaya koydu.

Araştırma sonuçlarına göre Rus halkı, ülkelerinin en büyük zenginliğinin halkın kendisi olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu, “iyi niyet, dayanışma, dürüstlük ve yenilmezlik” gibi insani değerlerin, Rus kimliğinin özünü oluşturduğunu vurguladı.

Ankete göre, Rusya’nın ruhunu yansıtan başlıca ögeler halkın yanı sıra doğa ve kültürel mirasla da ilişkilendiriliyor. Ülkenin uçsuz bucaksız ormanları, bereketli toprakları ve geleneksel sembolleri, kolektif hafızada vatan sevgisiyle bütünleşiyor. Katılımcılar, yerel düzeyde ise her bölgenin kendine özgü bir “ruh” taşıdığını belirtiyor.

Örneğin, Sibirya ve Ural bölgeleri doğayla, Orta ve Kuzeybatı Rusya tarihi yapılarla, Kuzey Kafkasya ve Volga havzası ise mutfağıyla öne çıkıyor. Ayrıca matruşka bebekleri, tatlılar ve geleneksel kıyafetler, Rusya’yı temsil eden en popüler hediyelik eşyalar arasında yer alıyor.

Araştırma, “Rusya’nın Ruhu” markasına aday ulusal ürünlerin hangi sembollerle tanımlanabileceğine dair ipuçları da sunuyor.

Katılımcılar, marka kimliğinde doğaya ve klasik Rus edebiyatına yapılan göndermelerin, devlet sembolleri ile geleneksel motiflerin kullanılmasının etkili olacağını düşünüyor. Ancak folklorik ögeler, dini simgeler ve el sanatları gibi yerel unsurların daha çok bölgesel marka kimliklerine uygun olduğu görüşü hakim.

Özellikle 1980 sonrası doğan genç nesil, markalaşmada Rus edebiyatının izini arıyor. Bölgesel bazda ise Ural bölgesi, hem doğaya hem de yerel kültüre verdiği önemle dikkat çekiyor.

23 Haziran 2025 Pazartesi

Rusya bayrağının şifreleri

 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Rusya Federasyonu’nun bayrağı, yatay olarak sıralanmış üç eşit şeritten oluşur. Üstte beyaz, ortada mavi, altta kırmızı renk vardır.

Üç renkli bayrak, Rusya’nın tarihsel kimliğinin önemli sembollerinden biridir ve kökleri 17. yüzyıla kadar uzanır.

Rusya’nın üç renkli bayrağı ilk kez 1696 yılında Çar Büyük Petro döneminde ortaya çıktı.

Çar, Hollanda’ya yaptığı bir gezide Hollanda bayrağının kırmızı-beyaz-mavi renklerinden etkilenmiş.

Bu ilhamla, kendi donanması için benzer bir bayrak tasarladı; ancak renk sıralamasını değiştirdi: beyaz-mavi-kırmızı yaptı.

Bayrak, başlangıçta ticaret gemilerde kullanıldı.

1858’de kısa süreliğine siyah-sarı-beyaz olarak değiştirilmiş ama bu renkler halk arasında benimsenmemiş.

1896’da Çar II. Nikolay döneminde, bugünkü beyaz-mavi-kırmızı bayrak resmi olarak ulusal bayrak ilan edildi.

1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra üç renkli bayrak kaldırıldı.

Onun yerine, sarı orak-çekiç ve yıldızın bulunduğu kırmızı zeminli Sovyet bayrağı kullanılmaya başlandı.

Bu bayrak, 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin resmi bayrağı olarak kaldı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, 22 Ağustos 1991’de üç renkli eski bayrak yeniden kabul edildi.

2000 yılında, bayrak yasal olarak Rusya Federasyonu’nun resmî ulusal bayrağı olarak ilan edildi.

 

Bayraktaki renklerin anlamı

Beyaz     Asalet ve dürüstlük

Mavi       İnanç, sadakat ve Tanrı’ya bağlılık

Kırmızı   Cesaret, kahramanlık ve vatanseverlik.

Bazı yorumlarda bu üç renk, Beyaz Ruslar (Belarus), Küçük Ruslar (Ukraynalılar) ve Büyük Ruslar (Ruslar) gibi eski Slav halklarını da simgelediği yolunda değerlendirilir.

Her yıl 22 Ağustos, Rusya’da “Bayrak Günü” olarak kutlanır.

 

Çift başlı kartal

Bir de, Rusya’nın tarihsel ve kültürel kimliğinde derin anlamlar taşıyan çift başlı kartal simgesi var. Günümüzde Rusya Federasyonu’nun resmî devlet arması olarak kullanılıyor.

Çift başlı kartal, aslında Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun simgesi. Kartalın bir başı doğuya, diğeri batıya bakar; bu da hem doğu hem batı üzerinde egemenliği simgeliyor.

Kartalın sağ elindeki altın asa otoriteyi, sol elindeki altın küre dünya egemenliğini temsil ediyor.

Göğsünde ise St. George’un bir ejderhayı öldürdüğü bir arma yer alıyor. Bu Moskova’nın sembolü.

Üç taç başlığı ise hem tarihi çarlık gücünü hem de egemenliğin sürekliliğini temsil ediyor.


19 Mart 2025 Çarşamba

Viktor Vasnetsov'un 'Bogatyrs' (Bahadırlar) adlı tablosunda neler var?

 


Aleksandra Guzeva 

Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Viktor Vasnetsov birçok kişi tarafından Rus masallarını resmeden önemli bir sanatçı olarak kabul edilir.

Hayal gücü ve becerisi sayesinde folklor kahramanlarını hayata geçirdi ve şimdi tüm Ruslar onları tıpkı böyle hayal ediyor.

'Bogatyrs' en ünlü Rus resimlerinden biridir.

Viktor Vasnetsov 18 yıldan fazla bir süre boyunca bu resim üzerine çalıştı.

1898'de, bitirdikten hemen sonra, artık ünlü olan Pavel Tretyakov tabloyu koleksiyonu için satın aldı. O zamandan beri, Moskova'daki Tretyakov Galerisi'nin salonlarını süslüyor. 

Sovyet döneminde, tablonun reprodüksiyonları o kadar popülerdi ki, 'Bogatyrs' kelimenin tam anlamıyla popüler kültürün bir öğesi ve insanların zihninde bir Rus arketipi haline geldi.

Ayrıca, Rusya'daki herkes, süper güçlere sahip güçlü folklor savaşçıları olan bogatyrs hakkındaki hikayeleri çocukluğundan beri bilir. 

 

Resimde kim tasvir ediliyor?

Vasnetsov'un tarif ettiği gibi, üç bogatyr "güçlü" atların üzerinde oturuyor. Zincir zırh ve miğferler içindeki bu eski Rus kahramanlarının, yakınlarda düşman olup olmadığını anlamaya çalışarak çevreyi inceledikleri varsayılıyor. 

Vasnetsov'un da yazdığı gibi, kahramanları "bir kahramanın at sırtında, savaş alanında düşman olup olmadığını gözlemlerler."

Ortada, mızrak ve sivri topuzla İlya Muromets'i görüyoruz. O, eski Rus'un baş kahramanı, Rus topraklarının korkusuz savunucusu ve Prens Vladimir'in sadık hizmetkarıdır. 

Solunda kılıcını kınından çıkaran ve savaşa atılmaya hazır  Dobrynya Nikitiç var.

Sağda üçlünün en genci  Alyoşa Popoviç, elinde yayı ile var.

Nobel ödüllü akademisyen İvan Pavlov, üç kahraman için de ilginç bir tanım yaptı.  

“Vasnetsov üç insan mizacını mükemmel bir şekilde tasvir etti,” diye yazdı.

Pavlov: “İlya Muromets deneyimli, güçlü, ağır, düşmanlarını gözlüyor, her şeyi göze alıyor.

Dobrynya Nikitiç dürtüsel, düşünmeden ileri atılıyor ve doğrudan savaşa giriyor.

Alyoşa Popoviç her şeyi çoktan çözmüş, bir tehlikenin tehdit ettiğini fark etmiş ve onu nasıl en iyi şekilde atlatacağını düşünüyor. Bu arada, sadece kurnaz değil, aynı zamanda bir züppe. Parmağında bir yüzük bile var. Atı zayıf.

Üç Rus bogatir.

Rusya’nın simgesi!” 

 

Resim fikri nasıl ortaya çıktı? 

Vasnetsov, gelecekteki resminin ilk eskizlerini 1870'lerde çizdi. Meslektaşı sanatçı Vasily Polenov'un stüdyosunda beklenmedik bir ilham geldi. 

Zamanın sanatçıları, 19. yüzyılın sonundaki Vasnetsov'un çağdaşları, köylülerin hayatından tür sahneleri resmetmekle meşguldü. Ancak Vasnetsov'un aklı tamamen masallarla ilgiliydi. Sanat Akademisi'nden mezun olduktan sonra onun için gerçek ilham, St. Petersburg'dan Moskova'ya taşınmasıydı. Antik Kremlin ve St. Basil Katedrali'nin manzarası onu antik Rusya'da tarihi bir ruh haline soktu. 

Vasnetsov, diğer sanatçılarla birlikte, hayırsever sanayici Savva Mamontov'a ait olan Moskova yakınlarındaki Abramtsevo Malikanesi'ne gitti. Orada sanatçılara barınak ve yaratıcılıkta tam bir özgürlük veriliyordu.

Ve o zamanlar moda olan 'Rus stili'nin ulusal kimliğini kavramaya çalıştılar. 

Vasnetsov, 'Bogatırlar'ın fonunu oluşturacak alanı Abramtsevo'da görüp çizdi. 

Resim üzerindeki çalışmaların önemli bir kısmı Abramtsevo Malikanesi'nde gerçekleşti. Özellikle devasa tuval (yaklaşık 3 x 4 metre) için Mamontov, ahırın Vasnetsov için bir atölyeye dönüştürülmesini emretti. 

Alyoşa Popoviç'in yüz hatlarının Savva Mamontov'un oğlu Andrey'in görünümünden ilham alındığı düşünülüyor. 

 

Resmin çizilmesi neden bu kadar uzun sürdü?

Vasnetsov, 'Bogatyrs' üzerinde çalışmanın "yüreğini esir aldığını ve elinin ona doğru adeta görünmez bir güçle çekildiğini" itiraf etti. Resmi "yaratıcı bir görev, halkına karşı bir yükümlülük" olarak görüyordu. 

Ancak, neredeyse 20 yıl boyunca eserini tamamlayamadı.

Vasnetsov, Kiev'deki Vladimir Katedrali'nin boyanması ve diğer büyük ölçekli siparişlerle de meşgul olduğu için çalışma zaman zaman verilen uzun aralarla ancak tamamlanabildi. 

Bu arada, Bogatyrs ve güçlü, uzun kıllı atlar 1880'lerde diğer tablolarında da ortaya çıktı. Örneğin, 'Knight at the Crossroads' (1882).

Yahut 'İgor Svyatoslaviç'in Polovtsyalılarla savaşından sonra' (1880) adlı korkunç sahnede.

Vasnetsov, 'Bogatyrs' için ciddi bir hazırlık çalışması yürüttü.

Birçok bukle, at ve manzara taslağı çizdi. Kahramanlar için en iyi yüz ifadelerini bulmaya çalışarak, çeşitli sıradan insan portreleri çizdi. Uzun süre, İlya Muromets için doğru tipleri aradı. Abramtsevo'da bir demirci, Moskova'da bir arabacı çizdi. Ünlü prototiplerden biri, Vladimir şehrinden bir köylü olan İvan Petrov'dur. 

Dobrynya Nikitiç'in yüz hatlarından Viktor Vasnetsov'un görünümünün tahmin edilebileceği düşünülüyor. 

Vasnetsov'un fikri, halk hikayesi için büyük ölçekli bir kitap illüstrasyonu yapmak değil, halk imgelerinin gerçek bir somut örneğini sunmaktı. Sanatçı, Rus destanlarını ve folklorunu dikkatlice inceledi ve kahramanlarına kendi özel özelliklerini vermeye çalıştı. 

13 Mart 2025 Perşembe

Şeytanlar hakkında 4 Rus atasözü


Anna Popova

Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Rus dilinde "şeytanlık" içeren atasözleri çoktur - genellikle imkansız veya beklenmedik bir şeyi anlatırlar.

İşte bunlardan çok bilinenleri:

1. “В тихом омуте черти водятся” (“V tikhom omute çerti vodyatsa”)

"Durgun sular şeytanları barındırır" 

Bunu, en mütevazı insanın bile herkes için beklenmedik bir şey yapabileceğini ve bunun her zaman iyi bir iş olmayabileceğini, bu nedenle de onlar hakkındaki ilk intibanın yanıltıcı olabileceğini vurgulamak istediklerinde söylüyorlar. 

'Омут' veya 'havuz', bir rezervuarın veya nehrin dibindeki derin bir çukurdur. Kıyıdan suyun altında ne olduğunu görmek imkansızdır, belki de eski zamanlarda, kötü ruhların rezervuarlarda yaşadığına ve şeytanların güzelleri suya sürüklediğine inanıldığı için. 

 

2. “Не так страшен черт, как его малюют” (“Ne tak strashen çert, kak ego maluyut”) 

"Şeytan, resmedildiği kadar korkunç değil"

Bu ifade, bir olay veya eylemin beklendiği kadar korkutucu olmadığı ortaya çıktığında kullanılır. Rahatlayarak buna şunu ekleyebilirsiniz: "Korkunun büyük gözleri vardır!"

 

3. “Ни Богу свечка, ни черту кочерга” (“Ni Bogu sveçka, ni çertu kocherga”)

“Ne Tanrı için bir mum, ne de şeytan için bir maşa” 

Bu, vasat, ifadesiz birini ifade eder. Ne erdemli, ne insan ne de günahkar - aslında hiç kimse. Ayrıca bunu, bir aile bulamamış, kendilerini bulamamış ve günlerini bir amaç olmadan yaşayan yalnız insanlar için de söylediler.

 

4. “Боится, как черт ладана” (“Boitsa kak çert ladana”)

“Şeytanın tütsüden korkması gibi korkuyorum”

Eskiden tütsünün kokusunun kötü ruhları kovabileceğine inanılırdı, bu yüzden sadece kiliseleri değil, evleri de onunla tütsülerlerdi. Zamanla, ifade mecazi bir anlam kazandı ve şimdi bir kişi bir şeyden çok korktuğunda kullanılır.

7 Mart 2025 Cuma

Neden çaydanlık hediye edilemez?


Hediye seçimi zor bir zenaat.

Hediye seçerken karşımıza pek çok seçenek çıkıyor kuşkusuz, ancak hediye edilmesi istenmeyen veya kabul edilemez olarak değerlendirilen eşyaların olduğunu bilmeniz de gerekir.

Hele hele toplumsal yaşamda kural gibi yerleşen bazı batıl inançlar hala hakimiyetini sürdürüyorsa.

Bu Rusya’da da böyle.

Bu nedenle ailenize ve arkadaşlarınıza neden çaydanlık vermemeniz gerektiğini bilmekte ve anlamakta fayda var.

İlişkilerin bozulması

Birine çaydanlık hediye ederseniz, bu, sizin hediyeyi alan kişiyle aranızda kötü veya mutsuz bir ilişkinin sembolü olabilir 

Çaydanlığın ilişkilerde sıkıntı ve çatışmalara yol açabileceğine inanılır. 

Yoksullukla bağlantı

Böyle bir hediye olumsuz çağrışımlar uyandırabilir.

Basit bir örnek: Bir kişiye çaydanlık verilirse, bu, onun paraya ihtiyacı olduğu anlamına gelir.

Dolayısıyla böyle bir hediye ilişkileri bozabilir ve pek çok çatışmaya yol açabilir. 

Uyumun ihlali

Böyle bir hediye olumsuz olarak algılanabilir. Örneğin bu kişi hiç ihtiyacı olmayan bir şeyi seçtiğinizi düşünecektir.

Kişinin bizzat kendisinin böyle bir hediyeyi talep etmesi halinde istisna uygulanır tabii ki.

En iyi hediye nedir?

Bunu cevabı hayli zor.

Çaydanlık yerine daha hoş semboller veya güzel anlamlar taşıyan bir hediye seçebilirsiniz. İyi dilekleri, mutluluğu ve refahı simgeleyebilecek daha birçok hediye seçeneği mevcut.

Hediye seçimi yaratıcı bir süreçtir; kendi tercihleriniz ve sezgileriniz tarafından yönlendirilmelisiniz.

Bir hediyede en önemli şeyin ona verdiğiniz özeni, sevgiyi ve samimiyeti vurgulamak olduğunu asla unutmayın.

Rusya'da 'makbul olmayan' 10 hediye türü



Kaynak: https://www.turkrus.com/

  

Yılbaşı, ardından 23 Şubat erkekler günü, sonra 8 Mart kadınlar günü...

Tabii Rusya'da "en mühim gün" sayılan doğum günlerini de unutmamak lazım.

Diğer yandan Rusya batıl inançlara sık rastlanan ülkelerden. Hediye alırken de dikkate alınması gereken takıntılar-kurallar-inançlar var.

İşte bir Rus arkadaşa "alınmaması" gereken on hediyeyi Rossiyskaya Gazeta şöyle derledi:

1-Çift sayıda çiçek almak:

Rusya'ya ayak basan yabancıların öğrendiği ilk inançlardan biri, çift sayıda çiçek vermenin uğursuzluk getireceğidir. Kökleri eski Slavlara dayanan bu inanış halen devam etmekte. Yani sevgilinize çift sayıda gül hediye etmeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Muhakkak tek sayı olsun. Çünkü çift sayıda çiçek cenaze içindir! 

2. Bıçak, makas ve diğer keskin objeler.

Hediye edilen keskin bir alet evdeki herkese uğursuzluk getirecektir, bunan inanılır. Buna hediyelik eşya kılıçlar dahil. Antika ya da çok pahalı da olsa!

3. Boş cüzdan.

Birine boş cüzdan hediye edilirken içine muhakkak en az bir tane banknot koymak gerekir. Sembolik de olsa. Öbür türlü yoksulluk habercisi sayılır.

4. Mendil.

Kimi Rusların hala inandığı batıl inanca göre mendil hediye etmek daha fazla gözyaşına sebep olur. 

5. Tıbbi cihaz.

Termometre ve benzeri gibi hastalıkla ilintili hediyelerin uğursuzluk ve "hastalık" getireceği inancı yaygındır.

6. Ayna.

Ayna her zaman mistik şeyler ifade eder ve bu nedenle hediye için iyi bir tercih değildir. Özellikle de antika aynalar.

7. Ev içi terliği.

"Kendisine ev içi terliği hediye edilen kimse yakında yatağa düşecek demektir" şeklinde bir inanca bağlı olanlar az değildir.

8. Çorap.

Derler ki, "Kadınlar erkek arkadaşlarına ya da kocalarına çorap almamalıdır, yoksa erkekler kaçabilir. Bir an evvel kanatlanıp evden uçması için erkek çocuğa çorap almak ise makbuldür."

9. Kozmetik.

Bazı Ruslar, "Birisine şampuan, sabun ya da deodorant hediye etmek hediye edilen kişinin temizliğe dikkat etmediğini ima etmek olarak algılanabilir. Bu yüzden bu tür hediyelerden kaçınmak gerekir" der; takdir sizin!

10. İnci.

Rusya'nın Yunan kültüründen miras aldığı bu inanışa göre, inci dulluk ve yetimlik sembolüdür. Genç kadınlara inci içeren mücevher hediye edilmesi hoş karşılanmaz. 

5 Kasım 2023 Pazar

Rusların şans getiren batıl inançları




Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da yapılan bir ankette halkın şans getireceğine inandığı batıl inançları mercek altına alındı. Araştırmaya katılan Rusya vatandaşlarının yüzde 60’ı kendisini batıl inançları olan birisi olarak tanımladı.

Mistik ve doğaüstü inançları “saçma” olarak tabir eden ve bu tür inançları olmadığını belirten kişilerin oranı yüzde 14.

Anket katılımcılarının yüzde 45’i zaman zaman geleceğe dair astroloji tahminleriyle ilgilendiğini söyledi.

Yüzde 11’lik bir kesim ise bu konulara şüpheyle yaklaştıklarını söylüyor. 

Anket katılımcılarının yüzde 49’u tahtaya vurmak, omuza tükürmek gibi batıl inançları olduğunu belirtti. 

Ankete göre Rusya vatandaşlarının yüzde 30’u otomobillerinde dini semboller bulunduruyor. 

Anket katılımcıları ayrıca, seyahate çıkmadan önce dua etmek, arabalarla konuşmak, negatif kişileri araca almamak, arabada küfür etmemek, arabanın içinde demir para saklamak gibi batıl inançları olduğunu belirtti.

12 Ağustos 2023 Cumartesi

Çağrışım anketi: Günümüz Rusyası neyle özdeş?



Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya'da 18-35 yaş arası 101 üniversite mezunu ya da bilim insanı ile yapılan bir odak grubu araştırması, gençlerin günümüz Rusyasını "güç, korku ve gelenekle" özdeşleştirdiğini ortaya koydu. Gençlere göre "İdeal Rusya'yı" çağrıştıran değerler ise kalkınma, güzellik ve özgürlük.

Novaya Era tarafından yapılan araştırmada gençlere 15 dizi sembol (devlet adamı, renk, ağaç, hayvan, müzik türü vb.) gösterildi ve bu sembolleri hangi değerlerle (güç, adalet, özgürlük vb.) özdeşleştirdikleri soruldu. 

Araştırmayı haber yapan Kommersant en çok telaffuz edilen etiketin 109 kere ile "güç" olduğuna dikkat çekiyor. Bu etiketle ilişkilendirilen semboller arasında Anavatan, ayı, Korkunç İvan ve Stalin öne çıkıyor. 

En çok telaffuz edilen diğer etiketler "savaş, korku, kudret ve gelenek" şeklinde sıralandı.

Çağrışım anketinin ikinci bölümü "İdeal Rusya" hayaline ayrıldı. Bu bölümde öne çıkan semboller kozmik roketler, gökdelenler ve Çar Petro oldu. En çok dillendirilen etiketler ise kalkınma, güzellik ve özgürlük.