Moskova

Moskova
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2025 Perşembe

10 soruda Bolşoy Tiyatro: Tarih, sanat ve efsaneler


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Moskova'nın kalbinde yükselen Bolşoy Tiyatrosu, yalnızca Rusya’nın değil, tüm dünyanın en prestijli sanat merkezlerinden biri. Çarlık döneminden Sovyetler Birliği’ne, oradan günümüz Rusya’sına uzanan büyüleyici hikayesiyle sanatseverlerin gönlünde taht kuran bu görkemli yapı, bale ve operanın mabedi olarak kabul ediliyor. Peki, Bolşoy Tiyatrosu hakkında bilinmesi gereken en önemli noktalar neler? İşte 10 soruda Bolşoy’un büyüleyici dünyası.   

1. Bolşoy Tiyatrosu ne zaman ve nasıl kuruldu?  

Bolşoy Tiyatrosu'nun temelleri 1776 yılında atıldı. Prens Pyotr Urusov, Moskova'da büyük bir tiyatro kurmak için Çariçe II. Katerina’dan izin aldı. İlk bina Petrovsky Tiyatrosu adıyla inşa edildi, ancak 1805’te bir yangında tamamen yok oldu. Bugünkü görkemli bina, mimar Joseph Bové tarafından tasarlandı ve 1825 yılında kapılarını açtı. O günden bu yana Bolşoy, Rus sanatının en önemli sembollerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.   

2. Neden “Bolşoy” adı verildi?  

Rusça’da “bolşoy” kelimesi “büyük” anlamına gelir. Tiyatronun muhteşem mimarisi ve kapasitesi göz önüne alındığında, bu ismin seçilmesi hiç de şaşırtıcı değil. Ayrıca, aynı dönemde St. Petersburg’da “Maly Tiyatrosu” (Küçük Tiyatro) kurulmuştu. Bu iki tiyatro, Rus sahne sanatlarının merkezlerinden biri olarak kabul ediliyordu.   

3. Bolşoy Tiyatrosu’nda ilk sahnelenen gösteri hangisiydi?  

1825 yılında tiyatronun açılışında, ünlü İtalyan besteci Giovanni Paisiello'nun "La Finta Cameriera" adlı operası sahnelendi. Ancak tiyatro, zamanla Rus bestecilerin eserlerine daha fazla ağırlık vermeye başladı ve Çaykovski’nin "Kuğu Gölü" gibi dünyaca ünlü eserleri burada sahneye konuldu.  

4. Bolşoy Tiyatrosu’nda hangi unutulmaz anlar yaşandı?  

Bolşoy, tarih boyunca birçok önemli olaya tanıklık etti. 1917’de Bolşevik Devrimi sırasında, tiyatro hükümet toplantılarına ev sahipliği yaptı. 1941’de Nazi Almanyası’nın Moskova’yı bombalaması sırasında hasar gördü, ancak hızla onarıldı. 2011 yılında büyük bir restorasyonun ardından tekrar kapılarını açtığında, tiyatro tam anlamıyla eski ihtişamına kavuşmuştu.  

5. Dünyanın en pahalı bilet rekoru burada kırıldı denir, doğru mu?  

Evet! 2011’de yapılan büyük restorasyon sonrası, Bolşoy’un açılış gösterisi için bilet fiyatları rekor seviyeye ulaştı. Karaborsada bir biletin 20.000 dolara kadar satıldığı söylendi. Sanatseverler için Bolşoy, yalnızca bir tiyatro değil, bir tutku ve prestij sembolü.   

6. Bolşoy Tiyatrosu’nun dünyadaki yeri nedir?  

Bolşoy, bale ve opera dünyasında Paris Operası, Milano’daki La Scala ve New York Metropolitan Operası ile birlikte en büyük sahnelerden biri olarak kabul edilir. Bolşoy Balesi, klasik bale tekniklerinin en üst düzeyde sergilendiği ve dünya çapında saygı gören bir ekoldür.   

7. Hangi eserler Bolşoy sahnesiyle özdeşleşmiştir?  

Pyotr İlyiç Çaykovski'nin "Kuğu Gölü", "Uyuyan Güzel" ve "Fındıkkıran" baleleri Bolşoy sahnesinde ilk kez sahnelenmiş ve bu eserlerle özdeşleşmiştir. Ayrıca, Mussorgsky'nin "Boris Godunov" operası ve Prokofiev’in "Romeo ve Juliet" balesi de tiyatronun vazgeçilmezleri arasındadır.  

8. Bolşoy Tiyatrosu’nun mimarisi neden bu kadar özel?  

Bolşoy’un görkemli cephesi, devasa sütunları ve altın detaylarla süslü iç mekanı adeta bir sanat eseri niteliğinde. Ana sahnenin akustiği dünya çapında ünlüdür. 2005-2011 yılları arasında yapılan yenileme çalışmalarında, Sovyet döneminde üzeri kapatılan freskler ve altın varak detaylar restore edilerek tiyatro orijinal haline geri döndürüldü.   

9. Bolşoy’un sahne arkasında nasıl bir dünya var?  

Tiyatroda sadece sahne üzerinde değil, sahne arkasında da büyük bir hareketlilik var. Yaklaşık 3000 kişi burada çalışıyor. Kostüm atölyelerinden ışık ekibine, sahne mekanizmasını yöneten teknisyenlerden makyaj sanatçılarına kadar yüzlerce insan her gösterinin mükemmel olması için çaba harcıyor.   

10. Bolşoy’da bir gösteriye gitmek isteyenler ne yapmalı?  

Bolşoy’da bir gösteri izlemek, sanatseverler için eşsiz bir deneyim. Ancak biletler aylar öncesinden tükeniyor. Bilet fiyatları, gösterinin önemine ve oturma yerine göre değişse de, en uygun biletler genellikle 100 dolar civarından başlıyor. Eğer Moskova’ya bir seyahat planlıyorsanız, Bolşoy biletinizi önceden almak şart!  Ya gişeye gidip kuyrukta şanısınız deneyin, ya da internette arayın. 

Bolşoy Tiyatrosu, yalnızca bir sanat merkezi değil, Rus kültürünün, tarihin ve sanatın en önemli simgelerinden biri. Bale ve opera severler için burası bir tapınak gibi. Bu ülkede yaşıyorsanız ya da eğer yolunuz bir gün Moskova’ya düşerse, bu büyüleyici sahnede bir gösteri izlemeden dönmeyin!

23 Mart 2025 Pazar

191 yıldır raflarda, 103 yıldır sahnede: Konyok-Gorbunok


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Her ne kadar Türkiye'de diğer Rus yapıtlarına kıyasla hemen hiç bilinmese de yaklaşık 200 yıldır kuşaktan kuşağa okunan bir çocuk klasiği var: Pyotr Yerşov'un Konyok-Gorbunok adlı manzum masalı (Kambur Beygir). İlk kez 1834'te yayımlanan bu eser bir başka ünvanı daha elinde tutuyor: Rusya'da tek bir tiyatroda kesintisiz olarak en uzun süre oynanan tiyatro eseri olma ünvanını.

23 Şubat 1922'de o zamanki adıyla Petrograd'da, yani bugünkü St. Petersburg'da sahneye konan oyun, izleyicilerle buluşmaya devam ediyor. Genç Seyirciler Tiyatrosu (TYUZ) bu süre boyunca oyunu 7 defa yeniledi. Son yenileme ise 2013'te gerçekleşti.

Ülkede en uzun süredir sahnede olan diğer oyunlar ise şunlar:

Moskova Puşkin Dram Tiyatrosu'nun sahneledi Alenkiy Tsvetoçek (Al Çiçek). Sergey Aksakov'un masalından uyarlanan oyun 1950'den bu yana sahnede.

Bertolt Brecht'in yazdığı Sezuan'ın İyi İnsanı da 1964'ten bu yana meşhur Taganka Tiyatrosu tarafından aralıksız oynanıyor.

Taganka'da uzun süredir sahnede olan bir diğer oyun da Mihail Bulgakov'un aynı adlı eserinden uyarlanan Usta ve Margarita. Oyunun prömiyeri 1977'ye tarihleniyor.

Bir diğer rekortmen de Yunona ve Avos adlı rock-opera. St. Petersburg'daki Lenkom'un sahnelediği oyun 44 yaşında.


18 Ocak 2025 Cumartesi

Moskova Bolşoy Tiyatrosu


18 Ocak 1825 kış akşamı, Bolşoy Petrovski Tiyatrosu'nun yeni inşa edilen binası 'Müzelerin Zaferi'ne ev sahipliği yaptı. 

Konuya göre, Rusya'nın dehası, sanatların koruyucuları olan Müzler ile birlikte, yıkıntılardan muhteşem bir yeni tiyatro yarattı.

Tarihi, II. Katerina'nın tiyatro gösterileri düzenleme ayrıcalığını eyalet savcısı Pyotr Urusov'a devrettiği 1776 yılında başladı.

Tiyatro, 1780 yılında şimdiki yerinde inşa edildi ve başlangıçta Petrovsky Lane'deki konumundan dolayı 'Petrovsky' adını aldı ve Moskova'daki ilk kamu tiyatrosu oldu.

1805 yılında bina bir yangında yok oldu. Ve ancak 1816 yılında yeniden inşa edilmesine karar verildi.

Proje, 1812 yangınından sonra Moskova'nın yeniden inşasıyla uğraşan Osip Bove tarafından yönetildi.

II. Katerina'nın orijinal isteğini tam olarak yerine getirdi - "şehrin süslemesi olarak hizmet edebilecek şekilde dış dekorasyona sahip" bir tiyatro inşa etmek.

Bina, önceki yapıdan çok daha büyüktü ve haklı olarak Bolşoy Petrovski Tiyatrosu adını aldı.

Ancak 1853'te tiyatro tekrar yandı.

Bu sefer yangın onu neredeyse yerle bir etti: sadece revakın sütunları kaldı.

İmparatorluk tiyatrolarının baş mimarı Albert Kavos, binaya modern bir görünüm kazandırmak ve salonu "Bizans stiliyle harmanlanmış Rönesans tadında" dekore etmek üzere onu restore etmeye davet edildi.

Apollon artık tiyatronun revakının üzerinde bronz bir quadriga yönetiyordu, sanatçı Aleksey Titov ise oditoryumun tavanını 'Apollon ve İlham Perileri' temasıyla boyadı.

20 Mayıs 1856'daki büyük açılışa bizzat Çar II. Aleksandr katıldı.

Tiyatronun hayatı müzik ve balenin en ünlü isimleriyle ilişkilendirilir.

Rusya'nın ilk kadın koreografı Felicita Gulen-Sor orada çalışmış, Marius Petipa Bolşoy için özel olarak 'Don Kişot' balesini sahnelemiş, Pyotr Çaykovski ise uzun yıllar baş besteci olmuştur. 

'Kuğu Gölü' balesinin prömiyerleri, maestronun ilk operası 'Voyevoda' ve 'Yevgeni Onegin' Moskova'da gerçekleşmiştir.

Orada, ilk kez bir repertuar tiyatrosunda bas Feodor Şalyapin sahneye çıkmış ve besteci Sergei Rachmaninoff 20. yüzyılın başında müzik bölümüne başkanlık etmiştir.

Devrimden sonra tiyatro 'imparatorluk' önekini kaybetti: onu burjuva geçmişinin bir kalıntısı olarak kapatmak istediler.

Ancak bu fikir kısa sürede unutuldu ve Bolşoy'un kendisi sadece başkentin değil, tüm ülkenin ana tiyatrosu haline geldi.

Bu arada, SSCB'nin kuruluşu 1922'de orada resmen ilan edildi.

II. Dünya Savaşı sırasında tiyatro Samara'daki tahliye sırasında çalışmalarını sürdürdü: Bolşoy Orkestrası'nın Dmitriy Şostakoviç'in 'Leningrad Senfonisi' adlı eserinin ilk kez sahnelendiği yer burasıydı.

Sovyet yıllarında tiyatronun yıldızları arasında Galina Ulanova, Maya Plisetskaya, Mstislav Rostropovich ve Galina Vishnevskaya, Elena Obraztsova, Zurab Sotkilava, Ekaterina Maximova ve Vladimir Vasiliev vardı.

1956'da Bolşoy Tiyatrosu Londra'da turneye çıktı - 'Kuğu Gölü' o kadar başarılıydı ki topluluk 'Bolşoy Balesi' lakabını almaya başladı.

Bale topluluğu 30 yıldan fazla bir süre Yuri Grigorovich tarafından yönetildi: ' Fındıkkıran' ve 'Spartaküs'ten 'Korkunç İvan'a kadar ülkenin ana tiyatrosunun en ünlü prodüksiyonlarının yazarıdır.

Yeni yüzyıl tiyatroya birçok değişiklik getirdi:

2000'lerde, dünya çapında bir yeniden yapılanmaya uğradı ve topluluğunda Dinara Aliyeva, Igor Tsvirko, Svetlana Zakharova, Ekaterina Krysanova, Denis Rodkin ve Elizaveta Kokoreva gibi yeni yıldızlar ortaya çıktı.

Bolşoy hala Moskova'nın ana cazibe merkezlerinden biri olmaya devam ediyor ve ziyaret etmeniz gereken cazibe merkezlerinin zorunlu listesinde yer alıyor.

17 Kasım 2018 Cumartesi

Bolşoy’un perdeleri



Samih Güven



Sanatın hayatı anlamak, anlamlandırmak, insanları eğitmek ve zevk vermek gibi bir işlevi var. Başarılı toplumlarda sanat, ekonomik altyapı unsurlarıyla at başı gidiyor ve okulları, insan kaynağı ve gösteri mekanlarıyla belli bir derinliğe de sahip oluyor.

Bir sahne performansı sırasında açılan perdelerse yalnızca o gösteri için yapılan sahne hazırlığını, oyuncuları ve kostümlerini göstermiyor aslında, yüzyıllarının birikim ve çabalarını da gündeme getiriyor.

Perdeler her an yanı başımızda, olağan hayatın sıradan bir parçası gibi görülüyor bazen. Oysa ayıran ve birleştiren, saklayan ve açığa çıkarandır onlar. Kalın bir otel perdesi olmak da vardır, saten bir tül perde de. Ama örneğin Bolşoy gibi tarihi bir tiyatronun ana sahnesinde boy göstermenin farklı bir anlamı, ağır bir sorumluluğu olmalı.

Çünkü büyük ve tarihi tiyatroların her zaman özel perdeleri bulunuyor. Sahne hazırlıklarını seyircilere hissettirmeyen yalıtımda, desen ve tasarımlarıyla göz alan ve dönemlerin hakim anlayış ve kültürünü görkemli şekilde gündeme getiren misyonları oluyor.

Bolşoy Tiyatrosu Moskova’nın ve aslında bütün Rusya’nın en önemli kültürel sembollerinden biri. Hatta Dimitri Medvedev’in 2011’deki yeniden açılış töreninde söylediği gibi Rusya’nın ulusal hazinesi. Tarihi, misyonu, mimarisi, akustik özellikleri, opera, bale, tiyatro ve diğer sahne sanatlarına yaptığı katkılar açısından dünya çapında bir mekan.

Tiyatro’nun internet sayfasındaki misyon bölümünde şunlar yazıyor: “Rusya’nın Bolşoy Tiyatrosu devletimizin ve onun kültürünün en önemli sembollerinden biri oldu ve olmaya devam edecek. O; ana ulusal tiyatromuz, Rus müzik kültürü geleneklerinin taşıyıcısı, dünya müzik kültürü açısından bir merkez ve ülkenin sahne sanatlarının gelişmesi için bir mızrak başıdır.”

Bu önemli mekanın arkasındaki isimse Büyük Petro’dan sonra Rusya’da eğitim ve sanat konularına en çok kafa yoran çarlardan Büyük Katherina’dır. Yaşamı ve icraatlarıyla Rus tarihine damga vuran Katherina 1776 yılında Prens Pyotr Urusov’a Moskova’da tiyatro gösterileri, bale ve diğer sahne sanatlarının icra edilebileceği bir mekan oluşturulması konusunda imtiyaz veriyor. Tiyatro farklı mekanlarda varlık göstermeye başlıyor ilk zamanlar.

Mimar Joseph Bove tarafından tasarlanan asıl tiyatronun açılışı ise 20 Ekim 1856 tarihinde Çar II. Aleksander’ın taç giyme töreni sırasında yapılıyor.

Yangınlar, bombalamalar geçiyor başından. Örneğin 22 Ekim 1941 yılında bir bomba düşüyor ve özellikle lobi bölümü önemli ölçüde zarar görüyor. Savaş zamanının sıkıntıları ve kış nedeniyle restorasyona geç başlanabiliyor ve tiyatro 1943 sonbaharında yeniden açılıyor.

Son ve önemli restorasyon ise 2005 yılında başlıyor ve Tiyatro 28 Ekim 2011 tarihinde yeniden hizmete giriyor. Resmi rakamlara göre 21 milyar Ruble (yani yaklaşık 688 milyon $) harcama yapılıyor.

Yeniden perde meselesine gelince, imparatorluk dönemi, Bolşevik devrim ve Sovyet Rusya dönemi ve komünizm sonrasında hakim siyasi anlayışa göre sürekli değişime uğruyor Bolşoy’un perdeleri. Zaman içindeki farklı tasarım ve sembollerden sonra 90’lı yıllarla asıl özelliklerine geri dönüyor.

1917 devriminden sonra imparatorluk perdeleri kaldırılıyor ve 1920'de bronz renkli kanvas yeni bir perde asılıyor. 1935 yılında Fyodor Fyodorovsky tarafından doğal ipek ve metalik iplik karışımı yeni bir perde tasarlanıyor. Çok ince bir altın tabaka ile kaplanıyor. Bir tondan fazla ağırlığında ve 500 metrekare yüzölçümüne sahip oluyor perde. Üzerinde Kiril alfabesiyle SSCB ve üç önemli tarih yazıyor: 1871 - Paris komünü, 1905 - İlk Rus devrimi, 1917-Ekim devrimi.

Fyodor Fyodorovsky tarafından tasarlanan ve 1955’den 90’lı yıllara kadar geçerli olacak altın renkli yeni bir Sovyet perdesi söz konusu oluyor. Perde  Sovyet ikonografisinin tipik unsurlarını içeriyor: buğday kulaklar, orak ve çekiç, beş köşeli yıldız ve Kril alfabesiyle SSCB.

1990’ların sonunda ise perde tekrar yenileniyor ve aslına geri dönüyor. Bu defa, ana unsurlar olarak çift başlı imparatorluk kartalı, Saint George ve ejderha kullanılıyor ve SSCB yerine Rusya yazılıyor.

2005 yılından itibaren ilk ve asıl özellikleri dikkate alınarak yapılan son yenileme sırasında perde kumaşının yaratılışı, dünyanın en iyi üç dekoratif kumaş üreticisinden biri olan Rubelli'ye emanet ediliyor. Kumaş doğal ve modern malzemeden yangına dayanacak şekilde yapılıyor. Her iplik altın kaplamalı bir metal folyoya bağlanıyor. 

Rusya’nın ulusal hazinesi olarak görülen Bolşoy Tiyatrosu’nun perdeleri 162 yıldır açılıp kapanmaya devam ediyor. İpliği, tasarımı, desenleri değişse de Rus sahne sanatlarına yılmaksızın  katkı sağlıyor.

2011 yılında yeniden açılışı sırasında 85 yaşındaki Natalya Tiyistina şunları söylüyor: “Bolşoy, Bolşoy olarak duruyor işte, o bizim mucizemiz.”

16 Nisan 2016 Cumartesi

Çehov’a Bugünden Bakmak


Akın Evren

Bu bir güncelleme yazısı ve kolaj denemesi. Üç yıl önce izlediğim Çehov Makinesi oyununu yeniden izledim. Aşağıda ilk izlediğimde yazdıklarımı normal dizilimle, ikinci izleyişimle ilgili ek izlenimlerimi de italikle yazdım.

20 Şubat 2013 Perşembe akşamında küçük bir grup mülkiyeli dostla birlikte “Çehov Makinesi” oyununu izledik. Daha önce yine Devlet Tiyatroları tarafından sergilenen “Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor” oyunuyla anımsadığımız Romanyalı oyun yazarı, şair ve gazeteci Matei Visniec’in bir oyunu bu.

Visniec’in oyunları uzun süre ülkesinde oynanamıyor. Siyasi sığınmacı olarak Fransa’ya göçüyor, yıllardır Paris’te yaşıyor ve Fransızca yazmaya başlıyor. Bana göre Visniec; “Gergedan”, “Kel Şarkıcı”, “İki Kişilik Hırgür” gibi oyunlarıyla anımsadığımız, “Absurd Tiyatro” ya da “karşıt Tiyatro” diye adlandırılan akımın kurucularından Eugene Ionesco’nun izini sürüyor. İzlenimci olmaktan çok “Dışavurumcu”  ve abartmacı-abuklamacı bir biçemi kullanıyor.

Bu yazdıklarıma ek olarak bu kez oyunda Beckett’in de kokusunu aldığımı söylemeliyim.

“Çehov Makinesi” , Visniec’in iyi bir Çehov okuyucusu/izleyicisi ve sevdalısı olduğunu gösteriyor. Bana göre Çehov bu ilgi ve sevgiyi fazlasıyla hak eden bir öykü ve tiyatro yazarı. Tiyatro yazdığı her defasında “Allah kahretsin. Bu son, bir daha yazmayacağım” demesine rağmen yine yazan ve “iyi ki de yazmış” dedirten bir büyük usta Çehov. Bizde çok oynanıp sevilen “Vişne Bahçesi”, “Vanya Dayı”, “Üç Kızkardeş” ve  “Martı” oyunlarıyla anımsarız onu. Çehov oyunlarının temel ve ortak özellikleri, esintileri duyumsanan büyük toplumsal değişimler ve devrim öncesi, özellikle taşra burjuvazisinin sıkışmışlığı, şaşkınlığı, yerin ayağının altından kaymasını inanmaz bakışlarla izlemesi ve anlamlandıramaması ve bu arada yaşanan aşklar, acılar, düş kırıklıklarıdır. Genelde karamsar, romantik ama sapına kadar gerçekçidir ve dürüsttür Çehov.

Çehov’un kırılgan karakteri, onu hemen oyun yazmaktan vazgeçmeye götürse de Stanislavski’nin dostluğu ve çabaları, onun oyun yazarlığını sürdürmesinde önemli bir etken olmuştur.

Visniec, “Çehov Makinesi”nde pek çok Çehov oyun karakterine bir resmigeçit yaptırarak yaratıcı-yaratık hesaplaşması içinde bir Çehov güzellemesi yapıyor. Yazarın yaşamına ve karakter ögelerine atıfta bulunuyor. Çehov metaforlarını da kullanarak ve fazlaca umut etmeden bir değişim ve dönüşümün türküsünü çığırıyor.

Bu başarıda, Henry Troyat’ın Çehov’un hayatı ve yazdıkları ile ilgili kitaplarının Visniec’e katkısını da belirtmeli ve Troyat’ın Çehov ile ilgili çalışmalarını saygıyla anmalıyız.

Oyun için tümüyle bir “Müge Gürman” yapıtı diyebiliriz. Gürman, oyunun dramaturjisini, görsel tasarımını ve koreografisini da üstlenerek yönetmiş ve üretmiş. Yazarı, daha önce sahneye koyduğu  “yaşlı Bir palyaço Aranıyor” oyunundan da tanıdığı için anlamakta ve çözümlemekte zorluk çekmemiş. Olağanüstü bir imgelem gücüyle derinlik katmış. Kadro seçimi ve oyun displini de çok başarılı. Oyun karakterlerini canlandıran karakterler yaratmak için abartılı ve grotesk bir oyunculuk biçemi seçilmesine karşın takım oyunu ve birlikte oynama disiplini tavizsiz uygulanmış.

Tekel Sahne’sinin imkansızlıklarıyla başarıyla baş edilmiş. Sahnenin yalnızca derinliğinin kullanılmasını sağlayan tren ve istasyon düzenlemeleri bir sahne tasarımı ödülünü hak edecek başarıda. Döner platform ve yansıtıcı kullanarak oluşturulan çark-ı felek hem Çehov’un hem Visniec’in zaman-uzay erimindeki insan/yazar dramasını simgelemekte ve vurgulamakta çok başarılı ve anlamlı bir araç oluşturmuş.

Oyunun son üç yılda aldığı ödüller bu görüşlerimi ve değerlendirmemi doğruladı. Müge Erman, Holistik bir mekan anlayışıyla oyun metnine, yazarının bile düşlemediği doğru bir anlam ve mesaj katmış.

Çehov’dan bu yana da Devranın değiştiğini simgeleyen, sekizyüzü aşkın vişne ağacının kesildiği ve yerine yazlık evler yapılacağı öyküsü ile bunu dekorda yansıtan ağaç kütükleri tüm diğer sahne düzeniyle bütünleşerek oyunu daha da güçlendiriyor. Açılır kapanır tren ve istasyon kapılarının ardında gördüğümüz fotograflar en az oyun kadar başarılı ve oyuna değer katıyor. Sepya fotograflarla görüntülenen istasyon, lokomotif ve tren ve tüm ışık düzeni tümüyle ödül adayı. Tüm bu altyapı, oyun trafiğini de kolaylaştırıyor. Oyun su gibi akıyor.

Bir noktayı belirtmeliyim bir eleştiri olarak. Onikinci sırada oturduğum halde, oyunun ilk başlarında bazı karakterlerin sözlerini anlamakta güçlük çektim. Müziğin fazlaca yüksek olması ya da artikülasyon ve ses düzeyinin yetersizliği buna yol açtı herhalde.

Bu kez oyunu, birinci sıradan izledim ve tüm söylenenleri daha iyi duydum ancak döner sahne ve yansılı çark-ı felek’i daha yandan görebildim. Önerim oyunu orta sıralardan izlemeniz.

Oyunculuk açısından baktığımda herkesin Müge Gürman oyuncusu olarak kolektif içinde kendi payına düşeni başarıyla ürettiğini söylemeliyim. Bunun ötesinde bakıldığında Uğur Polat’ın inanılmaz bir Çehov çizdiğini vurgulamalıyım.  Doktor Çehov çıkıp bu rolü oynamak istese muhtemelen daha seçmelerde Uğur Polat’a kaybederdi. Polat’ın ne kadar başarılı Çehov portresi çizdiğine bir kanıt olarak Çehov’un 1898’de Osip Braz tarafından yapılmış bir portre resmini koyuyorum.

Uğur Polat’ın oyundan ayrılmasının ardından uzunca bir süredir, Anton Pavlovitch Çehov rolünü Fatih Sönmez oynuyor. O da çok başarılı. Çehov’un sağlık sorunlarından kaynaklanan sıkıntılarını ve kendi yarattıklarıyla didişmesini ustaca aktarıyor.

Kadın oyuncuların tümü çok başarılı. Levent Öktem ve Toygun Ateş de ismen belirtilmesi gereken oyunculardan. Işık ve dekor yapımcılarını, video düzenleyicisini de kutlamak ve alkışlamak gerekli.

Levent Öktem konusunda bir şey daha söylemek gerek. Levent, usta ve eski bir Çehov oyuncusu zaten. Vanya Dayısı’nı bu oyuna da getirmiş. Tükenmez bir enerji ile usta bir Stanislavski oyunculuğu sergiliyor. Bobik’de Hakan Vanlı çok usta, Yolcu’da Arda Baykal ilginç makyaj ve aksesuarlarıyla çok becerikli, üç kız kardeş Olga, Masha ve İrina’da Didem Ertan, Aslı Özsaraç ve Pınar Tuncegil hem tek başlarına hem de o koreografik bütünlük içinde çok başarılılar. Adlarını yazamadığım tüm diğer ekip üyelerini de kutlamak ve alkışlamak gerek.

Her şeye bir cevap bulmak yerine sadece bazı sorular sormak, hatta sormamak, merak uyandırmak da bir yordam ve hal tarzı. Daha da önemlisi işini iyi yapmak ve hayatın büyülü yakıcılığını sanatın gücüyle anımsatmak…

Yenilenen yazıyı Çehov’un bir özlü sözü ile bitireyim: “Hayat seni güldürmüyorsa, espriyi anlamadın demektir.”

Son Not: Oyunun doktorlar sahnesi çıkartılıp Çehov’un ölüp ölüp dirilmesi engellense oyun hem biraz kısaltılmış, hem o hekimlerin meslektaş kıskançlığı ile söylediği abuk ve gereksiz sözler söylenmemiş olacaktır.

Ek Kaynaklar: Konu ile daha derinden ilgilenenlere Savaş Aykılıç’ın 15 Nisan 2014 tarihli Mimesis Dergisi’ndeki oyun eleştirisini ve Fatma Işık Tuğcu’nun Yeni Tiyatro Dergisi’ndeki “Sosyal Hayatın Diyalektiği ve Çehov” yazısını okumalarını öneririm. 

(AE/AS)

Akın Evren

1947 doğumlu. 1965’de ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü’nün ilk üyelerinden. 1967’de Türkiye İşçi Partisi, Çankaya ilçesi üyesi oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) mezunu. 12 Mart askeri darbesinde Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi davasında yargılandı ve iki yıl Mamak askeri cezaevinde kaldı. Önce, Maliye Bakanlığı’nda ve daha sonra bir çok-uluslu bilgisayar şirketinde çalıştı ve bilişim sektöründe çeşitli kuruluşlarda  uzmanlık ve yöneticilik, bir üniversitede bilişim danışmanlığı yaptı. İki oğul ve üç torun sahibi.  Çeşitli gazete, dergi ve internet yayınlarında kitap ve oyun eleştirileri ve görüşlerini yazıyor.  Marksist ve Liberter Sosyalist olduğuna inanıyor. İstanbul’da,Cihangir’de  iki kedisi ile birlikte yaşıyor.