Moskova

Moskova
İklim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İklim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2025 Cuma

Sonbahar'ın ana 'karakterlerden' biri olduğu 5 film


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Sonbahar'ın ana 'karakterlerden' biri olduğu 5 filmi Anna Popova yazmış:

Bu filmlerde sararmış yapraklar, uzayan yağmurlar ve çekingen güneş tam kahramanlardır.

 

1. 'Sonbahar Maratonu', 1979

Bu, doğru seçimi yapamama üzerine bir dram.

Çevirmen Buzykin, karısı ve metresi arasında kalmış durumda. Kendinden emin bir şekilde "evet" veya "hayır" diyebilenlerden değil. Bu yüzden, daha az yetenekli meslektaşının işini yapıyor, itaatkar bir şekilde komşusuyla mantar toplamaya gidiyor ve sabahları Danimarkalı bir profesörle koşuya çıkıyor.

Georgy Daneliya'nın filmi sonbaharda St. Petersburg'da geçiyor; burası, hayatını sanki daireler çizerek yaşıyormuş gibi yaşayan bir adamın hikayesi için mükemmel bir fon. Kasvetli şafak manzaraları yerini altın rengi sonbaharın kartpostal resimlerine bırakıyor; ormanda bir yürüyüş, doğaya hayranlık duymak yerine, anlamsız sohbetlere dönüşüyor. Görünüşe göre doğa bile bu hayat taklidine katılmak istemiyor!

 

2. 'Kaptan Fracasse', 1984

Yağmurlu bir sonbahar gecesinde, gezgin bir grup sanatçı, Baron de Sigognac'ın şatosunda gece kalmak ister. Sabahleyin, şato sahibi de gruba katılarak oyunların gerçeklikle harmanlandığı bir yolculuğa çıkar.

Sonbahar manzaralarının, kılıç dövüşlerinin ve tiyatro tutkusunun inanılmaz güzelliğini bir araya getiren bu yol filminin senaryosu , ünlü ozan ve oyuncu Yuri Vizbor tarafından yazıldı. Şarkılar ise, 1960'ların bir diğer ozanı Bulat Okudzhava'nın, şarkıcı Elena Kamburova tarafından seslendirilen şiirlerinden uyarlandı.

 

3. ' İzinlilerin Yaşamından Sahneler' , 1980

Bu film , sonbahar mevsiminin sonunda, deniz kenarında geçiyor. Güneş yerine, sakinlerinin yaşadığı bir pansiyonun üzerini kaplayan yoğun bir sis var ve sis dağılana kadar kendi eğlencelerini yaratmak zorunda kalıyorlar. Çok aktif ve neşeli bir liderin yönettiği grup, dedikodudan zorla, zorunlu egzersizlerden boş konuşmalara kadar her şeyi yapıyor.

Bu filmde sonbahar, yazın bittiğini ve önümüzde sadece soğuk ve yalnızlığın olduğunu hatırlatan tatsız bir hatırlatma gibi, soğuğuyla dikkat çekiyor. Sahildeki kalabalıklar yerine, kamera iskelede sabah egzersizlerini ve pastoral yaz manzaraları yerine boş bir parkı yakalıyor. Bu arka planda, pansiyonun iki sakini arasında bir aşk başlıyor.

 

4. 'Sonbahar/Güz', 1974

Besteci Alfred Schnittke'nin müziklerini yaptığı romantik bir drama . Başrol çifti, bir haftalığına Leningrad'dan (şimdiki St. Petersburg) ücra bir köye kaçar. Orada sohbet etmeyi, balık tutmayı ve mantar toplamayı planlarlar. Ayrıca bu zamanı birlikte ortak bir gelecekleri olup olmadığına karar vererek geçirmeyi de planlarlar. Kendi sözleri yetmediğinde ise, Boris Pasternak'ın "Tren vagonunun sıcak ve boğucu havasında, doğuştan gelen zayıflığımın dürtüsüne kendimi tamamen teslim ettim" ('Erken Trenlerde' şiirinden) dizesi yankılanacaktır.

Filmde "parlak" sonbahar manzaraları yok; bunun yerine Karelya doğasının sönük güzelliği var. Sisli havada yapılan tekne gezisi ise geleceğe sanatsal bir bakış atmaya benziyor. Her şey belirsiz, ama sis her an dağılacak gibi görünüyor.

Ancak Sovyet yetkililer filmi beğenmediler ve yönetmen Andrei Smirnov'u eleştirdiler: Çok fazla açık sahne vardı, parlak bir sosyalist geleceğin inşası çok azdı.

 

5. 'Ofis Aşkı', 1978

' U prirody net plokhoy pogody' (' Doğanın kötü havası yoktur') - filmin tüm tonunu belirleyen şarkı. İstatistik Enstitüsü'nde çalışan bir çalışanla, aralarında bir ilişki başlayan katı patronunun hikayesi de sonbaharda geçiyor.

Rengarenk şemsiyelerden oluşan bir deniz, uzun, sağanak yağmurlar, altın sonbaharın ortasında yağan ilk kar – Eldar Ryazanov'un bu komedisini daha önce izlemiş olsanız bile, bu sahneler sizi tekrar ekran başında oyalayacak!

28 Eylül 2025 Pazar

Rusçada 'Kadın Yazı' ne anlama gelir?


Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Bizim Türkiye’de “pastırma yazı” dediğimiz bu dönem neden sonbaharda gerçekleşir ve Rus dilinde kadınlarla nasıl bir bağlantısı vardır?

Konumuz bu.

Güney bölgelerinde ve deniz kıyılarında, havanın hâlâ sıcak olduğu, ancak kavurucu sıcakların olmadığı ve denizin hâlâ sıcak olduğu bir sonbahar dönemi olan 'бархатный сезон'dan ('barkhatny sezonu'; 'kadife mevsimi') sıkça bahsedilir.

Rusya'da sonbahar çok sert geçebilir, ancak herkes olası bir 'бабье лето'nun ('babye leto'; veya tam çevirisiyle 'kadın yazı') başlamasını dört gözle bekler.

Peki, bu nedir?

Uzun süreli, istikrarlı, sıcak ve kuru bir hava dönemidir. Meteorologlar bunu bir antisiklonun gelişiyle ilişkilendirir.

Altın sarısı yapraklar güneşte parıldıyor, geceler ve akşamlar serin, ancak gündüz sıcaklıkları +20 santigrat dereceye (68°F) kadar çıkabiliyor.

Bu genellikle sonbaharın başlangıcını işaret ediyor ve genellikle ilk soğuk hava dalgalarından sonra geliyor. Ancak bu bereketli dönem genellikle ekim ortasına kadar sürebiliyor.

'Babye leto'yu sıradan bir sıcak dönemden ayıran şey, en az bir hafta, hatta daha fazla sürmesidir.

Neden 'kadın yazı' deniyor?

Kuzey Amerika'da bu döneme "Kızılderili Yazı" denir. Ancak Rusya'da "kadınların" dönemidir. Çünkü köylü gelenekleriyle bağlantılıdır. Bu dönemde tarla işleri ve hasat büyük ölçüde bitmiş olduğundan, kadınlar salatalık turşusu yapmaya, keten hasadına, kıyafet dikmeye ve son sıcaklığın tadını çıkarmaya başlarlardı.

Bu arada, eski zamanlarda 'babye leto'ya, yaz sonuna kadar işlerini bitirip hasadı toplamaya vakit bulamayan ve sıcak günlerin uzaması için Tanrı'ya dua eden Marfa adlı bir kadının anısına 'Марфино лето' ('Marfino leto'; 'Marfa'nın yazı') da denirdi. 'Marfa yazının', Simeon Günü'nde, yani 14 Eylül'de başladığına inanılırdı.

2 Eylül 2025 Salı

Sonbahar hakkında 10 Rus atasözü ve deyişi


Anna Popova

Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Yazın bitmesiyle hasat sona erdi, ama hayat devam ediyor ve uzun kış mevsimi için hazırlıklar başladı. 

Konuyla ilgili olarak Rusya’da halk bilgeliğinin yüzlerce yıllık bir kültürel birikiminden süzülerek günlük dile yerleşen atasözleri ve deyişlerinden 10 örnek şöyle:


1. «Цыплят по осени считают». (“Tsiplyat po oseni schitayut”)

"Sonbaharda tavuklarınızı sayabilirsiniz."

İşlerin nasıl biteceği belli olana kadar sonuçlara varmak için acele etmeyin.

2. «Осень — погоды перемен восемь». (“Osen – pogody peremen vosem”)

“Sonbaharda hava sekiz kez değişir.”

Sonbaharda hava değişkendir, yağmur çoğu zaman yerini güneşe, sıcak yerini soğuğa bırakır.

3. «Весна красна, да голодна, осень дождлива, да сытна» . (“Vesna krasna, da golodna, osen dozhdliva, da sytna”)

"İlkbahar güzeldir ama aç, sonbahar yağmurludur ama doyurucudur."

İlkbahar, göze hoş gelen çiçeklenme zamanıdır. Sonbaharda ise, havalar ısınana kadar beslenecek olan mahsuller hasat edilir.

4. «В ноябре рассвет сумерками среди дня встречаются» . (“V noyabre rassvet s sumerkami vstrechaetsa”)

"Kasım ayında şafak, gün ortasında alacakaranlıkla buluşur."

Sonbaharda gün ışığı saatleri gözle görülür şekilde kısalır, öyle ki sanki akşam olmuş gibi hissedilir.

5. «Придет осень, да за все спросит» . (“Pridet osen, da za vse sprosit”)

"Sonbahar gelecek ve her şeyi isteyecek."

Hasadın sona ermesiyle birlikte ilkbahar ve yaz aylarında kimin ne kadar çalıştığı ortaya çıkıyor.

6. «В октябре солнцем распрощайся, ближе к печке подбирайся». (“V octyabre s solncem rasproshaisya, blizhe k pechke podbiraisya”)

"Ekim ayında güneşe veda edin, sobaya yaklaşın."

Yaz sıcağı gidiyor ve sonbaharın serinliği yerini alıyor.

7. «Ноябрь полузимник: мужик с телегою прощается, в сани забирается». (“Noyabr poluzimnik: muzhik s telegou proshaetsya, v sani zabiraetsya”)

“Kasım ayı yarı kıştır: Adam arabaya veda eder, kızağa biner.”

Kasım ayında ilk kar yağdığında, ulaşım şeklinizi değiştirmenin zamanı gelmiştir.

8. «Поздней осенью одна ягода, да и то горькая рябина». (“Pozdnei osenyu odna yagoda, da i to gorkaya ryabina”)

“Sonbaharın sonlarında sadece bir tane meyve vardır, o da acı bir üvez ağacıdır.”

Hasat çoktan yapıldı, geriye kalan ise pek iç açıcı değil, çünkü doğa uzun bir kış uykusuna hazırlanmış.

9. «В сентябре и лист на дереве не держится». (“V Sentyabre i list na dereve ne derzhitsya”)

"Eylül ayında ağaçta yaprak bile kalmaz."

Sonbahar kendini göstermeye başladı.

10. «В осень и у воробья пиво». (“V osen iu vorobia pivo”)

"Sonbaharda serçe bile bira içer." 

Sonbaharda herkes doğanın armağanlarından faydalanabilir.

25 Temmuz 2025 Cuma

"Moskova 'meteorolojik kumarhane' bölgesinde mi?


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Moskova'nın havasına da güvenilmeyeceği son yıllarda artık "haddinden fazla tecrübe" ile sabit... "Moskova'da dokuz ay kış vardır; üç ay da yazı beklemekle geçer" sözü miadını doldurdu. Moskviç Mag dergisinde Viktoriya Vasilyeva imzasıyla yayımlanan yazıda, Moskova'nın havası ironik ve mizahi bir dille ele alınıyor. Yazara göre, şehir klasik bir iklim kuşağında değil, adeta "bir tür meteorolojik kumarhane" bölgesinde yer alıyor: “Только вместо рулетки у нас погода” — “Rulet yerine bizde hava durumu var.” 

Yaz: Hem palto hem sandal bulundurun

Yaz aylarında Moskova’da sabit tek bir belirti vardır: Her restoranda okroşka (soğuk yaz çorbası) menüye girer. Ama hava, Game of Thrones’u (Taht Oyunları) andırır; bir yanda bunaltıcı sıcak, öte yanda soğuğun pençesi. “Bu yaz hem kabanlara hem klimaya hem de şişme botlara ihtiyacımız oldu” diyor Vasilyeva. Sokaklarda topuklu ayakkabıları suya gömülmüş kadınlarla, teslimatçıların pizzalarını yağmurdan koruma çabaları iç içe geçer. “O somon, bir yüzüş daha yapacağını tahmin etmiyordu.”

Yazar, Moskova’da yağmurun bir ‘performans’ haline geldiğini, yaz sıcağının ise neredeyse kızartma yapılacak kadar ileri gittiğini vurguluyor: “В такую погоду можно жарить яичницу на капоте автомобиля по дороге на работу” — “Böyle havalarda işe giderken arabanın kaputunda yumurta pişirebilirsiniz.”

Sonbahar: ‘Balkondaki kestane bile sinir ediyor’

Sosyal medyada sonbahar belki romantik fotoğraflarla sunulsa da gerçek farklıdır. Vasilyeva, “Her yöne savrulan iğne gibi soğuk yağmur, şemsiyelere ve kapüşonlara bile meydan okur” diyor. Bu dönemde Moskova sakinleri içsel bir çöküş yaşar: “Он ненавидит погоду, себя, соседей, управляющую компанию и каштан за окном” — “Moskvalı bu mevsimde hava durumunu, kendisini, komşularını, yöneticisini ve hatta penceresinin önündeki kestane ağacını bile nefretle anıyor.”

Yine de kısa süreli "pastırma yazı" moral olur. Ancak bu günler yalnızca 1-2 gün sürer. Lüks parkeler yeniden yapılıp bitse bile her yıl aynı yerlerde aynı su birikintilerinin belirmesi ise şehirdeki başka bir ‘istikrar’ örneğidir.

Kış: Kayarak yürümeye hazır olun

Kış aylarında Moskova sakinleri bir yandan buz üzerinde cambazlık yapar, bir yandan araçlarını kar yığınları arasından kazmaya çalışır. Yazarın deyimiyle bu aylar, “альпинизм пополам с фигурным катанием” — “yarı dağcılık, yarı artistik patinaj” şeklinde geçer. Ebeveynlerin çocuklarını buz patenine yönlendirmesinin altında yatan sebep de bu: “En azından sokakta düşmeden yürümeyi öğrenirler.”

Zor olan sadece buz değil. “Moskova’da soğuk havalarda bazen sığınacak yer de kalmaz” diyen Vasilyeva, ısıtma sistemlerinin arızalanabildiğini, boruların patladığını, insanların battaniyelerle dostlarının evlerine taşındığını anlatıyor.

İlkbahar: Karla başlayan, sularla biten geçiş mevsimi

Martla birlikte güneş belirir ama bu sıcaklık anlamına gelmez. İnsanlar erkenden atkı ve berelerini çıkarır ama kısa sürede pişman olur. “Ben, kaloriferlerin kapanmasından sonra havanın aniden soğuyacağının Moskova şehir tüzüğünde gizlice yazdığına inanıyorum” diye dalga geçiyor yazar.

Nisan sonuna dek kar ihtimali sürer. Hatta yazar, “mayıs tatilinde bile kar gördüm” diyor. Buna rağmen, Mayıs ortasında nihayet hava yumuşar, güneş çıkar. İşte bu dönem, yazarın deyimiyle, “yeni bir yılın şikayet maratonuna hazırlanmak için” verilir: “С середины мая можно расслабиться и отдохнуть.”

Belki de sorun hava değil, Moskovalılarda

Vasilyeva yazısını şöyle bitiriyor: “Bu yazı, Moskova’nın kötü havası hakkında değil, belki de Moskovalıların hiçbir şeyden memnun kalamaması hakkında.” 

19 Temmuz 2025 Cumartesi

Rus bilim insanı: Karbondioksitin yer altına yönlendirilmesi iklim değişikliğiyle mücadelede yardımcı olabilir


Kaynak: https://anlatilaninotesi.com.tr

Rus bilim insanı Andrey Afanasyev, karbondioksitin yer altında depolanmasının iklim değişikliğiyle mücadelede nasıl yardımcı olabileceğini açıkladı.

Moskova Devlet Üniversitesi Mekanik Enstitüsü Genel Hidromekanik Laboratuvarı Başkanı Andrey Afanasyev, karbondioksitin yeraltında depolanmasını öngören projelerin küresel ısınmayı yavaşlatmaya yardımcı olabileceğini söyledi.

Afanasyev, konuyla ilgili farklı görüşler olsa da çoğu bilim insanının küresel ısınmanın var olduğu konusunda hemfikir olduğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"Zamanla bir dengesizlik oluşuyor. İnsanlık, yerkürenin emebileceğinden biraz daha fazla karbondioksit üretiyor. Atmosfer karbondioksit biriktirdiği için biraz daha ısınıyor. Biraz daha sıcak olmasının bir sonucu olarak, atmosfere daha fazla su buharlaşıyor ve su buharı karbondioksitten çok daha güçlü bir sera gazı. Biraz daha fazla karbondioksit salınmış oldu, su buharlaştı ve etki arttı.

Havadan karbondioksitin çıkarılmasına yönelik projeler var. Ancak bence daha akılcı olan yol, doğrudan termik santrallerde bir miktar yakıtın, gaz ya da kömürün yakılması ve yanma ürününün atmosfere salınmasıdır. Çok miktarda karbondioksit içerir. Amaç, içerisinde bol miktarda karbondioksit bulunan bu ‘egzozu’ temizleyip yer altına yönlendirmek. Bu tür projeler sayesinde küresel ısınmanın yavaşlatılmasının mümkün olması bekleniyor.”

Karbondioksitin bileşiminin, ulaşılması zor petrol rezervlerinin çıkarılmasına da yardımcı olabileceğine dikkat çeken Rus bilim insanı, geleneksel yöntemlerle çıkarılabilen petrolün tükenmekte olduğunu, ancak çıkarılması zor çok sayıda petrol rezervi bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Bugünkü sorun, petrol şirketlerinin geçmek durumunda olduğu rezervuarlardan petrol çıkarmak zorunda olmaları ve bu rezervuarların oldukça derinlerde yer almasıdır. Bunlar düşük geçirgenliğe sahip kayalardır. Ve burada, kuyunun delinmesi ve hidrokarbonların kendiliğinden yukarı çıkabilmesi gibi geleneksel yöntemler artık işe yaramıyor. Burada petrol geri kazanımını artırmaya yönelik çeşitli yöntemler sunan modellere talep var. Bu, daha fazla petrol çıkarmak için petrol rezervuarına çeşitli çözücülerin enjekte edilmesiyle ilgilidir. Aynı karbondioksit petrol rezervuarına da enjekte edilebilir, hidrokarbon bileşenlerinde iyi çözünür ve petrol viskozitesini azaltır, ki bu çok önemlidir."

20 Şubat 2025 Perşembe

Rusya'nın iklimi nasıldır?



Kaynak: https://www.gw2ru.com/

  

Rusya Federasyonu çok büyük bir coğrafi alan. Aynı zaman diliminde farklı bölgelerde çok farklı iklim özellikleriyle karşılaşmak mümkün.

Örneğin Rusya'da Kuzey Kutup Dairesi'nin üzerinde bile 30 derecelik sıcak hava dalgaları yaşanabilir, St. Petersburg gibi yerlerde şemsiyesiz dışarı çıkılmaz, Yakutistan ve ötesinde şiddetli donlar yaşanabilir.

Rusya dört iklim bölgesini kapsar - Arktik, Subarktik, Ilıman ve Subtropikal. Bu, Rusya'nın iklimini inanılmaz derecede çeşitli kılar. 

 

1. Arktik ve Subarktik bölgeler: Soğuk iklimin sınırı  

Rusya'nın en kuzey bölgeleri Arktik ve Subarktik iklim bölgelerinde yer alır. Kışlar orada aşırı sert geçerken, yazlar kısa ve serindir. Yüksek enlemlerde kutup günleri ve geceleri de gözlemlenir.

İklimsel kış Ekim ayında ve bazen de Eylül ayı kadar erken gelir. Norilsk , Vorkuta ve Pevek gibi en kuzeydeki şehirlerde , karın bazen yazın bile erimesi için yeterli zamanı olmaz. Bu nedenle, Norilsk'te ortalama sıcaklık Temmuz ve Ağustos aylarında yaklaşık +14°C (+57°F) ve kışın (yani yılın çoğu) yaklaşık -26°C (-15°F) olur. 

Ancak yazın genellikle birkaç gün süren 30 derecelik bir sıcak hava dalgası olur ve ardından aniden sonbahar gelir. 

 

2. Ilıman kuşak: yağmurdan kara 

Rusya topraklarının büyük bir kısmı, birkaç türe ayrılan ılıman iklim kuşağında yer almaktadır: ılıman karasal (Rusya'nın Urallara kadar olan Avrupa kısmı), karasal (Krasnoyarsk'a kadar, Kalmıkya ve Astrahan Bölgesi), keskin karasal (Yakutistan'ın çoğu), deniz iklimi (Kamçatka) ve ılıman muson iklimi (Primorsky Krayı, Sahalin). 

Moskova da dahil olmak üzere ülkenin orta kesiminde kışlar soğuktur. Ocak ayında ortalama -6°C (+21°F) civarındadır, ancak sıklıkla -20°C (-4°C) kadar düşük olur, ancak kuzeydeki kadar aşırı değildir, yazlar ise sıcak ve nemlidir, Temmuz-Ağustos aylarında +20°C'ye (68°F) kadar ulaşır. 

Kaliningrad ve St. Petersburg, Baltık Denizi'nin etkisi nedeniyle daha ılıman iklimlere sahiptir. Ortalama olarak, sıcaklık Moskova'dakiyle hemen hemen aynıdır, ancak keskin değişiklikler olmadan ve kışlar daha ılımandır. Ayrıca orada sık sık yağmur yağar.

Novosibirsk'te Ocak ayında ortalama sıcaklık -17°C (+1°F) ve Temmuz ayında +19°C (+66°F)'dir. 

Vladivostok'ta Temmuz-Ağustos aylarında ortalama sıcaklık +17°C (+63°F) ve Ocak ayında -12°C (+10°F)'dir. Yaz aylarında genellikle bol miktarda şiddetli yağmur olur, çünkü bu muson ikliminin bir özelliğidir.

 

3. Subtropikler: sıcaklık ve güneş ışığı   

Rusya'nın sadece bir bölgesinde subtropikal iklim hakimdir - Karadeniz kıyısı. Buna Soçi, Anapa, Gelendzhik ve diğer tatil şehirleri dahildir. Bu topraklarda kar nadiren yağar ve hemen bir olay haline gelir. Buradaki iklim ılıman ve rahattır. Bu nedenle, Soçi'de Temmuz-Ağustos aylarında ortalama sıcaklık +24°C, Ocak ayında ise +6°C'dir. 

 

4. Sıcaklık kayıtları

En düşük sıcaklıklar Yakutistan'da , Oymyakon köyü ve Verkhoyansk kasabasında (yaklaşık -67°C; -89°F)  kaydedildi . Bu yerler sıklıkla "soğuk kutupları" olarak adlandırılır.

En yüksek sıcaklıklar ise Kalmıkya yerleşim yerlerinde görülür ve genellikle +45°C'ye (+113°F) ulaşır.

Ayrıca, karasal ve keskin karasal iklim kuşağında bulunan bölgeler genel olarak sıcaklık aralıkları bakımından farklılık gösterir. Yakutistan'da yazlar sıklıkla +30°C'nin (+86°F) üzerindedir, Kalmıkya'da ise çok soğuk ve rüzgarlı kışlar yaşanır. 

11 Şubat 2025 Salı

İklim değişikliğinden bahseden İLK kişi bir Sovyet bilim insanıydı!


Aleksandra Guzeva

Kaynak: https://www.gw2ru.com/

 

Grigory Avsyuk, 1917 Bolşevik Devrimi'nden önce doğdu ve askeri bir topograf olmak istiyordu. Moskova Jeodezi Enstitüsü'nden mezun olduktan sonra, 1930'larda Arktik'e seyahat etti. Daha sonra, Kuzey Deniz Rotası Ana Müdürlüğü'nde çalışmaya gitti.

Birkaç kez Uzak Kuzey'e keşif gezilerine çıktı ve hatta iki kışı bir kutup istasyonunda geçirdi.

“Arktik tundrada köpekli kızaklarla geziler yapan [Avsyuk], kutup buzlarıyla tanıştı. O zamandan beri buz, önce deniz buzu ve sonra buzul buzu, araştırmasının ana konusu oldu,” diye yazdı meslektaşı Alexander Drozdov.

Buz, evrimi, erime süreçleri ve hareketi üzerine çalışmalar yaptı. Havacılar için özel hava yolu haritaları ve şemaları yaptı. Pilot Valery Chkalov'un Kuzey Kutbu'ndaki efsanevi kesintisiz uçuşunu planlarken ona yardımcı olan genç jeodezist'in verileriydi. 

Avsyuk aynı zamanda buzul erimesi ile iklim değişikliği arasındaki bağlantıyı anlayan ilk kişilerden biriydi. Bu sorun, bugün dünyayı endişelendiriyor.

Ve Sovyet buzul biliminin, doğal buz biliminin babalarından biri oldu. SSCB Bilimler Akademisi'nde Buzul Bilimi Bölümü'nü kurdu ve yönetti ve dağ buzulları üzerinde ilk gözlem istasyonlarını başlattı.

4 Şubat 2025 Salı

Moskova’da Ocak ayında erken bahar ve Metroda ortaya çıkan sörfçüler


Moskova’da bu sene Ocak aylarında pek görülmeyen bir bahar havası yaşanıyor.

Alışıldık kar tepeleri, onların bembeyaz manzaraları yok.

O kadar ki, geçenlerde Metroda bu erken bahardan istifade eden, kolunun altında bir sörf tahtası olan "havalı bir genç adam" görülmüştü.

Herkes erken baharı yaşarken bu yolcu yaz mevsimini tüm hızıyla yaşıyordu.

Kaydı yayınlayan Telegram kanalı "Moskova'daki Ocak baharı sörfçüleri kış uykusundan uyandırdı" esprisini yapıyordu.

Kimdi bu delikanlı?

Belki de bu genç, Metronun denize kadar, hatta doğrudan okyanusa kadar uzatılmasını arzulayan biriydi.

Tatilini henüz planlayamamış olan Moskovalılar ise adeta kıskanıyor:

"Nereye gidiyor?”

"Ben de oraya gitmek istiyorum-off!",

"Ah, ne mutlu ona yaz havasını şimdiden almış bile, işte!"

Peki, ama neden yarı çıplak?

Başka değişik yorumlar da yok değil.

Yorumlardan birinde bu delikanlının Bali'deki tatilinden dönerken bavullarının havaalanında kaybolduğunu, bu yüzden de Moskova’ya kolunun altında sörfü mayoyla geldiğini yazıyor.

Yani, rivayet muhtelif.

14 Eylül 2024 Cumartesi

Rusya'da erken sonbahar neden 'kadın yazı' olarak adlandırılır?


Kaynak: Beyond Russia

 

Sonbaharın başlangıcı, günlerin hala dışarıda sıcak olduğu zamanlar, dünyanın birçok ülkesinde değişik isimlerle ifade edilir. 

ABD ve İngiltere'de bu dönem 'Hint yazı', Hollanda'da 'yaz sonrası' ('nazomer'), Almanya'da 'eski örümcek ağı yazı' ('Altweibersommer') olarak adlandırılır.

Ancak tüm Slavlar için bu 'бабье лето' ('babye leto') veya 'kadın yazı'dır. Peki, bu ifade nereden kaynaklanmaktadır?

En popüler versiyon "kadın" işi ile bağlantılıdır: Eskiden, tarla işleri erken sonbaharda sona ererdi ve sadece köylü kadınlar keten ıslatır ve kumaş dokurlardı. Bu tür işler tarla işinden daha kolaydı, yaz ile zorlu kış ayları arasında bir tür dinlenme gibiydi.

Genellikle 'kadın yazı', hala don olmadığı ve havanın nispeten sıcak olduğu Eylül ayının ilk iki haftasıdır. Ancak bölgeye bağlı olarak daha uzun olabilir – Belki Ekim ayına kadar.

14 Eylül, Semyon Günü (Münzevi Simeon günü) Rusya'da özellikle önemli kabul edilirdi. Bu günde insanlar dinlenir, yürüyüşe çıkar ve hatta evlenirdi. Bu arada, bazen 'kadınların yazı' aynı zamanda 'Marfa'nın yazı' olarak da adlandırılırdı - Simeon'un annesinin adından sonra.

5 Aralık 2021 Pazar

Rusya'da pembe ışıkların sızdığı apartman dairelerinde neler oluyor?

Kaynak: https://tr.sputniknews.com/

 

Rusya’da sokaklarda yürürken pencerelerinden pembe ışıkların sızdığı apartmanlara o kadar sık rastlanır oldu ki ‘bu gizemli pembe pencerelerin’ ardında nelerin olduğunu bulmak için gruplar dahi kuruldu.

Moskova sakini Lyubov Yermolayeva, “Birkaç yıl önce akşam geç bir saatte sokaklarda dolaşıyordum ve bir anda, neredeyse her apartmanda en azından bir pencerenin pembemsi menekşe rengi bir ışıkla parladığını fark ettim” diyor.

Russia Beyond’un haberine göre pencerelerden sızan bu pembe ışıkları çok cezbedici bulduğunu belirten Yermolayeva, ‘bu ışıkların ardında esasında gizemli bir şey olmasa ve sadece işlevsel olsalar dahi’ şehirde ‘pembe pencere avına çıkmanın’ ve bulduğunda da durup onlara bakmanın tutkusu hâline geldiğini söylüyor.

Hatta Yermolayeva, yürüyüşlerinde rastladığı pembe ışıklı pencerelerin fotoğraflarını insanlarla paylaşmak için sosyal medya ağı Vkontakte’de ‘apartmanlardaki pembe pencereler’ (rozovıye okna v domah) isimli bir grup bile kurmuş. Fakat bu grup, sosyal medyada ‘pembe pencereler’ ile ilgili kurulmuş tek grup değil. Vkontakte gibi Instagram’da da Rusya apartmanlarının pencerelerinden sızan bu pembe ışıkların ardında neyin olduğunun sorgulandığı pek çok grup var.

Bu gruplardaki tartışmalara bakınca, pembe pencerelerin ardında neyin olduğunu anlamlandırmaya çalışan insanların ortaya pek çok düşünce attığı görülüyor. Kimileri bu apartman dairelerinde küçük film setlerinin kurulmuş olabileceğini söylerken, kimileri içeride bir tekno müzik partisi veriliyor olabileceği tahmininde bulunuyor.

Bu pembemsi ışığın ‘paralel bir evrene açılan kapılardan sızdığı’ yönünde savlar dahi ortaya atıldı. Ancak bunların hiçbiri doğru değil. Zira bunca insanın aklını kurcalayan bu pembe ışıkları yayan, fide yetiştirmek için kullanılan bitki lambalarından başka bir şey değil.

Rusya’da son yıllarda evlerinde çiçek, domates, dereotu ve maydonoz gibi bitki ve sebzeler yetiştirenlerin sayısı fark edilir düzeyde arttı. Fakat Güneş ışığı sadece birkaç saat evlere ulaştığı kış aylarında bu bitkileri büyütmek ya da hayatta tutmak pek mümkün değil. Bu nedenle Rusya kentlerinin sakinleri evlerinde bitki yetiştirmek için pembe ışık yayan bu özel fito-lambalardan yararlanmaya başladı.

Nitekim Moskova dışındaki Krasnoznamensk kasabasında yer alan evinde orkide yetiştiren Ksenia da sonbahar ve kış aylarında çiçeklerini hayatta tutmak için bu pembe ışıklardan yararlananlardan biri.

Ksenia, uzaktaki bir kentten Krasnoznamensk kasabasına taşındığında kendini çok yalnız hissettiğini, bu nedenle orkide yetiştirmeye başladığını söylüyor. Pembe ışık yayan bitki lambalarının karanlık geçen kış aylarında çiçekleri için ‘hayat kurtarıcı’ olduğunu da sözlerine ekliyor.

Pencerelerden sızan bu pembe ışıklara, Rusya’nın kuzey bölgelerindeyse daha sık rastlanıyor. Sibirya’daki Novıy Urengoy kentinin sakini Olga, şehirdeki her apartmanda en azından üç-dört ‘pembe pencereye’ rastlanabildiğini söylüyor: “Bu, sadece bitki yetiştirmekle ilgili bir şey değil. İnsanlar güneşi özlüyor. Birçoğunun evinde saksı bitkileri var, çünkü bu onlara yaz aylarını hatırlatıyor.”

25 Ocak 2019 Cuma

Moskova'nın karanlık yüzü




Cenk Başlamış



Yıllar önce Türkiye’de bir bayan sunucu televizyonda hava durumunu anlatırken, “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun,” derdi.

Güzel bir dilek ama gerçekçi değil. Hele Rusya’da. Hele hele Moskova’da.

İlk bakışta havadan sudan bir konu gibi görünüyor ama değil.

Rusya’da, özellikle Moskova’da hava insanların ruh halini, hatta yaşam biçimini belirliyor. Aslında bir değil, üç Moskova var. Yazık ki, en güzel Moskova en kısa süren Moskova.

Özellikle Akdeniz bölgesinde insanlar deniz ve güneşin keyfini çıkarırken, ağustos ayının ikinci yarısında soğuk hava Moskova’nın kapısını çalmaya başlıyor. Hem de öyle böyle değil, geceleri battaniyesiz yatırmayacak bir soğuk. Merkezi ısıtma sistemi de henüz çalışmadığı için şanssız Moskovalılar battaniye altında titriyor.


Şanslı Moskovalılar ise Türkiye gibi ülkelerde güneşten kaçacak gölge arıyor.

Eylül ve ekim aylarına hadi bir derece katlanılıyor çünkü ısıtmasa da güneş hala kendisini gösteriyor. Ama kasımla birlikte cehennem azabı başlıyor. Sanki birisi güneşi, “Git! Sakın buralarda görmeyeyim seni!” diye tehdit etmiş. Güneş aylarca ortadan yok oluyor, geceden çok da farkı olmayan gündüzler başlıyor.

Ruslar doğuştan bu işkenceyi kanıksadığı için fazla farkında değil ama karanlık onların yaşamını etkiliyor. Karanlık kış aylarında Moskovalılar otomatiğe bağlanmış gibi yaşıyor, neredeyse robot gibi davranıyor. Asık yüzlü insanlar her sabah aynı saatte kalkıyor. Kurulmuş gibi arabasına ya da toplu taşım aracına biniyor. Aynı asık yüzle günü, pardon karanlığı geçiriyor. Akşam olunca aynı reflekslerle evine dönüyor.

Ekim sonu – mart sonu arasında tek hâkim olan birinci Moskova’da yaşayanlar sürekli karanlığın verdiği hırçın ve gergin ruh halinden bir türlü kurtulamıyor. Tabii buna, zaman zaman sıfırın altında 30 dereceye düşen soğuk havayı da eklemek gerekiyor. Karanlık ve soğuk, yollardaki kar artığı çamurla birleşince hayat iyice çekilmez hal alıyor.

Derken bir nisan günü güneş dönüyor ve ikinci Moskova dönemi başlıyor. İnsanlar farkında olmadan gülümsüyor. Hareketleri hızlanıyor. Kış aylarının gerginliği azalıyor. Ama sevinç kısa sürüyor. Bu sefer de yağmurlar başlıyor, hava yeniden soğuyor ve kararıyor. Bunun ne kadar süreceğini Allah biliyor. Yeniden güneşi bekleyenlerin kar fırtınası ile karşılaşma olasılığı da var tabii.

Bu yıl şimdilik işler yolunda. İşler yolunda derken en azından kar yağmıyor. Ama hava yine soğuk, yine kapalı, yine yağmur yağıyor. Üstelik her yıl olduğu gibi yine gizli bir el sıcak suyu kesmiş durumda. (Moskova’da sıcak su sistemi her yıl mayıs-ağustos arasında kapatılıyor) Radyodaki sunucu, “Önümüzdeki üç gün sürekli yağmur yağacak,” derken sanki dinleyicilerden özür diliyor.

Bugün 2 Haziran ve herkes umutla üçüncü Moskova’yı bekliyor. Yani, ısıyı 30 dereceye yükseltecek, gece saat dokuz buçukta gözlük taktıracak kadar dik bakan güneşi bekliyor. Herkes umutlu. O günler mutlaka gelecek. Radyodaki sunucu bu sefer gururla, “Şu anda 30 derece,” diyecek ama kuşku duyanları inandırmak için özellikle vurgulayacak, “tabii ki, sıfırın üstünde 30 derece...”

Hayat daha bir hızlanacak. Genç kızlar, genç erkeklerin gözlerini üzerlerine odaklayacak giysiler giyecek, daha doğrusu giymeyecek, örtünecek. İnsanlar nehir kıyılarında güneşlenecek. Derken bir ağustos günü battaniyeler yeniden çıkacak, havaya yazılmış bir yaz da, bu yazı da son bulacak. 

(2009)

Gazeteci Cenk Başlamış'ın "Rusya'nın Sırları" kitabından alınmıştır.

5 Kasım 2018 Pazartesi

Oymyakon




Rusya hakkında bilinmesi gereken gerçekler-3-


Rusya'nın Yakutistan bölgesinde bulunan Oymyakon köyü, dünyanın en soğuk köyü olarak biliniyor.

Köyde hava sıcaklığı 1924 yılında rekor düzeye ulaşarak -71.2'ye düşmüştü.

24 Ocak 2018 Çarşamba

Sert ayazlara rağmen hayatına devam eden Yakutistan




Dünya'nın en soğuk yerlerden biri olarak bilinen Yakutistan'da aşırı soğuk hava hayatın devam etmesine engel olmuyor. 

Kimi zaman eksi 62 dereceye ulaşan hava sıcaklığı yabancı turistleri bile korkutmadı.

Rusya Federasyonu’nun Yakut Saha cumhuriyetinin Oymyakon köyünde 1938 yılında -77,8 derecelik soğukluk tespit edilmesiyle Kuzey Yarım küresinin en soğuk noktası olarak kayda alınmıştı.

26 Nisan 2017 Çarşamba

Moskova’da mutlu olmak



M. Hakkı Yazıcı


Kaynak:
http://www.turkrus.com/ 
http://www.medyagunlugu.com/ 



Vladimir İvanoviç’le bu defa derin felsefi konulara daldık.

Almanların Puşkin’i şair Goethe’ye, mutlu bir hayat yaşadı mı diye sormuşlar.-Ki o sadece iyi bir şair değil, aynı zamanda çok bilge bir insandı.

“Evet, çok mutlu bir hayat yaşadım,” diye cevap vermiş; “Ama” diye eklemiş ardından:

“Tek bir mutlu hafta hatırlamıyorum.”

Genellikle mutlu olmak tabii ki iyi, ancak kesintisiz mutluluk olmuyor; kaldı ki iyi bir şey de değildir demeye getiriyor herhalde.

Zaten çok alışılırsa kıymeti de anlaşılmaz; elde etmek için çabalamak gerek. Ben şahsen hayatta hiçbir gayesi, beklentisi olmayan insanların gerçekten mutlu olabileceklerine inanmayanlardanım.

Yani şu ki mutluluk, bir anlamda, üzüntülerin, sıkıntıların üstesinden gelebilmektir.

Mutluluk, iniş çıkışlı zamanların ardından iyi şeyler yaşamak ve bundan hoşnut olmaktır.

Yani bir öyle, bir böyle…

Şimdi ben bunları niye hatırladım ve anlatıyorum?

Moskova’da biraz geciken bahar birkaç güne yüzünü göstermeye başlayacak da ondan.

Vladimir İvanoviç’e, “Baharın bu kadar gecikmesi çok yanlış,” diyorum.

O, buraların çocuğu; alışkın ne de olsa, “Sabret biraz daha,” diyor.

Uzun karlı, buzlu günlerden sonra güneşle muhabbetimizin doyumsuz olacağı bir mevsime giriyoruz.

Sonra gelsin park, bahçe gezmeleri; bir hafta sonu Gorki Parkı, Park Muzeon, sonraki haftalarda Kolomenskoye, VDNH,  Botaniçeski Sad, Sokolniki, Ermitraj Bahçesi, Tsaritsino 
Parkı, İzmaylovskiy, Fili Park,..

Gez, gezebildiğin kadar. Kendini Moskova’nın yeşiline bırakma zamanı.

Daçada şaşlık günleri de cabası…

Genellikle Moskova’da havuzların fıskiyelerinin açıldığı Nisan sonundan, kapandığı Ekim sonuna kadar. Güzel, güneşli günlerin gayrı resmi takvimi bu… Pek şaşmaz.

Tadını çıkarmak lazım… Sonrası malum, üç beş ay sonra yine soğuk günler başlayacak zira. Yeşil kış bitecek, beyaz kış yeniden kapıyı çalacak.

Hayat böyle bir şey işte…

Goethe şiirlerinden birinde şöyle demiş, “Asıl kabus, ardı arkası kesilmeyen güneşli günlerdir.”

Tersi mutluluk değil, can sıkıntısıdır. Heyecansız, mücadelesiz, uğruna çalışmadığınız ve hatta kavga gürültü çıkarmadığınız amaçsız, tekdüze bir hayat...

Kendi hayatınızı bir düşünün. Muhtemelen uzun mücadelelerle dolu bir serüven yaşamışsınızdır. Bir sorunu çözmüş, mutlu olmuş; ancak daha nefes bile alamadan bir diğeri bütün haşmetiyle karşınıza dikilmiştir. Her defasında, haliyle karamsarlaşırsınız. Ama hemen kendinizi toparlıyorsanız; kısa dönemde karamsar, ama uzun dönemde iyimserseniz mesele yoktur.

Goethe’nin söyledikleri özellikle genç insanların kulağına küpe olmalı.

Bu hayatı sıcak bir serüven haline getirmek bizim elimizde. Avuçlarımızın içinde…

Ne istiyoruz? Ne hayaller kuruyoruz, ne elde ettiğimizde mutlu oluyoruz diye şöyle bir düşünelim.

Sağlıklı olmak?

Aşk, evlilik, çoluk çocuğa karışmak?

Başımızı sokabileceğimiz bir ev, lüks bir araba, MKAD’dan çok uzak olmayan bir daça, pahalısından ultra teknolojik bir akıllı telefon?

Yüksek maaşlı, itibarlı bir iş?

Karlı bir proje, ya da bir alışveriş?

Herkesin önceliği farklı…

Babamın anlattığı bir hikaye vardı: Fukaranın birine sormuşlar; “Zengin olsan ne yapardın?” diye. “Hep soğanın cücüğünü yerdim,” demiş.

Bizim Serkan’ı geçen gün payladım.

Yeni aldığı arabasıyla Moskova sokaklarında bütün gün fink atıyor, direksiyonda bile o pahalı telefonu elinden düşmüyor, yetmiyormuş gibi bir de oturmuş saçma sapan hayallerini ciddi ciddi anlatıyor, “Abi, düşünsene çok param olsa şunu alırım, bunu alırım,” diye.

Ağabey nasihatı veriyorum; “Bak,” diyorum, “Mesela Çin’den demir almış bir yük gemisinin kaptanıymışsın, gemi batıyor, mürettebattan bir tek sen sağ kalıyorsun. Gözlerini açtığında ıssız bir adanın sahilinde buluyorsun kendini.”

“Robinson Crusoe gibi mi?”

“Eh, öyle gibi diyelim. Kaptanı olduğun gemi de koyda karaya oturmuş. Ambarları taşıdığı yük olan en son teknolojik cihazlarla dolu… Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, televizyonlar, daha ne istersen…”

Tuzağıma düşüp, “Offff, deme be abi!” diyor.

Kızıyorum:

“Ah be oğlum, ne işine yarayacak bunca şey? Etrafında konuşacak bir tek insan olmayınca? 
Bence pahalı bir akıllı telefonun olacağına, birazcık akıllı olsan daha iyi!”

“…”

İgor, araya girip “Ben, mutluluğumu her sabah işe gelirken evde bırakıyorum, akşam dönünce yine kavuşuyorum,” diyor.

Kastettiği karısı, oğlu Maksim ve kedileri Barsık. İyi bir aile yaşamı… O da kendisine göre haklı.

***
Bizim gibi Rusya’da yaşayanlar için mutluluk nedir?

Çoğunlukla başarılı olmak; iyi bir iş sahibi olmak, karlı bir iş yaratmak… Pek çoğumuz gibi iyi bir eş sahibi olmak, çoluk çocuğa karışmak.

Bir de kuşkusuz iki ülke arasındaki ilişkilerin en azından eskisi kadar iyi olması.

Ancak az üzülmedik son iki senede olanlardan.

Uçak olayından sonra olumsuzlaşan devlet ilişkileri ve alınan önlemler nedeniyle yirmi senelik emeğinin karşılığında edindiği her şeyi bir anda yitirenleri mi; Rus karısından, çocuklarından ayrı düşenleri mi ararsın, hepsi var. 

Bu süreç, mutsuz olmak için yeterli bir durumdu.

Sonra birden ilişkiler düzelir gibi oldu. Mutlu olduk.

Elçiye yapılan suikastle yine çok üzüldük, tedirgin olduk. Bunun bir provokasyon olduğunun anlaşılması ve ilişkilerin olumsuz etkilenmemesiyle sevindik.

Nasrettin Hoca’nın eşeğini kaybedip, sonra bulup sevinmesi gibi oldu.

Ancak olmuyor, niyeyse tam olmuyor.

Suriye meselesinde bir öyle oldu, bir böyle.

Yaş sebze, meyve, domates, buğday ticaretindeki gariplikler hala devam ediyor.

Dağ fare doğurmuştu…

Vizelerdeki, çalışma izinlerindeki, kotalardaki sorunların henüz aşılamaması…

Turizmde tam eski günlere hızla yeniden dönülüyor derken, “charter seferleri”ne sınırlamalar getirileceği söylentileri.

Bir de buğday ticareti gerginliği çıktı ya başımıza, Serkan, yine diline bir türkü dolamış takılmış plak gibi mırıldanıp duruyor. İşle güçle uğraşırken türkünün sözlerinden sadece bazı dizeler kafama balyoz gibi dong dong iniyor:

“Arpa, buğday daneler.
(Aman) arpa, buğday daneler
(Aman) Dar geliyor düğmeler
Meyil verme güzele
(Aman) Ayrılması güç olur.”

Yani, her gün hop oturup, hop kalkıyoruz.

Bir gün ümitli, ertesi günü karamsarız.

Bir gün mutlu, bir gün mutsuzuz.

Bu kadarı da fazla, bizimkisi de can, diye isyan edesimiz var!

Bilirsiniz bu fıkrayı; Nasrettin Hoca, yine eşeğini kaybetmiş, dağ bayır aranıyormuş. Bir yandan da türkü söylüyormuş.

Görenler, “Hayrola hoca, hem eşeğini kaybetmişsin, hem de neşeyle türkü söylüyorsun, ne iş?” diye sormuşlar.

Hoca, “Bakmadığım bir şu tepenin ardı kaldı, eğer orada da bulamazsam siz seyreyleyin o zaman bendeki feryadı figanı,” diye cevap vermiş.

Biz de en kısa zamanda, belki de hemen şu tepenin arkasında her şeyin düzeleceğini umuyoruz. Gücümüzü de bu umuttan alıyoruz.

Yeniden mutlu olmak en doğal hakkımız.

Vladimir İvanoviç, “Halbuki bana sorsalar mutluluk nedir, yaşadıklarının üstüne ne istersin diye, huzurlu, savaşsız, gürültüsüz bir dünyada kalan ömrümü sağlıklı bir şekilde tamamlamak derim,” diyor.

Ben de ona Nasrettin Hoca’nın bir başka fıkrasındaki cevabında olduğu gibi, “Sen de haklısın,” diyorum.

***
Vladimir İvanoviç, benim pencereden bize doğru dallarını uzatmış ağaca gözümü diktiğimi görüp durumu anlıyor.

Moskova’nın havası senelerdir hep aynı tarihte beni vuruyor.

Alerjik bir durum benimkisi… En sonunda sanırım suçluyu yakaladım: Avludaki akağaçlar.

Benim yakın vadedeki mutluluğum da bu sene alerjik dönemimi kazasız belasız, hasarsız atlatmak olacak.

Bu yıl Moskova’nın kışı bir tuhaftı.

Senelerdir böyle tuhaf, alışılmışın dışında bir Moskova kışını yaşamadım.

Aldatıcı bahar neredeyse iki ay önce geldi.

Nisan başında artı 19 dereceyi görerek “erken bahar” yaşayan Moskova’da şemsiye sonra tersine döndü. Kış, kar, fırtına, ayaz ve yağmurla birlikte geri döndü. Ara ara soğuk yaptı; kar yağdı, eridi; sonra bir daha yağdı. Bu, bildiğimiz Moskova havası değil. Ancak bazı seneler böyle oluyor.

Şu sıra yaşanan hava daha çok nisan sonunun değil, mart ayının normallerine benziyor.

Bahara “merhaba” demek Mayıs tatillerine kadar mümkün olamayacak mı nedir?

Vladimir İvanoviç’le pencereden dışarı bakarken bir saatin içinde önce yağmur yağdı, sonra doluya döndü, arkasından lapa lapa kar yağmaya başladı. O da bitti güneş çıktı.

Birbirinden farklı bu kadar çok doğa olayını arkası arkasına, bir arada yaşayınca şaşırdık kaldık.

Ah, bir de binaların arasından gökkuşağı kendisini gösterseydi?

Ağaçlar da şaşırdı. Yapraklarını açmak ya da açmamak konusunda kararsızlıkları var.

Günlerdir benim hem dostum, hem de düşmanım olan penceremizin önündeki akağacı (Клён - Lat. Ácer, İng. Hard Maple, Rusça американский клён) gözlüyorum.

Dostum diyorum, zira çok güzel bir ağaç, bütün bir yaz gölgesiyle bizi serinletiyor. 

Düşmanım diyorum,- aslında demek istemiyorum; ancak baharda benim üzerimde korkunç bir alerjik etkisi var: Burnum, ağzım, gözlerim, kulağım, her yanım kapanıyor.

Hemen her sene Nisan ortasından Mayıs Bayramları sonuna kadar, neredeyse bir ay sümüklü sümüklü, aksırıp tıksırarak dolaşıyorum.

Dün Moskova yine yağışlıydı; bütün gece sabaha kadar uykumun arasında yağmur damlalarının tıpır tıpır seslerini dinledim.

Yarın sabah belki pencereden baktığımda beni bir sürpriz bekliyor olacak: Akağaç, artık karar verip yapraklarını açmaya başlayacak.

Evet, bir gecede… İşte, doğanın hoş sürprizleri… Bir gecede çok şey değişebiliyor.

İzlemeye devam. Akağacın yaprakları önümüzdeki günlerde iyice kendisini gösterecek; o hayranı olduğum yemyeşil kılığına bürünecek.

Ben de deneyimli ve hazırlıklıyım. Anti-alerjik ve bağışıklık güçlendirici ilaçlarım yedeğimde.

Aman Akağaç, n’olur,.. Yalvarırım sana bu sene beni çok hırpalama!


Mayıs Bayramlarının sonuna kadar hasarsız atlatırsam bu da benim mutluluğum olacak.