Kaynak:
https://oggito.com/
Neredeyse
iki yüz yıllık soru edebiyat insanlarını hâlâ ilgilendiriyor. Sonuçları da
anlamlı.
Sanat söz konusu olduğunda anket yapmak biraz saçma,
biliyoruz. Sanatın ampirik birtakım standartlara, düzenlemelere göre kesin bir
şekilde değerlendirebileceğini varsayar anketler. Ama biz biliyoruz ki, kimse
neden bir kitabı öbürüne yeğlediğini ya da bir ressamı öbüründen daha çok
sevdiğini kesin bir biçimde formüle edemez. Aşk bir bilim değildir.
Ama yine de, onları fazla ciddiye almamamız gerektiğini
unutmazsak, anketler eğlenceli olabilir. The Millions’ın köşe yazarı Kevin
Hartnett da çok da yeni olmayan “Tolstoy mu, Dostoyevski mi?" sorusunu
böyle bir anket aracılığıyla cevaplıyor. George Stenier’ın tam da bu konuyla
ilgili yazmış olduğu Tolstoy or Dostoyevski adlı çalışmasından yola
çıkan Hartnett, 19. yy Rus Edebiyatı üzerine uzmanlaşmış sekiz kişiye ulaşarak
fikirlerini sordu.
Tolstoy için, “Destan geleneğinin en büyük mirasçısı”;
Dostoyevski içinse, “Drama söz konusu olunca Shakespeare’den sonraki en büyük
isim” diyen Steiner’ın dışındaki uzmanlardan birkaçının konu hakkındaki
görüşleri şöyle:
Ellen
Chances, Rus Edebiyatı Profesörü, Princeton Üniversitesi Asıl
sorulması gereken sorunun “kim daha iyi değil, Tolstoy ya da Dostoyevski okumak
ile ne öğrenirim” olması gerektiğini söyleyen Ellen Chances, iki yazarı da çok
sevdiğini ve ikisinden de farklı şeyler öğrendiğini dile getiriyor. Karamazov
Kardeşler ve Anna Karenina romanları üzerinden karşılaştırma
yapan Profesör Chances, Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’de Tanrı’nın
olduğu bir dünyada masum çocukların nasıl acı çekebildiğini, Tolstoy’un ise
Lenin karakteri üzerinden hayatın anlamını sorguladığını belirtiyor. “Sonuç
olarak iki yazarın da vardığı sonuç hayatın anlamının saf bir entelektüel çaba,
zihin gücü ile anlaşılamayacağı, hayatın düz bir çizgide ilerlemeyen ritmine
ayak uydurmak gerektiği oluyor.” İki yazarın farklılaştıkları noktalar ise
karakterlerini oturttukları psikolojik zemin. “Tolstoy karakterlerini sosyal
bir grup içinde resmeder; o grup içerisinde öbürleriyle kurduğu ilişki
üzerinden kurgular. Dostoyevski ise bireyin iç dünyasını sorgular. Tolstoy’un
romanlarında sıradan insanların başına ekstrem şeyler gelir. Dostoyevski ise
sıradan insanın içinde barındırdığı aşırılıkları sergiler.” Profesör Chances
değerlendirmesini şöyle bitiriyor: “İki yazar da beni hayatla ilgili bir şeyleri
sorgulamaya teşvik ediyor. Ama sonuç olarak ikisi de hayatın kendisinin,
sorgulamasını yapmaktan daha değerli olduğunu gösteriyor.”
Chris
Huntington, Mike Tyson Slept Here romanının
yazarı Kim daha iyi bilmiyorum ama ben Dostoyevski’yi daha çok seviyorum diyen
Huntington şunları söylüyor: “Tolstoy okumak beni başka bir dünyaya ışınlıyor.
Dostoyevski okumaksa bu dünyadayken bana kendimi canlı hissettiriyor. Birine
sinirlendiğimde Karamazov Kardeşler’den cümleler üşüşür aklıma. Tolstoy’un
kitabını bitirince ise rütbeler, serfler ve Anna Karenina gibi
etkileyici kadınların olduğu o büyülü dünyadan çıkıp kendi evime, çamaşır ve
bulaşık makinesi gerçeklerinin olduğu dünyama geri dönerim. Belki de
Dostoyevski’yi sevebilmek için büyümek gerekiyordur. Biraz olgun bir sevgiyi
hak ediyor Dostoyevski. On sekiz yaşındaki ben Suç ve Ceza’yı okusam
anlamazdım eminim. Anlayabilmek için pişmanlıklar gerekli belki de.”
Andrew
Kaufman, Understanding Tolstoy kitabının yazarı ve Slav
Dilleri ve Edebiyatı Profesörü, Virginia Üniversitesi Benim tercihim
Tolstoy’dan yana diyor Kaufman. Bunun nedeni Tolstoy’un sanat üzerine söylemiş
olduğu sözlere Kaufman’ın da katılması. “Hayatı her türlü tezahürü içinde
sevdirebilmeli sanat; hatta insanları buna mecbur etmeli,” diyen Tolstoy’un
romanlarının bunu başarabildiğini, fakat Dostoyevski’yi bu konuda başarısız
bulduğunu belirtiyor. “Dostoyevski bireyin içindeki psikolojik parçalanmayı
resmetmiştir. Modern hayat deneyiminin kişiyi ne kadar yalnızlaştırabileceğini,
ideallerin ya da fikirlerin insanı nasıl ele geçirip parçalayabileceğini
anlatmıştır. Fakat hayatın her haliyle sevilebilir olduğunu göstermeye
çalıştığında, başarısız olmuş, fazla romantik ve hayalperest bir sonuca
ulaşmıştır. Dostoyevski mutluluk için adeta yıldızlara ulaşmamız gerektiğini
bize söylerken, Tolstoy gerçek hayatın mükemmellikten uzak yapılarında bile
mutluluğu bulabileceğimizi söyler. Anna Karenina’da mükemmellikten oldukça
uzak olan Kitty ve Levin’in evliliği, bunun bir örneğidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder