Kaynak:
https://medyagunlugu.com/
“Osmanlı saray ressamı” olarak da bilinen Ermeni asıllı Rus
sanatçı İvan Ayvazovski, (1817-1900), eserlerinin yarıdan fazlasının konusu
deniz manzaraları olan bir ressam.
Ailesinin kökenleri Doğu Anadolu’ya dayanıyor.
Henüz lisedeyken yeteneği keşfedildi ve 16 yaşında Çar I.
Nikolay’ın emriyle St. Petersburg Akademisi’nde eğitimine devam etti. 1836’da
akademiden mezun olduktan sonra devlet tarafından Avrupa’ya gönderilir. Yıllar
süren seyahatleri sırasında birçok ülkede sergiler açar ve giderek da çağın en
yetenekli Rus ressamı olarak ün kazanır.
Ayvazovski, açık ara en çok muhteşem deniz manzaraları
çizmesiyle tanınır. Aslında kendisi bu kategorinin en iyileri arasında, belki
de tüm tarihin “en iyileri” olarak kabul edilir. Hayatı boyunca çok sayıda
eserinde gemileri, muhteşem gün batımlarını, bulutları, dalgaları içeren
okyanus manzaralarını tasvir eder. Bu yetenek ona Rus Donanması’ndan büyük
miktarda da iş kazandırmıştır. Donanma için deniz ve gemilerin sayısız resmini
çizmiştir. Bu ona hem önemli bir miktarda gelir sağlamış hem de güçlü
insanlarla birçok önemli bağlantı kurmasına olanak sağlamıştır.
83 yıllık uzun yaşamı boyunca birçok ülke gezdi. Onun için
en önemli yerlerden biri günümüz Türkiye’sinde İstanbul olacaktı. Hayatını
etkileyecek ve birçoğumuzun onu tanımasını sağlayacak olan olay ise 1845
yılında gerçekleşmişti. Hem kendi hayatını değiştirecek, hem de oryantalist
sanat âlemini etkileyecek bir davet almış ve Sultan Abdülmecid’in çağrısına
uyarak İstanbul’a ayak basmıştı. Basmasıyla da bu şehre aşık olmuştu.
1845 yılında geldiği İstanbul’da Sultan I. Abdülmecid
tarafından Beylerbeyi Sarayı’nda kabul edildi. 1845-1890 yılları arasında
İstanbul’a toplam sekiz ziyaret yaptı. 1874 yılındaki ziyaretinde Mimarbaşı
Sarkis Balyan’ın Kuruçeşme Adası (Galatasaray Adası) üzerinde bulunan
ikametgahında bir ay kadar misafir olarak Sultan Abdülaziz’in Dolmabahçe Sarayı
için sipariş ettiği tabloları hazırladı.
1890’daki son ziyaretinde Sultan Abdülhamit ll’in huzuruna
kabul edilerek padişaha iki tablosunu hediye etti. Abdülmecid, Abdülaziz ve II.
Abdülhamit olmak üzere üç padişah tarafından madalyalarla ödüllendirildi. Hatta
bir dönem “saray ressamı” olarak da anılmıştı. Sanatçı, İstanbul’un yanı sıra
pek çok Anadolu şehrini de gezip tuvallerine aktardı ve 1888’de İstanbul’da bir
de sergi açtı.
Kendisi normalde tuvaline yansıttıklarından dolayı “hırçın
dalgaların ressamı” olarak bilinir. Buna rağmen İstanbul tablolarında dingin
denizi, şehrin tepelerinde ve sahillerinde toplanmış insanları resmedip şehrin
günlük yaşamına dair tarihe not düşmüş, sanki bir huzur yakalamıştır.
Ayvazovski’nin İstanbul tablolarında, manzaralar da, insanlar da gerçekten
farklı güzelliktedir.
Beş binin üzerinde eseri olan Ayvazovski’nin tablolarının
büyük bir kısmı St. Petersburg, Moskova ve Erivan devlet müzelerinde
sergilenmektedir. 30 kadar eseri Türkiye’de Dolmabahçe Sarayı, Deniz Müzesi,
Askeri Müze, Fener Rum Patrikhanesi ve İstanbul Kumkapı Ermeni Patrikhanesi’nin
koleksiyonlarında bulunmaktadır.
Ünü dünyanın dört bir yanına yayılmış olan İvan Ayvazovski,
sıkça geziye çıkarak İngiltere’den İtalya’ya, Hollanda’dan Portekiz’e
Avrupa’nın pek çok bölgesini, Mısır’ı ve ABD’yi ziyaret etme şansını yakaladı.
Kırım Savaşı (5 Ekim 1853-30 Mart 1856) nedeniyle 1854-57
yılları arasında denizden uzak olan Harkov’da yaşayan Ayvazovski. savaşın sona
ermesiyle Paris’e gitti. Burada bir sergi düzenledi ve III. Napolyon tarafından
Legion d’Honneur ile ödüllendirildi. Kırım’a dönüş yolculuğu sırasında bir kez
daha İstanbul’a uğradı.
1890 yılda İstanbul’u son defa ziyaret ettikten sonra
doğduğu şehir Feodosya’ya yerleşti. Hayatı boyunca bağlı kaldığı şehrine,
sarayla olan bağlantılarını da kullanarak Feodosiya’ya liman, tren yolu ve
arkeoloji müzesi gibi yapıların inşasıyla katkı sağladı. Bu arada St.
Petersburg ve sarayla ilişkilerini hiçbir zaman koparmadı hatta imparatorluk ailesini
kendi evinde ağırladı.
Ayvazovski, atölyesinde bir Türk gemisinin patlaması
üzerinde çalıştığı tabloyu yapmaya başladığı ertesi gün 83 yaşında ani bir
beyin kanamasıyla şövalesinin başında ölmüştür.
(yolvemacera.com,
Medya Günlüğü)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder