Moskova

Moskova

14 Haziran 2020 Pazar

Sosyalizmin SSCB’deki yenilgisi


Metin Uçar

Meğerse sosyalizmin adı varmış, kendisi yokmuş SSCB’de.
Nasıl yani diyeceksiniz? Onca yılımızı sosyalizme boşuna mı adadık? Onca kitap okuduk! İnandık, ümit ettik?

Senede bir kere gittiğimiz Antalya’daki ‘kiralık’ baba evinin bahçesinde akşam yemeği yemişiz. Eşimle anneden gizli doldurulan soğuk cin-toniklerimizi içiyoruz. Rahmetli babam o zamanlar henüz bizimle. Uygun fırsat bulmuşken Rus gelininden ‘sizin oralar nasıl?’ diye soruyor.
Aslında öğrenmek istediği sosyalizmin SSCB’de nasıl uygulandığı ve son yıllarda ortaya çıkan Gorbaçov adındaki adamın ne yapmak niyetinde olduğunu anlamasına yardımcı olacak bilgiler edinmek.
Perestroyka Türkçe’ye yeniden yapılanma diye çevriliyormuş ama nedir, neyin nesidir kimse bilmiyor!
Ancak soru sorduğu eşim perestroykanın baharında SSCB’ye gözlerini açmış ve SSCB’nin dağılmasına neden olan olumsuzluklar ortamında yetişmiş bir insan. Dolayısı ile tek bildiği şey, bir şeylerin yanlış gittiği ve şimdilerde memleketteki durumun berbat olduğu. Anlatıyor da anlatıyor. Rahmetli babam tabii ki duyduklarına inanmak istemiyor. Uzun bir tartışmanın ardından sinirler geriliyor. Her iki taraf da bu konuda hiçbir şey bilmediği sonucuna varıyor. Her iki tarafı da anlamak mümkün. Çünkü her iki tarafın da doğru analiz yapmaya yardımcı olacak bilgileri yok.
Sonradan kendi aramızda rahmetli babama bu durumu anlatıyorum. Sosyalizmin insan için iyi bir düşünce sistemi olduğunu ancak uygulamadaki hataların SSCB’yi bugünkü duruma getirdiğini söylüyorum. Ancak benim de bu konudaki görüşlerim yüzeysel. SSCB ve sonrası yeni Rusya’da yaşayarak edindiğim bir izlenim. Bir zamanların efsanevi kuruluşu komünist partinin, tıpkı bir kasap tezgahında kedilerin payı olarak, tek bir bıçak darbesi ile kesilip atılan, lüzumsuz et parçası gibi kemiğinden sıyrılıp çöpe atıldığını anlayamıyorum. ‘Bu kadar mı cani bir partiymiş?’ diyorum. Sonra bu muazzam mirasa konan gizli kapitalistleri (‘oligarh’ deniyor bunlara), Amerika sevicisi liberal elit tabakayı görüyorum. Anlıyorum ki sosyalizmin başarısızlığını fırsat bilen bu adamlara karşı duracak bir sistem yokmuş.
O günlerden bu yana 30 yıl geçmiş. 30 yıldır buradayım. Bu meselenin içeriğine artık giriş yapmak lazım diyorum. Yazılarımı yazarken genelde kendi kendime sorduğum bir sorudan yola çıkıyorum. Kendi anlayabildiğim yanlarına yaptığım araştırmalarda karşıma çıkan bilgileri ekliyorum. Bunu yaparken de mümkün olduğu kadar seçici davrandığımı söylemek isterim. Beni ilgilendiren konuda ‘farklı makalelerde neler söylenmiş?’ ona bakıyorum. Yazımızın bugünkü konusu olan sosyalizmin SSCB’de başarısızlığı konusunda da aynı şeyi yaptım. Okuduğum makaleler arasında konuyu gerçekten çözümlemeye çalışanlar da var, eskiyi her ne pahasına olursa olsun kötülemek amacıyla yazılmış olanlar da var. Velhasıl ilk tespit ettiğim husus şu: ‘Bu konuda Rusya’da da kafa yoran insanlar varmış. Meseleyi bilimsel açıdan ele alanlardan tutun da SSCB’nin hukuken yıkılmadığını savunan, yeni Rusya’nın hukuki esasa dayanmayan bir şirket olduğunu iddia edenlere kadar!’ Benim amacım tabii ki soruya akla yatkın bir cevap bulabilmek.
Makalenin birinde bakın ne yazıyor: Eğer bir insan işletme yöneticisi ise, lüks otomobillere biniyorsa, çok kazanıyorsa, cimrinin teki ise ve ‘piç kurusunun’ teki ise buna hiç kendinizi zorlamadan kapitalist diyebilirsiniz. Bu cümleyi kullanan yazar ‘Aslında bir Troçki yanlısı olmak daha iyi’ diyor. Neden mi? Bakın, Troçki 25 ağustos 1921’de, Politbüro toplantısında ne demiş?: ‘Sovyet iktidarının günleri sayılıdır, guguk kuşu ötmüştür, Sovyet iktidarının yıkılması kaçınılmazdır.’ Troçki o dönemde halk ekonomisinin düzenlenmesi ile ilgili önerisinin uygulanmaması halinde olacakları ifade etmek için bunları söylemişti (Not: Rusya’da guguk kuşunun ötüşünü duyan bir insan durur ve kuşun kaç kere öteceğini sayar. Kuşun öttüğü sayı kadar ömrünün kaldığına inanır. İnanç tabi! Konumuzun dışında). ‘Biz koyunlarımıza dönelim! (Yine bir Rus deyimi. ‘Nerede kalmıştık?’ demektir)’. ‘Troçki o zamanlar muhalif olduğu için mi yoksa gerçekten mi geleceği hissettiği için bunu söylemiştir?’ bilinmez, bu başka bir yazının konusu olabilir. Neyse koyunları nerede bırakmıştık?
1917’de yaşanan Devrim sonucunda ülkede işçi demokrasisinin politik liderliği (proletarya diktası) ilan edilir. O günden sonra devrimci değişimler yaşanmaya başlar. Lenin’in ‘Devlet ve devrim’ adlı kitabında yazdığı üzere komünizmin ilk adımı olarak sosyalist ekonomik temelin inşasına girişilir. Bu temelin ana bileşeni kolektif ve halka ait mülkiyettir. Ancak şimdi daha net görüyoruz ki SSCB’nin tüm tarihi boyunca kapitalist temel de varlığını sürdürmüştür. Çünkü mülk devlete ait idi ve devlet tarafından yönetilmekteydi. 20’li yıllarda bu inşaat devam ederken ilginç bir tablo ortaya çıkar. Tepesinde komünizmin olduğu, ancak dibinde sosyalizmin olmadığı bir ülke! O dönemin ikinci beş yıllık parti planında ana hedef, kapitalizmin izlerinin silinmesi ve sınıfların ortadan kaldırılmasıdır. Bunu en iyi ifade eden sözler Lenin’den gelmiştir: ‘Sosyalizm sınıfların yok edilmesidir!’
1936’da bahsettiğimiz beş yıl plan tamamlanır. Troçki taraftarlarının SSCB’de hala sınıfların kaldığı iddialarına rağmen SSCB’de ihtiyaç duyulan ekonomik sistemin kurulduğu, SSCB’nin artık sosyalist bir ülke olduğu ilan edilir. Çünkü kolhozlar, arteller kurulmuştu ve bunlar proletarya diktası tarafından yönetilmekteydi.
Stalin’in Pravda gazetesinin 20 ve 22 Aralık 1925 tarihlerinde yayınlanan makalesine bir göz atalım:
‘Ekonomik sistemimizde alaca bulaca bir durum vardır, tam beş düzen.
Hemen, hemen doğal diyebileceğimiz ekonomik düzen:, köylü işletmeleri, ürettiklerinin pazarlanabilirlik özelliği azdır.
İkinci bir düzen vardır. Bu ürünlerinin pazarlanabilirliğin kesin rol oynadığı köy işletmeleridir.
Üçüncü ekonomik düzen, henüz yok edilemeyen, yeni ekonomik düzenimiz varken belli sınırlar içinde yeniden canlanan özel kapitalizm.
Dördüncü ekonomik düzen, devlet kapitalizmidir. Yani proletarya devletinin istediği şekilde kontrol edebildiğimiz ve sınırlandırdığımız, müsaade ettiğimiz kapitalizm.
Ve nihayet, sosyalist sanayi, yani sanayimiz. Burada proletarya ve burjuvazi gibi birbirine düşman iki sınıf değil, tek sınıf vardır, o da proletarya.
.…..
Başka bir işletme tipini ele alalım. Devlet işletmeleri.
Bunlar devlet kapitalisti midir? Hayır, değiller. Çünkü bunlarda iki sınıf temsil edilmiyor. Tek sınıf yani işçi sınıfı. Sömürülmeyen işçi sınıfı devlet şahsında üretim araç ve gereçlerine sahiptir, bunun da ötesinde, maaşların üzerinde elde edilen gelir sanayinin geliştirilmesine yönlendiriliyor, yani genel olarak işçi sınıfının durumunun düzeltilmesine.
.……
Devlet işletmelerimizdeki yönetim organlarında hala varolan bürokrasiden dem vurarak bunun tam sosyalizm olmadığını söyleyebilirler. Bu doğru. Ancak bu durum sanayimizin sosyalist tip üretim yaptığı gerçeği ile çelişmez.
İki üretim tipi vardır: Biri üretimin kapitalistin karına çalıştığı, iki sınıfın olduğu, içinde devlet kapitalizminin de olduğu kapitalist tip.
Bir de diğer bir üretim tipi vardır. Sosyalist üretim tipi. Burada sömürü yoktur, üretim araçları işçi sınıfınındır, işletmeler başka bir sınıfın kar elde etmesi için çalışmazlar, işçiler için bir bütün olarak sanayinin geliştirilmesi için çalışırlar. Lenin öyle de demiştir: Bizim devlet işletmelerimiz tip bakımından sosyalisttirler.
.…..
Devlet tiplerini sistemlerinde ve devlet aygıtında kalan miraslara ve izlere göre ayırdetmek gerekir. Aynı şekilde, bizde sosyalist tip olarak adlandırılan sosyalist yapılanma tipi ile devlet işletmelerinde hala kalan bürokrasi izlerini ayırdetmek gerekir. Ekonomik organlarımızda ya da tröstlerimizde hatalar olduğunu, bürokrasi olduğu vs diyerek, devlet sanayimizin sosyalist olmadığı söylenemez. Böyle söylenemez. O zaman devletimiz de proletarya tipi bakımından proleter olmazdı. Bizim proleter devlet aygıtından çok daha iyi ve tasarruflu çalışan bir dizi burjuva aygıtından bahsedebilirim. Ancak bu, bizim devlet aygıtımızın proleter olmadığını, burjuvazi aygıtından daha üstün olduğunu göstermez. Neden? Çünkü bu burjuva aygıtı daha iyi çalışıyor olmasına rağmen sadece kapitaliste çalışır, bizim proleter devlet aygıtımız ise bazen girdaplarda boğulsa da burjuvaziye karşı, proletarya için çalışır.’
1960’lı yıllarda Troçki düşüncesine daha yakın duran Hruşşev ve Brejnev döneminde şaşırtıcı gelişmeler yaşanır. Stalin ekibinin yönetici kadrolardan çekilmesinden sonra kolektif mülkiyet tamamen devlet mülkiyetine devredilir. Ama komünizm hala gelmemiştir. Ülkede proletarya diktası rafa kaldırılır ve parti diktası uygulanmaya başlanır. Kapitalizm parti kimliğine bürünür. Kapitalizmin tam restorasyonu 90’lı yıllarda gerçekleşir.
Bu yıllarda proletaryanın ürettiklerinin bir kısmının parti üyeleri arasında kollektif paylaşımı gerçekleşir. İşte bu nedenle de bir parti kapitalizminden bahsedebiliriz.
Kapital, kendi kendine artan bir bedel ya da çalıştırılan iş gücünün sömürülmesi sonucunda ek bedel getiren bedel demektir. Pekala SSCB’de kollektif de olsa, adı konulmamış da olsa kapital artışı yaşanıyor muydu? Bunun cevabı hayır. Tam tersine ekonomik sistemin çöküşü sonucunda azalma yaşanmaktaydı. Öyle ki eskiden parti üyeliğinin artılarından faydalanan bir kişi emekli olduğunda beş kuruşsuz kalabiliyordu. 1980’li yılların ilk yarısında SSCB hükümet başkanı Nikolay Tihonov 1997 yılında vefat ettiğinde kullanımında olan daçası, özel koruması ve özel emekli maaşı iptal edilir, sıradan devlet emekli maaşı bağlanır. Tihonov, Boris Yeltsin’e yazdığı mektubunda defin masraflarının devlet kasasından karşılanmasını rica eder. Çünkü hiçbir birikimi yoktur. 1970’li yıllarda bakanlar kurulu başkanı olan Mihail Solomentsev de 90’lı yıllarda sıradan bir fakir gibi yaşamak zorunda kalmıştır.
90’lı yıllarda SSCB’nin kaçınılmaz bir şekilde dağıldığı dönemde partinin üst tabakasında, yönetici konumda bulunan insanlar ayrı bir sınıf haline gelirler. Özelleştirme adı altında belki de yüzyılın en büyük paylaşımı yaşanır. Devletin malı olan işletmeler hisse senetlerine dönüştürülür ve çalışanlar arasında dağıtılır. Daha sonra her türlü yöntemi kullanarak bu hisseleri tek elde toplayan günümüz oligarhları ortaya çıkar.
Gelelim sonuca. Sosyalizm neden SSCB’de başarılı olamadı. Birincisi sosyalizm ülkeye erken geldi. Rus İmparatorluğu henüz feodal yapıdan kapitalizme geçiş yapmamıştı. Çarlık yönetiminin eksiklerini ve yanlışlarını bilen insanlar tarafından inşa edilmeye başlayan sosyalizmi bir okula benzetecek olursak Lenin ve Stalin bu okulun öğretmenleri, sömürülen köylüler ve işçiler ise birinci sınıf öğrencileri idi. Eğitimde disipline ihtiyaç vardı. Ancak çoğunluk sosyalizm dersini anlamak dahi istemiyordu. Çünkü her şey yeniydi ve anlaşılması zordu. Stalin bu tip öğrencileri öğrenmek zorunda bırakır. Liberaller buna koğuş sosyalizmi derler. Ardından gelen Hruşşev, Stalin’in sosyalizmi inşa sistemini yok eder, ipler gevşetilir. Brejnev döneminde ise ipler tamamen elde bırakılır. Bu ortamda hiçbir kimse kendi isteği ile sosyalizmi öğrenmeye yönelmez. Bir türlü ayağa kalkamayan ekonomi insanları hayatta kalma mücadelesi içinde bırakır. Oysa sosyalizm her şeyden önce insanın kendi üzerinde çalışması demektir, kendisini geliştirmeye devam etmesidir, hem entelektüel hem de ahlaki bakımdan. Bu bir yandan. Sosyalizmin başarısızlığının ikinci bir nedeni insanın gelişmesi, hayat seviyesinin yükselmesi ile taleplerinin da yükselmesi olmuştur. Sosyalizm ise tam tersi fazlalıklardan kaçınan, başkalarına yardıma öncelik veren bir düşünce sistemi idi. Sosyalizm ve komünizmin en büyük düşmanı her zaman için daha iyi, daha fazlaya olan istektir. Bu bağlamda sosyalizmin erken bir şekilde inşa edilmeye başladığı yıllarda insanlar buna hazır değillerdi. Yukarıdan gelen zorlama, iyi niyetli de olsa tepki yaratmaktaydı. Bu bakımdan Troçki’nin yıllar önce söylediği sözler doğru çıkacaktı. Sözlerini haklı çıkaran gerekçeler doğru muydu bilinmez, ancak Sovyetlerin günlerinin sayılı olduğu kehaneti doğru çıkmıştır.
SSCB’nin dağılmasından sonraki 30 yılda ise sosyalizmin adı bile hoş bir sedaya dönüşmüştür. 90’lı yıllarda vahşi kapitalizm dönemi yaşanır. Yukarıda adını verdiğim oligarhlar devleti dahi ele geçirmeyi arzulayacak kadar palazlanırlar. Halihazırda görevde olan Devlet Başkanı Vladimir Putin döneminde bu tür aşırı uç oligarhlar memleketi terk ederler. Modern Rusya’da devletin büyük şirketlerde olan payının artmaya başladığını görüyoruz. Birçok kilit işletmede karar verme hakkı veren hisse sayısı devletin elindedir. Bunun en son örneği geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Sberbank hisselerinin devlet tarafından alınmasıdır. Resmi söylemlere bakacak olursa serbest piyasa ekonomisi uygulanmaktadır. Ancak serbest piyasadaki devlet kontrolünün de gereğinden fazla olduğunu burada iş yapan herkes bilir. Velhasıl Rusya her zaman olduğu gibi kendine has bir yol izlemektedir. Ancak bu yolun sosyalizm olmaması üzücüdür. Rusya bu bağlamda bir Çin olamamıştır. Bakın Çin’in efsanevi lideri Mao Zedung, 1964’de Pekin’de ne demiş?: ‘1953’ten sonra SSCB’de arkasında Kremlin’in olduğu milliyetçiler ve kariyer meraklısı rüşvetçiler iktidara gelmiştir. Bunlar zamanı geldiğinde maskelerini fırlatıp atacaklardır, parti kimliklerini atacaklar ve feodaller, kale sahipleri gibi kasaba, köylerini yönetecekler.’ Mao’nun bu sözleri gerçekten söyleyip söylemediğini doğrulamak mümkün olmadı. Diğer yandan Stalin’in ölümünden sonra Mao’nun SSCB ile yollarının ayrıldığı bilinen bir gerçek. Bu bağlamda doğruyu yansıtıyor olduğunu düşünüyorum. SSCB dağıldı. Çin’in ise son yıllarda ulaştığı seviyeyi bilmeyenimiz yok! Ancak o ayrı bir konu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder