Moskova

31 Aralık 2017 Pazar
30 Aralık 2017 Cumartesi
Bir yılbaşı gecesi
Samih
Güven
Kaynak:
https://samihguven.blogspot.ru/
Moskova'da Smolenskaya Meydanında, eve yakın bir kafede
arkadaşları bekliyorum. Her taraf süslü, tatlılar her zamankinden çekici. İnce
ince kar yağıyor bir yandan. İyimser bir hava hakim şehre. Yine de her yılbaşı
akşamı olduğu gibi kaynağı belirsiz bir hüzün dalgası depreşiyor içten içe.
Kafenin bahçeye bakan arka duvarı bütünüyle camla kaplı.
Dışarıyı izliyorum oradan. Bir kaç yüksek ağaç var karlı bahçede. Ama süslü,
yapma bir çam da duruyor aralarında. Küçük, rengârenk küreler, kozalaklar
asılmış dallarına. Işıklandırılmış. Yanı başında ise bir geyik heykeli duruyor.
Bembeyaz tellerden örülmüş bir gövde bu ve ışıklandırılmış o da.
Dayanamayıp tatlı söylüyorum kendime. Bir süre
içerideki yılbaşı süslemelerini ve karlı bahçeyi seyrettiğim kafede, çataldan
ısrarla kaçan ve benimle tuhaf bir oyuna girişen o küçük üzüm taneleri
anneannemi hatırlatıyor. Onca ikramdan sonra ayrılırken ceplerimi üzümle
doldurmaya çalışan halleri geliyor aklıma. Bütün bir yılı ve yılın sonunu
kafamdan geçirirken anneannemin o çok kıymet verdiği yapraklı takviminin son
sayfasını koparırken ne hissetmiş olabileceğini düşünüyorum.
Yılbaşından bir gün önceydi. Onun evindeydim. Sade bir
oturma odası vardı. Sobadaki çaydanlığın tıslaması, ateşte patlayan odunların
çatırtısı garip bir huzur veriyordu. Sanki ses değildi bunlar da sessizliği
büyütüyordu. Muşamba ile örtülü tahta bir masa dururdu köşede. Masadaki eski
model radyonun üzerine dantel örtülmüştü. Duvar boyunca uzanan divan, halı
yastıklarla, örtülerle bezenmişti.
O divanda oturuyordum işte. Bir çocuk dergisi uzattı.
Ziraat Bankasının başak çocuk dergisiydi sanırım. Büyülenmiş gibi bakıyordum
renkli resimlere. O ise gıcırtılı radyosunda ajansları ciddiyetle dinledi önce.
Sonra da takviminden kopardığı sayfadaki bütün yazıları yüksek sesle okudu.
Ağır ağır tekleyerek de olsa okuyordu. Anlıyordu okuduğunu. Onun şartlarında doğru
düzgün okul imkânı olmamıştı. Bir hikâye okudu önce. Sonra da özlü bir söz.
Açıklamaya çalıştı.
Bir ara gözüm, kalan son takvim yaprağına ilişmişti.
Anneannem yaprakları her gün, akşamın belli bir saatinde ve bir tören havasında
koparıyor ve okuyordu. Zamana, zamanın hükmüne saygısı vardı.
Kafede o üzüm taneleri anneannemi hatırlattığında son
yaprağı koparırken ne düşünmüş olabileceği geldi aklıma işte. Mavi gözlerine,
aydınlık yüzüne belli belirsiz bir keder mi yerleşmişti? Kaynağı belirsiz,
geçmişten mi geldiği, geleceğin habercisi mi olduğu anlaşılamayan bir gölge mi
düşmüştü bakışlarına? Yalnızlığı mı depreşmişti? Yoksa minnet mi duymuştu,
şükür mü etmişti yılın sonu geldiğine, son yaprağı koparabildiğine. Neler
düşünmüştü, neyin muhasebesini yapmıştı?
Hangi takvimi kullanıyorsak kullanalım son günü geldiğinde
bunun bir etkisi var galiba. Buna takvim etkisi de diyebiliriz belki. Biten ya
da yeni başlayan bir şey yoktur ama işinizi gücünüzü, bütün hayatınızı buna
göre ayarladığınız bir takvim kullanıyorsanız son yaprağı koparırken bir
muhasebe yapmaktan kaçamazsınız. Başaramazsınız bunu. Bazen eliniz yanmadan
koparamazsınız son yaprağı.
Yabancı bir şehirde mesela bütünüyle başka bir kültürün
içinde oluşturulan süslemelerin, ortamların yarattığı bazı ortak
duygulardan söz edemez miyiz?
Yağmurun, karın yağmasının, hangi şehirde olunduğundan
bağımsız bir etkisi yok mudur? Süslenen bir ağacın, aydınlatılmış sokakların,
vitrinlerin albenisinin, kurdeleli hediye paketlerinin bir etkisi yok mudur
nerede olunursa olunsun?
Geçmişe bakmaktan uzak durabilir miyiz, anların gücünden
kaçabilir miyiz böyle zamanlarda? An’lar tekrarı mümkün olmadığı için, hiç bir
zaman aynı hislerle, aynı düşüncelerle tekrarlanamadıkları için mi güçlüdür?
Ansızın karşımıza çıkan bir ses, bir görüntü ya da bir koku
geçmişe açılan bir kapı oluyor bazen. O üzüm taneleri gibi.
O yılbaşı gecesi anneannem dayımlarda olacaktı, öyle
söylemişti. Yaprağı gitmeden önce kopardığında ne düşündü acaba? Bilmiyorum.
Bizim ev kalabalıktı. Eğlence programları öncesinde, TRT’de
karlı bir atmosferde geçen, romantik bir yılbaşı filmi seyretmiştik. Filmdeki
evlerin karlı bahçelerinin, ışıklandırılmış hallerinin, yılbaşında mutlu bir
sona uzanan hikâyelerin gücünü, bizi bir yerlerden sıkıca yakalamasını,
mutfakta pişen tavuk veya hindi etinin kokusunu ve portakal kokularını, evde
toplananların, ailenin, eşin dostun cıvıltısını unutmamıştım.
O takvim etkisinden, dönem sonu muhasebe işlemlerinden
kaçamıyorsunuz. Bu etkinin gücünü hafife almamalı insan. Hayatta hiç bir şeyi
hafife almamalı aslında. Kimse hiçbir şeyden muaf değil, kimsenin böyle bir
gücü yok. İçinde olduklarımız ne ölçüde bize, bizim başarılarımıza ait belli
değil. Kimse hiçbir şeyle böbürlenmemeli bu yüzden. Sahip olduklarıyla rahatsız
etmemeli etrafı. Sahip olamadıklarının sorumlusunu tamamen kendisi de
addetmemeli. İnsan kendi çizgisini değiştirebilecek güce sahip olan bir
varlık yine de. Ve koşullar dediğimiz mesele çok önemli olsa da insanların
üzerindeki yükler çok ağır olsa da insancıl bir çizgi olmalı yine de. Kırıp
dökmenin bahanesi olmamalı. İnsan insan olmaya mahkûm olmalı.
Sadece böyle muhasebeler yapmaya gerek yok elbette,
eğlenmeli de insan, gülmeli de, güldürmeli elbet. Aydınlatabilmeli etrafını.
Yılbaşı günleri bunun için iyi fırsat olsa gerek.
Karlı bir yılbaşı gecesi, hüzün çöküyor ve böyle tuhaf
şeyler düşünüyorum işte. Sonra Nazım’ın Yılbaşı şiirini yüksek sesle okuyorum
içimden.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından pişmanlık duyanların oranı maksimuma ulaştı
Kaynak:
haberrus.com/
Rusya'da bağımsız anket firması Levada'nın yaptığı ankete
göre, Rus halkının yüzde 58'i Sovyetler Birliği'nin (SSCB) dağılmasından dolayı
pişmanlık duyuyor.
Bu yüzde, 2009 yılından beri gözlemlenen en yüksek oran
oldu.
Ankete göre halkın yüzde 25'i ise SSCB'nin dağılmasından
dolayı herhangi bir pişmanlık duymuyor.
Ankette görüşünü açıklamakta zorlananların oranı yüzde 16
oldu.
24-28 Kasım tarihlerinden gerçekleştirilen ankete Rusya'nın
tüm bölgelerinden 18 yaş ve üzeri bin 600 kişinin katıldığı belirtildi.
SSCB'nin çöküşünden pişman olanlar, sebep olarak en fazla
"Birleşik ekonomik sistemin yok edilmesini" gösteriyor (yüzde 54).
Yüzde 36 ile ikinci sırada "insanlar büyük bir güce
sahip olma duygularını yitirdi",
üçüncü sırada (yüzde 34),
"karşılıklı güvensizlik ve şiddetin artması",
dördüncü sırada (yüzde
26), "akrabalar ve arkadaşlarla ilişkilerin kopması",
beşinci sırada
"kendini her yerde 'evinde gibi' hissetme duygusunun kaybolması"
ve
son olarak yüzde 15 ile "serbest seyahat etmek ve tatile gitmenin zorlaşması"
olarak ifade edildi.
Ayrıca Rus halkının yüzde 52'sine göre SSCB'nin dağılması
önlenebilirdi. Ancak ankete katılanların yüzde 29'u bunun kaçınılmaz bir şey
olduğu görüşünde. Yüzde 19 ise bu soruda net bir cevap veremedi.
Rusya'da 2017 yılının en popüler 10 kelimesi
Kaynak:
haberrus.com/
Rusya'da dil bilimciler, edebiyatçılar, kültürologlar, filozoflar ve entellektüellerden oluşan 'Rus Dilini Geliştirme Merkezi'nin uzman kurulu 2017 yılının en popüler 10 kelimesini belirledi.
«реновация»
Listenin ilk sırasında yer alan «реновация» (renovatsiya) kelimesi, 'yenilenme süreci' anlamına
geliyor. Moskova'daki eski binaların yıkılarak yenilerinin inşa edilmesi
sırasında gündeme gelmişti.
«биткоин»
İkinci sırada, tüm dünyada gündeme oturan «биткоин» (bitcoin) yer alıyor.
Bitcoin, 10 yıl önce kim tarafından çıkarıldığı kesin olarak bilinmeyen sanal
bir para birimi. Veya kripto para.
«хайп»
Üçüncü sıradaki «хайп»
(hayp) kelimesi Rusça'ya İngiliz'deki 'hype' kelimesinden geldi. Yutturmaca,
abartılı reklam anlamlarında kullanılıyor. İnternet kulalnıcıları aracında çok
popüler.
İlk ona giren diğer kelimeler arasında
«токсичный»
(toksiçnıy) yani toksik,
«баттл»
(İngilizce battle kelimesinden, çarpışma, dalaş),
«допинг»
(doping),
«криптовалюта»
(kriptovalyuta/kripto
para),
«фейк»
(İngilizce
fake kelimesinden/sahte),
«безвиз»
(bezviz/vizesiz) ve
«домогательство»
(damagatelstva/taciz) kelimeleri bulunuyor.
Bunun dışında yeni üretilen Rusça kelimeler listesinde ilk
üç:
«домогант»
(damagant/doktorların giydiği temiz beyaz elbiseli tecavüzcü, kelimeyi uyduran
şahıs gazeteci İgor Hariçev),
«гоп-политика»
(gop-politika/siyaset diliyle mahalle dilinin karışımı, kelimenin yaratıcısı
edebiyat eleştirmeni Mihail Epşteyn) ve
«зломенитый»
(zlomenitıy/toplumun en kötü vasıflarının övüldüğü hal, kelimeyi ilk kullanan
Mihail Epşteyn).
2046 yılında Rusya’da yaşam nasıl olacak?
Kaynak: https://tr.sputniknews.com/
MXD isimli sanat grubu, 2046 yılında Rusya’da yaşamın nasıl
olabileceği sorusundan yola çıkarak yeni bir fotoğraf projesine imza attı.
MXD üyeleri sanat ve pop kültürünü sürrealizm ile
birleştirerek insanların ilgisini çekebilen, bazen düşündüren bazen de hayrete
düşüren fotoğraf kolajları yaratıyor.
Sputnik, MXD’nin ‘2046 yılında Rusya’ projesinden
çalışmaları derledi.
Rusya Kadın Hokey Ligi’nden 'buzları eriten' takvim
Kaynak:
https://tr.sputniknews.com/
Rusya Kadın Hokey Ligi, ülkenin dört bir yanından kadın
hokeycilerin yer aldığı bir 2018 takvimi çıkardı.
Spor salonlarında isimlerinden söz ettiren 12 sporcu,
takvim için poz verdi.

Rusya'da yılbaşı sofralarının vazgeçilmezleri neler?
Kaynak:
https://tr.sputniknews.com/
Yılbaşı,
Rusya'da halkın çoğunluğunun en sevdiği ve genellikle ailelerin zengin bir
sofranın etrafında toplanarak kutlamayı tercih ettiği bir bayram. Sputnik,
yılbaşı geceleri Rusya'daki sofraları süsleyen geleneksel yemeklerden bir seçki
hazırladı.
Olivye salatası
Olivye salatası yılbaşı sofralarında baş köşede yer alıyor.
Hatta Ruslar arasında 'Sofrada olivye varsa, yılbaşı gelmiş demektir' gibi bir
anlayış da mevcut. Bazen olivye salatası yılbaşı sofraları için o kadar çok
hazırlanıyor ki, haftanın geri kalanında da tüketilmeye devam ediyor.
Türkiye'de de bu salata Rus salatası olarak biliniyor.
Ancak bu salata aslında Fransız kökenli bir salata. Olivye salatasını 19.
yüzyılda Moskova'daki bir Fransız restoranının aşçısı olan Lucien Olivier
bulmuş. Lucien Olivier'ın spesyali olan bu salatada yumurta ve patatesin yanı
sıra kar tavuğu eti, dana dili, karides, siyah havyar, kapari, kornişon turşu,
trüf mantarı ve fındık tavuğu eti bulunuyordu. Ancak yıllar geçtikçe salata her
ev için yapılabilir bir hâl aldı.
'Moskova' restoranının 20. yüzyılın 20'li yıllarından beri
uyguladığı günümüz olivye salatası tarifi de şöyle:
1. 6 adet patates
2. 2 baş soğan
3. 3 adet orta boy havuç
4. 2 adet salatalık turşusu
5. 1 adet elma
6. 200 gram haşlanmış tavuk eti
7. 1 bardak konserve bezelye
8. 3 adet haşlanmış yumurta
9. Yarım bardak mayonez
İsteğe göre tuz ve biber
Patates ve havucu haşlayıp kabuklarını soyun. Tüm malzemeleri küçük parçalar halinde doğrayın, karıştırın ve mayonezi ekleyin. Süsleme için maydanoz ve elma dilimi kullanın.
2. 2 baş soğan
3. 3 adet orta boy havuç
4. 2 adet salatalık turşusu
5. 1 adet elma
6. 200 gram haşlanmış tavuk eti
7. 1 bardak konserve bezelye
8. 3 adet haşlanmış yumurta
9. Yarım bardak mayonez
İsteğe göre tuz ve biber
Patates ve havucu haşlayıp kabuklarını soyun. Tüm malzemeleri küçük parçalar halinde doğrayın, karıştırın ve mayonezi ekleyin. Süsleme için maydanoz ve elma dilimi kullanın.
Pancar
örtülü ringa balığı
'Selyödka pod şuboy' (pancar örtülü ringa balığı) yılbaşı
sofralarının en ünlü salatalarından. Efsaneye göre, bu salata Moskova'da ünlü
bir lokanta ve restoran zinciri sahibi olan tüccar Anastas Bogomilov tarafından
yaratılmış. Devrim zamanlarında Bogomilov'un mekânlarına gelen müşteriler
sıklıkla sarhoş oluyor, ülkenin geleceği hakkında tartışmaya başlıyor ve
sonunda da tabi ki kavga ediyorlardı. Bu noktada devreye giren Bogomilov'un
aklına hem doyurucu bir meze hem de halkın birliğinin bir sembolü olacak bir
'halk salatası' yaratma fikri geldi.
Salatanın ana malzemesi de elbette proleterlerin en sevdiği
lezzet olan tuzlanmış ringa balığı oldu. Anastas Bogomilov, balığa köylülerin
soğanını, ülkenin başlıca tarım ürünlerinden patates ve haşlanmış havucu
ekleyip üzerini de proleterlerin kankırmızı renkli bayrağını sembolize eden
haşlanmış kırmızı pancarla kapladı. Sovyet yönetiminin düşmanlarını da
unutmamak için salatadaki tüm malzemeler Fransız mayoneziyle cömertçe
tatlandırıldı.
Et
suyu peltesi
Et
suyu peltesi (holodets) Rusya'nın kuzey bölgelerinde yaşayan
yerli halkların binlerce yıl önce haşladıkları et ve kemiklerden geriye kalan
suyun soğukta donmasını fark etmesiyle ortaya çıktı.
Et ve kemiklerde yer alan maddeler soğukta jöle ya da pelte
denilebilecek kıvamda bir şeye dönüşüyor. Genel olarak Rus peltesi de inek
kellesi, beyin ve paçalardan yapılıyor. Diğer bir deyişle, ineğin en çok
jelatin içeren vücut parçaları kullanılıyor ve yabanturpu ezmesi veya hardalla
servis ediliyor.
Balık
suyu peltesi de aynı mantıkla hazırlanıyor, ancak isminden
de anlaşılacağı gibi inek eti değil, balık kullanılıyor. Jelatin eklemeye gerek
kalmaması için çuka balığı ya da uzun levrek gibi yağlı balıkların kullanılması
tercih edilen bu yemek yabanturpu ezmesi ve zeytinle servis ediliyor.
Turşu
ve mantardan mezeler
Turşu, Türkiye'de sevildiği gibi Rusya'daki buzdolaplarında
da her zaman
bulunan bir yiyecek.
bulunan bir yiyecek.
En yaygın olarak tüketilenlerse lahana, salatalık, domates
ve elma turşusu. Tuzlama ve turşu kurma yöntemi eski çağlardan beri Rusya'da
sebze ve mantarları saklamak için kullanılan bir yöntem.
Havyar
Kırmızı hayvar yılbaşının olduğu gibi Rusya'nın da sembolü.
Kırmızı havyar Rusya'da Maslenitsa bayramında kreple yeniyor, yılbaşında da
şampanyanın yanında ikram ediliyor.
Pahalı ve seçkin bir yiyecek olarak görülen havyar,
yalnızca şölen sofralarında tüketiliyor ya da değerli misafirlere ikram
ediliyor. Ayrıca hem lezzetli, hem de bayram sofralarında yer alan diğer
yiyeceklerden farklı olarak, faydalı bir şey. Havyar sofralarda çoğunlukla
ekmeğe sürülmüş tereyağının üzerinde servis ediliyor.
Kırmızı
veya beyaz etle yapılan ana yemekler
Yılbaşı sofralarındaki ana yemekler çoğunlukla fırınlanmış
yemekler oluyor. Rusya'daki yılbaşı sofralarının en yaygın ana yemekleri de
fırında ördek, tavuk, elmalı kaz, mayonez ve peynir yatağında domuz pirzola
(Fransız usülü et olarak da biliniyor), balık veya balık dolması.
Turta
ve börekler
Turtaların yılbaşı sofralarında her zaman özel bir yeri
var. Zira hiçbir yabancı etkiye maruz kalmadan çok eski zamanlardan beri
korunan lezzetlerden biri. Turtadan kastedilen ise yalnızca tatlılar değil,
herhangi bir içle doldurulmuş hamur işi.
Rusya'da görünüşü, içi ve tadına göre çok sayıda turta
yapılıyor. Yılbaşı için etli, balıklı, yumurtalı, lor peynirli, mantarlı,
lapalı, turplu, lahanalı, soğanlı ve patatesli turtalar gibi, tatlı turtalar da
yapılıyor. İç için de elma, yabanmersini, ahududu, maviyemiş, frenk üzümü,
kekreyemiş, vişne, erik gibi meyve ve yemişler kullanılıyor.
Şampanya
Bir başka Rus yılbaşı geleneği de 31 Aralık'ta televizyonda
Kremlin'in saatlerinin gece yarısını vurduğu anlar yayınlanırken şampanya içmek
ve dilek tutmak. Dileklerinse saatlerin 12. vuruşundan önce tutulması
gerekiyor, aksi takdirde gerçekleşmeyeceğine inanılıyor. Bu arada şampanya da
tam da kutlamalara özgü bir şekilde patlatılıyor.
Mandalina
Rusya'da yılbaşı demek, mandalina kokusu duymak demek.
Bunun nedeni de mandalinaların ülkede bir zamanlar yılbaşı sofralarında olan
tek meyve oluşu. Geçmişte tüm yokluklara rağmen her Sovyet ailesi, yılbaşında
masasında mandalina bulundurmaya çalışıyordu.
Moskova'da düzenlenen Kar kızları geçidine onlarca kız katıldı.
Kaynak: https://tr.sputniknews.com/
Rusya'nın başkenti Moskova'da Kar kızları (Sneguroçka’lar)
geçit töreni düzenlendi.
Tverskaya Caddesi’nde başlayan tören, Noel Baba kostümlü
orkestranın eşliğinde yürüyerek Tverskaya Meydanı’na ulaştı.
18 Aralık 2017 Pazartesi
Zayka, kazyol, mişa... Ruslar insanlar için hangi hayvan isimlerini neden kullanır?
Kaynak:
http://www.turkrus.com/
Biz Türkler gibi Ruslar da farklı durumlarda insanlara
"hayvan adıyla" seslenmeyi sever. Bazen sevgilerini, bazen öfkelerini
ifade etmek için... Ama bazı dillerde "övgü vesilesi" olan bir hayvan
ismi, bir başkasında hakaret olabiliyor. Mesela Rusya Başbakanı Dimitri
Medvedev'in soyadının bire bir çeviride "ayıoğlu" manasına gelmesi
gibi. Bu kullanım ile Türkçede sık rastlanan "Kurtoğlu" arasına bir
benzerlik kurmak mümkün. Peki, Rusya'da hangi hayvan neyi simgeliyor,
hangileri hakaret, hangileri değil?
1. İnek (Karova). Bir genç kıza "karova" demek
büyük bir hakaret sayılır. Kilolu, hantal manasına gelir. Bir erkeğe boğa (bık)
demek de kabalık bildirdiği için hoş karşılanmayabilir. Ama "boğa gibi
sağlıklı" (zdorov kak bık) tümüyle normal bir ifadedir.
2. Köpek (sabaka). Bir diğer nahoş adlandırma da köpek.
Özellikle hayal kırıklığı bildiren durumlarda kullanılır.
3. Teke (Kazyol). Rusçada muhatabına en çok rahatsızlık
veren kelimelerden biri "kazyol". Hapishane argosundan günlük dile
giren kelime başlangıçta "ispiyoncu" anlamı taşısa da bugün daha
geniş anlamda hakaret için kullanılır. Bir kadına keçi (kaza) demek ise
"daha az aşağılayıcı" olmakla birlikte Türkçedeki "aptal"
yerine kullanıldığı için yine hoş değildir.
4. Horoz (petuh) ve tavuk (kuritsa). Bugün artık gündelik
dilde pek karşılanmasa da hapishane orijinli diğer iki hakaret ifadesi horoz ve
tavuk. İlki "homoseksüel erkek", ikincisi "aptal"
anlamında.
5. Kedicik (kotik) ve tavşan yavrusu (zayka, zayçik)
Rusçanın en sevgi dolu adlandırmaları olabilir. Anneler çocuklarını sık sık
"zayka" diye sever.
6. Eşek (asyol) ve koç (baran). Aptal adam manasında.
7. Geyik (aleyn). "Alık" manasında kullanılır.
8. At (loşad). Türkçede "eşek gibi çalışanlar"
Rusçada "at gibi çalışır". At ayrıca çok içenleri nitelemek için de
kullanılan bir ifadedir.
9. Kaz (Gus). Bencil insan manasında.
10. Kartal (aryol) ve şahin (sokol). Cesaretli insanları
övmek için kullanılır.
Peki ya ayı? Ruslar birbirine seslenirken ülkenin sembol
hayvanının adını kullanır mı? Evet. Hantal ve ağır insanlara "Tı kak
medved" (Ayı gibisin) dendiği olur. Ama "Mişa" (ayıcık) daha çok
Mihail isminin kısaltması olarak kullanılır.
17 Aralık 2017 Pazar
Putin'den fıkralar

Kaynak:
http://www.turkrus.com/
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, "ince espri"
anlayışı ile de meşhur... Kritik sorular karşısında "taşı gediğine
oturtan" fıkralarla hem havayı yumuşatmada, hem de mesajını daha etkili
vermede bir hayli maharetli...
İşte, Putin'in anlattığı hem güldürüp hem düşündüren
fıkralar.
Bu fıkraları tekrar "güncelleştiren", Rus liderin
perşembe günkü basın toplantısında, savunmadan yapılacak kesintinin olumsuz
sonuçları olacağına vurgu yaparken anlattığı son anekdot:
"Eski
bir asker oğluna bıçağını görüp görmediğini soruyor. Oğlu, babasının bıçağını
satıp parasıyla saat aldığını söylüyor. Eski asker, oğlundan saati göstermesini
istiyor. Saatin iyi göründüğünü söyleyen asker şöyle devam ediyor: Yarın
gelirler, beni öldürürler, anneni öldürürler, kız kardeşine tecavüz ederler,
sen de onlara Moskova'da saatin 12.30 olduğunu söylersin."
İşte yakın geçmişte Putin'in anlattığı fıkralardan bir
seçki:
19 Ekim 2017 tarihindeki Valday zirvesinde, "Putin
yeniden başkan olmazsa, Rusya'nın sorunların üstesinden gelemeyeceği"
yönünde yapılan yorum karşısında:
Putin:
"İfas
eden bir oligark karısıyla konuşuyor:
-Mercedes'i
satıp Lada almamız gerekecek.
-Sorun
değil.
-
Malikanemizden çıkıp Moskova'daki dairemize yerleşmemiz gerekiyor. Ama beni
yine de sevecek misin?
-Seni
çok seveceğim ve çok özleyeceğim."
Putin, 4 Ekim 2017 tarihinde Rusya Enerji Haftası'nda,
sadece kendisine soru soran sunucuya İsrail ordusundan örnek verdi:
Genç
bir askere soruyorlar:
-Eğer
20 terörist üzerine geliyorsa ne yaparsın?
-UZI'yi
alıp ateş ederim.
-Peki
ya tanklarla gelirlerse?
-El
bombasıyla kendimi korurum. Generalim, bu orduda yalnızca ben mi savaşıyorum?
Ben de
size sorayım, bu panelde yalnıca ben mi konuşacağım?
3 Nisan 2017'de St.Petersburg'daki medya forumunda:
"Sovyet
döneminde parti toplantısı yapılıyor. Katılımcılardan biri, Abram Semenoviç,
elini kaldırıyor. "Sen otur" diyorlar. Anlaşılan o ki, yerel
basından. Bir daha el kaldırıyor, "Sen otur" diyorlar. "Sadece
tek bir kelime söyleyeceğim" diyor. "Bir kelime söyle" diyorlar.
Kalkıyor ve "İmdat" diyor.
2015 yılındaki yıllık basın toplantısında, ekonomiyle
ilgili yaptığı espri:
İki
ahbap oturuyor. Biri diğerine "Nasılsın?" diyor. Öbürü,
"Çizgili, siyah-beyaz" diyor.
-Bugün
hangisi?
-Siyah.
Altı
ay sonra bir daha soruyor.
-Bugün
nasılsın? Çizgili olduğunu biliyorum. Şimdi hangisi?
-Bugün
siyah.
-O
zaman da siyahtı.
-Hayır,
o zaman demek beyazmış!
Kaçırılmayacak 5 yeni Rus filmi
Kaynak:
http://www.turkrus.com/
"Sovyet sinemasının devri kapandığından beri Rus sineması
eski kalibrede filmler üretmiyor" eleştirilerinin, özellikle son birkaç
yıldır pabucu dama atılıyor. Andrey Zvyagintsev başta olmak üzere "yeni
nesil" yönetmenler, beyaz perdede ses getiren filmlere imza atıyor.
Üretken Rus sinemacıları 2017'yi de boş geçmedi ve birbirinden güzel filmlere
imza attı. İşte sinema eleştirmenlerine göre, bunlardan muhakkak görülmesi
gereken 5'i:
1.
Sevgisiz (Nelyubof) - Yönetmen Andrey Zvyagintsev. Rusya'nın
son dönemde ülke dışında en merakla izlenen sinemacısı Andrey Zvyagintsev'in
son filmi Nelyubof 2018'in yabancı dilde en iyi film dalında Oscar adayları
arasında.
2.
Aritmi (Aritmiya) - Yönetmen Boris Hlebnikov. Cannes,
Kinotavr ve Karlovy Vary gibi önde gelen festivallerden ödülle dönen film
Yaroslavl kentinde yaşayan doktor çiftin karmaşık ilişkisine odaklanıyor. Film
üzerinden Rusya'nın sağlık sistemine bakış atmak mümkün.
3.
Cennet (Ray) - Ünlü Rus sinemacı Andrey Konçalovski'nin filmi
Ray bu yıl Venedik Film Festivali'nde Gümüş Aslan ödülüne layık görüldü. Film
Ekim Devrimi'nden kaçıp Fransa'ya iltica eden, İkinci Dünya Savaşı yıllarında
da Nazilere karşı direnişe katılan Rus prensesi Vera Obolenskaya'nın hayatını
ekrana taşıyor.
4.
Sıkışıklık (Tesnota) - Yönetmen Kantemir Balagov. Rusya'nın
Kuzey Kafkasya bölgesinden gelen genç yönetmenin filmi bu yılın sansasyonları
arasında. Film Cannes'da sinema eleştirmenleri ödülüne layık görüldü. "Tesntao",
1998 Çeçen Savaşı sırasında Nalçik'in Yahudi mahallesine odaklanıyor.
5. Son
Bahadır (Posledniy Bogatır) - Yönetmen Dmitri Dyaçenko. Rus
masallarından esinlenerek hazırlanmış bir Disney prodüksiyonu. Son Bahadır
Rusya sinema tarihinin en çok izlenen filmi olma rekorunu elinde bulunduruyor.
Osmanlı elçilerinin Moskova rezidansı
FUAD
SAFAROV
Kaynak:
http://www.medyagunlugu.com/
Son günlerde çok konuşulan Türk-Rus ilişkilerinin tarihi
bir hayli geçmişe gidiyor, 31 Ağustos 1492 Prens 3. İvan tarafından Osmanlı
Sultanı 2. Beyazıt'a gönderilen resmi mektup iki ülke arasındak ilk diplomatik
ilişkinin başlangıcı kabul ediliyor.
3. İvan mektubunda, Beyazıt'tan Moskova'dan elçileri ve
tüccarları için serbest geçiş ve ticaret izni istiyor, Sultan, bu mektuba
olumlu yanıt verince 1495'de 3. İvan elçisi Pleşçeyev'i İstanbul'a gönderiyor.
Moskova'ya gelen Türk elçi ve tüccarların nerede kaldığına
ilişkin Rus kaynaklarında ilginç bilgiler var. Örneğin Moskova Belediyesi tarih
sitesi mdn.ru'ya göre, kentin merkezindeki Kitay-Gorod semtinde şimdiki
Nikolski ara sokağında Posolski Dvor (Büyükelçilik Bahçesi) olarak adlandırılan
yerde yabancı ülkelerin elçileri kalıyordu. Türk elçi ve tüccarlarının kaldığı
yer de burasıydı. Rus tarihçi (1862-1918) Sergey Belokurov da ilk dönemlerde
Türklerin Moskova'da sürekli rezidansı bulunmadığı için Kitay-Gorod semtinde
kaldığını yazıyor. Belokurov uzun yıllar Rusya İmparatorluğu Dışişleri
Bakanlığı arşivinde çalışmıştı.
O dönem Danimarka'ya bağlı olan Alman Schleswig-Holstein
eyaletinin kralı 3. Friedrich'in Moskova'daki elçisinin sekreteri Adam Olearius
(1599-1671) da "Schleswig-Holstein eyaleti Elçiliği'nin Moskova ve İran
gezisi" adlı eserinde Türk elçilerin Moskova'da Kitay-Gorod semtinde
kaldığını onaylıyor. Alman diplomat ve gezginin yazdıklarına göre, Hristiyan
elçilerinden farklı olarak Türk, İran ve Tatar elçiler Moskova Prensi'nin el
öpme törenine katılmıyordu. Alman diplomat, Türk elçilerinin Kitay-Gorod'daki
Posolski Dvor'da İsveç elçiliğine komşu binada kaldığını ve elçilerle birlikte
Moskova'ya gelen Rum kökenli Osmanlı konuklarının kilisede ayinlere katıldığını
da anlatıyor.
Rusya ilk Osmanlı elçisine neden “kardeşlik” uyarısı yaptı?...Arşiv
FUAD
SAFAROV
Kaynak:
http://www.rtib.org/
Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk Moskova elçisi Kemal Bey, Rus
prensi 3. Vasili’ye sunduğu Sultan Selim’in mektubunda “kardeşlik” ifadesini
unutunca Rus saray yetkililerinin Türk elçiyi uyardığı ortaya çıktı. Uyarı
üzerine “dostluk ve sevgi” ifadeleri içeren resmi yazıya “kardeşlik” ifadesi de
eklendi.
Rus tarihçi Leonid Yuzefoviç bir dergide yazdığı makalede,
16.yüzyılda Rus diplomasinin kural ve kaidelerini araştırdı. Araştırmaya göre,
o dönem Rusya (Moskova Knezliği) Osmanlı devleti ile ilişkilere çok önem
veriyordu. Rus prensi 3.Vasili ticareti artırmak ve Osmanlı ile ittifak yapmak
için Alekseyev isimli elçisini 1513'de İstanbul'a yolladı. Buna karşılık
Osmanlı da Menkub beyi olan Kemal Bey'i elçi olarak Moskova'ya gönderdi.
Tarihçi Yuzefoviç’e göre, o dönem Rus diplomasisinde
“Kardeşlik” ifadesinin çok önemi vardı. Kardeşlik ifadesi her iki ülkenin eşit
haklara sahip olduğu anlamını taşıyordu. Rus prensi, kendisinden aşağı gördüğü
diğer krallar için asla “kardeşlik” ifadesini kullanmazdı ve onların
kullanmasına da müsaade etmezdi. Rus tarihçi, “Bazı ülkelerle iyi komşuluk,
dostluk ilişkiler olabilir, ama kardeşlik ilişkileri nadir ülkeler için geçerli
idi.” şeklinde değerlendirdi. Moskova Knezliği’nin “kardeş” gördüğü ülkelerden
biri de Osmanlı idi.
Tarihçiye göre, 1515’de Osmanlı elçisi Kemal Bey, Rus
padişaha Sultan Selim’in mektubunu sunarken, Rus saray yetkilileri yazıyı didik
didik araştırdı. Resmi yazıda Sultan’ın 3.Vasili’ye hitaben sadece “dostluk ve
sevgi” ifadeleri kullandığını tespit eden Rus saray görevlileri, elçi Kemal
Bey’i uyararak mektuba “kardeşlik” kelimesini eklemesine de mecbur etti.
Rus Kozaklar: Türk kanı taşıyoruz....Arşiv
FUAD
SAFAROV
Kaynak:
http://www.rtib.org/
Rusya’nın güneyinde yaşayan ve kahramanlıkları ile ünlü Don
Kozaklarının Türklerle akraba oldukları iddia edildi.
Daha önce Moskovski Komsomolets gazetesine konuşan Rus ve
Sovyet sinema ve tiyatro duayenlerinden Mihail Derjavin’e göre, kemer burunlu
Kozakların soyu genelde Rus-Türk evliliklerine dayanıyor.
Derjavin, eski Sovyet Mareşalı Semyon Budyonnıy ile
yaşadığı anıları paylaşarak, “Kendisiyle tanıştığım zaman Budyonnıy SSCB
Savunma Bakan Yardımcısı idi. Üç kere Sovyet kahramanı madalyasını almış bir
insandı” dedi.
Don Kozakların özelliklerine de değinen Rus sanatçı, “Çok
iyi hatırlıyorum, yönetmen “Durgun Don” filmi çevrilirken, yönetmen Sergey
Gerasimov, Melihov rolü için Pyotr Glebov’u davet etmişti. Çünkü kemerli burnu
olan birileri gerekiyordu. Gerçekten de genelde Don Kozakların burnu öyle.
Budyonnıy’ın da burnu öyle idi. O ise bunun nedenini bana şöyle anlatmıştı:
“Bizim dedelerimiz Türkiye’den kız kaçırıyordu. Türk kızları mükemmel yemek
yapıyordu, zarif ve güzel idiler, fakat Rusça iyi konuşamıyorlardı. Genelde
suskundular.”
Rus basınına da göre Grigori Melehov'u oynayan Pyotr
Glebov’un burnunun, eserdeki Türk ninesi Kozak Melehov’un kemerli burnuna
benzemesi gerekiyordu. Rus Karavan dergisine konuşan sanatçının kızı Olga
Glebova, “Türk burnu için stüdyoya bir usta çağrıldı. Sıcak havalara dayanamadığı
için usta ikinci bir kalıp hazırlamış. Babam da bu 'Türk burnu'nu gözü gibi
koruyup, küçük bir kutunun içinde saklıyordu” dedi.
Bu arada eserin odak noktası Şolohov’un da doğum yeri olan
bir Kazak köyü ve ana kahraman da bu köyün sakini Melehov’dur. Dedesi Rus-Türk
savaşında kaçırdığı bir Türk kadınla evlenmiş ve bundan dolayı Grigori’ye de
Türk kanı karışmıştı.
2008 yılında Rusya’da gerçek tarihi olaylar üzerine yapılan
Admiral filminde de kahramanlardan Anna Timireva, “Ninem Türk idi, Kozak’la
evlenmişti” deyince Admiral Aleksandr Kolçak da “Gerçi benim dedelerim de Türk”
ifadesini kullanmıştı. Bunun üzerine Timireva da, “O zaman Türklerin şerefine!”
diyerek kadeh kaldırmıştı. Kolçak’ın 18. yüzyılda yaşamış İlyas Paşa’nın
soyundan geldiği belirtiliyor.
Türk-Rus savaşı olmasaydı Kremlin Sarayı daha büyük olacaktı...Arşiv
Kaynak:
http://www.rtib.org/
1768-1774 yılında patlak veren Türk-Rus Savaşı yüzünden
Moskova’nın merkez yönetiminin simgesi Kremlin Sarayı’nın inşaatından
vazgeçildiği ortaya çıktı. İddialara göre, dönemin Rus Çariçesi 2. Katerina
savaşın maliyet yükünü kaldıramayarak dev projeden vazgeçti.
Söz konusu tarihi iddiayı ortaya atan Rusya Devlet Mimarlık
Müzesi Tarih Bölümü Başkanı Zoya Zolotnitskaya, Çariçe 2. Katerina’nın 1768
yılında Büyük Kremlin Sarayı inşaatı için mimarlara talimatlarda bulunduğunu
söyledi. Rus basınında yer alan bilgilere göre ünlü tarihçi, “Katerina
Kremlin’i yeniden inşa etmeyi planlıyordu. Moskova’da kendisinin oturabilmesi
için saray istiyordu. Maketi ünlü mimar Vasili Bajenov hazırladı. Projeye göre
bir kaç Kremlin duvarı sökülerek yerine sütunlarla azametli, dev saraylar inşa
edilecekti” dedi.
Projeye göre, Büyük Kremlin Sarayı, Kremlin’in ırmak kenarı
arazisinde kurulacaktı. 1 Haziran 1773’de dev inşaatın temelinin atıldığını
hatırlatan tarihçi Zolotnitskaya, “Fakat Türkiye ile savaş projenin
gerçekleştirilmesine engel oldu. Proje pahalı idi. O sıralar Rusya devlet
bütçesi, savaşa para harcamayı ve aynı zamanda da Büyük Kremlin Sarayı’nın inşa
etmeyi kaldıramadı. Eğer savaş olmasaydı, Kremlin şimdiki halinden farklı
olacaktı” bilgisini aktardı.
Büyük Kremlin Sarayı 1838-1849 yıllarında daha önceki
projeden küçük olarak inşa edildi. Mimar Bajenov’un proje maketi ise müzenin
deposuna kaldırıldı.
Günümüzde Büyük Kremlin Sarayı’nın Andreyevski,
Aleksandrovski, Vladimirovski ve Georgiyevski tarihi salonları bulunuyor.
Rusya’nın önemli devlet törenleri ve yabancı liderler ile görüşmeler bu
salonlarda gerçekleştiriliyor.
Rusya'da iş yapanlara altın öğütler
Kaynak:
http://www.turkrus.com/
Lafı dolaştırmadan söylemek gerekirse Ruslar
"disiplinleriyle ünlü bir halk" sayılmaz. Genel kanıya göre,
"Bugünün işini yarına bırak", Rusların da yürekten benimsediği bir
ilke. Hatta, "Türk bürokrasisi 'Bugün git, yarın gel' der, Rusya'da
bürokrasi 'Bugün git, dün gel' mantıksızlığına teslim" diye espriler bile
yapılır.... Peki, Ruslar zaman baskısı ve deadline (bire bir çeviriyle 'ölü
çizgi', Türkçeleştirmeyi denersek 'son teslim tarihi') ile nasıl başa
çıkıyor, işleri nasıl yetiştiriyor? Rus vatandaşları ile çalışan yabancı
işverenler bu duruma nasıl yaklaşmalı?
Yaygın kanının aksine, Rusyalıların kendini adayarak disiplinle çalıştıkları pek çok iş kolu mevcut. Örneğin savunma ve güvenlik. Kolluk gücünde ya da nükleer sanayide çalışan Ruslar için "iş bitirme tarihlerine" sıkı sıkıya uymak dışında bir seçenek söz konusu bile değil.
Teslim tarihlerinin en çok problem yarattığı sektörler
gazetecilik, bilişim ve tasarım. Bu gibi yaratıcılık gerektiren sektörlerde
çalışan Rusyalılar işlerini son dakikaya bırakma eğiliminde olabiliyor.
Bununla birlikte, bazı Rus bilim insanları işini son ana
bırakma davranışının bazen yaratıcılığı tetikleyebildiğini ve erken bitirilen
bir işten daha iyi sonuçların elde edilebilmesinin önünü açtığını söylüyor.
Rusların teslim tarihlerine uymama davranışını, teslim
tarihi kavramının çalışma hayatında nispeten yeni oluşuna bağlayanlar da var.
Diğer yandan, "deadline"a uymayan çalışan ve
şirketlerin ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalmaması bu davranış biçimini
pekiştiren bir etkide bulunuyor. Rus KOBİ'lerin çatı kuruluşu Opora Rossii'nin
başkan yardımcısı Pavel Sigal teslim tarihine uymamanın Avrupa'da ceza konusu
olduğu hatırlatıyor.
Peki, manzara böyleyken işverenler Rusyalı çalışanları
nasıl motive edebilir. İşte "uzmanlardan" birkaç ipucu:
- Teslim tarihini olması gerekenden öne çekmek. Böylece
işlerin ters gitmesi durumunda ekstra zaman elde edilebilir!
- Zaman çizelgesini çalışanlarla birlikte belirlemek.
Teslim tarihinin birlikte belirenmesi durumunda çalışanların şikayet edecek
daha az şeyi olacaktır.
- Teslim tarihinin neden önemli olduğunu ve buna uyulmadığı
takdirde doğabilecek olumsuz sonuçları çalışanlarla da paylaşmak. Çalışanları
tehdit etmeyin. Ama teslimin gecikmesi durumunda şirketin ve çalışanların
bundan nasıl etkileneceğini anlatın.
- Günlük ilerleyişi takip için bilgisayar programlarından
yararlanın.
11 Aralık 2017 Pazartesi
Ruslar neden bu kadar 'korkusuz'? "Huje nye bıvayet" felsefesinin kökenleri...
Kaynak:
http://www.turkrus.com/
Sosyal medyalarda fenomen haline gelmiş pek çok videonun
kahramanı Ruslar... Kimi zaman yüksek bir binadan kar yığınına atlayan gençler,
kimi zaman arabasıyla yolda giderken karşısına çıkan ayıyı besleyen bir adam,
kimi zaman da ırmağa düşen otomobilde gidecekleri yönü tartışan
maceraperestler. Peki bu Rusları bu kadar "korkusuz" kılan nedir?
Rus tarihçiliğinin babası Nikolay Karamzin cesaretin
Rusların milli özelliği olduğu ve kuşaktan kuşağa aktarıldığı
düşüncesinde. Karamzin, eski Slavlar hakkında "Kuzeye özgü hava
koşullarını hiçe sayarak açlığa ve diğer tehlikelere göğüs germişler, en kaba
yiyecekleri yemişlerdir," diye yazar.
Rossiyskaya Gazeta'nın derlediğine göre, Rusların cesur
insanlar olmasını iklime ve zorlu çevre koşullarına bağlayan tek kişi Karamzin
değil. Bir başka ünlü Rus tarihçi Sergey Solovyov da doğanın Rus insanını
çok çalışmaya ve coşkusunu korumaya ittiğini söylüyor.
Gerçekten de çağdaş Ruslar her yıl kışın gelişinden şikayet
etse de kimse kıştan korkuyor gibi görünmüyor.
Zorlu iklim ve çevre koşullarına tarihin Rus halkının önüne
koyduğu zorlu dönemeçleri de ilave etmek gerek: Devrim, iç savaş, tarımda
kollektifleştirme ve mülksüzleştirme, Stalin terörü, İkinci Dünya Savaşı,
durgunluk, ağır ekonomik kriz ve devletin yıkılışı... İşte Rusya'nın bir
asırdan az bir süreye sığdırmayı başardığı felaketler dizisi.
Bugün yaşayan her birey ve bu bireylerin ataları tüm
aşamalara bizzat şahit olmasa da bu felaketlerin toplumun kolektif hafızasında
iz bıraktığı kuşkusuz. Tüm Rusların emin olduğu bir şey varsa, "işlerin
eskisinden daha kötü olamayacağı." Хуже не бывает!" (Huje nye
bıvayet!) Yani "daha kötüsü olamaz!".
"Mujikliğin" teşvik edildiği, zayıflık belirtisi
gösterenlerin küçümsendiği son derece ataerkil bir toplumda en çok
korkulan şeyin "zayıf görünmek" olmasına şaşırmamak gerek belki de...
10 Aralık 2017 Pazar
Moskova nasıl bir şehir
Samih
Güven
Kaynak:
https://samihguven.blogspot.ru/
Çoğumuz için Moskova ismi belki de en çok soğuk savaş
dönemi ve özellikle 70’li yıllardaki sağ-sol ayrışması nedeniyle akılda kalmış
olabilir. Bizde solcuları “komünistler Moskova’ya” diye özellikle göndermek
istedikleri bir yerdi eskiden. Bir de bazı solcu şehir veya kasabaları küçük
Moskova diye itham etmeyi severlerdi. Benim için Moskova’nın en önemli
özelliklerinden biri de Nazım’ın yaşamış olduğu ve mezarının bulunduğu şehir
olması.
2013 yılı Moskova’ya ilk gelişimdi ama okuduğum Rus
romanlarından epey bilgi vardı kafamda. Bu romanlar iki yüz yıl öncesini
anlatsa da kültüre ve tarihe ilişkin çok şey kalıyor doğrusu. Mesela Savaş ve
Barış bu anlamda çok önemli bir kitaptı benim için. Ayrıca daha önce Moskova’ya
gidenlerden, yaşayanlardan çok şey duymuştum. Bir ara internette arama yaparak
Türkler neler yazmış diye de incelemiştim. Sonradan haberdar
olduğum bazı nitelikli blog ve siteler dışında şehir hakkında yazılan şeyler
genelde inşaat şirketlerinde mühendis olarak çalışmış gençlerin gözlemleriydi.
Bu gözlemlerin daha çok erkeklere ait olduğunu ve aslında biraz 90’lı yıllardan
izler taşıdığını hemen söylemeliyim. Tabi herkesin hemfikir olduğu şey iklimdi.
Uzun süren ve soğuk geçen kışlar, Ocak ve Şubat aylarında -30’u bulan soğuklar
bol bol anlatılıyordu. Bolca yağan kar, güzel kış manzaraları da tabi. En çok
yazılanlardan biri de Moskova’daki gece hayatı ve güzel Rus kadınları
hakkındaydı elbette. Gidilebilecek mekânlar, nelere dikkat edilmesi gerekir
gibi konuları üşenmeden yazmıştı bazıları. Dile getirilen başka bir özellikse
pahalılıktı. Restoranların, kiraların, gıda ve giyim gibi fiyatların pahalı
olduğu anlatılıyordu. Yine başka bir özellik ise Moskova’nın güvenli bir yer
olup olmadığına ilişkindi. Konuyla ilgili okuduğum notların bazıları, gece
ıssız caddelerde dikkatle yürümek gerektiği, özellikle gece vakitlerinde
parklardan uzak durulması ve metroya geç saatlerde dikkatli binilmesine ilişkin
konulardı. Özellikle bu konunun 90’lı yıllarda yaşanan ve şimdilerde gayet
güvenli olan Moskova’yla pek de ilgisi olmadığını gelince anlamıştım hemen.
Ancak Moskova'ya gittikten bir süre sonra bazı nitelikli
haber siteleri ve blogların da olduğunu fark ettim (Turkrus.com gibi).
Buralarda paylaşılan haber ve bilgiler önemli bir ihtiyacı karşılıyor
gerçekten. Ayrıca Cenk Başlamış'ın Rusya'nın Sırları adlı kitabını da yeni
keşfettim.
Yine yakın zamanda okuduğum Svetlana Aleksiyeviç'in "İkinci El Zaman" adlı kitabı Sovyetler dönemini ve 90'lı yıllardaki dramı anlamak açısından muhteşem bir kaynak.
Bununla birlikte, insanın kendi deneyimleri kadar güçlü bir bilgi yok. Bir de kesin bir kanıya varmak, daha sağlıklı sonuçlar çıkarmak için önyargılardan kurtulmak ve yeterli gözleme sahip olmak gerekiyor. Gitmeden internette okuduğum bilgiler değerliydi elbette. Moskova’da uzun süre bir ilaç şirketinin temsilcisi olarak görev yapan bir tanıdığımla görüşmüştüm telefonda. Orada çok mutlu zaman geçirdiğini, güzel bir şehir olduğunu anlatmıştı uzun uzun. Onun gözlemleri önemliydi çünkü, sanat ve edebiyat duyarlılığı olan bir insandı.
Ama dediğim gibi insan kaç kişiyle konuşursa konuşsun
yaşamadan, kendi gözleriyle görmeden, hatta tekrar tekrar deneyimlemeden
sağlıklı bir kanıya ulaşamıyor. Bu yüzden orada bir süre yaşadıktan sonra şunu
anladım ki, 90’lı yılların Moskova’sı hakkında anlatılanlarla 2010’ların
Moskova’sı arasında dağlar kadar fark vardı. Hiç değişmeyen hep aynı kalan
özellikler de vardı elbette. Bu yüzden Moskova ile ilgili çeşitli mekânları, konuları,
olayları ayrı ayrı dile getirmeden önce Moskova nasıl bir şehir diye genel
olarak değinmek istedim.
Şehirleri güzel kılan belli başlı özellikler oluyor. Bir
defa coğrafi konum ve şartlar önemli bir etken. Bir şehirde deniz, büyük bir
göl veya nehir varsa bambaşka bir hava katıyor. İkincisi de tarihsel ve
kültürel geçmiş. Daha önce kimlerin yaşadığı, şehrin ne zaman kurulduğu, nasıl
bir mimari doku ve kültürel birikim olduğu önemli oluyor. Başka bir nokta ise
ticari ve ekonomik konum. Bana göre en önemlisi ise yaşayanların ve
yönetenlerin nasıl bir şehir istediği, zihniyeti ve birikimi. Aslında bütün bu
özellikler iç içe de geçebiliyor çoğu zaman. Yani uygun coğrafi konumu
nedeniyle ekonomik ve ticari açıdan öne çıkabiliyor şehirler. Böylece uzun, köklü
bir tarihe, farklı medeniyetlere de ev sahibi olabiliyorlar. Böyle olunca
ekonomik olduğu kadar mimari, kültürel birikim gibi zenginlikler de oluşuyor.
Bu ise yönetenler üzerinde söz konusu birikimin korunması ve geliştirilmesi
için baskı ve bilinç yaratabiliyor. Aslında biraz alt yapı ve üst yapı meselesi
gibi ama bunların birbirleriyle etkileşimi daha çok. Ama bazen de yöneticilerin
bilinci ve vatanseverliği çok şeyi değiştirebiliyor.
Büyük Rusya coğrafyası açısından şunu görüyoruz ki birçok
önemli şehir Avrupa’nın en uzun nehri olan Volga nehri etrafında kurulmuş.
Nehirlerin şehir yerleşimi olarak tercih edilmesinin önemli nedenleri,
taşımacılık, sulama, şehrin su ihtiyaçları ve korunma gibi nedenler. Ayrıca
estetik olarak büyük katkısı oluyor elbette.
Moskova şehri ise adını nehrin isminden alıyor. Nehir
şehrin içinde 110 kilometre kadar dolaşıyor. Bunun Moskova’nın güzelliğine
katkısı büyük. Rusya coğrafyasının başka bir özelliği ise topraklarının
yaklaşık yarısının orman olması. Bu yüzden etrafı zaten ormanlık olan
Moskova’nın içi de kentleşme bilinci ve duyarlılık nedenleriyle ağaç ve parklar
açısından hayli zengin. Yeterince ağaç ve yeşil var deyip her yere yeni binalar
dikmeye çalışmıyorlar. Tersine şehir merkezinde her gün trafiğe kapatılan yeni
bir sokak, yeşillendirilen yeni bir alan görebiliyorsunuz. Bu konuda en güzel
örneklerden biri de şehrin merkezinde yıkılan büyük otelin yerine, o değerli
araziye, başka bir bina yapmak yerine park yapmaya karar verilmesi mesela.
Çarlık döneminden kalan yapılar ve kent kültürü önemli
Moskova’da. Ama komünist dönem sırasında planlama, alt yapı, yollar, parklar,
metro gibi konularda büyük mesafe kat edilmiş. Bu konulara daha sonra tek tek
değineceğim ama yollar konusunda şunu söyleyebilirim ki, öyle geniş yollar
vardır ki şehrin içinde, ondan fazla şerit bulunur mesela.
Caddeler, parklar, metro gibi konular beklediğim gibi
çıkmıştı aslında. Ama beni en çok şaşırtan binalar oldu Moskova’da. Özellikle
Kaltso denilen ve şehrin merkezini çevreleyen dairenin içinde yüzlerce tarihi
ve güzel bina bulunuyor. Farklı bir sokağı göreyim diye yollara düştüğüm her
seferinde yeni gördüğüm, sürpriz ve güzel binalarla karşılaştım hep.
Tarih, kültürel zenginlik, nüfus ve ekonomi açısından
Moskova Rusya’nın en önemli şehri. Komünizm dönemi de dikkate alındığında
sadece Rusya’nın değil bütün bölgenin başkenti gibi olmuş. Ayrıca dünyanın iki
kutba ayrıldığı soğuk savaş döneminde bu iki kutup Vaşington ve Moskova olarak
ifadesini bulmuş.
Yaklaşık 13 milyon nüfusu var. İş bulmak ve yaşamak
amacıyla diğer şehirlerden de göç alıyor. Sadece Rusya’nın diğer şehirlerinden
değil, Ermenistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan
gibi ülkelerden de çok sayıda insanın çalışmak için geldiği bir yer. Bu nedenle
dünyanın en pahalı şehirlerinden biri. Özellikle de kiralar ve gayrimenkul
fiyatları açısından.
Soğuk kışlar ise önemli özelliklerinden biri elbette.
Özellikle Ocak ve Şubat aylarında -30’lara varıyor soğuklar. Hava sıcaklığı
konusunda dikkati çeken şey ise gece ve gündüz sıcaklıkları arasında
Türkiye’deki kadar fark olmuyor. Yani gündüz -10’sa gece de -15 oluyor mesela.
Aslında Ekimden itibaren başlıyor soğuklar ve Mayıs’ta ancak geliyor bahar. Bir
Afrikalı diplomat Moskova’da kışların, beyaz ve yazın görülen yeşil renklisi
olmak üzere ikiye ayrıldığını söylemiş. Kışın oldukça fazla kar yağıyor. Ama
bütün şehirdeki iyi organizasyon ve bu konudaki birikim sayesinde yollar ve
kaldırımlar hep açık kalıyor.
Moskova mimari açıdan da önemli bir şehir. Bazıları
UNESCO’nun dünya mirası listesinde de yer alan yapılar söz konusu. En önemli
mimari yapılar arasında Kremlin, Kızıl Meydan, Kolomoskoe’da bulunan Yükseliş
Kilisesi, Novodemiç Manastırı, Kurtarıcı İsa Kilisesi, Tsaritsino Park Bölgesi,
Bolşoy Tiyatrosu gibi yapılar bulunuyor.
Moskova’nın kuruluş tarihi 1147 olarak kabul ediliyor. 12.
ve 14. yüzyıl arasında mimari yapılarda genellikle ağaç kullanımı söz konusu
olmuş. Ancak istilalar ve yangınlar bu tür yapılara kolay zarar verdiğinden,
14. ve 15. yüzyıldan itibaren taş mimarisi yaygınlaşmaya başlamış. 1812
yılındaki büyük yangın önceki dönemlerde inşa edilen yapılara büyük zararlar
vermiş.
20. yüzyıl başlarında Moskova ısıtma ve su sistemleri,
sokak aydınlatması ve asfalt yollar gibi unsurlarla tanışmaya başlıyor.
Komünizm sonrasında özellikle birinci beş yıllık kalkınma planı ile şehir
yeniden ele alınıyor ve birçok cadde genişletiliyor ve parklar yapılıyor.
Moskova’nın şehir olarak kuruluşu 1147 yılı olarak esas alınarak
her yıl Eylül ayı başlarında yapılan Moskova şehir günleri oldukça güzel ve
hareketli geçiyor. 500’den fazla etkinlik ve 300 civarında irili ufaklı konser
oluyor. 2015 yılında 868. yıldönümü olarak kutlamalar yapılmış ve özellikle
şehir merkezi gelin gibi süslenmişti. Sadece şehir günü için değil, çeşitli
etkinlik ve festivaller kapsamında da sokak sokak meydan meydan süsleniyor
Moskova. Bana göre en güzel süslemeler ise yılbaşı için yapılanlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)