Moskova

Moskova

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Rusların Sibirya’yı fethi


Milletler savaşlardan doğar ve fetihler onları yüceltir. Agincourt, Trafalgar ve El Alameyn İngiltere’nin büyüklüğünü belirlemiştir. Fransa en iyi zamanını Austerlitz ile Jena’da yaşamış, çağdaş Almanya, Königgraetz, Sedan ve Tannenberg zaferlerinin arka planında biçimlenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Concord ve Yorktovvn’da var olmuş, Gettysburg’da birliğini korumuş ve Château-Thierry ve Midway savaşlarında bir dünya devleti olarak sahneye çıkmıştır. Rusya’nın doğuş ve fetih süreci, Moskova Prensi Dimitri Donskoi’nin 1380’de, Kulikovo’da, Moğollar üzerindeki zaferiyle başlayarak daha uzun sürmüştür. Rusya o zamandan beri -1709’da Poltava’da, 1812’de Borodino’da ve 1942’de Stalingrad’da- Avrupa’ya karşı dev savaşlarda çarpışmışsa da, asıl büyüklüğünü belirleyen fetihleri Asya’da yapmıştır. Rusya’yı dünyanın büyük devletleri arasına çıkartan ve oraya vardıktan sonra yerini korumasına yardımcı olan şey Sibirya’nın fethidir. 1582’de Kossak reisi Yermak Timofeeviç’in, Sibir Tatarlaı’nı bugünkü Tobolsk yakınlarında yenmesiyle başlayan Rusya’nın Sibirya fethi, Korkunç İvan’dan Brejnev dönemi sonuna kadar dört yüzyıla yayılmıştır. 

Ruslar’ın Sibirya’yı ele geçirmeleri, İç Asya’daki politik karışıklıkların Iskitler’i Sibirya’nın güneyindeki büyük yol boyunca batıya doğru sürdüğü 3000 yıl öncesine dayanan büyük fetih sürecinin bir parçasıdır. Milattan 700 yıl kadar önce bu göçerler Batı dünyasına fırtına gibi girmişler ve daha sonraları gelecek olan savaşçı dalgalarının, Sibirya’yı Orta Asya’dan ayıran bozkırlarda hak iddia etmelerinin yolunu açmışlardır. Dünyanın gördüğü en üstün hafif süvarilerinden olan bu bozkır atlıları Asya’nın, Batı ve Yakındoğu ordularına karşı 2000 yıl boyunca galip gelmelerini sağlamışlardır. Hiç geri çekilmeyen ve pek az yenilgi tadan bu insanlar dünyanın, Cathay’dan Canterbury’ye kadar olan kısmındaki halkların tarihlerine biçim vermişlerdir.

Iskitliler MÖ 700 yıllarında batıya yönelerek, günlük yaşamlarının merkezi olan at ve hayvanlarına otlak aramak üzere, bozkırları ilk aşan kavim olmuşlardır. 400 yıl sonra daha hızlı hareket eden ve düşmanlarını Batı’nın benzerini görmediği ağır süvarileriyle ezen Sarmatlar gelmişlerdir. Anlaşmalarını bir kafatasından içtikleri insan kanıyla kutsayan zalim barbarlar olan Sarmatlar’ın ardından gelen Attila’nın Hunları bir imparatorluk kurmuşlar ve 5. yüzyılda Macaristan ovalarına kadar yayılmışlardır. Şarlman’m ölümünden kısa bir süre sonra Hun imparatorluğunun çökmesi, Hıristanlığın ilk 1000. yılının kutlanmasından önce Avrupa kapılarına dayanan yeni göç dalgalarının birincisini oluşturan Avarlar’ın yolunu açmıştı. En son olarak da, Avrupa’ya gelenlerin en korkuncu ve zalimi olan Batu Han’ın Moğol orduları gelmiştir ki, bunlar doğudan gelen Asyalı istilacıların da sonuncusudur.
Modern çağların başında askeri teknoloji üstünlüğü ve onunla birlikte Avrasya’da hak sahibi olma iddiası- Avrupa’ya kayınca, Doğulular’ın zaferlerinin ve Batılılar’ın yenilgilerinin yönü de değişmiştir. Ruslar 1580’lerden başlayarak doğuya yönelmişler, Avrasya bozkırlarının büyük uygarlık merkezlerinden uzak bir yol seçmişler ve böyle- ce, Orta Asya ordularıyla büyük çatışmalardan kaçınabilmişlerdir. Ruslar, Asya’nın daha kuzeylerine çıkarak Sibirya’nın büyük nehirleri ve taşıma yolları boyunca ilerleyerek, geçmiş yıllarda Asyalı süvarilerin fethettikleri bozkırları ve çöl vahalarını değil, Urallar ile Pasifik arasındaki büyük ormanları ve tundraları ele geçirmişlerdir. Batıda Ural Dağları, kuzeyde Kutup Denizi, güneyde Kazakistan, Orta Asya, Moğolistan, Çin ve Kore, doğuda Bering Denizi, Ohotsk Denizi ve Japon Denizi sınırları arasındaki Sibirya, ortaçağ Rusyası’nın boyutlarını yüz kat arttırmıştır.

Ruslar, Sibirya’ya girdikten sonra îç Asya’dan Kutup Denizi’nin Asya kıyılarını oluşturan denizlere dökülen büyük Sibirya nehirlerinin en batısında olan İrtiş ve Obi vadilerine girmişlerdir. Her 40 kilometre karede nüfus sıklığı bir kişiden az olan topraklarda pek direnmeyle karşılaşmayan ve Batı’mn gördüğü en zengin kürklere rastlayan Ruslar 17. yüzyıl boyunca hızlarını arttırmışlardır. 1620’den önce îrtiş’in doğusundaki Yenisey vadisine erişmişlerdir. On yıl sonra da Yenisey’in ötesinde olan Lena’yı geçmişler ve 1639’da, başlangıç noktalarından 3000 mil (4800 kilometre) doğuda bulunan Pasifik Okyanu- su’na varmışlardır. Bundan dokuz yıl sonra Alaska’nın batı ucundan sadece 100 mil uzakta olan Çukotka Yarımadası’na erişmişlerdir. En azından resmen kabul edilen toprak kazanımı anlamında, Rusya, sadece bir avuç Kossak ve avcıyla ilerleyişini, bir dizi sınır karakolu ve ticaret merkezinin ele geçirilmesiyle noktalayarak Sibirya’yı 66 yılda fethetmiş oluyordu.
Urallar’dan Bering Denizi kıyılarına kadar 5000 mil (8000 kilometre) uzanan ve 5 milyon mil kare (8 milyon kilometre kare) toprağı içeren Sibirya’nın fethi Ruslar’m modern dünyanın en büyük kara devletini kurmalarına imkân sağlamıştır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Sibirya’nın sadece bir eyaleti olan Yakutsk, Hindistan’ın tümünden daha büyüktü ve Sibirya’nın ikinci eyaleti Yeniseysk, Büyük Savaş’ta, Rusya dışındaki bütün çarpışan devletlerin toplam topraklarından daha büyüktü. Bu bölgede Batılı zaman ve mekân kavramları geçerli olamazdı. Çünkü bir mevsimde, gece yarısındaki güneş bir başka mevsimde yerini öğle üzeri karanlığına bırakabiliyordu. Vladivostoklu bir gezgin şöyle yazıyor: “Pasifik Okyanusu ile Urallar’ın arasındaki yolu yarıladığımı sandığım bir sırada karşıma çıkan bir tabelada, ‘St. Petersburg 5000 verst (5280 kilometre)’ yazıyordu.”1

Boyut olarak büyüklüğü kadar kaynak bakımından da zengin olan Sibirya, Ruslar’a dünyanın altın ve gümüşünün altıda birini, platininin beşte birini ve demirinin üçte birini vermiştir. Dünya ağaçlarının dörtte biri Sibirya’da bulunmaktadır ve kömür, petrol ve doğal gaz rezervlerini hesaplamak hâlâ çok güçtür. Urallar’la Pasifik’in ortasında bulunan ve 1.5 kilometre derinliğinde olup Belçika’dan daha büyük olan Baykal Gölü’nde, dünyanın içme suyunun beşte biri bulunmaktadır. Sibirya’nın, gemilerin seyredebildiği nehirlerinin boyu, dünyanın çevresini saracak kadardır. Çok çeşitli ve tekdüze, kötü ve romantik, zengin ve yoksul olan Sibirya bugün de, doğanın ve tarihin sayısız çelişkilerini ve karşıtlıklarını bir araya getiren bir kıtadır.

Ruslar’ın Sibirya’yı fetihleri onlara bu toprakların geniş kaynaklarına erişme imkânını hemen sağlamamıştır. Büyük altın rezervleri 19. yüzyıla kadar keşfedilmemiş, daha büyük kömür, petrol ve doğal gaz rezervleri ise ancak 20. yüzyılda öğrenilmiştir. Sibirya tarihsel olarak kaynaklarını Rus fatihlerine vermekte nazlı davranmışsa da, Rusya’nın büyüklük iddialarını bir ölçüde destekleyen bu kaynaklar olmuştur. Son 400 yılda Doğu ile Batı arasındaki yeni dengede Sibirya’nın geniş doğal zenginliğine sahip olma, Rusya’nın dünyada işgal ettiği yeri belirleme açısından çok önemli bir unsur olmuştur.


Kaynak: W. Bruce Lincoln, “Vahşi Batı ve Sibirya ve Ruslar”,  Sabah Kitapları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder