Moskova

Moskova

22 Nisan 2012 Pazar

Lenin’i anmak ve anlamak


M.Hakkı Yazıcı
mhyazici@yandex.ru


22 Nisan 1870, Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’in doğum yıldönümü…
Seversiniz veya sevmezsiniz, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, ancak herkesin kabul ettiği bir şey var ki, Lenin, yaptıklarıyla, yazdıklarıyla yaşadığı çağa damgasını vurmuştur. Kuşkusuz gelecekte de önemini yitirmeyecek, tartışılmaya devam edecektir.
Lenin, sadece Ruslar için değil, Sovyetler Birliği coğrafyasındaki bütün halklar ve başka coğrafyalarda yaşayan halklar için de önemlidir. Zira o, takipçisi olduğu Marksizme katkısı olduğu bilinen emperyalizm teorisinin kuramcısıdır. Düşünceleri ve eylemleriyle bağımsızlık mücadelesi veren bütün uluslara, kurtuluş mücadelesi veren bütün halklara ilham vermiştir.
Lenin’nin Türkler için de önemi büyüktür. Kurtuluş savaşı veren Anadolu halklarına, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne destek elini vermiş, onların mücadelelerine katkıda bulunmuştur.

***
Geçen yüzyılın 20'-30'lu yılları Rus-Türk ilişkileri açısından benzersiz bir dönemi oluşturur.
1920 tarihli mutabakatlar uyarınca ve 16 mart 1921 tarihli Antlaşma'nın gereği olarak 1920-1922 yıllarında Anadolu Hükümeti’ne önemli miktarda askeri malzeme, diğer malzeme-teçhizat ve para yardımı yapıldı.
Bu dostluk ilişkisi kesinlikle karşılıklıydı.
Anadolu'daki hükümet de aynı duyarlılık içindeydi. Mustafa Kemal, o dönem kıtlık içinde bulunan Rusya'ya yardım yapılmasıyla bizzat ilgilenir; zahire depolarındaki hububatın yüzde 40'ına el konularak Karadeniz kıyılarında bulunanların açlığını hafifletmek üzere Rus halkına armağan edilmesini emreder ve V.İ.Lenin'i bu konuda bilgilendirir. Yardımlar sadece erzak olarak yapılmaz, Anadolu halkı bütün fakirliğine rağmen, Rusya için para da toplar. Böylece iki ülkenin yönetimleri ve halkları, açlığın ve yokluğun yüklerini birlikte paylaşır ve o zor yıllarda birbirinin yardımına koşarlar.

***
Bugün Türkiye’nin en ünlü meydanı olan İstanbul Taksim Meydanı’nın ortasında Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen eski ve herkes tarafından bilinen bir anıt vardır. Önünden her gün binlerce insan geçer. Kimisi dikkatle bakar, kimisi de aceleyle geçer gider. Önünden geçenlerin, bu anıtı bilenlerin pek çoğu onun hikayesindeki sırları bilmez.
Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı'nın açılışı 1928 yılında gerçekleştirildi.
Taksim Anıtı’nın herkes tarafından bilinmeyen ilginç bir hikayesi ve sırrı var.
Anıtta Mustafa Kemal Atatürk’le beraber yer alan grubun içindeki iki Rus generali 83 yıldır Taksim'e bakmaktadır.
Taksim Anıtı'nda, Atatürk'ün arkasında duran iki Sovyet generalinden biri General Mihail Vasilyeviç Frunze diğeriyse Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov’dur. Atatürk için "özel" adamlardı; çünkü, Kurtuluş Savaşı'nda dünya bize silah doğrultmuşken, Anadolu halkına destek veren Sovyetler'in "apoletli elçileri"ydi onlar...
Atatürk, onları hiç unutmadı. Bizzat, Atatürk'ün emriyle dahil edildiler, Anıt'taki figürler arasına... 1928'den beri orada, Taksim'in göbeğinde, Atatürk'ün hemen yanıbaşında duruyorlar.
Gerek Kurtuluş Savaşı, gerekse Cumhuriyet'in kuruluşunda "Bolşevikler"in maddi ve manevi desteğine bir nebze teşekkür etmek için o iki generalin heykeli oraya konmuştu.
Rusya ve Türkiye arasında yeni tip ilişkilerin oluşturulması ve geliştirilmesine yönelik ilk adımların anısı, 1928'de İstanbul Taksim Meydanı'nda dikilmiş olan heykel kompozisyonu ile ebedileştirildi.

***
Atatürk, yıkılan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine batılı emperyalist ülkelerin Anadolu halklarına Sevr Anlaşması’yla münasip gördükleri coğrafyayla yetinmeyip, işgalcileri kovarak yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Lenin, yıkılan Rus Çarlığı İmparatorluğu’nun yerine toprak kaybına uğramadan, daha ileriki yıllarda İmparatorluğun sahip olduğundan çok daha geniş coğrafyada egemen olan Sovyetler Birliği’ni kurdu.

***
Atatürk ve Lenin, her ikisi de, hemen hemen aynı yıllarda, yıkılan büyük imparatorlukların arkasından halkları için yeni bir hayat bulacakları yeni devletler kurdular. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ayrı mevzu, ancak önemli sosyal, siyasi, ekonomik atılımlar, projeler gerçekleştirdiler.
Birbirlerinin çağdaşı olan bu iki liderin benzerliklerinin ve benzemezliklerinin yanında ilginç başka bir benzerlikleri var: Her ikisinin de miraslarını bırakacağı çocukları olmamış. Zaten tarihteki diğer devlet gücüne hakim olan pek çok yöneticinin “bal tutan parmağını yalar” misali edindiği gibi haksız servetleri de olmamış.
Her ikisi de belki de daha verimli olacakları zamanları yakalayamadan, düşüncelerini tam olarak hayata geçiremeden, genç denilecek yaşlarda; Lenin 1924’de 53, Atatürk 1938’de 56 yaşındayken erkenden yaşama veda etti.

***
Lenin, arkasında üzerinde tartışılacak 44 ciltlik yazılı eser bıraktı. Bu, bir devlet adamı için rekordur. Kolay kolay da kırılamayacak bir rekor. ..Bugün devlet adamı olarak sahneye çıkan, ülkeleri yönetmeye talip olan insanları gözden geçirdiğimizde onların belki de tamamının Lenin’in entelektüel birikiminin yanına bile yaklaşamadığını görürüz. Pek çoğunun arkalarında değil yazılı eser bırakmak, yaşamları boyunca iki üç kitabı bile okumadıkları bilinen acı bir gerçek.

***
Lenin, belki de bugün Moskova’da, Kremlin’de yattığı mozolesinden kafasını kaldırıp kendisini eleştirenlere şöyle sesleniyor; “bütün yazdıklarım, düşüncelerim ve eylemlerim ortada; yanlış ya da doğru ben bunları yaptım, hodri meydan siz daha iyisini yapın,” diyor.
Evet, hodri meydan! Barış, huzur ve refah içinde yaşayacağımız daha adil bir dünya için el ele…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder