Moskova

Moskova

31 Ocak 2017 Salı

ONUN DA SANATINA TÜKÜRÜLDÜ


Ahmet Yıldız
Odatv.com

1898 yılının yağmurlu bir gününde Münih’te, Anton Azbe’nin ünlü sanat okulu tıklım tıklımdı.

Üç dört çıplak kadın, apış aralarından yayılan ağır kokuyla uzanmış modellik yapıyor, çevresinde okul öğrencisi ressamlar tuval ve kağıtlarına kalemlerinin hafif hışırtılarıyla modellerin apış arası tüylerini, kasların bağlantılarını çaprazlama çizgilerle çizmeye, burun kanatlarını, dudaklarını özenli bir işleyişle biçimlendirmeye çalışıyorlardı.

Onların içinde, pek isteksiz görünen Rus ressam Vasily Kandinsky, “Bu ressamlar bu işi yaparken sanatı bir an bile düşünmüyorlar!” diye söyleniyordu içinden.

**

Birkaç yıl önce Moskova’da gördüğü çok etkilendiği ve şaşırdığı Monet’nin “Saman Yığını” adlı tablosunu anımsamıştı.

Söz konusu resim bir şeye benzemiyordu!

Bir saman yığını olduğunu ancak katalogdaki adından anlayabilmişti!

Daha sonra yayınlayacağı “Sanatta Zihinsellik Üstüne” adlı kitabının ilk notunu düştü defterine:

“Ruhun derinliklerinden kopan, gereksinmeden kaynaklanan güzeldir!
Nesneler ve doğa resmi boğar, öldürür!”

**

Önce düşüncesi doğan “Soyut resim”lerinin ilkini 1910’da yaptı.

**

Sanatçının yalnızca dış dünyadan değil, iç dünyadan topladıklarını, iç dünyanın deneyimlerini de resme yansıtması gerekiyordu.

Bu toplamaları kaynaştırabilmenin sanatsal üslubunu arıyordu!

1901'de bu düşüncelerle “Yarının sanatı”na uzanmak için “Münih Grubu”nu kurdu.

**

Ama ne yazık ki açtıkları ilk sergide resimlere halk ağzına geleni söyledi!
1-15 Aralık 1909'de Münih'in en güzel sergi salonu Heinrich Thannhauser'in galerisinde tabloların üzerine tükürüldü!

Sergide, şimdi bize klasik gelen ve her biri milyonlarca para eden resimlerin ressamlarıydı bunlar: Wasily Denisov, Aleksandr Mogilevsky, Georges Braque, Pablo Picasso, Daniel Kardeşler vs!

**

İnsanlığın sanatta kat ettiği yolun en hızlı koşulduğu, sanatta en devrimci olunduğu yıllardı bu yıllar!

Daha sonra Franz Marc’la “Mavi Süvari” adıyla birliktelik: İkisi de maviyi ve atları seviyordu!

Mavinin mutlaka bir yerinde olduğu resimlerden oluşan ilk sergiyi açtılar.

Mavi, "Olağanüstü belirgin bir renk" olarak bir “içsel gereklilik”ti Kandinsky'e göre.

Daha sonra, 1931 yılında, mavi tutkusu yüzünden, eşi Nina Kandinsky’le birlikte Marsilya’dan vapura binip (Vapur’da Lunaçarsky’le karşılaşırlar üstelik!) İstanbul’a ulaştılar.

Sultan Ahmet Camii’ne girdikleri zaman Nina Kandinsky: “Gözümün önünde Kandinsky’nin resimleri var sandım!” diye yazdı, anı kitabı “Kandinsky ve Ben”de.

“Tamamen mavi olan muhteşem bir yapı; Kandinsky’nin en sevdiği maviden! Mavi cami, bizim için birbirine ekleyeceğimiz en değerli incilerimizden oldu. Aya Sofya ve Topkapı Sarayı da gözümün önünde!..” (Kandinsky ve Ben, İletişim Yayınları, s. 247)

**

Vasily Kandinsky 1914’te 1. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla zorunlu olarak Moskova’ya döndü.

1917’de Sovyet Devrimi patlak verdi. “Devrim, Rusya’da Lenin’in ölümüne dek, kültür ve sanat ortamına bir ilkbahar havası getirmişti.” (s.96)

Yanında arkadaşlarıyla her akşam Tverskoi Caddesi’nde bir aşağı bir yukarı dolaşan Mayakovski, uzun boyunu daha uzun gösteren paltosuyla, sanat, edebiyat ve sosyalizmi tartışıyordu!

Kandinsky 1919-21 arası modern Sovyet müzelerinin temelini attı. Akademiyi yönetti. Yirmi iki müze kurdu.

**

Almanya’daki Bauhaus Okulu’nun davetine uyarak Radek’in izniyle ülkeden ayrıldı.

Almanya’da 1933’e dek iki yüz elli dokuz tablo yaptı! (Ünlü “Daire dönemi!” bu yıllardadır.)

1933’de iyi ki Paris’e geçmişti. Çünkü Naziler’e göre komünistti!

Daha da kötüsü bir gazetede ortaya çıktı. 18 Ağustos 1936’da Essen’deki Folkwang müzesinin yöneticisi SS komutanı Kont Klaus Von Bandissin gazeteye Kandinsky’nin “Folkwang Müzesi Yabancı Bir Cisimden Kurtuluyor!” başlıklı yazı yazdı.

Bu Nazi’ye göre Kandinsky’nin İmprovisation adlı tablosu, “…karmakarışık plazmalar, spermler ve bakterilerle dolu bir belde!..”ydi!

**

Kandinsky ise özellikle günümüz Türk sanatçılarının kulaklarına küpe olması gereken şu saptamaları yapıyordu:

“Sanatçı her şeyde, baştan başarıyı kovalayan acemi bir çocuk değildir.
Ödevleri olmaksızın yaşamaya hakkı yoktur.

Ona verilen görev ağırdır; bu çoğu kez sırtında taşıdığı ağır bir çarmıhtır.

Bütün davranışları, duyguları ve düşüncelerinin yapıtlarını ortaya çıkaran belirsiz öğeler olduğuna inanmalıdır.

Bir sanatçının özgür ve mutlu olabilmesi için diğer tüm işleri bırakması gerekir.

Yaşamında olduğu gibi davranışlarında da özgür olmadığını bilmelidir; sonuç olarak yalnızca sanatında özgürdür!.." (Vasily Kandinsky, Sanatta Zihinsellik Üstüne)

**

İnsanlık, insana yakışmayan günümüz vahşi dünyasında, “İnsan!” yanını ancak sanat ve edebiyatla ayakta tutabilir!

Bu yol, gerçek sanatçıların, sanattan taviz vermeden kanla ateşle yürüdükleri çetin bir yoldur!

(Bu yazı, ülkeye getirildiklerinde onca aşağılanmalarına karşın, boyunlarını uzatacak bir “Kurban!” olmadıklarını, yaşamayı sevdiklerini, direnmeyi çoktan unutmuş tüm Türkiye’nin gündemine oturarak kanıtlayan soylu “Angus”lara adanmıştır! - A.Y.-)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder