Moskova

Moskova

26 Aralık 2013 Perşembe

St. Petersburg müzelerine kısa bir tur

Музей смотритель Эрмитаж Санкт-Петербург искусство


© Sergei L. Loiko, Los Angeles Times/www.latimes.com
Kaynakrsfmradio.com

Rusya’nın kuzey başkenti St. Petersburg’un kültür yaşamında bir yolculuğa hazır mısınız...
Değerli dinleyiciler Rusya’nın Sesi tarafından hazırlanan Kuzey Ekspresiyle yeniden karşınızdayız…
“Kuzey Ekspresi”miz, bu hafta, Rusya’nın kuzey başkenti Saint Petersburg’un kültür yaşamında bir yolculuğa çıkıyor…
Programımızda, herkesin tanıdığı Hermitaj Müzesi ve şehrin diğer müzelerinin salonlarında gezintiler yapacağız… Gezintilerimiz sırasında bize, Saint Petersburg Devlet Üniversitesi’nde tarih dersleri veren, aynı zamanda çok deneyimli bir rehber olan Elena Lelina eşlik edecek… Sözü kendisine bırakıyoruz:

TÜM ESERLERİ GÖRMEK 8 YILINIZI ALIR...

“Her müze, barındırdığı sergi eşyaları ve koleksiyonlar açısından, önemli bir değere sahiptir. Öncelikle bunu söylemek istedim. Herkesin adını bildiği Hermitaj Müzesi ise sürekli sergilerin yanı sıra, dönemlik sergilere de yer verir. Hermitaj, dünyanın en zengin müzeleri arasında yer alır. Fransa’daki müzeleri düşündüğümüzde aklımıza ilk olarak nasıl Louvre geliyorsa, Rusya’daki müzeleri düşünen bir yabancının zihninde de ilk olarak Hermitaj belirir.”

Şu anda müzenin sahip olduğu koleksiyon 3 milyondan fazla parçadan oluşuyor. Bu koleksiyon daha çok tablolar, heykeller, uygulamalı sanatlara özgü eserler ve diğer sanat türlerine özgü parçalardan oluşuyor. Sergilenen her esere bir dakika bakacak olursanız, tüm eserler için 8 yılınızı ayırmanız gerekir. Ayrıca müzenin her salonunu, bütün eserleri görmek isterseniz, 20 kilometre yol tepmeniz gerekir. Hermitaj Müzesi, 5 binadan oluşuyor. Bu binalardan en ünlüsü ise elbette Kışlık Saray. Elena Lelina anlatıyor:

MİMAR RASTRELLİ'NİN İLGİNÇ HİKAYESİ

“Kışlık Saray, şehrimizin kurucusu Çar I. Petro’nun kızı Çariçe Elizaveta zamanında yapılmaya başlamış. Sarayın mimarı, Francesco Rastrelli. Rastrelli’nin çok ilginç bir hikâyesi vardır: Fransız asıllıdır. I. Petro 18’inci yüzyılın başında, Rastrelli’nin babasını çalışmak üzere Rusya’ya davet eder. Baba rastrelli, 8-9 yaşlarındaki oğluyla Petersburg’a gelir. Gün gelir, bu küçük erkek çocuğu, mükemmel bir mimar olarak şehrimizde üne kavuşur. Mimar Rastrelli, yaşamını ve sanatını Petersburg’la bağlantılı bulur.
Ne var ki Kışlık Saray’ın yapımı, Çariçe Elizaveta zamanında tamamlanmaz. Sarayın yapımını, yere göğe sığdıramadığımız Çariçe II. Yekaterina tamamlatır. Ve Kışlık Saray, çok uzun yıllar boyunca Romanovlar’ın tahttan indirilmesine dek, Rus çarların rezidansı olur.”

ANLAMI KÜÇÜK AMA KENDİSİ BÜYÜK MÜZE

“Bir süre sonra bu galeriden, Fransızca bir kelime olan 'ermitaj' olarak bahsedilmeye başlamış. Bu kelime 'bir odalık küçük mutluluk' anlamına geliyor. 'Ermitaj' kelimesi küçük bir alana işaret eder, hoş küçük bir köşeye… Ama gelin görün ki, Hermitaj şu anda, dünyanın en büyük, en tanınmış müzelerinden biri. Yine de hayatına, bu küçük galeriden başladığını unutmamak gerek… II. Yekaterina, hayatı boyunca koleksiyonunu genişletmeye devam etti. Böylelikle Hermitaj, Çariçe’nin yaşadığı yer olmakla beraber zamanla, Batı Avrupalı elçilerin ve diğer önemli kimselerin, sanat koleksiyonunu görmek için davet edildiği bir yer hâline geldi. Ve sonraları, Hermitaj o denli büyüdü ki, koleksiyonun Kışlık Saray’a sığması imkânsız hâle geldi. Böylece Kışlık Saray’a ek binalar yapılmaya başladı. Şu anda Hermitaj; ana bina olan Kışlık Saray, Eski Hermitaj ve Yeni Hermitaj denen binalardan ve Hermitaj Tiyatrosu’ndan oluşuyor. Hermitaj Tiyatrosu’nda çok güzel gösteriler sergilenir; sahnelenen baleler özel ilgi görür. Hermitaj, bugün o denli büyük bir müzedir ki, müzenin depoları, şehrin farklı köşelerine dağılmış durumdadır. Hermitaj’ın büyüklüğünü tasvir etmek için, 'devlet içinde bir küçük devlet' demek yanlış olmaz sanıyorum.”

MÜZENİN GURURU REMBRANDT TABLOLARI

Hermitaj, bir sanat müzesi. Doğal olarak müze öncelikle sanat eseri koleksiyonları barındırıyor. Müzenin çatısı altında yalnız batı Avrupalı sanatçıların eserleri değil, dünyanın pek çok köşesinden sanatçıların eserleri yer alıyor. Hermitaj koleksiyonunun oluşturulduğu yıllarda Rubens’in önemli eserleri alınmış koleksiyona. Müzenin en gururlandığı koleksiyonlardan bir diğeri ise, Rembrandt’ın tabloları… “Danae”, “Müsrif oğlun eve dönüşü”, “Bir genç adamın portresi” ve Rembrandt’ın babasını resmettiği “Bir ihtiyar adamın portresi” gibi çok değerli tabloları, Hermitaj’ın koleksiyonunun birer parçası… Rembrandt’ın eserlerinin bulunduğu büyük salonda, “Rembrandt’ın öğrencileri” ya da “Rembrandt okulu sanatçıları” diye anılan başka sanatçıların da tabloları bulunuyor…

HERMİTAJ BELEGESELİNİ İZLEYEBİLİRSİNİZ

KAYNAK: STUDİO MASTER VİDEO

Kışlık Saray’ın müze hâline getirilmesi için ilk adımları II. Yekaterina atmıştı. 1764 yılında batı Avrupalı sanatçılardan 252 adet tablo satın aldı. Bu eserlerin, saray’da bulunan küçük galerilerden birine yerleştirilmesini istedi. Hermitaj’ın oluşum hikâyesini bize rehberimiz Elena Lelina anlatıyor:
Hermitaj’ın diğer zengin koleksiyonları arasında; Renoir ve Matisse’in tabloları da var. Bunların dışında, müzenin en değerli dört tablosundan da bahsetmek gerekir. Hermitaj’ın tanıtımını yaptığımızda, yurtdışından turistleri müzemize davet ettiğimizde, mutlaka andığımız iki isim var: Leonardo da Vinci ve Raphael…
Hermitaj’da Leonardo da Vinci’nin iki tablosu var. Bunlardan birincisi, uzun yıllar, sanatkâr Rus ailesi Benois’ların koleksiyonunda bulunan ve sonradan Ermitaj’a verilen “Benois Madonna”dır… İkincisi ise çarlık Rusyası zamanında İtalya’dan alınan Madonna Litta… Müzemizde Raphael’in de iki tablosu var. Bu tablolardan biri 'Kutsal aile ve sakalsız Aziz Yusuf' ismini taşıyor. Geleneksel 'Kutsal aile' resimlerinde, Aziz Yusuf, hep sakallı biri olarak tasvir edilir. Raphael’in tablosunda ise Aziz Yusuf’un yüzü daha farklı yansıtılmış ve bu yüzden bu tablo çok özel sayılıyor. İkinci tablo ise Raphael’in ilk dönem çalışmalarından Madonna Connestabile'dir…”

RUSYA TARİHİ DE BURADA...

Hermitaj’ın taşıdığı özelliklerden biri de, Rusya’da yaşanan tarihi olayları yansıtması… Özellikle Rus turistlerin ilgisini çeken salonlardan biri, Rusya’nın Napolyon’a karşı verdiği 1812 Vatan Savaşı’na katılan Rus kahramanların portrelerinin yer aldığı galeridir. Bu galeride, Çar I. Aleksandr ve savaş öncesinde çarlık Rusyası’nın İstanbul başkonsolosu olan başkumandan Kutuzov’un portrelerini görmek mümkün.
Müzede, tablolar ve heykeller dışında, eski zamanların sanatsal zevkini yansıtan eşyalar görmek de mümkün…

HERMİTAJ NASIL GEZİLMELİ?

Böylesine büyük ve zengin olan Hermitaj’ı nasıl gezmenin daha doğru olacağını, bize yine Elena Lelina anlatıyor:
“Hermitaj’ı yurtdışından görmeye gelenlere, müzeyi bir rehber eşliğinde gezmelerini tavsiye ederim. Müzemizde Türkçe bilen rehberler de var. Müzeyi gezmek için en iyi yöntem, 10-12 kişilik bireysel turlara katılmak. Bu tür turlarda Ermitaj’da bulunan en önemli eserler görülüyor. Sergilenen eserler dışında, Kışlık Saray’ın Neva nehri’ne açılan pencereleri önünde de duraklamak gerekiyor. Bunu yapmayı mutlaka öneririm, çünkü bu pencerenin ötesinde şehrimizin büyüleyici manzarası seyretmek mümkün.
Müzede geçirilecek zaman ise, misafirin görmek istediklerine bağlı olarak değişiklik gösterir. Bir sanat müzesini gezmek, doğal olarak insan algısı için yorucudur. Sanat müzeleri, insanın omuzlarına duygusal bir yük bindirir…
Eğer Petersburg’a birkaç günlüğüne gelindiyse, o zaman yalnız en ünlü eserlerin gösterildiği kısa Hermitaj turlarını, sonra da fıskiyeler şehri Peterhof ‘un görülmesini tavsiye ederim... Bize gelen sanat tarihi uzmanları, sanatçılar ya da belli bir sanat akımıyla özel olarak ilgilenen kişiler içinse başka programlar sunuluyor… Tabii, ermitaj öyle bir müze ki, salonlarında hayatınız boyunca dolaşsanız bile, her eseri yeterince derin bir biçimde incelemeniz mümkün olmaz…”

GÖNÜLLÜ REHBERLER EŞLİĞİNDE HERMİTAJ TURU

KAYNAK: RUSSİA TODAY

Saint Petersburg’daki müzelerin sayısı 100’ü geçiyor. Şehirdeki müzelerin sayısını tam olarak söylemek zor, çünkü hepsi müze rehberinde yer almıyor. Devlete ait müzelerin yanı sıra, üniversite ya da özel kuruluşlara ait “küçük müzeler” dediğimiz pek çok müze var… Büyüklük ve önem bakımından Ermitaj’ın hemen ardından gelen Petersburg müzesi ise “Rus Müzesi”dir… Müzeyi bize Elena Lelina anlatıyor…

TARİH MÜZELERİ ZİYARET EDİLMELİ

“Rus Müzesi, yine çarlık ailesinin ikamet yerlerinden biri olan Mihaylovski Sarayı’nın binasında bulunuyor. Bu bina da mimari açıdan özel bir yapı… Rus Müzesi'ne ait olan başka saraylar da var. Çar I. Pavel’in rezidansı olan Mihaylovski Şatosu ve Mermer Saray da, Rus Müzesi'nin bir parçası… Müzeye ait olan diğer yapılar arasında, Birinci Petro’nun yazlık rezidansı 'Yaz Bahçesi' ve Saint Petersburg’un ilk binası Birinci Petro’nun küçük ahşap evi bulunuyor. Yalnızca Rus sanatına ayrılmış müze, mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Rus sanatçılara ait tablo ve heykelli görmek için batı ve doğu’dan çok sayıda turist Rus Müzesi'ne geliyor.”
Şehirde sanat müzeleri dışında birçok tarih müzesi de var. Akla ilk gelenler, “Saint Petersburg Tarih Müzesi” ve “Leningrad Kuşatması Müzesi”. İkinci dünya savaşı sırasında, adı henüz Leningrad olan şehir 872 gün ve gece boyunca Nazi Almanyası’nın kuşatması altında kaldı… Müzede, işte bu zor döneme ait pek çok eşya, belge ve tablo sergileniyor…
Petersburg’un ilgi çekici diğer müzelerinden bir diğer ise “Din Müzesi”. Bu müzede hristiyanlık, yahudilik, müslümanlık ve budizm tarihine yönelik sergi eşyaları görmek mümkün.
Petersburg’da bir dizi yazar müzesi de var… Örneğin, Dostoyevski Müzesi’nde yazarın içinde yaşadığı odaları ve yazarın siyah fötr şapkasını görmek mümkün…

SU MÜZESİ MİMARİSİYLE ÖN PLANA ÇIKIYOR

Rehberimiz Elena Lelina bize şehrin diğer bir ilginç müzesini anlatacak…
“Petersburg’a gelenlere, mutlaka görmelerini tavsiye ettiğim son derece ilgi çekici bir müze var. Mimari açıdan çok güzel bir yapıya sahip olan eski su kulesi’nde 'Saint Petersburg Su Müzesi' kuruldu. Bu müzede şehrin su sağlama yöntemleri ve kanalizasyon sistemlerini anlatan sergi parçaları yer alıyor. Nehirler ve kanallarıyla anılan Petersburg için, bu gerçekten çok özel bir müze. Su müzesi’nde görülecek ilginç parçalardan biri, girince hemen karşınıza çıkacak olan fıskiyeli havuz. Gerçekten çok hoş bir yapıya sahip… Bu müze görenleri her zaman büyülemiştir…”
Böylesine çok sayıda sanat ve kültür evi barındıran Petersburg’un müzelerinden biraz olsun bahsedebildik…
Her köşesinden tarih, kültür ve sanat fışkıran bu şehrin eşsiz havasını solumak için, sizi Rusya’nın kuzey başkenti Petersburg’u görmeye davet ederiz…


24 Aralık 2013 Salı

1908 yılından karlar altında Moskova videosu

1908 yılından bir karlar altında Moskova videosu. Pek çok şey değişmiş olsa da Moskova'yı bilenlerin içinde tanıdık mekanlar bulabilecekleri ilginç ve güzel bir tarihi film.







21 Aralık 2013 Cumartesi

Kızıl Meydan yanındaki müze kompleksi 2016 yılında açılacak

Оружейная палата

Kaynak:
Rusyanın Sesi

Rusya Devlet Başkanı İşleri Müdürü Vladimir Kojin yaptığı açıklamada halen Kremlin müzelerinde bulunan eserlerin Kızıl Meydan yakınlarında 2015 sonunda veya 2016 başında açılacak eşsiz müze-eğitim kompleksinde sergilenmeye başlayacağını söyledi.

Kojin gazetecilere yaptığı açıklamada “Proje tüm hızıyla devam ediyor. Artık bina içerisindeki ince işlere geçildi” dedi. Kojin, Devlet Başkanının talimatıyla Kızıl Meydan 5 numarada bulunan kompleksin Kremlin Müzelerine devredildiğini söyledi. Kare şeklindeki bu binada birkaç yıldan beri restorasyon çalışmaları yürütülüyordu.

Kojin bununla birlikte, kare içerisinde yer alan yeni bina inşasıyla ilgili yarışmanın da başlayacağını söyledi. Kojin sözlerini şöyle sürdürdü: “Tarihsel kare içerisinde modern bir bina olmasını, tüm bunun ise eşsiz bir müze-eğitim kompleksine dönüşmesini istiyoruz”.

Vladimir Kojin yeni müzede Kremlin Sarayından pek çok eserin yer alacağını söyledi: “Şu anda koleksiyonun %80’i Kremlin bodrumlarında, çok kötü şartlarda bulunuyor. Bunlar arasında, yalnızca özel eldivenlerle dokunulabilen eşsiz eserler bulunuyor ve bu eserler raflarda, bodrum borularının altında duruyorlar”.

Bir de sinemanın yer alacağı yeni binada ayrıca eğitim projeleri için alanlar ayrılacak ve bir kafe ile restoranlar açılacak.

Kojin yeni müzenin zamanla, eskiden Rossiya otelinin bulunduğu yerde inşa edilecek parkla birleşeceğini umduğunu söyledi
.

Geyik nezaketi

лось животное рога

Alfa Strahovaniye sigorta şirketinin raporuna göre Rusya’nın Ural’lardaki Çelyabinsk bölgesindeki Miass-Uçala karayolunda Kasım ayı sonunda 2013 yılının en garip kazası meydana geldi. 

Interfax Ajansı'nın aktardığına göre olayda yolda yavaş bir hızla seyreden araba ile bir Mus geyiği çarpıştı. 

Olayda geyik ve sürücü kadın yara almazken, arabada da ciddi hasar oluşmadı. Ancak esas ilginç olay kazanın ardından meydana geldi. Sürücünün aktardığına göre kazadan sonra geyik olay yerinden hızla kaçmak yerine önce arabayı dikkatlice inceledi, sonra sürücüyü ‘koklayıp öptü’.

Olay yerine gelen trafik görevlileri ise sürücü kadını, kazadan dolayı korkmuş şekilde değil, geyiğin beklenmedik hareketinden dolayı oldukça etkilenmiş halde buldular.

17 Aralık 2013 Salı

Rus kadınları neden güzelmiş?



Suat Taşpınar / TurkRus.Com

Espriyi yıllar önce TürkRus.Com yazarlarından İsmail Boy'un bir yazısında okumuştum.  Evli iki Türk konuşuyor: "Geçenlerde karım 'Türk kadınları mı güzel, Rus kadınları mı?' diye sorunca 'hiç düşünmeden' cevapladım, 'Türk kadınları' dedim,  şayet biraz 'düşünseydim' tabii ki 'Rus kadınları' diyecektim!"

Türk kadınlarının başımızın üstünde yeri var elbette; ama genelde Slav ırkının, özelde Rus kadınların güzelliği dillere destan, malumunuz. Metin Üstündağ'ın unutulmaz bir duvar yazısı vardı çook eski zamanlarda: "Mühim olan ruh güzelliğidir. İmza: Ölü sevici Abuzittin" diye. Eğri oturup doğru konuşursak, erkeklerin algısı, "ruh güzelliği"nden önce "vücut güzelliğine" programlı. O yüzden Rus kadını deyince, tarih boyunca bin türlü sıkıntıyla boğuşan, rahat yüzü görmeyen eli öpülesi kadınlarının yazdığı destanlara pek kulak veren yok:  

2. Dünya Savaşı ve Stalin'in GULAG'larında 27 milyon erkeğin ölmesi... Sanayiden tarıma, nerede iş gücü eksilse her devirde kadınların doldurulması... İnşaat işçiliğinden troleybüs şoförlüğüne kadar, her işe kadın elinin değmesi... Erkekler votka şişesinde balık misali yaşarken, bir de 'evi çekip çevirme ve babalık yapma' mecburiyetine katlanmaları... Yani kadınlığını, güzelliğini yitirmeden, hem eli ekmek  tutan, hem çocuklarına annelik eden "kahraman Sovyet kadını" tarafına kafa yoran yok... Milletin aklı fikri, "Yaw bu Rus kadınları ne güzelmiş, allah allaaah!" kısmında..

Neyse biz, Rus kadınının hayat yolunda bu büyük mücadelesini, taşı sıkıp suyunu çıkaran kuvvetini ve azmini takdir edip, "popüler soruya" dönelim: Rus kadınları neden bu kadar güzel?

"İklim" desen, güneşe hasret en az altı ayın takdire şayan tarafı yok... "Beslenme" desen "sağlıklı" saymak için bin şahit yetmez, milyar şahit de gelse  kimseyi kandıramaz... Refah içinde büyümek desen alakası yok; bütün hayat kıt kanaat, cenderede geçmiş... "Kuzeyli" olmaya bağlasan, Almanya'dan Finlandiya'ya hangi kuzeylide güzellik bu kadar yaygın? Eee azizim, o halde nereden geliyor bu güzellik?

Bu soruyu sorduğumuz Rus dostlarımızdan aldığımız, hem kulağa en iyi gelen, hem de makul-mantıklı görünen cevap şu:  "Başlangıçta Avrupa'nın en an karışan, en saf etnik ırklarından biri olarak güzel kalan Slavlar, sonrasında Türki halklarla, en çok da Tatarlarla karışıp melez güzelliğin zirvesine çıktı!" 

Yani "Slavlar Orta Asya halklarıyla karışarak daha da güzelleşti" diyenler çok... Hatta Rusça'da  Putin'in de sık sık kullandığı, "Rus'u kazısan altından Tatar çıkar" diye bir söz var. Yani iki milletin birbiriyle kaynaştığı, karıştığı, halvet olduğu manasında...

Ama durun: Rusların güzelliği nereden gelir sorusuna, bizim daha yeni duyduğumuz,  çok şaşırdığımız ve sizinle paylaşmak istediğimiz cevabı en sona sakladık:
İva Afonskaya adlı hanım kızımız, Rus gazeteci meslektaşımız bir yazı yazmış. Ve de "sırrı" tarihte dolaşarak bulmuş. Özetle diyor ki: 

"Rus güzelliği fenomenini, tarih ile açıklayabilirsiniz. Orta Çağ'da Avrupa'da karanlık dönem yaşanırken, 'cadı avcılığı' çok yaygındı. İçine şeytan girdiğine inanılan kızlar, kadınlar diri diri yakılırdı. En çok genç ve güzel kızları yaktılar. Şeytanın en çok onların bedenine girdiğine inanılırdı. Yani cadı sayılmanın önemli emarelerinden biri  'güzel olmak'tı. Böylece onlar kendi soylarındaki güzellik genini yakıp yok ettiler. 

Rusya'da ise tarih boyunca 'cadı' kavramı farklı algılandı. Rusya'da da cadılıkla suçlanan kadınlar olurdu ama kimse Avrupa'daki gibi onları yakmadı. Üstelik Rusya'da cadı kadınlar hep çok çirkin ve yaşlı olurdu. (Örnek: Baba Yega efsanesi) 

Sonuçta onlarda güzellik imha edildi, bizde kuşaktan kuşağa aktarıldı. Avrupa'da, Orta Çağ'da güzel kadınların genetik yapısını bozdular. Rusya'da ise benzer yıkıcı etki kadınlarda değil erkeklerde oldu. Ne zaman ve nasıl mı? Ekim devrimi yıllarında, sonrasındaki iç savaşta, ardından Stalin terörü yıllarında, 2. Dünya Savaşı'nda, sosyalizm yıllarında... Bu yüzden bizde erkeklerin genetik yapısı bozuldu. Böylece Rusya'nın bugünkü haline geldik:  Kadının güzeli fazla;  erkeğinki az..."



11 Aralık 2013 Çarşamba

Futbol muhabbeti her zaman tatlı olur

M. Hakkı Yazıcı


Saçma sapan bir şekilde evde mutfakta ters düşüp, omurgamı incitince merdivenleri yavaş yavaş iniyorum. 

O kadar futbol oynayıp, tekme, çelme yedim, düştüm, kalktım; böylesi hiç başıma gelmemişti.
Babam yaşındaki üst kat komşum Vladimir İvanoviç, inerken kolumdan tutup yardım edince bayağı utandım.

Neyse ki düz yolda yürümek daha kolay.

Birlikte markete giderken mahallenin çocuklarının karları küreyip temizleyip top oynadıkları minyatür sahanın kenarında oturup, biraz oyunu seyredip, nefeslenmeye niyetleniyoruz.
Yan padiyezddeki ( apartman girişi) komşularımızdan birinin büyük oğlu Lev, kalede oynuyor.
Lev, rakip oyunculardan birinin sert şutunu uçarak köşeden çıkarınca Vladimir İvanoviç dayanamayıp ayağa fırladı:

“Maladets Lyova, bravo aslansın!”

Tam da uymuştu; Lev, zaten Rusçada aslan demekti.

Vladimir İvanoviç, benim hasta Galatasaray’lı olduğumu biliyor, Aslanın Galatasaray’ın sembolü olduğunu da…

Böylece aramızda bol aslanlı bir futbol muhabbeti başlıyor.
Sonra bana dönüp, “Biliyor musun?”  diyor, “Belki inanmayacaksın, ama gençliğimde ben de iyi bir kaleciydim.”

Bakıyorum, gençliğini hayal etmeye çalışıyorum.  Yaşına rağmen, boylu posluydu, atletik bir vücudu vardı.

Gerçekten de eskiden iyi bir kaleci olabilirdi.

Vladimir İvanoviç, devam ediyor:

“Kaleci Lev Yaşin’e hayrandım o zamanlar. Kaleciliği seçmeme, Dinamo Moskova taraftarı olmama bu hayranlık neden oldu.”

***

Lev İvanoviç Yaşin (Лев Ивaнович Я́шин), Sovyetler Birliği Millî Futbol Takımı'nın çok ünlü kalecisi…

Belki onlarca maçını anlatmış Halit Kıvanç'a sorsanız size iki saat ballandıra ballandıra anlatır.

Çok atletik bir vücuda ve müthiş reflekslere sahipti. Vücudunun bu avantajlarını kullanır çok güzel kurtarışlar yapardı. Onun koruduğu kaleler de kale gibiydi hani…Topun filelere değdiği pek olmazdı; sanki kale ağlarının arasında örümcek ağları da olurdu.

Yaşin,1950'lerde dünyadaki kalecilik anlayışını değiştirdi denilebilir. Yani kalecilik anlayışında devrim yaptı. O güne kadar kale çizgisini terk etmeyen, ceza alanı dışına pek çıkmayan bir kaleci tipi yaygındı.

“Biliyor musun Vladimir İvanoviç,” diyorum. “Mahalle arasında top koşturan her çocuğun büyüyünce benzemeyi hayal ettiği futbolcular vardır. Seninki neydi diye soracak olursan, düşünmeden Brezilyalı Garrincha derim. Onun gibi rakiplerimi bir sağa, bir sola yatırıp, zarif çalımlarla ekarte etmeyi hep hayallemişimdir. Böbürlenmek gibi olmasın, ama deneyip de yapmamış değilimdir hani…Ancak her zaman ortada oynamak nasip olmuyor. Kaleye geçmeye gönüllü bir başka arkadaşın yoksa, sırayla da olsa kaleye geçmek gerekiyor. İşte, o zaman da ben sizin efsane kaleciniz Yaşin gibi şahane kurtarışlar yapmak isterdim.”

Gerçekten de Yaşin, Türkiye'de belli bir yaşın üstündeki bütün futbolseverlerin tanıdığı, sevdiği efsane bir kaleciydi.

Milli Takımın ve Aslan Cimbom'un büyük kaptanı, unutulmaz kaleci Turgay Şeren'in matrak bir anısı var Yaşin'le ilgili. Yakın dostluklarının hatırına Turgay'ın jubilesine gelir ve onun evinde kalır.

Şeren, “Yaşin, bizim evdeyken birden pantolununu indirdi. Altında maçtaki şortu duruyordu. Yokluktan dert yandı. Ona altı tane iç donu alarak hediye ettim” diye bu renkli anısını paylaşıyor.

Eee, futbolun o zamanlar şimdiki gibi bir ekonomisi yoktu; futbolcular milyonlarca dolar kazanmıyordu. Ama belki daha sportmenlerdi.

Bu hikayeyi Vladimir İvanoviç’e anlatıyorum.

Gülüp, kafasını sallıyor.

Biraz dalgınlaşıyor. Muhtemelen o eski günleri, zor yaşam koşullarını hatırlıyor.

Hava soğuk. Vladimir İvanoviç’le kabanlarımızın içinde büzüşüyoruz.

Futbol muhabbeti derinleşince Galatasaray'ın efsanevi futbolcusu Metin Kurt’un bir anısı aklıma geliyor, onu da anlatıyorum. 

Metin Kurt, şöyle aktarıyor:

“Spartak Moskova maçını oynuyoruz. Muzaffer (Sipahi) ile A Milli takım kadrosundan gelip Galatasaray kafilesine katılmıştık.
Hava sıcaklığı Moskova’da eksi otuz ile otuz beş derece arasında.
Maça çıkacağız. Sağ olsun, rakip takım bize külotlu yün çorap gönderdi. Biz delikanlıyız ya! Reddettik. Biz hiç külotlu çorap giyer miyiz?
Sahaya çıktık. Aman Allahım. O ne soğuk? Soğuğu biliyoruz, ama bir şort bir fanilayla çıkmışsın o soğuğa. Bir bakıma seni o soğukta çıplak sokağa koymuşlar!
Doğru koştuk çoraplara.
Öyle bir giyişimiz var ki, anlatamam. Hem gülüyor, hem de alelacele giyiyoruz. Neredeyse iki çorabı üst üste giyeceğiz. Anlamamız gerekirdi.
Soyunma odalarında sahayı gösteren ve sadece o stadyum için kurulu kapalı devre televizyon vardı. Yedek kulübesi yok. İçerden seyrediyorsun maçı. Dışarıda oturmanın imkanı yok… öyle bir havada sahada buzdan eser yok. Tabandan ısıtma sahaya ilk kez orada şahit oldum…
O şartların takımı Spartak Moskova’ya 3-0 gibi küçük bir skorla yenilerek bu macerayı kapamış olduk.
Küçük skor diyorum, zira skor daha kabarık olabilirdi, ama bizim Aydın (Güleş) sağ olsun, bizi farklı yenilgiden kurtardı!
Sahada ayakta duracak halimiz yok. Adamlar başladı golleri bir bir sıralamaya.
Aydın gitti, önünde oynayan açığa el kol hareketleri ile, “ siz sosyalist, biz sosyalist, yeter artık üzerimize gelmeyin” gibisinden uyuşmuş dudaklarıyla bir şeyler anlatmaya çabaladı.
Ardından aleni bir hareketle orta çizgiyi gösterip bizim sahayı işaret etti. 'Buradan, buraya geçmek yok. Bu taraf sizin, bu taraf bizim. Artık burdan geçmek yok!'
Aydın’ı anladı mı karşısındaki futbolcu, kimdi bilmiyorum; ama gerçekten Ruslar üzerimize gelmedi.
İlk üç sayıya kadar fırtına gibi esip dalga dalga üzerimize gelen takım rüzgarı kesilmiş denizin ortasında yelkeni sönmüş tekneye benzedi ve maç 3-0 skorla hezimet olmadan bitti."

Vladimir İvanoviç, bu hikayeye de bayılıyor. Üşümeyi falan unutup kahkahalarını koyuverdi. Gülmekten yere düşecekti neredeyse; belimin ağrısını falan unutup, onu tutmaya çalışıyorum.

***

Vladimir İvanoviç’le kanka olmamızın bir nedeni ikimizin de Dinamo Moskova’lı olmamız.

O da benden dolayı Galatasaraylı oldu. Öyle kendi aramızda paslaşıp duruyoruz.

Ben de Moskova’ya ilk geldiğim zamanlar çabuk sosyalleşebilmek için bir Rus takımını tutmaya karar vermiştim.

Epey kafa yormuştum bu işe.

Rusya Federasyonu liginde yılların Moskova takımlarına kafa tutarak yıldızları parlayan, şampiyonlukları olan Fatih Tekke’nin oynadığı Zenit veya Gökdeniz’in oynadığı Rubin Kazan’ı seçebilirdim.

Fatih Tekke’nin takımı olarak Türkiye’de ünlenen Zenit, St. Petersburg’daki Stalin Metal Fabrikası spor topluluğu tarafından 1923 yılında kurulmuştu. Gazprom’un ana sponsorluğu nedeniyle “Gazprom”un, Putin’in ve Medvedev’in St. Petersburg’lu olması nedeniyle de “Kremlin’in takımı” olarak anılıyor.

Gökdeniz’in başarılı futboluyla senelerdir güç verdiği Rubin Kazan da köklü Rus takımlarını alt ederek şampiyon olan bir Tataristan takımıydı.

Ama ben, Moskova’da yaşıyordum ve bir Moskova takımını tutmam daha doğru olurdu.

CSKA, Kayak Severler Topluluğu tarafından 1911’de kurulmuştu. Ne alaka!?..Daha sonra Kızıl Ordunun katkısıyla ve eski askerlerin katılımıyla kulüp, şampiyonalara katılmıştı. Bugün de “ordunun takımı” olarak biliniyordu.

Bizim şirkette Alex, hasta bir CSKA taraftarıydı. Ben de CSKA’lı olabilirdim mesela.

Ama keyifli olur muydu? Belki başka bir takımı tutup, birbirimizle uğraşmak, kızdırmak daha eğlenceli olabilirdi.

Alex, belki şaşıracaksınız, ama aynı zamanda hasta Fenerbahçeli bir Rus.

Şansıma bakın ki Alex’in dışında, İlker ve Ersin de Fenerliydi.  Her gün onlarla burun buruna olmak, laf yetiştirmek çok yorucuydu.

En iyisi başka bir Moskova takımını tutmaktı.

Lokomotif  Moskova, 1923 yılında “Ekim İhtilali Kulübü” adıyla, Moskova-Kazan demir yolu çalışanları arasındaki en iyi futbolcular tarafından kurulmuştu. Bugün de demiryolcuların takımı olarak biliniyor.

Spartak Moskova takımının 1922 yılına kadar ismi “Pişeviki” (yani “gıdacılar”) idi, çünkü Gıda İşçileri Sendikası himayesinde kurulmuştu ve ilk stadı bir et fabrikasının yanında bulunuyordu. Bugün ismi daha çok polisle, güvenlik güçleriyle anılıyor. Eskisi kadar başarılı değilse de taraftar kitlesi büyük ve coşkulu.

Dinamo Moskova, 1923 yılında SSCB’nin gizli polis örgütü Çekistler’in (daha sonra KGB olarak tanınacak kurum) personelinden kurulmuştu. Dinamo’nun diğer Sovyet kulüpleri için örnek olacağı bekleniyordu. Beria’nın takımı olarak ünlenmişti. Dinamo ilk iki SSCB şampiyonluğunu kazanmıştı. Son dönemdeyse eski başarılarından oldukça uzak. Hala “istihbaratçıların” takımı olarak biliniyor.

Aslında hangi takımın kim tarafından kurulduğu, kimin takımı olduğu pek umurumda değildi.

Maksat spor ve muhabbet olsundu.

Moskova’ya ayak bastığım ilk günlerde kaldığım ev Dinamo Moskova’nın stadının tam karşısındaydı. Pencereden baktığımda karşımda stadı görüyordum.

Yani bir bakıma Dinamo Moskova ilk göz ağrımdı. Son yıllarda o eski yıllardaki başarısından çok uzak olması önemli değildi. Bu neden ve Lev Yaşin’in oynadığı takım olması Dinamo’yu tutmam için yeterliydi.

***

Mahalleli çocukların maçı bitmişti. Komşumuzun oğlu Lev, ter içinde yanımıza geldi.
Vladimir İvanoviç, sevgiyle sırtını sıvazladı, “Bravo Lyovuşka, bugün çok iyiydin.  Ancak biraz daha güvenli ol. Lev Yaşin gibi ceza alanına atılan topları tutmak için kaleni terk etmekten çekinme. Ayrıca iyi yer tutma yeteneklerini daha da geliştirmen gerekir,” dedi.

Lev, Vladimir İvanoviç’in bu işten anladığını biliyordu. Hiç seyretme imkanı olmasa bile o da anlatılanlardan tanıdığı Yaşin’in hayranıydı.

Hiç itiraz etmeden, “Tamam,” anlamında kafasını salladı.

Vladimir İvanoviç, “Bak, işte o zaman sen de çok iyi bir kaleci olacaksın,” diye devam etti.


Lev’i ben de gerçekten beğenmiştim. Azıcık seyretmiş olsam da tarzı Yaşin’i andırıyordu. Onun gibi, ismi Lev’in Rusçadaki anlamındaki aslan çevikliğiyle toplara atlıyordu.


Gorki Parkı, dünyanın en popüler mekanları arasında



Dünyaca ünlü Facebook sosyal paylaşım ağı tarafından yapılan araştırmaya göre, Moskova’nın Gorki ismini taşıyan Kültür ve Dinlence Merkez Parkı, dünyada en çok ziyaret edilen mekânlar listesinde ilk 25’e girdi.

Facebook araştırma sonuçları, kullanıcıların coğrafi yer bildirimlerinin (check-in’lerinin) analizi üzerine oluşturuldu.

Şirketin bildirisinde, “2013 yılında hangi olay ve mekânların en çok “giriş” “kazandığını” tespit ettik ve sonuçları sıralamada kullandık.” denildi.

Sıralama, Brezilya’nın en iyi bilinen yeri São Paulo’da bulunan Ibirapuera Parkı olduğunu gösterdi. Araştırmaya göre, İtalya’da Venedik’in San Marco Meydanı, Singapur’da - Marina Bay Sands Oteli, İspanya’da Barselona’nın Rambra Bulvarı, Japonya’da ise Tokyo’nun Disneyland’ı en bilinen mekânlar olduğu tespit edildi.

Rusya’da ilk kültür ve dinlence parkı 12 Ağustos 1928 yılında açıldı. Sovyetler yönetimi, bir zamanlar Trubetskoy, Golitsin, Orlov prenslerinin gezdiği Neskuçniy Sad’dan başlayarak Krımskaya Rıhtımı boyunca Sadovoye Koltso’ya kadar uzanan alanı, çalışanların serbest zamanlarını toplu bir şekilde eğlenerek ve kültürel etkinliklerle geçirebilecekleri bir mekân haline getirmeyi kararlaştırdı. Fiilen Moskova’nın merkezinde bulunan 120 hektar alana sergi salonları, tenis kortları, açık sahneler, yetişkinler için eğlence mekânları ve küçükler için özel çocuk şehri kuruldu. Etkinlik alanları zamanla, yeşil gölgelerini etrafa yayan ağaç sıraları ve rengârenk çiçek bahçeleri arasında kaldı.

20. yüzyılın 30’lu yıllarında hızla gelişen parka, ünlü Sovyet yazarı Maksim Gorki’nin ismi verildi. Dünya Savaşı yıllarında ise Sovyetler insanının moralini yükseltmek amacıyla parkta düşmanlardan ele geçirilen askeri donanım sergilenmeye başlandı. En zor dönemlerde bile parkta bir sandal istasyonu, dans pistleri faaliyet gösterdi, kışın ise büyük bir alana paten pisti oluşturuldu.