Moskova

Moskova
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2026 Çarşamba

Mutluluğun resmi İspanya’dan

 

Desen: Abidin Dino

 

Mutluluğun resmi İspanya’dan



M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/mutlulugun-resmi-ispanyadan/


Bir Dünya Kupası dönemini daha kapattık. 

“İspanya evine mutlu döndü,” dedi sevgili dostum, üst kat komşum Vladimir İvanoviç.

Muhtemelen herkes futbola doymuştur ve hatta bıkanlarımız olmuştur.

Ben şahsen başlangıçta Türkiye’nin iyi bir sonuç alacağı konusunda pek çok insan gibi ümitliydim, ama olmadı.

Turnuvayı erken terkeden bizimkilerin evsahibi ABD’yi son maçlarında yenmelerine bile sevinemedim.

***

Vladimir İvanoviç de benim gibi futbolu seviyor. O yüzden epey futbol konuşma fırsatımız oldu.

İkimizin de keyfi çok yerinde değildi. Bizimkiler erken veda etmişti.

Rusya da Kupaya katılamamıştı.

Halbuki 2018 yılında, 21. FIFA Dünya Kupası 14 Haziran–15 Temmuz 2018 tarihleri arasında Rusya'da düzenlenmişti.

Bu, Rusya'nın ev sahipliği yaptığı ilk FIFA Dünya Kupası olmuştu.

Final maçı 15 Temmuz'da Moskova’daki Lujniki Stadyumu'nda oynanmıştı.

2018 yılındaki bu şampiyonayı FİFA Konseyi "tarihin en iyisi" olarak kabul etmişti.

Yine bu seneki turnuvada da oynayan İngiltere'den Harry Kane, 6 golle turnuva boyunca en çok gol atan oyuncu olarak ve Altın Ayakkabı'nın sahibi olmuştu. Hırvat oyuncu Luka Modric, Altın Top'u kazanarak turnuvanın en iyi oyuncusu. Fransa’dan Kylian Mbappe, en iyi genç oyuncu olmuştu.

Vladimir İvanoviç, “Hatırlıyor musun Lujniki’deki kapanış töreninde ‘yeşil kış’ yine azizliğini yapmış, korkunç bir yağmur yağmıştı,” diyor.

Hatırlamaz mıyım!

“Törene katılan şemsiyesi olan Putin haricindeki Macron dahil diğer konuk Avrupa’lı liderler hazırlıksız yakalanmış, sırılsıklam olmuşlardı.”

Gülüşüyoruz.

Sağanak yağmur yağmaya başlamış. Gökyüzü sonunda gözyaşlarını tutamamıştı…

***

Bizim mahalledeki Nazım’ın evinin önündeki parkta bir bankta oturuyoruz. Biliyorsunuz Rusların efsane kalecisi Yaşin’in evi de Nazım’ın evinin karşı çaprazında.

Ben çocukluk anılarıma gidiyorum ister istemez.

Televizyon yayınlarının olmadığı çocukluk yıllarımda, ilk defa beyaz perdeden Ankara’da, Ankara Sineması’nda seyrettiğim o muhteşem Dünya Kupası filmini hatırlıyorum.

Nazım Hikmet’in can yoldaşı ressam Abidin Dino yönetmişti filmi.

Hani Nazım’ın şiirinde “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye sorduğu yoldaşı.

1966 yılında İngiltere’de yapılan dünya kupası maçlarını belgeleyen “The Goal” isimli film Abidin Dino’nun da içinde bulunduğu üç kişilik bir yönetmen ekibi tarafından çekilmişti.

Yapımcı Octavio Senoret, önce FİFA'yla Dünya Kupası'nın filmini yapmak için, ardından da bu belgeselin yönetmenlerinden olması için Abidin Dino'yla anlaşır.

Daha sonra çekilen belgesel “Gol!” filmi bütün dünyada gösterime girerek rekorlar kırar.

Sanat ile futbolun buluşturulduğu bu belgesel filmde Pele’nin çalımları ve rakiplerinden yediği zalim tekmeler, Eusebio’nun oyun zekası, erişilmez tekniği, Sovyetler Birliği’nden “duvar ören” kalecilerin duayeni, Nazım Hikmet’in komşusu kaleci Lev Yaşin’i yıldızlaştıran kurtarışlar, çocukluğumun idolü Brezilyalı Garrincha, Beckenbauer, Uwe Seeler, Bobby ve Jackie Charlton kardeşler ve daha pek çok şey vardı.

Film, bir sanat eseriydi, ama futbol da zaten bir sanat bana göre.

1966 Dünya Kupası, FİFA’nın Dünya Kupası organizasyonlarının sekizincisiydi.

İngiltere’de düzenlenen bu organizasyonda İngiltere finalde Batı Almanya’yı 4-2 yenerek kupayı kazanmıştı.

Sovyetler Birliği ise dördüncü olmuştu.

Vladimir İvanoviç’le beraber bu belgeseli FİFA’nın web sitesinin aşağıdaki linkinden eski günleri anmak için bir kez daha seyrettik:

https://www.fifa.com/en/watch/movie/2ObaXWLpbGRw3yozyWxmgx

***

Tom Utley’in yazdığı gibi, futbol, sadece bir büyük oyun değildi. İşte bu, en büyük saçmalıktı. Futbol bir bilim, bir sanat, savaş, bale, tiyatro, terör ve eğlenceydi.

Bu seneki Dünya Kupası’nda yaşanan her şey bu sözleri yeniden hatırlattı ve kanıtladı.

Futbola ne yazık ki siyaset karıştırmadan yapamıyorlar.

Bu yeni bir şey de değil.

İçinde bütün iyilikleri de, bütün kötülükleri de bulmak mümkündü.

Hangi zaviyeden bakarsan tabii...

Portekiz'i 41 yıl boyunca yöneten diktatör António de Oliveira Salazar'ın

“Ülkeyi futbol sayesinde kırk yıl yönettim,” dediğini unutmamak lazım. 

Onun halkı uyutup, siyasetten uzaklaştırarak kontrol altında tuttuğu sosyokültürel formül olan 3F kuralının açılımı, Futbol, ​​​​Fado ve Fátima (veya Fiesta / Eğlence) kelimelerinden oluşuyordu.

Salazar’ın bu felsefesini fark edip, uygulayan başka diktatörler de var ne yazık ki dünya siyasetinde.

1966 Dünya Kupası’nda daha müsabakalar başlamadan önce bir anlaşmazlık konusu olmuştu. 16 Afrika ülkesi, 1964’te FİFA’nın aldığı Afrika şampiyonunun finallere gidebilmek için Asya veya Okyanusya şampiyonlarından biriyle ön eleme müsabakası oynamasını öngören kararını protesto için turnuvayı boykot etmişlerdi. Afrikalılara göre kıta şampiyonu takım finallere direkt olarak katılmayı hak etmeliydi.

Böyle bir kararda hala ısrar edilseydi düşünün ne kadar yavan karşılaşmalar olurdu.

***

Bu seneki maçları izlerken şaşırdığımız şeyler de oldu.

Benim şahsen coğrafya bilgisi seviyemi sorguladığım anlar oldu.

Meğer Cabo Verde (Yeşil Burun Adaları) diye bir ülke varmış.

Nüfusu bizim İstanbul Bağcılar nüfusundan bile az, Batı Afrika’da bir ada ülkesi, Atlantik Okyanusu’nda, Afrika kıyılarından 600 km açıkta, minicik bir ülke.

Bağcılar’ın nüfusu 2025 yılına göre 707.635 kişi, Yeşil Burun Adaları’nın ise 2021 yılına göre 491.233 kişi imiş.

Kupanın en iddialı takımlarından, kupanın açık ara favorisi ve kazananı, futbolcularının değeri 1,22 milyar euro’nun üzerinde olan İspanya’yı zorlamışlardı.

Ama kalecilerinin annesi vize sorunları nedeniyle oğlunu izlemeye Amerika’ya önce gidememiş, sonra zor bela oğlunu izleme imkanı bulmuştu.

Bir de yine yeni farkına vardığım Curaçao diye bir ülkenin çok güzel oynayan takımı vardı.

Vladimir İvanoviç’le hatırlıyoruz: 2018 yılındaki turnuvada nüfus açısından Dünya Kupası'na katılan en küçük ülke İzlanda idi.

Bu ülkeleri görünce saflığıma gelip umutlanacağımız şeyler mi oluyor acaba diye düşünüyorum.

Çok kutuplu, yeni bir dünya düzeninin habercilerinden mi bunlar?

Dünya beşten büyük bunu biliyoruz da bunun kuvveye geçmesi mümkün olabilecek mi?

Şair Paul Eluard’ın yazdığı gibi “Dünya bir portakal kadar mavi ve güzel” olsaydı keşke.

"La terre est bleue comme une orange"

“Bizim olmalı bu aydınlık sevinçler, bütün! Yeryüzünün bütün güneşleri bizim olmalı!”

Bu sözlerim Vladimir İvanoviç’I gülümsetiyor.

***

Yaşin’in oynadığı yıllardan beri çok şey değişti, büyük kulüplerin milyarlarca dolarlık bütçeleri var.

Şenol Güneş’in dediği gibi “Futbolu eskiden açlar oynar, zenginler izlerdi; şimdi zenginler oynuyor, açlar izliyor.”

2026 Dünya Kupası, üç ülkenin; ABD, Meksika, Kanada’nın ev sahipliğinde yapıldı. Stadlar doluydu, ekran başında ise on milyonlarca futbolsever vardı.

Ama skandalları da eksik değildi.

Sahadaki futbolun önüne geçen en akılda kalan olaylardan biri FİFA Disiplin Komitesi’nin aldığı tartışmalı bir karardı.

Brezilyalı hakem Rafael Klaus, Kaliforniya'daki Santa Clara'da 2026 Dünya Kupası son 16 turu kapsamında oynanan ABD-Bosna Hersek maçında Amerikalı futbolcu Folarin Balogun'a kırmızı kart göstermişti.

Folarin Balogun’a verilen bir maçlık men cezası, daha sonra şartlı cezaya çevrildi ve futbolcunun Belçika’ya karşı sahaya çıkabilmesinin önü açıldı. Bu kararın hemen öncesinde, ABD Başkanı Donald Trump ile FIFA Başkanı Gianni Infantino arasında bir telefon görüşmesi yapılmıştı. Bu ABD yönetimi tarafından da doğrulandı.

Arjantinli analist Sebastian Schulz, Sputnik'e verdiği bir demeçte, "Bugün spor alanı, tabiri caizse, bu mücadelenin yaşandığı satranç tahtalarından biri haline geliyor. Zira Olimpiyat Oyunları, bu tip yarışmalar, dünya şampiyonaları, hepsi öyle ya da böyle devletleri, ulus devletleri ve ülkeleri temsil ediyor. Bunlar aracılığıyla gücünü yansıtma, etkileme kapasitesini gösterme girişimi yapılıyor" demiş.

Keşke egemenlerin her alandaki yıkıcı siyasetleri spora bulaşmasa.

***

Vladimir İvanoviç’e anlatıyorum. O da ilgiyle dinliyor.

Hikayeleri eksik olunca sadece oyun kalitesiyle yetinilemiyor. Ve hatta bende hikayeler oyunun da önüne geçiyor.

Şampiyonanın en ilginç olaylarından biri kuşkusuz final maçında Lionel Messi’nin bir reklam için çekilen resimde kucağında tuttuğu bebekle,  Lamine Yamal’la 19 yıl sonra Dünya Kupası finalinde karşılaşmış olmasıydı.

Bu resim yeniden popüler oldu.

Resmin çekildiği 2007 yılında, Lionel Messi daha henüz 20 yaşındaydı ve Barcelona’da daha yeni yeni yükselişe geçmişti.

Kulüp, UNICEF ile iş birliği içinde Diario Sport gazetesi için bir yardım takvimi hazırlıyordu. Amaç, oyuncuları yerel ailelerin çocuklarıyla fotoğraflayarak hayır işine katkı sağlamaktı. Barcelona yakınlarındaki bir mahallede kura çekilişi yapılmış ve Lamine Yamal’ın ailesi kazanmıştı.

O sırada sadece 5 aylık bir bebek olan Lamine Yamal ile Messi’nin Camp Nou’da resimleri çekildi.

Hiç kimse o gün resmi çekilen bebeğin 20 yıl sonra dünyanın en yetenekli genç futbolcularından biri sıfatıyla Messi’nin rakibi olacağını tahmin bile edemezdi.

Ayrıca Dünya Kupası hikayeleri arasında bir sıralama yapılsa bence bu hikaye birinciliği alır.

Arjantin takımının efsanesi Messi ve İspanyol takımının yıldızı Lamine Yamal, Dünya Kupası finalinde, 19 Temmuz 2026’da, Arjantin ve İspanya takım oyuncuları olarak MetLife Stadyumu’nda, New York’ta karşı karşıya geldiler.

Ve İspanya, karşılaşmanın galibi ve şampiyon oldu.

“Hayat böyle işte,” diyor Vladimir İvanoviç.

Buna rağmen futbol güzel; bütün olumsuzluklara rağmen oynaması da, seyretmesi de.

22 Ekim 2025 Çarşamba

Lev Yaşin: kalede oyunu sonsuza dek değiştiren kaleci




Lev Yaşin kalede oyunu sonsuza dek değiştiren kaleci olarak kabul edilir.

Moskova'da doğdu, Sovyetler Birliği'ndeki futbolun sadece bir spor değil, aynı zamanda gururun sembolü olduğu bir zamanda büyüdü.

Dinamo Moskova'da olağanüstü kariyeri başladı.

Ancak onu yaşayan bir efsane yapan Sovyet milli takımının forması giymesi oldu.

Yaşin sıradan bir kaleci değildi.

İnanılmaz çeviklik, yıldırım hızında refleksler ve sarsılmaz bir karizmaya sahip atlet, oyunu arkadan yönlendiren kaleci.

O zamana kadar neredeyse kimsenin bilmediği bir ceza alanı hakimiyeti ve forvetlere karşı doğrudan hakim olma yeteneğiyle ünlüydü.

Kendine özgü siyah kıyafetleri ona "Siyah Örümcek" lakabını kazandırdı. Çünkü uzun kolları ve mükemmel pozisyon oyunuyla her topa ulaşırdı.

Ancak Yaşin sadece büyük bir kaleciden daha fazlasıydı; oyuncu arkadaşlarını yönlendiren, sorumluluk alan ve proaktif kalecinin yeni bir çağını başlatan liderdi.

Diğer birçok kişiden daha fazla eğitim aldı, oyundaki pozisyonları  inceledi ve karşılık verme yöntemlerini geliştirdi.

Disiplinli, ailesine derinden bağlıydı, bu da onu nesiller için bir rol model haline getirdi.

Sakatlıklardan kaynaklanan aksiliklere ve Sovyet sporunun siyasi baskısına rağmen, Yaşin tutkusuna sadık kaldı ve dünya futbolundaki olağanüstü öneminin kanıtı olan Ballon d'Or'u kazanan ilk ve tek kaleci oldu.

Modern oyuna değer veren her nesil kaleci, Yaşin'in mirasının bir parçasını taşıdığından, etkisi bugüne kadar uzanıyor.



25 Eylül 2025 Perşembe

Lev Yaşin. Kesinlikle kalecilerin en iyisi.

 


Kaynak: https://dzen.ru/

 

Lev İvanoviç Yaşin bir efsanedir.

1956 Olimpiyat şampiyonu, 1960 Avrupa şampiyonu, beş kez Sovyet şampiyonu ve üç kez Sovyet Kupası şampiyonu olmuştur.

Tarihte Ballon d'Or'u kazanan tek kalecidir.

FIFA, Uluslararası Futbol Federasyonu ve birçok gazete ve dergi tarafından 20. yüzyılın en iyi kalecisi olarak kabul edilmiştir.

2003 yılında Rusya Futbol Birliği, Yaşin'i ülkenin son 50 yılın en iyi oyuncusu seçmiştir.

2025 yılında ise Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu tarafından futbol tarihinin en iyi kalecisi seçilmiştir.

Pelé onun hakkında şöyle demiştir: "Bir Rus futbolcu dünyanın en iyisi olabilir mi? Bir Rus zaten dünyanın en iyisiydi! Ve her zaman en iyisi olarak kalacaktır; en azından kendi rolünde. Anladığınız gibi Yaşin'den bahsediyorum."

 

Ama en baştan başlayalım.

Lev İvanoviç Yaşin, 22 Ekim 1929'da Moskova'da bir fabrika işçisi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.

1941 sonbaharında ailesiyle birlikte, babasının çalıştığı uçak fabrikasının Moskova'dan taşındığı Ulyanovsk'a tahliye göçtüler.

1943'te fabrikada tamirci çırağı olarak işe başladı ve daha sonra üçüncü sınıf tamirci oldu.

1944 başlarında aile Moskova'ya döndü.

Lev Yaşin fabrikada çalışmaya devam etti ve burada planya ve taşlama ustalığı da öğrendi.

Lev Yaşin, 1967 yılında Lenin Beden Eğitimi Enstitüsü'nün (GTSOLIFK, şimdiki Rusya Devlet Beden Eğitimi, Spor, Gençlik ve Turizm Üniversitesi) Moskova Antrenörler Okulu'ndan, 1972 yılında ise SBKP Merkez Komitesi'ne bağlı Yüksek Parti Okulu'ndan mezun oldu.

Lev Yaşin, 1944 sonbaharında Vladimir Çeçerov'un çalıştırdığı fabrikasının genç takımında kaleci olarak oynamaya başladı.

1940'ların sonlarında SSCB İçişleri Bakanlığı'na bağlı iç birliklerde görev aldı.

Moskova Belediye Meclisi takımlarından Dinamo'da oynayarak futbola devam etti.

Haziran 1949'da, teknik direktör Arkady Çernişev'in davetiyle Dinamo Moskova genç takımının kalecisi oldu.

Lev Yaşin, 21 yaşındayken Sovyetler Birliği Şampiyonası'nda Spartak Moskova'ya karşı oynanan maçta Dinamo Moskova'nın as takımı formasıyla ilk maçına çıktı.

İkinci yarıda sakatlanan kaleci Aleksey Khomich'in yerine oyuna girdi. Maç 1-1 berabere bitti.

Dört gün sonra, Lev Yaşin, Dinamo Tiflis'e karşı oynanan iç saha maçında takımın kalesini korudu. Maç Moskovalılar lehine 5-4 sona erdi. Bu maçtan sonra yaklaşık üç yıl yedek takımda forma giydi.

Lev Yaşin, 1950'den 1953'e kadar buz hokeyi de oynadı ve Dinamo Moskova'da kaleci olarak görev yaptı.

Dinamo Moskova ile 1953 Sovyetler Birliği Şampiyonası'nda bronz madalya kazandı.

Lev Yaşin, Valentina Timofeevna Yaşina ile mutlu bir evlilik yaptı ve bu evlilikten İrina (d. 1957) ve Elena (d. 1962) adında iki sevgili kızı dünyaya geldi.

1953'ten 1970'e kadar Moskova futbol kulübü Dinamo'nun ana kadrosunda kaleci olarak görev yaptı.

Bu süre zarfında, parlak oyuncu beş kez SSCB şampiyonu oldu (1954, 1955, 1957, 1959, 1963) ve üç kez SSCB Kupası'nı kazandı (1953, 1967, 1970).

Ayrıca, Sovyetler Birliği şampiyonasında beş kez gümüş madalya (1956, 1958, 1962, 1967, 1970) ve bir kez bronz madalya (1960) kazandı.

Lev Yaşin, SSCB şampiyonasında Dinamo formasıyla toplam 326 maça çıktı.

Sezon sonunda 33 en iyi futbolcu listesinde 14 kez yer aldı (Sovyetler Birliği şampiyonası tarihinde bir rekor). Ogonyok dergisi tarafından üç kez (1960, 1963, 1966) Yılın Kalecisi ödülünü aldı. Bugün ödülün onun adını taşıması şaşırtıcı değil.

Lev Yaşin, 1954'ten 1967'ye kadar SSCB milli futbol takımı için oynadı.

İlk maçına 7 Eylül 1954'te Moskova'daki Dinamo Stadyumu'nda İsveç'e karşı oynanan dostluk maçında çıktı.

Maç, Sovyet futbolcularının 7-0 galibiyetiyle sona erdi.

SSCB milli takımının bir parçası olarak Lev Yaşin, Olimpiyat şampiyonu (1956, Melbourne, Avustralya) ve Avrupa şampiyonu (1960, Fransa), kıta şampiyonasında gümüş madalya (1964, İspanya) ve Dünya Kupası'nda yarı finalist (1966, İngiltere) oldu.

SSCB milli takımı için toplamda 74 maç oynadı.

1963 yılında Lev Yaşin, Avrupa'nın en iyi futbolcusu olarak tanındı ve futboldaki en prestijli kişisel ödül olan Altın Top'u aldı.

Bugüne kadar bu ödülü alan tek kaleci olmaya devam ediyor.

Lev Yaşin'in veda maçı, 27 Mayıs 1971'de V. I. Lenin Merkez Stadyumu'nda (şimdiki Luzhniki) 103.000 seyirci önünde gerçekleşti.

Maçta, Tüm Birlik Beden Eğitimi ve Spor Derneği'nin (VFSO) Dinamo takımı, dünya futbol yıldızlarından oluşan bir takımla karşılaştı. Lev Yaşin, 52. dakikada tek bir gol bile yemeden sahayı terk etti. Efsanevi sporcu, sahayı terk ederken yerini Dinamo Moskova'nın genç kalecisi Vladimir Pilguy'a bıraktı. Maç 2-2 berabere bitti.

Lev İvanoviç, sahalardan emekli olduktan sonra 1971-1975 yılları arasında örgütsel faaliyetlerde bulundu.

Yaşin, 1976 yılında "Bir Kalecinin Notları", 1985 yılında ise "Zor Zaferlerin Mutluluğu" adlı kitaplarını yayınladı.

Perestroyka döneminde, SSCB Futbol Federasyonu başkan yardımcısı ve Dinamo Tüm Rusya Beden Eğitimi ve Spor Derneği Merkez Konseyi'nde eğitim çalışmalarından sorumlu kıdemli koç olarak görev yaptı.

Onurlu Spor Ustası, SSCB Silahlı Kuvvetleri Albayı ve Sosyalist Emek Kahramanı olan Lev İvanoviç, Kızıl Bayrak Emek Nişanı (1957, 1971), Lenin Nişanı (1960, 1990) ve "1941-1945 Büyük Vatanseverlik Savaşı'nda Cesur Emek" madalyasıyla (1945) ödüllendirildi.

1986'da Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nden Gümüş Olimpiyat Nişanı'na, 1988'de ise Uluslararası Futbol Federasyonu'ndan Altın Liyakat Nişanı'na layık görüldü.

Hayatının son yıllarında bu muhteşem atlet, rekortmen, parlak futbolcu, teknik direktör ve menajer ciddi bir hastalıkla boğuştu. 1984'te sol bacağı kesildi ve 1980'lerin sonlarında mide kanseri teşhisi kondu.

Lev Yaşin, 20 Mart 1990'da 61 yaşında Moskova'da vefat etti.

Başkentteki Vagankovskoye Mezarlığı'na gömüldü.

Valentina Timofeyevna, sevgili eşinden 32 yıl daha uzun yaşadı.

Futbol efsanesi Sir Bobby Charlton, Lev İvanoviç'i şöyle anıyordu: "Lev Yaşin, topları kolayca yakalardı. Hatta insanlar ona gol atmaya çalıştığında biraz küçümseyici görünürdü. Tüm tavrıyla sanki şöyle derdi: 'Zamanını boşa harcama, zaten gol atamayacaksın. Ne olursa olsun ben topu yakalarım.'"

3 Mart 2025 Pazartesi

Rus Futbolunun, 90'ların Başından Günümüze Kadarki Detaylı Hikayesi


Kaynak: https://eksiseyler.com/

 

Sovyetler dağıldıktan sonra Rusların kendi liglerinde ve Avrupa liglerinde neler yaptığına bu yazıyla tamamen vakıf olacaksınız.

Rus futbolu... 

Sovyetler Birliği'nden sonra milli takım düzeyinde asla istenen atılımı yapamamış, yer yer iyi oyuncular yetiştirse de, Rus oligarklarının kulüplere para yığması nedeniyle özellikle 2005-2010 döneminde kulüp futbolunda bilhassa gelişme gösteren ve başarılar elde eden, ancak onun da sonradan inişe geçtiği futbol ekolüdür.

Sovyetler'in dağılmasından sonra Sovyetler'in pek çok yıldız oyuncusu özellikle Ukrayna tarafında kaldı ve kariyerleri zaten yeni milletler bağımsız olarak yeni milli takımlarıyla sahneye çıkma aşamasına gelene kadar sonlandı (Belanov'lar, Protasov'lar vs.).

90'lı yıllarda Spartak Moskova Rus liginin öne çıkan ekibiydi.

Şampiyonlar Ligi'nde belirli güzel performanslar verdiler, ancak çok da üstlere çıkamadılar.

Yine aynı yıllarda çeşitli Rus oyuncular başta İtalya, İspanya ve Portekiz olmak üzere Avrupa'nın çeşitli yörelerine dağıldılar. Ancak aralarında çok üst düzey oyuncular yoktu.

Spartak, o dönem önemli bir jenerasyon yakaladı. 

Viktor Onopko, Yuri Nikiforov, İlia Tsymbalar (kanatta yardırırdı, Galatasaray'a da golleri vardı rahmetlinin), aleksandr mostovoi, valery karpin, dimitri radchenko, vladimir bestchastnykh, dmitri popov (ispanya'da hatrı sayılır süre geçirdi), andrey pyatnitski, stanislav cherchesov (sonradan rusya teknik direktörüydü kaleci), dimitri khlestov (beşiktaş'ta kısa bir dönemi var), igor lediakhov (sporting gijon orta sahasında yıllarca oynadı) ya spartak çıkışlı, ya da ilk etapta çıkışlarını spartak'ta yapmış futbolculardı. bunların tamamı rus milli takımında da yer alıyordu. Bunların bir çoğu avrupa'nın genllikle orta sıra takımlarında oynadılar. Bunların bir kısmı sakatlık, formsuzluk, şans bulamama gibi nedenlerle erken bitti.

Nikiforov ve onopko sağlam bir savunma ikilisiydi (nikiforov ispanya'da ve psv'de uzun yıllar geçirdi, onopko dönemin kalbür üstü liberoları arasında sayılırdı). Ancak en nihayetinde bunlar arasında nihai itibarla çok üst düzeye çıkan, yıldız gibi bir mertebeye erişen sadece karpin ve mostovoi oldu. mostovoi 2-3 yıllık fransa kariyerinden sonra (önce benfica'daydı ama şans bulamadı) iyi bir fiyata ispanya'ya transfer oldu ve yıllarca celta vigo'nun iyi yıllarında takımın 10 numarasıydı, Balaidos çarı lakabıyla anıldı. fuleli, duran toplarda iyi, acayip paslar çıkarabilen oyun zekası yüksek bir ofansif orta saha oyuncusuydu. Karpin de yine merkez orta sahada, yer yer de kanatta oynayan kabiliyetli bir oyuncuydu. Real sociedadvalencia ve celta vigo'da yıllar geçirdi ve iyi bir kariyer yaptı. real sociedad'ın şampiyonluğa oynadığı Nihat, Kovacevic, Xabi Alonso gibi yıldızlara sahip olduğu dönemden de iyi hatırlanır.

Radchenko ve Bestchastnykh forvet ikilisi ise çok şeyler beklenip beklenen yerlere pek ulaşamamış futbolcular oldular. radchenko racing santander'de iki iyi sezon geçirdikten sonra deportivo'ya transfer oldu; ancak orada tutunamadı ve kariyeri düşüşe geçti. bestchastnykh ise werder bremen'de ün kazandı ki, bremen dönemin iyi bir takımıydı. Tam üst kalibrenin adamı olmadığı anlaşıldığında o da santander'e (aslında bir nevi Radchenko'nun yerine) transfer oldu; bir iki sene iyiydi fakat sonra kariyeri düşüşe geçti. bu arada bu santander'in, sporting gijon'un ve espanyol'ün de garip bir Rus bağlantısı var, bir sürü adam gelip geçti o dönem..asla çok verimli bir golcü olamamıştı zaten. Spartak'a geri döndü, bir şekilde Fenerbahçe bunu bulup aldı, o dönem mafya işin içine girdi bilmem ne oldu, bu adam zaten düşüşteydi, bu tantanaya gerek de yoktu.

Neyse gelelim 90'lardaki diğer takımlara. Rus ligi tamemen Moskova odaklıydı. Daha ufak takımlardan bir oyuncu yıldızlaştığında da bir süre sonra direkt bir Moskova takımına gidiyordu. Spartak'tan sonra hemen Rus futbolunun öncüsü denebilecek cska Moskova geliyordu. Lokomotiv Moskova ve Dinamo Moskova da diğer önemli Moskova takımlarıydı. Her eski komünist ülkede bu iş benzer şekilde seyreder bir nevi. cska ordunun takımı, Lokomotiv tren işçilerinin, dinamo polisin, spartak sendikanın takımıydı. Rus milli takımında yarı Ukraynalı, doğu Ukraynalı yahut Ukrayna'da (genelde dinamo kiev'de) oynayan isimler de bulunuyordu.

Sovyetler sonrası ekipte, cska çıkışlı isimler de vardı. dmitri kharine birkaç yıl chelsea kaleciliğini yürütmüştü. Savunma oyuncuları dmitri galiamin ve dmitri kuznetsov, uzun yıllar espanyol'da geçirdi. igor korneev önemli ve verimli bir ofansif orta saha oyuncusuydu. espanyol'daki iyi performansları onu barcelona'ya kadar yükseltti ancak barça ona fazla geldi. Sonra gittiği feyenoord'da kazanılan uefa kupası'nda rol alan isimlerden olmuştur. veteranlardan bir dönem dortmund'da da oynamış belarus asıllı sergei gorlukovich lokomotiv, Gürcü asıllı omari tetradze dinamo çıkışlıydı. luhansk asıllı ve kariyerini aslen Ukrayna'da geçirmiş ve sonra Portekiz'e transfer olmuş sergei yuran'ın daha büyük oyuncu olması bekleniyordu, ama önce Avrupa'da tam tutunamadı, sonra da kafatası sakatlığından kariyeri erken bitti.

Rusya'nın bu ümit vaad eden 94 kadrosu, İsveç, Brezilya ve Kamerun'lu zorlu gruptan çıkamadı. Bu esnada performansları çok da olumlu da gözükmedi. Kamerun'la 6 gollük maçları var ki, dünya gündemine bir anda o maçta beş gol atan, sonra cem uzan tarafından İstanbulspor'a getirilen ve genel anlamda pek de olumlu şeyler söyleyebileceğiniz bir santrfor olmayan, sakatlık ve formsuzluk derken 30 yaşında futbol hayatı bitmiş oleg salenko'yu soktu.

O yıllarda Moskova takımlarındaki topçular Avrupa'ya dağıldığında, rus ligi'nde üstlere oynayan sürpriz takımlar ve yeni şampiyonlar çıktı. rotor volgogradalania vladikavkaz isimleri duyulmaya başladı takımlar arasında.

Bir spartak efsanesi oleg romantsev yönetiminde euro 1996'da Rusya daha da kötü bir performans sergiledi. İkişer üçer gol yedi herkesten ve bir puanla gruptan elendi. o takımda parantez açılması gereken önemli bir futbolcu, andrei kanchelskis de vardı. kanchelskis ferguson'un manchester united'ında 4 yıl düzenli iki kanatta birden oynamış ofansif bir açık/kanat oyuncusuydu. Çok yetenekli ancak başına buyruk bir elemandı (Ukrayna asıllıydı ve 94 kupasında milli takımı boykot etmişti). İngiltere sonrası kariyeri biraz yokuş aşağı gitti, everton, fiorentina, glasgow rangers gibi ekiplerde oynadı. Everton'daki flaş sezonundan sonra fiorentina'ya sovyetler rekoru bir bonservisle transfer oldu ancak, sakatlıkların da payıyla, sonraki döneminde tam da bir istikrar sağlayamadı. Sol bek, moskova takımlarında vakit geçirmiş evgeny bushmanov, yıllarca nikiforov-onopko sonrası spartak defansında yer alan yuri kovtun, italya'nın küme düşme hattı takımlarında yer almış forvetler igor simutenkov ve igor kolyvanov, spartak moskova sonrası inter'e kadar kariyer yapıp orda tam tutunamayıp sonra italyan orta sıra ekiplerinde yıllarca orta sahada görev almış orta saha igor shalimov, beklenen yerlere gelememiş kanat igor dobrovolski, bursaspor'un inter-toto maçlarından akla gelebilecek karlsruhe forveti sergei kiriakov, yeni flaş ekip alania çıkışlı igor yanovskiy, zaragoza orta sahasında birkaç yıl geçirecek cska çıkışlı vladislav radimov, yine sociedad kadrosundan hatırlanacak dmitri khokhlov, rusya'nın turnuvadaki yeni (veya bir kısmı 94'teki kadroda bulunmayan) yüzlerindendi.

Rusya, kolay bir eleme grubunda yer almasına karşın iyi performans veremedi ve playofflarda italya'ya elenerek 98 dünya kupası'na kalamadı. Eleme grubunda Ukrayna'ya ikinciliği kaptırarak (grup birincisi fransa'ydı) euro 2000'e de kalamadı. Böylece 90'lı yılların o rus jenerasyonu, milli takımlarda başarısız, büyük çoğunluğu Avrupa kulüplerinde dikiş tutturamamış bir biçimde 90'ları kapadı. rus kulüp takımları da iyi oyuncularının büyük bir bölümünün avrupa'ya gitmiş olması nedeniyle aşınmıştı, spartak'ın ilk yıllardaki başarıları da tekrarlanamaz hale gelmişti. Ara ara şampiyonlar ligi'nde spartak'ın gösterdiği bir iki ışıltı dışında Rus takımları kayda değer bir başarı da elde edemedi.

2000'li yılların başına gelindiğinde, 90'ların adamlarıyla yeni gelen daha genç bir gruptan bir karma kadro oluşmaya başladı. ön libero alexey smertin (sonra bir dönem abramovich dönemi chelsea'sinden hatırlanır), mourinho'nun porto'sunda rol almış, pas ve şut yeteneği yüksek ofansif orta saha dmitri alenichev, spartak'ta hem rus liginde hem şampiyonlar ligi'nde parıltı göstermiş yegor titov, rus yerel futbolunda önemli isimler sergey semak(sonradan avrupa'ya da açıldı), dmitri sennikovigor semshovigor chugainov, yetenekli ama hata meyli de olan kaleci ruslan nigmatullin, genç yetenekler 20'lerinin başında veya hatta kimisi daha da küçük aleksandr kerzhakov (rus futbolunun mihenk taşlarından olmuştur bile denebilir) , dmitri sychev (fransa'ya ümitlerle transfer olmuş ama rus ligi dışı çok iş yapamamıştır), marat izmailov (tam olamamış bir wonderkid'di), ruslan pimenov (lokomotiv'in şampiyonlar ligi döneminden hatırlanır) gibi isimler onopko, nikiforov, karpin, bestchastnykh, mostovoi gibi tecrübeli isimlerle birleşince aslında güzel bir kadro oldu. Fakat buna rağmen rusya yine turnuva başarısızlıklarını yine kıramadı. Saçma sapan bir gruptan (japonya-belçika-rusya-tunus) üçüncü olup elendi (sadece tunus'u yenebildiler), ki o gruptan rusya birinci bile çıkabilirdi.

Sonraki dönem, bir jenerasyonun sonuydu. mostovoi, karpin, nikiforov, onopko gibi kült isimler spor yaşantılarını tamamlamaktaydı. euro 2004 Rusya'sı, sergei ovchinnikov'un devraldığı, ana hatları 2002 kadrosundan veteranlar dışında çok farklılaşmayan bir ekipti. o yıllarda rus futbolunda yeni yükselişe geçmiş olan ve adını duyurmaya başlayan yeni bir ekip de vardı: zenit st. petersburg. moskova takımları arasında ise Spartak'ın devri kapanmış, bir ara lokomotiv üst üste şampiyonluklar edinmiş, cska da silkinmeye başlamıştı. 2004 kadrosunda Lokomotiv ve Zenit'ten yeni isimler vardı, Lokomotiv sol beki Vadim Evseev, lokomotifin beyni dmitri loskov, zenit'in gençleri, avrupa'da isim yapmaya başlamış genç santrfor kerzhakov, vladimir bystrov gibi kimseler.cm'cilerin hatırlayacağı rolan gusev, bir dönem avrupa'ya açılmış ancak başarılı olamamış dmitry bulykin de bu kadrodaydı..rusların yeni kaleci jenerasyonu da oluşuyordu o yıllarda, yıllarca sırasıyla zenit ve cska'nın hem de milli takımın bayrak adamları olacak kaleciler vyacheslav malafeev ve igor akinfeev. euro 2004'te de Rusya, ispanya-Portekiz ve Yunanistan'lı o zorlu gruptan, sadece şampiyon yunanistan'a karşı alınan tek bir galibiyetle elendi.

Sonraki aşamalara ve 2006 dünya kupasına geçmeden önce o yıllarda oligarkların ve paranın Rus futboluna getirdiği ivmeden bahsetmek gerekecek. 90'lı yıllarda spartak'ın domine ettiği, 95 yılı alania vladikavkaz istisnasıyla da 2001'e kadar 10 yıl üst üste şampiyon olduğu rus liginde spartak hegemonyası kırıldı. 2002 ve 2004'te şampiyon olan lokomotiv, beyni loskov önderliğinde bir öne atılım yaşadı. Ancak esas yükselişi cska yapacaktı. 2003-2005 ve 2006'nın şampiyonu cska olmuştu. yine o yıllarda, Rubin Kazan ve zenit st.petersburg öne çıkmaya başladı. Bir nevi parası çok olan oligarkın takımını yücelttiği bir dönemdi. Önce cska'nın, teknik direktörü valeri gazzaev ile birlikte yükselişi geldi. cska iyi bir jenerasyon yakalamıştı. Kalede akinfeev, savunmada Rus milli berezutski kardeşler, efektif sergei ignashevich, sol bekte hızlı yury zhirkov (sonra abramovich deli bir paraya chelsea'ye alacaktı), ön liberoda evgeny aldonin, önde de chidi odiahdaniel carvalhoelvir rahimic, ve de yıldızları, her ikisi de prime dönemlerinde farklı özelliklerde harika forvetler olan yırtıcı hırvat ivica olic (sonra bayern'e kadar ilerledi) ve golcü vagner love (yıllar yılı cska'da bir dolu gol attı, avrupa çapında başarıyla oynadı, ilerleyen yıllarda yolu türkiye'ye düştü) eşliğinde uefa kupası kazanacaktı.

Sonra Gazprom önderliğinde, dick advocaat teknik direktörlüğünde yükselişe geçen zenit'in dönemi geldi. Zenit önce 2007'de rus şampiyonu olacak, 2008'de de uefa kupası'nı ve süper kupa'yı kazanacaktı. Zenit de iyi bir Rus jenerasyon yakalamış, isabetli transferlerle kadrosunu tahkim etmişti. Dönemin önemli santrforu zenit çıkışlı kerzhakov 2006'da sevilla'ya transfer olmuştu (çok varlık gösterememişti). kerzhakov'un yerine zenit fatih tekke'yi eklemlemişti. Takımın belkemiği sonra bayern münih'e transfer olacak, shakhtar'dan getirdikleri anatoly tymoschuk idi. kaleci malafeev güven veren bir isimdi. Ofansif yıldızı ise rus futboluna en az bir beş sene damga vuracak andrey arshavin idi. Çalışkan orta sahalar igor denisovkonstantin zyrianov (bak bu herif ha bire her yerine üşüşürdü sahanın, acayip bir gizli güçtü sahada), sağ bekte o dönem pek bir sevdiğim, hızlı ve ha bire ileri çıkan rus milli sağ bek aleksandr anyukov vardı. Genç martin skrtel zenit'te parlamıştı.
forvette yine zenit'te yıldızlaşmış, stuttgart, fulam ve reading'de bir avrupa kariyeri de olsa da tam da beklenenleri verememiş santrfor pavel pogrebnyak, sağ kanat viktor fayzulin, stoper roman shirokov, çek bek radek sirl, arjantinli alejandro dominguez, hırvat stoper ivica krizanac, kadronun dişe dokunur diğer parçalarıydı (süper kuba dönemi sonra yıllarca kulüpte kalacak ofansif orta saha Portekizli Danny de katılmıştı).

Zenit ve cska'nın kadroları sağlam olsa da yine de henüz on milyonlarca dolar akıtılmış kadrolar değildi. 2000'lerin sonuna doğru başka takımlarda başladı bu çok para akıtma hadisesi ve 2010'lardaki Rus futbolu trendi ise iyice bu yöne evrildi. Bu ilk etapta başarılı olan takımlar da (zenit, cska,spartak), sonra bir sürü adamlara on milyonlar vermeye başladılar. Dinamo Moskova çıktı mesela bir ara, o Mourinho'nun tüm şampiyon Porto kadrosunu on milyonlarca dolar gibi bonservislerle Rusya'ya doldurdu (aynı takım kevin kuranyi'yi de getirmişti sonra). fc Moscow diye bir takım çıkıverdi, keza böyle para yağdırıp maxi lopez'ler bilmemneler bir sürü adam getirdi. anzhi mohaçkale çıktı sonra yine çok kısa süren benzer bir projeyle, eto'o, roberto carlos vs. havada uçuştu. Bir ara zenit ha bire 50-100 milyon dolar bandında paralara futbolcular alıyordu (örn. hulk, bruno alves, leandro paredes, axel witsel, malcom vs.) .

Değişik işlerdi, birçoğunun hülleli olması da muhtemel.

Ama yine de o yıllardan itibaren, kabaca 2020 dönemine kadar (belki de rusya'nın batı bloğuyla iyice problemli hale gelmesi dönemine kadar diyebiliriz),rusya hem rusları avrupa'ya göndermeye, hem de oyuncu ithal/ihraç işine de başladı. doğu bloku ülkelerinden, afrika'dan, güney amerika'dan oyuncu alıp parlatıp, biraz portekizli menajer katkısı, biraz rus oligark katkısı (örn. abramovich) ile avrupa takımlarına pek çok satış yapmışlardır (örn. ivica olic, jiri jarosik, jo -- Galatasaray'a da gelen, evet --, ahmed musa, keisuke honda, mark gonzalez, fernando cavenaghi, marcos rojo, bazı örnekleri). Yine gelip uzun yıllar kalan bazı örnekleri de vardı (örn. clemente rodriguez, stipe pletikosa, vs. hatta Mario Fernandes, Rus vatandaşı olup milli takımda oynadı). 2015'lere doğru ve sonrasında olay biraz daha prime dönemi geçen futbolcuların rus ligi'ne gelmesi şekline döndü (örn. kim kallström, victor moses, vs.); ama ta ki Ukrayna'daki savaşa kadar yer yer doğu bloku'nun genç yıldızlarının ilk ön aldığı yer de Rus ligi oldu (örn. sebastian szymanski)

Neyse milli takıma doğru dönersek; rusya o dönem Rus Ligi'nin gösterdiği ivmeye karşın, 2006 dünya kupası'na kalamamayı başardı (grubunda 1. sırada portekiz vardı, 2. sıradaki slovakya'nın ardında kaldı). Bilhassa ligi bu kadar ivme göstermişken, cska uefa kupası almışken, takımları Avrupa kupalarında etkili olmaya başlamışken, bu büyük hayal kırıklığıydı. Rus teknik direktörlerle olmuyor diyip, euro 2008 için milli takımın başına Guus Hiddink'i getirdiler. Hiddink'in kalitesi bellidir, şimdi bir şey demek ayıptır (adam tüm kariyerinde bir Fenerbahçe'de çok başarısız oldu belki de). Hırvatistan ve İngiltere'li çok zor bir grupta İngiltere'nin önünde eleme gruplarından çıkmayı başardılar (İngiltere Euro 2008 dışı kaldı böylece).

Euro 2008 güzel bir futbolun oynandığı bir turnuvaydı. Rusya da bu turnuvaya ofansif, mücadeleci güzel bir futbolla damga vurdu. Avrupa çapında başarısını tescillemiş cska ve Zenit kadroları merkezli bir iskeletleri vardı. spartak ve Lokomotiv'den de bazı ekler içeriyordu (Spartak forveti ve ligin gol kralı roman pavlyuchenko bu kilit isimlerden biriydi). 1 kişi hariç takımın tamamı Rusya'da oynuyordu (90'lar ve 2000'lerin başı kadrolarına kıyasla farklılaşan bir durum). Bu cska ve zenit kadrolarından yukarıda saydığım birçok isim bu kadrodaydı. Bu kadro, avrupa'da zaten başarı elde etmiş, uluslararası tecrübesi yüksek isimlerden oluşuyordu. Uluslararası turnuvada da başarı gösterme zamanları artık gelmişti.

Dönemin canavarı ispanya'ya 4-1 mağlubiyetle başlamalarına karşın, Yunanistan'ı 1-0, isveç'i 2-0 yenip gruplarından çıktılar. Hollanda'yı uzatmalarda 3-1 ile geçtiler ve yarı finalde İspanya'ya denk düşüp 3-0 ile elendiler. Yani turnuva boyu sadece İspanya'ya yenildiler. Rusya'nın bu kadrosunun pek çok ismi yıldızlaştı ve turnuva sonrası Avrupa'da üst düzey takımlara transfer oldular. Özellikle yıldızlaşan birkaç isim vardı. Arshavin zaten zenit'te kendini artık kanıtlamıştı. Bu kupa ile "Avrupa starı" olarak tescillendi ve Arsenal'e transfer oldu. Biraz geç bir yaşta oldu bu transfer, ancak Arsenal'de bir uyum döneminden sonra adapte olup iyi işler de yaptı. pavlyuchenko golcü bir hüviyet gösterdi, ama Avrupa'da Tottenham'a transfer oldu ve tam tutmadı. Rusya'nın bekleri turnuvada inanılmaz öne çıktılar (zhirkov ve anyukov). zhirkov deli bir fiyata abramovich chelsea'sine transfer olacaktı. 2000'lerin başından beri milli takımda olan kaptan semak, semshov, zenit'in çalışkanı zyrianov, orta sahaya işlerlik kazandıran elemanlardı (Lokomotiv'den dmitri torbinski öne çıkan bir diğer isimdi). Stoperleri (marka cska'lı sergey ignashevich ve dinamo'dan denis kolodin) ispanya'ya karşı duramadılarsa da, kalan maçlarda iyi iş çıkardılar.

Şimdi bir parantez daha açalım; bu yıllar rus futbolunda yeni bir aktörü de devreye soktu: Rubin Kazan. 2008 ve 2009 şampiyonu, ikonik ölçüde heyecanlı teknik direktör kurban berdyev yönetimindeki Hasan Kabze ve Gökdeniz Karadeniz'li Rubin Kazan, ilginç bir uluslararası oyuncu portföyü ile başarılı oldu. rus milli takım kaptanı sergey semak, yeteneklice orta saha petr bystrov, stoper roman sharonov, ispanyol stoper cesar navas, bildiğiniz stjepan tomas, Leh rafal murawski, güney afrikalı macbeth sibaya, güney amerikalı dinamoları cristian noboa, alejandro dominguez, sağ bek cristian ansaldi, sol bek oleg kuzmin, veteran santrforlar savo milosevic ve serhiy rebrov...sonra fatih tekke, aleksandr ryazantsev gibi isimler de katıldı. Böyle böyle bu ekip iki şampiyonluk kazandı.

Herkes bu öne çıkan takımın 2010 dünya kupası'nda napacağını merak ederken, elemelerde grubunda almanya'nın ardından ikinci olup, Slovenya ile playoff oynadılar. playoff'ta bir diğer kayıp wonderkid namzeti dinyar bilyaletdinov'un iki golüyle Slovenya'yı bir maçta yenseler de, diğer maçta yenilip deplasman gollerinden playoff'ta slovenya'ya elenip kupa dışı kaldılar. Bu, Hiddink'in de sonu oldu, yerine Zenit'te başarılar elde etmiş Advocaat geldi. 2012 dünya kupası kadrosu, 2008'in büyük ölçüde aynısıydı. Bir ek, Rus futbolunun yeni genç yıldızı alan Dzagoev idi. o Dzagoev ki Rusya'yı kimi turnuvalarda sırtlayacak, cska'nın bayrak adamı olacak, avrupa çapında bir isme dönüşecekti.

Dzagoev hemen bu turnuvada 3 golle kendini gösterdi. 2008'dekine paralel bir kadrosu olsa da Rusya trajik bir turnuva geçirecekti. Çekleri 4-1 geçip, Polonya ile 1-1 berabere kalıp iyi başladılar (ki Polonya da iyi kadroydu). ama sürpriz bir şekilde çekler hem Polonya'yı hem Yunanistan'ı yenince, boğuk ve bayık defansif oyunuyla Yunanistan da Rusya'yı son maçta yenince Rusya ikili averajdan elenip 3. oldu (2. Yunanistan oldu) ve turnuva dışı kaldı (ki Rusya o maçta iki kat topa sahip olup iki kat pas yaptı, kaleye 10 şut olmak üzere toplam 25 denemede golü bulamadı da Yunanistan gitti kaleye giden 2 deneme yapıp birinde golü buldu). bu turnuvayla birlikte Rusya'nın o Euro 2008 altın jenerasyonu da bir bakıma sonu bulmuş oluyordu. Rusya'nın kulüp takımları da bu dönemlerde havasını yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı. Biraz Zenit ara ara flaş transferlerle gündem oluyordu, ancak Moskova takımları eski sıklıkta yeni başarılı ya da Avrupa çapında oyuncu çıkartamıyordu, Rubin rüzgarı sönmüştü, eski jenerasyonların da ya emekliliği geliyordu ya da son demlerine gelmişti.

Rusya 2014 dünya kupası'nı da çıkabilmesi muhtemel bir gruptan hezimetle ayrılarak tamamladı. Jenerasyon tamamen değişmişti ve eski jenerasyondaki isimlerin yeri dolmamıştı. denis glushakov, aleksandr kokorin, aleksandr samedov, aleksey kozlov, dmitri kombarov gibi yeni isimler 11'deydi. Cezayir ve Güney Kore ile berabere kalıp Belçika'ya yenilerek grupta iki puanla elendiler. Euro 2016'da Fenerbahçe'den de hatırladığınız, prime'ını Schalke 04'te yaşamış roman neustadter, rus liginin efektif golcüsü Artem Dzyuba (bugün Rus liglerinin gelmiş geçmiş en çok gol atan ismidir), yeni yıldız adayları Aleksandr Golovin de eklenmişti ama berbat bir performansla grup sonuncusu oldular. Golovin bilhassa gelecek vaad eden bir isimdi, 2018'de Monaco'ya büyük transfer yaptı ve hala orada.

2018 dünya kupasının ev sahibiydi Rusya. Flaş 5-0'lık Suudi Arabistan galibiyeti ile başladılar. Grupları zor değildi, Mısır'ı yenip, Uruguay'a yenilip 2. olarak üst tura çıktılar. mario fernandes milli takımın brezilya asıllı yeni ismiydi. fyodor kudryashov defansın bir diğer yeni ismiydi. Orta sahada çalışkan hüviyetli roman zobnin vardı. ispanya'da uzun yıllardır ya kalburüstü takımların yedeği olarak oynayan real madrid altyapısı çıkışlı denis cheryshev bu turnuvada parlayıverdi. İspanya'yı bir sürprizle penaltılarla elediler. En son penaltılarla finalist Hırvatistan'a elendilerse de turnuvayı çeyrek finale yükselip görece başarılı kapattılar.

Gecikmeli Euro 2020'de, Belçika Danimarka ve Finlandiya ile çok kolay bir grupta değillerdi. Ama grubu tek galibiyetle Finlerin de arkasında sonuncu kapadılar. o turnuvada kendisini gösteren bir ofansif orta saha daha dünyaya kazandırdılar: aleksey miranchuk. Halen Atalanta'da oynuyor. Tam büyük bir atılım yapamadı, ancak kalburüstü bir oyuncu olduğu da muhakkak.

Bu noktadan sonrası Ukrayna savaşı ve Rus milli takımlarının kupalardan uefa tarafından men edilmesi şeklinde gelişti. Belarus ile, Asya Afrika takımlarıyla falan hazırlık maçı yapıyorlar arada vs. derken pek bir milli takım aktivitesi kalmadı. milli takım teknik direktörü tanıdık bir isim: uzun saçlım mavi gözlüm valery karpin.

Rus ligi'ne gelecek olursak, 2015'lerden itibaren bir düşüş seyri gösterdi

2005-2010 döneminin ivmesiyle gelen atılım kalmadı. Ama yine de bu takımların bir bölümü yüksek bütçelerle iyi oyuncular çıkardı. Avrupa'nın, Güney Amerika'nın çeşitli yörelerinden oyuncular Rusya'da oynadı. Afrika ve Asya'dan da bazı isimler burada parladı (bir örnek, sardar azmoun). 2010'lar Moskova takımları ve Zenit'in hakimiyetiyle devam etti; son yıllarda Zenit (ki biliyorsunuz Gazprom sponsorluğunda) iyice hegemonya gibi oldu ve durum pek değişecek gibi değil. fk krasnodar, fk soçi, fk Rostov gibi bazı takımlar yer yer öne çıktı.

Ancak gerek savaştan kaynaklı olarak, gerekse de genel seyir itibariyle Rus futbolu 2005'ten sonra yaratılan atılım dönemini 2015'lere doğru kaybetti ve de en azından kısa ve orta vadede eski seyrine pek de geri gelebilecek gibi durmuyor.

4 Şubat 2025 Salı

Rusya Premier Ligi


Kaynak: https://www.gazetemru.com/

 

Rusya Premier Ligi konusunda en kapsamlı bilgi

Rusya Premier Ligi 1992 yılında kuruldu. 

Rusya Premier Ligi’nde 16 takım mücadele ediyor.  

1992’de kurulmasının nedeni, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıdır.  

Rusya Premier Ligi tarihinde en çok kupa kaldıran takım Zenit St. Petersburg’tur. 

 

Rusya Premier Ligi’nin formatı

Bir takım sezon boyunca 30 maç oynuyor. 15 maç evinde, 15 maç deplasmanda.

Rusya Premier Ligi şampiyonu direkt olarak Şampiyonlar Ligine gitmeye hak kazanır. İkinci  olan takım  ise yine direkt olarak şampiyonlar ligine gidebiliyor.  

Rusya Premier Ligi’nde üçüncü olan takım Şampiyonlar Ligi ön eleme turunu katılır.

Ligin dördüncüsü  ise Avrupa Ligi’ne katılırken, beşinci takımı ön eleme oynayıp  Avrupa Ligi’ne katılır.

Rusya Premier Ligi’nde  13 ve 14. Sıradaki takımlar küme düşmemek için Playoff oynar.

15 ve 16. Sıradaki takımlar ise direkt olarak küme düşer.

İkinci ligin birinci ve ikinci olan takımları direkt olarak Rusya Premier Ligi’ne yükselir.

3. ve 4. Olan takımlar, playoff oynar. Playoffu kazanan takım Rusya Premier Ligi’ne çıkar.

Rusya Futbol Federasyonu

Rusya Futbol Federasyonu (Российский футбольный союз- Tam Türkçe karşılığı: Rusya Futbol Birliği), Rusya’nın tamamını kapsayan bir kamu kuruluşudur.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra  SSCB Futbol Federasyonu’nun yasal halefi oldu.

Federasyonun önceliği ulusal düzeyde ( Rusya şampiyonası, Rusya Kupası, Rusya Süper Kupası ve diğerleri) her türlü futbol için spor etkinlikleri organize etmek, Rusya Federasyonu’nda futbolun gelişmesini ve yaygınlaştırılmasını amaçlamaktadır.

Rusya Futbol Federasyonu, Rusya’da futbolun gelişimini denetleyen FIFA ve UEFA tarafından tanınan tek kuruluştur. Merkezi başkent Moskova’da bulunmaktadır.

Kuruluş: 1912/1992
UEFA’ya giriş tarihi: 1954
FIFA’ya giriş tarihi: 1912/1946/1992

 

Rusya’nın en büyük stadyumu

Rusya’da gerçekleştirilen 2018 Dünya Futbol Kupası organizasyonu nedeni ile Rusya’da bir birinden görkemli statlar yapıldı.

Final karşılaşmasının oynandığı Lujniki (Luzhniki) stadı kapasite bakımından Rusya’nın en büyük stadıdır. Yaklaşık 81 bin izleyici alabilmektedir. Tam adı Olimpiyat kompleksi büyük spor arenası Luzhniki .

2018 FIFA Dünya Kupası final maçında Fransa ile Hırvatistan milli takımları, Luzhniki Stadyumu’nda karşılaştı.

Rusya’nın en büyük kulüp stadı ise Zenit St. Petersburg’un maçlarını oynadığı Gazprom Arena’dır. Stadyumun kapasitesi 64.468 bin kişidir. Üstü komple kapanabilmektedir.

Kırım takımları UEFA’dan dolayı Rusya Premier Ligin’de oynayamıyor. Kırım takımlarının kendilerine özgü ayrı bir futbol ligi bulunuyor.

Rusya Premier Ligi’nde bir sezonda en fazla gol atan  futbolcu  CSKA Moskova’nın Fildişi forveti 28 gol ile  Seydou Doumbia’dır.

 

En çok şampiyon olan takımlar

Rusya futbol ligi 4 kez değişti. 1936 yılından itibaren şampiyon olan takımlar sayılmaktadır. Toplam şampiyonluk sayılarına bakıldığı zaman Rusya’da en fazla şampiyon olan takım Spartak Moskova (22) , CSKA Moskova (13), Dinamo Moskova (11), Zenit (7), Lokomotiv Moskova (3) , Torpedo Moskova (3)

 

En çok taraftarı olan takımlar:

Spartak Moskova, Dinamo Moskova,  Krasnodar, CSKA Moskova, Lokomotiv Moskova, Zenit St. Petersburg.

Rusya Süper Kupası maçında Zenit ile Lokomotiv Moskova, VEB Arena Stadında karşılaştı. 7 Ağustos 2020’deki karşılaşmayı 2-1 kazanan Zenit, kupanın sahibi oldu.

Rusya Premier Ligi yabancı kuralı

Rusya Premier Ligi’nde her takımda toplamda 8 adet yabancı oynayabilir. Takımlarda 8 yabancı +17 Rus futbolcu formatı bulunuyor. Takımlar ilk 11’de maksimum 6 tane yabancı futbolcu oynatabilir.

 

Rusya takımları arasından Avrupa’da kupa kaldıran kulüpler:  

2007 – 2008 sezonunda Avrupa Ligini kazanan Zenit St. Petersburg ve  2004-2005 yılında Avrupa Ligini kazanan CSKA Moskova UEFA Kupası kaldırmış takımlardır.

Zenit’in kupasını kaldıran takımda temsilcimiz Fatih Tekke’de forma giyen futbolcular arasında yer alıyordu.

Rusya’da en çekişmeli derbi maçlar genellikle Moskova takımları arasında olmaktadır. 

Özellikle Spartak Moskova ile CSKA Moskova arasında oyanan karşılaşmalar dikkatle takip edilmektedir. Son yıllarda ise buna Zenit St. Petersburg’ta dahil oldu.

 

Rusya Süper Kupası

Rusya Premier Ligi şampiyonu ile Rusya Kupası şampiyonu arasında oynanıyor. Süper Kupa maçı, Rusya Premier Ligi başlamadan önce oynanır.

 

Rusya Kupası ( Kubok Rossii)

Toplamda 90 takımın katıldığı, Rusya Kupası ilk etap olarak alt liglerdeki takımların ( 3 veya 4 lig) eleme sistemi ile oynanır ve finallere gidilir.

Finali kazanan alt lig takımları kura çekilişi ile Rusya Kupası’nın gruplarına dahil oluyor.

İkinci etap turundaki kupa sisteminde 10 grup bulunur. Bu gruplarda 3 takım yer alır.

1. Olan takım gruptan çıkar. Daha sonrasında ise takımlar kendi aralarında tek maç olmak üzere eleme sistemi ile Kupa maçları oynanır.

En çok Rusya Kupası kazanan takım: 

Lokmotiv Moskova, Rusya’da en çok kupa kaldıran takımdır. Toplamda 8 kez kupa şampiyonu oldu. 2. CSKA Moskova’dır (7 ) 3. Zenit St. Petersburg (4) 4. Spartak Moskova (3) takımlarıdır.

16 Temmuz 2024 Salı

Kaleci iyi yer tutarsa

 

 


Kaleci iyi yer tutarsa

 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

Konumuz milli takımımızın kalecisi Mert Günok’un Avusturya maçının son saniyelerinde yaptığı, herkese “vay be, helal olsun!” dedirten kurtarışı.

Kaleci iyi yer tutarsa top kucağına düşer.

Ne demek şimdi bu?

Yani, doğru zamanda, doğru yerde olmak mı?

Bir forvet oyuncusu için de doğru değil mi, bu?

Mesela Galatasaraylı Tanju için hep söylenir. Top Tanju’nun önüne düşerdi, gol olması için onun sadece ayağının ucuyla topa dürtmesi yeterliydi falan diye.-Değil tabii…

Şans mı, yoksa oyunu iyi okuma becerisi mi?

Ne zaman, nerede olacağını bilmek…

Kuşkusuz bu da değerli bir şey, ama umulanın dışında bir şey yapabilmek, bir mucizeye imza atmak çok daha değerli.

Yani iyi yer tutmak tamam da, bence imkansızı başarabilmek daha önemli.

Fizik kurallarıyla dalga geçmek.

Kurtarılamaz olan topları çıkarmak.

Koşullara kafa tutmak.

Gerçekçi olup, imkânsızı istemek.

Kahramanlar da zaten bunu yapabilenler arasından çıkıyor.

***

Hayatta da böyle değil mi, zaten?

Tam yeknesak bir hayatın rutini içine girmişken bazen risk alıyorsun, bir başka maceraya girmeye cesaret edebiliyorsun.

Kaderini değiştirmek istiyorsun.

Sonrası?

Sonrası biraz sana ve koşullara, biraz da şansa bağlı.

İşin veya maçın sonunda yenmek de var, yenilmek de…

Moskova’dayım. Yaz aylarında dünyanın en güzel şehirlerinden biri burası.

Bense hala hep İstanbul’umun anıları ve hayalleriyle yaşıyorum.

Senelerdir hiç hesapta yokken geldiğim, ne zaman döneceğim de belli olmayan bir hayat dilimindeyim.

Düşünüp, anlamaya çalışıyorum. Hangi kategoriye giriyor benim yaşadıklarım?

Köşelerden çıkardığım toplar da oldu, ama hiç topu kucağımda bulduğum olmadı. İyi yer tutamamışım mı demek lazım?

Yani kafam biraz karışık…

Vladimir İvanoviç’le bunu fazla konuşmak istemiyorum. “Yine mızmızlanıyorsun!” diyecek diye korkuyorum.

Neyse…

***

Mert Günok’un, o, artık şimdiden efsanelere karışan muhteşem kurtarışı olmasa bunlar aklıma gelir miydi?

Gelmezdi sanırım.

EURO 2024 son 16 turunda Türkiye`ye 2-1 mağlup olarak elenen Avusturya`nın teknik direktörü Ralf Rangnick, büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını belirterek, "Türkiye`nin Gordon Banks`ini geçemedik," demiş.

Doğru, o kurtarış, İngiltere kalecisi Gordon Banks’in 1970 Dünya Kupası maçında Pele’ye “Dur!” dediği o müthiş enstantenenin neredeyse kopyası idi.

Yorumcular, futbol tarihçileri, Gordon Banks’in kurtarışına 20. Yüzyılın en büyük kurtarışı diyorlar, Mert Günok’un kurtarışı için de 21. Yüzyılın en büyük kurtarışı diyeceklerdir belki.

Gordon Banks, Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu’nun araştırma ve kayıtlarına göre, Lev Yaşin’den sonra 20. Yüzyılda dünyanın en büyük 2. kalecisi.

Evet, benim çocukluğumun kahramanı, Nazım’ın komşusu Lev Yaşin’den sonra.

***

Vladimir İvanoviç’le “Bak, hava ne güzel, hadi!” gezmelerimizden birindeydik.

Birlikte yürümeye başladık. 2. Pesçanaya Sokağı’na kadar gittik. Efsane Rus kalecisi Lev Yaşin’in evinin önünde durup, onu andık.

Yolun karşısında, tam da Yaşin’in yaşadığı apartmanın çaprazında Nazım Hikmet’in evi var.

Bir banka oturduk.

Mutad ziyaret mekanımızda, Nazım’ın evinin önündeki parktaydık yine.

Ben bu mekanda oturmayı çok seviyorum. Huzur buluyorum.

Parkta oturduğumuz bankın bir tarafından Nazım’ın evini, diğer tarafından şimdiki neslin babalarının, dedelerinin efsanesi Lev Yaşin’in evini görüyorduk.

***

Lev İvanoviç Yaşin (Лев Ивaнович Я́шин), Türkiye'de belli bir yaşın üstündeki bütün futbolseverlerin tanıdığı, sevdiği Sovyetler Birliği Millî Futbol Takımı'nın efsane kalecisiydi.

Çok atletik bir vücuda ve müthiş reflekslere sahip olduğu için çok güzel kurtarışlar yapardı. Onun koruduğu kaleler de kale gibiydi yani…

Lev Yaşin,1950'lerde dünyadaki kalecilik anlayışını değiştirmişti. O güne kadar kale çizgisini terk etmeyen, ceza alanı dışına pek çıkmayan bir kaleci tipi yaygındı. Ancak, Yaşin, bu anlayışı değiştirdi. Ceza alanına atılan topları tutmak için kalesini terk etmekten çekinmiyordu. Ayrıca çok iyi yer tutuyordu. 

Başarılı file bekçisi, kariyerine Dinamo Moskova kulübünde başladı ve 1949 ile 1971 yılları arasında bu kulüpte top koşturdu.

Yaşin, kariyerinde 150’den fazla penaltı kurtarmış - ki bu sayı, Dünya tarihinde bir rekormuş.

Vladimir İvanoviç, “Onu penaltı kurtarırken izlemek Gagarin’i uzayda izlemek kadar heyecanlıydı,” diyor. 

Ben de Moskova’ya geldiğim ilk yıllarda bir Rus takımı tutmam gerektiğini düşünmüştüm.

Moskova’da olduğuma göre tutacağım takım bir Rus takımı olmalıydı.

Dinamo Moskova, CSKA, Lokomotiv Moskova…

Bizim ev Dinamo Stadyumu’na da CSKA Stadyumu’na da yürüme mesafesinde. İkisinden biri olabilirdi mesela. Ancak Yaşin’den dolayı tutacağım takımın Dinamo Moskova olması daha makuldü, ama ne yazık ki Dinamo o eski efsanevi dönemlerindeki başarısından uzun yıllardır uzaktaydı.

O yüzden de o iş öyle kaldı.

***

“Nazım’la, Yaşin komşuymuşlar, ama acaba birbirlerini tanır, komşuluk yaparlar mıydı?” diye soruyorum.

Vladimir İvanoviç, “Olabilir,” diye cevap veriyor. “Nazım’ın karısı Vera, Yaşin’le eşine Türk kahvesi bile yapmıştır belki de.”

Meğer Nazım’ın karısı Vera da tutkulu bir Dinamo Moskova taraftarıymış.

Müjdat Gezen, Nazım’ın sevgili vatanı dışındaki yaşamının son on üç yılında onun can dostu olan Ekber Babayev’den bizzat dinlediği anıyı birkaç kez anlatmıştı.

Nazım Hikmet, Vera’ya aşık olduğunda o, eski kocasından henüz ayrılmamıştı.

Sonra boşanıyor ve evleniyorlar.

Vera’nın Nazım’dan bir ricası oluyor.

Cumartesi, pazar günleri Dinamo Moskova’nın maçları oluyor ya, haftada bir gün kendisi gibi koyu Dinamo Moskova taraftarı olan eski kocasıyla birlikte maç izlemeye gitmesine izin vermesini istiyor.

Nazım, düşünüyor, medeni bir insan olarak izin veriyor; ama bir yandan da kıskançlık içini kemiriyor.

Bir gün Nazım’la Ekber Babayev evde birlikte çalışıyorlar. Vera evde yok. Yalnızlar.

Kağıtların, kitapların yayıldığı masanın bir köşesinde Nazım, öbür köşesindeyse Ekber Babayev oturuyor. Hummalı bir çalışma içindeler.

Nazım, önündeki daktiloda yazdıklarını Ekber Babayev’e uzatıyor. O da Rusçaya çeviriyor.

Ancak Nazım’ın bir gözü de karşısındaki televizyon ekranında.

Televizyon Dinamo Moskova maçını naklen veriyor.

Bir, iki,.. Ekber Babayev, sonunda dayanamayıp soruyor:

“Yahu, sen, futboldan anlamazsın, sevmezsin de; ne diye ikide bir televizyondaki maça bakıyorsun?”

“Yahu, Vera, eski kocasıyla maçı seyretmeye gitti.”

“Eee?”

Nazım, “Kamera arada tribünlerdeki seyircileri gösteriyor. Belki onları da gösterir, kocası es kaza Vera’nın elini tutuyor mu diye bakıyorum,” diyor.

Bu anı beni her hatırladığımda güldürür, ama Nazım’a olan sevgimi biraz daha arttırır.

Sanatını da, insan hallerini de daha çok içimde hissederim.

En güzel memleket, vatan hasreti şiirlerini yazan Nazım, aynı zamanda en güzel aşk şiirlerini de yazmış.

Ve o, her haliyle bir insan.

Tutkulu, büyük bir insan.

***

Yine yürüyerek bizim avluya döndük.

Akşamı etmiştik.

Konuşmaktan yorulmuş muyduk ne?

Suskunduk.

Yine lafın belini kırmıştık.

Şu günlerde sadece Türkiye’de değil, pek çok ülkede gündemin üst sıralarında olan futbolla başlayıp, Nazım’la bitirmiştik.

Konunun birinden başlayıp, ilgisiz bir başkasıyla biten; dağdan, tepeden, ilgili ilgisiz her şeyden…

“Biz ne konuştuk?” dedim.

Avlumuzun daldan dala atlayarak dolaşan sincaplarından birini gösterdi.

“İşte şunun gibi yaptık,” dedi, gülerek, “Ha, unutmadan söyleyeyim; sizin çocukları çok beğendim. Yetenekli futbolculardan çok genç bir takım kurmuşsunuz, bu defa olmadı, ama ileride bu genç çocuklar büyük başarılara imza atacaklar,” dedi.