Moskova

Moskova
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Rusya'nın alerji takvimi

 


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rusya’da bahar aylarının gelişiyle mevsimsel alerji şikâyetleri yeniden artıyor. Uzmanlara göre polen alerjisi genellikle üç dönemde yoğunlaşıyor. İlk dalga nisan-mayıs aylarında ağaç polenleriyle başlıyor, mayıstan ağustosa kadar çayır otları ile yabani otlar etkili oluyor, ağustostan ekime kadar ise pelin otu ile ambrosia gibi güçlü alerjenler öne çıkıyor.

İlk polenler şubat ayında görülüyor. Martta servi, kızılağaç, fındık, söğüt gibi bitkiler çiçeklenmeye başlıyor. Nisanda huş ağacı, meşe, kavak, akçaağaç, karaağaç ile çeşitli süs bitkileri havaya yoğun polen salıyor. Mayısta çam, ladin, alıç, şakayık, karahindiba, leylak gibi bitkiler bu listeye ekleniyor.

Yaz aylarında tablo değişiyor. Haziran ile temmuz döneminde ıhlamur, gül, çavdar, ayrık otu, çayır otları, mavi çim gibi çok sayıda bitki polen yayıyor. Ağustosla birlikte ısırgan otu, pelin otu, yabani ıspanak türleri, özellikle de ambrosia alerjik reaksiyonların başlıca kaynağı haline geliyor. Sonbahar boyunca krizantem, gül, pelin otu, ambrosia gibi bitkiler etkisini sürdürüyor.

İzvestiya'ya konuşan uzmanlar, alerjisi olanların yalnızca çiçeklenme takvimini değil, günlük polen yoğunluğu haritalarını da takip etmesini öneriyor. Hava koşulları çiçeklenme dönemlerini değiştirebildiği için aynı bölgede bile polen seviyesi hızla farklılaşabiliyor. Rusya’da bu amaçla en sık kullanılan dijital takip sistemlerinden biri Pollen Club platformu olarak öne çıkıyor.

13 Mayıs 2025 Salı

"Babuşka deme, diline biber sürerim"


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Karşıdan geliyor, anlatıyorum işte, sevimli bir babuşka, muhtemelen yetmişin üzerinde…  “Affedersin,” diye bölüyor tanıdık bir arkadaş. “Kim geliyor dedin?” "Babuşka", diyorum.

“Sen ciddi misin? –diye sinirleniyor.– Benim annem yetmiş iki yaşında, ve hâlâ zinde, güzel bir kadın.”

İtiraz etmeye çalıştım, dedim ki zinde olmak güzel, ama yine de “babuşka” denebilir. Ama bana, “aptalsın, kadınlara hakaret ediyorsun,” dediler.

Ve muhtemelen gerçekten aptalım. Artık babuşka ya da nine yok. Belki taşrada yetmişini geçmiş kadınlar bu sıfatlara razı olabilir. Ama Moskova’da asla.

Burada “yaşlı” sözcüğü bile aşağılayıcı kabul ediliyor. “Yaşını almış kadın” desen bile, kulağa kötü geliyor.

Artık yaşla ilgili her şey yasak. En fazla kabul edilebilen kelime “anti-age”, o da yalnızca kozmetik ambalajlarında ve çok küçük puntolarla yazılmışsa.

Moskova sonsuz gençliğin şehri. Yaşlılara burada yer yok. Dünya Sağlık Örgütü mü? Onlara göre 60–75 yaş arası “yaşlı”, 75–90 arası ise “iyice yaşlanmış”.

O kâğıdı kendinize saklayın. Bizim sınıflandırmamız başka. 45 yaşına kadar kadınlar “kız”, sonrası “kadın”. Ebediyen. Ne babuşka var, ne nine.

Torunlarının bile kendilerine babuşka demesine izin vermeyen kadınlar tanıyorum. “Bana Tanya de. Sadece Tanya!” — “Babuşka Tanya mı?” diye soruyor saf torun. “Hayır, sadece Tanya.”

Ve aslında bu mantıklı. Özellikle kadın psikolojisi açısından. Çünkü kelimeler sadece kelime değil, küçük enerji parçacıkları (evet, biraz ezoterik dokunuş, biraz NLP). Ve bir kadına “yaşlı” ya da – Tanrı göstermesin– “ihtiyar” derseniz, bu onu öldürmez belki, ama içine hüzün, keder ve karanlık bir gölge salar. Daha dün, hafif elbisesiyle randevuya koşarken herkes arkasını dönüp bakıyordu. Bugünse birdenbire “yaşlı vatandaş” olmuş. Bu, kadını çökertebilir. Çünkü kadınlar narin, duyarlı ve çevresine bağlıdır. Başkalarının sözlerinde ve bakışlarında yaşar. Nasıl görülüyorsa, öyle hisseder.

Benim gençlik arkadaşlarım hâlâ “kız” benim için. Gözümde değişmediler. Oysa çoğu çoktan büyükanne oldu – yani teknik olarak. Ama bana göre hâlâ o eski neşeli kızlar. Belki de hâlâ benimle sohbet etmek istemelerinin nedeni budur: Ben onlarda hâlâ “Arabesque” şarkılarına dans eden, kahkahalar atan genç kızları görüyorum.

Bu yüzden sosyal medyadaki en kıymetli yorumlar şunlardır: “Ne kadar genç görünüyorsun!”, “Resmen genç kız gibisin!”, “On yıl öncekinden bile daha iyisin!” – Bunlar bir tür psikoterapi gibi, güzellik bakımı gibi, ruha sürülen nemlendirici krem gibi.

Bir gün markette sıradayım. Önümdeki adam döndü ve dedi ki: “Burada bir babuşka vardı, ama bir yere gitti.” Hemen arka sıradan bağırıldı: “Kime babuşka diyorsun sen?!” Ve elinde bir kutu karbonatla biri çıktı ortaya. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre muhtemelen “çok yaşlı” sınıfında. Ama bu hakareti kabullenemedi. Şükür ki o karbonat paketini adamın suratına fırlatmadı.

Sonuç şu: Babuşka yok artık. Herkes uzun, genç ve mutlu yaşıyor.

Sadece kadınlar mı? Bir keresinde 65 yaşında bir adama “dyeduşka” dedim. Altına yorumlar yağdı. “Ben 66 yaşındayım, haftada üç kez spor salonuna gidiyorum. Neyin dedesi?!”

O anda düşündüm: On yıl sonra ben de o yaşta olacağım. Torunum bana “dyeduşka” dese hoşuma gider mi? Sanmıyorum. Muhtemelen kulağına eğilip şöyle diyeceğim: “Bak, bana sadece Lyoşa de. Ya da Lyoha. Tamam mı?”


Aleksey Belyakov, Moskviçmag

18 Mart 2025 Salı

Rusya'da en uzun yaşlılık Moskova ve Petersburg'da


Kaynak: https://turkrus.com/


Rusya’da yaşlı nüfusun yaşam kalitesine ilişkin yapılan bir araştırmaya göre, en iyi koşullara Moskova ve St. Petersburg sahip. Araştırmayı gerçekleştiren “Daha kesin konuşmak gerekirse” (Yesli bıt toçnım) adlı proje, 55 yaş ve üzeri bireylerin yaşam süresi beklentisini, gelir seviyelerini, işgücüne katılım oranlarını ve kültürel etkinliklere katılım durumlarını dikkate alarak bir sıralama oluşturdu. 2023 yılı verilerine göre, Rusya genelinde 55 yaşındaki bir kişinin ortalama 24,5 yıl daha yaşaması beklenirken, Moskova’da bu süre 29,8 yıl, St. Petersburg’da ise 26,5 yıl olarak hesaplandı. 

Kommersant'ın aktardığı haberde Moskova’da yaşlı nüfus için sunulan olanakların geniş olduğu belirtilirken, kentte binin üzerinde kişinin 100 yaşını aştığı bildirildi. Moskova Belediye Başkan Yardımcısı Anastasia Rakova, “Moskova Uzun Ömürlülük” projesi kapsamında yaşlılara yönelik sağlık, eğitim ve kültürel etkinliklerin artırıldığını vurguladı. St. Petersburg’daki yetkililer ise sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin ve düzenli sağlık kontrollerinin yaşlıların daha uzun ve aktif bir yaşam sürmesine katkı sağladığını ifade etti.

Öte yandan, en kötü yaşam koşullarına sahip bölgeler arasında İnguşetya, Çeçenistan ve Zabaykalye öne çıktı. Çeçenistan’da yaşlı nüfusun yüzde 26,4’ünün, İnguşetya’da ise yüzde 21,2’sinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı belirtildi. Zabaykalye bölgesinde ise 55 yaşındaki bireyler için beklenen yaşam süresi yalnızca 21,1 yıl olarak hesaplandı. Ayrıca, Lipetsk bölgesinde yaşlıların yalnızca yüzde 20,4’ünün aktif sosyal hayata katılım gösterdiği kaydedildi. 

Araştırma, yaşlı nüfusun artış trendini de ortaya koydu. 2023 yılında 65 yaş ve üzeri nüfusun 24,5 milyon kişiye ulaştığı, bunun toplam nüfusun yüzde 17’sini oluşturduğu belirtildi. 2014 yılında bu oran yüzde 13 seviyesindeydi. Uzmanlar, pandeminin yaşlı nüfus üzerindeki etkilerine de dikkat çekerek, ölüm oranlarında yaşanan dalgalanmaların uzun vadeli yaşam beklentisine yansıdığını belirtti. En yaygın sağlık sorunlarının ise kardiyovasküler hastalıklar, solunum yolu rahatsızlıkları ve kas-iskelet sistemi hastalıkları olduğu ifade edildi.

6 Mart 2024 Çarşamba

"Sosyal garanti, özgürlükten önemli"


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da yapılan bir ankette halkın sosyal adalete bakışı mercek altına alındı. VTsİOM’un anketi, Rusya halkı için sosyal garantilerin özgürlüklerden daha önemli olduğunu gösterdi.

Anket katılımcılarının yüzde 21’i sosyal garantinin eşitlik ve eşit imkanlar anlamına geldiğini belirtti.

Sosyal destek (yüzde 10), emeklilerin hayat şartlarının iyileştirilmesi ve emeklilik yaşının düşürülmesi (yüzde 9), ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti (yüzde 6) ve kaliteli eğitim (yüzde 3), Rusya vatandaşlarına göre sosyal adaleti belirleyen göstergeler.

Rusya vatandaşlarının yüzde 50’lik kesimi, sosyal garantileri sosyal adaletin temeli olarak gösterirken, ekonomik garantiler için aynı fikirde olanların oranı yüzde 23.

21 Şubat 2024 Çarşamba

Banyo bahane, sosyalleşmek şahane

 


Banyo bahane, sosyalleşmek şahane

 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

 

Ofiste İgor, “Hadi banyoya gidiyoruz” deyince aklım çıktı.

Kış günü, hamam! Aman allahım!

Serkan, “İrina da gelecek mi?” diye soruyor.

İgor, “Yok evladım, onlar başka bir zaman kendileri giderler,” diye cevap veriyor.

***

Benim öyle hamama gitme gibi alışkanlıklarım yok.

Çok küçükken akraba ziyaretine Bolu Göynük’e gittiğimizde kadınlar gününde annem beni de hamama götürmüştü. Daha doğrusu götürememişti. Utanıp, içeri girmek istememiştim. Annemin, akrabalarımızın zorlamalarına rağmen girmemiş, dışarıda kapıda beklemiştim.

Daha, henüz altı yaşımdaydım, hani Türkiye’de biraz ergenleşmiş bir erkek çocuğunu annesi hamama götürdüğünde hamamdaki diğer kadınlar kızar, “Hanım bir dahaki sefere babasını da getir bari!” diye tepki gösterirler ya, onu da bilecek yaşta değildim. Ama direnip, girmemiştim işte.

Serkan, “Abi, sonradan çok pişman olmuşsundur, kesin,” deyip gülüyor.

***

İgor, Rus banyosunun faziletlerini anlata anlata bitiremiyor.

Banyo, Rus kültürünün önemli bir parçası; geleneksel olarak sadece vücudun temizlenmesi için bir araç değil, aynı zamanda özel bir ulusal ritüel.

“Türk hamamı da öyle, sadece gidilip yıkanılan bir yer değil, bir büyük kültürün parçasıdır,” diyorum ben de.

Malum, Rus banyosu, Türk hamamı, Fin saunası dünyaca popüler…

Halk arasında buhar banyosu ya da yalnızca banyo olarak da bilinen Rus banyosu, yüzyıllardır Rusya’da, yaşamın değişmez bir parçası olagelmiş. Çarlardan köylülere kadar tarih boyunca Ruslar, Rus banyosunu sadece yıkanmak için değil, aynı zamanda birtakım dini seremoniler düzenlemek ve hastalıklarına şifa bulmak için de kullanmışlar.

Rusya’da erkek erkeğe banyoya gidip sosyalleşme çok yaygın.

Kadınlar arasında şöyle konuşmalara sıkça şahit olabilirsiniz:

Eğer kocanız, sizi olmadık şeylerden dolayı sinirlendirmiyorsa, içip sızmıyorsa, televizyonda maç izlemiyorsa, cep telefonunda saçma sapan oyunlar oynamıyorsa, arkadaşlarıyla hamama gitmiyorsa, bir divanda kaykılmış kımıldamadan yatıyorsa onu bir sopayla dürtün, ölmüş olabilir.

Rus banyosunun özelliği, nem oranının atmosferdeki nem oranına yakın oluşudur. Normal bir saunada nem oranı yüzde 5-10, sıcaklık ise 100 derecenin üzerindedir. Diğer tip banyolarda, örneğin Türk hamamında nem oranı yüzde yüze yakınken, sıcaklık ise 40 dereceyi geçmez. Rus banyosunda ise nem oranı yaklaşık yüzde 60-70 olup, sıcaklık ise en fazla 80 dereceye kadardır.

Rus hamamında iyice terledikten sonra kar banyosu için dışarı koşturmak, donan nehir ya da göllerde delikler açıp buz gibi sulara girmek Ruslar arasında oldukça yaygın bir gelenek.

Bırrrr! Hiç bana göre değil. Rusya’da benim hala alışamadığım, alışmaya da hiç niyetimin olmadığı şeyler var.

İgor, “Venik stoğumu kontrol etmem lazım,” diyor. “Tabii ki votka ve yiyecek durumunu da.”

Eeee, işin sosyalleşme tarafına destek olacak en küçük ayrıntıları dahi unutmadan plan yapmak gerek.

***

Rus banyosunun demirbaşlarından biri ‘venik’tir. Kesinlikle unutulmaması gerek. Rusçada süpürge anlamına gelen venik sözcüğü, Rus banyosunda, güzel kokulu huş ağacı yaprakları veya ince meşe dallarından yapılan yaprak süpürgesi anlamında kullanılır. Venik yardımıyla vücuda uygulanan masaj, kan dolaşımını hızlandırdığı gibi, metabolizmanın faaliyetlerini de arttırır. Venik masajı ayrıca, vücuttaki zararlı mikrop ve virüsleri yok eder ya da üremelerini engeller. En önemlisi ise, metabolizmanın faaliyetlerini arttıran venik, cildin erken yaşlanmasını önler.

Hamam, birçok hastalığın, özellikle de soğuk algınlığının tedavisi için de kullanılır.

Rus buhar banyosu ayrıca bir kişinin sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda zihinsel olarak da temizlenmesini sağlar.

Buhar, kan dolaşımının ve metabolik süreçlerin düzenlenmesi için etkili bir mekanizmadır.

Yazlık evi, daçası olan Ruslar arasında Rus banyosu çok yaygındır. Rusya'da çoğu daçanın yanında kendi banyosu da bulunur. Buralarda buhar banyosundan sonra Ruslar soğuk su havuzları yerine, kendilerini evlerinin bahçesindeki tertemiz kara bırakarak vücut ısılarını düşürürler.

İyi bir banyosu olanlar her zaman itibar görür.

Rus Hamamı ve Türk hamamı her zaman birbirinin ciddi rakibi olmuşlar.

İgor, “Rus banyosundan çıktığınızda kendinizi 10 yıl genç, cildinizin ise bebek gibi yumuşak ve pürüzsüz olduğunu hissedeceksiniz,” diyor

Serkan, bize göre genç ya, “O sizin derdiniz,” diye takılıyor.

***

Neyse, fazla direnemedik İgor’un sıkça gittiği bir banyoya gittik.

Serkan, bir ara havlusunu getirmeyi unuttuğunu düşünüp panikledi; sonra bulunca rahatlamıştı.

Duvardaki "Lütfen perdelerle kurulanmayın!"  yazan bir tabelayı gösteriyorum, “Havlusunu unutanlar için yazmışlardır kesin,” diyorum.

İgor, oğlu Maksim’in okulunda öğretmeninin sorusuna bir sınıf arkadaşının verdiği cevabı anlatıyor.

Gülüyoruz.

Öğretmen, “Çocuklar, Rodin'in ‘Düşünen Adam’ adını verdiği şu çıplak adam heykeli resmine bakın. Sizce ne düşünüyor olabilir?” diye sormuş.

Sonra bir çocuğa dönüp, “Valodya, senin bir cevabın var mı?”

Valodya, bir süre düşündükten sonra, “Öğretmenim bu düşünen adam galiba banyoda elbiselerini çaldırmış, şimdi ben elbiselerim olmadan nasıl dışarı çıkıp eve giderim diye kara kara düşünüyor,” diye cevabını vermiş.

***

Korktuğum kadar olmamıştı.

Alıştıktan sonra keyfim yerine gelmişti. Bizimkiler de ortamın havasını yakalamıştı.

Durur muyum, benim de çenem açıldı.

Hamamın bizim kültürümüzde de yeri önemli ya, hemen aklıma gelen fıkraları sıralıyorum:

Hoca ne zamandır hamama gitmiyormuş. Bir gün şöyle dört başı mamur, tenine yakışır bir hamam sefası yapmak niyetiyle hamamın yolunu tutmuş.

Hamam ashabından kim tanır ki Nasreddin Hocayı? Mübarekler gün yüzü mü görüyorlar, el içine mi çıkıyorlar ki? Hocaya bakmışlar hırpani kılıklı bir âdemoğlu; ilgilenmemişler bile. Verdikleri tasın bakırı çıkmış vaziyetteymiş; tuttukları peştamal eski mi eskiymiş…

Hoca işini bitirip çıkarken aynacıya on akçe bahşiş bırakmış.

Şaşırıp, sevinen hamamcılar paşalar gibi uğurlamışlar Hocayı, ama hoş karşılamayınca hoş uğurlama neye yarasın…

Ertesi hafta Hoca yine hamama gitmiş. Bu sefer Hoca’yı el üstünde tutmuşlar. Hizmetin en kusursuzunu yapmışlar, hürmetin en kusursuzunu etmişler.

Hoca kurulanmış, taranmış, çıkarken aynacıya bir akçe bırakmış. Söylemeyi de unutmamış:

“Yanlış anlamayın çocuklar, bugünün ücretini geçen hafta ödemiştim; bu bir akçe geçen haftanın ücreti!” 

***

Yine bir Nasrettin Hoca fıkrası patlatıyorum:

Malum Türklerle Rusların benzerliklerinden biri de tarihte bir dönem Moğol istilasına maruz kalmaları.

Bir gün Hoca, Timur’la hamamda yıkanırken Timur sormuş:
“Pazar olsa, köle diye satılsam. Kaça akçe verirler, ederim nedir?” diye biten bir rubai parçası okuyup, “Hoca demiş, sahi, ben kaç akçe ederim?”

Hoca, ilk defa görüyormuş gibi Hünkârı süzdükten sonra:

“Elli akçeden fazla değil,” demiş.
“Ne diyorsun be” demiş, Timur, “üstümdeki peştamal elli akçe eder!”

Hoca ne cesaretle cevap verdiyse vermiş:

“İyi ki üstünde o elli akçelik peştamal var, ya olmasaydı!”

***

Vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştık. Hamam sefasına son verip, toparlanma zamanı gelmişti.

Banyo bahane, sosyalleşmek şahane…

“Yahu İgor, sen bizi sık sık banyoya götürsen ne iyi olur,” diyorum.

5 Kasım 2021 Cuma

Rusya'da yılın kelimesi Sputnik


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Rus Dili Enstitüsü, Sputnik kelimesinin eskiye nazaran 10 kat daha fazla kullanılmaya başlandığını açıkladı. Enstitü, kelimenin en çok aşılama ve Rus aşısının ülke dışında tanınması bağlamlarında kullanıldığına dikkat çekti. Kelime Rusçada esasen "yol arkadaşı, yoldaş" anlamına geliyor. 

Bu yıl en çok kullanılan ikinci kelime ise Afganistan oldu. Taliban'ın ülke yönetimini yeniden ele geçirmesinden sonra kelimenin kullanılma sıklığı 6,5 kat artış gösterdi.

Üçüncü sırada Severnıy Potok (Kuzey Akım) ifadesi var. Rusya'nın Avrupa'ya doğal gaz taşıyan yeni boru hattı bu ismi taşıyor.

2021'de en çok başvurulan diğer kelimeler şöyle:

Pepepis (nüfus sayımı)

QR-kod (kare kod)

Antiprivivoçnik (aşı karşıtı)

Antivakser (aşı karşıtı)

Vıborı (seçimler)

Neraboçiy (tatil günü)

Smertnost (ölüm oranı).

23 Ekim 2021 Cumartesi

Sovyet tıbbından 6 tuhaf tedavi

Kaynak: https://turkrus.com/

 

Sovyet tıbbı pek çok uygulamada Batılı muadillerinden ayrışır. Rusça konuşulan coğrafyada uygulanan tedavilerden bazıları bugün artık kulağa çılgınca geliyor. İşte Russia Beyond'un derlediği bazı "tuhaf Sovyet tedavileri".


Quartz lamba tedavisi. 

Güneşten yana fakir bir coğrafyada yaşayan Sovyet doktorları, çocuklardaki D vitamini eksikliğini gidermek için kuvvetli quartz lambalara başvurmuştu. Çocukların gözlerinin zarar görmemesi içinse güneş gözlükleri kullanılmıştı. Aynı lambalar bugün Moskova metrolarında dezenfeksiyon amacıyla kullanılıyor.


Kulak, burun, boğaz rahatsızlıkları için mor ötesi lamba.

Solnışko, yani "küçük güneş" denen bu cihazlara çocuklar başta olmak üzere pek çok hastanın enfeksiyonlu bölgelerini ısıtmak için başvurulmuştur.

 

Manyetizma tedavisi.

Ameliyat sonrası doku rejenerasyonunu hızlandırmak için manyetik cihazlar kullanılmıştır.

 

Elektrik uyku tedavisi. 

Elektroson adı verilen bu yöntem nevroz ve hipertansiyon hastalarında denenmiştir. Hastalar uyurken düşük frekanslı ve aralıklı elektrik akımına tabi tutulurdu.

 

Elektroforez.

İlaç etkinliğini arttırmak için kullanılan ama kimilerince başarısı şüpheli bir başka uygulama.

 

D'Arsonval elektrik terapisi.

Fransız bilim insanı Jacques-Arsène d'Arsonval'ın adını taşıyan bu cihazın hastalara elektrik vermek suretiyle kan dolaşımını arttırdığı düşünülmüştür.

28 Eylül 2021 Salı

250 yıl önce Moskova'da veba ayaklanması ve Türkler

 

Kaynak: https://turkrus.com/

 

1770 yılı ocak ayında Rus-Türk Savaşı sırasında Yaş şehrindeki Rus askerleri arasında tuhaf bir hastalık baş gösterdi. Halsizlik, kusma, daha sonra da "ruble büyüklüğünde" kabarcıklarla kendini gösteren hastalık kısa sürede yayıldı. İlkbahar aylarında Polonya'ya, ağustosta Kiev'e, kasımda ise Moskova'ya ulaştı.

Başlangıçta tifoyla karıştırılan hastalığın veba olduğu kısa sürede anlaşıldı. Moskova Valisi Pyotr Saltıkov şehirdeki meyhanelerin, pazarların ve hamamların kapatılmasını emretti. Şehir 20 sektöre ayrıldı. Doktorlar ve polis sektörleri tarayarak tespit ettikleri hastaları hastanelere götürdü, yakınlarını evlerde karantinaya aldı.

Ancak geç kalınmıştı. Temmuz ayına gelindiğinde kentte günde 100 kişi hayatını kaybediyordu. Eylül geldiğinde ise sayı 700'e çıktı. Şehirde ticaret yaşamı durdu. Moskova'nın ekseriyetle tüccar ve zanaatkar şehri olması nedeniyle yoksulluk baş gösterdi.

Bu durumu söylentiler takip etti. Şehirde hastalığı Türklerin yaydığını ileri sürenler, salgını ancak Kitay Gorod'daki Tanrının Anası, yani Meryem Ana ikonunun sona erdirebileceğini anlatmaya başladılar. Başpiskopos Amvrosii kiliselerde toplu ibadeti yasakladı. Tam iki hafta sonra, yani 26 Eylül günü huzursuzluk isyana dönüştü. "İkonayı çalıyorlar!" diye bağırarak kiliselere ve manastırlara hücum eden halk Piskopos Amvrosii'yi linç etti. Vali şehirden kaçtı.

Ertesi gün vali yardımcısı düzenin sağlanması için ordudan yardım istedi. Çariçe Yekaterina'nın favorisi Kont Grigori Orlov'un başında bulunduğu alaylar dördüncü gününde ayaklanmayı bastırdı. Şehir yönetimi ardından hastane sayısını arttırdı ve doktorların maaşını yükseltti. Tüccarlara ve zanaatkarlara para yardımı yapıldı.

Aralık ayına gelindiğinde ise günlük can kayıpları 20 kat azaldı. Salgının tamamen ortadan kalkması içinse 1772'yi beklemek gerekecekti. Salgında hayatını kaybedenlerin sayısının en az 52 bin olduğu tahmin ediliyor.

 

(Moskviçmag dergisinden)

17 Temmuz 2021 Cumartesi

Ah, şu düşüncesiz komşular!

 

M. Hakkı Yazıcı

mhyazici@yandex.ru

 

 

Bizim ofiste adeta eski dostların yeniden birbirine kavuşma sevinci yaşanıyordu.

Yuliya ile İrina, birbirlerine sarılmışlardı. Yulia’nın gözlerinden birkaç damla gözyaşının yanaklarına süzüldüğünü gördüm, ama bu sevinç gözyaşlarıydı.

Bize de gülümseyerek onlara bakmak kalmıştı.

Hepimiz neşeliydik.

Pandemi, geldi, geçti her şey normale dönecek falan derken yeni bir evreye daha geçmiştik. Neyse ki alınan tedbirlerle durum kontrol altına alınmış gözüküyor. Umarız artık bu sorunlar tamamen son bulur.

***

Günlük vaka sayıları birden artmaya başlayınca iş yerlerinde çalışanların önemli bir kısmı yeniden evde uzaktan çalışma sistemine geçmişti.

Maaş ödemeleri bir gün gecikince isyan eden bizim kızlarınsa canına minnetti. O kadar uzun tatiller falan onları kesmemiş olacak ki bu duruma nerdeyse çok sevinmişlerdi.

Keşke İgor’la ben de aynı şekilde sevinebilseydik. Ekonomik sıkıntılar yetmezmiş gibi bir de pandemiden kaynaklanan sorunlar kabusa dönüşerek her gece bizim uyku aralarımıza misafir oluyordu.

Üstüne bir de Moskova’da  Haziran sonundan başlayarak tarihinin en sıcak günleri yaşanıp, sıcaklık rekorları kırılınca yetkililer, işverenlere çalışma süresini kısaltmalarını tavsiye etti. İyice şaşırdık.

Bizim kızlar buna da çok mutlu olmuşlardır muhtemelen.

İgor:

“Bu kızlar, maaşları, vergileri, kirayı, elektriği, tedarikçilere olan borçları ‘Görünmez El’in ödediğini zannediyorlar herhalde,” dedi.

Serkan:

“Hangi görünmez el abi?” diye sordu.

“Hangi görünmez el olacak Adam Smith’in ‘Görünmez El’i!”

Serkan, yine hiçbir şey anlamamış suratıyla baktı.

Ben araya girdim:

“Adam simit, karısı kurabiye.”

İgor, konuşmasını sürdürdü:

“Küçük iş sahipleri çok kötü etkilendi bu durumlardan, yazık.”

“Hayatında bir bakkal dükkanı bile işletmemiş insanların ekonomiyi yakından ilgilendiren kararlara dahil olması hiç doğru değil,” dedim.

İgor, derin bir iç çekip kafasını iki yana salladı.

Zaten herkesin derdi çok, bu konuyu fazla uzatmayalım.

***

Neyse, şimdi artık hepimiz ofiste, tam kadro işimizin başındayız.

İrina, ofiste durmadan kapanma döneminde apartman komşularıyla yaşadığı sorunları anlatıyor.

Belli ki o da evde çok sıkılmıştı.

Geçtiğimiz zor süreçte, evlerine kapanan insanlar komşularını daha yakından tanıma olanağını bulmuşlardı. Apartman sahanlığında rastlaştıkları, kibarca “merhaba”laşmakla yetindikleri, ancak fazla tanımadıkları bazı komşularının aslında sivri dişli canavarlar olduklarını biraz geç de olsun öğrenmişlerdi.

Herkes çok gerilmişti.

İrina’yı en çok şaşırtan olaylardan biri merdivenlerde karşılaştığı sarhoşluk derecesini aşmış bir komşusunun dayanamayıp kendi hakkındaki bütün olumsuz düşüncelerini kusmasından sonra İrina’nın da onun  hakkında aynı fikre sahip olduğunu söylemesi üzerine çok sinirlenmiş olmasıydı.

Aynı adamı iki gün sonra bahçede, pencerenin altındaki çimenlere serilip, sigara içerken görünce, sinirle “Paraya kıy da kendine büyük bir sigara tablası al!” diye bağırmış.

Meğer herkes içinde neler neler biriktirmiş de kimse farkında değilmiş.

***

İrina’nın üst kat komşusu genç bir oğlan varmış.

Aslında boylu poslu, sempatik, yakışıklı bir delikanlıymış. Biraz işin ucunu kaçırsa İrina, aşık bile olabilirmiş bu oğlana. Böyle anlatıyor.

Evinde ne kadar müzik aleti varsa sabahın erken saatlerinden başlayarak kadar pratik yapıyormuş.

İrina’nın daha önce pek takmadığı bu durum evde zorunlu kalış günlerinde iyice rahatsız edici bir hale gelmiş.

Adam, evde mecburi kalışı değerlendirmek için ısrarla öyle çok iyi de çalamadığı trompetiyle iğrenç caz parçaları çalmaya başlamış.

Aşağıda otur oturabilirsen.

“Aslında caz müziğini çok severim. Ama o, ısrarla en sevdiğim parçaları bile, mesela ‘Blue in Green’i çalmaya başlayınca delirecek gibi oluyordum,” diye anlatıyor.

Zavallı kedisi Barsik, yatakta yorganın altına sığınıyormuş, duymamak için.

Adam, gündüz kafa ütülediği yetmiyormuş gibi çalma sürelerini gece geç saatlere kadar uzatmaya başlamış.

En sonunda bir gece dayanamamış yukarı çıkmış, adamın kapısını çalmış:

"Afedersiniz, bu gece bana trompetinizi ödünç verir misiniz?"

Delikanlının yüzüne bir mutluluk gülümsemesi yayılmış. Kendisi gibi cazsever  bir komşusunun olmasından çok memnun olmuş bir hali varmış.

“Nasıl çalınacağını biliyor musunuz?” diye sormuş.

İrina, “Hayır, sadece uyumak istiyorum,” demiş.

***

Bu kadar da değil. Ve hatta daha kötüsü…

İrina’nın çaprazında evinde sürekli tadilat yapan bir başka komşusu yaşıyormuş. Matkap sesleri hiç eksik olmuyormuş.

İrina, muzip bir kız.

Bu gürültü üreten “remont”cu komşusuna bir ders vermek için plan yapmış. Bir gece gizlice katlar arasındaki duvara şöyle yazmış: "Paşa, hamileyim" (adamın adı Pavel’miş),

Yazıyı gören adam, şaşırıp, depresyona girmiş. Olayı tam da anlayamamış muhtemelen. Olur mu, olur, ama kim?

Remont işine ara vermiş.

İşin ilginç tarafı o da genç, yakışıklı, biraz da çapkın bir delikanlıymış.

Bir genç kız için yakışıklı delikanlıların olduğu bir apartmanda yaşamak hoş bir duygu olmalı aslında değil mi?

Ama bunun gibi durumlarda öyle olmuyor işte. İrina için bu süreç tam bir cehennem azabıymış.

“Kediciğim Barsik olmasa herhalde delirirdim,” diyor.

***

İrina:

“Dün komşumdan yatak odasına bir ampul takmasını istedim,” diyor.

“Hangisi trompet çalan mı, yoksa remont yapan mı?” diye atlayıp soruyor Serkan.

“Şu cazkolik olanı.”

Hepimiz birden donup, ne olmuş diye merakla devamını bekliyoruz.

“Eeeee!!???”

“Hiçbir şey. Ampulu taktı ve gitti. Keçi!”

***

Arada apartman dedikoduları da olmuyor değilmiş. Bunlar çoğunlukla giriş katında oturan babuşka Tatyana’nın başının altından çıkıyormuş.

O, herşeyi görüyor ve biliyordu.

Malum ekonomik kriz artınca, suçlular da azmaya başlıyorlar.

“Meğer bizim apartmana bir hırsız dadanmış. Pandemi nedeniyle daçalarına sığınan bazı komşuların evlerine girip soyup, epey zarar vermiş,” diye anlatıyor İrina. “Hırsız bir defasında gün ortasında bir daireye girmiş. Hesapta olmayan bir şeyle karşılaşmış. Meğer ev boş değilmiş ve yatak odasında bir çift yatıyormuş. Hırsız bir kere gözünü karartmış artık, kaçıp gitmeye hiç niyeti yokmuş. Tabancayla tehdit ederek kadını bağlamış ve adamdan evdeki tüm değerli, mücevherat cinsinden eşyaları ve parayı istemiş.”

Adam gözlerinde yaşlarla "Kardeşim" diye yalvarmış, kadını gösterip, ‘İstediğini al, ama sana yalvarıyorum: çöz ve onu bırak,’ demiş.

“Ne o ahbap, karını çok mu seviyorsun?” diye sormuş hırsız.

Adam, “Hayır, birader, bu komşunun karısı, benimki annesine kadar gitti, birazdan gelir,” demiş.

***

Anlattıkça “yok artık, bu kadar da olmaz” diyoruz; ama gülüyoruz.

İrina, her gün içki alıp parti yapan, topluca şarkı söyleyen, sonra birbirleriyle dövüşen gürültücü komşularından bu süreçte iyice sıkılmıştı.

Bu kadar olaydan sonra taşınmaya karar vermiş, gözüne sokağın karşısında yeni yapılan bir binayı kestirmişti.

Ancak babuşka Tanya’dan diğer bazı komşuların da aynı binaya taşınma planları yaptıklarını duyunca vazgeçmişti. İrina, “Düşünsenize kötü komşulardan kurtulmak için plan yapıp başka yere taşınıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki aynı komşular da aynı binaya taşınmışlar,” diyor. 

“Felaket!

***

Böylece Pandemi nedeniyle dışarı çıkmadan uzun süre evde oturmak zorunda olmanın, uzaktan çalışmanın da öyle çok cazip bir şey olmadığını İrina’nın anlattıklarından anlıyoruz.

Sinir otu, ya da Rusçasıyla podorojnik


Aşıya hayır, sinir otuna evet!


Kaynak: https://turkrus.com/

Dünyada ilk koronavirüs aşını geliştiren, ama halkını bir türlü aşı olmaya ikna edemeyen Rusya'nın çok sayıda şifa sırrı var. Bunlardan biri de "her derde deva" sinir otu, ya da Rusçasıyla podorojnik (yol kenarı otu). Bu ot Türkiye'de "şifalı bitkiler" arasında sayılıyor ve ilgi görüyor.

Sovyetler Birliği zamanı doğmuş çocukların iyi bildiği bir büyükanne tavsiyesi vardır: Düşüp dizini kanatırsan, hemen üstüne sinir otu koy! Peki, nedir bu ot?

Rusya'da podorojnik olarak bilinen sinir otunun 240 farklı çeşidi var ve bunlardan 40 kadarı Rusya topraklarında da yetişiyor. 

Büyük Sovyet Ansiklopedisi'ne göre, sinir otunun gerçekten de bazı tıbbi özellikleri mevcut. Ansiklopedinin yazarları suyu sıkıldığında gastrit ve enterite iyi geldiği iddiasında.

Günümüzde ise çay olarak oldukça popüler bir bitki. Hatta 1980'lerin sonunda bir şarkıya bile konu olmuş. Şarkıyı seslendiren Alisa Mon'a inanacak olursak sinir otu "Her türlü derde kedere bire bir."



Muhtemelen şarkının da etkisiyle sinir otu bugün pek çok internet şakasınına konu oluyor. 

St. Petersburg şehrinde ulaşım kartının podorojnik adını taşıdığını da son bir not olarak ekleyelim.

Sinir Otu Nedir? (Kaynak: milliyet.com.tr)

Sinir otu, günümüzde yaklaşık olarak 200 adet türü bulunan küçük ve de göze çarpmayan bir şifalı bitkidir. Dünyada ve bizim ülkemizin pek çok yerinde yetişebilen yararlı bir bitkidir. Bu bitki oldukça dar yapraklara sahip olan bir bitki olup sinir otu yerine sinirli ot adı da verilmektedir. Genel olarak bayanlar tarafından siyah nokta ya da sivilce için maske üretiminde kullanılmaktadır.

Sinir Otu Nerelerde Kullanılır?

Sinir otu, en bilinen ve can alıcı özelliği ise yüzde ve vücuttaki sivilceleri azaltmasıdır. Göğüs ağrılarını hafifleterek, soğuk algınlığını önlemektedir. Ayrıca cilde pek çok fayda sağlayan bu sinir otu, mantar ya da sedef gibi cilt hastalıklarına da iyi gelmektedir. Ayrıca düzenli kullanımı sayesinde sakinleştirici bir etki göstermekte olup son olarak toksin ya da ödemi vücuttan attırmaya yardımcı olmaktadır. Bu efsanevi sayılabilecek sinir otu mutlaka ve mutlaka denenmesi gereken ve daha önce bilip kullanan kişiler tarafından önemle tavsiye edilen bir şifalı bitki olarak yer almaktadır.

Sinir Otunun Faydaları Nelerdir?  

Sinir otu oldukça faydalı bir ot olmakla birlikte bu ot ile evde çeşitli kürler hazırlanabilmektedir. Pek çok sayıda hastalık için kullanılmakta olan sinir otu isminin tam tersi bir şekilde sinire iyi gelmektedir. Depresyon rahatsızlığı yaşayan kişilerin tedavi edilmesinde kullanılır ise sakinleştirme özelliğine sahip olmaktadır. 

Bu ot, genel olarak hücrelerin yenilenmesine büyük katkıda bulunması nedeni ile kullanan kişinin yaralarının iyileşmesini de hızlandırmaktadır. İçeriği çinko, vitaminler, potasyum ve kalsiyum gibi bileşenler bakımından çok zengindir. Bu nedenle yararları saymak ile bitmeyecek kadar çok fazladır. Akciğer ve karaciğer üzerinde oluşan yağlanmaları temizlemektedir. Sinir otu, boğmaca hastalığının tedavi edilmesi için kullanılmakta olup böcek sokmalarına da çok iyi gelmektedir.

Sinir Otu Çayı Nasıl Yapılır? 

Sinir otu çayı hazırlamak oldukça kolaydır. Çay olarak tüketimi daha çok yarar sağlamakta olan bu sinir otu ayrıca püre haline getirilip sivilce ve leke olan cilt yüzeylerine de uygulanabilmektedir. Öncelikle çay olarak tüketmek için, yaklaşık olarak bir bardak suyu iyice kaynatmak gereklidir.

Ardından kaynamış olan suyun içerisine yaklaşık bir ya da iki çay kaşığı öncesinde kurutulup hazırlanmış olan sinir otu eklenmelidir. Daha sonra üzeri kapatılarak ortalama 5 dakika ile 7 dakika arası bir süre geçene kadar demlenmeye bırakılmalıdır. Daha sonra sinir otunu süzülüp rahatlık ile tüketebilmektedir. Çay olarak tüketiminin sağladığı yararlar içinden en önde geleni hiç kuşkusuz ki kişide bulunan öfke ve stresi azaltmasıdır. Bu sinir otu çayının bir günde iki bardaktan daha fazla tüketilmesi önerilmemektedir. 

Sinir otu çay olarak tüketildiğinde sinir sistemini de düzenlemektedir. Genel olarak günlük hayatta yaşanılan genel sorunlardan uzaklaşmak için de bu otu kullanmak mümkündür. Sinir otu çayı sayesinde kişiler vücutlarındaki toksik maddeleri düzenli bir şekilde atarak zaman içinde kilo verecekleri görecektirler. Buna ek olarak sinir otunu kaynatıp ezerek püre haline getirerek kişiler cilt yüzeylerine uygulayabilirler ve bu sayede ciltte bulunan bazı pürüzleri, sedef ve sivilce gibi sorunları geçirmeyi sağlamaktadırlar.

3 Temmuz 2021 Cumartesi

Putin'e göre mutluluğun sırrı


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, televizyonlardan her yıl canlı yayınlanan Direkt Hat programında halkın yönelttiği soruları yanıtladı.

Putin geçen yıl koronavirüs pandemisi nedeniyle düzenlenmeyen Vladimir Putin'le Direkt Hat programının 18.'sini gerçekleştirdi.

İlki Nisan 2001'de düzenlenip geleneksel hale gelen bu programlarda Putin, sosyal ve siyasal sorunlardan kişisel yaşamına kadar çeşitli alanlarda kendisine yöneltilen soruları cevapladı.

Sputnik'in aktardığına göre Putin'in konuşmasından başlıklar:

 

'Gezegenimiz Venüs'e dönüşebilir'

- Bazı bölgelerde ve tüm gezegende iklim değiştiğinde ve tehlikeli bir seviyeye gelindiğinde, eğer buna insanoğlu da bu seviyenin üzerine koyarsa, küresel ısınmaya katkıda bulunursa, gezegenimizi Venüs haline getirebilecek, geri dönüşü olmayan süreçler başlayabilir. Bildiğimiz gibi, Venüs'te sıcaklık 500 santigrat derece civarında. Bu nedenle hep birlikte küresel ısınma alanında yaşanan sürece katkımızı en aza indirgemeliyiz. 


Putin'e göre mutluluğun sırrı: İnsan biri tarafından ihtiyaç duyulduğuna inanmalı 

Putin kendisine sorulan 'Sizce mutluluğun formulü ne' sorusuna "Bunu kısaca aktarmaya çalışacağım. Mutlu olmak için insan ‘biri tarafından ihtiyaç duyulduğuna’ inanmalı ve kendisini gerçekleştirme imkanına sahip olmalı" cevabı verdi. 

 

'Dinlenmek için fazla zamanım yok'

 Bir katılımcının "Tatildeyken şarkı söyler misiniz veya hangi şarkıları söylersiniz' sorusu üzerine Putin "Birincisi, tatil için çok fazla vaktim olmuyor. İkincisi, bizde şöyle bir söz vardır: 'İnsanlar tatildeyken biraz otururlar, içerler, kadeh kaldırınca da mutlaka bir şarkı söylerler'. Ben de bir Rus'um, bu nedenle vatandaşlarımızın çok büyük bölümünden pek farkım yok. Ne mi söylüyorum? Rus, Sovyet şarkıları. Bu şarkılar melodik, güzel ve anlamlı" yanıtını verdi.

 Rusya, pandeminin en zorlu dönemini diğer birçok ülkeden daha rahat bir şekilde geçirdi. Bildiğiniz gibi, bunu neredeyse herkes kabul ediyor. Bunda Duma milletvekillerinin, tüm partilerin vekillerinin yaptığı çalışmaların da payı var.

 

'Ermenistan ve Azerbaycan, Dağlık Karabağ'daki krizin tırmanmasını istemiyor'

 - Rusya, çok ciddi Dağlık Karabağ krizinin çözümünde önemli bir rol oynadı. Bugün Ermenistan ve Azerbaycan da dahil hiç kimse krizin tırmanmasından yana değil. Zira bir taraftan bakıldığında, eğer barış içinde ve dostça yaşarsak, insanların yaşamlarının sadece güvenlik alanında değil, ekonomik kalkınma, sosyal kalkınma gibi diğer alanlarda da geliştirilmesi için gereken koşulları yaratırız. Karabağ'daki insanların bunlara en üst seviyede ihtiyacı var.

 - Karabağ'da çok fazla sorun birikti. Altyapının yenilenmesi, sınırların belirlenmesi ile ilgili sorunlar var. Şu anda bunlarla ilgili çalışma süreci devam ediyor.

 

'ABD'liler uzaya hâlâ daha bizim motorlarımızla gidiyor'

 'Kendimize zarar vereceğimiz misillemeler yapmayı planlamıyoruz ve yapmayacağız. Örneğin; ABD'liler uzaya hâlâ daha bizim motorlarımızla gidiyor, uzay gemilerinin uzaya gitmesi için hala daha bizim roket motorlarımızı yaygın bir şekilde kullanıyorlar. Onlarca yıldır tedarik ediyoruz, şimdi durduralım mı? Örneğin; Boeing. Bu uçakların muhtemelen yüzde 50'si bizim titanyumumuz ile üretiliyor. Neden titanyum üretimini durduralım ki?'

 

'Rusya yaptırımlara rağmen gelişiyor, ekonomik egemenliğimiz artıyor'

 - Rusya yaptırımlara rağmen gelişiyor. Rusya ekonomisi yaptırımlara adapte oldu, yaptırımların bazı faydaları da oldu. 

 - Yaptırımlar, tarımı ve iç üretimi geliştirmek için büyük bir itici güç oldu.

 - Tek kutuplu dünya dönemi geride kaldı. Dünyanın hızla değiştiği gerçeğinden yola çıkmalısınız. Rusya'ya hangi yaptırımlar uygulanırsa uygulansın, bizi neyle korkuturlarsa korkutsunlar Rusya hâlâ gelişiyor, ekonomik egemenliğimiz artıyor. Savunma kapasitemiz çok yüksek bir seviyeye ulaştı ve birçok en önemli parametrede ABD de dahil dünyanın birçok ülkesini geride bıraktı. 

 

ABD ile ilişkilerin normalleşeceğini uman Putin: ABD dünyanın değiştiğini anlıyor gibi görünüyor ama hâlâ baskın pozisyonunu elinde tutmak istiyor, ABD'nin tavrından müttefikleri bile rahatsız'

 * Dünyanın değişmekte olduğunun ve bu değişen dünyada ülkelerin kendi öncelikleri ve çıkarları üzerine yeniden düşünmeleri gerektiğinin farkına varılmasının, dünya düzeninin daha çekici bir hale gelmesine yol açacağını, ABD ile ilişkiler de dahil ilişkilerin normal çerçeveye gireceğini umuyorum.

 - ABD dünyanın değiştiğini anlıyor gibi görünüyor ama hâlâ baskın pozisyonunu elinde tutmak istiyor. ABD'nin tavrından müttefikleri bile rahatsız.

 

'Mevcut hükümette devlet başkanlığı görevini gönül rahatlığıyla devredebileceğiniz biri var mı?' sorusuna yanıt

 ("Boris Yeltsin'in görevden ayrılırken size devrettiği gibi, mevcut hükümette devlet başkanlığı görevini gönül rahatlığıyla devredebileceğiniz biri var mı?" sorusuna cevaben) Bir sonraki Rusya devlet başkanı olmayı hak eden bir kişinin adını günün birinde açıklayabileceğimi umuyorum.

 'Pandemi süresince işsizlik yüzde 4.6'dan yüzde 6'ya yükseldi, pandemi öncesi seviyeye çekmek için planlarımız var'

 'Facebook, YouTube ve Tiktok gibi sosyal medya platformlarını yasaklama planımız yok'

 


'Birlikleri çektim ama olumlu karşılık vermek yerine Batı ne yaptı? Sınırlarımıza kadar geldiler'

- Ukrayna sınırları yakınındaki kendi topraklarımızda tatbikat yaptığımız için büyük bir gürültü kopardılar. Birileri bu kadar endişe duyduğu için savunma bakanına tatbikatları yavaşça bitirmeyi ve birlikleri çekmeyi emrettim. Ancak buna olumlu karşılık vermek yerine Batı ne yaptı? Sınırlarımıza kadar geldiler.


'Ukrayna topraklarının askeri olarak asimile edilmesine başlanmasından endişe duyuyorum'

 - Beni başka bir şey, daha temel bir şey endişelendiriyor. Ukrayna topraklarının askeri olarak asimile edilmesine başlanmasından endişe duyuyorum. Ukrayna Anayasasına göre, o ülkede yabancı askeri üsler bulunamaz. Eğitim merkezleri kurabilir, diğer formatlar kullanılabilir. Ancak bizimle doğrudan sınırı bulunan bir ülkenin askeri olarak asimile edilmesi, önemli güvenlik sorunları yaratıyor. Bu, Rusya'nın ve Rusya halkının gerçek hayati çıkarlarını ilgilendiriyor. Bu durum, endişeye neden oluyor.

 

'Cenevre'deki zirvenin ardından Kırım'da muhrip gemisinin yer aldığı bir provokasyonu neden gerçekleştirdiler? '

 - (Karadeniz'de İngiliz gemisiyle yaşanan gerilim hakkında) Yeni bir dünya savaşının eşiğinde olduğumuzu düşünmüyorum.

 - İngiliz muhrip gemisi HMS Defender'ın yer aldığı kısa süre önceki provokasyonda sadece İngilizler değil ABD'liler de vardı. Cenevre'de ABD ile zirveden yalnızca birkaç gün sonra gerçekleşti.

 

'Dünya savaşının eşiğine geldiğimizi düşünmüyorum'

 - Cenevre'deki zirvenin ardından Kırım'da muhrip gemisinin yer aldığı bir provokasyonu neden gerçekleştirdiler? Kırımlıların görüşüne saygı duymadıklarını göstermek için.

- Yeni bir dünya savaşının eşiğinde olduğumuzu düşünmüyorum.

 

'Eğer tıbbi sebeplerle aşı olma muafiyeti varsa kimsenin aşı istemeye hakkı yok'

Moskova'dan Yevgeniy Tsvetkov, öğretmen olarak çalışan eşinin önceden geçirdiği kronik bir hastalık nedeniyle aşı olamadığını ancak bundan dolayı kovulma tehlikesiyle karşı karşı olduğunu anlattı.

Bunun üzerine Putin, "Bu yasa dışı. Eğer tıbbi sebeplerle aşı olma muafiyeti varsa kimsenin aşı istemeye hakkı yok. Eşinizin çalıştığı okul müdürünün bundan haberi olmadığını düşünüyorum. Umarım burada bunu duyar ve bu tür yasa dışı talepleri geri çeker" karşılığını verdi.

- Post-koronavirüs rehabalitasyon sistemine büyük bir kaynak aktarıyoruz ve gerekli ekipmanlar için bir anlaşma imzalayacağız. Solunum organlarını ve diğer vücut sistemlerini etkileyen Kovid-19'un ardından rehabilitasyon sürecinden geçmek için özel ekipmana ihtiyacımız var. Kaynak halihazırda aktarıldı ve çalışmalar başladı.

 

'Gıda fiyatları dünya çapında yükseliyor, Rusya da küresel ekonominin bir parçası'

Putin, gıda fiyatlarındaki artışla ilgili soruya ise “Gıda fiyatları dünya çapında yükseliyor. Rusya da küresel ekonominin bir parçası” yanıtını verdi.

Enflasyonu hedefledikleri yüzde 4 seviyesine getiremeyeceklerini işaret eden Putin, “Ancak bu seviye yüzde 5’de kalacak” değerlendirmesi yaptı.

'Geçen yıl tarım ihracatı rekor seviyeye ulaştı'

Putin, geçen yıl ülkesinin tarım ihracatının 30 milyar dolarlık rekor seviyeye ulaştığını açıkladı.

 

'Ukrayna lideri Zelenskiy ile görüşmeye karşı değilim'

- ("Ukrayna neden hasım ülkeler listesinde yer almıyor?" sorusuna cevaben) Ukrayna hasım ülkeler listesinde yer almıyor, zira Ukrayna halkının hasım olduğunu düşünmüyorum. Ukraynalıları ve Rusları tek millet olarak görüyorum. Ancak Ukrayna yönetimi Rusya'ya hasım. Kiev'in Ukrayna'daki Ruslara tutumu, kitle imha silahları kullanımına benziyor.

- (Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir) Zelenskiy'le görüşmeye karşı değilim ancak öncelikle neler konuşacağımızı anlamamız gerekli. Zelenskiy ülkenin kontrolünü tamamen dış yönetime bırakmışken neden görüşeyim ki? Ukrayna'nın sorunları Berlin'de, bir kısmı da Paris'te çözülüyor.


'Daha uzun süre korumayı dikkate alarak tercih yaptım ve Sputnik V aşısı oldum' 

- Rekabet avantajı sağlamamak için hangi aşıyı vurulduğumu açıklamıyordum. Sputnik V aşısı olduğumu söyleyebilirim. İki dozdan sonra da hiçbir yan etki oluşmadı. Antikor titrelerim yüksek.

- ("Neden aşı olduğunuz anlar yayınlanmadı?" sorusuna cevaben) Umarım ülkemizdeki vatandaşların çoğu, aşı oldum dediysem, bunun öyle olduğunu anlamıştır. Bu seviyedeki insanlar küçük hileler yapmaz.

- Aşı olduğum dönemde Sputnik V ve EpiVakKorona aşıları vardı. İkisi de iyi ve etkili. EpiVakKorona, daha kısa süre koruma sağlıyor ancak onun daha az yan etki gibi avantajları var. Ben aşıyı seçerken daha uzun süre korumayı dikkate alarak tercih yaptım ve Sputnik V aşısı oldum.

- Zorunlu aşılamaya karşı çıkmaya devam ediyorum.

- Bölgelerin yönetimleri, belirli kategorilerdeki vatandaşlara aşı zorunluluğu getirme hakkına sahip.

- Salgının yayılmasının önlenmesi, yalnızca aşılama yardımıyla sağlanabilir. Yaklaşık 23 milyon Rusya vatandaşı aşılandı, trajik sonuçlarla karşılaşmadık.