Desen: Abidin Dino
Mutluluğun resmi İspanya’dan
M. Hakkı Yazıcı
mhyazici@yandex.ru
Kaynak: https://medyagunlugu.com/mutlulugun-resmi-ispanyadan/
Bir Dünya Kupası
dönemini daha kapattık.
“İspanya evine
mutlu döndü,” dedi sevgili dostum, üst kat komşum Vladimir İvanoviç.
Muhtemelen herkes
futbola doymuştur ve hatta bıkanlarımız olmuştur.
Ben şahsen
başlangıçta Türkiye’nin iyi bir sonuç alacağı konusunda pek çok insan gibi
ümitliydim, ama olmadı.
Turnuvayı erken
terkeden bizimkilerin evsahibi ABD’yi son maçlarında yenmelerine bile
sevinemedim.
***
Vladimir İvanoviç
de benim gibi futbolu seviyor. O yüzden epey futbol konuşma fırsatımız oldu.
İkimizin de keyfi
çok yerinde değildi. Bizimkiler erken veda etmişti.
Rusya da Kupaya
katılamamıştı.
Halbuki 2018
yılında, 21. FIFA Dünya Kupası 14 Haziran–15 Temmuz 2018 tarihleri
arasında Rusya'da düzenlenmişti.
Bu, Rusya'nın
ev sahipliği yaptığı ilk FIFA Dünya Kupası olmuştu.
Final maçı 15
Temmuz'da Moskova’daki Lujniki Stadyumu'nda oynanmıştı.
2018
yılındaki bu şampiyonayı FİFA Konseyi "tarihin en iyisi"
olarak kabul etmişti.
Yine bu seneki
turnuvada da oynayan İngiltere'den Harry Kane, 6 golle turnuva boyunca en
çok gol atan oyuncu olarak ve Altın Ayakkabı'nın sahibi
olmuştu. Hırvat oyuncu Luka Modric, Altın Top'u kazanarak turnuvanın
en iyi oyuncusu. Fransa’dan Kylian Mbappe, en iyi genç oyuncu olmuştu.
Vladimir İvanoviç,
“Hatırlıyor musun Lujniki’deki kapanış töreninde ‘yeşil kış’ yine azizliğini
yapmış, korkunç bir yağmur yağmıştı,” diyor.
Hatırlamaz mıyım!
“Törene katılan
şemsiyesi olan Putin haricindeki Macron dahil diğer konuk Avrupa’lı liderler
hazırlıksız yakalanmış, sırılsıklam olmuşlardı.”
Gülüşüyoruz.
Sağanak yağmur
yağmaya başlamış. Gökyüzü sonunda gözyaşlarını tutamamıştı…
***
Bizim mahalledeki
Nazım’ın evinin önündeki parkta bir bankta oturuyoruz. Biliyorsunuz Rusların
efsane kalecisi Yaşin’in evi de Nazım’ın evinin karşı çaprazında.
Ben çocukluk
anılarıma gidiyorum ister istemez.
Televizyon
yayınlarının olmadığı çocukluk yıllarımda, ilk defa beyaz perdeden Ankara’da,
Ankara Sineması’nda seyrettiğim o muhteşem Dünya Kupası filmini hatırlıyorum.
Nazım Hikmet’in can
yoldaşı ressam Abidin Dino yönetmişti filmi.
Hani Nazım’ın
şiirinde “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye sorduğu yoldaşı.
1966 yılında İngiltere’de yapılan dünya kupası maçlarını belgeleyen “The
Goal” isimli film Abidin Dino’nun da içinde bulunduğu üç kişilik bir yönetmen ekibi
tarafından çekilmişti.
Yapımcı Octavio
Senoret, önce FİFA'yla Dünya Kupası'nın filmini yapmak için, ardından da bu
belgeselin yönetmenlerinden olması için Abidin Dino'yla anlaşır.
Daha sonra çekilen
belgesel “Gol!” filmi bütün dünyada gösterime girerek rekorlar kırar.
Sanat ile futbolun
buluşturulduğu bu belgesel filmde Pele’nin çalımları ve rakiplerinden yediği
zalim tekmeler, Eusebio’nun oyun zekası, erişilmez tekniği, Sovyetler Birliği’nden
“duvar ören” kalecilerin duayeni, Nazım Hikmet’in komşusu kaleci Lev
Yaşin’i yıldızlaştıran kurtarışlar, çocukluğumun idolü Brezilyalı Garrincha,
Beckenbauer, Uwe Seeler, Bobby ve Jackie Charlton kardeşler ve daha pek çok şey
vardı.
Film, bir sanat
eseriydi, ama futbol da zaten bir sanat bana göre.
1966 Dünya Kupası,
FİFA’nın Dünya Kupası organizasyonlarının sekizincisiydi.
İngiltere’de düzenlenen
bu organizasyonda İngiltere finalde Batı Almanya’yı 4-2 yenerek kupayı
kazanmıştı.
Sovyetler
Birliği ise dördüncü olmuştu.
Vladimir
İvanoviç’le beraber bu belgeseli FİFA’nın web sitesinin aşağıdaki linkinden
eski günleri anmak için bir kez daha seyrettik:
https://www.fifa.com/en/watch/movie/2ObaXWLpbGRw3yozyWxmgx
***
Tom Utley’in
yazdığı gibi, futbol, sadece bir büyük oyun değildi. İşte bu, en büyük
saçmalıktı. Futbol bir bilim, bir sanat, savaş, bale, tiyatro, terör ve
eğlenceydi.
Bu seneki Dünya
Kupası’nda yaşanan her şey bu sözleri yeniden hatırlattı ve kanıtladı.
Futbola ne yazık ki
siyaset karıştırmadan yapamıyorlar.
Bu yeni bir şey de değil.
İçinde bütün
iyilikleri de, bütün kötülükleri de bulmak mümkündü.
Hangi zaviyeden
bakarsan tabii...
Portekiz'i 41 yıl
boyunca yöneten diktatör António de Oliveira Salazar'ın
“Ülkeyi futbol sayesinde kırk
yıl yönettim,” dediğini unutmamak lazım.
Onun halkı uyutup,
siyasetten uzaklaştırarak kontrol altında tuttuğu sosyokültürel formül olan 3F
kuralının açılımı, Futbol, Fado ve Fátima (veya Fiesta / Eğlence)
kelimelerinden oluşuyordu.
Salazar’ın bu
felsefesini fark edip, uygulayan başka diktatörler de var ne yazık ki dünya
siyasetinde.
1966 Dünya Kupası’nda
daha müsabakalar başlamadan önce bir anlaşmazlık konusu olmuştu. 16 Afrika
ülkesi, 1964’te FİFA’nın aldığı Afrika şampiyonunun finallere gidebilmek için
Asya veya Okyanusya şampiyonlarından biriyle ön eleme müsabakası oynamasını
öngören kararını protesto için turnuvayı boykot etmişlerdi. Afrikalılara göre
kıta şampiyonu takım finallere direkt olarak katılmayı hak etmeliydi.
Böyle bir kararda
hala ısrar edilseydi düşünün ne kadar yavan karşılaşmalar olurdu.
***
Bu seneki maçları
izlerken şaşırdığımız şeyler de oldu.
Benim şahsen
coğrafya bilgisi seviyemi sorguladığım anlar oldu.
Meğer Cabo Verde (Yeşil
Burun Adaları) diye bir ülke varmış.
Nüfusu bizim
İstanbul Bağcılar nüfusundan bile az, Batı Afrika’da bir ada ülkesi, Atlantik
Okyanusu’nda, Afrika kıyılarından 600 km açıkta, minicik bir ülke.
Bağcılar’ın
nüfusu 2025 yılına göre 707.635 kişi, Yeşil Burun Adaları’nın ise 2021
yılına göre 491.233 kişi imiş.
Kupanın en iddialı
takımlarından, kupanın açık ara favorisi ve kazananı, futbolcularının değeri
1,22 milyar euro’nun üzerinde olan İspanya’yı zorlamışlardı.
Ama kalecilerinin
annesi vize sorunları nedeniyle oğlunu izlemeye Amerika’ya önce gidememiş,
sonra zor bela oğlunu izleme imkanı bulmuştu.
Bir de yine yeni
farkına vardığım Curaçao diye bir ülkenin çok güzel oynayan takımı vardı.
Vladimir
İvanoviç’le hatırlıyoruz: 2018 yılındaki turnuvada nüfus açısından Dünya
Kupası'na katılan en küçük ülke İzlanda idi.
Bu ülkeleri görünce
saflığıma gelip umutlanacağımız şeyler mi oluyor acaba diye düşünüyorum.
Çok kutuplu, yeni
bir dünya düzeninin habercilerinden mi bunlar?
Dünya beşten büyük bunu
biliyoruz da bunun kuvveye geçmesi mümkün olabilecek mi?
Şair Paul Eluard’ın
yazdığı gibi “Dünya bir portakal kadar mavi ve güzel” olsaydı keşke.
"La terre
est bleue comme une orange"
“Bizim olmalı bu aydınlık sevinçler, bütün! Yeryüzünün bütün güneşleri bizim olmalı!”
Bu sözlerim Vladimir İvanoviç’I gülümsetiyor.
***
Yaşin’in oynadığı
yıllardan beri çok şey değişti, büyük kulüplerin milyarlarca dolarlık bütçeleri
var.
Şenol Güneş’in
dediği gibi “Futbolu eskiden açlar oynar,
zenginler izlerdi; şimdi zenginler oynuyor, açlar izliyor.”
2026 Dünya Kupası, üç ülkenin; ABD, Meksika, Kanada’nın ev sahipliğinde
yapıldı. Stadlar doluydu, ekran başında ise on milyonlarca futbolsever vardı.
Ama skandalları da eksik değildi.
Sahadaki futbolun önüne geçen en akılda kalan olaylardan biri FİFA Disiplin
Komitesi’nin aldığı tartışmalı bir karardı.
Brezilyalı hakem Rafael Klaus, Kaliforniya'daki Santa Clara'da 2026 Dünya
Kupası son 16 turu kapsamında oynanan ABD-Bosna Hersek maçında Amerikalı
futbolcu Folarin Balogun'a kırmızı kart göstermişti.
Folarin Balogun’a verilen bir maçlık men cezası, daha sonra şartlı cezaya
çevrildi ve futbolcunun Belçika’ya karşı sahaya çıkabilmesinin önü açıldı. Bu
kararın hemen öncesinde, ABD Başkanı Donald Trump ile FIFA Başkanı Gianni Infantino
arasında bir telefon görüşmesi yapılmıştı. Bu ABD yönetimi tarafından da
doğrulandı.
Arjantinli analist Sebastian Schulz, Sputnik'e verdiği bir demeçte,
"Bugün spor alanı, tabiri caizse, bu mücadelenin yaşandığı satranç
tahtalarından biri haline geliyor. Zira Olimpiyat Oyunları, bu tip yarışmalar,
dünya şampiyonaları, hepsi öyle ya da böyle devletleri, ulus devletleri ve
ülkeleri temsil ediyor. Bunlar aracılığıyla gücünü yansıtma, etkileme
kapasitesini gösterme girişimi yapılıyor" demiş.
Keşke egemenlerin her alandaki yıkıcı siyasetleri spora bulaşmasa.
***
Vladimir İvanoviç’e anlatıyorum. O da ilgiyle dinliyor.
Hikayeleri eksik olunca sadece oyun kalitesiyle yetinilemiyor. Ve hatta
bende hikayeler oyunun da önüne geçiyor.
Şampiyonanın en ilginç olaylarından biri kuşkusuz final maçında Lionel
Messi’nin bir reklam için çekilen resimde kucağında tuttuğu bebekle, Lamine Yamal’la 19 yıl sonra Dünya Kupası
finalinde karşılaşmış olmasıydı.
Bu resim yeniden popüler oldu.
Resmin çekildiği 2007 yılında, Lionel Messi daha henüz 20 yaşındaydı ve
Barcelona’da daha yeni yeni yükselişe geçmişti.
Kulüp, UNICEF ile iş birliği içinde Diario Sport gazetesi için bir yardım
takvimi hazırlıyordu. Amaç, oyuncuları yerel ailelerin çocuklarıyla
fotoğraflayarak hayır işine katkı sağlamaktı. Barcelona yakınlarındaki bir
mahallede kura çekilişi yapılmış ve Lamine Yamal’ın ailesi kazanmıştı.
O sırada sadece 5 aylık bir bebek olan Lamine Yamal ile Messi’nin Camp
Nou’da resimleri çekildi.
Hiç kimse o gün resmi çekilen bebeğin 20 yıl sonra dünyanın en yetenekli
genç futbolcularından biri sıfatıyla Messi’nin rakibi olacağını tahmin bile
edemezdi.
Ayrıca Dünya Kupası hikayeleri arasında bir sıralama yapılsa bence bu
hikaye birinciliği alır.
Arjantin takımının efsanesi Messi ve İspanyol takımının yıldızı Lamine Yamal,
Dünya Kupası finalinde, 19 Temmuz 2026’da, Arjantin ve İspanya takım oyuncuları
olarak MetLife Stadyumu’nda, New York’ta karşı karşıya geldiler.
Ve İspanya, karşılaşmanın galibi ve şampiyon oldu.
“Hayat böyle işte,” diyor Vladimir İvanoviç.
Buna rağmen futbol
güzel; bütün olumsuzluklara rağmen oynaması da, seyretmesi de.