Moskova

Moskova

22 Şubat 2026 Pazar

Arkadaş candır…

 



M. Hakkı Yazıcı 

Kaynak: https://medyagunlugu.com/

 

Başlangıçta hiç hesap etmediğim halde kaç senedir Moskova’da yaşadığımdan konuşuyorduk.

Vladimir İvanoviç’e bundan bahsettim. 

Yüzümü kocaman avuçlarının içine alarak gözlerimin içine baktı:

“O kadar oldu mu gerçekten?”

Gözleri buğulanmıştı. Onun bu dokunuşu bizim artık eski birer arkadaş olduğumuzun da kanıtıydı.

“Oldu ya kadim dostum, oldu. Ben de inanamıyorum, ama oldu” dedim.

***

Gurbette olmanın kuşkusuz insanı bezdiren bir sürü nedeni var. 

Gurbette olup da vatan hasreti çekmeyen insan olur mu? Belki vardır da ben bilmiyorum.

Bu duyguları hissetmek, anlamak için Nâzım’ın vatan hasreti şiirlerini defalarca okumak lazım.

Köyünü, kasabanı, şehrini, insanlarını, denizini, dağlarını, ovalarını özlersin.

Kır çiçeklerini, börtü böceğini de… 

Ve tabii ki kültürünü, şarkısını, türküsünü de…

Yemeklerinin damağında izi kalmış mıdır diye yoklarsın duyunu.

Dünyanın en medeni, zengin ülkesine de gitsen bu değişmez.

Ananı, babanı, kardeşlerini, hısım akrabanı özlersin.

Ve tabii ki arkadaşlarını… Çok, ama çok özlersin.

Arkadaş edinmenin de bir zamanı, dönemi var.

Okul arkadaşların, mahalle arkadaşların, asker arkadaşların, iş arkadaşların, yoldaşların olur hayatına giren.

Kırk sene geçer, unutmazsın onları.

Eeee, kolay değil arkadaş edinmek.

Arkadaşlar yıldızlar gibidir; her zaman gözükmezler, ama biliriz ki hep oradadırlar.

Sonra uzaklardan sevgili arkadaşlarının kötü haberlerini alırsın. Daha fazla birlikte olamamanın üzüntüsü çöker üzerine.

Yaşamın acımasız yasası böyle…

Hayat kısa, kuşlar uçuyor.

Bana en çok koyan da bu.

***

Bir de işin farklı tarafı var.

“Ve biz, bu ülkede artık garibiz: Gâh olur gurbet vatan, gâhi vatan gurbetlenir…” demiş Abdülbâki Gölpınarlı.

Öyle ya, bir zaman gelir bazen yaşadığın ülke, kendi öz vatanın öyle bir hale gelir ki veya getirilir ki insanına, kültürüne yabancılaşırsın. 

Doğduğun, büyüdüğün mahallenin yolunu bulamazsın. Kimseyi tanımazsın, kimse seni tanımaz. 

Ne garip! Kendini kendi öz ülkende başka bir ülkede, gurbette yaşıyor gibi hissedersin.

Keyfin kaçar. Sokağa bile çıkmak istemezsin. Tek tesellin eski arkadaşların ve anılarındır. Onlarla birlikte olduğun zaman mutlu olursun.

İşte böyle zamanlarda dostlarının önemini daha çok anlarsın.

Bir çare olarak fırsatını bulup başka bir coğrafyaya atarsan kendini bir ihtimal kendine yeni bir hayat yaratabilir, yeni dostluklar kurabilirsin.

Gurbet yeni memleketin, kaderin olur.  

Benim bildiğim o kadar çok örnek var ki.

Ancak beceren de var, beceremeyen de.

***

Rusya’da da sağlam arkadaşlıklar edinirsiniz, ancak öyle çabucak oluşmaz dostluklar.

Bir Rus’la dostluk kurmanız öyle kolay değildir. Zaman, sabır ve emek gerektirir.

Peki bir Rus’un artık sizin dostunuz olduğunu nasıl anlarsınız?

“Bir Rus ile arkadaşlık, kış ayazında dondurucu bir soğuktan sonra Rus banyosuna gitmek gibidir” demişti Moskova’da benden daha kıdemli, artık evlenip, barklanıp, çoluk çocuğa kavuşmuş bir arkadaşım.

Önce soğuk, sonra sıcak ve sonra demli çay içersiniz! Sabahın köründe birlikte şaşlık yaparsınız.

Ve unutmayın, bir arkadaş sadece iyi günlerde değil, zor günlerde de yanınızda olmalı.

Aşama, aşama gelişir dostluklar.

Bir Rus’un neredeyse hiç tanımadığı insanlara, yabancılara gülümsemesi alışılmış bir şey değildir, çoğu zaman bu durum samimiyetsizliğin, riyakarlığın bir işareti olarak kabul edilir. 

Ancak, Rus yoldaşlarınız sizinle şakalaşmaya ve anekdotlar anlatmaya başlarsa, bu gerçek bir dostluğun başlangıcı sayılabilir. 

Ama, bu şakaların yarısını anlayamayacağınız gerçeğine hazır olun, fakat sorun değil: önemli olan doğru yerlerde birlikte gülmektir mesele!

Bu bir aşamadır. 

Bir Rus’un sizi çay, kahve içmeye davet etmesi bir başka aşamadır.

Elbette, maksat sadece çay, kahve içmek değildir. 

Bu bir bahanedir.

Votka daveti de bir merhaledir.

Böyle bir davet genellikle hayatın anlamı hakkında saatlerce sürecek bir konuşma maratonuna başlamak üzere olduğunuzu ima eder ve bu ruhsal olarak bağlanmanın kesin bir yoludur. Ve eğer birinin evine gidiyorsanız, yanınızda yiyecek bir şeyler götürmeyi sakın unutmayın. 

Daha sonraki bir aşamada birlikte banyoya gitmek dostluğun bayağı ilerlediği anlamına gelir.

Rus banyo kültürü Ruslar için özel bir ritüeldir. Birçok şehirde, arkadaşların bir araya geldiği büyük banyo kompleksleri vardır. 

Sıcak bir banyo dayanıklılığınızı, huş ağacı dallarıyla dövüldüğünüzde bir darbeye dayanma gücünüzü ve böyle koşullarda bile bir sohbeti sürdürebilme yeteneğinizi test eder. 

Tüm bunlara dayanabiliyorsanız, o zaman ruhsal olarak güçlüsünüz ve size güvenilebilir demektir.  

Rus arkadaşınız sizi daçasına, yani yazlık evine davet ederse artık ciddi, derin bir arkadaşlığın başladığının belirtisidir bu.

Daça; yazlık veya kır evi, bir Rus için kutsal bir yerdir. Rusların mahremidir. 

Genel olarak, insanlar güzel havalarda mayıstan eylüle ve hatta ekime kadar orada toplanırlar. Daçada süreç votka, şarap veya diğer içecekler eşliğinde şaşlık, şiş (barbekü) yapmayı, yürüyüşe çıkmayı, akşamları şöminenin yanında uzun sohbetler etmeyi ve bazen de bahçede basit bir iş yapmayı içerir. 

Genel olarak, çimleri biçmek veya çiti boyamakla görevlendirilirseniz, artık neredeyse bir aile üyesisiniz demektir!

Arkadaşınız size tavsiyelerde bulunmaya başlarsa gocunmayın, bundan mutluluk duyun.

Rusya’da arkadaşlar, filozoflar, psikologlar kadar hayatın tüm meselelerinde uzmandırlar. 

Çünkü sevdiklerinin iyiliğini önemsemek adettendir. Bu bazen eleştiri, tavsiye ve tabii ki her konuda gerçek yardım anlamına da gelir.

Dostluk yaptığınız kişi kaderinize kayıtsız kalmıyorsa, size mutlaka işte nasıl davranmanız, karınızla nasıl konuşmanız, çocuklarınızı nasıl yetiştirmeniz, nasıl para biriktirmeniz ve ne giymeniz gerektiğini söyleyecektir.

O da size hayattan şikayet etmeye başlarsa arkadaşınız artık size çok güveniyor demektir.

Sonuçta, eğer arkadaşınız sorunlarını sizinle paylaşmaya ve karabuğday fiyatlarını eleştirmeye başlarsa, bu size güvendiği anlamına gelir. 

Size bir takma adla hitap etmeye başlarsa iş bitmiş sayılır. 

Birçok Rus’un çocukluğunda bir takma adı vardır, aynı sosyal çevrede olduğunuzu gösteren bir tür tanımlamadır bu. 

Kaynağı adınızla, soyadınızla veya komik bir olayla ilgili olabilir. Arkadaşlar birbirlerinin takma adlarını yetişkin olduklarında bile hatırlarlar, bu yüzden size bir takma ad verildiyse, kendinizi arkadaş çevresine kabul edilmiş sayabilirsiniz. 

***

Vladimir İvanoviç’le olan ilişkimizi düşünüyorum. Biz bunların hepsini yapmışız. Hem de aynen bu sırayla.

Elimi sıkıca omuzuna koyup, sarsıyorum.

Gülümsüyor. O, bunun ne anlama geldiğini biliyor.

Dostluk omuzunuzdaki eldir. Öyle değil mi?

Arkadaşlık, dostluk, insan ilişkilerinin zirvesidir. Seçili bir ilişkidir ve tercih edilerek sürdürülür. 

Kısacası arkadaşınız, bir şeyleri gizleme ihtiyacı duymadan yüreğinizi sonuna kadar açtığınız, her durumda desteğini aldığınız müstesna kişidir.

21 Şubat 2026 Cumartesi

Maslenitsa: Kışa veda, bahara merhaba




Kaynak: https://turkrus.com/

 

Şimdilik sadece takvim üzerinde de olsa kışın son günleri yaklaşırken Rusya’da sokaklar, parklar ve meydanlar bu hafta renkleniyor.

Blini (krep) tezgâhları kuruluyor, meydanlarda danslar başlıyor, büyük ateşler yakmak için odunlar yığılıyor.

Tüm bunlar baharın müjdecisi olan Maslenitsa'nın (Slav Hıdrellezi) muştucusu!

Doğu Slav dünyasının en eski ve en canlı geleneklerinden biri olan bu bayram, bugün hem dini takvimde hem de şehir yaşamında önemli bir yere sahip.

Maslenitsa’yı hiç bilmeyenler için bu geleneği beş soruda özetledik.


Maslenitsa nedir?


Maslenitsa, kışın sona ermesini ve baharın gelişini simgeleyen geleneksel bir halk bayramıdır. Kökeni Hristiyanlık öncesi dönemlere dayanır. Zamanla Ortodoks Hristiyan takvimiyle bütünleşmiş ve Büyük Oruç’tan önceki son eğlence haftası haline gelmiştir.
Bu yönüyle Maslenitsa hem pagan hem de dini unsurlar taşıyan bir geçiş bayramıdır.


Ne zaman kutlanır?


Maslenitsa’nın tarihi her yıl değişir. Ortodoks Paskalyası’ndan yedi hafta önce başlar ve bir hafta sürer. 2026 yılında Maslenitsa haftası 16–22 Şubat tarihleri arasına denk gelir. Haftanın son günü, kışa veda törenleriyle bayramın doruk noktasını oluşturur.


Blini neden bu kadar önemli?


Maslenitsa denince akla ilk gelen yiyecek blinidir. Yuvarlak ve altın rengi bliniler güneşi simgeler. Aynı zamanda bu hafta, Büyük Oruç öncesinde etin yasaklandığı, süt ve süt ürünlerinin ise serbest olduğu son dönemdir. Bu nedenle blini, bayramın hem simgesel hem de pratik merkezinde yer alır.


Kukla (çuçılka)  neden yakılır?


Maslenitsa’nın finalinde saman ve bezden yapılan büyük bir kukla yakılır. Bu kukla kışı, soğuğu ve eski yılı temsil eder. Yakma ritüeli ise arınmayı, geçmişten kopuşu ve bahara geçişi simgeler. Günümüzde bu tören, özellikle büyük şehirlerde binlerce kişinin katıldığı görsel bir şölene dönüşmüştür.


Günümüzde nasıl kutlanır?


Bugün Maslenitsa, Rusya’da geleneksel köy ritüellerinin şehir festivallerine uyarlanmış haliyle yaşanır. Parklarda, meydanlarda ve müze alanlarında konserler, halk oyunları, çocuk etkinlikleri ve açık hava eğlenceleri düzenlenir. Maslenitsa, hem kültürel bir miras hem de modern kent yaşamında kışı uğurlamanın keyifli bir yolu olarak varlığını sürdürür.

İlk randevuda bu hataları yapmayın!

 


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da yapılan bir ankete göre, ilk romantik buluşmada karşı tarafın para ve iş konularındaki tutumu birçok kişi için belirleyici oluyor. Finansal platform Finuslugi’nin 1.000’den fazla kişiyle yaptığı araştırma, sürekli işsiz olmanın, çalışmak istememenin ve maddi sıkıntılardan sürekli şikâyet etmenin en önemli “finansal kırmızı bayraklar” arasında görüldüğünü ortaya koydu. Katılımcılar, ağır borçlar, kontrolsüz kredi kullanımı, kumar alışkanlığı ve pahalı eşyalarla gösteriş yapılmasını da olumsuz davranışlar olarak tanımlıyor.

İlk buluşmada hesabı kimin ödemesi gerektiği konusu ise hâlâ net değil. Ankete katılan erkeklerin yüzde 52’si hesabı erkeğin ödemesi gerektiğini düşünüyor. Bu görüş, özellikle 35 yaş üstünde daha yaygın. Katılımcıların yüzde 26’sı herkesin kendi payını ödemesini savunurken, yüzde 17’si davet eden kişinin hesabı ödemesi gerektiğini söylüyor. Birçok kişi, hesabı ödemenin ikinci bir buluşmayı garanti etmediğini, ancak ihtimali biraz artırdığını belirtiyor.

Para ve gelir konusunun ne zaman konuşulması gerektiği konusunda da farklı yaklaşımlar var. Katılımcıların yüzde 40’ı bu tür soruların ilişki başladıktan sonra sorulmasını tercih ediyor. Yaklaşık üçte biri, gelir ve iş durumunun üçüncü buluşmadan önce gündeme getirilmesini doğru bulmuyor. Buna karşılık yüzde 20’lik bir kesim, ilk buluşmada bu konuların açıkça konuşulmasının daha net bir başlangıç sağladığını düşünüyor.

Anket sonuçları, kadınlar ve erkekler arasında da bazı farklar olduğunu gösteriyor. Kadınlar daha çok borç ve kredi yüküne dikkat ederken, erkekler partnerlerinin kendilerinden daha fazla kazanmasından daha fazla rahatsızlık duyabiliyor. Gelir seviyesi yükseldikçe beklentiler de artıyor. Yüksek gelir grubundakiler, partnerlerinin maddi durumunu daha erken aşamada öğrenmek istiyor. Genel olarak bakıldığında, Ruslar için ilk buluşmada para konusu giderek daha önemli bir değerlendirme ölçütü haline geliyor.

 

Karikatür: Valentin Drujnin,KP

İki Rusya: Kolektivistler ve girişimciler


Kaynak: https://turkrus.com/

Rusya’daki bölgelerin bireycilik ve kolektivizm düzeyleri açısından belirgin biçimde ayrıştığı, bu farkların doğru kurumlarla ekonomik büyümeye dönüştürülebileceği belirtildi. K-Rusya olarak tanımlanan bölgelerde kolektivist değerlerin baskın olduğu, İ-Rusya olarak adlandırılan bölgelerde ise bireycilik ve girişimcilik eğiliminin öne çıktığı belirtildi.

Moskova Devlet Üniversitesi Ekonomi Fakültesi Dekanı Aleksandr Auzan ve çalışma arkadaşları, “İ-Rusya” ve “K-Rusya” olarak adlandırılan iki kültürel yapının ülke içinde birlikte var olduğunu, tek tip politika yerine bölgesel farklılıkları gözeten yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu savundu. Çalışma, RBK tarafından incelendi.

Araştırma, Sber çalışanları arasında 81 bölgede yapılan geniş ölçekli bir anketten elde edilen verilerle hazırlandı. Yaklaşık 46 bin 800 kişinin yanıtları analiz edilirken, bireycilik ile girişimcilik ve güven düzeyi arasında güçlü bir pozitif ilişki saptandı. Kolektivizmin ise çok çocuklu aile yapılarıyla daha sık örtüştüğü belirlendi. Auzan’a göre büyük şehirler, Ural, Sibirya ve Uzak Doğu bireyci özellikleriyle öne çıkarken, ülkenin geri kalan kısmı daha kolektivist bir yapı sergiliyor.

Çalışmada “İ-Rusya”nın nüfusun yaklaşık dörtte birini oluşturmasına rağmen gayrisafi yurt içi hasılanın büyük bölümünü ürettiği, “K-Rusya”nın ise daha kalabalık olmasına karşın ekonomik katkısının görece sınırlı kaldığı vurgulandı. Bu ayrımın tarihsel kolonizasyon süreçleri, serflik uygulamaları, iklim koşulları ve etnik yapı gibi faktörlerle şekillendiği ifade edildi. Ekonomistler, bireycilik ile kişi başına düşen bölgesel gelir arasında da pozitif bir ilişki bulunduğunu, ancak bu etkinin sınırlı olduğunu kaydetti.

Araştırmanın yazarları, bu tablo karşısında merkezi ve tek tip düzenlemeler yerine bölgesel özerkliği artıran çözümler önerdi. Bölgelere özgü kurumların güçlendirilmesi ya da vatandaşların ihtiyaçlarına göre farklı “kurum menüleri” arasından seçim yapabilmesi seçenekler arasında yer aldı. Uzmanlar, aşırı merkezileşmenin kalkınmayı zorlaştırdığını, ancak mevcut siyasi ve idari koşullarda bu tür bir desantralizasyonun kısa vadede hayata geçirilmesinin zor olacağını da vurguladı.

Rusya'da etnik ilişkilerin seyri

Kaynak: https://turkrus.com/

 

Rusya’da toplumun büyük bölümü etnik gruplar arası ilişkilerin mevcut durumunu olumlu değerlendiriyor. Federal Ulusal İşler Ajansı verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla vatandaşların yüzde 84,2’si ülkedeki etnik ilişkilerin iyi düzeyde olduğunu düşünüyor. Ankete katılanların yüzde 73,8’i ise milliyet, dil ya da inanç temelinde ayrımcılıkla karşılaşmadığını ifade ediyor. Tüm ülke genelinde ortak vatandaşlık bilinci göstergesi de yüzde 93,9 seviyesine ulaşmış durumda.

Bu göstergeler, yıl içinde yapılan ölçümlere kıyasla artışa işaret ediyor. 2025 yazında olumlu değerlendirme oranı yüzde 81,8 düzeyindeyken, ayrımcılık olmadığını düşünenlerin oranı yüzde 73,4 olarak ölçülmüştü.

Federal Ulusal İşler Ajansı Başkanı İgor Barinov, Şubat ayında Devlet Duması’nda yaptığı değerlendirmede, etnik ilişkilerin genel tablosunu “istikrarlı ve pozitif” olarak tanımladı. Barinov, dış kaynaklı baskılara rağmen toplumdaki uyumun korunduğunu vurguladı.

Bununla birlikte, etnik ve mezhepsel konular etrafında üretilen olumsuz içeriklerin sayısında artış yaşandı. Ajansın izleme verilerine göre 2025’te bu alanda 38 bin 400’den fazla olumsuz bilgi gündemi tespit edildi. Bu rakam bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 8 daha yüksek. En fazla olumsuz içeriğin Merkez, Volga ve Kuzey Kafkasya federal bölgelerinde yoğunlaştığı, ülke genelinde 2500’den fazla başlığın ise yurt dışı kaynaklı olaylarla bağlantılı olduğu belirtildi.

Yetkililer, olumsuz bilgi akışındaki artışa rağmen toplumsal algının pozitif kalmasını önemli bir kazanım olarak görüyor. Stratejik hedeflere göre, 2036 yılına kadar etnik ilişkileri olumlu değerlendirenlerin oranının yüzde 85’in üzerine çıkarılması, ayrımcılık olmadığını düşünenlerin payının yüzde 90’a, ortak vatandaşlık bilincinin ise yüzde 95’e yükselmesi amaçlanıyor.

2 Şubat 2026 Pazartesi

Yılın en iyi 10 Rus filmi

 


Kaynak: https://turkrus.com/

  

Sinema kanalı "Russkiy Bestseller", 2025 yılının en dikkat çeken Rus filmlerinden oluşan “Mutlaka Görülmesi Gereken İlk 10” listesini yayımladı.

Liste, gişe rekorları kıran büyük bütçeli yapımlarla bağımsız ve festival filmleri arasında dengeli bir dağılım sunuyor.

Ayrıca ilk filmini çeken yönetmenlerin üç yapımı ilk 10’a girmeyi başardı.

Listenin zirvesinde ise masalsı yapım "Finist. Pervıy Bogatır" yer aldı.

Sıralama, özel olarak geliştirilen bir metodolojiyle hazırlandı. Profesyonel sinema eleştirmenlerinin görüşleri, izleyici puanları, büyük sinema sitelerindeki listeler, gişe verileri ve kanalın program kurulunun değerlendirmeleri birlikte ele alındı. Filmler her listede aldıkları sıraya göre puanlandı ve toplam skor üzerinden nihai sıralama oluşturuldu.

Buna göre 2025 yılının “Zirvedeki İlk 10” Rus filmi şöyle:

1. Finist. Pervıy Bogatır

2. Batya 2. Ded

3. Svodiş s Uma

4. Tuda

5. Konçitsya Leto

6. Papa Umer v Subbotu

7. Krasnıy Şyolk

8. Gruppa Krovi

9. Zloy Gorod

10. Rovesnik

Listenin birincisi olan Finist. Pervıy Bogatır, yönetmen Dmitriy Dyaçenko imzalı, “Bogatır” serisinin dördüncü filmi ve önceki hikâyelerin öncesini anlatan bir yapım. Başrolde Kirill Zaytsev’in yer aldığı film, 2,6 milyar rubleyi aşan hasılatıyla yılın en büyük gişe başarılarından biri oldu.

İkinci sıradaki Batya 2. Ded, İlya Uçitel’in yönettiği ve aile temasını bu kez bir dede karakteri üzerinden ele alan film olarak öne çıktı. 

Üçüncü sırada yer alan Svodiş s Uma ise Dar’ya Lebedeva’nın romantik komedi türündeki ilk filmi olarak, 2025’in en başarılı yönetmenlik çıkışlarından biri kabul ediliyor.

25 Ocak 2026 Pazar

Bugün Vısotski'nin 88'inci yaşgünü: Bir devrin vicdanıydı


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Bugün özel bir gün. Doğumunun 88. yılında anılan Vladimir Vısotski, yalnızca bir şarkıcı, ozan ya da oyuncu değil, "Sovyet döneminin vicdanı ve sokağın sesi" olarak hafızalarda yaşamayı sürdürüyor. Kırık dökük sesi, sert ama sahici dizeleri ve sahnedeki neredeyse meydan okuyan duruşuyla Vıstotski, resmî ideolojinin süzgecinden geçmeyen bir hayatı anlatan isimdi. Şarkılarında savaşın yorgunluğunu, hapishanelerin soğuğunu, dostluğun ve ihaneti, insanın kendisiyle kavgasını dile getirdi. Ne tam anlamıyla muhalif bir ikon ne de sistemin kabul ettiği bir sanatçı oldu; tam da bu arada kalmışlık, onu milyonlar için benzersiz kıldı. Bugün 88. yaş gününde Vıstotski /25 Ocak 1938- 25 Temmuz 1980), plaklardan, eski kasetlerden ve hâlâ ezbere söylenen dizelerden çıkıp yeniden hatırlanıyor.

Bu vesileyle TürkRus.Com'da daha önce yayınladığımız bir yazıyı yeniden sizlerle paylaşıyoruz. Vıstotski'nin anısı önünde saygıyla eğilerek:

 

SUAT TAŞPINAR yazdı: 

 

Eğer şarkılarını İngilizce söylüyor olsa, bugün Türkiye'de belli çevrelerde bir Bob Dylan ya da Tom Waits'le kıyaslanabilirdi. Ama "demir perde"nin arkasında söylediği için pek azımız, tesadüfen öğrendi onu. Ama müziğine dokunan iflah olmadı. Ölümünden 24 yıl sonra, şarkıları daha dün çıkmış gibi hala taptaze olan Vladimir Vıstotski'yi, "Rusya yıllarının güzel bir armağanı" olarak sizinle paylaşmak istedim:

Yıllar yıllar önceydi... Moskova'ya ilk ayak bastığım günlerdeydi. Yoldan çevirdiğim eski bir Lada'ya taksi niyetine bindim. Orta yaşını devirmiş, düzgün görünümlü şoför radyo dinliyordu. Şarkı değişince uzanıp sesi biraz daha açtı. Karlı bir Moskova akşamında sarı sokak lambalarının ışığıyla bir parça aydınlanan emektar arabanın şaşırtıcı derecede iyi olan teybinden önce bir kaç ritmik gitar melodisi, sonra "tuhaf", boğuk bir ses çıkmaya başladı. Bir adam marş mı, şarkı mı, şiir mi olduğunu anlayamadığım bir üslupla, gırtlağına basılmış gibi bağırıyordu. Acelesi varmış da bir an evvel ne söyleyecekse söyleyip gitmek ister gibi. Sanki birisi arkasından koşturuyormuş gibi. 

Pek "keyif verici" bir ses değildi. "Huzur verici" olmadığı kesindi. İnsanın ince duygularına dokunan bir hali yoktu. Hırıltı gibi bir sesti doğrusu. Şoföre "Kanalı değiştirir misin?" diyebileceğim, neredeyse rahatsızlık veren bir sesti. Hiç bir şey söylemedim; çünkü direksiyonda şarkıya usulca tempo tutan şoför için çok şey ifade ettiğini anladım. Söylediklerinden, yakalayabildiğim bir kaç basit kelime dışında hiçbir şey anlamıyordum. Karşılıksız bir aşktan da söz ediyor olabilirdi, siyasi hiciv de yapıyor olabilirdi, Rus halk kahramanlıklarını da anlatabilirdi, sevgilisinin gözlerinin içine bakarak coşkuyla bağırıyor olabilirdi. 

Anlayabildiğim tek şey, şarkıcının da şarkının da "sıradan" olmadığıydı. Ki bir süre sonra kulağım alıştı. Anlamadığım bu şarkıda isyanın da, hicvin de, yürekten kopup gelen "ağır" duyguların da harmanlandığını hisseder oldum.

Sessizce karların üzerinde yol alırken, sırf muhabbet olsun diye, "Kim söylüyor?" diye sordum. Şoför "Vısotski" dedi. Ve ben hayatımda ilk defa bu ismi duymuş oldum.

Sonra sık sık duyar oldum bu sesi. Kimdir, nedir öğrenme hepsi uyandı içimde. Tanıdıklarıma sordum.  "Vladimir Vısotksi bu memleketin vicdanı diyebileceğimiz ozanlardandı" diyorlardı. "Narkomandı, genç yaşta bile bile kendini öldürdü" diyorlardı. "Onun şarkılarını bir yabancı anlayamaz, çevirisi de havada kalır" diyorlardı.

"Sovyet devrinin muhalefeti satırlarında gizli, isyankar bir sesti" diyorlardı. "On yıllar da geçse onun şarkıları hep günceldir, hep bizi, tuhaf düzenimizi anlatır, bu topluma ayna tutar" diyorlardı. 

25 Ocak 1938'de doğmuştu Vıstotski. 25 Temmuz 1980'de, henüz 42 yaşında uyuşturucudan öldüğünde Moskova Olimpiyatları'nın en coşkulu günleriydi. Rejim, bu coşkuya gölge düşürür, gündemi değiştirir diye bir kaç ün gizlemeye çalışmıştı ölümünü. Ama haber alan on binler, stadyumları boşaltıp akın akın cenazesine koşmuşlardı. O devirde eşine nadir rastlanan bir sevgi seliyle uğurlanmıştı dostlarının deyişiyle "Valodi"...

Onun şarkılarına "bard" diyorlardı. Yani "ozan"dı. Kendi şiirlerine, sadece kendi gitarıyla eşlik ederek şarkılarını söylerdi. Başkasıyla kıyaslanamaz bir stili vardı. Memleketin sosyal ve siyasi dertlerini genellikle hicve batırılmış bir "sokak jargonu" ile söylüyordu. İşte bu hali, Sovyet sisteminin "mesafe" koymasına neden olmuştu. Devlet TV'lerine çıkarılmıyordu. Halbuki Brejnev'in bile gizli gizli onu dinlediği anlatılıyordu. 

 Daha çocukluğunda "ışık saçan" biriydi. Üç yaşındayken, tıraş olan babasına dönüp, "Bakın hele kim duruyoruz karşımızda: Bizim keçi kendi sakalını tıraş ediyor!" diye hicvettiği anlatılırdı. Evde "istenmeyen misafir" olunca, ince dokundurmalı şiirler, şarkılar uydurup, gitmelerine vesile oluyordu. Küçük yaşta gitar çalmaya başladı. İnşaat mühendisliği okumaya başlayıp bir sene sonra bıraktı,  tiyatroya merak saldı. 1958'de tiyatroda ilk rolünü kaptı. O sırada zaten "underground" mekanlarda "tuhaf" şarkılarını çalıp söylemeye başlamıştı. Tiyatro hayatının ilk yılları "disiplinsizlik" şikayetlerinden kovulmakla geçti. Asi ruhu, alkole düşkün serseri hayatı başına iş açıyordu. 

Derken 1964'te yıllar içinde biriken 48 şarkısından kendi çabalarıyla yaptırdığı ilk kayıt, eş dost arasında dolaşmaya başladı. Ama kulaktan kulağa yayılıyor ve hayran kitlesi artıyordu. O yıllarda, kendisini tiyatro sanatçısı olarak da saygınlığa kavuşturacak olan eserlerle ünlü Taganka Tiyatrosu'nda sahneye çıkmaya başladı. Bazı oyunlarda elinde gitar kendi şarkılarını söylüyordu. Ayrıca beyaz perdeye de adım atmış, hem rolleri hem şarkılarıyla yükselişe geçmişti bile. 

Konserleriyle "kült" olma yolundaydı. Ama alkolle, uyuşturucuyla savaşında kaybetmeye başladığı, sık sık tedavi görmek zorunda kaldığı dönemlerdi bunlar. Yükseliş ve çöküş bir aradaydı... 1970'li yıllar Vısotski'nin inanılmaz bir doğurganlıkla pek çok hit şarkısını yaptığı, artık Sovyet müzik tekeli "Melodiya"nın da mecburen kaydettiği plaklarının yok sattığı, Fransa'dan ABD'ye kadar yurtdışına sık sık konserlere gittiği, New York'ta ünlü TV programı "60 Dakika"ya konuk olduğu,  hem içeride hem dışarıda konserlerinin "olay" olduğu, beyaz perdede ve sahnede unutulmaz rollere imza attığı, ama sağlığı ile ilgili gittikçe batağa saplandığı dönemlerdi... 

Devlet de bölünmüştü: Kimileri isyan ruhlu şiirleri ve hayatıyla Sovyet gençliğine kötü örnek olduğunu savunuyor, ama diğer yandan Brejnev şarkılarını keyifle dinliyor ve ona görünmeyen bir "koruma" sağlıyordu. Ama bu farklı tutumlar, onun sanatını "belli çizgileri aşmadan" istediği gibi yapmasını engellemiyordu. Sovyet sistemine bodoslama savaş açmışlığı yoktu elbette, ama her şeye rağmen "protest" bir ozandı. Ama bu kadar "yıldız" olmuşken, hayatı boyunca Sovyet TV'si onunla tek bir söyleşi bile yapmadı. Diğer yandan “şanslı azınlık”a tanınan bir hakkı kullanıp, Almanya’dan getirdiği Mercedes otomobiliyle Moskova caddelerinde hız yapabiliyordu Vısotskı, kimse hesap sormuyordu.