Kaynak: https://dzen.ru/
Vladimir Nabokov, 20. yüzyılın en
büyük yazarlarından biri olmasının yanı sıra, parlak bir öğretim görevlisiydi.
Amerikan üniversitelerinde Rus
edebiyatı dersleri verirken, yaratıcı yaşamı boyunca onu rahatsız edecek bir
sorunla karşılaştı: Rus dilinin tek bir kelimeyle ifade ettiği şeyi İngilizceye
nasıl aktarabilirdi?
Nabokov'un cevabı radikaldi:
bazı kelimeler tercüme edilemez.
Bunlar arasında "пошлость (poshlost)", "тоску (toska)" ve "правда (pravda)" ile "истина (istina)" kelimelerini özellikle belirtti.
Neden bu kelimeler? Arkalarında ne yatıyor?
Nabokov, "poshlost" kavramına büyük önem verdi.
Konferanslarında bunu şu şekilde tanımladı: "Poshlost, sadece apaçık,
gizlenmemiş sıradanlık değil, esas olarak sahte, yapmacık anlam, sahte
güzellik, sahte zeka, sahte çekiciliktir." Şöyle ekledi: "Bir şeye 'poshlost'
kelimesini yakıştırarak, sadece estetik bir yargıda bulunmuyoruz, aynı zamanda
ahlaki bir yargıda da bulunuyoruz. Gerçek, dürüst ve güzel olan hiçbir şey
bayağı olamaz."
İngilizce konuşan bir kitle için Nabokov, kelimeyi transliterasyon yoluyla
tanıttı: poshlost (bazen "lust" kelimesinin bayağılığı ima ettiği
eğlenceli poshlust varyantıyla). "Vulgar", "trite" veya
"banal" gibi İngilizce kelimelerin anlamı yalnızca kısmen yansıttığı
konusunda ısrar etti.
Poshlost sadece kötü zevk değil;
gerçek estetik duyarlılığın yokluğunda yüksek zevk taklididir.
Nabokov, reklamları örnek
gösterdi: yeni bir radyo etrafında mutlu bir aile, burada "en büyük
mutluluk satın alınabilir." Ona göre bayağılık, sanatın en büyük düşmanıdır.
İkinci kelime "Toska-özlem"dir. Nabokov, Eugene Onegin çevirisine yaptığı yorumlarda
şöyle yazmıştır: "İngilizcede tek bir kelime, özlemin tüm tonlarını ifade
edemez. En derin ve en acı verici
haliyle, genellikle belirli bir nedeni olmayan büyük bir ruhsal ıstırap
hissidir. Daha az hastalıklı seviyelerde, ruhun donuk bir ağrısı, özlenecek bir
şey olmamasına rağmen duyulan bir özlem, hasta bir hasret, belirsiz bir huzursuzluk,
zihinsel sancılar, hasrettir.
Bazı durumlarda, belirli bir
kişi veya şeye duyulan arzu, nostalji, aşk acısı olabilir. En düşük seviyede
ise can sıkıntısına, can sıkıntısına dönüşür."
Bu tanım klasikleşmiştir.
Nabokov, "toska"nın sadece üzüntü değil, varoluşsal ıstıraptan
can sıkıntısına kadar uzanan bir duygu yelpazesi olduğunu vurgulamıştır.
"Anguish" veya "yearning" gibi İngilizce terimler ise
sadece parçalarını yakalamaktadır. Filolog Irina Alexandrova,
"toska"nın benzersizliğinin "sadece bir duyguyu değil, Rus
zihniyetine özgü bir deneyim yelpazesini yansıtması" olduğunu
belirtmektedir. Nabokov'un, "toska"yı dünyanın en çevrilemez
kelimelerinden biri olarak nitelendirdiğini de eklemektedir.
Üçüncü çift olan "правда (Pravda)" ve "истина (istina)" özel bir durumdur. Nabokov bunları sadece tercüme edilemez bulmakla
kalmadı; Tolstoy üzerine verdiği derslerde Rusça olarak bile kullandı. Tolstoy
üzerine bir dersinde şunları alıntıladı: "Eski Rus hakikati asla rahat bir
arkadaş değildi… Sadece hakikat değildi, sadece günlük pravda değildi, ölümsüz
istinaydı—hakikat değil, hakikatin içsel ışığıydı."
Aradaki ayrım temeldir:
"pravda" günlük, sıradan bir gerçektir, "istina" ise
varoluşsal, samimi ve ebedidir. Nabokov, "istina"yı Rus dilinde
kafiyeli olmayan birkaç kelimeden biri olarak tanımlamıştır: "Hiçbir sözlü
karşılığı, hiçbir sözlü çağrışımı yoktur, tek başına ve mesafeli durur."
İngilizce "truth" kelimesi bu ayrımı bulanıklaştırarak her iki
kavramı da birleştirir. Nabokov için bu, sadece dilbilimsel bir gözlem değil,
gerçekliği düşünme biçimindeki bir farklılığın göstergesiydi.
Bir yandan Nabokov, bir
terimin yokluğunun bir kavramın yokluğu anlamına gelmediğini kabul etti.
İngilizce, bayağılığı, melankoliyi ve gerçek ile gerçek arasındaki farkı –ancak
yalnızca uzun ve ayrıntılı yapılarla– tanımlayabilir. Tam olarak bunu yaptı: ayrıntılı
tanımlar verdi, kelimeleri translitere etti ve Rusça telaffuzlarını verdi.
Öte yandan, ısrarla şunu
vurguladı: bir kelime eksik ve bu, anlama eylemini tamamen değiştiriyor. Rusça
bilmeyen bir okuyucu, anlık kavrayışı kaybederek, betimlemelerin arasında
boğulmak zorunda kalıyor.
Bu, Nabokov'un çevirmen olarak
duruşuydu: Kenarları yumuşatan çeviriye inanmıyordu. İdeali, kelimesi
kelimesine çeviri, yorum ve yabancılığın korunmasıydı.
"Bayağılık",
"melankoli" ve "gerçek" onun için dilin sadece bir iletişim
aracı değil, dünyada var olma biçimi olduğu fikrinin sembolleri haline geldi.
Ve eğer İngilizcede bunun için tek bir kelime yoksa, çevirmenin bunu yok saymakla
kalmayıp, bu kaybı kabul etmesi gerekir.
1944'te, "Nikolai
Gogol" adlı kitabında Nabokov, "poshlost" kelimesini İngilizce
konuşan bir kitleye "çevrilemez" bir kelime olarak ilk kez
tanıtmıştı. On yıllar sonra, bu dersler sadece edebi değil, aynı zamanda
felsefi bir vasiyet haline geldi: bazı şeyler kayıp olmadan çevrilemez ve belki
de kültürel diyaloğun özünü oluşturan da tam olarak bu kayıplardır.
Nabokov, dilin diğer
kategorilere uymayan deneyimleri koruduğunu göstermiştir. "Kabalık"
bir zevk etiğidir. "Tosca" bir hüzün ontolojisidir. "Gerçek"
ve "hakikat", insan varoluş çizgisinin geçtiği iki uçurumdur.
İngilizce onları tanımlayabilir, ancak adlandıramaz. Ve bu itiraf zayıflığı
değil, dürüstlüğü ortaya koymaktadır.






