Moskova

Moskova

11 Nisan 2014 Cuma

“Kredi Sözleşmesi” engel


Kaynak: http://www.turkrus.com/

Geçenlerde çetrefilli bir banka işim vardı. Yönetici pozisyonunda çalışan bir Türk arkadaşıma danışmak için bankaya gittim. Sağolsun, her zaman çözemediğim işlerde elinden geleni yapar, halleder.

Bu defa da hemencecik çözüverdi işimi.

Teşekkür ettim, yine aynı mutad şakayı yaptı: “Öyle kuru bir teşekkürle kurtulacağını mı sanıyorsun?.. Spasiba f karman ni palojiş (Спасибо в карман не положешь),” dedi. Yani Türkçesi; teşekkür bir işe yaramaz, cebine koyamazsın falan gibi bir şey.

Öğlen olmuştu. “Hadi gel, uzun etme,” dedim, “Sana bir yemek ısmarlayayım.”

Hiç geri çevirdiğini görmedim şimdiye kadar. Hemen paltosunu kapıp, gidelim, dedi.

Bankanın hemen yakınında tanıdığım bir arkadaşım, Lena’nın yakın arkadaşlarından biri, Galya, küçük, sempatik bir kafe-restoran açmıştı. Mütevazi bir yerdi. Basit, sade bir menüsü vardı. Çok güzel bilini çeşitleri, borş çorbası ve diğer bazı Rus yemeklerini yapıyorlardı. Bütün ürünleri taze ve lezzetliydi.

O restoranı arkadaşım da biliyordu. Fazla uzaklaşmadan, keyifli, lezzetli bir öğlen yemeği iyi olacaktı.

İçerisi doluydu. Zor bela boş bir masa bulup oturduk. Galya, restoranın yükünü tuttuğu yoğun öğle saatinde kan ter içinde oradan oraya koşturuyordu. Uzaktan selamımızı aldı.

Ben de acıkmıştım.

“Ne yiyeceğiz,” diye sordum.

Neler olduğunu aşağı yukarı biliyorduk, ancak arkadaşım yine de bakmak için menüyü eline aldı.

“Ne hatırladım biliyor musun?” diye sordum.

O, menüye göz gezdirirken ben devam ettim.

İkimizin de Moskova’ya yeni geldiğimiz zamanlardaydı. Rusça öğrenmek için kursa gidiyorduk. Zaten tanışmamız da o vesileyle olmuştu.

Bir akşam, kurs çıkışında akşam yemeğini savuşturmak için bir kafeye gitmiştik. Garson kız siparişimizi almak için masamıza gelmişti. Sevimli, güzel bir kızdı. Bizse sipariş vermek için hazırlıklı değildik.

Kız tereddüt ettiğimizi görünce menü ister misiniz anlamında, “Vı hatiti menyu ( Вы хотите меню )?” diye sormuştu.

Arkadaşım, başını kaldırıp, gülümseyen kıza baktı.                                

Menyu (меню-menü) sözcüğü ile minya ( меня-beni) sözcüğünü karıştırıp, bunun vinitelniy padejin ( Внительный Падеж- Akuzatif Hal ) tezahürü olduğunu sanıp, garson kızın masum bir şaka yaptığını zannetti. - Doğrusu bu ya, ben de öyle zannetmiştim. 

Aynı, üç hostesin anılarını yazdıkları, bir zamanların en çok satan kitaplarından birinin Türkçedeki “Kahve mi, Çay mı, Yoksa Beni mi?” adında olduğu gibi…

Şakaya şakayla karşılık vermeğe kalktı.

Arkadaşım, “Kofi, bilini i tibyu toje haçu ( Кофе блины и тебю тоже хачу - Kahve, bilini ve seni),” dedi.

Eh yani, rezaletin böylesi ancak bu kadar olur. Padejleri yeni öğreniyoruz ya, arkadaşım, “Menü ister misiniz?” lafını “Beni ister misiniz?” diye anlamıştı.

Neyse ki garson kız olağandan daha anlayışlı ve kibardı. Önemli bir olay çıkmadı, ancak bize servisin devamını kafenin güvenlik elemanı yaptı.

“Hatırladın mı?” diye sordum arkadaşıma.

“Ya, ne demezsin? Çok şükür o günleri geride bıraktık; bir daha öyle dil kazaları yapmayız,” dedi.

***
Galya, bir ara yanımıza geldi. Bir ihtiyacımız olup olmadığını sordu.

O gidince arkadaşım:
“Çok çalışkan, gayretli bir kız,” dedi. “Restoranın açıldığı çok olmadı, ama kısa zamanda çevredeki işyerlerinde çalışanlara kendini tanıttı ve sevdirdi.”

“Evet, öyle. Ufacık tefecik, ama gayretli. Kaç kilodur dersin?”

“Kırk kilo ancak çeker.”

Gerçekten de Galya, kısacık boyu, zayıf bedeniyle küçük bir kız çocuğunu andırıyordu.

“Herhalde, ancak o kadardır,” dedim, “Geçenlerde apartmanda asansörün girişinde karşılaştık. Beni görünce çok sevindi. Yalnız başına bindiğinde asansör onu algılayamıyormuş ve hareket etmiyormuş.”

“Deme yahu? Küçük çocuklar için, tek başlarına binerlerse tehlikeli olmasın diye asansöre tedbiren öyle bir teknik ayar yapmışlar herhalde.”

“Sanırım.”

***
Biz yemeği yarılaşmıştık. İçeriye orta yaşlı bir adam girdi. Doğrudan Galya’nın yanına gitti. Sarılıp, öpüştüler. Galya’nın tanıdığı birisiydi besbelli.

Aralarında uzaktan duyup, anlayamadığımız kısa bir konuşma geçti. Galya’nın yüz ifadesinden konunun canını sıktığı anlaşılıyordu.

Yanımızdan geçerken bize:

“İşler iyi olmaya, elimiz para tutmaya başladı ya, bu zamana kadar hatırımızı sormayan, selamı sabahı kesen tanıdıklar, akrabalar tek tek ortaya çıkmaya başladılar,” diye yakındı.

Adamın borç para istediğini anlamıştık.

Galya’nın peşini bırakmıyordu. Nereye giderse peşinden gidip, aldığı parayı en kısa zamanda misliyle, faiziyle geriye ödeyeceğini söylüyordu. Galya, olmaz dedikçe de, ama niye diye ısrar ediyordu.

Adam, neredeyse yalvarıyordu; yolsuz kaldığından, cebinde beş kuruş olmadığından bahisle ikide bir  “Sabaki layut f karmane (Собаки лают в кармане.-Cebimde köpekler havlıyor),” diyordu.

Galya, yine bir ara masamıza gelip, yemekleri beğenip beğenmediğimizi sordu. Adam da peşinde...Adeta restoranın içinde kovalamaca oynuyorlardı.

Galya, cama iyice yaklaşarak, adamı da kolundan tutup yanına çekti, dışarıda görünen Bankayı gösterdi.

“Bak,” dedi, “Ben bu restoranı açarken şu gördüğün bankadan kredi aldım. Kredi sözleşmesine karşılıklı anlaşarak özel bir madde koyduk. Birbirimizin faaliyet alanına girmeyecektik. Onlar bilini ve diğer yemeklerden satmamayı taahhüt ettiler, ben de kimseye borç para ve kredi vermeyeceğime söz verdim. O yüzden istesem de sana para veremem.”

Adam kalakalmıştı. Pek inanmamıştı belki, ama ya doğruysa diye düşündüğü halinden belliydi.

Galya, arkadaşımı işaret edip, bize de çaktırmadan göz kırpıp:

“Bak, şu masada oturan da bankanın müdürü,” dedi.

Bahane uydurmanın kralı karşısında biz de kalakalmıştık. Bu hayal gücüne ve zekaya saygı duymamak mümkün değildi.

Bir süre ayakta suskun durduktan sonra, adam, hiçbir şey söylemeden, çaresiz, kös kös restorandan çıkıp, gitti.

8 Nisan 2014 Salı

Eski Arbat ve Yeni Arbat: Moskova’nın ruhu zıt kardeş sokakları


Kaynak: http://turkish.ruvr.ru/

Arbat ve Yeni Arbat... Moskova’nın iki sokağının adları birbirine benziyor, fakat benzerlik sadece bununla sınırlı.

Geçen yıl, tarihi Moskova’nın saklı köşesi olan “eski” Arbat, 520. yıldönümünü kutladı.

Eski Arbat, araç trafiğine kapalı bir yaya bölgesidir. Bazıları burayı İstanbul’un Beyoğlu’suna benzetir ve karşılaştırırlar.

Burada eski binalar arasında gezinmek hem Moskovalılar, hem de turistler için oldukça keyifli bir şey. Arbat’ta çok sayıda kafe ve restoran var. Sokak müzisyenleri konserler verir, sokak ressamları tablolarını sergiler. Dükkanlarda hediyelik eşyalar satılır. Kısacası burası keyiflik  turistik bir mekan.

1960’lı yıllarda inşa edilen Yeni Arbat ise tamamen farklı.Yol boyunca cam vitrinlerin ve beton yapıların yükseldiği dünyanın her yerinde görebileceğiniz türden modern ve gürültülü bir cadde. Caddede lüks mağazalar, restoranlar ve bankalar var.

“Eski” Arbat, büyüleyici çekiciliğe sahip. Kremlin Moskova’nın kalbiyse, Arbat onun canıdır, derler.  Sokak hakkında çok sayıda şiir ve şarkı var.

Arbat sokağının adı, tarihi belgelerde ilk kez 1493’te geçer. Ancak üzücü bir olayla ilgili. Yerel kilisede yangın çıktığı, ateşin diğer binalara sıçradığı anlatılır. Kent neredeyse yanıp kül olacakmış. Arbat’ta oturan tüccar ve esnafın ahşap evleri kısmen yanmış. XVIII. yüzyıl ortalarında yeni yangının ardından sokak yeniden inşa edilir. Yenilenen Arbat’ı aristokratlar beğenir: esnaf atölyeleri ve tüccar dükkanlarının yerini bahçelerle çevrili ve ampir stilde yapılan soylu ailelerin köşkleri alır.

XIX yüzyılın ikinci yarısına kadar Arbat’ta tek bir mağaza bile yoktu. Soylular, “kendi” sokaklarında onları görmek istemiyordu. Fakat zaman değişti. Olgunlaşan Moskova burjuvazisi, saklı bölgeye hakim olarak, yerleşir. Çağdışı sessiz Arbat canlanır. Burada çok sayıda dükkan, otel ve restoran açılır. Arbat’ın büyük mağazalarının sahiplerinin adları ve ürünleri tüm Rusya bilinir: Şustov’un şarapları, Eynem’in tatlıları, Filippov çörekleri,..

Fırıncı İvan Filippov hakkında çok sayıda komik hikaye anlatılır.

Günün birinde Moskova Valisi General Zakrevskiy, Filippov’un hazırladığı ekmekte hamam böceğini bulur. Öfkelenen general fırıncıyı azarlar. Filippov’un burnu dibinde böcekli çöreği sallayan Zakrevskiy, “Bu nedir?” diye bağırır. Fırıncı, uyanık ve hazırcevap bir tüccardır aynı zamanda; “Kuru üzüm, ekselansları” yanıtını verir ve aniden “kanıtı” generalin elinden kapıp, ısırıp yer. Zakrevskiy, “Sen çöreklerinde asla kuru üzüm kullanmazsın,” diye devam eder. Filippov ise “Artık kullanıyorum,” der. Fırına bir koşu dönüp üzüm kutusunu hamura boşaltır.

Çörekleri hem General, hem de Moskovalılar çok beğenir. Bu çörekler çok sevilen ve satılan bir ürün olur.

Geçen yüzyılın başlarında Arbat’ta hem ticari, hem de kültürel yaşam fıkır fıkır kaynıyordu. 1913’te 26 No’lu evde şimdi Vahtangov Akademi Tiyatrosu adıyla bilinen öğrenci tiyatrosu açılır. 7 No’lu ev ise “Edebiyat köşkü” olur. Burada genç şairler kendi eserlerini okurdu. Günümüzde ise Arbat, sokak şairleri, müzisyenler ve şarkıcılar için büyük bir sahneye dönüşmüştür.

Yeni Arbat’ın hiklayesine gelince; 1963’te eski Moskova’nın küçük sokakları üzerinden geniş ve uzun bir cadde yapılır. Caddeye, Sovyet parti liderlerinden bir olan Kalinin’in adı verilir. Otuz yıl sonra ise hayat değişir, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından eski Sovyet liderleri gözden düşer, caddeye Yeni Arbat adı verilir.

Cadde boyunca büyük binalar, gökdelenler inşa edilir. Bir yanında açılmış kitabı andıran 26 katlı 4 bina inşa edilir. Bu binalara çeşitli devlet daireleri yerleşir. “Kitapların” karşısına ise 24 katlı konut evler inşa edilir.

Ne yazık ki, Yeni Arbat kurulurken çok sayıda mimari anıt kaybolmuştur. Tüccar Arseniy Morozov’un egzotik köşkü, bir mucize eseri olarak korunur (16 nolu ev). Vaktiyle bu bina büyük tartışma konusu olmuştu. Morozov’un annesi, büyük paralara mal olan bu yapıyı görünce şöyle demişti: “Bugüne kadar senin aptal olduğunu yalnız ben biliyordum, şimdi tüm Moskova bilecek.” Eksantrik milyoner, bu evde uzun bir süre kalamaz. 1908’de insanın her tür acıya dayanabileceğini ispatlamak için bir iddia üzerine bacağına kurşun sıkar. Septisemi başlar ve Morozov, 35 yaşında hayatını kaybeder. Günümüzde bu köşkte Rusya Hükümeti Resepsiyonlar Evi bulunuyor.

Sovyetler Birliği devrine ait görülmeye değer parlak mimari eserlerden biri de 36 No’lu evdir. Sovyet modernizminin şaheseridir. Eskiden burada Sosyalist Devletlerin Ekonomik Yardımlaşma Konseyi Sekreterliği bulunuyordu.

1990’lı yıllarda iki Arbat sokağı da ciddi bir rekonstrüksiyondan geçer. Bazı Moskovalılar sonucunu beğenmez. Ancak artık iş işten geçmiştir: Moskova, zamana ayak uydurmak için hızla değişmektedir.

7 Nisan 2014 Pazartesi

Rusya gerçeği: "Yolumuz farklı" diyenler, yüzü Batı'ya dönenler... Kim indi, kim çıktı?








Kaynak: http://www.turkrus.com/

"Rusya başka ülkelere benzemez, özeldir, kendi kalkınma yolu vardır" diyenler ile, "Rusya'nın yüzü Batı'nın demokratik sistemi ve pazar ekonomisine dönük olmalı" diyenlerin hiç bitmeyen mücadelesinde son durum:

Levada Center'ın mart ayının son haftasında yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, Kırım olayları Rusya'da "içe dönüklüğü" kamçıladı. Milliyetçi duygular kabarırken, "Batı ile entegrasyon" düşüncesi kan kaybetti.

Ankete göre, "Rusya devletinin kesinlikle kendi özel yapısı ve  kalkınmada kendine has yolu vardı" diye düşünenlerin oranı son bir yılda yüzde 33'ten yüzde 38'e yükseldi. 

Buna karşılık, "Rusya devleti Batı tarzındadır ve öyle olmalıdır, demokratik yapıya ve pazar ekonomisi kurallarına uymalıdır" diyenlerin oranı yüzde 33'ten yüzde 28'e geriledi.

Üçüncü yolu seçen ve "Rusya, tıpkı SSCB döneminde olduğu gibi sosyalist bir devlet olmalıdır" diyenlerin oranı ise değişmedi; yüzde 24'te kaldı. 

Bir başka soru da, "Rusya'nın tarihi gelişimi Avrupa medeniyetine paralel ilerlemektedir" görüşüne katılanların oranı son bir yılda yüzde 31'den yüzde 21'e indi. Tarihsel gelişimde SSCB'nin yoluna dönülmesini isteyenler yüzde 22'de kalırken, "Rusya kendi yolunda tarihsel gelişimini sürdürmeli" diyenler yüzde 35'den yüzde 46'ya çıktı.

"Rusya'nın kendi yolu" denince ne anlaşıldığı sorulduğunda, insanlar genellikle "insanların devlet tarafından sosyal haklarla desteklendiği ekonomik kalkınma modeli" akla geliyor. 

Bu arada RBC ajansı, Başkan Putin'in telimatıyla hazırlanan "Devletin temel kültür  politikası" adlı çalışmada, "Rusya Avrupa değildir. Rusya, ne Batı ne da Doğu olarak nitelenebilecek, eşsiz ve farklı bir medeniyettir" tezi işleniyor. Ancak Kremlin kaynakları, farklı görüşler üzerinden çalışıldığını ve şimdilik ortaya tek bir fikir çıkmadığını vurguluyor. 

Çoğu uzman, son anketten çıkan sonuçları "Kırım etkisi" olarak değerlendiriyor. Halkın çoğunluğunun Batı'dan gelen baskıları haksız bulduğu, Kırım'da Kremlin politikalarını desteklediği ve milliyetçi duyguların yoğunlaştığı vurgulanıyor. 

6 Nisan 2014 Pazar

Aleksey German: Gorbaçov beni çöplükten çekip çıkardı













Alin Taşçıyan / Star
Geçen yıl kaybettiğimiz, altı filmi olmasına rağmen dünya çapında şöhrete ulaşan Rus yönetmen Aleksey German, festival toplu gösteriminde seyirciyle buluşacak.
KİRLİ çıkıdan bir röportaj Aleksey German! Yıl 2011, yer St.Petersburg ve ikinci kez düzenlenen Kinoforum’dayız. Üçüncüsü yapılamayan bu festival Rus sinemasını canlandırma amacını güdüyordu. Merhum usta festivalin başkanıydı. Haliyle yorgun ve çok meşguldü, yaşının verdiği halsizlik vardı. Onunla kısaca Rus sinemasının gidişatını konuştuk ama söyleşiyi yayınlama fırsatı bulamadım... Kısmet bugüneymiş! 33. İstanbul Film Festivali’ndeki toplu gösterisi sayesinde filmlerini de izleyebileceğiz.
- Bir yönetmen olarak Rusya’da deneyimlediğiniz değişimler neler? Sinemaya hep farklı yaklaşımlarda bulunuldu...
İki dönemi birbirinden ayırmamız gerek. Ben Sovyetler zamanında yasaklı bir yönetmendim. Yaptığım dört filmden üçü yasaklanmıştı. Sonunda yoruldum mücadeleden ve bir daha film yapamadım. Gorbaçov iktidara geldikten sonra beni çöplükten çekip çıkardı diyebilirim! Birçok ödül kazandım, bu da bana yeni filmler yapabilme olanağı sundu. Şimdi her şeyden memnun olmam gerekir kendi açımdan... Oysa ‘özgür dünya’dan her şeyin en kötüsünü almayı beceriyoruz! Özgür dünyanın en kötüsünden kastım şu: Politik sansürü ekonomik sansürle değiş tokuş ettik. Bu konuda fazla yorum yapmama gerek yok, nasıl olduğunu biliyorsunuz. Sanat sinemasından ticari sinemaya geçiş yaptık. Herkes filminin gişe hasılatı elde edip yapımcıya parasını geri döndürmesi gerektiğini biliyor. Bu yüzden de sanat sineması ölüyor artık... Çünkü kimse sinema sanatına önem vermiyor, herkes para kazanmanın derdinde. Sinemamızın nasıl geliştiğine bakınca geleceği karanlık görüyorum. Durumumuz şöyle: Genç yetenekler ortaya çıkıyor, uluslararası festivallerde ödüller de kazanıyorlar ama Rusya’da kimse filmlerini izlemiyor. Rusya’da çoğu kişi ya ucuz Amerikan filmlerini ya da onların taklidi olan ucuz Rus filmlerini izlemeye gidiyor. Ki bu daha beter! Gorbaçov ve Yeltsin dönemlerinde bol bol yolculuk edip farklı sinemaları tanıma fırsatı buldum. Şu an Rusya’da en tepedekinden en alttakine kadar herkes sinemamızın yanlış yöne gittiğinin farkında. Ama kimse gidişatını durduramıyor, çığ gibi çünkü! On yıl önce dünyadaki en iyi izleyici kitlelerinden birine sahiptik: Entelektüel ve düşünen insanlar sinemaya gidiyordu. Oysa şimdi herkes ucuz filmleri izleye izleye aptallaştı! Bütün dünyadaki durum aşağı yukarı aynı...
- Bu durumun kolay kolay değişeceği yok... Ama oğlunuz da başarılı bir yönetmen. Herhalde Rusya’da iyi yönetmenlere hep yer olacaktır. Acaba sistemle mücadele edip iyi filmler yapan yönetmenlerden, oğlunuz dahil, söz edebilir misiniz?
Oğlum iyi işler yapmaya çalışıyor ama film için ihtiyaç duyduğu bütçenin çeyreğini toplayabiliyor. Bazen destek alıyor ama sonuçta projeleri için, reklam filmi çekmek gibi yöntemlerle hep kendi başına para bulmak zorunda. Batı’da da durum aşağı yukarı aynı. Eskiden bizde bir yönetmen yeteneğini kanıtlarsa devlet desteği alabilir, ek destek bulabilirdi, ona bazı kapılar açılırdı... Ama şimdi durum tersine döndü; eğer biri sanat sineması yapmak ister, iyi filmler çekerse sonuçta hiçbir karşılık bulamaz. Onun filmlerini izlemeyi tercih edenler bile televizyonda izler. Televizyon ekranı ve sinema perdesi bence tamamen farklı şeyler. Sinema salonunda insanlar karanlıkta, bir arada, büyük bir perdenin önünde oturur. Bugün genel eğilim videodan izlemek. Oğlum mesela hep sinemaya gider, benimse artık canım çekmiyor. Popüler bir güreş tipi vardı burada, Amerika’da da... Karasakal ve Göz Çıkaran adında güreşçiler olurdu. Onların müsabakalarının ardında finans çevreleri olduğunu, aslında spor olmadığını para ve izleyici için güreştiklerini herkes bilirdi. Bir yıl Hamburg’a gittiler ve izleyicisiz güreştiler. On yedinci sıradaki güreşçi birden birinci sıraya yükseldi dünyada! Şike değildi, iyi olan kazandı. Festivallere bu yüzden ihtiyacımız var, bazı insanlar iyi ile kötü arasındaki farkı arıyor. Bunu anlayan zeki insanlar sinemada neyin doğru neyin yanlış olduğunu kavrar.
- Ama olumlu gelişmeler de oluyordur...
Şu anda Rus sinemasında hakiki bir gelişme görmüyorum. Eskiden Muratova, Paradjanov, Tarkovski gibi ünlü isimler vardı sinemamızda. Ama onlarla kıyaslanabilecek kimseyi göremiyorum. Bazı filmlerle uluslararası festivallere katılıyoruz ama hala o kadar iyi ve ünlü değiller. Eskiden sanat filmleri gişe de yapardı. Çünkü vizyonda uzun süre kalırlardı. Salonlarda yer bulunmazdı. Oysa şimdi izleyiciye ulaşamıyorlar. Ne yazık ki Amerikalılar da eskiden iyi filmler yapardı. Mesela Peter Bogdanovich’in filmleri. Şimdiyse sadece şiddet şiddet şiddet var! Boris Pasternak der ki ‘Şiir dünyanın sözcüklerle çizilmiş resmidir’... Sinema da dünyanın ruhunun tasviriydi, ama o sinema bugün artık yok Rusya’da...
RUS VE FRANSIZ FARKI
- Dünyanın hemen her yerinde durum aynı ama festivallerimiz, fonlarımız var... Hepimiz Rusya’ya müthiş bir potansiyeli olan çok geniş bir ülke, çok kalabalık bir nüfus olarak bakıyoruz. Tiyatro, bale gibi sanat dalları başka yerlerde çökerken Rusya’da hala iyi durumda. Belki arkanızdaki görkemli gelenek sayesinde sinemada da bir uyanış olacaktır...
Her sabah o uyanış umuduyla kalkıyoruz ama bakıyoruz bu uyanış o uyanış değilmiş! İlginçtir en zalim diktatörlük zamanında edebiyat daha yüksek düzeydeydi! Pasternak, Ahmatova, Tarkovski gibi ozanlar eserlerini o zaman verdi. Şimdi özgürlüğümüz var ama kimse onlar gibi eserler veremiyor! İyi filmle kötü film arasındaki fark şudur: Akşam iyi bir film izlerseniz sabah kalktığınızda üzerinde düşünmeye devam edersiniz. Fransızlar kendilerini iyi hissetmediklerinde trene binip İsviçre’ye gider, ‘Ne güzel bir gezi yaptık’ derler. Ruslar ise bir şişe votka içer, sızar ve sabah uyandıklarında güzel bir şey yaşadıklarını, güzel bir yere gitmiş olduklarını zannederler. İyi film dediğin de votka etkisi yaratmalı. Ben Bergman, Fellini, Kurosawa filmi izleyince böyle hissederim.

1 Nisan 2014 Salı

Kendinizi Moskova'nın 'yeşil'ine bırakın...


Kuzey Ekspresi, bu hafta sizi Moskova'nın park ve bahçelerinde bir gezintiye çıkarıyor. Moskovalıların yaşamında vazgeçilmez bir yer tutan park ve bahçelerde sizi 'kış'ın büyülü bir hava, 'yaz'ın ise yemyeşil bir doğa bekliyor...

Kaynak: http://turkish.ruvr.ru/ 


“Yeşil Moskova” gezintimizde bize “Ekskursbüro No 1” tur şirketinin ortaklarından Yuliya Abramova eşlik edecek.

Yuliya, anlatıyor:

“Moskova’ya gelenler, kentin park ve bahçelerini görmeyi asla ihmal etmemeli… Moskova merkezi son 100 yıl içinde, yeşilliğini belki biraz yitirdi. Ama halâ çok sayıda park ve bahçe barındırıyor. Moskovalıların geleneksel buluşma yerleri olan bu yeşil alanlar, sevdiklerinizle sakin bir yürüyüş ya da piknik yapmak için ideal yerlerdir. Buralarda, çiçek ve ağaçların arasına iliştirilen banklarda oturup, kuşların seslerine kulak verebilir ya da parkta düzenlenen çeşitli eğlence etkinliklerine katılabilirsiniz.”
ESKİ ZAMANLARIN PARKLARI
Moskova’da “park” ve “bahçe” kavramları arasında eskiden belirgin bir sınır vardı. Moskova’nın bazı yeşil alanlarına ücretsiz olarak girmek mümkün değildi. Eski zamanların park ve bahçelerini, rehberimiz Yuliya Abramova şöyle anlatıyor:
“19’uncu yüzyıl Moskova’sında park ve bahçe kavramları, birbirinden belirgin biçimde ayrılıyordu. O zamanlarda, parklarda yalnızca ağaçlar ve banklar olurdu. İnsanlar parklara, doğanın tadını çıkarmak ve temiz hava almak için giderlerdi.
Bahçe ise, tamamen farklı bir şeydi: Bu yeşil alanlar, eğlence yeri olarak düzenlenmişti. Moskovalılar bahçelere, tiyatro izlemek, bir kafede oturup zaman geçirmek ya da sıra dışı gösteriler seyretmek için giderlerdi. 1830’lu yıllarda Moskova’da üç tane eğlence bahçesi vardı. Bunlar; Ermitaj Bahçesi, Mayakovskaya metro istasyonu yakınlarındaki Akvarium Bahçesi ve bugün Gorki Park içinde yer alan Neskuçnıy Bahçesi'ydi. Birer tiyatrosu bulunan bu bahçeler, renkli bir yaşama ev sahipliği yapardı.”
İLK EĞLENCE BAHÇESİ
Yuliya’nın bahsettiği “Ermitaj Bahçesi”, Moskova’nın ilk eğlence bahçesiydi. Kameriyeleri, çiçek tarhları, tiyatrosu ve kafeleriyle Moskovalıların sosyal yaşantısında önemli bir yer kaplayan “Ermitaj Bahçesi”nden, dönemin önemli isimleri de övgüyle söz eder. Tanınmış tiyatro kuramcısı ve yönetmeni Konstantin Stanislavskiy, eski günlerin “Ermitaj Bahçesi”ni şu sözlerle anlatır: “Ermitaj Bahçesi’nde o günlerde ne yoktu, bilmiyorum… Göl üzerinde sandal gezileri, su üstünde temalı havai fişek gösterileri, gölde yüzen periler, su kıyısında bale gösterileri, askeri orkestranın konserleri, Çingene koroları, Rus şarkıcılar… Moskova halkı ve kentin yabancı ziyaretçileri, bu güzelim bahçeyi görmeden edemezlerdi.”
ERMİTAJ'DA ÜÇ TİYATRO VAR
Ermitaj Bahçesi’nin bundan yüz yıl önceki görüntüsünü ve bugününü, yine rehberimiz Yuliya anlatıyor: “Bundan yüz yıl önce Ermitaj Bahçesi’ne giriş ücretliydi. Kadınlar ve gençler gündüz bahçede gezinirler, akşam olduğunda ise tiyatroya giderlerdi. Boş zamanlarını böyle değerlendirirlerdi.
Ermitaj Bahçesi şu an ise elbette ücretsiz. Bahçenin sınırları içinde üç tiyatro var: Ermitaj Tiyatrosu, Yeni Opera Tiyatrosu ve Sfera Tiyatrosu. Bugün elbette, göllerde yüzen periler, havai fişek gösterileri gibi eskisi gibi büyülü etkinlikler yapılmıyor. Yine de burada dopdolu bir sosyal hayat var. Örneğin bu ayın başında, 8 Mart Kadınlar Günü’nde Ermitaj Bahçesi, “İtalyan Günü” etkinliği düzenledi. O gün bütün kadınlara kahve ikram edildi ve çiçekler verildi. Bahçeye o güne özel kurulan kuaförde, Sophia Loren ve Monica Bellucci gibi güzel İtalyan kadınların stiline bürünmek mümkün oldu.
Ermitaj Bahçesi’nin en hareketli zamanları ise, yaz aylarına denk gelir. Yaz aylarında burada konserler, spor etkinlikleri ve yoga dersleri düzenlenir. 19’uncu yüzyılın Moskova bahçelerini, bugünkü halleriyle karşılaştırırsak, etkinliklerin daha küçük çaplı tutulduğunu söyleyebiliriz. Bahçeler, eski zarifliğini de belki biraz yitirdi. Ama hala çok kendine özgü bir atmosferleri var.”
HER YER ÇİÇEK TARLASI
Moskova’da, Ermitaj Bahçesi’ne göre daha küçük, daha sakin yeşil alanlar da vardır. Rusya’nın en eski parklarından biri olan Krasnaya Presnya, bu sakin yerlerden biridir. 18-19’uncu yüzyıla özgü park-bahçe sanatı anlayışını günümüze taşıyan Krasnaya Presnya; ağaçlıklı yolları, göl ve kanallarıyla “Bahçe içinde Venedik” yakıştırmasına layık görülür. Parkın hikayesini, rehberimiz Yuliya’dan dinliyoruz:
“Krasnaya Presnya Parkı’nın her yanı çiçek tarlalarıyla dolu. Parkta bir açık hava sineması da var. Burada, eski Sovyet filmlerini gösteriyorlar.
Bauman Parkı da, Moskova merkezinde bulunan güzel parklardandır. Burada, 18’inci yüzyılda dekor olarak yapılan bir mağara bulunur. Parka 1920’li yıllarda kurulan sahnede ise konserler ve eğlence programları düzenlenir. Yaz aylarında ise burada yerli ve yabancı klasik filmler gösterilir.
Muzeon Parkı da Moskova merkeze yer alan güzel parklardan biridir. Parkın yeşillikleri arasında Sovyet dönemine ve günümüze ait heykeller sergilenir. Eğer hem sanata, hem de yeşilliğe doymak istiyorsanız, Muzeon Parkı’nın ağaçlıklı yollarında gezinebilirsiniz.”
MOSKOVA VE ÇEVRESİ: “GORKİ PARK”

KAYNAK: Moskova 24 TV
“Moskova” ve “park” kelimeleri bir araya gelince, akla hemen Gorki Parkı gelir. Rus yazar Maksim Gorki’nin adını taşıyan park, 119 hektarlık bir alan kaplar. Moskovalılar için vazgeçilmez bir yeri olan 86 yıllık parkın kuruluş hikayesini, rehberimiz Yuliya Abramova anlatıyor.
“Gorki Parkı, öyle kendiliğinden oluşan bir park değildir. Burası, “Sovyet insanının dinlenebileceği bir Moskova parkının yaratılması” düşüncesiyle özel olarak yapıldı. Bu propaganda sayesinde Sovyet insanları parkın oluşum sürecinde birlikte çalıştı. Park tamamlanınca da buraya çocuklarıyla birlikte dinlenmeye geldiler. Devlet, insanların boş zamanlarını değerlendirmeleri için çok sayıda seçenek yarattı. Gorki Parkı, bu anlamda dev bir projedir. Parkın ana kapısından ise özellikle bahsetmek istiyorum. Gorki Parkı’nın ana girişinde, ziyaretçileri çok güzel ve çok büyük bir zafer takı karşılar. Gorki Parkı, girişinde bu denli büyük bir mimari yapı bulunduran, belki de dünyanın tek parkıdır. Gorki Parkı’nın en güzel köşelerinden bir diğeri ise Neskuçniy Bahçesi’dir.”
YIL BOYU RENKLİ ETKİNLİKLER
Neskuçnıy Bahçesi, 1800’lü yılların ilk yarısında, soylu Rus aileleri Trubetskoy, Golitsın ve Orlovlar’a ait malikânelerin birleştirilmesiyle oluşturulur. Bahçe; Kont Orlov’un Moskova Nehri kıyısındaki yazlık evi, Yekaterinskiy göl evi, avcı kulübesi, romantik köprüler ve mağaralar gibi geçmişten kalma güzellikler barındırır. Gorki Parkı’nın en güzel köşelerinden biri sayılan Neskuçnıy Bahçesi, hem sakin yürüyüşler yapmak için, hem de tiyatro ve müzik etkinliklerini izlemek için ideal bir yerdir.
Gorki Parkı’nda yıl boyunca renkli etkinlikler düzenlenir. Bu etkinliklerden bahsetmesi için, sözü rehberimiz Yuliya’ya veriyoruz:
“Gorki Parkı’nda her hafta sonu yeni bir etkinlik düzenleniyor. Yine 8 Mart Kadınlar Günü’nden bir örnek vereceğim: O gün, parka gelen tüm kadınlara bale tütüleri verildi. Tütüleri giyip, parkta kurulu olan buz pistinde balerinler gibi süzüldüler. Çok güzel bir görüntüydü.
Hava biraz ısındığında ise parkta voleybol ve badminton oynamak, bisiklete binmek, ücretsiz kütüphaneden kitap alıp okumak, piknik yapmak tercih ediliyor. Yaz aylarında akşamları ise dans dersleri veriliyor. Kısacası Gorki Parkı’nda herkes kendine uygun bir eğlence bulabiliyor. İster bir konser izleyin, ister sevgilinizin elini tutup yeşillikler arasında gezinin, isterseniz de bitişikteki Moskova Nehri’nde bir gemi turuna çıkın…”
PARKIN İÇİNDE MALİKANE
Moskova’da doğa müzelerin bir arada bulunduğu yerler de vardır. Moskova merkezinin yakınlarında bulunan Kolomenskoye, bu yerlerden biridir. Burada, eskiden soylu bir aileye ait olan bir malikane, mimari müzesi ve 14 ila 19’uncu yüzyıllarda yapılan, peyzaj harikası park ve bahçeler vardır. Moskova merkezinin biraz dışında bulunan Saritsino da, böyle yerlerden biridir. Kültür ve doğayı iç içe görmenin mümkün olduğu bu yeşil alanları, yine rehberimiz Yuliya anlatıyor:
“Kolomenskoye ile Saritsino, geniş park ve bahçeler içinde yer alan malikanelerdir. İkisine giriş tamamen ücretsizdir. Buralarda yürüyüş yapmak ya da çimlere kurulup bir süre doğanın sesini dinlemek çok hoştur. Hem Kolomenskoye, hem de Saritsino çok büyük bir alan kaplar. Buraları Moskova merkezindeki parklar kadar kalabalık olmadığından, sevdiklerinizle sakin sakin zaman geçirebilirsiniz.
Kolomenskoye deyince akla gelen ilk yapılardan biri, Vozneseniye Kilisesi olur. Bu kar beyazı kilise, UNESCO’nun koruması altındadır. Kolomenskoye’nin elma bahçesi de çok beğenilir. 1500’lü yıllarda kurulan bu bahçede, elma ağaçları hala çiçek açar. Burada, özellikle Mayıs ayında elma çiçeklerinin kokusuyla tarihin kokusu, birbirine karışır.
Kolomenskoye ile Saritsino’da dönem dönem özel tiyatro oyunları sahnelenir. Eski yüzyıllarda sürülen yaşamdan izler taşıyan bu tiyatro oyunları, o günlerin Moskovalılarını çok iyi anlatır. Moskova’nın bu iki yeşil alanı, bu oyunlar nedeniyle de görülmeye değer yerlerdir.”



















EL DEĞMEMİŞ ORMAN
Moskova’nın bir diğer özel yeşil alanı, Losinıy Ostrov yani Alageyik Adası Parkı’dır. Kremlin’den yalnızca 10 kilometre uzaklıkta olan Alageyik Adası Parkı’nda çam ve huş ağacı ormanları arasında nadir bitkiler yetişir. Parkın kuytu köşelerinde yırtıcı hayvanlar gezinir. Moskova’nın bu el değmemiş doğal cennetini, rehberimiz Yuliya Abramova anlatıyor.
“Alageyik Adası Parkı, gerçekten çok büyük ve el değmemiş bir yeşil alandır. Burada, özellikle göl ve su birikintilerinin yakınlarında alageyik, tilki, yaban domuzu ve kunduz gibi hayvanlar görebilirsiniz. Parkın ağaçlıklı yollarında arabayla ya da yürüyerek gezebilirsiniz. Bu yollarda hem şoförlere, hem de yayalara yönelik uyarı işaretleri vardır, çünkü yola yabani hayvanların çıkması çok mümkün. Bu park, büyük şehir insanının zihnini dinlendirmesi için gerçekten ideal bir yer.”
Yeşil alanlar, Moskovalıların yaşamında vazgeçilmez bir yer tutar. Kış aylarında büyülü bir hava taşıyan park ve bahçeler, yaz ayları geldiğinde ise Moskovalıların en gözde yerlerinden biri olur. Yolunuz Moskova’ya düştüğünde siz de kendinizi hayatın bu akışına bırakabilir; yanınıza bir örtü, bir kitap ya da dergi, belki yiyecek bir şeyler alıp kendinizi Moskova’nın yeşilliklerine teslim edebilirsiniz. Bu sayede kendinizi daha neşeli, daha dinlenmiş hissedeceğinize eminiz.