Google, Rusya'da bu yıl YouTube üzerinden en çok izlenen
yerli ve yabancı videoları açıkladı. Buna göre, 2019'un en popüler videosu,
dokuz ayda 25 milyondan fazla tık alan "Çinilı i bolşoy sekret"
(Fiksiki) oldu. Ünlü çizgi film Fiksiki'nin kendisi ise sıralamada
beşinci.
En çok izlenen ikinci video, ünlü blogger Yuri Dud ve
ekibinin hazırladığı "Beslan. Pomni" (Beslan. Unutma) adlı belgesel
olarak açıklandı. Billie Eilish'in şov programı Veçerniy Urgant'taki röportajı
ve komedyen Pavel Volya'nın "Pro nastoyaşih jenşin" (Gerçek kadınlar
üzerine) gösterisi de yılın en çok izlenenleri arasında.
En çok izlenen müzik klipleri içinde ise ilk sıra komedyen
Aleksandr Revva'nın yarattığı Artur Pirjkov tiplemesinin Zatsepila ve
Alkogoliçka şarkılarına ait.
Rusya dışı kayıtlar arasında en çok beğeni toplayan MrBeast'in "Make This
Video The Most Liked Video on YouTube" adlı videosu oldu. En çok izlenen
müzik klibi ise Shawn Mendes'in Señorita'sı.
Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde, Rusya’nın
alkolizme karşı verdiği mücadeleyi kazandığını yazdı. Gazete, Dünya Sağlık
Örgütü verilerine dayandırdığı haberde, “Rus sarhoşluğu” önyargısının
aşıldığına vurgu yaptı. Bu verilere göre, 2000’li yılların başından itibaren
reklam yasağından vergilere kadar türlü önlemler alan Rusya, 13 yıl içinde
alkol tüketim oranının yüzde 43 düşürdü.
2017 verileri alındığında kişi başına alkol tüketimi
Rusya’da 11,1 litreye gerilerken, Fransa’da 11,7 litre oldu.
Gazetenin yorumunda, Yeltsin’in alkole düşkün bir lider
olarak bilindiği, Putin’in alkol kullanmamasının ise “moda” olduğu vurgulandı.
Rus liderin sportmen kişiliği ve sağlıklı yaşam tarzının halk üzerinde de
etkili olduğu belirtilirken, Rus liderin bir zamanlar sarf ettiği,
“Главное "не путать спорт со спиртом - всего одна буква, а разница
колоссальная” (Spor ile spirit'i -alkol- karıştırmayın, arada sadece bir
harflik (Rusçada), ama aslında devasa fark var” sözü hatırlatıldı.
Euronews de Rusya'nın alkolizme karşı mücadeledeki başarısını geöen ay şu
yazıyla gündeme taşımıştı:
"Özellikle milli içkisi votkaya olan düşkünlüğü ile
tanınan Rusya şüphesiz ki dünyada en çok alkol tüketilen ülkelerin başında
geliyor ya da geliyordu desek daha doğru olur. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü
tarafından yayınlanan rapor, ülkede alkol tüketiminin 2003'ten bu yana yüzde 43
oranında azaldığını ortaya koydu. Hatta araştırma sonucunda Rusların artık daha
az içki içip, daha uzun süre yaşadığı belirtildi.
Rus
halkı alkol tüketimini yarı yarıya azalttı
Rusya Sağlık Bakanlığı verileri de Dünya Sağlık Örgütünü
doğrular nitelikte. Bakanlık, son 5 yılda halkın alkol tüketiminin yarı yarıya
azaldığını duyurmuştu. Ülkede 2019 itibarıyla kişi başı yıllık alkol tüketimi
9,7 litre seviyesinde. Bu rakam sadece 2017 yılında ise 14 litre civarındaydı.
Moskova Devlet Tıp Üniversitesi Psikiyatri ve Narkoloji
Anabilim Dalı Profesörlerinden Yuri Sivolapa’ya göre alkol tüketimindeki
düşüşte Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in alkol satışına karşı getirdiği bir dizi
yasaklama ve sağlıklı yaşam tarzlarına teşvik programı oldukça etkili oldu.
"Alkolizm en büyük sorunumuz" diyen Putin
geçtiğimiz yıllarda alkol reklamlarının yazılı ve internet medyasında yer
almasını yasaklamıştı. Hükümet Şimdi de sert içki satın alabilme yaşını
yükseltmek de dahil olmak üzere yeni bir önlem paketi hazırlığı içinde.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Avrupa ülkelerinde kişi başına
düşen yıllık alkol tüketimi listesinin başında yılda 15 litre alkol tüketimiyle
Litvanya geliyor. Litvanya’yı kişi başına yılda 14,4 litre ile Çekya, 13,4
litrelik tüketimle de Almanya takip ediyor.
Bira,
votkanın tahtını salladı
Rusya’da sadece alkol tüketimi azalmamış; alkollü içecek
tercihleri de değişmeye başlamış. Öyle ki araştırmalar artık Rusya’da özellikle
gençler arasında bira ve şarabın, votkaya oranla çok daha rağbet gördüğünü
ortaya koyuyor. Moskova Devlet Tıp Üniversitesi Psikiyatri ve Narkoloji
Anabilim Dalı Profesörlerinden Yuri Sivolapa göre bunun en büyük nedeni,
özellikle kariyer kaygısı yaşayan gençlerin sert içecekler yerine bedenlerini
yormayan bira gibi daha az alkolllü içkileri tercih etmeleri.
“Kayıt
dışı alkol tüketimi hesaba katılmıyor”
Resmi rakamların gerçeği yansıtmadığını düşünenler de yok değil. Özellikle
üreticilere göre alkol tüketiminin azalmasına karşın, kayıt dışı alkol üretimi
artıyor. Ayrıca üreticiler, kırsal kesimlerde halkın evlerinde yaptığı
"samogon" adı verilen alkollü içecek ile merdiven altı koşullarda
üretilen sahte içkinin istatistiklere dahil edilmediğini belirtiyor. Rusya’da
sık sık sahte alkol yüzünden ölümler yaşanıyor. 2016 yılında Rusya'nın Sibirya
bölgesindeki Irkutsk kentinde alkol yerine banyo yağı içen 62 kişi metil alkol
zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybetmişti.
'Ayık
Rusya' hareketi
Ülkede bir grup genç de tüketimdeki düşüşe rağmen fazla
alkol neticesinde binlerce insanı hastaneye yatırmaya devam eden ve hatta
ölümle sonuçlanan bu ulusal alışkanlığı değiştirmeye niyetli. Kendilerini “Ayık
Rusya” olarak tanımlayan bir grup eylemci, özellikle geceleri içki satışının
yasak olduğu yerlerde devriye geziyor; ve kaçak içki satışı yapıldığını tespit
ettikleri dükkanları polise ihbar ediyor. Eylemcilerden Anton Borovsky, “Alkol
lobicileri her şeyin yolunda olduğunu söylüyor, ancak alkol her zaman ve her
yerde satılabilir. Bizim hedefimiz saat 23: 00'ten sonra alkol satışını
belirlemek ve ihlal edenleri cezalandırmak” diyor.
Yasadışı satışların doğrudan halk sağlığını riske attığını
söyleyen gruba göre, her yıl 100 binden fazla Rus, sahte alkol içtikten sonra
tıbbi yardım almakta."
Rusya'da yılbaşı sofralarının vazgeçilmezi 'Olivye
salatası'nın maliyetini gösteren endeks, her yeni yıl arifesinde olduğu gibi
güncellendi.
Resmi istatistik servisi Rosstat tarafından hesaplanan endekse
göre, Dünyada "Rus salatası", Türkiye'de 'komünizm düşmanlığı”nın
zirve yaptığı Soğuk Savaş yıllarından kalan ironik bir vesile ile
"Rus salatası" olarak bilinen bu meşhur salatanın porsiyon
maliyeti bu yıl yüzde 4,6 oranında artarak 340 rubleye yükseldi (30.6 TL). On
iki kişilik büyük bir kasenin maliyeti ise 1000 ruble oldu.
Salatanın hazırlanmasında kullanılan malzemeler arasında
fiyatı en fazla artan, yüzde 10 ile kuru soğan oldu. Salam, bezelye ve
salatalık turşusu fiyatları geçtiğimiz yıldan bu yana da yüzde 6 oranında artış
gösterdi. Mayonez yüzde 5, yumurta yüzde 1'lik zam görürken, patatesin fiyatı
yüzde 3, havucun fiyatı ise yüzde 11 oranında düştü.
Konuyla ilgili bir haber yayınlayan Business FM editörleri,
Rosstat'ın hesabını kontrol etmek amacıyla kendi endeks hesaplarını
yaptıklarını yazdı. Buna göre, Perekryostak ve Prosta marketlerinden alınan en
ucuz ürünlerle hazırlanan olivye salatasının porsiyon maliyeti 230 ruble 19
kapik oldu.
Son olarak, Rosstat, bir diğer yılbaşı klasiği olan
"kürk altı ringa" (selyodka pad şubıy) salatasının maliyetinin de
2018'e göre yüzde 2,6 artışla 157 rubleye yükseldiğini açıkladı.
Bu arada salatanın 'Olivye' adının, 1860'larda Çarlık Rusyası'nda, Moskova'daki
Ermitaj (Hermitage) restoranının şefi olan Lucien Oliver'den (fotoğrafta)
geldiğini de ekleyelim.
Belçikalı şefin, restoranın ve salatanın
kısa öyküsünü anlatan bir haber videosu:
Türkiye'de nasıl "Amerikan
salatası" oldu?
Türkiye’de meşhur Rus salatası Olivye’nin Soğuk Savaş
yıllarından başlayarak nasıl ‘Amerikan salatası’ diye anılmaya başlandığının
hikayesini Alev Şahin’in kaleminden aktarıyoruz:
“Rus salatası” ilk 86 yılını kazasız belasız devirdikten
sonra, nasıl oldu da dünyada bir tek Türkiye’de “Amerikan salatası” oldu?
Amerika’da bile “Rus”, bilemediniz mucidinin adıyla “Olivier salatası” denirken
bizim dilimize nereden girdi bu “Amerikan salatası” lafı?
Bu sorunun yanıtını yıllardır “Soğuk Savaş döneminin
Amerikan hayranlığından kalma bir alışkanlık” diye bilir, ötesine geçemeyiz.
Oysaki yakın tarihimizin enteresan anekdotlarından biri duruyor karşımızda.
Üstelik yeri, zamanı, kahramanları da belli.
“Mayonezle küp küp doğranmış sebzelerin uyumlu buluşması”
diye özetleyebileceğimiz Rus salatası, 1860’lı yıllarda Moskova’daki Hermitage
Restoran’ın sahibi de olan Belçika asıllı aşçı Lucien Olivier tarafından icat
edildi.
Kısa zamanda restoranın en sevilen yemeği haline gelen
salatanın orijinal tarifini Olivier ölene kadar sakladı, ama dönemin
şeflerinden İvan İvanov tarifin hiç değilse bir kısmını çalmayı başardı.
Böylece Rus salatası, özellikle Hermitage’in kapatıldığı 1905 tarihi itibarıyla
İspanya’dan Pakistan’a kadar birçok ülke mutfağına yayıldı.
İstanbul’a da 1917 Ekim Devrimi’nden sonra kente gelen
Beyaz Rusların açtığı lokantalar sayesinde giren salata 1940’ların ortalarına
kadar adını Rus salatası olarak korumayı başardı. İkinci Dünya Savaşı’nın
ardından gözünü Kars, Ardahan ve biraz da Boğazlara diken Stalin’den dahi
habersiz, İstanbul’un göbeğinde mutlu mesut kendi halinde bir salataydı.
Ta ki Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün vefat edene
kadar… Dünyanın en büyük plak şirketlerinden Atlantic Records’un kurucusu Ahmet
Ertegün’ün de babası olan Münir Bey 11 Kasım 1944 günü, görevi başındayken
geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata veda etti.
Bunun Amerikan salatasıyla ne alakası var derseniz
salatayla değil ama Amerika’yla alakası var. Sovyet Rusya’sıyla Soğuk Savaş
halinde olan ABD yönetimi bu vefatı diplomatik bir fırsata çevirdi ve
Ertegün’ün cenazesini İstanbul’a ünlü Missouri zırhlısıyla gönderdi. Yanında da
hafif kruvazör USS Providence ve destroyer USS Power gemileriyle beraber… Gerçi
Büyükelçi Ertegün’ün pek iyi görüştüğü Başkan Roosevelt’te hatırı yok değildi,
ama bu da artık babanın oğluna yapacağı jestten bile fazlasıydı.
Güvertesinde Japon İmparatorluğu’nun kayıtsız şartsız
teslimiyet belgesinin imzalanmasıyla İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesine
sahne olmuş Missouri zırhlısı beraberindeki refakatçi gemilerle birlikte 5
Nisan 1946 sabahı İstanbul limanına demirledi. Limanda bizim emektar Yavuz
gemisiyle Missouri 19’ar pare top atışıyla birbirlerini selamladılar.
İstanbullular da bu uzak yoldan gelen misafirini pek sevdi,
görmek için Dolmabahçe’den Galata sırtlarına kadar sıraya girdi; ziyaretçi
kartı alabilenler güvertesinde dolaştı, alamayanlar tuttukları kayıklarla
geminin yanına yaklaşmaya çalıştı; Vitali Hakko’nun Şen Şapka’sı “Hoşgeldin
Missouri” yazılı eşarplar bastı; Kız Kulesi’nin üzerine dev bir “Welcome
Missouri” afişi asıldı; ve o arada Rus salatasının adı da Amerikan salatası
oluverdi.
Nasıl mı?
Gerisini, olayın cereyan ettiği yer ve anın bizzat canlı
tanığı olan yazar Orhan Karaveli’nden okuyalım.
Dostu İlhan Selçuk’un Cumhuriyet’teki köşesinde “Rus
salatasının Amerikan salatasına nasıl dönüştüğü anlaşılamadı. Yasa mı
çıkarılmıştı? Lokantalara tebligat mı yapılmıştı? Yoksa hınzır İttahatçılar ya
da Kemalistler darbe yaparak salatanın adını mı değiştirmişti” diye sorması
üzerine Karaveli’nin kendisine yazdığı 1994
tarihli mektup şöyle:
“…Evet, küstah Ruslara ‘el gemisiyle’ gözdağı verilirken,
yorgun ve abazan Coni’leri rahatlatmak için de İstanbul bir güzel süslenmiş,
allanıp pullanmıştı. …Tatil günleri, okula dönüşten önce biz yatılıların
ayaküstü bir şeyler atıştırdığımız, Galatasaray Lisesi’nin karşısındaki ünlü
Levent büfesi tam o sırada bombasını patlattı. Kocaman kocaman yazılıp büfe
girişindeki camlara yapıştırılan ‘Rus salatası 25 kuruş’, ‘Sahanda çift yumurta
35 kuruş’, ‘Ayran 10 kuruş’ gibi yazılar bir gecede sökülüp yerlerine cafcaflı
bir pano asıldı:
‘Amerik salat 35 kuruş’
Büfeyi işleten Rum baba oğuldan kasadaki yaşlı Niko
Efendiye o gün ‘Hayrola çorbacı, Amerik Salat da neyin nesi’ diye sorduğumda,
güngörmüş Niko Efendi saçsız başını kaşıyarak:
‘Sen daha o gemiyi görmedin mi? Rus salatası artık öldü.
Bundan sonra yaşasın ‘Amerik salat!’ diye sırıtmıştı.
O gün, Beyoğlu’nun boyalı dilberleri cıvık bakışlarla
Coni’leri tavlamaya çalışırken, çevredeki –istisnasız- bütün birahaneler,
büfeler, lokantalar, -aralarında anlaşmışçasına- Niko Efendi’nin Levent’ini
taklit ettiler. Kırk yıllık Rus salatası önce İstiklal caddesinde ‘Amerikan
salatası’ oldu çıktı. Sonra da bütün Türkiye’de…”
Enfes sosisli sandviçleri, muhteşem sabah kahvaltıları,
zengin ordovr tabaklarıyla Beyoğlu çocuklarının, özellikle de Galatasaray
Liselilerin gönlüne taht kurmuş, garsonlarının müşterilere “enişte” diye hitap
ettiği, efsane Levent büfesi meğerse bu Amerikan hikayesinin baş kahramanıymış.
Nereden nereye diyeceğiz ama burası da İstanbul, burası da
Bizans. Burada Rus’u Amerik’e de çeviririz, salatasının değil adını tarifini
bile ellerden sakınan Olivier’i mezarında ters de döndürürüz."
Kimi şarap tutkunları inanmakta zorlanabilir ama Rusya'da
da artık "iyi şarap" üretiliyor. Rusya hükümetine bağlı kalite kurumu
Roskaçestvo, ülkede üretilen şarapları farklı kriterlere göre karşılaştırdı.
Fiyatı 1000 rublenin (90 TL) altındaki 600 farklı şarap mercek altına alındı.
Jüri üyelerinin yanı sıra, Roskaçestvo yetkilileri de şarapların üretildikleri
tesisleri ziyaret ederek yerinde incelemelerde bulundu.
Araştırma neticesinde
ülkenin en iyi kırmızı şarabının Kırım'da üretilen Cabernet Kaçinskoye 2015
olduğu sonucuna varıldı.
Beyaz şaraplar arasında ise Kuban Vino'nun ürettiği beyaz şarap birinci
seçildi.
Pomestye Golubitskoye ve Beluga Grupp tarafından üretilen beyaz şaraplar da
yüksek not aldı.
Moskova
Metrosu'nun sırları-1: Milyonlarca yıllık deniz canlısı fosilleri
İlk istasyonu 1935'te açılan, günde 6,8 milyon yolcu
taşıyan Moskova Metrosu bir ulaşım aracı olmanın ötesinde, adeta bir
"yeraltı eğlence merkezi". Burada makinistlerle birlikte öğle yemeği
yemek de mümkün, sinema ya da defile izlemek, ya da usta bir müzisyenin icra
ettiği eserleri dinlemek de. Hatta milyonlarca yıl önce yaşamış deniz
canlılarına rastlamak da...
Kahverengi (halka) hat üzerindeki Dobrınınskaya
İstasyonu'nun duvarlarını süsleyen midye, denizkestanesi, sünger ve nautiluslar
bunun en güzel örneklerinden. Zira metro inşaatında kullanılan mermerlerin bir
kısmı, dinozorlarla aynı dönemde dünyada yaşamış deniz canlılarının gerçek
fosillerini barındırıyor.
Bazıları birkaç santimetre, bazıları ise yarım metre
büyükteki bu fosillerin hangi istasyonlarda görülebileceğini gösteren Rusça
bir internet sitesi bile mevcut.
Moskova
Metrosu'nun sırları-2: Tüneldeki uranyum laboratuvarı
Moskova Metrosu'nun sırları "Soğuk Savaş" ve
silahlanma yarışıyla da iç içe geçmiş durumda. Sovyetler Birliği'nin ABD ile
aşık atabilmesini sağlayan nükleer teknoloji testleri için seferber edilen
yerler arasında metro da var.
Uranyumun yarılanma sürecini gözlemek isteyen bilim
insanları bugün bile deneylerin doğru sonuç vermesi için kozmik ışınların
ulaşamadığı yeraltı tünellerini kullanmak zorunda. Sovyet bilim insanları bu
yüzden 1940 yılından itibaren, o sırada yeni açılmış bir istasyon olan
Dinamo'yu kullandı.
Metronun bilimsel amaçlı deneyler için seferber edildiği
tek örnek bu değil. 1970'li yıllarda da mantarların ekstrem koşullarda yetişip
yetişmediğini gözlemlemek için metro tünellerinde bir plantasyon kuruldu. Bu
deneylere 1990'larda son verildi, ekipmanlar toplandı ve tüneller mühürlendi.
Moskova
metrosunun sırları-4: Tverskaya'da dev yeraltı kütüphanesi
Moskova metrosu bitmeyen sırlarıyla insanları şaşırtmaya
devam ediyor; yıllarca bu şehirde yaşamış olanları bile... Ulaşım şebekesinin
içinde sakladığı hoş sürprizlerden biri de, Puşkinskaya ve Tverskaya
istasyonları arası geçişte hizmet veren "yeraltı kütüphanesi".
İki istasyon arası geçişte insanların ücretsiz kitap ödünç
alabileceği bir "bookcrossing", yani "dolaşan kitap"
noktası bulunuyor. Son yıllarda Türkiye'de de yayınlaşmakta olan bu uygulama,
insanların istedikleri kitapları alıp okuduktan sonra bir başka noktaya
bırakarak diğer insanların da bu imkandan yararlanmasını sağlamaları esasına
dayanıyor.
Metronun sunduğu bir diğer kitap sürprizi ise sarı hat
üzerinde 2018'de açılan Rasskazofka istasyonunda:
İstasyonun merkez salonundaki bütün sütunlar QR kodları ile süslü. Telefonları
ile bu kodları okutan kullanıcılar, klasik edebiyatın şaheserlerini ücretsiz
olarak telefonlarına ve tabletlerine indirebiliyor.
Moskova
Metrosu'nun sırları-5
Taganskaya metro istasyonun 65 metre derinliğindeki
sığınağa Halka Hat (Sadovoye Koltso) üzerindeki gizli bir tünelle ulaşılıyor.
Dünyanın nükleer bir çağa girdiğinin anlaşılmasından sonra 1945 yılında
inşaatına başlanan sığınak esasen Yosif Stalin ve diğer Sovyet liderleri için
tasarlandı.
Ancak 7 bin metrekarelik alana yayılan sığınak bitmeden Stalin ölünce, kompleks
Uzun Menzilli Hava Kuvvetleri Karargahı'nın kullanımına tahsis edildi.
Ne var ki Rusya-ABD ilişkilerinin normalleşmesinden sonra
böyle bir sığınağa ihtiyaç kalmadı. Uzun yıllar varlığı reddedilen ve ancak
2000'li yıllarda üzerindeki sır perdesi aralanan sığınak, nispeten kısa bir
süre önce Bunker-42 adıyla Soğuk Savaş Müzesi'ne dönüştürüldü.
Başkenti ziyaret eden turistlerin gözde mekanlarından biri haline geldi.
Eski sığınak kompleksinin içinde bugün son derece şık bir de restoran var.
Hatta bu mekanda otururken yukarıdan geçen trenlerin uğultusunu duymak bile
mümkün.
Moskova
Metrosu'nun sırları-6: Leningrad kuşatmasının mozaikleri
Metronun içinde sakladığı sırlardan bazıları da trajik
hikayelere kapı aralıyor. Novokuznetskaya İstasyonu'nun tavanını süsleyen
mozaikler gibi. Sovyet sanatının nadide örneklerinden biri olan bu mozaikler
sanatçı Vladimir Frolov ve birlikte çalıştığı bilim insanları tarafından Nazi
kuşatması altındaki Leningrad'da, ışıksız ve ısıtmasız bir atölyede
yapıldı.
Mozaik şehirden ayrılan son gemilerden biriyle Moskova'ya
getirildi. Kuzey başkentinin dünyayla bağlantısını kesen kuşatma ve arkasından
gelen açlık, pek çok Leningradlının yanı sıra Frolov'u da beraberinde götürdü.
İlginç olansa, St. Petersburg'un simge yapılarından Spas na Krovi Kilisesi'nin
duvarlarını süsleyen mozaikler de Frolov ve arkadaşlarının Novokuznetskaya
mozaiklerini yaptığı atölyede bir araya getirilmişti.
Moskova
Metrosu'nun sırları-7: Podyumdan galeriye, farklı istasyonlar
Moskova metrosu çoğumuzun hemen her gün kullandığı en
yaygın toplu ulaşım sistemi, ama pek azımızın vakıf olduğu sırları,
özellikleri, zenginlikleri barındırıyor: Sarı hat üzerindeki Delovoy
Tsentr ve kırmızı hat üzerindeki Vorobyovı Gorı, zaman zaman sıra dışı
etkinliklere ev sahipliği yapan iki metro istasyonu. Sinema gösterimi, konser,
moda defilesi, fitness salonu, parti mekanı ve flash mob bu etkinliklerden
bazıları.
Bu hatta işleyen vagonların iç mekanları da bazen
etkinliklerin katılımcısı haline gelebiliyor. Özellikle sarı hat üzerindeki
trenlerin vagonları sık sık bir sanat galerisine dönüşüyor.
Ancak Delovoy Tsentr istasyonunun, yeni hatların inşaatı
nedeniyle 2018 Şubatında geçici olarak kullanıma kapatıldığını hatırlatmakta
yarar var. İstasyonun yeniden ne zaman hizmete gireceği ise şimdilik belirsiz.
Anatoliy Sergeyeviç sabah yedi sularında uyandı ve her zaman
yaptığı gibi pencereye yöneldi. Yataktan sesini işittiği yağmur sandığından
şiddetliydi. Kararmış bulutlar şehrin üzerine abanmıştı ve ortalık
aydınlanmakta zorlanıyordu.
Saat on birdeki iş görüşmesine doğrudan evden gitmeye karar verdi. Hem metro biraz
sakinlemiş olur diye düşünmüştü. Banyo ve kahvaltıdan sonra bilgisayarda
oyalandı epey. Bir ara çalışma masasındaki dağınıklığa gözü takılınca bir düzen
vermeye çalıştı. Evrakların arasında bulduğu, karısı ve kızına ait bir
fotoğrafa baktı uzun uzun. Kızının minicik yüzünde gezdirdi elini.
Dalmıştı. Masanın başında dışarıyı dinledi. Yağmur, pervazları, pencere
camlarını, diri bahar yapraklarını bir orkestranın enstrümanlarıymış gibi
konuşturuyordu. Hüzün ve yalnızlık duyguları uyanmıştı. Onları çok özlüyordu.
Evden erken çıkmanın daha iyi olacağına kadar verdi. Yağmur durmuştu. Su
birikintilerinden sakınarak Kievskaya istasyonuna yürüyordu. Yağmur serin bir
bahar havası bırakmış, caddeler tenhalaşmıştı. Araçlar aceleyle ve zamanda bir
boşluğa akıyormuş gibi kayıyordu asfaltta.
Yürüyen merdivenlerde ifadesiz, yine de gizli bir merak yüklü yüzleri
inceliyordu inerken. Metroda yarım saatlik bir zaman geçecekti. Fazla uzun
sayılmazdı. Telefona ya da bir kitaba dalmak yeter diye düşündü. İstasyona
ilerlerken Stalin’in mutlu köylülerinin resmedildiği duvarın önünde, kalabalık
bir turist grubun arasından zorlukla geçti.
Tren çabucak gelmiş ve kapılar açılmıştı. İnsanlar içeriden çıkanlara yer
verecek şekilde kenarlara çekildi. Kalabalıkla birlikte içeri yöneldi o da.
Kapının önünde durmuş birkaç kişi hareket alanını sınırlamıştı. Kapı tam
kapanacakken arkasından birkaç turist binmeye çalıştı. Birinin ileri attığı
çanta arada kalınca kapı kapanmadı. Saniyeliğine açıldı ama adam geri
çekilmeyip tekrar girmeyi denedi. Adam ve makinist cebelleşiyordu. Kapının
üçüncü açılışının ardından içerideydi. Anatoliy Sergeyeviç’in tam yanında duran
yaşlı bir adam, “Yüzyılın son treni!” dedi soğuk bir ifadeyle.
O sırada koltuklardan kalkan biri olmuştu. Kimse meyletmeyince oturdu.
Çantasından bir kitap çıkardı. Ayracı evde unuttuğunu fark edince ceplerinde
işe yarar bir şey aradı. Bir telefon ödeme fişini kaldığı yerden daha ilerideki
bir bölüme yerleştirdi.
Anatoliy Sergeyeviç’in hemen yanında beş-altı yaşlarında sevimli bir kız çocuğu
oturuyordu. Kız ona doğru bakınca gülümsedi.
Sarı saçları ikili örük yapılmıştı. Çocuk elindeki resimli
kitabı inceliyordu dikkatle. Anatoly Sergeyeviç tam kitabına başlayacakken
çocuk bir ona bir de annesine bakarak “Anne yüzyılın son treni ne demek?” diye
sordu. Kadın şaşırmıştı.
Gülümsedi Anatoliy Sergeyeviç’e. Yutkundu sonra.
“Ne anlatacağım?” der gibi bakıyordu.
Bir an için Anatoliy Sergeyeviç de düşünmeye koyuldu ama muhatap çocuğun
annesiydi. Günün ilk cümlesini kurdu: “Çocuk bir hikaye istiyor, anlatın bir
şeyler.”
Bunu duyan çocuk ona baktı ve “Asıl hikaye isteyen sensin!” diye çıkıştı
tatlılıkla.
“Ama sen bir şeyi merak ettin ve bunun bir hikaye içinde anlatılması güzel
olmaz mı?”, diye yanıtladı.
“Olur tabi, hem annem akşamları hikaye okur bana!”
“O zaman sorunun cevabını anlatacaktır şimdi.”
Çocuğun annesi, “Lütfen durumu daha da zorlaştırmayın”, der gibi bakıyordu.
O da eliyle “tamam” gibi bir işaret yaptı. Bu sırada sözü ortaya atan yaşlı
adama bakındı ama göremedi.
Çocuk “Hadi anne lütfen!” diye üsteledi.
Kadın bir an için gözlerini yumdu ve söze başladı:
“Beyefendi doğru söylüyor. İnsan bildiği veya bilmediği şeyin gerisinde ve
kendi varlığı için de bir hikaye arar, hikayesi olmayan şey zaten yoktur. Ama
bu sözü söyleyen yaşlı adam trenin yüzyılın son treni olmadığını biliyordu.
Sadece öyle olmadığını ima etmek istedi.”
“Büyüklere göre anlattın anne! Neyse ki ben akıllı bir çocuğum. Peki tersi
nasıl olurdu?”
Mesela şöyle bir şey olabilirdi. İnsanlar havadan veya başka bir ulaşım
sistemine geçmiş olabilirdi. Bu trenlere de gerek kalmazdı. Bu durumda son defa
sefere çıkacak tren için önceden duyuru yapılmış olurdu. Yüzyılın son treni
derlerdi adına.
Çocuk önce Anatoliy Sergeyeviç’e, sonra da annesine baktı.
“Anne bir tane daha anlat lütfen. İnsanlar neden binerdi böyle bir
trene?”
Çocuk durumu karmaşık hale getirmek istiyordu sanki. Birkaç saniye düşündü
kadın. Çocuk bu sırada Anatoliy Sergeyeviç’e dikkatle baktı. “Anne başka bir
fikrim var!”, dedi.
“Öyle mi?”
“Bu amca hikayeleri seviyor galiba, bir tane de o anlatsın!”
Kadın gülümsedi. “Nasılmış gör işte” der gibi hali vardı.
Anatoliy Sergeyeviç hayır diyemezdi bu sevimli kıza. Hem kendi kızını
hatırlatıyordu. Birkaç saniyeliğine gözlerini kapatıp açtı ve anlatmaya
başladı.
Yüzyılın sonunda insanlar çok akıllı makineler yapıyordu. Karmaşık, özel
amaçlar için robotlar, kendi kendine giden uçaklar, trenler ve daha
birçoklarını… Ama bazı makineler insanlar gibi hayal kurmayı öğrenmişti.
Biraz kontrolden çıkan ve kendi özelliklerini geliştiren bir tren vardı işte.
Neyse ki güzel hayaller kuruyordu. Bir gün aklına şöyle bir şey geldi.
Belirlediği bir gün ve saatte trene binen yolcuların hayallerini anlamaya
çalışacak ve birini gerçekleştirecekti. Bu sadece insanları bir yerden bir yere
götürmekle ilgili olabilirdi tabi. Yani zamanlar arası dolaşacaktı. Tren
yolcuları inceleyip durmuştu. Adamın biri trenin özel müziklerinden dinlemek
üzere kulaklığı taktığında tren kendi geliştirdiği bir programla adamın
düşüncelerini okudu. Seçtiği kişi de o oldu.
O adam bir sabah sıkıntısından bir yaşındaki kızıyla konuşmadan, onu öpmeden
ayrılmıştı evden. Nasılsa görürüm diye düşünmüştü akşam.
Oysa küçük çocukların sezgileri kuvvetlidir. Ayrılıkları sezerler hemen. Bir
şey demek isterler ama konuşamadıkları için yüzlerine yansır bu. İçlerine bir
üzüntü yerleşir. Minicik elleri uzanıp durdurmak ister gidenleri. İşte böyle
olmuştu. Adamın bir daha onu öpemeyeceğini anlamıştı çocuk. Minicik kolu havada
asılı kalmış, dudaklarını büzüştürmüştü.
Şimdi zamanların birleştiği yerde olacaklardı tren sayesinde. Çocuk senin
yaşında babası da benim yaşımda olacaktı. Burada uzaklara gitmeye gerek
olmayacaktı artık. Bir trene de gerek olmayacaktı. Buna rağmen hayali gerçekleştirmişti
tren.
“Peki neden yapmış bunu, yani kendi sonunu düşünmemiş tren?”, diye sordu
çocuk.
“Çünkü makinalar insanlar gibi acı çekmez”, diye yanıtladı Anatoliy
Sergeyeviç.
Bu sırada çocuğun annesi söze girdi ve “Peki adam kızını neden görememiş bir
daha?” diye sordu.
Anatoliy Sergeyeviç böyle bir soru beklemiyormuş gibi yutkundu. Karar veremedi
ne söyleyeceğine.
“Çünkü o gün annesiyle bir kazada…”, diyebildi sadece.
Başka bir şey söylemedi. Ayağa kalkmıştı. İnmesi gereken istasyon geldiğinden
onları bırakıp ayrıldı. Ayrılırken bir daha görmeyeceğini düşündüğü bu
insanlara el salladı.
Fakat yolcuların önünü kapattığı ve biraz önce göremediği o yaşlı adamla göz
göze geldi. Konuşulanları duymuş gibi bir hali vardı. Merak, şaşkınlık ve belki
de üzüntü yerleşmiş bir yüzle bakıyordu ona.
“İlginç bir hikaye ama bir hatanız var!” dedi yüzüne dikkatle bakarak.
Kapı açılmıştı ve Anatoliy Sergeyeviç inmek üzereydi. Hiçbir şey demedi ve bir
iki saniye bekledi ne söyleyeceğini. Yaşlı adam devam etti.
“Hayal kuran her şey acı da çeker bence!”
Bu sırada çocuk annesine bakarak, “Neden böyle bir hikaye anlattı sence?” diye
sordu. Annesi şaşkın ve üzgün bir ifadeyle adamın aceleden koltukta unuttuğu
kitaba bakıyordu. Eli ayraca gitmişti.
Kızıl Ordu'dan bugünkü Rusya ordusuna... Rusya'da halk
ordusunu çok sever, özellikle 2. Dünya Savaşı'nda faşizme karşı büyük zafer her
yıl minnetle, coşkuyla hatırlanır. SSCB'nin çöküşüyle birlikte irtifa kaybeden
ordu, Putin döneminde yeniden eski itibarına kavuştu ve Suriye operasyonları
ile de halkın yeniden "gurur kaynağı" oldu. Diğer yandan mizah
anlayışı son derece güçlü olan Rus halkı, orduları hakkında şaka yapmaya da
bayılır. İşte askerlik yaşamının komik yönlerini ele alan en popüler şakalar,
fıkralar, espriler:
Komutan sorar:
- Er Petrov, ölümden sonra yaşama inanıyor musun?
- Özür dilerim, komutanım ama anlayamadım?
- İki hafta önce cenazesine gitmek için izin aldığın
babuşkan (ninen) nizamiye kapısında seni bekliyor da!
* * *
Askere gitmeden önce rahat uyurdum, çünkü beni koruduklarını bilirdim. Askerde
iken kötü uyurdum, çünkü bu kez koruyan bendim. Askerden sonra hiç
uyuyamıyorum, çünkü artık nasıl "koruduklarını" biliyorum.
* * *
Askeri doktor, kışladaki denetim sırasında kantindeki ere
sorar:
- İçme suyunu nasıl hazırlıyorsunuz?
- Önce filtreliyoruz.
- Sonra?
- Sonra kaynatıyoruz.
- Sonra?
- Ne olur ne olmaz diyerek su yerine bira içiyoruz!
* * *
Petrov askeri istihbaratta ajan olarak yetiştirilir. Beş
dili aksansız konuşur. Ne var ki görev için gittiği ülkenin metrosunda biri
ayağına basınca kimliği açığa çıkar.
* * *
Sıradaki şakayı anlamak için küçük bir ön bilgiye ihtiyaç
var. Rusçada telefonda yanlış numara arandığında karşı taraf "Vı ne tuda
popali.", yani "isabet ettiremediniz" diye cevap verir.
- Alo, füze üssü mü?
- Hayır, isabet ettiremediniz.
- Asıl, siz isabet ettiremediniz!
* * *
Çirkin kadın yoktur, az votka vardır sözü ancak kışlada
geçen bir yıldan sonra geçerlidir.
* * *
Askerler başçavuşla dalga geçmek ister:
- Yoldaş çavuş, hangisi daha ağır, bir kilo demir mi, bir
kilo pamuk mu?
- Bir kilo demir tabii ki.
- Hayır, yoldaş çavuş, bilemediniz.
- Hemen test edelim o halde, kafanıza önce bir kilo demir
geçireyim, sonra da bir kilo pamuk.