Moskova

Moskova

7 Aralık 2019 Cumartesi

Google listeledi: İşte Rusya'da yılın en çok izlenen videoları







Google, Rusya'da bu yıl YouTube üzerinden en çok izlenen yerli ve yabancı videoları açıkladı. Buna göre, 2019'un en popüler videosu, dokuz ayda 25 milyondan fazla tık alan "Çinilı i bolşoy sekret" (Fiksiki) oldu. Ünlü çizgi film Fiksiki'nin kendisi ise sıralamada beşinci.

  



En çok izlenen ikinci video, ünlü blogger Yuri Dud ve ekibinin hazırladığı "Beslan. Pomni" (Beslan. Unutma) adlı belgesel olarak açıklandı. Billie Eilish'in şov programı Veçerniy Urgant'taki röportajı ve komedyen Pavel Volya'nın "Pro nastoyaşih jenşin" (Gerçek kadınlar üzerine) gösterisi  de yılın en çok izlenenleri arasında.

En çok izlenen müzik klipleri içinde ise ilk sıra komedyen Aleksandr Revva'nın yarattığı Artur Pirjkov tiplemesinin Zatsepila ve Alkogoliçka şarkılarına ait.



Rusya dışı kayıtlar arasında en çok beğeni toplayan MrBeast'in "Make This Video The Most Liked Video on YouTube" adlı videosu oldu. En çok izlenen müzik klibi ise Shawn Mendes'in Señorita'sı.

"Rusya alkole karşı savaşı kazandı"







Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde, Rusya’nın alkolizme karşı verdiği mücadeleyi kazandığını yazdı. Gazete, Dünya Sağlık Örgütü verilerine dayandırdığı haberde, “Rus sarhoşluğu” önyargısının aşıldığına vurgu yaptı. Bu verilere göre, 2000’li yılların başından itibaren reklam yasağından vergilere kadar türlü önlemler alan Rusya, 13 yıl içinde alkol tüketim oranının yüzde 43 düşürdü. 

2017 verileri alındığında kişi başına alkol tüketimi Rusya’da 11,1 litreye gerilerken, Fransa’da 11,7 litre oldu.

Gazetenin yorumunda, Yeltsin’in alkole düşkün bir lider olarak bilindiği, Putin’in alkol kullanmamasının ise “moda” olduğu vurgulandı. Rus liderin sportmen kişiliği ve sağlıklı yaşam tarzının halk üzerinde de etkili olduğu belirtilirken, Rus liderin  bir zamanlar sarf ettiği, “Главное "не путать спорт со спиртом - всего одна буква, а разница колоссальная” (Spor ile spirit'i -alkol- karıştırmayın, arada sadece bir harflik (Rusçada), ama aslında devasa fark var” sözü hatırlatıldı.

Euronews de Rusya'nın alkolizme karşı mücadeledeki başarısını geöen ay şu yazıyla gündeme taşımıştı:

"Özellikle milli içkisi votkaya olan düşkünlüğü ile tanınan Rusya şüphesiz ki dünyada en çok alkol tüketilen ülkelerin başında geliyor ya da geliyordu desek daha doğru olur. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan rapor, ülkede alkol tüketiminin 2003'ten bu yana yüzde 43 oranında azaldığını ortaya koydu. Hatta araştırma sonucunda Rusların artık daha az içki içip, daha uzun süre yaşadığı belirtildi.

Rus halkı alkol tüketimini yarı yarıya azalttı

Rusya Sağlık Bakanlığı verileri de Dünya Sağlık Örgütünü doğrular nitelikte. Bakanlık, son 5 yılda halkın alkol tüketiminin yarı yarıya azaldığını duyurmuştu. Ülkede 2019 itibarıyla kişi başı yıllık alkol tüketimi 9,7 litre seviyesinde. Bu rakam sadece 2017 yılında ise 14 litre civarındaydı.

Moskova Devlet Tıp Üniversitesi Psikiyatri ve Narkoloji Anabilim Dalı Profesörlerinden Yuri Sivolapa’ya göre alkol tüketimindeki düşüşte Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in alkol satışına karşı getirdiği bir dizi yasaklama ve sağlıklı yaşam tarzlarına teşvik programı oldukça etkili oldu.

"Alkolizm en büyük sorunumuz" diyen Putin geçtiğimiz yıllarda alkol reklamlarının yazılı ve internet medyasında yer almasını yasaklamıştı. Hükümet Şimdi de sert içki satın alabilme yaşını yükseltmek de dahil olmak üzere yeni bir önlem paketi hazırlığı içinde.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Avrupa ülkelerinde kişi başına düşen yıllık alkol tüketimi listesinin başında yılda 15 litre alkol tüketimiyle Litvanya geliyor. Litvanya’yı kişi başına yılda 14,4 litre ile Çekya, 13,4 litrelik tüketimle de Almanya takip ediyor.

Bira, votkanın tahtını salladı

Rusya’da sadece alkol tüketimi azalmamış; alkollü içecek tercihleri de değişmeye başlamış. Öyle ki araştırmalar artık Rusya’da özellikle gençler arasında bira ve şarabın, votkaya oranla çok daha rağbet gördüğünü ortaya koyuyor. Moskova Devlet Tıp Üniversitesi Psikiyatri ve Narkoloji Anabilim Dalı Profesörlerinden Yuri Sivolapa göre bunun en büyük nedeni, özellikle kariyer kaygısı yaşayan gençlerin sert içecekler yerine bedenlerini yormayan bira gibi daha az alkolllü içkileri tercih etmeleri.

“Kayıt dışı alkol tüketimi hesaba katılmıyor”

Resmi rakamların gerçeği yansıtmadığını düşünenler de yok değil. Özellikle üreticilere göre alkol tüketiminin azalmasına karşın, kayıt dışı alkol üretimi artıyor. Ayrıca üreticiler, kırsal kesimlerde halkın evlerinde yaptığı "samogon" adı verilen alkollü içecek ile merdiven altı koşullarda üretilen sahte içkinin istatistiklere dahil edilmediğini belirtiyor. Rusya’da sık sık sahte alkol yüzünden ölümler yaşanıyor. 2016 yılında Rusya'nın Sibirya bölgesindeki Irkutsk kentinde alkol yerine banyo yağı içen 62 kişi metil alkol zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybetmişti.

'Ayık Rusya' hareketi

Ülkede bir grup genç de tüketimdeki düşüşe rağmen fazla alkol neticesinde binlerce insanı hastaneye yatırmaya devam eden ve hatta ölümle sonuçlanan bu ulusal alışkanlığı değiştirmeye niyetli. Kendilerini “Ayık Rusya” olarak tanımlayan bir grup eylemci, özellikle geceleri içki satışının yasak olduğu yerlerde devriye geziyor; ve kaçak içki satışı yapıldığını tespit ettikleri dükkanları polise ihbar ediyor. Eylemcilerden Anton Borovsky, “Alkol lobicileri her şeyin yolunda olduğunu söylüyor, ancak alkol her zaman ve her yerde satılabilir. Bizim hedefimiz saat 23: 00'ten sonra alkol satışını belirlemek ve ihlal edenleri cezalandırmak” diyor.

Yasadışı satışların doğrudan halk sağlığını riske attığını söyleyen gruba göre, her yıl 100 binden fazla Rus, sahte alkol içtikten sonra tıbbi yardım almakta."

Yılbaşı klasiği 'Olivye' ve Türkiye






Rusya'da yılbaşı sofralarının vazgeçilmezi 'Olivye salatası'nın maliyetini gösteren endeks, her yeni yıl arifesinde olduğu gibi güncellendi. 

Resmi istatistik servisi Rosstat tarafından hesaplanan endekse göre, Dünyada "Rus salatası", Türkiye'de 'komünizm düşmanlığı”nın zirve yaptığı Soğuk Savaş yıllarından kalan ironik bir vesile ile  "Rus salatası" olarak bilinen bu meşhur salatanın porsiyon maliyeti bu yıl yüzde 4,6 oranında artarak 340 rubleye yükseldi (30.6 TL). On iki kişilik büyük bir kasenin maliyeti ise 1000 ruble oldu.

Salatanın hazırlanmasında kullanılan malzemeler arasında fiyatı en fazla artan, yüzde 10 ile kuru soğan oldu. Salam, bezelye ve salatalık turşusu fiyatları geçtiğimiz yıldan bu yana da yüzde 6 oranında artış gösterdi. Mayonez yüzde 5, yumurta yüzde 1'lik zam görürken, patatesin fiyatı yüzde 3, havucun fiyatı ise yüzde 11 oranında düştü.

Konuyla ilgili bir haber yayınlayan Business FM editörleri, Rosstat'ın hesabını kontrol etmek amacıyla kendi endeks hesaplarını yaptıklarını yazdı. Buna göre, Perekryostak ve Prosta marketlerinden alınan en ucuz ürünlerle hazırlanan olivye salatasının porsiyon maliyeti 230 ruble 19 kapik oldu.

Son olarak, Rosstat, bir diğer yılbaşı klasiği olan "kürk altı ringa" (selyodka pad şubıy) salatasının maliyetinin de 2018'e göre yüzde 2,6 artışla 157 rubleye yükseldiğini açıkladı.

Bu arada salatanın 'Olivye' adının, 1860'larda Çarlık Rusyası'nda, Moskova'daki Ermitaj (Hermitage) restoranının şefi olan Lucien Oliver'den (fotoğrafta) geldiğini de ekleyelim.  

Belçikalı şefin, restoranın ve salatanın kısa öyküsünü anlatan bir haber videosu:





Türkiye'de nasıl "Amerikan salatası" oldu?

Türkiye’de meşhur Rus salatası Olivye’nin Soğuk Savaş yıllarından başlayarak nasıl ‘Amerikan salatası’ diye anılmaya başlandığının hikayesini Alev Şahin’in kaleminden aktarıyoruz:

“Rus salatası” ilk 86 yılını kazasız belasız devirdikten sonra, nasıl oldu da dünyada bir tek Türkiye’de “Amerikan salatası” oldu? Amerika’da bile “Rus”, bilemediniz mucidinin adıyla “Olivier salatası” denirken bizim dilimize nereden girdi bu “Amerikan salatası” lafı?

Bu sorunun yanıtını yıllardır “Soğuk Savaş döneminin Amerikan hayranlığından kalma bir alışkanlık” diye bilir, ötesine geçemeyiz. Oysaki yakın tarihimizin enteresan anekdotlarından biri duruyor karşımızda. Üstelik yeri, zamanı, kahramanları da belli.

“Mayonezle küp küp doğranmış sebzelerin uyumlu buluşması” diye özetleyebileceğimiz Rus salatası, 1860’lı yıllarda Moskova’daki Hermitage Restoran’ın sahibi de olan Belçika asıllı aşçı Lucien Olivier tarafından icat edildi.

Kısa zamanda restoranın en sevilen yemeği haline gelen salatanın orijinal tarifini Olivier ölene kadar sakladı, ama dönemin şeflerinden İvan İvanov tarifin hiç değilse bir kısmını çalmayı başardı. Böylece Rus salatası, özellikle Hermitage’in kapatıldığı 1905 tarihi itibarıyla İspanya’dan Pakistan’a kadar birçok ülke mutfağına yayıldı.

İstanbul’a da 1917 Ekim Devrimi’nden sonra kente gelen Beyaz Rusların açtığı lokantalar sayesinde giren salata 1940’ların ortalarına kadar adını Rus salatası olarak korumayı başardı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından gözünü Kars, Ardahan ve biraz da Boğazlara diken Stalin’den dahi habersiz, İstanbul’un göbeğinde mutlu mesut kendi halinde bir salataydı.

Ta ki Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün vefat edene kadar… Dünyanın en büyük plak şirketlerinden Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün’ün de babası olan Münir Bey 11 Kasım 1944 günü, görevi başındayken geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata veda etti.

Bunun Amerikan salatasıyla ne alakası var derseniz salatayla değil ama Amerika’yla alakası var. Sovyet Rusya’sıyla Soğuk Savaş halinde olan ABD yönetimi bu vefatı diplomatik bir fırsata çevirdi ve Ertegün’ün cenazesini İstanbul’a ünlü Missouri zırhlısıyla gönderdi. Yanında da hafif kruvazör USS Providence ve destroyer USS Power gemileriyle beraber… Gerçi Büyükelçi Ertegün’ün pek iyi görüştüğü Başkan Roosevelt’te hatırı yok değildi, ama bu da artık babanın oğluna yapacağı jestten bile fazlasıydı.

Güvertesinde Japon İmparatorluğu’nun kayıtsız şartsız teslimiyet belgesinin imzalanmasıyla İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesine sahne olmuş Missouri zırhlısı beraberindeki refakatçi gemilerle birlikte 5 Nisan 1946 sabahı İstanbul limanına demirledi. Limanda bizim emektar Yavuz gemisiyle Missouri 19’ar pare top atışıyla birbirlerini selamladılar.

İstanbullular da bu uzak yoldan gelen misafirini pek sevdi, görmek için Dolmabahçe’den Galata sırtlarına kadar sıraya girdi; ziyaretçi kartı alabilenler güvertesinde dolaştı, alamayanlar tuttukları kayıklarla geminin yanına yaklaşmaya çalıştı; Vitali Hakko’nun Şen Şapka’sı “Hoşgeldin Missouri” yazılı eşarplar bastı; Kız Kulesi’nin üzerine dev bir “Welcome Missouri” afişi asıldı; ve o arada Rus salatasının adı da Amerikan salatası oluverdi.

Nasıl mı?

Gerisini, olayın cereyan ettiği yer ve anın bizzat canlı tanığı olan yazar Orhan Karaveli’nden okuyalım.

Dostu İlhan Selçuk’un Cumhuriyet’teki köşesinde “Rus salatasının Amerikan salatasına nasıl dönüştüğü anlaşılamadı. Yasa mı çıkarılmıştı? Lokantalara tebligat mı yapılmıştı? Yoksa hınzır İttahatçılar ya da Kemalistler darbe yaparak salatanın adını mı değiştirmişti” diye sorması üzerine Karaveli’nin kendisine yazdığı 1994 tarihli mektup şöyle:

“…Evet, küstah Ruslara ‘el gemisiyle’ gözdağı verilirken, yorgun ve abazan Coni’leri rahatlatmak için de İstanbul bir güzel süslenmiş, allanıp pullanmıştı. …Tatil günleri, okula dönüşten önce biz yatılıların ayaküstü bir şeyler atıştırdığımız, Galatasaray Lisesi’nin karşısındaki ünlü Levent büfesi tam o sırada bombasını patlattı. Kocaman kocaman yazılıp büfe girişindeki camlara yapıştırılan ‘Rus salatası 25 kuruş’, ‘Sahanda çift yumurta 35 kuruş’, ‘Ayran 10 kuruş’ gibi yazılar bir gecede sökülüp yerlerine cafcaflı bir pano asıldı:

‘Amerik salat 35 kuruş’

Büfeyi işleten Rum baba oğuldan kasadaki yaşlı Niko Efendiye o gün ‘Hayrola çorbacı, Amerik Salat da neyin nesi’ diye sorduğumda, güngörmüş Niko Efendi saçsız başını kaşıyarak:
‘Sen daha o gemiyi görmedin mi? Rus salatası artık öldü. Bundan sonra yaşasın ‘Amerik salat!’ diye sırıtmıştı.

O gün, Beyoğlu’nun boyalı dilberleri cıvık bakışlarla Coni’leri tavlamaya çalışırken, çevredeki –istisnasız- bütün birahaneler, büfeler, lokantalar, -aralarında anlaşmışçasına- Niko Efendi’nin Levent’ini taklit ettiler. Kırk yıllık Rus salatası önce İstiklal caddesinde ‘Amerikan salatası’ oldu çıktı. Sonra da bütün Türkiye’de…”

Enfes sosisli sandviçleri, muhteşem sabah kahvaltıları, zengin ordovr tabaklarıyla Beyoğlu çocuklarının, özellikle de Galatasaray Liselilerin gönlüne taht kurmuş, garsonlarının müşterilere “enişte” diye hitap ettiği, efsane Levent büfesi meğerse bu Amerikan hikayesinin baş kahramanıymış.

Nereden nereye diyeceğiz ama burası da İstanbul, burası da Bizans. Burada Rus’u Amerik’e de çeviririz, salatasının değil adını tarifini bile ellerden sakınan Olivier’i mezarında ters de döndürürüz."



İşte Rusya'nın en kaliteli şarapları





Kimi şarap tutkunları inanmakta zorlanabilir ama Rusya'da da artık "iyi şarap" üretiliyor. Rusya hükümetine bağlı kalite kurumu Roskaçestvo, ülkede üretilen şarapları farklı kriterlere göre karşılaştırdı. Fiyatı 1000 rublenin (90 TL) altındaki 600 farklı şarap mercek altına alındı.

Jüri üyelerinin yanı sıra, Roskaçestvo yetkilileri de şarapların üretildikleri tesisleri ziyaret ederek yerinde incelemelerde bulundu.

Araştırma neticesinde ülkenin en iyi kırmızı şarabının Kırım'da üretilen Cabernet Kaçinskoye 2015 olduğu sonucuna varıldı.

Beyaz şaraplar arasında ise Kuban Vino'nun ürettiği beyaz şarap birinci seçildi.

Pomestye Golubitskoye ve Beluga Grupp tarafından üretilen beyaz şaraplar da yüksek not aldı. 

Moskova Metrosu'nun sırları






Moskova Metrosu'nun sırları-1: Milyonlarca yıllık deniz canlısı fosilleri

İlk istasyonu 1935'te açılan, günde 6,8 milyon yolcu taşıyan Moskova Metrosu bir ulaşım aracı olmanın ötesinde, adeta bir "yeraltı eğlence merkezi". Burada makinistlerle birlikte öğle yemeği yemek de mümkün, sinema ya da defile izlemek, ya da usta bir müzisyenin icra ettiği eserleri dinlemek de. Hatta milyonlarca yıl önce yaşamış deniz canlılarına rastlamak da...

Kahverengi (halka) hat üzerindeki Dobrınınskaya İstasyonu'nun duvarlarını süsleyen midye, denizkestanesi, sünger ve nautiluslar bunun en güzel örneklerinden. Zira metro inşaatında kullanılan mermerlerin bir kısmı, dinozorlarla aynı dönemde dünyada yaşamış deniz canlılarının gerçek fosillerini barındırıyor.

Bazıları birkaç santimetre, bazıları ise yarım metre büyükteki bu fosillerin hangi istasyonlarda görülebileceğini gösteren Rusça bir internet sitesi bile mevcut.

Moskova Metrosu'nun sırları-2: Tüneldeki uranyum laboratuvarı

Moskova Metrosu'nun sırları "Soğuk Savaş" ve silahlanma yarışıyla da iç içe geçmiş durumda. Sovyetler Birliği'nin ABD ile aşık atabilmesini sağlayan nükleer teknoloji testleri için seferber edilen yerler arasında metro da var.

Uranyumun yarılanma sürecini gözlemek isteyen bilim insanları bugün bile deneylerin doğru sonuç vermesi için kozmik ışınların ulaşamadığı yeraltı tünellerini kullanmak zorunda. Sovyet bilim insanları bu yüzden 1940 yılından itibaren, o sırada yeni açılmış bir istasyon olan Dinamo'yu kullandı.

Metronun bilimsel amaçlı deneyler için seferber edildiği tek örnek bu değil. 1970'li yıllarda da mantarların ekstrem koşullarda yetişip yetişmediğini gözlemlemek için metro tünellerinde bir plantasyon kuruldu. Bu deneylere 1990'larda son verildi, ekipmanlar toplandı ve tüneller mühürlendi.

Moskova metrosunun sırları-4: Tverskaya'da dev yeraltı kütüphanesi

Moskova metrosu bitmeyen sırlarıyla insanları şaşırtmaya devam ediyor; yıllarca bu şehirde yaşamış olanları bile... Ulaşım şebekesinin içinde sakladığı hoş sürprizlerden biri de, Puşkinskaya ve Tverskaya istasyonları arası geçişte hizmet veren "yeraltı kütüphanesi". 

İki istasyon arası geçişte insanların ücretsiz kitap ödünç alabileceği bir "bookcrossing", yani "dolaşan kitap" noktası bulunuyor. Son yıllarda Türkiye'de de yayınlaşmakta olan bu uygulama, insanların istedikleri kitapları alıp okuduktan sonra bir başka noktaya bırakarak diğer insanların da bu imkandan yararlanmasını sağlamaları esasına dayanıyor.

Metronun sunduğu bir diğer kitap sürprizi ise sarı hat üzerinde 2018'de açılan Rasskazofka istasyonunda:

İstasyonun merkez salonundaki bütün sütunlar QR kodları ile süslü. Telefonları ile bu kodları okutan kullanıcılar, klasik edebiyatın şaheserlerini ücretsiz olarak telefonlarına ve tabletlerine indirebiliyor.

Moskova Metrosu'nun sırları-5

Taganskaya metro istasyonun 65 metre derinliğindeki sığınağa Halka Hat (Sadovoye Koltso) üzerindeki gizli bir tünelle ulaşılıyor. Dünyanın nükleer bir çağa girdiğinin anlaşılmasından sonra 1945 yılında inşaatına başlanan sığınak esasen Yosif Stalin ve diğer Sovyet liderleri için tasarlandı.

Ancak 7 bin metrekarelik alana yayılan sığınak bitmeden Stalin ölünce, kompleks Uzun Menzilli Hava Kuvvetleri Karargahı'nın kullanımına tahsis edildi.


Ne var ki Rusya-ABD ilişkilerinin normalleşmesinden sonra böyle bir sığınağa ihtiyaç kalmadı. Uzun yıllar varlığı reddedilen ve ancak 2000'li yıllarda üzerindeki sır perdesi aralanan sığınak, nispeten kısa bir süre önce Bunker-42 adıyla  Soğuk Savaş Müzesi'ne dönüştürüldü. Başkenti ziyaret eden turistlerin gözde mekanlarından biri haline geldi.

Eski sığınak kompleksinin içinde bugün son derece şık bir de restoran var. Hatta bu mekanda otururken yukarıdan geçen trenlerin uğultusunu duymak bile mümkün.


Moskova Metrosu'nun sırları-6: Leningrad kuşatmasının mozaikleri

Metronun içinde sakladığı sırlardan bazıları da trajik hikayelere kapı aralıyor. Novokuznetskaya İstasyonu'nun tavanını süsleyen mozaikler gibi. Sovyet sanatının nadide örneklerinden biri olan bu mozaikler sanatçı Vladimir Frolov ve birlikte çalıştığı bilim insanları tarafından Nazi kuşatması altındaki Leningrad'da, ışıksız ve ısıtmasız bir atölyede yapıldı. 

Mozaik şehirden ayrılan son gemilerden biriyle Moskova'ya getirildi. Kuzey başkentinin dünyayla bağlantısını kesen kuşatma ve arkasından gelen açlık, pek çok Leningradlının yanı sıra Frolov'u da beraberinde götürdü.

İlginç olansa, St. Petersburg'un simge yapılarından Spas na Krovi Kilisesi'nin duvarlarını süsleyen mozaikler de Frolov ve arkadaşlarının Novokuznetskaya mozaiklerini yaptığı atölyede bir araya getirilmişti.

Moskova Metrosu'nun sırları-7: Podyumdan galeriye, farklı istasyonlar

Moskova metrosu çoğumuzun hemen her gün kullandığı en yaygın toplu ulaşım sistemi, ama pek azımızın vakıf olduğu sırları, özellikleri, zenginlikleri barındırıyor: Sarı hat üzerindeki Delovoy Tsentr ve kırmızı hat üzerindeki Vorobyovı Gorı, zaman zaman sıra dışı etkinliklere ev sahipliği yapan iki metro istasyonu. Sinema gösterimi, konser, moda defilesi, fitness salonu, parti mekanı ve flash mob bu etkinliklerden bazıları. 

Bu hatta işleyen vagonların iç mekanları da bazen etkinliklerin katılımcısı haline gelebiliyor. Özellikle sarı hat üzerindeki trenlerin vagonları sık sık bir sanat galerisine dönüşüyor.


Ancak Delovoy Tsentr istasyonunun, yeni hatların inşaatı nedeniyle 2018 Şubatında geçici olarak kullanıma kapatıldığını hatırlatmakta yarar var. İstasyonun yeniden ne zaman hizmete gireceği ise şimdilik belirsiz.

Yüzyılın son treni



Samih Güven



Anatoliy Sergeyeviç sabah yedi sularında uyandı ve her zaman yaptığı gibi pencereye yöneldi. Yataktan sesini işittiği yağmur sandığından şiddetliydi. Kararmış bulutlar şehrin üzerine abanmıştı ve ortalık aydınlanmakta zorlanıyordu.

Saat on birdeki iş görüşmesine doğrudan evden gitmeye karar verdi. Hem metro biraz sakinlemiş olur diye düşünmüştü. Banyo ve kahvaltıdan sonra bilgisayarda oyalandı epey. Bir ara çalışma masasındaki dağınıklığa gözü takılınca bir düzen vermeye çalıştı. Evrakların arasında bulduğu, karısı ve kızına ait bir fotoğrafa baktı uzun uzun. Kızının minicik yüzünde gezdirdi elini.

Dalmıştı. Masanın başında dışarıyı dinledi. Yağmur, pervazları, pencere camlarını, diri bahar yapraklarını bir orkestranın enstrümanlarıymış gibi konuşturuyordu. Hüzün ve yalnızlık duyguları uyanmıştı. Onları çok özlüyordu.

Evden erken çıkmanın daha iyi olacağına kadar verdi. Yağmur durmuştu. Su birikintilerinden sakınarak Kievskaya istasyonuna yürüyordu. Yağmur serin bir bahar havası bırakmış, caddeler tenhalaşmıştı. Araçlar aceleyle ve zamanda bir boşluğa akıyormuş gibi kayıyordu asfaltta.

Yürüyen merdivenlerde ifadesiz, yine de gizli bir merak yüklü yüzleri inceliyordu inerken. Metroda yarım saatlik bir zaman geçecekti. Fazla uzun sayılmazdı. Telefona ya da bir kitaba dalmak yeter diye düşündü. İstasyona ilerlerken Stalin’in mutlu köylülerinin resmedildiği duvarın önünde, kalabalık bir turist grubun arasından zorlukla geçti.

Tren çabucak gelmiş ve kapılar açılmıştı. İnsanlar içeriden çıkanlara yer verecek şekilde kenarlara çekildi. Kalabalıkla birlikte içeri yöneldi o da. Kapının önünde durmuş birkaç kişi hareket alanını sınırlamıştı. Kapı tam kapanacakken arkasından birkaç turist binmeye çalıştı. Birinin ileri attığı çanta arada kalınca kapı kapanmadı. Saniyeliğine açıldı ama adam geri çekilmeyip tekrar girmeyi denedi. Adam ve makinist cebelleşiyordu. Kapının üçüncü açılışının ardından içerideydi. Anatoliy Sergeyeviç’in tam yanında duran yaşlı bir adam, “Yüzyılın son treni!” dedi soğuk bir ifadeyle.

O sırada koltuklardan kalkan biri olmuştu. Kimse meyletmeyince oturdu. Çantasından bir kitap çıkardı. Ayracı evde unuttuğunu fark edince ceplerinde işe yarar bir şey aradı. Bir telefon ödeme fişini kaldığı yerden daha ilerideki bir bölüme yerleştirdi.

Anatoliy Sergeyeviç’in hemen yanında beş-altı yaşlarında sevimli bir kız çocuğu oturuyordu. Kız ona doğru bakınca gülümsedi.
Sarı saçları ikili örük yapılmıştı. Çocuk elindeki resimli kitabı inceliyordu dikkatle. Anatoly Sergeyeviç tam kitabına başlayacakken çocuk bir ona bir de annesine bakarak “Anne yüzyılın son treni ne demek?” diye sordu. Kadın şaşırmıştı.
Gülümsedi Anatoliy Sergeyeviç’e. Yutkundu sonra.

“Ne anlatacağım?” der gibi bakıyordu.

Bir an için Anatoliy Sergeyeviç de düşünmeye koyuldu ama muhatap çocuğun annesiydi. Günün ilk cümlesini kurdu: “Çocuk bir hikaye istiyor, anlatın bir şeyler.”

Bunu duyan çocuk ona baktı ve “Asıl hikaye isteyen sensin!” diye çıkıştı tatlılıkla.

“Ama sen bir şeyi merak ettin ve bunun bir hikaye içinde anlatılması güzel olmaz mı?”, diye yanıtladı.

“Olur tabi, hem annem akşamları hikaye okur bana!”

“O zaman sorunun cevabını anlatacaktır şimdi.”

Çocuğun annesi, “Lütfen durumu daha da zorlaştırmayın”, der gibi bakıyordu.

O da eliyle “tamam” gibi bir işaret yaptı. Bu sırada sözü ortaya atan yaşlı adama bakındı ama göremedi.

Çocuk “Hadi anne lütfen!” diye üsteledi.

Kadın bir an için gözlerini yumdu ve söze başladı:

“Beyefendi doğru söylüyor. İnsan bildiği veya bilmediği şeyin gerisinde ve kendi varlığı için de bir hikaye arar, hikayesi olmayan şey zaten yoktur. Ama bu sözü söyleyen yaşlı adam trenin yüzyılın son treni olmadığını biliyordu. Sadece öyle olmadığını ima etmek istedi.”

“Büyüklere göre anlattın anne! Neyse ki ben akıllı bir çocuğum. Peki tersi nasıl olurdu?”

Mesela şöyle bir şey olabilirdi. İnsanlar havadan veya başka bir ulaşım sistemine geçmiş olabilirdi. Bu trenlere de gerek kalmazdı. Bu durumda son defa sefere çıkacak tren için önceden duyuru yapılmış olurdu. Yüzyılın son treni derlerdi adına.

Çocuk önce Anatoliy Sergeyeviç’e, sonra da annesine baktı.

“Anne bir tane daha anlat lütfen. İnsanlar neden binerdi böyle bir trene?”

Çocuk durumu karmaşık hale getirmek istiyordu sanki. Birkaç saniye düşündü kadın. Çocuk bu sırada Anatoliy Sergeyeviç’e dikkatle baktı. “Anne başka bir fikrim var!”, dedi.

“Öyle mi?”

“Bu amca hikayeleri seviyor galiba, bir tane de o anlatsın!”

Kadın gülümsedi. “Nasılmış gör işte” der gibi hali vardı.

Anatoliy Sergeyeviç hayır diyemezdi bu sevimli kıza. Hem kendi kızını hatırlatıyordu. Birkaç saniyeliğine gözlerini kapatıp açtı ve anlatmaya başladı.

Yüzyılın sonunda insanlar çok akıllı makineler yapıyordu. Karmaşık, özel amaçlar için robotlar, kendi kendine giden uçaklar, trenler ve daha birçoklarını… Ama bazı makineler insanlar gibi hayal kurmayı öğrenmişti.

Biraz kontrolden çıkan ve kendi özelliklerini geliştiren bir tren vardı işte. Neyse ki güzel hayaller kuruyordu. Bir gün aklına şöyle bir şey geldi. Belirlediği bir gün ve saatte trene binen yolcuların hayallerini anlamaya çalışacak ve birini gerçekleştirecekti. Bu sadece insanları bir yerden bir yere götürmekle ilgili olabilirdi tabi. Yani zamanlar arası dolaşacaktı. Tren yolcuları inceleyip durmuştu. Adamın biri trenin özel müziklerinden dinlemek üzere kulaklığı taktığında tren kendi geliştirdiği bir programla adamın düşüncelerini okudu. Seçtiği kişi de o oldu.

O adam bir sabah sıkıntısından bir yaşındaki kızıyla konuşmadan, onu öpmeden ayrılmıştı evden. Nasılsa görürüm diye düşünmüştü akşam.

Oysa küçük çocukların sezgileri kuvvetlidir. Ayrılıkları sezerler hemen. Bir şey demek isterler ama konuşamadıkları için yüzlerine yansır bu. İçlerine bir üzüntü yerleşir. Minicik elleri uzanıp durdurmak ister gidenleri. İşte böyle olmuştu. Adamın bir daha onu öpemeyeceğini anlamıştı çocuk. Minicik kolu havada asılı kalmış, dudaklarını büzüştürmüştü.

Şimdi zamanların birleştiği yerde olacaklardı tren sayesinde. Çocuk senin yaşında babası da benim yaşımda olacaktı. Burada uzaklara gitmeye gerek olmayacaktı artık. Bir trene de gerek olmayacaktı. Buna rağmen hayali gerçekleştirmişti tren.

“Peki neden yapmış bunu, yani kendi sonunu düşünmemiş tren?”, diye sordu çocuk.

“Çünkü makinalar insanlar gibi acı çekmez”, diye yanıtladı Anatoliy Sergeyeviç.

Bu sırada çocuğun annesi söze girdi ve “Peki adam kızını neden görememiş bir daha?” diye sordu.

Anatoliy Sergeyeviç böyle bir soru beklemiyormuş gibi yutkundu. Karar veremedi ne söyleyeceğine.

“Çünkü o gün annesiyle bir kazada…”, diyebildi sadece.

Başka bir şey söylemedi. Ayağa kalkmıştı. İnmesi gereken istasyon geldiğinden onları bırakıp ayrıldı. Ayrılırken bir daha görmeyeceğini düşündüğü bu insanlara el salladı.

Fakat yolcuların önünü kapattığı ve biraz önce göremediği o yaşlı adamla göz göze geldi. Konuşulanları duymuş gibi bir hali vardı. Merak, şaşkınlık ve belki de üzüntü yerleşmiş bir yüzle bakıyordu ona.

“İlginç bir hikaye ama bir hatanız var!” dedi yüzüne dikkatle bakarak.

Kapı açılmıştı ve Anatoliy Sergeyeviç inmek üzereydi. Hiçbir şey demedi ve bir iki saniye bekledi ne söyleyeceğini. Yaşlı adam devam etti.

“Hayal kuran her şey acı da çeker bence!”

Bu sırada çocuk annesine bakarak, “Neden böyle bir hikaye anlattı sence?” diye sordu. Annesi şaşkın ve üzgün bir ifadeyle adamın aceleden koltukta unuttuğu kitaba bakıyordu. Eli ayraca gitmişti. 

Kızıl Ordu şakaları







Kızıl Ordu'dan bugünkü Rusya ordusuna... Rusya'da halk ordusunu çok sever, özellikle 2. Dünya Savaşı'nda faşizme karşı büyük zafer her yıl minnetle, coşkuyla hatırlanır. SSCB'nin çöküşüyle birlikte irtifa kaybeden ordu, Putin döneminde yeniden eski itibarına kavuştu ve Suriye operasyonları ile de halkın yeniden "gurur kaynağı" oldu. Diğer yandan mizah anlayışı son derece güçlü olan Rus halkı, orduları hakkında şaka yapmaya da bayılır. İşte askerlik yaşamının komik yönlerini ele alan en popüler şakalar, fıkralar, espriler:

Komutan sorar:
- Er Petrov, ölümden sonra yaşama inanıyor musun?
- Özür dilerim, komutanım ama anlayamadım?
- İki hafta önce cenazesine gitmek için izin aldığın babuşkan (ninen) nizamiye kapısında seni bekliyor da!

*  * *

Askere gitmeden önce rahat uyurdum, çünkü beni koruduklarını bilirdim. Askerde iken kötü uyurdum, çünkü bu kez koruyan bendim. Askerden sonra hiç uyuyamıyorum, çünkü artık nasıl "koruduklarını" biliyorum.

* * *

Askeri doktor, kışladaki denetim sırasında kantindeki ere sorar:
- İçme suyunu nasıl hazırlıyorsunuz?
- Önce filtreliyoruz.
- Sonra?
- Sonra kaynatıyoruz.
- Sonra?
- Ne olur ne olmaz diyerek su yerine bira içiyoruz!

* * *

Petrov askeri istihbaratta ajan olarak yetiştirilir. Beş dili aksansız konuşur. Ne var ki görev için gittiği ülkenin metrosunda biri ayağına basınca kimliği açığa çıkar.

* * * 

Sıradaki şakayı anlamak için küçük bir ön bilgiye ihtiyaç var. Rusçada telefonda yanlış numara arandığında karşı taraf "Vı ne tuda popali.", yani "isabet ettiremediniz" diye cevap verir.

- Alo, füze üssü mü?
- Hayır, isabet ettiremediniz.
- Asıl, siz isabet ettiremediniz!

* * *

Çirkin kadın yoktur, az votka vardır sözü ancak kışlada geçen bir yıldan sonra geçerlidir.

* * *

Askerler başçavuşla dalga geçmek ister:
- Yoldaş çavuş, hangisi daha ağır, bir kilo demir mi, bir kilo pamuk mu?
- Bir kilo demir tabii ki.
- Hayır, yoldaş çavuş, bilemediniz.
- Hemen test edelim o halde, kafanıza önce bir kilo demir geçireyim, sonra da bir kilo pamuk.