Moskova

Moskova

27 Haziran 2019 Perşembe

Gagarin'in Nâzım hayranlığı




Fuad Seferov





“Uzaya ilk çıkan insan” unvanına sahip ünlü Sovyet kozmonot Yuri Gagarin'in şair Nâzım Hikmet'e büyük hayranlık duyduğu yıllar sonra ortaya çıktı.


Rus yazar Anton Pervuşin'in 2017 yılında yayınladığı "Bir Uçuş ve Tüm Hayatı" kitabında Gagarin'in hayatı anlatılıyor. Gagarin'in 1949-51 yıllarında Moskova'ya yakın Lyubertsı kentindeki meslek okulunda eğitim aldığını anlatan kitap, okul arkadaşı Timofey Çugunov'un anılarına da yer veriyor.


Kitapta, "Öğrenciler Moskova'ya sık sık gezmeye gidiyorlar, müze ve hayvanat bahçelerini ziyaret ediyorlardı. Çugunov'un anılarına göre, bir gün Gagarin Sokolniki parkında Hikmet'in konuşma gecesine katılmak için arkadaşlarını ikna etti. Bugün belki bu ismi az kimse biliyor ama o zamanlar ‘Türkiye'nin Puşkin’i' olarak tanınıyordu” deniliyor.


Hikmet'in hayatına da yer verilen kitapta, Gagarin ve okul arkadaşlarının şairin gecesinden çok etkilenmiş olarak döndükleri ve uzun süre unutamadıkları anlatılıyor. Yazar Pervuşin, Gagarin'in uzaya çıkmasından 24 saat sonra Hikmet'in Sovyet kozmonotu ile ilgili felsefi bir şiir yazdığını hatırlatıyor.


Hikmet-Gagarin ilişkisinin bir başka az bilinen boyutu da, ünlü şairin uzaya ilk kez bir Sovyet kozmonotunun gideceğini iki ay önceden tahmin etmiş olması.


1961 yılında Sovyetler Birliği’nde yayımlanan Znanie-Sila adlı bilim dergisinin 6. sayısındaki makalede “Nazım, ilk olarak bir Sovyet vatandaşı uzayı fethedecek tahminde bulundu” diye yazıyor.


Makalede Nazım bu konuyu şöyle anlatıyor:


“Venüs gezegenine uzay aracının fırlatılmasının ardından Moskova radyosu muhabirleri evime ziyarete gelerek bana uzaya çıkan ilk kişinin hangi ülkenin vatandaşı olacağını sordu. Ben de mutlaka bir Sovyet vatandaşının olacağını söyledim. Bu insanın Sovyet vatandaşı olması lazım. Başka türlü olamaz. Mistik düşünmüyorum ama yine de tarihin mantığına inanıyorum. Bu mantık bana şunu fısıldıyor: 1917 yılında ayağında çizme ve kafasında şapkayla Kışlık Saray’a (Bolşevik Devrimi) hücum eden Putilov fabrikasının bir işçisinin oğlu uzaya da hücum edecek. Ama bu sefer kozmonot elbisesiyle ve tabii ki tüfeği olmadan.”


Yani şaire göre, dünyanın sosyal adaleti adına devrimci bir işçinin oğluna uzay yolculuğu misyonu düşecekti.


Sovyet bilim dergisi, Nazım’ın tahmininde haklı çıktığına dikkat çekerek, “Putliov fabrikasının işçisinin oğlu uzaya ilk çıkacak sözleri gerçek oldu. Gagarin’in dedesi Putilov fabrikasında çalışmıştı” diye yazdı. Putilov fabrikasının işçileri Rusya’nın devrimlerinde önemli rol oynamıştı.


12 Nisan’da uzaya giden Gagarin, Sovyetler Birliği’nde, günümüzde de Rusya’da “kahraman” kabul ediliyor.


Hikmet’in konuyla ilgili şiiri şöyle:


Kosmosun Kardeşliği Adına

Kosmosda bizden başka düşünen var mı

var

bize benzer mi

bilmiyorum

belki bizden güzeldir

bizona benzer mesela ama çayırdan nazik

belki de akarsuyun şavkına benzer

belki çirkindir bizden

karıncaya benzer mesala ama tıraktörden iri

belki de kapı gıcırtısına benzer

belki ne güzeldir bizden ne de çirkin

belki tıpatıp bize benzer

ve yıldızlardan birinde

hangisinde bilmiyorum

yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz
hangi dilde bilmiyorum

yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla

Tovariş diyecek

söze bu sözle başlayacak biliyorum

Tovariş diyecek

ne üs kurmağa geldim yıldızına

ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe

Kola-kola satacak da değilim

selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,

bedava ekmek ve bedava karanfil adına

mutlu emeklerle mutlu dinlenmeler adına

“Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber”

diyebilmek adına

evlerin  yurtların  dünyaların  ve kosmosun kardeşliği adına


13 Nisan 1961, Paris

22 Haziran 2019 Cumartesi

Moskova'da, Yevgeniy Grinko'nun ezgileriyle birlikte




MFÖ’nün Fuat Güner’i  ‘Aramızda Müzik Var'da; bu kez Moskova'da, ünlü Rus piyanist Yevgeniy Grinko'nun ezgileriyle birlikte.

Fuat Güner'in 21 Mayıs 2019 tarihinde, Moskova'da Yevgeniy Grinko ile yaptığı program gün yüzüne çıkmış...

Video klibin başında Moskova anlatılıyor. Ama sakın sıradan turistik bir Moskova gezisi diye izlemeyi kısa kesmeyin. Videonun devamında Yevgeniy Grinko'nun ezgileri ve onunla yapılmış söyleşi var.

Yevgeniy, genç bir besteci-icracı. Moskova'nın yakınında Zhukovsky adlı küçük bir kasabadan çıkan fakat kısa sürede adını tüm dünyaya duyuran genç piyanist, geniş bir keman ailesi ve akordeoncu 5 müzisyen ile sahne alıyor.

Türkiye'de de konserleri olacak. Fırsat bulursanız kaçırmayın. Çok zevk alacaksınız.

Farkında olmayanlara not: Yevgeniy, Türkiye'de hayret edilecek kadar biliniyor ve çok seviliyor.

18 Haziran 2019 Salı

Putin hangi kitapları okuyor?






Rusya devlet başkanı hangi kitapları okuyor? Kommersant gazetesi Vladimir Putin'in basına verdiği demeçlerden hareketle edebiyat zevkini haberleştirdi. Pek çok edebiyatsever gibi Putin de "Küçük Prens" ile ünlü olan yazar Antoine de Saint-Exupéry hayranı. Devlet başkanının gençliğinde en sevdiği kitaplardan biri "Küçük Prens" olmuş. Putin ayrıca Ernest Hemingway ve Alexandr Dumas'nın eserlerini çok seviyor. Rus edebiyatından favorileri ise Nabokov, Dostoyevski ve Tolstoy.

Putin Alman Bild'e verdiği bir röportajda da Alman şair Heinrich Heine'nin Lorelei şiirini çocukluğundan beri hatırladığını ve Goethe'ye kıymet verdiğini söylüyor. Çağdaş Alman yazarlar arasında favorisi ise Patrick Suskind.

2011 tarihli bir röportajında da İvan Turgenyev'in Bir Avcının Notları ve Mihail Prişvin'in Yeşil Gürültü kitaplarını tavsiye ediyor. Bir soruya verdiği cevapta ise ünlü Rus hiciv yazarı Mihail Saltıkov-Şedrin'in Bilge Kayabalığı masalına atıfta bulunuyor.

Devlet başkanının favori şairi ise Ömer Hayyam.

Edebiyat dışı eserler arasında neleri okuduğu sorusuna Putin'in çeşitli zamanlarda verdiği cevaplarda işaret ettiği kitaplar ise şunlar: II. Aleksandr Brikner'den Yekaterine Dönemi Tarihi, Dmitri Lihaçyov'dan Rusya Üzerine Düşünceler, Jiang Zemin'den Çin Özelinde Sosyalizm Üzerine, göçmen Rus yazar İvan İlyin'den Görevlerimiz ve Aleksandr Soljenitsın'den Rusya'yı Nasıl Hazırlarız.

Türkiye'de de sevilen Rus yazarlardan Lev Gumilyov'un eserleri de Putin'in okudukları arasında.

13 Haziran 2019 Perşembe

Halkın gözünde ülkenin simgeleri: "Savaş ve Barış" edebi sembol







Rusya'nın en önemli simgeleri neler?

Ülkede 12 Haziran'da kutlanan "Rusya Günü" bayramı vesilesi ile, kamuoyu araştırmaları şirketi VTsİOM halka bu soruyu yöneltti.

Anket katılımcılarının yüzde 16'sı, ülkenin sembolleri olarak "halkın birliğini", "çok milletli" oluşunu, amblemini ve milli marşını gösterdi.

"Ülkenin sembolü zengin doğasıdır" diyenlerin oranı yüzde 9.
"Vatan sevgisi"ni sembol olarak görenlerin oranı da yüzde 6.
Yüzde 5'lik bir kesime göre ise Rusya'nın sembolü "gücü ve büyüklüğü".

Geçtiğimiz Kasım ayında yapılan benzer bir ankette ülkenin en önemli sembolü olarak yüzde 20 ile milli marş gösterilmişti.
Ankete katılanların yüzde 8'i Zafer Günü'nü, yüzde 7'si Katyuşa şarkısını ülkenin en büyük sembolü olarak gördüğünü söylemişti. 

Rusya'nın en önemli edebi sembolü olarak  ise halkın yüzde 11'i Tolstoy'un romanı "Savaş ve Barış"ı gösterdi.
İkinci sırada yüzde 4 ile Aleksandr Puşkin'in eserleri, üçüncü sırada yüzde 3 ile Mihail Şolohov'un "Durgun Don" romanı var.

12 Haziran 2019 Çarşamba

İzlemeniz gereken en iyi 10 Sovyet filmi







Sovyet rejimi sırasında Rusya'nın dev sinema sektörüne milyonlarca dolarlık yatırım yapıldı. Bugün sadece bu filmler büyük bir bağlılıkla hatırlanmakla kalmıyor, filmlerde rol alan oyuncular da o yüzyılın gösteri dünyasının en iyi isimleri arasında sayılıp yüceltiliyor. Haliyle, filmlerdeki birçok dilsel ifade ve espri de zamanla günlük Rus dilinin bir parçası haline gelmiş.

Bugün zengin Rus kültürünü ve mirasını şekillendiren olmazsa olmaz 10 Sovyet sinema klasiğini sizler için derledik. İyi seyirler!
 

Potemkin Zırhlısı (1925)

Klasik Rus sinematografisi hakkındaki bir liste, içinde Potemkin Zırhlısı yoksa eksik kalır. Sergei Eisenstein'in neredeyse yüz yıllık sessiz filmi bugün hâlâ sinema tarihinin en sürükleyici yapımlarından biri olarak görülüyor. Potemkin zırhlısındaki gemicilerin Çarlık rejimi subaylarına karşı gerçekleştirdiği trajik ayaklanmayı tasvir eden film, dramatik ve yürek hoplatan gerilimli anlarla dolu. Özellikle, Odessa merdivenlerindeki annenin ve savunmasız çocuğunun trajik ölümü sinema tarihinin en can yakıcı ve unutulmaz sahnelerinden biri. Eğer sinema seyircisi hayatında yalnızca bir tane Sovyet filmi izleyebilecek olsa, bu nefes kesici devrim propagandası ürünü çok yerinde bir seçim olurdu.

1 saatlik klasik için şöyle buyurun: https://www.youtube.com/watch?v=Ddq09-Ot8nU


Kameralı Adam (1929)

Dziga Vertov'un Kameralı Adam filminde ne gerçek bir diyalog, ne bağlanılabilir karakterler ne de bir olay örgüsü var. Onların yerine filmin ilginç olan özelliği, bir Rus şehrindeki günlük hayatın 24 saatini belgelemeyi deneysel bir şekilde ele alan özgün kamera tekniklikleriyle dolu olması. Vertov, filtresiz kamera lensleriyle Sovyet vatandaşlarını işte ve oyunda gözlemliyor. Orijinal gösterimi sessiz olduğu için, film çeşitli müziklerin eşliğinde izleniyor.

Fragman yeter derseniz: https://www.youtube.com/watch?v=tN68PRxGxhQ
Fragman yetmez, filmin tamamını istiyorum derseniz: https://www.youtube.com/watch?v=z97Pa0ICpn8
 

Leylekler Uçarken (1957)

Leylekler Uçarken, duygusal anlamda en yoğun Sovyet yapımı filmlerden biri. Film ayrıca Cannes'da Altın Palmiye ödülünü kazanan tek Sovyet filmi olma özelliğini de taşıyor. Bu İkinci Dünya Savaşı destanı, tarihin kargaşa dolu olayları yüzünden birbirinden ayrı düşen genç bir çifte ışık tutuyor. Bireysel travma ve acılarla dolu bu harikulade drama, tek bir aşk hikayesinin çok küçük bir bölümünü ele alarak gönlünüzü fethedecek. Nefes kesen görüntüleri, üstün sinematografisi ve tutkulu performanslarıyla, bu film hâlâ Rus yapımı en iyi romantik filmlerden biri olarak görülüyor.

Filmin fragmanı burada: https://www.youtube.com/watch?v=E-Wb3_RXmzg
 

Şurik'in Maceraları - Operasyon I (1965)

Söz konusu Sovyet komedisi olunca Ruslar, sık sık garip durumlara düşen asosyal öğrenci Şurik'in kahkaha dolu maceralarından başkasını aramaz. Öyle ki Operasyon I, 1960'larda gişe rekorları kırıp üç bölümlük serinin en popüler ayağı oldu. Film, kendi yolsuzluğuna soygun süsü vermek için üç adam tutan bir depo müdürünü anlatıyor. Aynı gece Şurik'in ev sahibi yaşlı kadın da ondan depoda nöbet tutmasını rica eder. Sonuç; kahkaha garantili bir kedi-fare kovalamacası.

İngilizce altyazıyla da izlerim diyenler için: https://www.youtube.com/watch?v=F68bbzOOOdY


Andrei Rublev (1966)

1960'ların en önemli filmlerinden biri olan Andrei Rublev, adını aldığı 15. yüzyılın başarılı ikona ressamının hayatını anlatıyor. Ortaçağ Rusyası’nın gerçekçi bir portresini çizmek, Andrei Tarkovsky'nin yönetmen olarak en büyük başarısı. Rusya'nın dini kimliğinin değişken olduğu çalkantılı bir sürecin profilini çıkaran film, ayrıca Rus toplumunda çarların yükselişine de odaklanıyor. Ruhsal baskı, sanatsal özgürlük ve ampirizm (deneycilik) gibi konseptlerle, film bugün bile bu mecraya yaptığı yadsınamaz katkılar için övülüyor. İlginçtir ki, ele alması zor konuları işleyen bu film sansür sebebiyle 1971 yılına kadar ülkede gösterime girmedi. Tarkovski’nin sinematografi alanındaki namı sayesinde ancak sonradan izin alınabildi.

Orijinal fragman için: https://www.youtube.com/watch?v=CbguowlkZ4g
 

Savaş ve Barış (1968)

Sergei Bondarchuck'un Savaş ve Barış'ı şüphesiz destansı bir uyarlama. Sekiz saati aşan büyük umutlarla yaratılmış bu proje, aynı zamanda Rusya'da yapılmış en maliyetli filmlerden biri. (Bugünün enflasyon oranıyla filmin maliyeti 700 milyon doları aşardı.) Filmin binlerce figüranıyla çok geniş bir oyuncu kadrosu var. Ayrıntılara gösterdiği özen ile öne çıkan film, Sovyet sinemasının en muazzam başarılarından biri. Dört bölüm halinde yayınlanan film, bir savaş sahnesinde 120.000 figüranın kullanılmasıyla Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiştir. Bu destan 'Yabancı Dilde En İyi Film' dalında Akademi Ödülü ve bir de Altın Küre kazanmıştır.

Filmden bir enstantane: Nataşa’yla Prens Andrey’in dansı: https://www.youtube.com/watch?v=k30OO5_nEWY


Elmas El (1969)

Yapımcı şirket Mosfilm tarafından yapılmış Sovyet komedi filmi Elmas El, Rus toplumunda inanılmaz derecede popüler bir film. Dile çok sayıda unutulmaz, sloganlaşmış ifade kazandıran film bugün bile kült olma özelliğini elinde tutuyor. Yuri Nikulin ve Andrei Mironov gibi birçok meşhur Sovyet oyuncunun rol aldığı film, pahalı bir mücevheri ortopedik alçı içinde nakletmeye çalışan kaçakçıların hikâyesine odaklanıyor. Özünde bir suç filmi olmasına rağmen yapım, sosyalist toplumu aydınlık ve dürüst bir bakış açısıyla tasvir ediyor ve sıradan vatandaşın günlük hayatında keşfe çıkıyor. Esprisi yoğun, iyi bir Rus komedisi arayanlar bu filmden pişman olmayacaklar.

Filmin tamamı. İngilizce altyazılı: https://www.youtube.com/watch?v=IvVpbNaSk6k
 

Solaris (1972)

Andrei Tarkovsky'nin Solaris'i, Solaris gezegenin yörüngesindeki uzay istasyonuna gönderilen bir psikologun hikâyesini konu alıyor. Başkahramanımız istasyona varır varmaz tuhaf halüsinasyonlar görmeye başlar ve bunlar birtakım komplikasyonlara yol açar. Filmde din, insanlık ve bilinç doğası gibi karmaşık konular işleniyor. Psikolojik drama türündeki yapım, insanın bir diğeriyle iletişim kurmadaki acziyetine odaklanıyor Filmin işlediği konular ve sorunlar bugün de geçerliliğini koruyor. Sinema tarihindeki en iyi bilim kurgu filmlerinden biri olan Solaris'i mutlaka izlemelisiniz.

Bu kült bilimkurguyu izlemek isterseniz: https://www.youtube.com/watch?v=gVpJTLpPLD0
 

Ayna (1975)

Andrei Tarkovski, bilhassa Andrei Rublev’le tanınan bir yönetmen ama aslında kendisinin beyazperde çalışmalarının genişliği ve kapsamı ölçülemeyecek kadar büyük. Ayna da onun en önemli filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Film çizgisel olmayan, tek bir yönde ilerlemeyen, otobiyografik bir yol izliyor ve savaş öncesi, sırası ve sonrasında, Rus kırsalının atmosferini ve karakterini yakalıyor. Çocukluk anılarına aracılık eden özyansıtımlı tonu, kullanılan renklerle siyah-beyaz görüntülerin birbirine karışıp kaybolması, çok karmaşık bir rüya hali ile doruğa ulaşıyor.

Tarkovski klasiğinden bir sahne: https://www.youtube.com/watch?v=gQzO7gFmkOY


Aşk Gözyaşlarına İnanmıyor (1979)

1980'de 'Yabancı Dilde En İyi Film' dalında Oscar alan Aşk Gözyaşlarına İnanmıyor, çalışmak için büyük şehre gelen ve kaçınılmaz olarak âşık olan taşralı üç genç kızın hikâyesini anlatıyor. Karakterlerin önce gençliklerindeki kişisel ve mesleki maceralarını takip ediyoruz. Ardından 20 yıl sonrasına gidip hanımları güncel hallerinde yeniden ziyaret ediyoruz. Karakterlerin iç dünyalarını 1970'lerin Moskovası’nın atmosferinde sunan film, üç kadın ana karakter içeren, kolay erişilebilir ve izlemesi bir zevkli bir melankolik drama.
İngilizce fragman için: https://www.youtube.com/watch?v=gTWE4KTrQaw
 

Çeviri: Onur KARADUMAN


Sovyetler Birliği'nde tatil hakları



Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi


Sovyetler Birliği'nde tatil hakları, Sovyetler Birliği'nde yaşayan yurttaşların tatil haklarıdır. Sovyet anlayışında tatil ve yıllık izin kavramları, Homo Sovieticus anlayışı gereği, gerek işçi sağlığı gerekse üretimin sağlıklı bir şekilde devamı açısıyla ele alınmakta ve uygulamaları da bu bakış doğrultusunda şekillenmekteydi.

Sovyetler Birliği'nde ilk tatil hakları, 1922 tarihli çalışma yasasında oluşturulmuştu. Ardından kabul edilen 1936 Sovyet Anayasası'nda işçilerin ve emekçilerin tatil ve dinlenme hakkı güvence altına alınmıştı. Dünyada 8 saatlik çalışma saati uygulamasını getiren ilk ülke olan Sovyetler Birliği'nde, günde 7 saat çalışma sınırıyla işbaşı yapan bir işçi için tanınan bu hakkın süresi yaptığı işin zorluğuna ve tehlikesine göre belirlenmekteydi. Sovyet Emek Yasası'nda bir çalışma yılı (on bir ay) boyunca çalışan işçiler için net 28 ücretli yıllık izin günü hakkı tanınmaktaydı. Mesleklerin zorluk ve tehlikesine göre yapılan sınıflandırmayla bu süreye 7 veya 3 gün ek izin hakkı ilave edilmekteydi.

Her yurttaş iş yeri müdürüne istediği tatil beldesine yılda bir kez gitmek için talep bildirebilmekteydi.

Sanatoryumlar

Yıllık iznini kullanan işçilere sağlanan imkanlar arasında en çok kullanılanlardan biri sanatoryumlardı. Sovyetlerin pek çok noktasında inşa edilen bu sağlık merkezleri, çalışanların fiziksel ve psikolojik olarak yenilenmiş bir şekilde iş başı yapmalarını amaçlamaktaydı. Madencilik gibi zorlu mesleklerde çalışanların bu merkezlerden faydalanmaları teşvik edilmekte ve istendiği takdirde de öncelik verilmekteydi. Bununla birlikte bu sanatoryumlarda işçilerin aldıkları hizmetler doktorlar tarafından da denetlenmekteydi. Fiziksel egzersizlerin sıkça yapıldığı merkezlerde çalışanlar kaldıkları süre boyunca yine doktorlar tarafından hazırlanan besleyici bir diyet yapmaktaydı. İşçiler bu sağlık merkezlerindeki sıcak sularda banyo yaparak veya termal sularda yüzerek veyahut detoksifiye çamurla masaj yaptırarak tatillerini yapmaktaydılar. Sovyet cumhuriyetlerinde bu tesislerden 183 tane bulunmaktaydı.

Kafkasya bölgesi ve Karadeniz çevresinde yoğunlaşan tesislerin bir diğer önemi de birlik cumhuriyetlerinde yaşayan farklı uluslardan işçileri buluşturmasıydı. Bu halklar birlikte filmler izlemekte, yerel gruplardan şarkılar dinlemekte ve çeşitli okuma etkinlikleri düzenlemekteydi.

Dinlenme evleri

Sanatoryumların yanı sıra 10-12 gün gibi kısa süreli izin yapmak isteyenler sıklıkla "dinlenme evi" olarak adlandırılan tesisleri tercih etmekteydi. Sağlık hizmetlerinin daha az olduğu, işçilerin daha sakin tatiller geçirdiği bu tesisler genelde SSCB'nin dört bir yanındaki göl ve nehir çevrelerinde bulunuyordu. Şehir merkezlerine sanatoryumlara göre daha yakın olan dinlenme evlerinde işçiler için hazırlanan odalarda satranç, dama gibi oyunlar ve gazeteler hazır tutuluyordu.

Turist sağlık kampları

1950'li yılların sonuna doğru yeni bir tatil şekli daha hayata geçirildi. "Turist-sağlık kampı" adıyla başlatılan yeni uygulama, basit olmasının yanı sıra dinlenme evlerine göre çok daha "özerk" bir yapıya sahipti. Çoğu kamp içinde karyola ve minder bulunan çadırların toplamından oluşuyordu ancak yemek bölümü yoktu. Kampa gelenler kendi yiyeceklerini kendileri pişiriyordu. Gün içindeyse isteyen sabah sporlarına katılabiliyor isteyen yürüyüş, günübirlik geziler gibi etkinliklere dahil olabiliyordu. Doğayla daha iç içe olunan merkezlerde tatil devlet tarafından da teşvik ediliyordu. Bu teşvikin nedeni Marksist felsefede yer alan "insanın kendi doğasına yabancılaşmasını engellemek" idi.



Çocuklara yönelik uygulamalar

Sovyetlerde aileler çocuklarıyla birlikte tatil yapabiliyordu. Ancak çocuklar için daha farklı ve zengin alternatifler de mevcuttu. Vladimir Lenin Tüm Birlik Pioner Örgütü (Piyoner) kampları Sovyet çocuklarına yaz boyu ev sahipliği yapıyordu. Hatta bu kamplara zaman zaman diğer sosyalist ülkelerden de çocuklar gelmekteydi. Çocuklar, eğitmenler gözetiminde yaz tatillerini çeşitli faaliyetlerle geçirmekteydi. Sovyetler Birliği'nde 1960 ve 1970'li yıllar boyunca ülkede bulunan yaklaşık 40 bin Piyoner kampında yabancı çocuklar da dahil olmak üzere toplamda 10 milyon civarında çocuk tatil yapmıştır.  Kamplara sık sık Yuri Gagarin, Fidel Castro gibi bilinen isimler ziyaretlerde bulunmaktaydı. 



Bunlara örnek olarak Türkiye asıllı Nâzım Hikmet'in Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'de bulunan Artek Piyoner Kampı'na ziyaretinden net görüntüler günümüze ulaşmıştır

Türklerin Objektifinden Rusya



Moskova’da YEE ve Rus-Türk İş Adamları Birliği (RTİB)’ nin ortaklaşa düzenlenen ‘Türklerin Objektifinden Rusya’ sergisinden göz alıcı kareler.


Ahmet Erol'un kamerasıyla görüntülediği Moskova büyüleyici günbatımı.


Mehmet Dalmızrak'ın Krasnodar kentinde çektiği ay çiçeği tarlası manzarası.


Banu Karamanoğlu'nun başkent Moskova'nın merkezinde çektiği kare: Arbat Sokağı.



Fotoğrafçı Seyit Sayın'ın görüntülediği Baykal Gölü'ndeki Olhon Adası manzarası.