Moskova

Moskova

25 Ocak 2026 Pazar

Bugün Vısotski'nin 88'inci yaşgünü: Bir devrin vicdanıydı


Kaynak: https://turkrus.com/

 

Bugün özel bir gün. Doğumunun 88. yılında anılan Vladimir Vısotski, yalnızca bir şarkıcı, ozan ya da oyuncu değil, "Sovyet döneminin vicdanı ve sokağın sesi" olarak hafızalarda yaşamayı sürdürüyor. Kırık dökük sesi, sert ama sahici dizeleri ve sahnedeki neredeyse meydan okuyan duruşuyla Vıstotski, resmî ideolojinin süzgecinden geçmeyen bir hayatı anlatan isimdi. Şarkılarında savaşın yorgunluğunu, hapishanelerin soğuğunu, dostluğun ve ihaneti, insanın kendisiyle kavgasını dile getirdi. Ne tam anlamıyla muhalif bir ikon ne de sistemin kabul ettiği bir sanatçı oldu; tam da bu arada kalmışlık, onu milyonlar için benzersiz kıldı. Bugün 88. yaş gününde Vıstotski /25 Ocak 1938- 25 Temmuz 1980), plaklardan, eski kasetlerden ve hâlâ ezbere söylenen dizelerden çıkıp yeniden hatırlanıyor.

Bu vesileyle TürkRus.Com'da daha önce yayınladığımız bir yazıyı yeniden sizlerle paylaşıyoruz. Vıstotski'nin anısı önünde saygıyla eğilerek:

 

SUAT TAŞPINAR yazdı: 

 

Eğer şarkılarını İngilizce söylüyor olsa, bugün Türkiye'de belli çevrelerde bir Bob Dylan ya da Tom Waits'le kıyaslanabilirdi. Ama "demir perde"nin arkasında söylediği için pek azımız, tesadüfen öğrendi onu. Ama müziğine dokunan iflah olmadı. Ölümünden 24 yıl sonra, şarkıları daha dün çıkmış gibi hala taptaze olan Vladimir Vıstotski'yi, "Rusya yıllarının güzel bir armağanı" olarak sizinle paylaşmak istedim:

Yıllar yıllar önceydi... Moskova'ya ilk ayak bastığım günlerdeydi. Yoldan çevirdiğim eski bir Lada'ya taksi niyetine bindim. Orta yaşını devirmiş, düzgün görünümlü şoför radyo dinliyordu. Şarkı değişince uzanıp sesi biraz daha açtı. Karlı bir Moskova akşamında sarı sokak lambalarının ışığıyla bir parça aydınlanan emektar arabanın şaşırtıcı derecede iyi olan teybinden önce bir kaç ritmik gitar melodisi, sonra "tuhaf", boğuk bir ses çıkmaya başladı. Bir adam marş mı, şarkı mı, şiir mi olduğunu anlayamadığım bir üslupla, gırtlağına basılmış gibi bağırıyordu. Acelesi varmış da bir an evvel ne söyleyecekse söyleyip gitmek ister gibi. Sanki birisi arkasından koşturuyormuş gibi. 

Pek "keyif verici" bir ses değildi. "Huzur verici" olmadığı kesindi. İnsanın ince duygularına dokunan bir hali yoktu. Hırıltı gibi bir sesti doğrusu. Şoföre "Kanalı değiştirir misin?" diyebileceğim, neredeyse rahatsızlık veren bir sesti. Hiç bir şey söylemedim; çünkü direksiyonda şarkıya usulca tempo tutan şoför için çok şey ifade ettiğini anladım. Söylediklerinden, yakalayabildiğim bir kaç basit kelime dışında hiçbir şey anlamıyordum. Karşılıksız bir aşktan da söz ediyor olabilirdi, siyasi hiciv de yapıyor olabilirdi, Rus halk kahramanlıklarını da anlatabilirdi, sevgilisinin gözlerinin içine bakarak coşkuyla bağırıyor olabilirdi. 

Anlayabildiğim tek şey, şarkıcının da şarkının da "sıradan" olmadığıydı. Ki bir süre sonra kulağım alıştı. Anlamadığım bu şarkıda isyanın da, hicvin de, yürekten kopup gelen "ağır" duyguların da harmanlandığını hisseder oldum.

Sessizce karların üzerinde yol alırken, sırf muhabbet olsun diye, "Kim söylüyor?" diye sordum. Şoför "Vısotski" dedi. Ve ben hayatımda ilk defa bu ismi duymuş oldum.

Sonra sık sık duyar oldum bu sesi. Kimdir, nedir öğrenme hepsi uyandı içimde. Tanıdıklarıma sordum.  "Vladimir Vısotksi bu memleketin vicdanı diyebileceğimiz ozanlardandı" diyorlardı. "Narkomandı, genç yaşta bile bile kendini öldürdü" diyorlardı. "Onun şarkılarını bir yabancı anlayamaz, çevirisi de havada kalır" diyorlardı.

"Sovyet devrinin muhalefeti satırlarında gizli, isyankar bir sesti" diyorlardı. "On yıllar da geçse onun şarkıları hep günceldir, hep bizi, tuhaf düzenimizi anlatır, bu topluma ayna tutar" diyorlardı. 

25 Ocak 1938'de doğmuştu Vıstotski. 25 Temmuz 1980'de, henüz 42 yaşında uyuşturucudan öldüğünde Moskova Olimpiyatları'nın en coşkulu günleriydi. Rejim, bu coşkuya gölge düşürür, gündemi değiştirir diye bir kaç ün gizlemeye çalışmıştı ölümünü. Ama haber alan on binler, stadyumları boşaltıp akın akın cenazesine koşmuşlardı. O devirde eşine nadir rastlanan bir sevgi seliyle uğurlanmıştı dostlarının deyişiyle "Valodi"...

Onun şarkılarına "bard" diyorlardı. Yani "ozan"dı. Kendi şiirlerine, sadece kendi gitarıyla eşlik ederek şarkılarını söylerdi. Başkasıyla kıyaslanamaz bir stili vardı. Memleketin sosyal ve siyasi dertlerini genellikle hicve batırılmış bir "sokak jargonu" ile söylüyordu. İşte bu hali, Sovyet sisteminin "mesafe" koymasına neden olmuştu. Devlet TV'lerine çıkarılmıyordu. Halbuki Brejnev'in bile gizli gizli onu dinlediği anlatılıyordu. 

 Daha çocukluğunda "ışık saçan" biriydi. Üç yaşındayken, tıraş olan babasına dönüp, "Bakın hele kim duruyoruz karşımızda: Bizim keçi kendi sakalını tıraş ediyor!" diye hicvettiği anlatılırdı. Evde "istenmeyen misafir" olunca, ince dokundurmalı şiirler, şarkılar uydurup, gitmelerine vesile oluyordu. Küçük yaşta gitar çalmaya başladı. İnşaat mühendisliği okumaya başlayıp bir sene sonra bıraktı,  tiyatroya merak saldı. 1958'de tiyatroda ilk rolünü kaptı. O sırada zaten "underground" mekanlarda "tuhaf" şarkılarını çalıp söylemeye başlamıştı. Tiyatro hayatının ilk yılları "disiplinsizlik" şikayetlerinden kovulmakla geçti. Asi ruhu, alkole düşkün serseri hayatı başına iş açıyordu. 

Derken 1964'te yıllar içinde biriken 48 şarkısından kendi çabalarıyla yaptırdığı ilk kayıt, eş dost arasında dolaşmaya başladı. Ama kulaktan kulağa yayılıyor ve hayran kitlesi artıyordu. O yıllarda, kendisini tiyatro sanatçısı olarak da saygınlığa kavuşturacak olan eserlerle ünlü Taganka Tiyatrosu'nda sahneye çıkmaya başladı. Bazı oyunlarda elinde gitar kendi şarkılarını söylüyordu. Ayrıca beyaz perdeye de adım atmış, hem rolleri hem şarkılarıyla yükselişe geçmişti bile. 

Konserleriyle "kült" olma yolundaydı. Ama alkolle, uyuşturucuyla savaşında kaybetmeye başladığı, sık sık tedavi görmek zorunda kaldığı dönemlerdi bunlar. Yükseliş ve çöküş bir aradaydı... 1970'li yıllar Vısotski'nin inanılmaz bir doğurganlıkla pek çok hit şarkısını yaptığı, artık Sovyet müzik tekeli "Melodiya"nın da mecburen kaydettiği plaklarının yok sattığı, Fransa'dan ABD'ye kadar yurtdışına sık sık konserlere gittiği, New York'ta ünlü TV programı "60 Dakika"ya konuk olduğu,  hem içeride hem dışarıda konserlerinin "olay" olduğu, beyaz perdede ve sahnede unutulmaz rollere imza attığı, ama sağlığı ile ilgili gittikçe batağa saplandığı dönemlerdi... 

Devlet de bölünmüştü: Kimileri isyan ruhlu şiirleri ve hayatıyla Sovyet gençliğine kötü örnek olduğunu savunuyor, ama diğer yandan Brejnev şarkılarını keyifle dinliyor ve ona görünmeyen bir "koruma" sağlıyordu. Ama bu farklı tutumlar, onun sanatını "belli çizgileri aşmadan" istediği gibi yapmasını engellemiyordu. Sovyet sistemine bodoslama savaş açmışlığı yoktu elbette, ama her şeye rağmen "protest" bir ozandı. Ama bu kadar "yıldız" olmuşken, hayatı boyunca Sovyet TV'si onunla tek bir söyleşi bile yapmadı. Diğer yandan “şanslı azınlık”a tanınan bir hakkı kullanıp, Almanya’dan getirdiği Mercedes otomobiliyle Moskova caddelerinde hız yapabiliyordu Vısotskı, kimse hesap sormuyordu. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder