Dünyanın bütün robotları
birleşin!
M.
Hakkı Yazıcı
Ofise kan ter içinde gelen İrina, “Sabah, ondan
fazla adam gözlerini benden alamadı!” dedi neşeli bir kahkaha eşliğinde.
Yuliya, “Hadi ya! Ne oldu?”
Bu kadar adamın
dikkatini çeken bir şey olmalıydı mutlaka. Görmek için kafamı kaldırdım. Bugün
seksi mini eteğini, derin dekolteli bluzunu, yüksek topuklu ayakkabılarını
giymemişti. Son derece sade giyinmişti.
O zaman neydi?
“Arabamı park ettim!”
diye cevap verdi İrina.
Serkan, hemen aklına
gelen bir zihni sinir projesini benimle paylaşıyor:
“Abi, müşterilerinin
arabalarını araç sahipleri veya görevliler yerine robotların park ettiği bir
özel otopark projesi çok kazançlı bir iş olmaz mı?”
***
İrina, yine kedisi
Barsık’ı getirmişti.
Barsık’ı ofiste bir sürpriz
bekliyordu.
Ofis temizliği
sorunundan illallah diyen İgor, bir temizlik robotu, “robot-uborşik” almıştı,
Sessiz, sedasız, kendi halinde çalışıyordu.
İgor, “Bu, hiç olmazsa bizim temizlikçi kadın
gibi ikide bir zam talep etmeyecek, hastalık bahanesiyle işten kaytarmayacak,”
dedi.
“Buna bir isim koysak.”
“İsmi yaptığı işten, kendinden mülhem ‘Robot-Uborşik’,
işte,” dedi İgor.
Ofisimize yeni bir çalışan daha eklenmişti.
Robotun temizlikçi kadın yerine yerleri
temizleyeceğini öğrenince kızlar, “Çay, kahve servisini kim yapacak?” diye
mızmızlandılar.
Barsık, onu ilk gördüğünde çok şaşırmıştı. Ne
olduğunu anlamaya çalışmıştı.
“Robot-Uborşik”, odaların içinde, koridorda
dolaşıyor, sensörleriyle bir engeli farkedince yönünü değiştiriyordu.
Biraz önce “Robot-Uborşik”ten ürken Barsık,
onun kendisinden korktuğunu sanıp, eğlenmek için kovalayıp, oynaşmaya, önüne
atlayıp yönünü değiştirtmeye başladı.
Zavallı “Robot-Uborşik”, fır fır dönmeye
başladı.
İgor, kızıp, “Bu işin de şeyi çıktı,” dedi.
Robotu durdurup, bir kenara koydu.
Barsık, onun yanına yatıp, robotun yeniden
hareketlenmesini beklemeye başladı. Ama boşuna.
Serkan, “En iyisi yerleri İrina’ya
temizletelim,” dedi.
***
Ofiste vukuat eksik olmuyor. Biri biterken
başka bir olay başımıza geliyor.
Serkan, yine vahim bir hata yapmıştı.
“Ya oğlum, bu fiyatlandırmayı nasıl yaptın? Ne
diyeceğiz şimdi müşterilere? Kusura bakmayın bizim ofiste bir zeka özürlü var,
yanlış hesap yapmış, falan mı?”
Ses çıkarmadan odadan çıktı.
Çok kızmıştım.
“Adamın algoritması bozuk,” diyor İgor.
Serkan ortalıklarda yok, arazi…
İrina ile Yuliya kapı aralığında
kıkırdaşıyorlar. İntikam zamanı gelmişti.
“Evet, ne yazık ki arkadaşımızın algoritması
bozuk. Yerine bir robot oturtabilsek...”
“İyi de robotlara yazık, bizim işler de az
karışık değil.”
Benim vicdanım elvermiyor, İgor’a “Çocuğa fazla
yüklendik herhalde, ben gidip hem gönlünü alacağım, hem de hatalarını
anlatacağım,” diyorum.
İgor da beyhude bir iş yaptığımı düşünerek bana
kızıyor.
“Sen de mi aptalsın, yoksa?” diye çıkışıyor.
Ofiste gerginlik diz boyu.
İgor, fazla ileri gittiğinin farkına varıyor.
Ortalığı yumuşatmak için bir hikaye anlatıyor.
“Bak sana bir anektod anlatayım:
Bir aptal yolda yürürken karşıdan gelen 7 bilge
adama rastlamış.
Aptal önlerine geçip onlara sormuş:
Sizler hepiniz çok akıllı adamlarsınız, öyle
değil mi? Öyleyse söyleyin bana, hayatın anlamı nedir?
Bilge adamlardan biri durup açıklamaya
başlamış.
Arkalarında 2 aptalı bırakan 6 bilge adam
yoluna devam etmiş.”
İgor’a “Hayatın anlamı nedir?” diye soracağım,
ama bir türlü cesaret edemiyorum.
***
Yuliya, konuyu deşip, bizi yine kışkırtmaya
niyetli:
“Yerine bir robot alsak bizim Serkan ne yapar?”
İçeri giren Serkan konuşmanın yarısını duymuş,
biraz bozulmuş bir halde, “Biliyor musunuz, Tesla fabrikasında bir robot
mühendise saldırmış,” diyor. “İşin daha ileriye gitmesi ancak sistemin ‘acil’
düğmesiyle kapatılmasıyla durdurulabilmiş,”
Aslında gayretli bir çocuk Serkan, ama
mesleğini tam olarak öğrenebilmesi için önünde hala tırmanması gereken kocaman
bir Everest Dağı var.
Şimdilerde bilen bilmeyen herkes yeni
teknolojilerden, robotlardan, yapay zekadan bahsediyor ya, gelecek teorileri
havada uçuşuyor.
Ben de kendimi alamadan, bilir bilmez
konuşuyor, yazıyorum. Yanlış şeyler ise kusuruma bakmayın. Çok kimse bu tuzağa
düşüyor.
Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre,
2025-2030 arasında 92 milyon meslek yok olurken, 170 milyon yeni iş alanı
ortaya çıkacakmış. Yapay zeka, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm, çobanlıktan banka
gişe görevliliğine kadar pek çok geleneksel mesleği tehdit ediyormuş.
Gelişen teknolojilerle pek çok meslek sahibi
insan işsiz kalacak deniyor.
Serkan, “İşler iyice kötüleşip ofisi kapatsaydık
Robot-Uborşik’i kim alacaktı?” diye soruyor.
Bir korku da insanlığın robotların hakimiyetine
gireceği.
Serkan, “Bu İgor için de geçerli mi?” diye başka
bir soru soruyor.
Yeni nesilden ve hatta bir önceki nesilden
insanların elektronik hesap makineleri çıktığından beri kerrat cetvelini
unutmuş olmaları bir gerçek.
Belki de insanlık için robotların geleceğimizi
belirlemesi tehlikesinin ötesinde yeni sürprizlerle karşılaşabiliriz. İnsan
evladının beyin fonksiyonlarının, düşünme yetilerinin gelişmesi gibi başka bir
türden canlılar aynı süreci yaşayarak, evrimleşip insanlar kadar zeki
varlıklara dönüşebilirler.
Olur mu, olur. Saçma bir tez diye
geçiştirmeyin.
Serkan, “Barsık’la bizim İrina rol
değiştirebilirler mi mesela?” diye araya girip zihnimi yine dağıtıyor.
***
Robotların insanların yerini alacağı söyleniyor
ya. E, peki robotların ürettiği ürünleri kimler alacak?
Serkan, Yuliya’ya “Biliyor musun, robotların
son moda giysilere, takılara, pahalı kozmetik ürünlerine, estetik
operasyonlarına ihtiyacı olmayacakmış,” diyor.
Gerçekten kapitalizmin en büyük sorunu talep. Üretilen
malların satılabilmesi. Bu yüzden de sık sık iktisadi krizlerle karşılaşılıyor.
Daha fazla üretim, daha fazla satış, daha fazla
kar. Çılgınca ve kontrolsuz.
Peki, krizler kapitalizmin en belalı sorunu mu?
Evet! Sadece sorunu değil, sonunun da
işaretleri aynı zamanda.
Krizler, kapitalizmin bir parçası, birçok
düşünür ve ekonomist (özellikle Marksistler) krizlerin kapitalizmin içsel
yapısından kaynaklandığını iddia eder. Çünkü sermaye getirisi, aşırı
üretim, kârın düşmesi gibi değişken, sistemsel olgular, döngüsel olarak
duraklamalar ve aralıklarla devam eder.
Kapitalizm, sürekli büyüme, rekabet ve kar
güdüsü üzerine kurulu olduğu için, bu dinamiklerin sisteminin yeterliliğinin
sağlanmasında istikrarsızlıklar oluşur ve krizler bu sistemin bir "kader”i
olarak görülür.
***
Gelişmelerin takibi bile çok zor bir şey oluyor
artık dünyamızda.
Daha dün bitmeden, yarın biz daha tam anlayamadan
başlamış oluyor.
“Çin’de yüz tanıma işleri iyice ilerlemiş,”
diyor İgor.
“İlginç ve şaşılacak bir şey. Nasıl
beceriyorlar? Biz hep Çinlilerin birbirlerine çok banzediklerini düşünürüz ya.”
“Öyle. Fıkrası bile var: Tanrı bütün insanları
farklı yaratmış, ama Çin'e geldiğinde yorulmuş, herhalde, diye.”
“Adamlar, devlet dairelerinde yapılan pek çok
işi yapay zekaya yaptırmaya başlamışlar.”
“Ne güzel devlet dairelerine doldurulmuş bir
yığın aptaldan kurtulurlar.”
***
Şu andaki bilgilerimize göre, iki yüz bin
yıllık İnsanlık tarihinin başlangıcı üretimden önce, “armut piş, ağzıma düş”
dönemiyle başlamış.
Avcılık, toplayıcılık döneminin bir evresinde insanlar
alet yapmayı, toprağı işlemeyi öğreniyorlar.
Sonra teknoloji bazen yavaş, bazen hızla
ilerliyor.
Kapitalizm işine geldiğinde, karın ucunu
gördüğünde üretici güçleri geliştiriyor.
Dünyada sorun üst yapının, alt yapıya aynı
hızla ayak uyduramamasında.
Yaşam biçimleri, yasalar, gelenekler…
Hepsi arkadan geliyor. Mehter takımı gibi…
Ve hatta ne yazık ki hala ortaçağ karanlığında
yaşayanlar var.
Şu anda insanlığın yaşadığı sorunların altında
büyük oranda bu var.
Cem Yılmaz’ın dediği gibi: Eğitim şart.
Tuhaf bir dünyada yaşıyoruz.
Bugünün dünyasında hayat da, aynı bir sirkteki
gibi - sadece bir kaç kubbenin altında dönüyor, diğer herkes sadece izliyor.
Geleceğin dünyasında üretim ilişkileri
değişecek. Başka bir dünyaya gözümüzü açacağız. Bildiğimiz klasik sınıflar da ortadan
kalkacak. Ancak farklılıklar kuşkusuz devam edecek. Fiziksel, zihinsel
farklılıklar mutlaka olacak.Yetenekli insanlarla yeteneksizlerin aynı olması
mümkün değil.
Umudumuz haksızlıkların, baskının, sömürünün
olmaması. Barışın, kardeşliğin, dayanışmanın egemen olması.
Romancı H. G. Wells, siyasi görüşlerini
açıklarken şöyle yazmış: "Marks işçi sınıfının kurtuluşundan yanaydı, ben
de onun yok edilmesinden yanayım."
***
Serkan’la bir şirket ziyareti için Merkez’de
buluşmaya karar verdik.
Balşoy Tiyatrosu’nun karşısında Marks’ın bir
heykeli var. Oraya yakın bir yerde onu bekliyorum.
Anıtta Manifesto kaynaklı ünlü slogan var.
Aynı zamanda SSCB tarafından devletin resmî sloganı olarak da
kullanılan bir Rusça slogan:
“Пролетарии всех стран, соединяйтесь!. -Bütün
ülkelerin proleterleri, birleşin!”
Gülümsüyorum.
Bir zaman sonra “Dünyanın bütün robotları
birleşin!” mi denilecek?
Eğer SSCB varlığını
sürdürmüş olsaydı 2026 yılına kadar komünizm kurulmuş olur muydu?
Bunu İgor’a sormak lazım.
Aklıma İgor’dan
duyduğum 1979 yapımı bir Sovyet Filminden, "Elektroniklerin
Maceraları" ( Приключения Электроника) filminden bir şarkı geliyor. Urri'nin Şarkısı.
“Endişeler unutuldu,
Koşuşturma durdu.
Robotlar çalışıyor,
İnsan değil.
Ne büyük ilerleme!
Fiziksel emek ortadan kalktı,
Ve hatta zihinsel emek bile.
…
Şimdi dünyayı dolaşın, şarkı söyleyerek ya da söylemeden.
Kaygılar unutuldu, koşuşturma durdu,
Robotlar çok çalışıyor,
insanlar mutlu.”
Serkan’ı beklerken Marks sanki beni duyarmış
gibi mırıldanıyor, konuşuyorum.
Yukarıya bakıp,
“Robotlar giderek daha da gelişmiş hale geliyor, hiç bu kadarını tahmin etmiş
miydin?” diyorum.
“Bu da, insanların
emekten tamamen kurtulabileceği zamanın yaklaştığı anlamına geliyor” cevabını
bekliyorum.
Ses yok!
Yorumlarda sürekli
olarak bunun komünizmin kurulması için gerekli bir ön koşul olduğu görüşüyle
karşılaşılıyor.
Genellikle hemen ardından Marks'a atıfta bulunuluyor. O da böyle
düşünüyordu, diye.
Peki, zaten buharın egemen olduğu, ama elektriğin henüz olmadığı bir çağda
başka nasıl böyle düşünebilirdi ki?
O, bir bilim insanıydı ve yaşadığı dönemin analizini yapmıştı.
Tabii ki, makinelerin yakında tüm ağır bedensel işleri devralıp
proletaryanın yerini alacağını bekliyordu.
“Bundan sonra robotların kaybedecek hiçbir şeyi kalmayacak, sadece
zincirleri kalacak. İnsan toplumunda devrimci duygular yok olacak,” diyecek
hali yoktu.
Marks'ın böyle bir şey söylemediği veya düşünmediği anlamını mı çıkarmak
gerekiyor?
Mesele, onun modern takipçilerinin emeği, insanın kurtarılması gereken bir
tür kötülük olarak garip bir şekilde anlamalarıdır.
İşgücünü satarak yaşamını sürdüren insanlar ne yapacak?
Akla hemen birçok seçenek geliyor, ancak bunların yakın gelecekte sosyal
olarak kabul görmesi şüpheli.
Peki, o kişiye ne kalıyor?
Yaratıcı işler mi, yönetim mi?
Ama diyelim ki yapay zeka, bir süper bilgisayar kontrolü ele geçirdi ve
geriye sadece yaratıcı işler kaldı, o da sadece robotların bu tür şeyleri
yapması yasal olarak yasaklandığı için...
O zaman şu soru ortaya çıkıyor: Şu anda herhangi birinin yaratıcı işlerle
uğraşmasını engelleyen şey nedir?
Karışık, ama tartışılan meseleler.
***
Tam o sırada yanımdan hızla bisikletli bir kız
geçti.
Kaldırımlarda vızır vızır yanımızdan geçen
motorlu kuryelere artık alıştığımız için sürekli dikkatli olmak zorundayız.
Sorun olmadı.
Amerikalı aktör Morgan Freeman, “Kapitalizm bisikleti sevmez. Çünkü bisiklet sürmek
ekonomi için kötüdür.Bisiklet süren insan otomobil almaz, akaryakıt almaz,
kasko yaptırmaz, motorlu taşıt vergisi ödemez, arabayı servise götürmez, yedek
parça satın almaz ve işin kötü tarafı sağlıklı olur. Sağlıklı insan doktora
gitmez, ilaç almaz,” demiş.
Bir baktım buluşacağımız yerin karşısında,
caddenin öbür tarafından Serkan bana el sallayıp karşıya nasıl geçebileceğini
işaret diliyle soruyor.
Ah be Serkan!
Alt geçidin olduğu tarafı işaret ediyorum. Biraz
ötede de trafik ışıkları var.
Ancak korkunç bir araba yoğunluğu var.
Alt geçitler, trafik ışıklarının olduğu
yerlerdeki yaya geçitleri olmasa karşıdan karşıya geçmek imkansız.
Aynı fıkradaki gibi. Hani adamın biri işlek bir
caddenin karşısında gördüğü bir başka yayaya bağırarak sormuş.
“Karşı tarafa nasıl geçebilirim?”
“Bilmem, ben bu tarafta doğdum.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder