Moskova

Moskova

30 Ocak 2013 Çarşamba

Avoska























Avoska (авоська) Rusya’ya özgü simgelerden biri.

Resmine baktığınız zaman “yahu, bu bizim bildiğimiz pazar filesi” diyeceksiniz.

Sözcüğün anlamı derin; “belki” torbası ya da “o gün ne kısmet olursa” filesi diyebiliriz. Bir bakıma kelebek ya da balık avlanan bir ağ gibi.

Eskiden Rus dilinde bu fileye syetka ( сетка) denirdi. Sovyetler Birliği döneminde günlük halk ağzındaysa avoska sözcüğü daha yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

"Avoska" sözcüğü Rusça avos (авось) sözcüğünden türetilmiştir. Umudu içeren, “bir ihtimal”, “belki” anlamında kullanılır. 



Avos, Rusların ulusal karakterini ve yaşam felsefesini ifade eden bir sözcüktür.  Özünde iyimserlik ve hayata umutla bakmak vardır. Bir şeyler kötü gidiyorsa, iyi olması için hiçbir sebep yoksa bile ya bir mucize ya da başka bir nedenle iyi şeyler olacak ve şans dönecek diye umulur. Kötü bir şeyler olacaksa bile yapacak bir şey yoktur, bunu kabullenmek gerekir. Bu, bizim kültürümüzde de olan, çok yabancı olmadığımız bir yaşam felsefesidir. Yani kadere inanmak,  “İnşallah”, “Allah yardımcı olur” demek gibi bir şey.

Sovyetler Birliği’nde özellikle 1930’lu yıllarda, tüketim malları kıtlığı yaşandığı zamanlarda, en temel ihtiyaç maddelerini bile dükkanlarda, mağazalarda bulmak adeta bir şanstı. İnsanlar, her sabah pazar filelerini, avoskalarını katlayıp ceplerine, çantalarına koyup, o gün bir ihtimal yolları üzerinde bir şeyler bulabilmek ümidiyle sokağa çıkar olmuşlardı. Artık o gün ne kısmet olursa; belki bir somun ekmek, bir şişe süt, portakal, votka, ne bulabilirlerse…

Avoska sözcüğünün nereden kaynaklandığıyla ilgili pek çok görüş var.Yaygın olanı monologlarıyla ünlü Sovyet komedyeni Arkadi Raikin tarafından türetildiği. Raikin’in,1935’lerde yarattığı elinde pazar filesi olan bir karakterden kaynaklandığı söylenir.

İyi aile reisi komşularının kıskanç bakışları arasında evine dolu bir fileyle, avoskasıyla dönebilendir.

"А это авоська. Авось-ка я что-нибудь в ней принесу"(İşte file, avoska. Belki şimdi içinde bir şeyler getireceğim.)

Rusya’da  bugün “avos”, “avoska” sözcükleri eskisi kadar kaderle bağlantılı değilse de kullanılmakta; ama biraz daha gerçekçi bir ağızla, daha çok  mizahi yanıyla...

Şimdilerde artık Türkiye’de olduğu gibi pazar fileleri Rusya’da da kullanılmıyor; yerini naylon torbalar aldı.  Kuşkusuz naylon torbalar gibi sağlam ve kullanışlı değiller, ancak ne var ki zaman değişiyor, bazı şeyler nostalji olarak kalıyor.

İşte yerini naylon torbalara kaptıran emektar avoskanın macerasını anlatan bir video. Keyifle izleyin:



27 Ocak 2013 Pazar

Kahraman bir halka hayranlık ve saygıyla



Şu günler  Petersburg halkı için iki önemli olayın hatırlandığı tarihi günler.

İlki Kanlı Pazar (Кровавое воскресенье). 22 Ocak 1905'te Petersburg'da işçilerin Çar II. Nikolay'a bir dilekçe sunmak üzere Kışlık Saray'a doğru sakin ve barışçıl bir yürüyüşe geçtikleri sırada çarın askerleri tarafından bu barışçı yürüyüşe katılan silahsız yaklaşık 100.000 işçiye toplu tüfekli acımasızca açılan ateş sonucu 1000'den fazla ölü, 2000'den fazla yaralı ile sonuçlanan tarihi olay.

İkincisiyse 872 günlük Alman kuşatması’nın 27 Ocak 1944 tarihinde kırılmasıdır.

Şehrin şimdiki adı Saint Petersburg’dur, ancak kahramanca savunulduğu dönemde  adı Leningrad’dır.

Leningrad Kuşatması, II. Dünya Savaşı'nın Doğu Cephesi'nde yer alan bir şehir muhasarasıdır. Leningrad kenti, Mihver Devletler'e bağlı kuvvetlerce 8 Eylül 1941 tarihinde son kara bağlantısı da kesilerek kuşatılmıştır.

Her ne kadar Sovyet kuvvetleri kente 18 Ocak 1943 tarihinde dar bir kara koridoru açmayı başardıysa da Alman kuşatması, 27 Ocak 1944 tarihine kadar 872 gün sürmüştür. Leningrad kuşatması, modern tarihin en uzun süreli ve en yıkıcı kent kuşatmalarından biridir ve en ağır kayıplarla sonuçlanmış üçüncü kuşatmasıdır. II. Dünya Savaşı'nın diğer en kanlı kuşatmaları, Stalingrad Muharebesi ve Berlin Muharebesi'dir.

Leningrad'ın düşürülmesi, Hitler'in kapalı adı Barbarossa Harekâtı olan Sovyetler Birliği'ni istila etme planının başlangıç bölümündeki üç stratejik hedeften biriydi. Hitler'in stratejisinin hareket noktası, Rusya'nın eski, Ekim Devrimi'nin sembolik başkenti olarak politik önemi, Sovyet Baltık Filosu ana üssü olarak askeri önemi ve birçok silah fabrikası dolayısıyla endüstriyel önemidir.
Hitler, Leningrad'ın düşürüleceği konusunda öylesine kendinden emindi ki, kentin lüks oteli Hotel Astoria'da zafer onuruna verilecek davetle ilgili davetiyeler dahi önceden bastırıldı. Hitler'in planı kenti almakta başarısız olduysa da, iki buçuk yıl süren kuşatma, bugüne kadar modern bir kentte yaşanan en büyük yıkım ve en büyük can kaybına yol açmıştır.
Kuşatma, Barbarossa Harekâtı'nın bir bölümü olarak 22 Haziran 1941 tarihinde, Alman Kuzey Ordular Grubu ile Fin Ordusu desteğinde başlatılmıştı. Kentin kuşatılmasını, Karelia'da Fin taarruzu ve kentin güney banliyölerine Alman taarruzları izledi. Taarruzlar durduğunda 4. Panzer Grubu, Moskova taarruzu için bölgeden alındı ve buradaki kuvvetler, bir kuşatma Harekâtı için hazırlıklara giriştiler. General Jukov tarafından bu değişiklik göz ardı edildi ve beklenen Alman taarruzunu karşılayabilmek için hazırlıklar yapılmaya başlandı.
Hitler, 6 Ağustos 1941 tarihinde emrini tekrarladı, "Önce Leningrad, sonra Donets Havzası, daha sonra Moskova".  Kuşatmanın başladığı 1941 yılının Ağustos ayından sona erdiği 1944 yılının Ocak ayına kadar Alman birlikleri yer yer kentin dış mahallelerine kadar ilerlediler. Leningrad Harekâtları, OKH'yi Doğu Cephesi'nin tüm kuzey kesiminde en fazla ilgilenilen harekâtdı. Ağustos 1941 itibariyle Leningrad'ın ülkenin diğer bölgeleriyle olan tüm demiryolu bağlantısı kesildi ve kent, kuzeyde Fin Ordusu, güneyden Alman birlikleri tarafından kuşatıldı.
Amerikan Lend-Lease antlaşması çerçevesinde gıda ve malzeme temini, 1941 yılının son çeyreğinde başlamıştır. Arktik konvoylar 1942 ve 1943 yıllarında bu ikmali artırdılar. Kentte kalan sivil halkın ve kenti savunan birliklerin gereksinimi ağırlıkla bu yolla sağlandı. Kış aylarında donan ve nakliye araçları için uygun bir geçiş sağlayan Ladoga Gölü, üç kış boyunca kentin ihtiyacının bir kısmını karşıladı. Bu yol, Leningrad'lılar arasında "Yaşam yolu" olarak tanımlanmıştı.
Alman kuvvetleri, Leningrad'ı Alman için 1942 yılının Ağustos ayında yeniden girişimde bulundular. Operasyonun kapalı adı Almanca "Operation Nordlicht" (Kutup ışıkları) olarak belirlenmişti. Fakat Kızıl Ordu'nun Sinyavin Harekâtı, bu Harekâtı boşa çıkardı ve iptal edilmesine neden oldu.  Bu sırada 17 Mayıs 1942 tarihinde, Fin, Alman ve İtalyan gemilerinden oluşan K Deniz Müfrezesi Ladoga Gölü'ne açılmıştır. Göl yüzeyinin güney bölümünde Leningrad ikmal hattı bu gemilerin devriye turlarıyla önlenmeye çalışıldı ve bir mavna batırıldı. Hava ve topçu bombardımanı, 1941 yılının Ağustos ayından itibaren sürdürülmüştür.
Hitler'in emriyle, kent savunması dışında kalan belirli tarihi önemdeki binalar, yağmalandı ve sonrasında imha edildi. Birçok sanat yapıtı, Nazi Almanyası'na taşındı. Leningrad'da pek çok tesis, fabrikalar, okullar, hastaneler, ulaşım tesisleri, üç havaalanı, demiryolu hatları ve diğer altyapı sistemleri, 872 gün süren kuşatma sırasında, hava akınları ve uzun menzilli topları bombardımanıyla imha edilmiştir.
Ostheer'in (Wehrmacht Doğu Orduları) kuşatma çemberi, 17 Ocak 1943 tarihindeki İskra Harekâtı ile yarıldı, Ladoga Gölü kıyısından dar bir koridor kenti dış dünyaya bağladı. Kuşatma, sonunda Mareşal Jukov'un 27 Ocak 1944 tarihinde Leningrad-Novgorod Stratejik Taarruz Harekâtı'nın bir bölümü tarafından kaldırıldı.

Alman planları
Mareşal von Leeb komutasındaki Kuzey Ordular Grubu'nun ilk hedefi Leningrad'dı. Von Leeb'in planı, ilerleyip kenti kuşatmaktı. Fakat sert Sovyet direnci nedeniyle Hitler, Kuzey Ordular Grubu'nun zırhlı parçası olan 4. Panzer Grubu'nu başka yöne kaydırdı. Bu durumda von Leeb, Ladoga Gölü'ne ulaştığında kenti kuşatmakta zorlanmıştır ve Mareşal Mannerheim komutasındaki Fin kuvvetlerinin Leningrad'ın doğusundaki Svir Nehri'ne ulaşmasını beklemek gerekmiştir.
Alman kuvvetleri Leningrad'ın güney kesimindeki bölgeleri işgal ederken Fin kuvvetleri, kentin kuzey kesiminde mevzilendi. Fin ve Alman kuvvetleri kenti kuşatarak dışarıyla olan bağlantısını kesmeyi amaçlamışlardı. Böylece kentin dışından muhasarası sürdürerek, kente gıda ve her türlü ihtiyaç maddesinin girişini engelleyeceklerdi.

Leningrad bölgesindeki tahkimat
Leningrad şehir yönetimi Temsilciler Konseyi, 27 Haziran 1941'de sivil halktan "ilk tepki grupları" düzenledi. İzleyen günlerde kentteki tüm sivil nüfus tehlikeden haberdar edilmişti ve bir milyonun üzerinde kentli, savunma tertibatı inşaasında çalışmak üzere seferber edildi. Bir sivil direniş hareketi olarak, kent çevresinde kuzeyden ve güneyden düşman kuvvetlerinin yaklaşmasını önlemek üzere birkaç hat halinde savunma düzeni inşa edildi.
İstihkamın bir bölümü Luga Nehri ağzından nehir boyunca uzanmaktadır. Bir diğer savunma hattı, 1930'lu yıllardan beri var olan Karelian Tahkimatıydı. Leningrad'ın kuzey banliyölerinin hemen dışından geçen bu hat, Fin kuvvetlerinin taarruzlarını önlemek üzere yeniden canlandırıldı. Büyük ölçüde siviller tarafından yapılan tüm tahkimat, 190 km. kereste barikatlardan, 635 km. dikenli tel engellerinden, 700 km. tank hendeklerinden, 5 bin beton takviyeli toprak ve kereste top mevzii ve oldukça uzun mesafe kat eden boy siperlerinden oluşmaktaydı. Hatta, Avrora kruvazörünün topları dahi sökülerek Leningrad'ın güney istihkamlarına taşındı.

Kentin kuşatılması
Doğu Prusya'yı hızla geçen 4. Panzer Ordusu, Pskov üzerinden Luga ve Novgorod'a ulaştı. Bu bölge, Leningrad'ın operatif menzili içindedir. Fakat kentin güneyinde inatçı bir direnişle durduruldu. Kısa süre sonra geriden gelen 350 bin kişilik kuvvetlerle birlikte Alman 18. Ordu'sunun baskısıyla Sovyet Kuzeybatı Cephesi kuvvetleri Leningrad yönünde geri çekildiler. Ostov ve Pskov'u 10 Temmuz'da alan 18. Ordu, Narva ve Kingisepp'e ulaştı ve Luga hattından Leningrad yönünde ilerlemesine devam etti. Sonuçta Leningrad, Finlandiya Körfezi ile Ladoga Gölü arasında kuşatılmış oldu. Fin ordusunun, Ladoga'nın doğu kıyıları boyunca güney yönünde ilerlemesi önceden bekleniyordu.

Savaş düzeni
Harekâta katılan birlikler,
Alman kuvvetleri,
  • 18. Ordu - General von Küchler
  • 16. Ordu - General Busch
  • 4. Panzer Grubu - General Hoepner
Fin kuvvetleri, Mareşal Mannerheim komutasındaki 1., 2. ve 4. Fin Kolorduları
Sovyet kuvvetleri,
  • General Popov komutasındaki Kuzey Cephesi'nin 7., 8., 14. ve 23. Orduları, Luga Operatif Grubu, Kingisepp Operatif Grubu
  • Bağımsız birlikler (3 piyade tümeni, 4 Muhafız milis tümeni, 3 müstahkem mevki birimi ve 1 piyade tugayı)
Leningrad savunmasına daha sonra katılan Sovyet birlikleri 14. Ordu ve 7. Ordudur. Bu ordular ilk evrede sırasıyla, Murmansk ve Ladoga Karelia savunmalarında bulunmuşlardı. 8. Ordu, başlangıçta Kuzeybatı Cephesi'ne bağlıydı ve Baltık'a geri çekildi,
Murmansk ile Leningrad bölgesindeki tüm olayları Cephe karargahının kontrol etmesi güçleştiğinde 23 Ağustos'ta Kuzey Cephesi, Leningrad Cephesi ve Karelian Cephesi olarak iki Cepheye ayrılmıştır.

Leningrad'ın kuşatılması
Hitler, 6 Ağustos'ta emrini tekrarladı, "Önce Leningrad, İkinci olarak Donets Havzası, üçüncü olarak Moskova." Finlandiya Körfezi ile İlmen Gölü bölgesinde Ağustos 1941 ile Ocak 1944 ayları arasında Alman Leningrad kuşatmasını ilgilendiren bir durum yoktu. Kuzey Atlantik konvoyları, kuzey yolunu izleyerek seferlerini sürdürdüler.
Fin istihbaratı Hitler'e önemli ölçüde yardımcı olmuştur. Fin istihbaratı, Sovyet askeri kodlarının bir kısmını kırmıştı ve onların düşün düzeyli iletişimini okuyabilmekteydiler. Hitler de sürekli olarak onlardan Leningrad'la ilgili istihbarat istemiştir. Fin silahlı kuvvetlerinin Barbarossa Harekâtı'ndaki rolü, Hitler'in 21 Sayılı Emir'iyle düzenlenmiştir. Buna göre "Tüm Fin Ordusu, Alman ordularının kuzey kanadı tarafından yapılacak ileri hareketle uyumlu olarak, batı yönünde ya da Ladoga Gölü'nün her iki yanından taarruz ederek, Rus kuvvetlerinin olabildiğince fazla bölümünü bağlamak görevi üstlenecektir." Alman kuvvetleri 30 Ağustos 1941'de Neva Nehri'ne ulaştıklarında, Leningrad'ın son demiryolu bağlantısı kesilmiş oldu. Kentin son kara bağlantısı 8 Eylül 1941 tarihinde, Alman kuvvetlerinin Orehovets'de Ladoga Gölü'ne ulaşmasıyla kesildi. Aynı tarihte kentin bombardımanı 178 yangına neden oldu. Aynı gün, Hitler adına General Alfred Jodl tarafından imzalanan bir emirde, kentin can ve mal güvenliği, özel mülkiyet haklarının korunması gibi koşullarla teslim olma taleplerinin kabul edilmeyeceği bildirildi.

Finlandiya ve Almanya
Fin kuvvetleri 1941 yılı Ağustos ayında Leningrad'ın kuzey banliyölerine 20 km. yaklaşmış, kenti kuzey yönünden tehdit altına almışlardı. Öte yandan Ladoga Gölü'nün doğusuna, Karelia'ya ilerleyerek kenti doğudan da tehdit eder duruma geldiler. Ancak Fin kuvvetleri Leningrad banliyölerinin birkaç kilometre dışında, Karelyan Kıstağı'ndaki eski Sovyetler Birliği - Finlandiya sınırında durduruldular. Fin kurmayı, Almanların Leningrad'a hava taarruzları yapılması yönündeki talebini geri çevirdi [ ve 7 Nisan'da ulaşmış oldukları, Leningrad'ın 160 km. kuzeydoğusundaki Svir Nehri'nden daha güneye ilerlemediler. Güneydoğuda Alman kuvvetleri 8 Kasım 1941'de Tikhin'i aldı. Ancak, Svir Nehri'ndeki Fin kuvvetleriyle temas sağlamak için kuzey yönünde ilerleme başarılı olmadığından kuşatma tamamlanamadı. Bir ay sonra 9 Aralık 1941'de Sovyet Volkhov Cephesi kuvvetlerinin bir karşı taarruzuyla, Alman kuvvetleri Tikhvin mevzilerini terk ederek Volkhov Nehri'ne çekildiler.
Leningrad harekâtı dolayısıyla Almanya, General Mannerheim'i Demir Haç'la ödüllendirdi. Alman Genel Kurmay Başkanı Jodl, General Mannerheim'e Helsinki'de düzenlenen ödül töreninde Hitler'in kişisel mektubuyla madalyayı getirdi. Mannerheim, daha sonra Hitler'le bir buluşmasında bu madalyayı takmış ve çekilen fotoğrafta bu madalyayla görünmüştür. General Jodl'un Helsinki'ye gelmekteki esas nedeni, Fin kuvvetlerinin ileri harekâta devam etmesi yönünde Mannerheim'i ikna etmekti. Finlandiya Başbakanı Ryti, 1941 yılında Fin Parlamentosu'nda yaptığı çeşitli konuşmalarda, bu savaşın amacının doğuda toprak kazanmak ve "Büyük Finlandiya"yı kurmak olduğunu ilan etmiştir. Ancak savaştan sonra, 24 Ağustos 1941 tarihinde Mareşal Mannerheim'i karargahında ziyaret ettiğini açıklamış ve şunları söylemiştir. "Almanlar, bizim eski sınırı geçip Leningrad yönünde taarruza devam etmemizi istediler. Ben, Leningrad'ı almanın bizim hedefimiz olmadığını ve bu işin içinde yer almamamız gerektiğini söyledim. Mannerheim ve Savunma Bakanı Walden, benimle aynı fikri kabul etti ve Alman tekliflerini red ettiler. Sonuç, çelişkili bir durum: Almanlar Leningrad'a kuzeyden ilerleyemedi." Daha sonra Fin mevzilerinden Leningrad'a yönelik sistematik bir topçu ateşi ya da hava bombardımanı olmadığı açıklanmıştır.
Yine de Fin ordusu mevzilerinin yakınlığı ve Fin taarruzu tehdidi, kent savunmasını güçleştirmiştir. Bir noktada, Cephe Komutanı General Popov, Alman ordularına karşı kullanmak için, ihtiyatlarını Fin ordusu karşısında kullanamadı. Çünkü bu ihtiyatlara, Karelyan Kıstağı'ndaki Sovyet 23. Ordusu'nun takviyesi için ihtiyaç vardı. Mareşal Mannerheim 31 Ağustos 1941'de, Fin ilerlemesi Finlandiya Körfezi ve Ladoga Gölü sahillerinde 1939 yılı sınırına ulaştığında taarruzların durdurulması emri vermiştir. Daha sonraki Fin taarruzları sadece Beloostrov ve Kirjasalo kesimindeki girintiyi daraltmak için sürdürüldü. Bu girinti, Finlandiya Körfezi sahillerindeki ve Vuoksi Nehri'nin güney kesimindeki Fin mevzilerini tehdit eder durumdaydı.
Eylül ayının ilk günlerinde Fin kuvvetlerinin ulaştığı hat, General Popov'a Kızıl Ordu üzerindeki baskıyı azaltmayı deneme fırsatı verdi, iki tümeni Eylül ayının 5'inde Alman mevzileri karşısına aktardı. Ancak aynı yılın Kasım ayında Fin kuvvetleri Leningrad yönünde Sestra Nehri'ni geçerek yeniden ileri harekete giriştiler. Fakat Leningrad kuzey banliyölerinden 20 - 25 km. ilerideki Sestroretsk ve Beloostrov yerleşimlerinde yeniden durakladılar. Bu ileri hareket hakkında Fin kaynaklarında herhangi bir bilgi olmadığı gibi, bu tarihlere ilişkin kayıp raporlarında olağan dışı bir kayıp kaydı bulunmamaktadır. Diğer yandan Sovyet kuvvetleri, Lempaala Gölü'nün bir kilometre ilerisindeki bir tepeyi 8 Kasım gecesi ele geçirdiler. Fakat Fin kuvvetleri, bu tepeyi ertesi sabah geri aldılar. Daha sonra, 1942 yazında Ladoga Gölü'nde görev yapan Fin filosu Fin, Alman ve İtalyan gemilerinden oluşturulmuş ve Fin komutasına verilmişti. Bu filoya verilen görev, gölde devriye gezmek ve gölün güney kesiminde Leningrad'ın deniz yolundan ikmalini engellemektir, bir bakıma kentin göl tarafından ablukaya alınmasıdır.

Savunma harekâtları
Başlangıçta Leningrad savunmasını Mareşal Kliment Voroşilov komutasındaki Leningrad Cephesi üstlenmiştir. Cephe, Finlandiya Körfezi ile Ladoga Gölü arasında konuşlanmış olan 23. Ordu ile Körfezin batı kesiminde bulunan 48. Ordu birliklerinden oluşmaktaydı.

Kuşatma
Velkhov Cephesi ile Eylül 1941 itibariyle temas kopmuştu ve savunma bölgesi dört ordu tarafından tutulmaya başlandı. Bu ordular, kuzey kesimde 23. Ordu, batı kesimde 42. Ordu, güneyde 55. Ordu ve doğuda 67. Ordudur.
Volkhov Cephesi'nin 8. Ordu'na, Sovyet Ladoga Filosu ile işbirliği halinde ikmal hattının işler tutulması sorumluluğu verilmiştir. Kentin hava savunması, 6. Hava Ordusu ve Baltık Filosu hava unsurlarınca sağlandı. Kentteki 1,4 milyon sivilin tahliye işlemlerini güven altına alabilmek için girişilen operasyonlar,
Leningrad karşı kuşatma harekâtlarının bir bölümünü oluşturmuştu ve bu operasyonlar General Andrey Jdanov, General Voroşilov ve Aleksey Kuznetsov'in komutasında sürdürüldü. Ek askeri harekâtlar, Baltık Filosu kuvvetleriyle koordineli olarak genel komutan General Vladimir Tribuz komutasında sürdürüldü. Kentte kuşatma altındaki sivillerin kurtarılmasına yönelik esas askeri katılımlar, V. Baranovski, S.V. Zemlyanichenko, P.A. Traynin, ve B.V. Khoroshikhin komutasındaki Ladoga Filotillası tarafından üstlenilmiştir.

Bombardıman
Alman kuvvetleri, kenti büyük ölçüde kuşatmışlardı ve Leningrad ve çevre yerleşimlerine ulaşan tüm ikmal hatları kesilmişti. Mihver kuvvetleri, Mareşal Jukov tarafından düzenlenmiş olan savunma karşısında taarruzlarından sonuç alamamış ve kent, 872 gün süreyle kuşatma altında kalmıştır.
Kente yönelik topçu bombardımanı 1941 yılının Ağustos ayında başladı ve yoğunluğu, yeni silahların bölgeye getirilmesiyle, 1942 yılı boyunca arttı. 1943 yılı boyunca da bombardıman artarak devam etti.
Buna karşı, Sovyet Baltık Filosu hava unsurları, kuşatma boyunca 100.000 üzerinde çıkış yaparak savunmayı desteklediler. Yine kuşatma süresi boyunca Alman topçu ateşleri ve hava bombardımanı, 5.723 sivilin ölümüne ve 20.507 sivilin de yaralanmasına yol açmıştır.

İkmal hattının güvenliği
Kızıl Ordu için Leningrad'ı kaptırmamak yaşamsal önemdeydi. Bunun için de kentteki yaşam ve savunma açısından çok önemli olan ikmal malzemesi gelişini sağlamak gerekmektedir. Bu ikmal malzemesinin kente akışı, büyük ölçüde dışarıyla olan ulaşım hattının güvenliğine bağlı idi. Bu ulaşım hattı, Ladoga Gölü'nün güney kesimi olmuştur. Kış aylarına göl yüzeyi donduğunda kara taşıtlarıyla, sıcak ve ılık aylarda ise deniz ulaşım araçlarıyla ikmal sağlanmaya çalışılmıştır. Hattın güvenliği, Ladoga Filosu, Leningrad PVO Kolordusu ve güvenlik birimleri tarafından sağlanmıştır. Bu ikmal hattı aynı zamanda kentten sivillerin tahliyesinde de kullanıldı. Bunun nedeni, savaşın ilk kışının kaosunda herhangi bir tahliye planının mevcut olmamasıydı. Kuşatmanın tamamlanmasından, Ladoga Gölü'nün ulaşıma elverişli bir donma düzeyine geldiği 20 Kasım 1941 tarihine kadar kent, tam anlamıyla açlıktan kırılmıştır.
Bu ikmal hattına, doğal olarak Yaşam Yolu adı verildi. Ve oldukça tehlikeli bir yoldur. Araçlar için kara saplanma ya da Alman bombardımanıyla buzun kırılma riski vardır. Bu yolu kullanmanın, özellikle kış aylarında yüksek bir bedeli olmuştur. Bu nedenle kentin bu tek ikmal ve tahliye yolu, "Ölüm Yolu" olarak anılmaya başlandı. Ancak bu can damarı, kente en önemlisi gıda maddelerinin gelişini ve sivillerin tahliyesini sağlayarak direnişin sürdürebilmesine de olanak vermiştir.

Kuşatmaya karşı Sovyet girişimleri

Sinyavin Harekâtı
Kızıl Ordu, 1942 yılı sonbaharı başlarında kuşatmayı kırma amaçlı bir operasyona girişmiştir. Operasyona, Sinyavin Harekâtı kapalı adı verildi. Aynı sırada Alman tarafı, "Operation Nordlicht" (Kutup ışıkları) kapalı adıyla bir Harekât hazırlığı içindeydi. Sivastopol Kuşatması sonrasında boşa çıkan birlikler, bu Harekâtta kullanılmak üzere bölgeye intikal ettirilmiştir. Çatışmalar başlayana kadar her iki taraf da birbirinin hazırlıklarının ve hesaplarının farkında değildi.
Kızıl Ordu, Sinyavin Harekâtı'na 27 Ağustos 1942'de başladı. Fakat öncesinde Leningrad Cephesi, 19 Ağustos'tan itibaren küçük çaplı bazı taarruzlara girişmişti. Başarılı bir biçimde gelişen Sovyet taarruzu, Alman kuvvetlerinin "Nordlicht" planını uygulamasını engelledi. Alman kuvvetleri, Kızıl Ordu taarruzlarını karşılayabilmek için taarruz planından saparak kullanmak zorunda kaldılar. Sovyet taarruzu, başarıları sınırlı da olsa Tiger tankları ile ilk kez muharebeye tutuşmuş oldu. 2. Hücum Ordusu'na bağlı birliklerin kuşatılıp imha edilmesinden sonra Sovyet taarruzu durdu. Ancak alman Komutanlığı, Leningrad'a yönelik olarak planlanmış taarruzdan vazgeçmek zorunda kaldılar.

Iskra Harekâtı
Sovyet Leningrad ve Volkhov Cephelerinin tüm kadrolarıyla 12 Ocak 1943 sabahı başlattıkları Iskra Harekâtı sonunda Leningrad Kuşatması kırılmıştır. Kızıl Ordu birliklerinin Ladoga Gölü güneyindeki güçlü Alman birlikleriyle girdikleri şiddetli çatışmalar ardından buradaki Alman savunması atılmış ve her iki "cephe"nin birleştiği 10 - 12 km. genişliğindeki bir kara köprüsü oluşturulmuştur. Bu kesimde bir kısım sivil halkın tahliyesine başlandı.

Kuşatmanın kaldırılması
Kuşatma, Sovyet birliklerinin Leningrad-Novgorod Harekâtı ile kentin güney kesimindeki Alman kuvvetlerini geri attığı 27 Ocak 1944 tarihine kadar sürmüştür. Bu harekâta, Leningrad Cephesi ve Volkhov Cephesi kuvvetlerinin yanı sıra 1. ve 2. Baltık Cepheleri de katılmıştır. Baltık Filosu hava unsurlarının % 30'u, harekâtın son evrelerinde savaşa katılmıştır. Fin kuvvetleri ise 1944 yılının yaz aylarında Vyborg Körfezi ve Vuoksi Nehri gerisine atılmıştır.

Kaynak : Wikipedia

25 Ocak 2013 Cuma

Vısotskiy 75 yaşında


Bugünlerde Rusya’da sanat ve kültür yaşamının gündeminde 25 Ocak’ta doğan Vladimir Vısotskiy’nin anılması var.

Rus şarkıcı, şair ve aktör Vladimir Vısotskiy (Высоцкий, Владимир Семёнович) 25 Ocak 1938’de doğmuş, 25 Temmuz 1980’de yaşamını yitirmişti.

Yaşadığı yıllarda Sovyet ülkelerindeki en popüler şarkıcı ve oyunculardan biri olmuştur.


Vladimir Vısotskiy, Sovyetler Birliği’nde ozan ünvanı ile de tanımlanırdı. Ancak o kendisini aktör ve yazar olarak tanıtır, ozan olarak adlandırılmasına alaycı bir tutum takınırdı. Kendisinden sonraki kuşaktaki birçok Rus aktör ve şarkıcı üzerinde hatırı sayılır bir etki yapmıştır. Bir çoğu için başarı ona erişmek, onu aşmak olarak algılanmıştır.


Vısotskiy’nin şarkılarında söz çoğunlukla müziğin önüne geçer. 


Aşağıda onun güzel şarkılarından bir örnek var. Sözlerinin çevirisi şarkılarının hemen hepsini başarıyla çeviren Hüseyin Avni Dağlı’ya ait.




Ну о чем с тобою говорить!..   
 
Ну о чем с тобою говорить!
Всё равно ты порешь ахинею, -
Лучше я пойду к ребятам пить -
У ребят есть мысли поважнее.
 
У ребят серьезный разговор -
Например, о том, кто пьет сильнее.
У ребят широкий кругозор -
От ларька до нашей бакалеи.
 
Разговор у нас и прям и груб -
Все проблемы мы решаем глоткой:
Где достать недостающий рупь
И кому потом бежать за водкой.
 
...Ты даешь мне утром хлебный квас -
Ну что тебе придумать в оправданье!
Интеллекты разные у нас, -
Повышай свое образованье!

Seninle ne konuşayım!.. 
 
İyi de seninle ne konuşayım!
Hiç farketmez, yine saçmalarsın
İyisi mi, bizim çocuklara gideyim içmeye
Bizim çocuklarda akıl da var fikir de.
 
Bizim çocuklar ciddi şeyler konuşur
Mesela kim daha iyi içer
Bizim çocukların dünya görüşü de geniştir
Pazardaki sergiden, bizim bakkala kadar
 
Direkt söyleriz biz kaba da olsa uzatmadan
Tüm sorunları yudumlayarak çözeriz:
Çıkışmayan bir rubleyi bulmanın yolunu
Ve votka alma sırasının kimde olduğunu
 
Senin bana sabahları verdiğin kuru ekmek
Savunulacak neyin var ki
Entellektüel düzeyimiz farklı bizim
Geliştirmelisin kendini! 

21 Ocak 2013 Pazartesi

Tolstoy’un anavatanı Rusya’da Anna Karenina’nın yeni versiyonu beğenilmedi


Klasik Rus romanlarının en ünlülerinden, Leo Tolstoy’un eseri Anna Karenina’nın yeni sinema uyarlaması Rusya’da hararetli tartışmalara sebep oldu.
Türkiye’de de sinemalarda gösterimde olan, İngiliz aktris Keira Knightley’nin efsanevi karakter Anna Karenina’yi canlandırdığı film ‘klişe, sığ olmakla ve Tolstoy’un yapıtına hakaret etmekle’ suçlandı.

Film, Rusya’da 4.7 milyon dolar hasılat yapmasına rağmen Izvestia gazetesi tarafından “Aşırı biçimde süslenmiş çocuk kitabı” olarak nitelendirildi. Filmde, Bolşevik İhtilali öncesinde Rus aristokrasisine hapsolmuş Anna Karenina’nın yasak aşkı devasa bir tiyatro sahnesinde anlatılıyor.

Kommersant gazetesi ve Afisha dergisi görkemli prodüksiyonun Anna Karenina karakterini ezdiği yorumunda birleşirken Kommersant, Wright’ın yenilikçi tarzını yerden yere vurarak “İki saat süren absürdlük. Komedi olarak seyrederseniz o kadar kötü değil” dedi. Knightley de Karenina’yi canlandirmak icin ‘çok kemikli’ bulundu.

Anna Karenina daha önce 12 kez filme çekilmiş: Greta Garbo (1935), Vivien Leigh (1948) en meşhurları... Listede bir tane –sonu mutlu biten- Amerikan sessiz filmi  ile Nahr al-Hob adında bir Mısır uyarlaması bile  bulunuyor.

Senaryoyu yazan Tom Stoppart’ın en çok izlediği ve etkilendiği  yapım ise BBC’nin on bölümlük (toplam 6 saat) TV dizisiymiş. 

Anna Karenina’nın 1967 Sovyet yapımı versiyonu da halen popüler.

On binlerce Rus epifani yortusu için buzlu suya daldı


Rusya'da ve jülyen takvimi kullanan diğer doğu kiliselerinde 18 Ocak günü, epifani yortusu için insanlar buz gibi havaya aldırış etmeden haç biçiminde yapılmış havuzlara girerek kutlama yaptılar.

Hz. İsa’nın Ürdün Nehri’nde Hz. Yahya tarafından vaftiz edilmesi anısına Rusya, Ukrayna, Belarus ve Sırbistan'da yapılan kutlamalarda onbinlerce Ortodoks Hristiyan, günahlarından temizlenecekleri inancıyla dondurucu soğuğa aldırış etmeden buzlu suda günah çıkardı.

Ortodoks inancına göre, bu günde su kutsal hale gelerek hastalıkları tedavi ediyor ve günahlardan arındırıyor. 
 Kutlamalar için Rusya genelinde donan nehir ve göllerde özel delikler açılıyor.
Rusya’nın başkenti Moskova’da 165 bin kişi Rusya Ortodoks Kilisesi’nin kontrolünde açılan buz havuzlara dalarak günahlarından temizlendi. Geçen yıl törenlere 120 bin kişi katılmıştı.
Rusya Acil Durum Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada eksi 15 derecede gerçekleşen törenler için 100’ün üzerinde sağlık ekibinin görev yaptığını belirtti. 

20 Ocak 2013 Pazar

Lenin Tepeleri


Moskova’da en fazla görülmesi gereken yerlerden biri de kuşkusuz Lenin Tepeleri, bugünkü adıyla Serçe Tepeleri’dir.

Serçe Tepeleri (Воробьёвы горы), Moskova Nehri'nin sağ kıyısında, Moskova'nın en güzel göründüğü, en yüksek noktalarından biridir.  Nehirden 60-70 m yüksekliktedir ve 220 m. rakıma sahiptir.
Tepelerin 1935 - 1999 yılları arasındaki adı Lenin Tepeleri'ydi (Ленинские горы).

Serçe Tepeleri'nden aşağıya baktığınızda nehrin karşı yakasında Lujnizki Stadyumunu görürsünüz.

1980 Yaz Olimpiyatları'nın açılış ve kapanış törenlerinin yapıldığı Lujnizki Stadyumu (Eski adı Lenin Stadyumu) Moskova Nehri Boyunca sağ tarafta bulunur. Onun yanında, Naryşkin stili mimarisiyle dikkat çeken kulelere sahip Novodeviçiy Kadınlar Manastırı bulunur. Novodeviçiy Manastırı Mezarlığı, Nazım Hikmet'in mezarının bulunduğu yerdir.
Lujnetski Metro Köprüsü bölgeye çok uzak değildir. Köprü Komsomolski Bulvarı ile Vernadski Bulvarı'nı birbirine bağlar. Köprü, üzerinden taşıtların ve metronun gidebildiği iki ayrı hatta sahiptir.

Stalin Binalarının en yükseği olan Moskova Devlet Üniversitesi ve bir kilise de bu tepeler üzerinde bulunmaktadır.

Moskova Devlet Üniversitesi(MGU)’nin bahçeleri olarak da bilinen Serçe Tepeleri doğal güzelliğinin yanında harika bir de panaromik görüntüye sahiptir. Moskovalılar kadar turistlerin de beğeniyle gezdiği parkın Üniversite tarafından gece manzarası özellikle görülmeye değerdir.

Parka gün batımına doğru giderseniz teleferiğe binmeyi ihmal etmeyiniz. Günbatımının gece mavisi ve kırmızıyla buluştuğu o dakikalar en güzel teleferikteyken karşınıza çıkar.

Oldukça ağaçlık olan bölgede sonbaharda mükemmel bir görüntü oluşur. Sanki bir ressamın tablosundan fırlamış gibi, sanki her bir yaprak o ressamın fırça darbesiymiş gibi.

Bu tabloya dahil olmak için Vorobryovy Gory (Воробьёвы горы)  Metrosundan çıkmanız yeterli…

Aşağıdaki videodan Serçe Tepeleri'nde gerçekleştirilen bir Flash Mob preformansını izleyin; keyif alın.




18 Ocak 2013 Cuma

Konstantin Stanislavskiy 150 yaşında


Stanislavskiy sistemi;..Sahne ustalığının alfabesiDünyadaki yönetmen ve oyuncuların büyük bir çoğunluğunun çalışmalarına esas aldıkları kurallar külliyatı…

Bu sistem, geçtiğimiz yüzyılda oluşturuldu; ancak halen güncelliğini koruyor.

Bu sistemi hatırlamak için 17 Ocak doğru bir tarih; zira bundan tam 150 yıl önce, bugün adı geçen sistemi yaratan, büyük Rus oyuncusu ve yönetmen Konstantin Stanislavskiy dünyaya gelmişti.

Stanislavskiy oyunculuk sisteminin en detaylı bir şekilde anlatıldığı çalışması ‘Oyuncunun kendisi üzerindeki çalışma’ adındaki kitabıdır. 

Kitap 1938’de basıldı. Stanislavskiy’in bu kitabı 30 yılda yazdığı söylenir, ancak gerçekte bu süre çok daha uzundur. Stanislavskiy daha 19. yy’ın 80’li yıllarında sahnedeki oyun deneyiminden hareketle iki önemli sonuca varmıştır: Sahne sanatının kökten değişmesi gerekiyordu, gerçek, doğruluk ve realizm için o dönem sahnelemede uygulanan klişelerden vazgeçilmesi gerekliydi. İkincisi oyuncu bu doğruluğu hissedebilmek için mesleğinin ‘gramerini’ bilmek zorundaydı…

Bunun ardından Moskova Sanat Tiyatrosu kuruldu. Tiyatronun başına Stanislavskiy, meslektaşı Nemiroviç-Dançenko ile beraber geçti. Artık provalarda o ünlü ‘İnanmıyorum!’ cümlesi duyulmaya başlamıştı. Stanislavskiy sonsuz kere bu cümleyi tekrarlamıştır. Bunu yaparken oyuncuların sahnede ‘yaşamalarını’ sağlamaya çalışıyordu. Onlara şu çağrıda bulunurdu: Bu durumlarda kendinizin olduğunu varsayın, kendi duygularınızı hissedin ve ardından da rolünüz ile bunları birleştirin. Bunların nasıl birleştirileceğiyse artık bir sanattı.

Stanislavskiy bunun üzerinde hemen hemen bütün hayatı boyunca uğraştı ve sonunda bütün dünyaya armağan etti.

“Oyuncunun kendisi üzerindeki çalışma” adlı kitabın tüm dünyada her ay binlerce nüshası satılıyor. ‘Stanislavskiy usulü duyguları yaşama sanatını’ edinmek üzere dünyanın dört bir yanından Rus sömestiri denilen kurslara katılmak için bir çok öğrenci Moskova’daki tiyatro yüksek eğitim kurumlarına geliyor. Rus eğitim uzmanları ise yurt dışında yine aynı ‘sistem’in eğitimini veriyorlar.

Rusya Tiyatrocular Birliği Başkanı,oyuncu Alensandr Kalyagin, “Stanislavskiy’e her yerde değer veriyorlar” diyor. Kalyagin sözlerine şöyle devam ediyor:

“Stanislavskiy’in yaptığı, tabii ki gerçek anlamda bir devrim idi. Dünyadaki ana tiyatro akımlarını belirleyen stüdyolar Sanat tiyatrosundan çıktılar. Bu nedenle de Stanislavskiy’in önünde eğildiler ve eğilecekler de!”

Konstantin Stanislavskiy’in doğumunun 150. yılı şerefine bu yıl tüm dünya tiyatro çevrelerinde bu dahi kişiliğin adı altında ve tabii ki sistemi ile ilgili etkinlikler düzenlenecek!


17 Ocak 2013 Perşembe

Elveda Katya Moskova'da


Türk-Rus aile ilişkilerini iki tarafın bakış açısıyla ele alan “Elveda Katya” Moskova'da 17 Ocak’da vizyona girdi.

İlk Türk-Rus ortak yapımı Elveda Katya filminin Rusya’daki gala gösterimi film oyuncularından Kadir İnanır, Anna Andrusenko, Caner Cindoruk ve Elena Polyanskaya’nın katılımıyla TOBTİM (Arkadia) iş merkezindeki sinema salonunda gerçekleştirildi.

Film sonrası bir açıklama yapan Kadir İnanır da, filmin geniş kitlelere gösterilebilmesi durumunda son derece hızlı gelişmekte olan Türkiye-Rusya ilişkileri ve dostluğuna filmin büyük katkı sağlayacağına inandığını söyledi.

Kadir İnanır, “Çünkü bu yanımda oturan benim kızım; biz ikimizde Karadenizliyiz aslında. O Soçili ben de Fatsalıyım. Yani iki Karadenizli insan olarak bütün dünya insanlarına sevginin saygının, insan olmanın ne olduğunu anlatmaya çalıştık. İlişkiler boyunca film, özellikle bizim buradaki Türk misyonu tarafından Ruslara daha sonraki video ve CD döneminde aktarılarak istediği yere kavuşacaktır. Giderek daha güçlenerek ilgi ile karşılanacaktır. Biz görevimizi yaptığımızı zannediyorum.” dedi.